Ulusal Politikada Çılgınlığın Son Sınırı

Son yıllarda ulusal politik yaşamımızda görülen bazı olaylar Guiness Rekorlar Kitabı'na girecek niteliktedir. Ne yaptığını bilmez bazı şaşkınların Rusya Anayasası'na Adığey'i ayrı bir ulusal cumhuriyet olarak yazdırmış olmaları bu enteresan kitabın bir sayfasında yeralmalarına yetecek gibidir. Çünkü bu ülkede yaşayan Adığelerin genel nüfusa oranları sadece %22'dir. Adığelerin ulusal devlet olmalarıyla da bu ülkede yaşayan Rusların durumu ciddiyet kazanmıştır. +''+ Adığe Özerk Bölgesi'nin Cumhuriyet olması Sovyetler Birliği'nin dağıldığı 1991 yılının sonbaharına rastlamaktadır. O günlerde Komünist Partisi'nin ülke sekreteri olan Aslan Carım'ın bu işın gerçekleşmesinde büyük çabası görülmektedir. Rusya'nın kendini zorlukla yönettiği ve bu tür girişimlerin sonunun nereye varacağını hesaplayamadığı bu dönemi fırsat bilen Carım, ulusal cumhuriyeti kurma işine girişmiştir. Ancak anlayamadığım şey, devlet adamlarımızın 1993 yılında bu girişimi nasıl uygun bulup yasal dayanak sağlamış olmalarıdır. Rusya Devlet Başkanı ile Başbakanı'nın sezileri ve devlet adamı nitelikleri neredeydi acaba o günlerde? Azıcık politikadan anlayan ve Kafkasya hakkında bir nebze bilgisi olan birinin bu girişimin sonunun nereye varabileceğini kestirmesi hiç de zor olmazdı sanırım. Adığey'de hiç Adığe bulunmayan ilçeler vardır. Maykop ve Ceç rayonları ile Maykop kenti bunlardandır. Bu yerler zamanında ulusal yapıları hiç dikkate alınmadan salt ekonomik nedenlerle Adığey'e dahil edilmişti. Ülke bir Adığe devletine dönüştürülünce nüfusun %90'ı Rus olan bu bölgelerin insanları bu girişıme karşı çıkmış ve Krasnodar Eyaleti'nde kalmak istediklerini beyan etmişlerdi. Kafkasya'nın bir bölgesinde daha barış ve huzurun bozulma tehlikesi başgöstermişti. Ancak doğrusunu söylemek gerekirse, Rusların bu hoşnutsuzluklarının boyutlarinın büyük ölçülere ulaşması da Aslan Carım'ın çabaları sayesinde önlenmişti. Carım, Dudayev gibi bağımsızlık bayrağı açmamıştı. O yavaş yavaş, ama sağlam adımlarla altı yıldır hedefine doğru ilerlemektedir. "Uysal kuzu iki koyundan beslenir", derler. Bu söz Carım için söylenmiş gibidir. O ülkesinde Adığelerin nüfuslarını arttırıp Rusların pastadan alacakları payı azaltmak şeklinde uyguladığı ulusal ayırımcılık politikası için Rusya bütçesinden para almaktadır. Zira Adığey'in ulusal armasındaki sofranın ayaklarının dibinde kendine yer bulabilen "RF" harflerinin anlamı Adığey'in Rusya'nın bir parçası olduğunun sembolü olmayıp, sadece Adığey'in Rusya bütçesinden para almasının bir yoludur. Adığey'in ayrı bir cumhuriyet olması için referandum yapılmamıştır. Bu nedenle de bugünkü Adığey Cumhuriyeti tüm ülke halkının ortak bir devleti olmayıp sadece bir "Adığe diktatörlüğü"dür. Tek amacı da devletin isminden olmayan halkların, yani Rusların, haklarını kısmaktır. Bu güne kadar bir referandum yasasının çıkmamış olması da tesadüfü değildir. Zira tüm Adığeler ve onların yöneticileri böyle bir yasanın çıkmasının cumhuriyetin sonu olacağını da gayet iyi bilmektedirler. Çünkü bu ülkede çoğunluk olan Ruslar, Rusya ile aralarına bir sınır koymayı asla istememektedirler. Açık olan şey şu ki, Adığey yöneticileri iktidarlarının kısa sürede sona ermemesi için ülkede çoğunluk olan Rusların azaltılması çarelerini arayacaklardır. İdeologlar her ne kadar dostluğun, kardeşliğin ve çok uluslu devletin tatlı şarkılarını mırıldanıyorlarsa da, azınlık halkların yönetimindeki bu tür cumhuriyetlerde Rus halkın durumu hiç de ic açıcı değildir. Adığey'de ulusal ayrımcılığın, halklar arası düşmanlığın ve ırkçılığın yasal temelleri hazırlanmıştır. Adığey Anayasası'nın 15. maddesi, Adığe olmayanların haklarını azaltmak suretiyle Rusya Anayasası'na ve kanunlarına aykırı hükümler içermektedir. Ülkede yaşayan halklar anayasa ile iki kategoriye ayrılmışlardır. Birinci kategoride "kendi kendini yöneten Adığe halkı" vardır. İkinci kategoridekiler ise isim verilmeyerek "tarihi nedenlerle bir araya toplanmış insan topluluğu" olarak nitelendirilmiştir. Göçmenlerle ilgili yasada, çeşitli ülkelerde yaşayan Adığelerin hakları, Adığeyde doğup başka ülkelerde yaşamakta olan Rusların haklarından daha üstün tutulmuştur. Hazırlan Dönüş Yasaşı'na göre ise Türkiye, Suriye ve Ürdün'de yaşayan Adığeler serbestçe Adığeye yerleşebileceklerdir. Yasa ile onlara diğer halkların mensuplarına tanınmayan ayrıcalıklar verilmiştir. ["Dönüş Yasası"nın tam metni Nart'ın ikinci sayısında yayınlanmıştır.] Parlamenterlerin seçimi ile ilgili yasada bir Adığenin oyu diğer halklardan olan üç kişınin oyu ile eşit tutulmuştur. Parlamentoda Adığe milletvekillerinin fazla oluşü nedeniyle ulusal ayrımcılığı içeren yasalar hızla geçmektedir. Cumhurbaşkanının seçimi ile ilgili yasaya göre Adığece bilmeyenler Cumhurbaşkanı seçilemeyeceklerdir. Bunun anlamı Adığe olmayanların ebediyyen başkan seçilemeyecekleridir. Bu yıl Adığey'de yapılan başkanlık seçimleri bir yerel demokrasi örneği olup, bir benzerini sadece Çeçenistan'da görmek mümkündür. Başkanlık için tek Rus aday Vladimir Lednev, Rusya Yüksek Mahkemesi'nin de kararına rağmen Adığey Merkez Seçim Komisyonu'nca seçime sokulmamıştır. Seçimler bu şekilde bir tek Rus aday dahi olmaksızın yapılmıştır. Adığey Parlamentosu'nda V.Lednev'in adaylığını destekleyen gurubun lideri olan milletvekili Natalya Kovalova'ya tereddütsüzce ve utanmasızca "Rusların aday olamayacakları" söylenmiştir. Söylendiği gibi de olmuş, "ıç savaş istemiyorsanız Carım'ı seçersiniz" gibi sloganlarla insanlar korkutularak Carım seçtirilmiştir. Hiç şüphe yok ki bu seçimlerin sonucu yasal değildir. Ülkedeki ulusal politika nedeniyle de başka bir sonucun elde edilmesi mümkün değildir. Hal böyle iken Rusya Yüksek Seçim Komitesi seçimleri geçerli sayarak Adığey'e kendi devletini kurmasında bir adım daha arttırmıştır. Bugün için Adığey yöneticilerinin belli başlı amaçları şünlardır. 1. Cumhuriyetin kendi hükümetini oluşturmak. 2. Krasnodar Eyaleti ile aralarında sınır değişıkliği yaparak Adığey'i Abhazya, Karaçay Çerkes ve Khabardey Balkar ile birleştirmek. 3. Nüfusları, genel nüfusun %6'sını geçmeyen Kıyıboyu Şapsığlarına özerklik verilmesini sağlamak. 4. Kafkas Savaşları'nın dağlılara getirdiği felaketi kan davası haline getiren Dağlı Halklar Konfederasyonu gibi örgütleri desteklemek. Adığey'in amacı komşu Krasnodar Eyaleti'nden toprak koparıp sonra Rusya'dan ayrı bağımsız bir devlet olmaktır. Hal böyle olunca bu ülkede yaşayan Rusların geleceğini tahmin etmek hiç de zor değildir. Bugün ülke yöneticilerinin %70'e Adığedir. Bunlarla görünmez gizli bağları olanları da hesaba katarsak bu oran %100'lere ulaşmaktadır. En kötüsü ise özelleştirmenin yapılış şeklidir. Bu uygulama ile Rus halkının emeği ile kurulmuş olan fabrikalar ve işletmeler Adığe yöneticilerin ve onların yakınlarının özel mülkü haline getirilmiştir. İlgin olan, Rus rayonlarında bile Ruslar Adığelerin uşağı haline getirilmiştir. Cumhuriyette Federal bütçenin desteği ile yaşayan iki yüksek öğrenim kurumunda da Rusların sayısı gittikçe azalmaktadır. İleride bu kurumlar Cumhuriyet bütçesi ile yaşar hale geldiklerinde hiç Rus öğrenci barındırmayacakları da aşikardır. Rus öğrenciler artık ülkeyi terketmeye başlamışlardır. Bunun sonucunda Adığelerin nüfusları %50'yi aştığında, referandum yasası da çıkarılıp, ülke Rusya'dan ayrılacaktır. Anayasa hazırlanırken Yeltsin'in yapmak istediği şey de buydu herhalde; eğer buysa Başkan'ın isteği olmuştur. Kafkasya'da yaşayan Ruslar dağlıların eline tutsak verilmiştir. Açıktır ki bu durum Rusya'nın dağılması ile sonuçlanacaktır. Küçük cumhuriyetleirn, nüfusları üçtebir oranını bile geçmeyen üstün halklarının kendi devletlerini kurmaları halinde diğerleri ne yapacaktır? Rusya neyi beklemektedir? Anlaşılamayan ise Rusya yöneticilerinin olup bitenleri bilerek mi hazırladıkları, yoksa Rusya'nin dağılma döneminde akıllarını mı yitirdikleridir. Her neyse yürürlükteki bu politika ile Kafkasya'da Ruslara uzun süre yaşam hakkı kalmayacaktır.Sergey PletnevMegapolis Kontinent dergisi, 1997, no.14+''+Sergey Pletnev

Adığecenin Devlet Dili Olmasi için . . .

Adığey Cumhuriyeti Anayasası'nın 5. Maddesi gereği ''Rusça ve Adığece, Adığey Cumhuriyetinin eşit haklara sahip devlet dilleridir'' demektedir. Ama bu sadece eşitliği belirten bir cümle olarak kalmaktadır. Adığece'yi Rusça ile birlikte devlet dili olarak kullanmaya kalkışınca Rusça Adığece'ye egemen olacaktır. Bunun sebebi Adığece'nin fakir, gelişmemiş bir dil olması değildir. Zira edebiyat, politika, din sanat ve başka konular üzerine yazılmış birçok eser Adığece'ye çevrilmiştir. Bununla birlikte Adığece günümüzde, devlet dili olarak kullanılacak imkanlara sahip değildir. +''+ Ülkemizde bu güne kadar devlet yönetimi, politika, ekonomi, teknoloji, dünya kültürü, uzay, tarım ve başka konulardaki terimler Rusça olarak kullanılmıştır. Adığelerde bu kelimeleri, kendi dillerinde söyleyebilecek olsalar da Rusça kullanmaya alışmışlardır. Zamanında Cumhurbaşkanımız ve Parlamentoda bu gerçeği görerek Adığece'nin üç-beş yıl içinde ancak devlet dili haline getirilebileceğini düşünmüşlerdir. Adığe Cumhuriyeti Parlamentosu'nun 31 Mart 1994 tarihinde aldığı "Adığey Cumhuriyeti 'nde yaşayan halkların dillerine dair" kararına göre Adığece'nin yaşama geçirilmesi için şu aşamalardan geçmesi gerekliydi:1 Ocak 1998 tarihinden itibaren Adığey Cumhuriyeti'nde yapılacak olan toplantılar, oturumlar ve konferanslar simültane tercüme yöntemiyle her iki dilde de yapılacak, Adığey Cumhuriyeti vatandaşlarına dair tüm belgeler her iki dilde de yazılacak, 1 Ocak 2003 tarihinden itibaren Adığey Cumhuriyeti'nin devlet dilleri devlet dairelerinde, iş yerlerinde, tüm kurum ve kuruluşlarda kullanılabilecekti. Ancak zaman çabuk geçmiştir. Bu yıl artık yapılacak tüm toplantıların her iki dilde de olabilmesi için simültane tercüme imkanlarının sağlanması ve vatandaşları ilgilendiren resmi belgelerin iki dilde de yazılması gerekirdi. Bu koşulların yerine getirilebilmesi için 1998 yılına gelmeden yapılması gereken hazırlıklar yapılmamıştır. Dolayısıyla kanunun bu hükmü uygulanamaz haldedir. Bu yolda gidersek 2003 yılında yapılması gerekenler de bugünkü gibi yerine getirilemeyecektir. Anayasa ve kanunular çıkarmakla işlerin yapılmış olmayacağı da ortaya çıkmıştır. Hangi dil olursa olsun onu devlet dili haline getirmek hedefleniyorsa sosyal, ekonomik ve politik ve diğer tüm yönleri kapsayan programların önceden hazırlanıp uygulanması gerekmektedir. Her türlü iş ciddi bir devlet yaklaşımı gerektirir, yoksa işleri zamana bırakıp beklemekle olmaz. Ulusun dilini devlet dili haline getirmek kolay bir iş değildir, kendiliğinden oluşması da mümkün değildir. Devlet dili olarak Rusça'ya alışmışken, resmi belgeleri Adığece yazmaya kalkışınca veya devlet işlerini Adığece anlatmaya başlayınca işin zorluğu ortaya çıkmaktadır. Dilin devlet dili yapılması için yapılması gerekenler oldukça fazladır. Öncelikle edebiyat dili güçlendirilmeli, dilde olmayan devlet yönetimiyle ilgili terimler kazandırılmalı ve bunlar halk diline kabul ettirilmelidir. Bu işleri yerine getirecek bilim adamı ve görevliler belirlenmeli, gerekli ödenek bütçeden ayrılmalıdır. Günümüzde hiçbir sorunu parasız çözmek mümkün değildir. Her şeyi oluruna bırakarak çözüm beklemek anlamsızdır. Adığece'nin Rusça ile birlikte devlet dili olmasına dair madde anayasaya konduktan sonra Adığece'nin güçlendirilmesi ve devlet dili haline getirilmesi için bugüne kadar ne yaptık? Bu soruya verilebilecek cevapların belli başlısı bu konu üzerinde çokça konuşulmuş olmasıdır. Yani "laf çok ama iş yok " diyebiliriz. Gerçi Adığey Cumhurbaşkanının nezninde kurulan dil ile ilgili komisyonda bu konular defalarca görüşülmüş, mevcut imkanlardan nasıl yaralanılacağı tartışılmış, yaşamın çeşitli dallarında kullanılacak terimlerin bulunması için bilim adamlarına görevler verilmiştir. Ama iş paraya gelince her yol tıkanarak bugüne kadar gelinmiştir. Okullarımız için gerekli olan yardımcı kitaplar bile para yokluğu nedeniyle basılmadan beklemektedir. Tüm bunlar Adığece'yi devlet dili yapabilmek için paraya ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Bu gerçek, yasayı çıkaranlarca yeterince göz önüne alınmamıştır. Genç Cumhuriyetin yardıma ihtiyacı varsa da yardımcı olacak kimse yoktur. Gereksiz şeylere bütçeden pay ayrıldığından gerekli şeylere para yetmemektedir. Durum böyle olunca çok ihtiyacımız olan dil, Adığece gelenek, tarih ve kültür gibi konular da savsaklanmaktadır. Bu konulara gerekli önem verilip para esirgenmemesi gerekmektedir. Tüm bunlarla birlikte yerleşik Adığe edebiyat diline de dikkat etmemiz gerekiyor. Edebiyat dilinin kuralları toplantılarımızda ve okullarımızda korunmalıdır. Çünkü devlet dili olacak olan diyalektler değil edebiyat dilidir. Bu yönden bakılacak olursa "Adığe Mak" gazetesinin daha oturmuş olduğunu görmekteyiz. Adığe radyo ve televizyonunun kullandığı dil karmadır. Edebiyat dili, diyalektler, Rusça ve başka dillerden kelimeler bir arada kullanılmaktadır. Sıradan insanların konuşmalarında yaptıkları hataları önemsemiyorum. Önemli olan Adığey Cumhuriyeti'nde ve dünyada tanınmış, eğitilmiş kişilerin yaptıkları hatalardır. Radyo ve televizyonda yayın yapan spiker, artist ve redaktörlerin dilleri de edebiyat dilinden oldukça uzaktır. Adığece yazılan eserlerin çoğalmış olmasına rağmen parasızlık nedeniyle basılmadan bekliyor olmaları da bir handikaptır. Okullarda Adığece'nin durumu bir miktar ilerleme kaydetmişse de ders saatlerinin azlığı öğretmenlerin sık sık şikayet ettiği bir konudur. Çocuklarla ilgili "Joğobın" dergisi çıkarıyorsa da radyo ve televizyon uzun zamandır çocukların varlığını unutmuşçasına programlarında çocuk öykülerine yer vermemektedirler. Çocuklukta öğrenilmeyen edebiyat dilini sonradan edinmek güçleşecektir. Adığece'yi devlet dili yapmak istiyorsak bunu iyice bilmemiz gerekmektedir. Bugün devlet hizmetlerini yürütenlerin görevleri sona erince onların yerini alacak olanlar küçüklerdir. Günümüzde çeşitli bilim dallarında hizmet veren birçok asistan, doktor ve akademisyenimiz vardır, bundan gurur duymamız gerekmektedir. Dil konusunda yaralanmamız gereken kişiler de bu kesim içinden olmalıdır. Örneğin Adığece söz konusu olduğunda bu dili bilen herkes sanki dil bilimciymiş gibi sözü kimseye kaptırmamaktadır. Çeşitli Adığe diyalektleriyle ilgili sorunlar da bunlar arasındadır. Bu sorun da devlet dili ile ilgili olduğu için burada üzerinde durmayı uygun buluyorum. Hepimiz biliyoruz ki Abzah, Bjeduğ, Besleney, Kabardey, Çemguy, Şapsığ hepsi Adığedir. Tüm bu boylar kendilerini Adığe olarak tanıtırlar, doğru olan da budur. Ulusun içindeki bölgesel farklılıkları kabul etmek istemeyenlerin, bu farklı parçacıkların bütüne temel oluşturduklarını anladıklarını sanmıyorum. Ağaç bir bütün olarak ağaç olarak adlandırılmaktadır. Ancak ağacın kökü, tepesi ve dalları vardır. Ulus da buna benzer. Ona temel ve kaynak olan unsurları yok sayarsanız ağaç solar, kurur ve yok olur. Bu tür davranışlar doğal gelişime aykırıdır. Tabi ki bu farklı grupların gelenek, görenek ve dilleriyle de anlaşabilmeleri gerekmektedir. Geleneklerdeki ufak tefek ayrılıklar anlaşmayı engellemiyorsa da dildeki farklılıklar anlaşmayı güçleştirmektedir. Aynı ulustan insanların anlaşabilmesi, ortak bir dille aynı eğitimden geçebilmeleri ve bu dilin devlet dili haline gelebilmesi için bu ulusun diyalektlerinin arasından seçilmiş, ortak kabul gören bir dilin belirlenmesi gerekmektedir. Bugün için Adığelerin iki edebiyat dilleri vardır. Bunlar Adığe edebiyat dili ve Kabardey- Şences edebiyat dilleridir. Bilim adamlarınca saptanmış ve belli esaslar üzerine oturmuş olan bu edebiyat dilleri eğitim kurumlarında kullanılmaktadırlar. Eğitim görmüş kişilerin konuştukları diller de bunlardır ve devlet dilleri de bunlardan oluşacaktır. Bu bilgiler ışığında Adığe edebiyat dilinin herkes tarafından kurallarına uygun ve düzgün bir şekilde kullanıldığını söylemek çok zor. Gerçi her Adığece bilenin edebiyat dilinde konuşmasını beklemek bugün için doğru değildir, çünkü bu konuda herkesin aldığı eğitim farklıdır. Ama bilim adamı, bakan, gazeteci, yazar, spiker, artist durumunda olan kişilerin edebiyat dilini doğru kullanmamaları bu dilin gelişmesine zarar vermektedir. Anayasanın 24. Maddesi "Herkes kendi anadilini kullanma, eğitimde ve sanatta istediği dili seçme hakkına sahiptir" der. Burada söylenmek istenen bireyin istediği dili seçme özgürlüğüdür. Ama bundan devlet işlerinin yazılı olan diyalektle yürütülmesi gerektiği anlamı çıkarılmamalıdır. Devlet diliyle resmi bir konuşma yapılırken ( ister Rusça ister Adığece olsun ) veya yazılı belgelerde düzgün bir edebiyat dili kullanılmalıdır. Adığecemizi edebiyat dili yapmak istiyorsak bunu mevcut edebiyat dilimizi temel alarak gerçekleştirebiliriz. Aydınlarımız edebiyat dilini iyi bilmeli, kurallarını bozmamalı ve toplum karşısında bu dili sıkça kullanmalıdırlar. Adığece'nin devlet dili olması için bilim adamlarına gerekli olan parayı da devlet mutlaka temin etmelidir. Unutmamalıyız ki Adığey Cumhuriyeti'ni yaşatacak olan Adığecedir ve bu dille yoğrulmuş Adığe halkıdır. [Filoloji Bilimleri Doktoru Gış Nuh aynı zamanda Adığey Cumhuriyeti Bilim Emektarı ünvanı almış olup, Adığey Cumhurbaşkanı nezdinde kurulmuş olan kurulun da üyesidir. Bu yazı Ç.İbrahim tarafından Adığece'den Türkçe'ye çevrilmiştir.]+''+Ğış Nuh

Eski Meyvalıklar Canlanacak mı?

Asırlardan beri Adığe halkının gurur kaynağı olan meyva bahçelerinin yeniden canlandırılması işine cumhuriyetimizde başlandığı haberi gazetemizde yer almıştı. Bu girişim Adığey Teknoloji Enstitüsü Ekoloji Fakültesi ile UNESCO'nun Adığey'deki merkezinin öncülüğünde gerçekleştirilmiştir. Konunun önemini yeterince kavrayabilmek için önce tarihe bir göz atmamız gerekir. +''+ Kuzey Batı Kafkasya ve Karadeniz kıyısında yaşayan Adığeler meyva ağaçlarının yetiştirilmesine büyük önem veriyorlardı. Onların yetiştirdiği meyvalıklar tarihe ve edebiyata "Eski Çerkes meyva bahçeleri" diye geçmişti. Tarihçi ve bilim adamlarının belirlemelerine göre Kafkasya'da meyvacılığın tarihi üç bin yıl gerilere uzanıyor. Ancak Adığeler bu konuyla ilgili bilgi ve deneyimlerini yazıya dökme imkanı bulamadılar. Halkın yazıya sahip olmayışı nedeniyle büyük öneme sahip meyvacılıkla ilgili bilgiler gelecek kuşaklara aktarılamamıştır. Dış ülkelerden gelen aydın kişiler de daha çok ticaret ve politika gibi şeylerle uğraşmaktaydılar. Eski Adığe meyvacılığını ilk araştıran ve yazan tarımcı N. Thağuşe olmuştur. Ondan önce Kafkasya'ya gelmiş olan gezgin ve bilim adamları da Adığelerin büyük ölçülerde meyvalıkları olduğunu notlarında belirtmişlerdir. İngiliz bilim adamı James Bell şöyle demektedir: "İyi cins üzümler ve güzel meyva ağaçları ile çevrilmiş olan güzel bir mevkide oturan büyük bir köye ulaştık." Yine tanınmış bilimadamı A. Schmidt'in belirttiğine göre kıyıda oturan halkların meyva yetiştiriciliğine başlamalarının tarihi yazıya sahip olmalarından daha öncedir. Bu nedenle de onların yetiştirdiği kimi ağaç cinsleri ile edindikleri deneyimler başka ülkelere de ulaşmıştır. 20.yy başlarına kadar Kafkasya'da ve özellikle Kıyıboyu'nda bahçeler büyük yer tutmaktaydı. Meyva yetiştiriciliği ile uğraşanlar daha çok yüksek yerlerde yaşayanlardı. N. Thağuşe eski Adığe meyvalıkları üzerine eserinde şöyle demektedir: "Yüksek dağlık kesimlerdeki Adığey yerleşim yerlerinde işlenebilir durumda olup işlenmemiş olan bir karış toprağa dahi rastlamadık. Üzüm ve meyva yetiştiriciliği halkın en belli başlı özelliklerinden biriydi. Bu işe büyük önem veriyorlardı. Ağaçları diken kişiler bunun meyvasını görmeyecek olsalar bile bu ağaçtan yararlanacak olan insanlar tarafından saygıyla anılacaklarını biliyorlardı. Bu yüzden evlerinin önlerine, yol boylarına, çeşme yanlarına ağaçlar dikiyorlardı" . Adığeler tabiat ile ilgili yazılı bilgi kaynaklarına ulaşamıyorlar ise de kendi yaşadıkları ülkenin doğasını ve toprağını iyi tanıyorlardı ve onda yetişecek olan ağaç cinslerini de asırlar boyunca deneyimleri ile belirlemişlerdi. Eski Adığey meyvalıklarına ait ağaçlara bugün kıyıdan 3-5 km içerilerde rastlanmaktadır. Yüksek kesimlerde ise kıyıdan uzaklık 10-30 km arasındadır. Bunun da bir bilimsel açıklaması vardır. Zira denizin üzerinden kalkan bulutlar, ağaçlar için zararlıydı. Genellikle çiçek zamanı ağaçlar bu bulutlardan önemli zararlar görmekte idi. Eski Adığe Meyvalıklarından bugüne ulaşan ağaçlar daha çok elma, armut, erik, ayva, fındık, ceviz, incir ve hurmadır. Eski Çerkes Meyvalıkları üzerine çalışan bilim adamlarının belirlemelerine göre Adığe'ler ağaç cinsinin seçimi konusunda büyük deneyim sahibi idiler. Bu sayede onlar Temmuz ayından Aralık ayına kadar ağaçlardan meyva alabiliyorlardı. En son olarak topladıkları meyvaları ise bir sonraki yılın meyva zamanına kadar saklayabiliyorlardı. Bu meyvalıklarda 100-150 yıl yaşı olan elmalar ile 150-180 yıl yaşı olan armut ağaçları bulunuyordu. Enteresan olanı ise bu ağaçların bugün de hala canlı ve üretken olmalarıdır. N. Thağuşe bunun nedenini Adığeleri kendi tarlalarında yetiştirdikleri iyi cins ağaçlardan ormandaki ağaçlara aşı yapmalarına bağlamaktadır. Bir ağaçtan alınan çubuğun (anacın) başka bir ağaç üzerinde üretilmesinin o ağacın ömrünü uzattığını tecrübe ile öğrenmişlerdi. Bu tür yapılmış olan aşıların izlerine günümüzdeki yaşlı ağaçlarda rastlanmaktadır. Ormanda kendi başına yetişen ağaç aşı ile çeşitli hastalıklardan korunuyor ve doğanın çeşitli fena etkilerine karşı korunmak için daha dirençli hale geliyordu. Rus Kafkas Savaşları esnasında halkımız bu önemli uygarlığını koruma imkanını kaybetti. Çar ordularının geçtiği bölgelerdeki meyvalıklar büyük zarar görüyorlardı. 1864'ten sonra Adığelerin büyük çoğunluğu Türkiye'ye sürgün edildi. Kalanları ise Kıyıboyu'nda ve Adığey'de idiler. Adığe halkının yaşadığı bölgeler 30-40 yıl boş kaldı. Bu süre içerisinde meyvalıklar bakımsızlıktan orman haline geldi. Bununla da kalınmayarak yönetici kadroların üretimi arttırma adı altında almış oldukları yanlış kararlar sonucunda eski Çerkes meyvalıkları yok oluşa itilmiş, bir çok iyi cins ağaçlar yok edilmiş. Son yıllarda bilim adamları, toplumsal örgütler Maykop Teknoloji Enstitüsü öğrencileri eski Çerkes meyvalıklarından bugüne kalan ağaçları koruma altına almış ve onlardan yeni türler üretilmesi çalışmalarına başlamışlardır. Bu konu ile ilgili olarak bir program düzenlenmiş olup, Bakanlar Kurulu da programın uygulanışı üzerine bir karar almıştır ve üzerine düşen her şeyi yapmaktadır. Programın hazırlanışında emeği geçen ve bugüne kadar konu üzerinde bıkıp usanmadan çalışan Maykop Teknoloji Enstitüsü Ekoloji Fakültesi Dekanı Y.U. Suhoruki'nin açıklamalarına göre, kendileri çalışmalarında eski Adığelerin ağaçlara yaptıkları aşıları temel almaktadırlar. Düzenlenen arama tarama çalışmaları sonucunda bulunan eski ağaçlara yapılacak aşılar geçen yıl hazırlanmıştır. 98 Mart ve Nisan aylarında öğrenciler 600 kadar ağacı aşılamışlardır. Bu ağaçlar genellikle Gozeripl orman bölgesinde yer almaktadır. Bu çalışmaların gelecek nesiller açısından önemini kavrayıp ulusun bu önemli mirasını diriltmek isteyenlerin sayısı her gün artmaktadır. İyi cins meyva ağaçlarından alınan çubuklarla aşılanan bu ağaçlardan gelecek yıllarda önemli faydalar sağlanacaktır. Söz konusu programın uygulanışı uzun zaman ve para gerektirmektedir. Ancak bu işe gidecek para esirgenmemelidir. Bu ağaçları zamanında yetiştirip koruyanların ve bugünlere gelmesini sağlayanların sadece kendilerini düşünerek bu işi yaptıklarını söylemek zordur. Halkımızın bu mirası diğer halkların tarihi anıtlarından daha önemsiz değildir. Bu kültür mirasından birkaç tür ağacı koruyup yaşatabilirsek bu işe yatırdığımız para bir kaç misli ile tekrar bize geri dönecektir. Devletimiz Sovyetler Birliği zamanında "kardeşimiz" olan birçok ülkeye akıttığı kaynaktan bugün için bize geri dönen bir şey var mıdır? O halde kendimiz ve çocuklarımız için yapacağımız harcamayı esirgemek gerekir mi? Günümüzde bu program ile ilgili çalışmalar daha çok Adığey'in yüksek kesimlerinde sürdürülmektedir. Zira iyi tür ağaçlar oralarda kalmış bulunmaktadır. Program yapımcılarının düşüncelerine göre bu ağaç türleri Rusya'nın diğer bölgelerinden de alıcı bulacak ve bu işten ekonomik yarar sağlanacaktır. Program yabancı ülke ekologlarının da ilgisini çekmiştir. 1996-97 yılında Almanya ve Fransa'dan ekoloji örgütlerinden ekipler gelerek cumhuriyetimizde bulunmuş ve birlikte çalışmalar yürütmüşlerdir. Maykop'lu öğrencilerin de çalışmalara katılmaları amaçlanmış ve onlar da arama tarama çalışmalarında yer almışlardır. Adığelerin asırlar boyunca sevgi ve merhametle koruyup geliştirdikleri ulusal mirasımıza bugün de gerekli önemi verip onları koruyup geliştirmeye çalışanlar güzel ve sıcak sözlere layıktırlar. Gelecek kuşakların onların yaptığı bu çalışmalara değer verip daha da ileriye götürecekleri umudu onların gayretlerini artırmaktadır. Atalarımızın doğan çocuk için ağaç dikmeleri, baharda ormana giderken yanında 20-30 aşı çubuğu götürmeyen erkeklerin henüz evlenmeye hak kazanmadıkları gibi güzel geleneklerimiz de bu sayede canlanabilir. Doğanın bize sunduğu güzellikleri sevip yücelterek gelecek nesillere bu sevgiden bir damla olsun bırakabilmek de ne büyük mutluluktur. [İbrahim Çetav tarafından Adığe Mak (6 Mayıs 1998) gazetesinden Türkçeye çevrilmiştir.]+''+Jaçemiko Aminet

Unutulamayan Buluşmamız

Adığe Bilim Araştırma Enstitüsü'nde görevli bir grup bilim adamımız kültürel değerlerimizi derlemek ve incelemek üzere Mayıs ayında Türkiye'ye geldiler. Bu çalışmaya katılan tarihçi Cendar Mariyet Düzce anılarını Adığey Cumhuriyeti'nde yayımladı. Önemli gözlemler içeren Cendar Mariyet'in anılarını okuyucularımızın bilgisine sunuyoruz. +''+ Şhalahoköy düzenli küçük bir köy. Halkının çoğu Şhalaho olduğu için bu ismi almış. 37 aile yaşıyor. Konuk olduğumuz eve tüm köy halkı toplanmış gibiydi. Bizi değerli konuklarını karşıladıkları gibi karşıladılar. Anlattıkları ve hatırladıkları çokça. Ancak bunları anlattırabilmek için bizim de çok konuşmamız gerekli oldu. Yaşlı kadınlar bize "Bunca yıl yaşadık, şimdiye dek bir tek Adığe gelip bize bir şey sormadı. Birileri de bizi hatırladılarsa sağ olsunlar" dediler. Adığe Bilim Araştırma Enstitüsü ve Adığey Devlet Üniversitesi görevlilerinin Türkiye'ye düzenledikleri bilimsel araştırma gezisinde ben de bulundum. Soydaşlarımızın yaşadığı bu ülkeye gidişimizin nedeni onların folklorik ve etnografik ürünlerini derlemekti. Türkiye'de herhalde Adığe yaşamayan, (Adığelerin bulunmadığı) tek bir yerleşim birimi olmasa gerektir. Biz 100 civarında köyde araştırma yaptık. İlk uğrak yerimiz Düzce oldu. Bu ilçenin 80 bin nüfusunun 20 bini Adığe. İlçe çevresinde 58 Adığe köyü var. Köylerin en büyüğü 100 haneli. Bizim grubun görev alanı burasıydı. İlçeye gelişimizde bizi ilk karşılayan Dernek Başkanı Nemeriko Aziz idi. Aziz'in salt tavır ve hareketleri dahi Adığe olduğunu belli ediyor. Bizi beklediği belliydi ve büyük bir memnuniyet içerisinde bizi kalacağımız yere götürdü. Yanlış bir şey söylemekten veya cümle kuramamaktan korkarmışçasına konuşuyordu. O günü ilçe merkezinde geçirdik ve buradaki Adığelerle görüştük. Görüştüklerimiz arasında 62 yaşında ve ekonomik durumu iyi bir hemşehrimiz vardı. Yalvarsan da anavatanına dönecek biri değil ama Adığe halkının çektiği sıkıntıları gözleri yaşararak anlatıyordu. Kendisiyle daha sonra da buluştum ve bir çok haber dinledim. Yine bu şehirde yaşamakta olan Vusteko'lardan İsmail'i de iyilikle anımsıyorum. O da genç, güzel, varlıklı biri. Adığelik için kendini feda edebilecek biri gibi gördüm onu. Adığeler için bir etkinlik yapılacak olsa elini ilk cebine atanlardan birisi. Geldiğimiz günün akşamı dernekte çok insan toplanmıştı. İçlerinde yaşlılar da vardı. Yemızeş Necmeddin, Hatko Suat, Taymaz Kazım, Şhabe Hikmet, Nepsev Orkan bunlar arasındaydı. Bunlar Adığe halkının katettiği zorlu tarihi yolu iyi bilen kişilerdi. Kendilerinden çok bilgiler aldım ve onlara müteşekkirim. Toplananlar adına Taymaz Kazım söz alıp bize "Hoşgeldiniz" dedi ve yaptığımız işin önemine değindi. O akşam toplantıya katılanların konuşmalarımızı iyice anlamadıklarını sezince yüreğim biraz sızladı. "Dil kaybolduysa derleyecek ne bulabiliriz ki" diyerek biraz moralim bozuldu. Bizi karşılayan insanlar sima olarak daha önceleri gördüğüm, birlikte çalıştığım veya akrabalarımdan birileri gibiydiler. Güler yüzle, sevinçle ve yapacağımız işin önemini anlayarak ve bunu ortaklaşa yapmamız gerektiğinin bilincinde olarak bizi karşıladılar. Gece saat 03.00'e kadar dernekte oturduk, Adığelik üzerine konuştuk ve sabahleyin kalkıp işe koyulduk. İşe önce Düzce'ye 10 km. mesafede Bıramcehabl'den başladık. Köyün yeri çok güzeldi. Bizi köye Berzec Mustfa götürdü. Köyde 35 aile yaşıyor. Çoğunluğu Şapsığ, iki aile de Abzah. Bu köyde derlediğim bilgilerden ve karşılaştığım insanlardan hoşnut olarak ayrıldım. Köy halkı dirlik, düzenlik içinde içki içmeden yaşıyor. Bu neye değmez ki? Tüm insanlar yoğun bir şekilde dinle ilgiliydiler. Kadınlarına önem veriyor, onlara büyük saygı duyuyorlardı. Kadınlar da kendilerini korumasını iyi biliyorlar ve ev işleri ile uğraşıyorlardı. Eskiden köye misafir geldiğinde tüm köy halkının toplanması geleneğinin yaşatılmakta olduğu ve tüm köy kadınlarının konuk evinde toplanıp çabucak sofra kuruvermeleri dikkatimi çekti. Yemekleri bizimkilere benziyordu. Çetşıps, pasta, yoğurt, peynir ve başkaları. Bunlarla birlikte Türk yemekleri de yapıyorlar. Karşılaştığımız tüm insanlar anlaşmışçasına köylerimizde cami olup olmadığını, namaz kılıp kılmadığımızı, Türkçe bilmeden nasıl yaşadığımızı sordular. Namaz kılmadığımızı, oruç tutmadığımızı ve Türkçe bilmediğimizi söyleyince biraz soğuk davrananlar da oldu. Kimi yerlerde, gelen bir akrabanın çocuklara tanıtılması gibi tüm köy çocuklarının toplanıp, bizi tanıttıkları oldu. Çocuklar Adığece bilmiyorlardı ama yaşlı gelince ayağa kalkılması gerektiği, misafirin nasıl karşılanacağı gibi adetleri iyi biliyorlardı. Nasıl hizmet edeceklerini bilememecesine gözlerimizin içine bakıyorlar ve yanımızdan ayrılmak istemiyorlardı. Düzce yöresindeki Adığeler Şapsığ ve Abzah. Kıyı Boyu Şapsığ Bölgesi'ne daha önce folklorik ve etnografik materyaller toplamaya gitmiştim. Oradakilerin gelenek ve görenekleri ile Türkiye Şapsığları arasında büyük benzerlikler gördüm. Nereye gitseler, evlerinin kapılarını kitlememeleri bunlardan biriydi ve bu davranışı ilginç buldum. Yemeklerinde de benzerlikler vardı. Konuşmalarındaki makam ve şekil de benzeşiyordu. Karşılaştıklarımdan Neğuçu Hikmet güleryüzlü, cömert bir insan, Adığe olduğunu bir dakika dahi unutmayan bir genç. Adığelerle ilgili tüm yayınları toparladığı ilginç bir arşivi var. Gönlü anavatanına dönük olan biri. Belirtmek isterim ki dönüş yapmak isteyenler çok az. Evinin bir köşesini Cumhurbaşkanımız Aslan Carım'a ayırmış. Onun resimleri ile süslemiş. Bir yakını ve dostu gibi Carım'ı sevmekte olduğunu söyledi. Düzce'deki Adığelerden Bıj İshak'tan söz etmek isterim. O, 82 yaşında olmasına rağmen genç ve güzel görünümlü biri. Aklı ve sezgisi derin biri olarak gördüm. Söylediği her söz derin bir anlam taşıyordu. Düğünler, çocuk eğitimi ve bazı hastalıkların tedavisi üzerine bilgiler verdi. Sonra bir dansın hikayesini anlatmaya başlayınca kendi kendine melodisini söyleyip oynamaya başladı. Ayrılırken, bugünkü konuşmalarımızı kendisinin yıllarca konuştuğu Adığece'den daha değerli bulduğunu söyledi. İshak, üniversite bitirmiş, müfettişlik yapmış, mali durumu iyi biriydi. Üç kızı bir oğlu vardı. "Dünyada hiçbir şeye ihtiyacım yok ama yine de talihsizim" dedi. Neden diye sorduğumda: "Çocuklarımın hiçbirinin Adığe eşi olmadı" diye konuştu ve başını çevirip gözlerinden gelen yaşı bizden gizlemeye çalıştı. Onun siması hiç gözümden gitmiyor ve yüreğimi sızlatıyor. Düzce Derneği'nde görevli bir kadın, Şaguj Remziye'yi hiç unutamıyorum. O Düzce'deki üniversitesitede Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni. Tam bir Adığe kadını dedirtenlerden biri. İyi Adığece bilmiyor ama Adığelik için canla başla çalışıyor. Bu iş için çok zaman harcıyor. Adığelerle ilgili bir çok şeyi biliyor, bir çok atasözü derlemiş. Anlattıkları arasında bana en ilginç geleni 6 mayıs gününü kutlamalarıydı. "Hızır Peygamber gibi yetiştin" sözü bugüne dayanıyormuş. 6 Mayıs günü Peygamber Hızır ve İlyas bir akarsu başında buluşurlarmış. İnsanlar o gün erkenden nehir kıyısına gidip, dileklerinin yazılı olduğu kağıtları kum altına gömüyorlar. Sonra evlerine dönüp ateş yakıyorlar. Ateş kişiyi günahlarından temizliyormuş. Evlerinin pencerelerini açıp hava akımı yaptırıyorlar. Kötülükler hava akımı ile evden çıkıyormuş. Remziye bu günü sabırsızlıkla bekliyordu. Bildiği bunca şeyi nereden duyduğunu sorduğumda nenesinden öğrendiğini söyledi. Nenesi 83 yaşında, adı Nazire, Gucenbelerden. Güzel konuşan, akıllı ve zeki biri. Adığece söylediklerimizi anlamayanlara da çeviri yapıveriyordu. Remziye'nin Adığe tarihi üzerine bildiği bunca haberin kaynağı da bu yaşlı kadındı. Şhalahoköy düzenli küçük bir köy. Halkının çoğu Şhalaho olduğu için bu ismi almış. 37 aile yaşıyor. Konuk olduğumuz eve tüm köy halkı toplanmış gibiydi. Bizi değerli konuklarını karşıladıkları gibi karşıladılar. Anlattıkları ve hatırladıkları çokça. Ancak bunları anlattırabilmek için bizim de çok konuşmamız gerekli oldu. Yaşlı kadınlar bize "Bunca yıl yaşadık, şimdiye dek bir tek Adığe gelip bize bir şey sormadı. Birileri de bizi hatırladılarsa sağ olsunlar" dediler. Sizi hatırlayıp bizi gönderenler Türkiyeli olup Almanya'da yaşayan Vucuhu İhsan, Yedic Batıray, Bedenoko Harun, Temzoko Vumar, Nağo Rıza ve anavatandan Meşfeşu Necdet ile Huvaj Fahri diye söylediğimizde bu insanlar için yaşlı kadınlar dua ediyorlardı. Karşılaştıklarımız bizim sorduklarımızdan az olmamacasına kendileri de bize sorular yöneltiyorlardı. Düzce köylerinden Vubıhhable'de Neteho Acılet ile tanıştım. 72 yaşındaydı. O yaptığımız işlerle ve söylediklerimizle pek ilgilenmiyordu. Namaz kılmayışımıza ve oruç tutmayışımıza çok üzülmüştü. Kendisine şaka ile takıldım. "Namaz kılıyoruz, oruç tutuyoruz diye seni kandırabilirdim ama gönlüm razı olmadı. Kalbi temiz olan insanı affetmek gerekir derler. Bizi affet ve bir şeyler anlat" diye yalvardım. Yavaş yavaş konuşmaya başlamıştı ki, sesini kaydettiğimi söyleyince "Sesimi erkeklerin duyması günahtır, ben Hacıyım, sil" diye yalvarınca ses kaydını sildim. "Anavatanı görmek ister misin?" diye sorduğumda "Allah göstermesin gavurun yaşadığı toprağa nasıl ayak basarım" cevabını verdi. Gündüzleri kaydettiğimizden daha fazlasını akşamları Düzce Derneği'nde kaydediyorduk. Akşamları derneğe çok insan toplanıyordu ve her gelen bir konuya hazırlanmış gibiydi. Her akşam genç kız ve erkeklerin katıldığı toplantılar düzenliyorlardı. Müzik ve oyunları bizimkilerden farklıydı. Gençler terbiyeliydiler, davranışları güzeldi, ancak Adığece bilmemeleri üzüntü vericiydi. Düzce Derneği'nde iyi akordeon çalanlar var. Bunlar, Şevoş'u Tambiy ve Altay'dı (Altay'ın soyadını hatırlayamıyorum.) Altay Nalçik Üniversitesi'nde okuyor ve Rusçayı da iyi konuşuyordu. Tambiy Ürdün doğumluydu ve Adığeceyi iyi bilmiyordu ama Adığe şarkılarını iyi biliyor ve akordeonla çalıyordu. Pheçiç'i olmadığını görünce arkadaşımız Ğuçıps kendisine Pheçiç hediye etti. Daha önce de gittiğimiz derneklerde her akordeon görüşümüzde Pheçiç hediye etmiştik. Cenaze ve düğünlerin yapılışından söz etmek istiyorum. Çünkü bunlar bizimkilerden bir hayli farklı. Birlikte yaşadıkları halkların bir çok geleneği de alınmış. Cenaze törenleri bizimkiler gibi meşakatlı değil. Biz cenazeyi evde ne kadar çok bekletirsek o kadar iyi biliyoruz, onlar ise ne kadar çabuk toprağa verilirse o kadar sevap diyorlar ve bir an önce gömmek istiyorlar. Bizim gibi cenazenin üstüne çeşitli örtüler örtmeye de uğraşmıyorlar. Cenazeyi halı üzerine yatırma gelenekleri olmadığı gibi cenaze kaldırıldığı gün yemek sorunları da olmuyor. "Bir ay oruç tutan insan bir saat yemezse ölmez" diyorlar. Erkeklerin başı örtük cenazeye katılma zorunlulukları da yok ama cenaze namazı kılınırken herkes cebinden beyaz takkelerini çıkartıp başına geçiriyor. Tüm kadınların başı örtülü (cenaze yoksa da öyle). Cenazeye katılan herkes ayakkabısını çıkarıp cenaze evine giriyor. Ayakkabılarının karışmaması da enteresan. Niçin ayakkabı çıkardıklarını sorduğumda "Ayakkabı ile girmek, ev sahibinin başını ayak altına almak gibidir" dediler. Sonradan farkettim ki, nereye girsen ayakkabı çıkarılıyor, kalabalık düğün evlerinde bile. Cenaze evinde ateş yakılmıyor, yemek hazırlanmıyor, bu görev komşulara düşüyor. Yedinci, kırkıncı ve elli ikinci günleri yapıyorlar. En çok da 52. gün üzerinde duruluyor. Birinci yılı da anılıyor ancak bizim gibi yapmıyorlar. Bizim cenazelerimizde sürekli ağlama sesi olmazsa "Ne kadar da zavallı tören" diyorlar. Türkiye'de ise ağlama ve öksürme yok. Onun yerine Kur'an okumayı yeğliyorlar. Mezarlığa bizim gibi gitmiyorlar ve kadınlar mezarlığa alınmıyor. Mezarların üzerinde anıt ve duvar bulunmuyor, insan çıktığı toprağa rahatça dönebilmeli diyorlar. Düğün törenlerimiz arasındaki tek benzerlik ise evliliğe düğünle başlamaktan başka bir şey değil. Diğerleri hepsi farklı. Evlenen genç, gelini almaya gitmiyor. Arkadaşları getiriyorlar gelini. Evlenen genç başka bir evde kalıyor ve bu eve nenejıy deniyor. Gelini götürdükleri eve ise neneguaş deniyor. Kız evinde de düğün yapılıyor. Bunu Türk geleneği olarak benimsemişler. Gelinin yaşı ne olursa olsun beyaz gelinlik giyiyor. Damat ve gelin düğünde birlikte oynatılıyor. Bizde kendi düğününde oynamak uygun görülmüyor ama Türkiye'de uygun buluyorlar. Evlenme işinde ulus ayrımı yapmıyorlar. Türklerle evlenmekte bir beis görmüyorlar ve hepimiz müslümanız diyorlar. Bunu uygun bulmayan bir tek kişiye rastladım. Ğuğeju'lerden Musa. Adığece'yi güzel konuşan Musa "Eşi Türk olan aileyi yarım buluyorum" dedi. Gençlerin gençken evlenip aile olmaları için ana babalar acele etmiyorlar. Evlilik yapmamış gençleri çokça. Bunun sebebini düğün için çokça para gerektiği ve bunu denkleştirinceye kadar zamanın geçtiği şeklinde söylediler. Düzce'de karşılaştıklarımız, gördüklerimiz ve derlediklerimiz bir yazıya sığmaz. Karşılaştığımız her kişi ve girdiğimiz her aile hakkında bir kitap yazılabilir. 9 gün süreyle çalıştığımız Düzce'den ayrılırken çokça insan toplanmıştı bizi uğurlamaya. Yakın akrabalarıymışçasına bizi uğurladılar. Kendilerini çok sevdik. Onlar da bizi sevmiş olmalılar ki, ayrıldıktan sonra bizi telefonla arayıp sormadıkları bir gün dahi geçmedi. Kendilerine çokça müteşekkiriz. +''+Cendar Mariyet

Bir Halk, Farklı İki Dünya

Büyük Sürgün sonrasında apayrı iki dünyada yaşamak zorunda kalan Adığeler gerek dünyaya bakışları, gerekse yüzyıllardan buyana ürettikleri değer yargılarını koruma ve geliştirmedeki çabaları bakımından farklı hale geldi. Büyük Sürgün'ün ilk yıllarında vatana duyulan özlem, kültürel yaşamın canlı olması nedeniyle Anavatan ve Sürgün dünyasında farklı bakış açıları yoktu. Yeni nesillere dil ve kültür öğretiliyor, değer yargılarının korunması için çaba gösteriliyordu. Geri dönüş kaçınılmazdı. Belirli bir süre barınmak için yapılan yerleşim yerleri eğreti idi. Saraya yakın olanlardan tutun da kırsal alanlarda yaşayanlara dek tüm halk, bir gün geri dönmenin hesabını yapıyor; kimi at besliyor, kimi dönüş için gerekli olan alt yapıyı hazırlıyordu. +''+ Adacıklar halinde yaşadıkları topraklar üzerinde sürgün Adığe dünyasını kurmuşlardı. Umut, vatana dönme umudu canlılığını koruyordu. Yaşamın her alanında geleneksel Adığe yaşamı egemendi. Hukuksal sorunlar kendi içlerinde çözümleniyor, hatta karşılaşılan yeni sorunlara birlikte çare aranıyordu. Adığelerin iletişim, bilgilenme ve bilgilendirme konularında önemli işlev üstlenmiş olan "haç'eşler" fonksiyonlarını sürdürüyor, boş kalmıyordu. Camilerde egemen dil Adığeceydi, cuma hutbelerini kendi dilleriyle okuyorlardı. Tek parti dönemindeki baskıcı tutum bile dilin ve kültürün unutulmasında etkili olamamıştı. İkinci Paylaşım savaşından sonra gelişen olaylar Sürgün Adığelerinin üzerinde onulmaz yaralar açtı. Nazi Almanya'sı ile birlikte hareket edenlerin olumsuz propagandaları, dünyanın iki büyük kampa bölünmüş olması nedeniyle soğuk savaşın başlaması Sürgün Adığelerinin o zamana kadar korudukları "Anavatan" ve "Adığe" duygularını zayıflattı. "Sürgün Adığelerinin Rönesansı" diyebileceğimiz 60'lı yıllardan sonra oluşan ve Adığe dünyasına tamamen yabancı olan farklı kamplarda gençliğin yer alması, baş döndürücü bir hızla kırsal kesimlerden kentlere akının başlaması, gerek devletin, gerekse sosyal olayların getirmiş olduğu baskılar, Adığelerin bu güne dek üzerine ayak ucuyla basmakta oldukları yumuşak zemini kaydırdı. Bugün, kendilerini aydın, toplumun sözcüsü olarak gören pek çok kişi ulusal varlığından habersiz; kimi egosunu tatmin etmek amacıyla çocuklarına Adığece isim vererek, kimi derneklere iki kuruş bağışta bulunduğunda görevini yerine getirmiş olmanın hazzıyla kendini en iyi "Adığe" sanarak, kimi de oturduğu yerden Kafkasya'ya "nizamat" vererek "sorumluluk!" üstleniyorlar. Oysa şu son zamanlarda, özellikle de prostereykadan sonra "Adığenin Gerçek Dünyası" diyebileceğimiz Kafkasya'da değişen ve gelişen pek çok olay var. Hiç kuşkusuz bunların en önemlisi, her türlü kurum ve kuruluşuyla Adığey ve Khabardey Balkar Cumhuriyeti'nin kurulmuş olması. Bu iki devlet, bugüne dek Adığelerin tanık olmadığı baş döndürücü bir hızla ve kararlılıkla yılların tahribatına uğramış olan tarihi, sosyolojik, etnografik, kültürel ve sanatsal değerlerini topluyor, yorumluyor, ekonomik alanda düzenlemeler yapıyor; yeniden Adığe dünyasını kurmaya çalışıyor. Sanatçılarını özendirmek amacıyla yarışmalar düzenliyor, ödüller veriyor; üniversiteler açıyor, en değerli ve saygın profesörlerin bu üniversitede çalışması için teşvik ediyor; haksız olarak yıllarca Adığe toplumunun sürgün yaşamasına neden olan Kafkas-Rus savaşlarını yeniden masaya yatırıyor, Rusya Federasyonu Parlamentosu'nun gündemine almasını sağlıyor; ticaret alanında düzenlemeler yapıyor; dönüşü kolaylaştırmak, cazip hale getirmek için parlamentolardan yasalar çıkarıyor; Balkanlar'da yaşamak zorunda bırakılan yurttaşlara, konunun ivedi olması, savaşın ortasında kalmaları nedeniyle el uzatıyor, yılların hasretini sona erdiriyor. Kısıtlı olanaklara karşın her iki devlet de kültürel ve bilimsel yaşamı canlı tutmak için kitaplar basıyor, radyo ve televizyonlarına program için imkanlar veriyor, günlük gazeteler çıkarıyor. Sürgün Adığesi'nin yapması, hatta yapmak zorunda olduğu pek çok şey var. Her şeyden önce belgelere dayanarak sürgünün tarihini yazmak zorunda. Bugüne dek savladığımız "kil-u kalden" ileri gitmeyen savların artık bilimsel temele oturtulmasının zamanı geldi. Sağlam kaynaklara dayandırılarak sürgün tarihi-mizin ve kültürel değerlerimizin ortaya çı-karılması gerekiyor. Met Cuneteko İzzet Paşa'nın yazdıklarından bile maalesef habersiziz. Onun önemli yapıtlarından olan "Bosfor Kimmer İmparatorluğu" adlı yapıt-ının bulunması, mutlaka yeniden in-sanlarımıza sunulması gerekiyor. Baş-bakanlık Arşivi'nde yapılacak olan çalış-mayla bizim için hayati önem taşıyan pek çok belge su yüzüne çıkarılmış olacak. To-plumumuzun yüz yıllardan bu yana oluş-tura geldiği Nart Mitolojisinin Anadolu vary-antı ne yazık ki hala eksik. Bu önemli kültür hazinesinin bir an önce derlenmesi, bilim ve kültür dünyasına sunulması gere-kiyor. Çok zengin kelime hazinesine sahip olan dilimiz ne yazık ki yoksullaştı. Halk arasında yaşayan, fakat yaygın olarak kul-lanılmayan pek çok sözcük var. Bunların yeniden bilim ve edebiyat dünyasına ka-zandırılması gerekiyor. Atasözlerimiz, masallarımız, bilmecelerimiz, kahramanlık halk türkülerimiz çok anlamlı ve toplumumuzun düşlerini, umutlarını, acı ve mutluluklarını tarihin derinliklerinden getiriyor. Her biri tarihsel değere sahip olan kemerler, kamalar, Adığe giysileri gibi değerler ya yok pahasına elden çıkarılıyor, yada sandıklarda kendi kaderlerine terk ediliyor. Hiç olmazsa bu kültür ve etnografik değerlerimizin envanterinin çıkarılması gerekiyor. Bugün sürgünde yaşayanların sayısı milyonla ifade ediliyor. "Küçük" olarak nitelendirilen Adığe Cumhuriyetleri'nde yapılanları yapamasak bile, bu milyonların kendi kültür değerlerine sahip çıkmaları, derlemeleri, korumaları gerekmez mi? 1977 yılında, Yozgat ve Uzunyayla'da yaptıkları araştırmaları bitirerek Ankara'ya gelen saygın bilim kadını Vunereko Mir'e, "Neler buldunuz, buraya kadar geldiğinize, yorulmanıza değdi mi bulduklarınız?" diye sorduğumuzda, "Söylencelerde yer alan, ancak ne olduğunu bilmediğimiz, ne anlama geldiğini söylemekte güçlük çektiğimiz bazı şeyler aydınlandı. Öyle sözcükler bulduk ki, bunlar için bir kez değil, on kez olsa bile gelmeye değer" demişti. Sürgün dünyasında yaşayan bizlerin umudu, çok şükür, hala bitmedi, tükenmedi. Geç kalmış olsak bile ufukta yeni umutlar beliriyor. Kaf Der'in kurmaya çalıştığı "Bilim ve Eğitim Vakfı" yukarıda sıralamaya çalıştığım konularda faaliyet gösterse bile önemli bir görev yapmış olacak. Değerli iş adamlarımızın kurduğu KAFİAD'ın, hem Kafkasya'ya yatırım yapma, hem de insanlarımızı oralarda istihdam etme bakımından sayısız yararı olacağına inanıyorum. Zaman öyle acımaz ki, arkamıza bakmaya bile fırsat vermeden pek çok değerimizi öğütüyor, bir daha ele geçir-ilemeyecek bir şekilde yok ediyor. "Ben senden akıllıyım. Ben senden daha iyi Adı-ğeyim." deme zamanı değil. Herkesin aklının erdiğince, gücünün yettiğince bu kutsal görevin bir ucundan tutması gerekiyor. Adı-ğeler çok zorda kalmadıkça "Marje!" de-mezlerdi. "Marje!" dendiği zamanda dost, düşman herkes yardıma koşardı. Bu gün, kurtuluşumuz için "Marje!" ye kulak verme zamanıdır. Marje, toplumuzun düşmüş olduğu yok oluşu görün! Marje, benim elim-den ne gelir demeden toplumsal sorumlulu-ğunuzu kavrayın! Marje, birlik ve beraber-liğe en çok muhtaç olduğumuz şu günlerde küçük çıkar hesaplarını bir yana koyun, bir araya gelin! Marje, Anavatanımızın ihya edilmesi, refaha kavuşması ve ilelebet yaşaması için tuzunuzu, biberinizi esirgemeyin! Marje! BZEYİKO SAVAŞI Vunereko Ray (Vunereko Ray, yirmi yıla yakın Mıyekuape radyosuna program hazırladı. Köy köy gezerek Adığelerin kültürel değerlerini topladı. Gazete ve dergilere yazılar yazdı. Adığey'e giden yaşlı genç herkesi buldu, folklor alanında onların söylediklerini kaydetti. Dört yıldan bu yana Adığey Enstitüsünde çalışıyor. 1997 ve 1998 yıllarında Türkiye'ye gelerek folklor araştırmaları yaptı. Ray, bir asra yakın savaştıktan sonra Anayurtlarını terke zorlanan bir halkın kültürel değerlerini, dünyaya bakışlarını, sosyal ilişkilerini yeniden su yüzüne çıkarmanın ancak folk-lorla mümkün olduğu görüşünde. 1998 yılının son aylarında üç yüz sayfa olan "Adığe Voredıjleri ile Ulusal Bilim" adlı ki-tabını yayınlandı. Kitap, bir bilim adamına yakışır titizlikle hazırlanmış. Gerçekten çok önemli olan "Ön söz"den sonra "Tarihin İzleri", "Adığe Voredıjlerinin Yapılış Kural-ları", "Voredıj ve Söylence Anlatıcılarının Söylenceleri Koruma Yöntemleri" genel ba-şlıkları altında, alt başlıklar yer alıyor. Bibliyografya bölümünde 300'e yakın kaynak adı var. Büyük Sürgün'den sonra Adığe Tarihi içinde en önemli olaylardan biri de, hiç kuşku yok, "Bzeyiko Savaşı". Adığelerin tarihsel süreçleri içinde demokrasi adına yapmış oldukları bu savaşın nedenlerini ve sonucunu, edebiyatımızın artık klasikleri arasında yer alan Meşbaş'e İshak'ın bir ede-biyatçı duyarlılığı ve sorumluluğuyla romanlaştırdığı kitabını "Bitmeyen Umutlar" adıyla Türkçe'ye çevirmiştim. Şimdi de "folk-lor" açısından, Vunereko Ray'ın kalemiyle bu olaya bakalım.) Çoktan beri bilim adamları arasında Bzeyiko Savaşı tartışılıyor. Hanceri'den başlayarak bugüne dek bilim adamları bu konuda yazı yazıyor, faklı görüşler ortaya koyuyor. 70'li yıllara gelin-ceye dek, Avle Pşımaf'ın yazdığına göre, bu konuda 53 ayrı çalışma yayınlanmış (1). Ondan sonra da yayınlanan çalışmalar var. 1996 yılında, Bzeyiko Savaşı'nın 200'üncü yılı nedeniyle Mıyekuape'de bilim adamları büyük bir toplantı yapmışlardı. Çoğu bilim adamı, Adığe ülkesinde (süregelen) sınıfsal savaşın, Bzeyiko Savaşı'nın başlatılmasında da, bitirilmesinde de önemli etkisi olduğu görüşünde. Savaş, Şapsığ fekol'leri (Abzah ve Nathoylardan de katılanlar oldu) ile Şapsığların kendi topraklarından kovdukları Şerel'ıko Lekoleşler'i ve onların safında yer alan Bjeduğ Pşı (Prens), Vork (Şövalye)leri arasında oldu. Bzeyiko vadisinde meydana gelen bu olay, aynı amaçla dünyada yapılmış diğer savaşlarla kıyaslanıyor. Sözgelimi, Fransa'da meydana gelen ihtilale benzetenler var Bzeyiko Savaşı'nı, en son Mıyekuape'de yapılmış olan konferansta bu görüş ağırlıktaydı. Fakat bilim adamı Bıj Ali, Adığe ülkesinde 18. yy.'ın sonlarında yaşama geçirilen demokratik yaşam ve anlayışının başlaması, Bzeyiko Savaşı'nın yapılmasında etkili olduğu görüşünde (2). Açıklık kazanan bir konu, tarihi yazanlar (bizim halkımızdan olsun, başka halklardan olsun) Adığe Tarihi'ni öğrenirlerken olaya yaklaşım tarzları, yararlandıkları kaynaklar ve anılar Adığelere ait değil, başka halklardan olup içimizde bir süre kalan ve yaşamımızı ilginç bulup yazanlar. Bunun için de Adığe bilim adamları bu konuda başkalarının söylediklerini ve yazdıklarını kanıt olarak gösteriyorlar. Fakat Adığeler, yazıyı bilmedikleri zamanlarda bile tarihlerini öğreniyorlardı, bunun için de belirlenmiş kurallar koymuşlardı. Adığeler, Bzeyiko Şavaşı'nı nasıl algılıyorlardı, sorusunu şu son zamanlarda, tarihle uğraşanlar sormaya başladı. Mıyekuape'de yapılan konferansta da bu soru bir kaç kes soruldu. Bu sorunun yanıtı söylencelerde var, fakat hiç biri söylencelerde aramayı aklına getirmiyor. Adığe tarihinin korunması için söylenceye büyük görevler yüklemişti Adığe halkı. Bu konuya tanıklık ediyor 19. yy.'da yaşamış olan Kalembıy Adilçeri'nin yazdıkları: "Adığe tarihinin anlatılması için türküden başka olanak kalmamış olsa bile, Adığenin karşılaştığı olayları ve dünyayı algılayışını sadece onunla bile yazabilirsin" (3). Doğru, tarihi öğrenenler için Adığe söylenceleri önemli kaynak olabilir. Olayların örgüsü içinde yer alan pek çok şeyi, bu güne kadar güven duymadığımız söylenceler kanıtlayabilir, aydınlatabilir. Böylesi bir konu, üzerinde konuştuğumuz Bzeyiko Savaşı da. Bu konuda söylenmiş olan voredıjler (kahramanlık halk türküleri), söylenceler açıkça aydınlatıyor kendi Adığelerin bu olayı algılayış biçimlerini. Söylencenin karakteri gereği bir kaç yerde süslü sözler bulunsa da Bzeyiko Savaşı'nın nedenini, nasıl geliştiğini, bu savaşta kimlerin bulunduğunu, nasıl bir sonuca ulaşıldığını voredıjler, söylenceler kanalıyla bir araya getirebildik. Söylenceler oldu Adığelerin bakış açısını açıkça sergileyen. Voredıjlerin başka karakteri var: Kahramanların davranışı bir-iki sözcükle betimlenirken, o sözcüklerin altında gizlenmiş olan başka bakış açıları da var. Bzeyiko Savaşı'nın başlamasına neden olarak söylencelerde belirtilen tek sorun var: Adığe Xabze (Yasası) bozuldu, halk onunla idare olamaz hale geldi. Bunun kanıtı da Şapsığ Lekoleşi olan Şerel'ıkolerin kendi egemenliklerini pekiştirmek için xabzeye (yasalara) uymamaları. Burada hemen belirtmeli ki; Adığenin en çok değer verdiği şey, kendi yaşam deneyimlerinden çıkardığı ve kendisinin yapmış olduğu Adığe Xabzesi'ydi (yasaları). Adığe yasaları, politikadan ekonomiye dek, yaşamın içinde yer alan her türlü olay ve konuyu kapsamına alıyordu. Kurallar koyuyordu ve koyduğu kuralları kararlılıkla uyguluyor, koruyordu. Zaman zaman Xase (Adığe Halk Kurultayı) toplanıyor, yaşama uygun yeni düzenlemeler yapılıyordu. Toplumsal ilişkileri düzenleyen, barış içinde yaşamalarını sağlayan Adığe Xabze (Yasası) idi. Fakat, Adığe Xabze (Yasası) uyarınca bir soruna çözüm getirilemez, uzlaşma alanları kalmaz ise savaş olurdu. Bzeyiko Savaşı hakkında anlatılan söylenceler bize bu bilgiyi veriyor. Şerel'ıkolerin göstermiş oldukları her türden yasa tanımazlığa Şapsığlar hemen sarılmıyorlardı. Adığe Xabzenın (Yasanın) çözüm bulacağını umarak, bazen yapılanları bağışlayarak, bazen de yapılanları görmezlikten gelerek (güç yetiremeyeceklerini bilen yoksul köylülerdi çoğunlukla yapılanları görmezlikten gelenler), aradan çokça zaman geçti. Derken, diye anlatıyor söylence, yiğit olduklarından kimsenin kuşkusu olmayan Melışe kardeşlerin biçtiği çayırdaki otu getirmeleri için Şerel'ıko adamlarını gönderdi. İki kardeş buna şiddetle karşı çıktı, ancak, acaba Şerel'ıko ödünç ot mu istiyor, diye düşündüler ve gelenlere: -Otu nasıl götürmenizi istedi? Sahibine sorun mu dedi, yoksa sormadan getirin mi dedi? dediler. Gelenler, Adığe yasalarına uygun olarak karşılandıklarını görmezlikten gelerek, isteseniz de istemeseniz de (otu) götüreceğiz, deyince Melışeler gelenlerden birini öldürdü, böylesi bir soygun için bir daha gelmemeleri haberini götürmesini öğütleyerek, diğerini bıraktılar. Fakat Şerel'ıkolar burada da durmadılar. Şapsığların mallarını yağmalamaya, karşı gelenleri öldürmeye başlayınca, Şapsığlar artık dayanamaz hale geldiler, Şerel'ıkoleri aralarından kovdular. Kaçanlar, canlarını kurtararak Bjedığ'a sığındılar. Böylesine sana güvenerek sığınanların rahatlarını sağlamak, gereksinimlerini karşılamak bir yana, onun düşmanını da düşman bilmek Adığe Xabzesi gereğiydi. Bunun gereklerini yerine getirmemeyi de, benzeri bir daha görülmeyecek korkaklık sayılıyordu. Böylece Sapsığlarla, Bjeduğlar karşı karşıya gelmiş oldular. Söylencelerin anlatımı bu şekilde. Daha sonraları tarihçiler, halkın bu olaya bakışını göz ardı ederek, Bzeyiko Savaşı'nın nedenlerini başka olaylara dayandırdılar. Ürdün'de yaşayan destan anlatıcısı Şapsığe İndırıs'ın Bzeyiko Savaşı ile ilgili olarak anlattıklarının tümünü aktarayım. Onun anlattıklarında ulusal bakış ve anlayış hususunda çok şey var. "Sizin oradan Meşbaş'e'nın Bzeyiko Savaş'ı hakkında yazdıkları da var. Fakat onun yazdıklarını bizim kabul etmemiz mümkün değil", diyor İndırıs. "Olduğu gibi yazmadı. Adığeler arasında meydana gelen üzüntü verici olayları biraz göz ardı etmek istediğini sanıyorum. Düşündüğü şey var. Bzeyiko Savaşı'nı biz şöyle biliyoruz: Şapsığlardan üç kişi çıkmış adam öldüren, soygunculuk yapan. Neyse, yolcuysan, söz gelişi işini kovalayanı öldürmek, soymak yaşam biçimi olabilir mi! Bunu kabul etmeyen Şapsığlar izlerini sürmeye başladılar, bunları öldürelim, diyerek. Fakat diğerleri Bjeduğ haç'eşine sığındılar. -Kimlerdendi onlar? -Ben onları bilmiyorum, soygunculuk yaptıklarını biliyorum. Bjeduğ'a sığınanların arkasından gidip, bunları bize verin, dediler. -Bize sığınanları nasıl veririz, böyle şey olur mu?, diyerek, Bjeduğlar iki arada kaldıklarını belirttiler. Böyle bir yanıt alınca, "Bjeduğlar, öyle ise dinleyin", dedi Şapsığlar, "Bunların analarına, babalarına, kız kardeşlerine, mallarına-mülklerine, evlerine-barklarına bir zarar geldiği için koruduğunuzu düşünüyorsanız, diyecek sözümüz yok", dediler. "Fakat bunlar adam öldürüyor, soygunculuk yapıyor, ülkeye zarar veriyorlar. Eğer sizden kötülük yapanları biz korursak, şimdi yaptığınız gibi bizim içimizde kötülük yapanları da siz korursanız, kötülük yapanları engelleyemez duruma geliriz. Bunları bize geri verin," dedilerse de Bjeduğlar kendilerine sığınanları geri vermek istemediler. Çok güç durumda kalmışlardı. -Vallahi, olan oldu ama konuklarımızı nasıl geri veririz? Olur mu öyle şey! İnsanlar, konuklarını geri verdi, diyerek başımıza kakmaya başlayacaklar. Nasıl olur? -Sonra Şapsığlar ne dedi? -Söylediklerimizi iyi düşünün, bu konuyu iyilikle çözelim. Eğer böyle olmazsa biz bu işin arkasını bırakmak niyetinde değiliz, savaşarak geri alacağız, dediler. Bjeduğlar da, "Eğer savaşmak istiyorsanız o sizin bileceğiniz iş, yoksa biz konuklarımızı geri veremeyiz", dediler. Sorun çözümsüz bir hal aldı. -Şimdi olanlara bak bakalım. İki tarafın da haklı olduğu yönler var. Sen olsan kimden yana olursun? Nasıl bir seçim yaparsın? Seçim yapma imkanı yok! Konuğunu geri vermek çok zor. Diğeri de, kötülük yapanı yaşatmamak için peşini bırakmıyor. Böyle olunca, kötülük yaparak sığınan birini ne zamana dek koruyabilirsin? Koruyamazsın! Onun gibi olanların ellerini ayaklarını prangayla bağlayarak sorunu çözemezsin. Bunun içindir ki, diğerleri rica ettilerse de olmadı. Sonra, bunlar kalktı, Bjeduğ'a baskın yaptılar. Üçünü de bağlayıp getirdiler. Üçüne de gerekli olan ceza verildi. Onlar gibi düşünenlere de ibret payı vardı verilen cezada. Bu olay, Bjeduğların kalbini kırdı. Doğru kırılması da. Ben olsam, benimde kalbim kırılır. Fakat, işin özünü kavramak isteyenler için, Şapsığların yaptığı doğru. Şapsığe İndırıs bunları anlattı. Tarih bilimi açısından kabul edilir, reddedilir yönleri var mı; doğru mu, yanlış mı anlattıkları, biz bunlara bakmıyoruz, bizi asıl ilgilendiren ulusal düşünce, ulusal bakış açısı. Adığenin yazılmamış tarihini, koyduğu yasalara uygun olarak düzenlediğini, en iyi olanı ölçü alarak bugününe ve yarınına yön verdiğini bir kez daha anlamımızı sağladı İndırıs, anlattıklarıyla. Adığe Xabze (Yasaları) bozulduğu zaman uyuşmazlık ve başkaldırının olacağını söylüyor. Böylesine, Adığe yasalarını her şeyin üstünde görüyor. Başka bir söylencenin anlattığına göre, Bjeduğlar arasında yaşamakta olan ileri görüşlü kişiler, konuk olarak sığınmış olanların silahlı koruma altına alınmalarını doğru bulmuyorlardı. Bjeduğ Pşı (Prens) ve Vork (Şövalye)leri bu konuyu görüşmek üzere bir araya geldikleri zaman Bjıhako Boroko: -Şerel'ıkoler belalı konuk, soğuk kanlı olun!, demiş. Hajemıko Betceri, "Ben, evime gelen konuğu kovamam, korkuyorsan kalpağımı giy", diye yanıtlamış. Bu şekilde her kesin gözü önünde birini küçümsemek Adığe yasalarına uygun değildi, fakat Bjıhako söylemek istediğini söylememezlik etmedi: -Delikanlı, yönetici olduğun için sana saygı duymak benim görevim, fakat aklın ermediği halde yaşlı olanı dinlemek zoruna gidiyor. Senin kalpağını ben giymem, ben söylediğimin ne anlama geldiğini biliyorum. Korkaklık söz konusu değil, Bjeduğ ve Şapsığlar boşu boşuna savaşacak, beni üzen bu, demiş. Söylencenin anlattığına kulak vererek, tam da bu anlatılanlar gibi mi gelişti olaylar, demek doğru değil. Olayları süslemek, biraz da abartmak söylencenin huyu. Fakat, bu anlatılanlar arasında Adığelerin dünyaya bakış açıları, yaşamı algılayışları var. Karşılaştığı olayları değerlendirebilmek için halkın sağduyuya ve yeterli akla sahip olması her şeyden önemli. Adığey'in dünyaya bakışından kaynaklanıyor başka söylencelerde anlatılanlar da: Hajemıko, Rus padişahına gidip top satması için rica edince, "Rus Generalleri sevindi", diyor, söylence, "iki Adığe boyu arasında savaş olursa güçleri azalır, oraları almak kolay olur". Zafer kazanırsa, Adığelerin Rusya ile barış yapmaları için aracı olma konusunda Hajemıko'nın verdiği sözü de unutmuyor söylence. Hajemıko Betceri her kesin tanıdığı ünlü bir Pşı (Prens) olduğu için, savaşta onun öldürülmesini utku saydı Şapsığ kadınları. İki oğluyla kocasını savaşta kaybetmiş olan kadının ağzından halkın Betceri'ye nasıl baktığına söylence açıklık getiriyor: -Şapsığ kadınları her doğuruşta benim oğullarım gibi çocuklar doğurabilirler. Fakat Bjeduğ kadınları yaşamları boyunca doğursalar bile artık Hajemıko gibi bir erkeği doğuramazlar, demiş Şapsığ ninesi. Demek ki Adığe halkının özgürlükten ve birlik beraberlikten anladığı, kendi düşüncelerinin ve yaşam biçimlerinin ürünü olan Adığe yasalarıyla yaşamlarını sürdürmekti. Bu yasalar çiğnenecek olursa, Bzeyiko Savaşı'nda olduğu gibi üzücü olaylarla karşılaşılıyordu.   [Çeviren: Yenemıko Mevlüt ]+''+Mevlüt Atalay

Adiğe Biliminin Yolu

29 Ekim tarihinde Adığey Cumhuriyeti İnsani Bilimler Deneme Enstitüsü'nün 70'nci kuruluş yılı kutlandı. Enstitü Müdürü Cebrail Mekule'nin enstitünün kuruluşu ve gelişimi üzerine yazdığı makaleyi aşağıda sunuyoruz. +''+ Enstitümüz başarılı bir yol izleyerek 70'nci kuruluş yılına ulaşmış bulunuyor. İlk günlerinde üç kişiyle işe başlayan enstitümüz şimdilerde Adığey'in ekonomisini, dil, edebiyat ve tarihini araştıran ciddi bir bilim kurumu olmuştur. 70'nci yılını kutlarken onun zorlu 30'lu yıllardan başlayıp günümüze kadar katetmiş olduğu yolu anımsatmak istiyorum. Günümüzde eski Sovyet düzeni için yapılan çeşitli değerlendirmelere rağmen, o dönemde Adığelerin kültür ve yaşam tarzlarının öğrenilmesi, folklor ürünlerinin derlenip yayınlanmasına önem verilmemiştir, diyemeyiz. Söz konusu sorunların çözümü için bir yayın komisyonu oluşturulmuştu. Komisyon etnografik ve folklorik ürünlerin derlenmesi, halk şarkılarının kayda geçirilmesi için araştırma derleme gezileri düzenleniyordu. Adığece'nin bilimsel olarak öğrenilmesi, gramatiğinin oluşturulması, alfabesinin seçimi gibi sorunları Sovyet ve parti organlarının önüne getiriyordu. Adığe Özerk Yöresi'nde bilimsel çalışmalar yapmak üzere zamanın aydınları olan Seferbiy Sihu, İbrahim Navurza, Davut Aşhamafe, İbrahim Tsey'in yer aldıkları bir dernek 15 Mart 1925 tarihinde oluşturulmuştu. Üç yıl içerisinde bu dernek folklorik, etnografik ve arkeolojik ürünlerin toplanması, Adığe tarih ve kültürünün kaynaklarının belirlenmesi, çeviriler yapılması ve yayınlar çıkarılmasında önemli çalışmalar yapmıştı. Ancak mevcut tüm sorunların bir dernek vasıtasıyla çözülemeyeceği de anlaşılmıştı. Derneğin başkanı 22 Aralık 1927 tarihinde Adığe Özerk Yöresi yönetme kuruluna gönderdiği yazıda şöyle diyordu: "Çerkes dilinin ve gramatiğinin iyi bir şekilde öğrenilmesi, sözlü edebiyat ürünlerinin, etnografik ve edebi kitapların iki dilde de yayınlanması gerekmektedir. Çerkes ulusunun tarihi yazılıp yayınlanmalı, Adığey'in ekonomik coğrafyası öğrenilmelidir." İşte bu güç sorunların çözümü içinde bir bilimsel enstitünün kurulması gerekiyordu. 27 Aralık 1927 tarihinde Adığey ülke yönetme kurulu bu sorunu görüşüp enstitünün kurulması kararını almıştı. Kuruluş çalışmaları 1929 yılına kadar sürmüş ve 26 Şubat 1929 tarihinde enstitü kurulmuş ve direktörlüğüne Muhammet Huvaj getirilmişti. Kuruluştan sekiz ay sonra 25 Ekim 1929 tarihinde Adığe ülkesi parti yönetiminin kararıyla enstitünün çalışmalarını yapacağı bina belirlenmişti. Bu tarihte direktörlüğe İsmail Baron, sekreterliğine Davut Aşhamaf, seksiyon başkanlığına Tembot Çeraşe getirilmişlerdi. 29 Ekim 1929 tarihinde Adığe ülke yönetme kurulunun aldığı kararla Bilimsel araştırma enstitüsü kurulmuş oldu. Enstitünün ilk çalışma yılları ülkede kültür devriminin yoğun bir şekilde gerçekleştirildiği yıllardı. Her yerde cehaletin yok edilmesi, ulusal eğitimin geliştirilmesi, kültürel organizasyonların kurulması, Sovyet aydınının yönetilmesi için önemli çalışmalar gerçekleştiriliyordu. Enstitünün bu günlerde yapmış olduğu çalışmalar çok değerlidir. 1934 yılında Adığe Bilim Araştırma Enstitüsü'nün adı Kültürü Geliştirme ve Bilim Araştırma Enstitüsü olarak değiştirildi. Bu sadece bir isim değişikliği değildi ve enstitünün imkanlarının da geliştirilmesi demekti. Bu değişiklikle birlikte etnografya ve tarih bilimleri de açılmış, bu sayede yapılan bilimsel çalışmalar daha da üst düzeylere ulaşmıştı. İlk kuruluş yıllarından İkinci Dünya Savaşı'na kadarki dönemde enstitünün en önemli uğraş alanı Adığe dilinin bilimsel olarak analiz edilmesiydi. 1930 yılında Prof. H.F.Yakovlev ve Davut Ashamafe'nin ortaklaşa hazırladıkları "Adığe (Batı) Dilinin Kısa Grameri" adlı bilimsel çalışma Rusça Krasnodar'da yayınlandı. Bu kitap, Adığece'nin bilimsel bir şekilde öğrenilmesi, ders kitabı ve monografilerin hazırlanmasına öncülük etti. 1938 yılında enstitü bilim adamları Rus alfabesini temel alarak Adığe alfabesini hazırlamışlardı. Bu gelişme Adığe halkının kültüründe önemli bir olaydı. Bu yıllarda Adığelerin bilim, eğitim ve kültürlerinin gelişmesini önemli katkıları olan bilim adamlarının adlarını hiçbir zaman unutmayacağız. Bunlar Muhammed Huvaj, İsmail Baron, Tembot Çeraşe, İlya Defterau, Muhammet Hatko, Hacmos Brante, Meshab Bışteko, Asker Hut, Hacmet Vodejdoko, Mecit Tuv, Habeç Pçentleşu, Maliç Avutle, Fazıl Nepsev, Kim Hutıj'dır. Adığelerin müzikal folklorlerini derleyip düzenleyen bilim adamları M.D.Ginesin, G.M. Kanseviç, A.F.Grebniyev ve N.N.Mironov'a müteşekkiriz. Kurulan enstitünün bilim adamları ilk günlerden itibaren sözlü halk edebiyatının, dil biliminin, tarih ve etnografik materyallerin, ders kitaplarının, okul programlarının yayınlanmasına dikkat etmişlerdir. İkinci Dünya Savaşı enstitünün çalışmalarını kesintiye uğrattı. Bilim adamlarından Asker Hut, Murat Perenıko, Muhammet Mezıv Jeko, Yusuf Levusten, İlya Defterev, Dimitriy Kesten, Asker Yevtıh, Reşid Hasan savaşa katıldılar ve yiğitçe savaştılar. 1925 yılında enstitü Adığe Dil, Edebiyat ve Tarih Bilimsel Araştırma Enstitüsü olarak yeniden oluşturuldu. Enstitü bilim adamları savaş sonrası zorlukları ile mücadele ederek ve aralarına yeni güçlerde katarak kaybettikleri zamanı aralarına yeni güçlerde katarak kaybettikleri zamanı da tamamlamak gayretiyle yeniden işe koyuldular. Enstitü 50'li yıllarda "Rusça-Adığece Sözlük", "Adığe Masalları", "Adığe Atasözleri", "Adığe-Sovyet Folklorü", "Bilim Notları" ve M.V. Pakrovska'nın "Rus-Adığe Ticaret İlişkisi" isimli kitapları yayınlandı. Derleme çalışmalarının ilk ürünü olan ve ilk yıllardan 20. yüzyıl başlarına kadarki devreyi kapsayan "Adığey'in Kısa Tarihi" yayımlandı. 60 ve 80'li yıllar enstitü için yeni bir dönem sayılabilir. Bu yıllarda önemli bilimsel eserleri yayınladılar. A.A.Hatane ve Z.İ. Çeraşe'nin ortaklaşa hazırladıkları "Açıklamalı Adığece Sözlük", H.D. Vodejdıko'nun "Rusça-Adığece Sözlük", H.D.Vodejdıko'nun "Rusça-Adığece Sözlük", G.F. Rogova ve Z.İ. Çeraşe'nin yazdıkları "Adığe Dilinin Gramatiği" ve "Adığe Özerk Yöresi'nde Kolhozlu Köylülerin Kültür ve Hayat Tarzı" isimli monografi ve Maliç Avutle'nin yazdığı "Erken Taş Devrinde Abzehlerin Duraklama Dönemi" isimli monografi ve Asker Hadoğatlenin yazdığı "Kahramanlık Destanı Nartlar ve Doğuşu" kitabı ve aynı bilim adamınca derlenip yayınlanan yedi ciltlik "Nartlar" bunlardandır. U.S. Zekoğu, Y.A.Tharkaho, H.Ğ.Ş.K.H. Meretıko'nun Adığece'nin sorunları ile ilgili monografileri ile R.Mamıy ve Ş.Hut'un Adığe nesirinin kat ettiği yol ve Adığe masallarının oluşumu üzerine edebi eserleri yayınlandı. Enstitünün edebiyat ve folklor bölümü "Adığe Folkloru"nu iki kitap halinde, "Adığe-Sovyet Edebiyatının Tarihsel Sorunları" iki kitap halinde, "Bilimsel Notlar" adlı makaleleri dört cilt halinde yayınlanmıştır. Tarih bölümü (tarih, arkeoloji, halk sanatı diye parçalara ayrılmaktadır) 17 kitap, 6 sayı arkeolojik, 8 etnografik derleme hazırlamıştır. Sosyolog ve etnografyacı bilim adamları B.M.Cim, M.H.Şıbzıhu, C.H.Mekule, M.A. Meretıko, M.A.Candar, G.G.Thağapsov, S.H. Hotko, R.B.Vunereko, N.Ğ.Lovpaçe, N.N. Denisov, G.P.Hilinin, R.A.Hanahu ve başkaları 20'den fazla monografi ile "Adığeyin Kısa Tarihi"nin 2. cildini yayınlamışlardır. Moskova, Tiflis, Rostov, Krasnodar ve başka şehirlerin bilimle uğraşan kurumlarının ve tanınmış akademisyen ve profesörlerin bitip tükenmeyen yardım ve destekleri sayesinde Adığey'de bilim kökleşmiş ve gelişmiştir. Enstitümüz bilim adamları onlara müteşekkirdirler. Enstitümüz 50. kuruluş yılında Adığe dilinin, edebiyat ve tarihinin araştırılması, Adığe ülkesinde kültür ve eğitimin geliştirilmesine yaptığı katkılardan dolayı "onur nişanı" ile ödüllendirilmişti. 1992 yılında enstitümüzün adı Adığe Cumhuriyeti İnsani Bilimler Deneme Enstitüsü oldu. Bu sayede Cumhuriyetimiz için büyük öneme sahip sorunların ortaya konulup çözümlenmesine katkıda bulunacak imkanlar elde edilmiş oldu. Enstitümüz Adığey Cumhurbaşkanı, parlamentosu ve bakanlar kurulunun büyük yardımlarıyla işlerini yürütmektedir. 1992 yılında enstitümüze açılan "Meotlar" adlı basımevi sayesinde Adığeyle yetinilmeyip kardeş Khabardey Balkar ve Karaçay Çerkes bilim adamlarının eserleri de yayınlanmıştır. 1993 yılında Adığey bilim adamlarının ilk büyük kongreleri yapılmıştı. Rusya'daki bilim kurumları ve BDT ülkeleri bilim kurumları ile ilişkilerimizin geliştirilmesinde bu kongrenin büyük yararları oldu. Enstitümüzün Adığey'deki kültür ve sanat kurumları olan yazarlar, ressamlar ve kompozitörler birlikleri ile kurduğu ilişkilerden büyük yarar sağlamaktadır. Enstitümüz yeni bilim adamlarının hazırlanmasına ve yetiştirilmesine de büyük dikkat göstermektedir. Son beş yılda en-stitümüz bilim adamlarının dördü doktor, on beşi de bilim adayı olmuştur. Enstitümüz bilim adam-larından on birinci Dünya Çerkes Akademisi üyeliğine alınmış olma-ları da enstitümüze verilen de-ğeri göstermektedir. Enstitümüzün 70 yıllık çalışmaları sevindiricidir. Ancak imkanları olduğu halde ele almamış olduğu konuların bulunması da düşündürücüdür. Adığey bilim adamları ile Kuzey Kafkasya'daki bilimsel kurumlar, Rusya bilimler akademisi ile olan ilişkileri daha da güçlendirilmelidir. Adığey Cumhuriyeti'ndeki sosyal, ekonomik ve kültürel sorunlar daha derinlemesine ortaya konulmalı, sosyal ve insani bilimler alanında yapılan denemeler daha da geliştirilmelidir. Genç Cumhuriyetimizin geliştirilmesi, bilimin insanlığın hizmetine sunulması bilinciyle hareket eden bilim adamlarının büyük bir bilimsel özveri ile ve Adığey halklarına karşı sorumluluk duyarak ilerlemeye devam edebileceklerdir.  +''+Prof. Dr. Cebrail Mekule

Çerkes Halk Şarkıları Unutulmayacak

Çerkes halk şarkıları konusunda bir ömür harcayan değerli sanatçı Doğan Özden (Kuşha)'nın kaseti 15 Aralık tarihinden itibaren Türkiye'nin her tarafında satışa sunulacaktır. İleride klip çekimini de düşündüğümüz şarkıların tarzı, Türkçe şiirleri ve derlenişi hakkında özet bilgiler sunmayı yararlı gördük. +''+ KUŞHA DOĞAN 1956 Yılında Kayseri'nin Pınarbaşı ilçesine bağlı Karahalka köyünde dünyaya geldi. Çerkeslerin Kabardey kolundan ve Kuşha ailesindendir. Ankara Yüksek Teknik Öğretmen Okulu mezunudur. 1974 yılında Çerkes'lerin kültürü, sosyal yaşamları, halk oyunları, sosyolojik yapıları, halk şarkıları, müzikleri ve Çerkes dili ile ilgili araştırmalarını ve derlemelerini 26 sene, aralıksız bu güne kadar sürdürmüş, halen de sürdürmektedir. Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde Kafkas Halk Dansları Toplulukları ve müzik grupları yetiştirmiştir. 1982-1984 yıllarında Ürdün'ün başkenti Amman'daki çerkes okulunda Çerkes dili ve edebiyatı, Çerkes tarihi ve halk oyunları konusunda öğretmenlik yapmıştır. Ülkemizde çerkeslerin yoğun olarak yaşadığı birçok ilde, Ürdün, Almanya ve Kafkasya'da konserler vermiştir. Türkiye'de, Kafkasya'da, Ürdün'de ve diğer ülkelerde yaşayan çerkesler tarafından sevilerek dinlenmektedir. Bu albüm, on albüm ve yüz yirmi şarkıdan oluşması planlanan çalışmasının ilk bölümüdür. Ağlasam Utanırım: Yüzelli yıldan daha yaşlı bir Çerkes halk müziğidir. Kayseri'nin Uzunyayla bölgesinde derlenmiştir. Çerkes halk oyunlarından "kafe" dansı ritmindedir. Çerkesler arasında en çok sevilen müziklerden birisidir. Sözleri Kuşha Doğan'a aittir. Sarıkamış Harbinin Ağıtı: Birinci Dünya Harbinde, Enver Paşa Harekatında Ruslara karşı savaşırken ölen çerkes gençleri için Uzunyayla'da bestelenmiş bir şarkıdır. Şarkının tamamının derlenmesi onbeş yıl sürmüştür. Şarkının büyük bölümü, Pınarbaşı Karakuyu köyünden Feşmukhu KUŞUK'dan derlenmiştir. Mehtaplı Gece: Kafkasya'da Adığey Cumhuriyetinde doğup uzun yıllar Ürdün ve A.B.D.'de sürgün hayatı yaşayıp vatanından çok uzaklarda hayata veda eden Adığeyli ünlü şair ve yazar Kube Şaban'a ait bir parçadır. Bir at çobanının mehtaplı bir yaz gecesinde sevgilisini hayal edişini anlatır. Kuşha Doğan, Kafkas Kültür Dernekleri Birliği Kaf-Der tarafından Çerkes Kültürüne olan katkılarından dolayı 1995 yılında Kube Şaban ödülü ile ödüllendirilmiştir. Bu güzel şarkı, ünlü yazar ve ozan Kube Şaban'ın anısına bir saygı ifadesi olarak seslendirilmiştir. İstemem: Bu şarkının müziği Çerkes halk danslarından "Wug dansı" ritmindedir. Çok eski bir müzik olup, yaşı tahmin edilememektedir. Uzunyayla'da derlenmiştir. Antik çağlarda, çerkesler çok tanrılı dinlerinde, dinsel törenlerde kolkola Wug Dansı yaparlardı. Düğün törenlerinde sabaha kadar dansettikten sonra o günün törenlerini güneş doğarken Büyük Tanrı'ya (Thaşxue) saygı ifadesi olarak Wug dansı ile bitirirlerdi. Wug dansı bugün de Çerkesler arasında çok sevilen danslardan biridir. Şarkının sözleri Kuşha Doğan'a aittir. Sarhoş olup düğün törenine katılan bir gurup gencin düğündeki genç kızlar tarafından nasıl alaya alındığını esprili bir şekilde anlatır. Evde Kalan Prensesin Şarkısı: Müziği Uzunyayla'da seksen-doksan sene önce bestelenmiştir. Sözlerinden sadece küçük bir nakarat bölümü bulunabilmiş, geri kalan kısmı Kuşha Doğan tarafından yazılmıştır. Kimseye takacak kulp bulamayan fakat biriyle evlenirsem diğeri kalacak korkusuyla kendisiyle evlenmek isteyen gençlerden hiçbiriyle evlenemeyip sonunda evde kalan prensesin duygularını ironik bir dille anlatan bir şarkıdır. Ela gözlü: Sözleri ve müziği Kuşha Doğan'a ait, "kafe dansı" ritminde popüler bir aşk şarkısıdır. Kayseri İstasyonu: Müzik, Çerkeslerin sürgünüyle birlikte Kafkasya'dan getirilmiş çok eski bir halk müziğidir. Sözleri yetmişbeş sene önce sevdiğine kavuşamayan Ju Jansuret tarafından, müziğe adapte edilmiş, çok sevilen "Kafe dansı" ritminde, hüzünlü bir aşk şarkısıdır. > Dansetmeye Geldim: Sözleri ve müziği usta derlemeci ve ozan Afeşıj Emin'e ait, "Kafe Dansı" ritminde, Türkiye'de ve Kafkasya'da yaşayan Çerkesler arasında oldukça popüler, güzel bir aşk şarkısıdır. Sürgün Şarkısı: Sözleri ve müziği Adığeyli ünlü şair ve ozan Kube Şaban'a ait olduğu tahmin edilen, Rus Çarlığı ile Çerkeslerin savaşlarını ve sürgünü anlatan hüzünlü bir şarkıdır. Şarkı Kuşha Doğan tarafından Ürdün'de derlenmiştir. Mümin ile Diyne: Yüzelli yıllık olduğu tahmin edilen şarkının müziği Kayseri'nin Uzunyayla bölgesinde, sözlerinin bir bölümü yine Uzunyayla'da bir bölümü ise Ürdün'de Kuşha Doğan tarafından derlenmiş, birbirine aşık iki gencin esprili atışmalarını anlatan "Kafe Dansı" ritminde neşeli bir şarkıdır. İSTEMEM Çekip çekip kafayı, Dalıyoruz düğüne Ak tenli bir afeti, Seçiyorum kendime. Kur yapıyorum, o dünya güzeline. Sözcükler dolaşırken damağıma, dilime; Kesip atıyor hemen: "İstemem, istemem, seni asla istemem. Rakı içeni sevmem, şarap içeni sevmem!" Bırakıp ak Maralı, Seçiyorum kumralı. Bıyıklarımı burup, Bir fiyakayla durup, ben söze başlayınca, Dikiliyor karşıma; kızarıyor kızınca; "İstemem, istemem, seni asla istemem, Bıyıklıyı istemem, sakallıyı istemem!" Kumral da olmayınca Sarışına takıldım. Kaşlarımı kaldırıp, Kedi gibi sokuldum. Bir baktı, tam yıkıldım: "İstemem, istemem, ben ayyaşı istemem; Tiryakiyi istemem, cigarayı hiç sevmem" Genç kızlarla oğlanlar, Dansettiler tüm gece. Biz sarhoşlar bakışıp, Kalakaldık öylece. Kafa kafaya verip; "Oh olsun bize!" dedik. Yemin ettik erkekçe, tüm kızlara söz verdik: "İstemez, istemez, bizde rakı istemez, Biz de şarap içmeyiz, Biz de tütün içmeyiz. Bıyıkları da keser Sakalları da kazır İçkiyi de keseriz! EVDE KALAN PRENSES Mole'lerin oğlu, göz kırpıyor yaramaz. Ne yapsa ne etse de hiç kalbimi çalamaz. O kadar aptal mıyım, o beni ne sanıyor? Mole'lere kaçarsam, Şıkue'ler kalıyor. Şıkue'lerin oğlu, kumral saçlı, ak tenli, Görünüşü alımlı, huyu da güzel belli. Şıku'elerin oğlu, tutuşuyor, yanıyor Ama ben ona kaçsam şu Merzey'ler kalıyor. Merzey'lerin genç oğlu, beni deli ediyor, Tek bir bedenmişiz gibi sevgiyle dans ediyor. Evlenseydim onunla, mutlu olurdum belki Merzey'lere kaçarsam, ah, Koşiy'ler kalıyor. Koşiy'lerin oğlu bilir gelenekleri. Sevgi sözcükleridir bilip söyledikleri. Övgüleri aklımı başımdan alıyor da, Koşiy'lere kaçarsam, Aguey'ler kalıyor. Ağuey'lerin oğlu şiir gibi dans eder, Oyuna çıktığında sarsılır tüm yürekler. Söz versem evlenmeye kıyamete dek bekler. Aguey'lere kaçsam, off Sıpş'ler kalıyor. Sıpş'lerin oğlu, manken gibi şık mı şık Gözlerinden anladım, bana tutulmuş; aşık. Sözleriyle kalbimi ha çaldı, ha çalacak; Ama Şıpş'lere kaçsam, şu Kuşha'lar kalacak. Kuşha'ların genç oğlu şarkılar besteliyor Beni de bu dünyada her şeyden çok seviyor. Ne fayda aşkını her gün yinelese de Kuşha'lara kaçarsam, ötekiler kalıyor. Çetin Öner DANSETMEYE GELDİM Kafkasya ormanlarına Karlar yağıyor. Sevdiğim o güzel kız Yüreğimi dağlıyor. Dansetmeye geldim ahayra, hayra, hayra! Oynamaya geldim ahayra, hayra, hayra! Söyleşmeye geldim ahayra, hayra, hayra! Evlenmeye geldim heey! Kapkara perçemleri, Dökülür ak alnına. O pembe yanakları, Yakışır cananıma. * Nakarat * Gümüş kamam kınında, pırıl pırıl parıldar. beni bir yana bırak, kamam aşık sana yar. * Nakarat* Güzel, Kara Mızıkam, Karasevdamı söyler. Şu benim yoldaşlarım, Çılgın gibi dans eder. * Nakarat* Çetin Öner AĞLASAM UTANIRIM Gördüğüm andan beri ateşinle yanarım, Erkekler ağlamaz sanma; ağlamasam çatlarım. Düşmanım çoktur benim, şu koca yeryüzünde, Nedir bu öfke bana, o pembe gül yüzünde? Şaha kaldırıyorum dörtnala kır atımı, Kilitledin dilimi, ağarttın saçlarımı. Ne mutlu düşmanıyla kuşatılmamış kişi, Yandı yüreğim aman, kavurdu aşk ateşi. Buzlu karlı dağlara kış güneşi düşüyor, Sen yoksun ya yanımda, sanki ruhum üşüyor. Dünya dünya olalı böyle sevda görmedi. Dostum döndü sırtını, düşmanım konuşuyor. Güneşin ışıkları, oynaşır gözlerinde, Dünyalar benim olur, düğüne geldiğinde. Sana olan aşkımı, bir sır gibi saklarım, Adından başka bir ad anmıyor dudaklarım. Bana ne zaman baksan, ruhuma bahar geldi. Senin konuşman cennet, küskünlüğün eceldi. Son bir kez görsem seni, razıydım ben ölüme, Sensizlik ölüm bana, hoş geldi sefa geldi. DİASPORA AĞIDI Hücum emrini verdi Rusya'nın zalim çarı. Savunmasız bir halktır Vahşice kırdıkları. O sürgün günleri ah, Ah, o kıyım günleri. Dağların kan gülleri, Kafkasya sürgünleri. Yaşlı, kadın demeden, Saldırıyor aç kurtlar. Ocaklar söndürüldü, Öldürüldü çocuklar... O sürgün günleri ah, Ah o kıyım günleri. Dağların kan gülleri, Kafkasya sürgünleri. Düşmanın askerleri Yüz binleri aşıyor. Kafdağı kartalları, Yiğitçe savaşıyor. O sürgün günleri ah, Ah o kıyım günleri. Dağların kan gülleri, Kafkasya sürgünleri. Unutma içimizdeki Dönek yaratıkları. Anayurt ve Halkımız Kahpece sattıkları. O sürgün günleri ah, Ah, o kıyım günleri. Dağların kan gülleri, Kafkasya sürgünleri. Unutma o sahte Mollaları; Vaazlar, nutukları... Paradır inançları. Altındır taptıkları. O sürgün günleri ah, Ah o kıyım günleri Dağların kan gülleri Kafkasya sürgünleri Kırık dökük takalar, Dağlar gibi dalgalar... Yaşlılar dua eder, Aç bebecikler ağlar.   O sürgün günleri ah, Ah, o kıyım günleri. Dağların kan gülleri, Kafkasya sürgünleri. Hayaletler değildir, Çevremizde yüzenler. Kefensiz ve törensiz, Sulara gömülenler. O sürgün günleri ah, Ah o kıyım günleri. Dağların kan gülleri, Kafkasya sürgünleri. Unutulur mu hiç Onların yaptıkları? Koskoca bir ülkedir Yakıp dağıttıkları.   O sürgün günleri ah, Ah o kıyım günleri. Dağların kan gülleri, Kafkasya sürgünleri. Adığe halklarıdır, Kapkara o denizde, Ölü balıklar gibi, Suda bıraktıkları.   O sür-gün günleri ah, Ah o kıyım günleri. Dağların kan gülleri, Kafkasya sürgünleri. Çetin ÖNER AYIŞIĞINDA ATLAR, YILDIZLAR, SEVGİLİM VE BEN Mehtaplı bir gecede Parlıyor ay ışığı. At sürüsü çobanıyım O güzelin aşığı. Dolunayda çiğ tanelerini Benzetirim yıldızlara. Lacivert gecede mutlu, Konuşurum atlarımla. Sürümdeki güzel taylar Şakalaşıp duruyorlar. Bir şarkıya başlıyorum, Kuşlar eşlik ediyorlar. Ceylan gibi doru tayım, Dizginiyle oynaşıyor. Kalbim birden bire Sevdiğini anımsıyor. Sımsıcak siyah yamçımı, Üzerime örtüyorum. Çiseleyen yağmuru dinlerken Şiirler söylüyorum. Ela gözlü güzel yarim, Düşünce hatırıma; Kapıyorum gözlerimi, Dikiliyor karşıma. Çetin Öner SEFERBERLİK AĞIDI Böğrünüzü dövüyor, Rus'un Dağ Topçuları. Sabırla bekliyoruz, yine de her baharı. Ne olur dönün artık, tükettik u-mutları. At kuyruğu gibi ömrü kısa Çerkesler; Gülerek oynayarak, Kars'a kadar gittiler. Kara Çavdar çorbasıyla talim ettiler. Yıldırım gibi patlar, top mermilerinin sesi, Uzunyayla nerdedir, Sarıkamış neresi? Al kana beleniyor fidan gibi gövdesi. Çukurovadan geçti, Çerkes Süva-rileri. Ya zafer, ya ölüm!.. İleri, hep ileri. Kartal gibi saldırıp çekilmeden geri. Aziziye kışlasında dizildiler Çerkesler. Ne haberleri geldi, ne sılaya dön-düler. Biz öpmeye kıyamadık, Bozkırda çürüdüler. Erzurum ovasında yağar savrulan karlar. Saçıldılar her yana yiğit Kafkas-yalılar. Beklesin anaları artık mahşere kadar. Her baharda dönünce yuvaya göçmen kuşlar Onları hatırlıyor, tüm analar, babalar... O iyi atlarıyla, o güzelim insanlar Sonsuzluğa uçtular, sonsuzluğa uçtular. Türkçe söyleyen: Çetin ÖNER O güzel insanların, O güzel torunu, Halkımın "Ses Bayrağı" Kuşha Doğan'a... Vupso!+''+Doğan Özden

Adiğey’de Ekonomik Gelişmeler

Övünülecek düzeyde olmasa da son birkaç yılda ve özellikle içinde bulunduğumuz yılda hizmet sektöründe ve bununla birlikte Adığey ekonomisinde gözle görülür bir gelişmenin olduğu saptanmıştır. +''+ Başarı sansı iklim koşullarına büyük ölçüde bağımlı olan tarım sektöründe sağlanan başarılar bile tek başına ekonominin düzelme yoluna girdiğinin işareti sayılabilir. Birçok işyerinde çalışanlara ücretleri zamanında ödenebilir hale gelmiştir. Emeklilere de aylıkları günü geçirilmeden ödenebilmektedir. Bunlar işyerlerinde sağlanan gelişmeler sayesinde mümkün olmaktadır. Elde edilen sonuçlara göre çeşitli sektörlerin gelişmelerinde farklılıklar görülmektedir. Örneği, büyük sanayi işletme işletmelerinde belirli bir gelişme içerisinde oldukları gözlemlenmektedir. Bu gün Adığey'de bu tür iki bin işyeri vardır ve 13 bin kişiyi çalıştırmaktadır. Küçük işletmelerin yarıdan fazlası ticaret ve gıda sektöründe faaliyet göstermektedir. Kayıt dışı olarak bu sektörde 20 bin kişinin daha çalıştığını belirtmek gerekmektedir. Yani Adiğey'in ekonomisine çalışanların yüzde 25'i küçük işletmelerde iş yapmaktadırlar. Büyük ve orta ölçekli işletmelerin sadece bu yıl belirli bir gelişme göstermiş olmalarına rağmen küçük işletmeler son beş yıldır ilerleme içerisindedir. Bunun sebebi de küçük işletmelerin Pazar ilişkilerine daha çabuk uyum sağlayabilmeleri, kolay yönetebilmeleri, ürünlerini çabucak değiştirme imkanına sahip olmaları ve ihtiyaç duyulan yeni ürünleri daha az para ve daha az zamanda üretebilmeleridir. Bu yüzden her yıl üretimlerini artırabilmektedirler. Örneğin 1996 yılında küçük işletmelerin üretimini 100 oranında alırsak, bu oran içinde bulunduğumuz yılda 210'a ulaşmıştır. Orman ürünlerini işleme sektöründeki küçük işletmelerde son zamanlarda hissedilir gelişmeler göstermişlerdir. Onlar 1998 yılında 97 yılının iki katı üretime ulaşmışlardır. Küçük inşaat işletmeleri içinde aynı gelişme söz konusudur. Onların 1995 yılında 13.3 oranında olan üretimleri bu yılın ilk yarısında 35.7 oranına çıkmıştır. Bir hususa dikkati çekmek gerekmektedir. Ücretlerin zamanında ödenebilmesi ve sosyal hizmetlerin düzgün yürütülebilmesi bütçe gelirlerinin düzgün bir şekilde karşılanabilmesine bağlıdır. İşletmelerin ödedikleri payların bütçede önemli bir yere sahip olduğu herkesçe bilinmektedir. Günümüzde küçük işletmeler Adığey'in bütçesinde önemli bir yere sahip olmuşlardır. Örneğin 1998 yılında bu işletmeler bütçeye 52 milyon ruble ( 2 milyon dolar ) katkıda bulunmuşlardır. Bu sektör son beş yılda artan oranlarda bütçeye katkı sağlamaktadır. İçinde bulunduğumuz yılın ilk yarısında da bütçeye 50 milyon ruble katkı yapmışlardır. Yıl sonu itibariyle ne olacağını bilmek mümkün değilse de şimdiden planlamasının % 95 ini gerçekleştirmiş olmaları yıl sonunda hedeflenin üstüne çıkardıklarını göstermektedir. Küçük işletmelerin vergilerini ödemelerine dair son yılda çıkarılan Cumhuriyet yasasında bu gelişmede önemli payı vardır. Cumhuriyetin her yerinde aynı miktarda küçük işletmeler olduğunu ve aynı başarıyı gösterdiklerini söyleyemeyiz. Yılın ilk yarısı itibariyle Cumhuriyet genelinde 2221 küçük işletme bulunmakta olup bunların 1204'ü Maykop'tadır. İkinci olarak 432 ile Tohtomukoy rayonu, 204 ile Maykop rayonu gelmektedir. Şovcen rayonu ise 18 küçük işletmeyle son sırada yer almaktadır. Bu sayılara bağlı olarak Maykop'taki küçük işletmeleri yılın ilk yarısındaki 101 milyon 52 bin rublelik üretimle birinci sırada Tohtomukoy rayonundakiler 35 milyon 414 bin rublelik üretimle ikinci sırada, Tevcoj rayonundaki 192 küçük işletmede 30 milyon 414 bin rublelik üretimle üçüncü sırada yer almışlardır. Sanayi sektöründeki küçük işletmelerin gelişmelerini de sayılarla göstermek gerekirse yılın ilk altı ayı itibariyle büyük ve orta ölçekli sanayi işletmeleri üretimlerini artırmada planda öngörüleni 193.3 oranında sağlamış, küçük işletmeler ise 2.1 katına ulaşmıştır. Peki işletmeler bazında Adığe Cumhuriyeti'nin durumu Kuzey Kafkasya genelinde ne durumdadır? Bunu çeşitli yönlerden ele alarak göstermek mümkündür. Üretim bazında ele alalım. Bu alanda komşu eyaletler ile büyük Cumhuriyetlerin seviyesine ulaşmamız tabi ki mümkün değildir. Buna rağmen işletmelerimiz 1998 yılında 274.1 milyon ruble miktarında üretim yaparak Kuzey Kafkasya'da altıncı sırada yer almışlardır. Kısaca özetleyecek olursak işler tam bir memnuniyet verici düzeye ulaşmamışsa da küçük işletmeler sürekli bir gelişme göstermekte ve bütçeye de olumlu katkılar sağlamaktadırlar. Pazar ilişkilerinde onların yer edinmelerinin daha kolay olduğu göz önüne alınırsa küçük işletmelere gelecekte daha fazla umut bağlamak gerekmektedir. 5 Ekim 1999+''+Nurbiy Sohute

Adığey Anayasası Beş Yaşında

10 Mart 2000 tarihinde Adığey Anayasası'nın kabulünün beşinci yılı nedeniyle Cumhurbaşkanı Aslan Carım'ın yaptığı konuşma metnini bu sayımızda okuyucularımızın bilgisine sunuyoruz. +''+ Adığey Cumhuriyeti Anayasası beşinci yılını doldurmuş bulunuyor. Bir anayasa için bu uzun bir zaman parçası değil ancak onun toplumsal-politik, ekonomik ve hukuksal sonuçlarını değerlendirmemiz, önemli maddelerinin uygulanabilirlik durumlarını anlamamız için yeterlidir sanıyorum. Anayasanın kabulü sadece Adığey'in toplumsal politik yaşamında büyük öneme sahip bir olay olmakla kalmayıp, onun tarihinin parlak sayfalarında da yerini almış bulunmaktadır. Anayasa, Rusya Federasyonu'nun en genç bir ünitesinin devlet yapısına kavuşmasında ve gelişmesinde büyük öneme sahip bir belge olmuştur. Rusya Federasyonu'nu oluşturan her özerk Cumhuriyet, Rusya Federasyonu anayasası temelinde hazırlamış olduğu kendi anayasasına sahiptir. Rusya üniter bir devlet olmayıp federal bir devlettir ve federasyona katılan her cumhuriyetin kendilerine mahsus özellikleri de anayasalarında yer almıştır. Adığey Cumhuriyeti Anayasası da federal devletin hukukunun bir parçasıdır. Rusya Federasyonu'nun birlik prensipleri temelinde merkez ile Cumhuriyetler arasındaki yetki dağılımı onun temelini oluşturmaktadır. Bir çok hukuk bilimcisi Adığey Cumhuriyeti Anayasası'nın dikkat ve titizlikle hazırlanmış önemli bir hukuksal doküman olduğu konusunda görüş belirtmişlerdir. Bugün Adığey Cumhuriyeti Anayasası, cumhuriyetimizin en başta gelen bir hukuksal belgesi olup, onun ekonomisini, sosyal yaşamını ve kültürünü geliştirmede güven duyulan bir temel yasa durumuna gelmiştir. Anayasa demokratik toplum düzeninin oluşumuna önem vermekte ve herkesin makam, mevki, ırk ve dinine bakmaksızın yasa karşısında eşitliğini sağlayan ey yüksek düzeyde bir hukuksal belgedir. Adığey Cumhuriyeti Anayasası sadece onu hazırlayanların teorik bilgileri ve devlet yönetimindeki tecrübelerin birleştirilmesiyle ortaya çıkmış bir belge olmayıp, diğer Rusya cumhuriyetleri ile dış ülkelerin anayasa deneyimlerinden de büyük ölçüde yararlanmıştır. Adığey Cumhuriyeti Anayasası, Rusya Federasyonu Anayasası'nın temel demokratik prensiplerle ilgili olarak koymuş olduğu kurallara bağlı kalmış, onlara yeni temel kurallar ekleme yoluna gitmemiştir. İnsan hak ve özgürlükleri ile ilgili önemli maddeler aynen alınmış ve bu hak ve özgürlüklerin korunup gözetilmesi sorumluluğu toplumdaki tüm güç katmanlarına verilmiştir. Anayasa ve yasalar toplumun her ferdinin haklarını koruduğu ve onlara bir dayanak sağladığı sürece demokrasinin başarısından söz etmek mümkündür. Buna bağlı olarak da toplumun hukuk kültürünün geliştirilmesi, anayasanın öğrenilmesi, vatandaşların onu anlamaları ve kendilerine sağladığı hakları kullanabilir duruma gelmeleri büyük önem kazanmaktadır. Vatandaşların dilek ve kanaatlerinden ilham alarak hazırlanmış olan Adığey Cumhuriyeti Anayasasının cumhuriyetimizin geleceği bakımından tartışılamayacak bazı temel özellikleri vardır. Adığey'in Rusya Federasyonu'na bağlılığı bunlardan biridir. Adığey Federasyonu oluşturan bir birim olarak Rusya Federasyonu Anayasası, Adığey Cumhuriyeti Anayasası ve federasyon sözleşmesi ilkeleri temelinde merkezle ilişkilerini düzenlemekte ve topraklarında Rusya Federasyonu anayasasının en baş yasa olduğunu kabul etmektedir. Devlet organlarının kuruluş şekli ve aralarındaki ilişkilerin belirleniş prensipleri Rusya Federasyonu anayasasının bu konudaki prensipleri ile uyuşmaktadır. Anayasaya göre devlet yasama, yargı ve yürütme gücü olarak yapılandırılmıştır. Anayasamızda bu alanda Rusya Federasyonu anayasasında yer almayan bazı yenilikler mevcuttur. Rusya Federasyonu anayasasına göre sorun yaratan bazı konular anayasamızca çözümlenmiş durumdadır. Örneğin Cumhuriyetimizde bakanlar atanırken Cumhurbaşkanı ile birlikte parlamento da sorumluluk taşımaktadır. Yine Cumhuriyetimizde cumhurbaşkanının parlamentoyu feshetme yetkisi olmadığı gibi parlamentonun da Cumhurbaşkanını görevden alma yetkisi yoktur. Bu sorun gerektiğinde referandumla çözümlenebilmektedir. Anayasa parlamentoya yasa yapma ve denetleme görevleri vermekte, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kuruluna da fevkalade yürütme yetkileri tanımaktadır. Paritet (Halkların parlamentoda eşit sayıda temsil edilmesi) Adığey Cumhuriyeti Anayasasının temel ilkelerinden biridir. Bundan güdülen amaç Cumhuriyeti oluşturan ana halkların (Ruslar ve Adığeler) temsilcilerinin yasama ve yürütme organlarında eşit sayıda yer almalarıdır. Üzüntüyle belirtmek gerekirse bu demokratik prensip Başkentteki (Moskova) kimi politikacılar ve kimi basın organlarınca eleştirilere uğramaktadır. Bu prensibe sadece saldırılmakta, onun temelindeki gerekçeler dikkate alınarak yapıcı eleştiriler yapılmamaktadır. Onlar demokrasiyi sayı ile hesaplamaktadırlar ve onlara göre çoğunluk olan azınlık olana istediğini yaptırabilmeli ve ona görüşünü kabul ettirebilmelidir. Halbuki gerçek demokrasi azınlığın haklarını da koruyabilen demokrasidir. Burada söz konusu olan azınlığın bu toprakların en eski halkı olduğunu ve cumhuriyetin temelini oluşturduğunu da söylemeliyiz. Adığey Cumhuriyeti Anayasasının beş yıllık uygulaması göstermiştir ki paritet toplumsal anlaşma ve uzlaşmanın bir temel unsurudur. Çok uluslu cumhuriyetimizde bir ulusun diğeri üzerinde baskı oluşturmasını önleyen, aşırı eğilimli etnik uçların radikal taleplerini frenleyen bir mekanizmadır. Paritet'ten vazgeçmek, ona karşı olanların politik amaçlarını gerçekleştirmelerine ve Adığey'de huzur ve barışın bozulmasına yol açmak demektir. Paritet Adığey halkının büyük çoğunluğunca iyi anlaşılmıştır. İnsanlarımızın geleceğini umursamayanlara halkımızın destek olmayacağına inanıyorum. Paritet Adığey'in önemli bir demokratik kazanımıdır. Büyük toplumsal ve politik önemi vardır. Onu her halükarda korumalıyız. Federal devlet organlarının teşkilinde federasyon üyelerinin paritet esaslarına göre yer almalarının zamanı da gelmiş bulunmaktadır. Federal yürütme organlarında federasyon birimleri temsilcilerine yeterince yer verildiğini söyleyemeyiz. Rusya eğer bir federal devletse,halklar ve bölgeler kendi istekleri ile bu birliğe katılıyorlarsa, federal devlet organlarının üst kademelerinde onların temsilcilerine neden pek rastlanmamaktadır? İkinci bir sorun ise cumhuriyetimizin iki resmi dili bulunduğunun anayasa hükmü olmasıdır. Bu konuda da gerçeklerle bağdaşmayan bazı haberlere rastlanmaktadır. Rusya Federasyonu anayasasının 68'nci maddesine göre özerk cumhuriyetler kendi resmi dillerini belirleme ve bunu Rusya Federasyonu'nun resmi dili ile birlikte kullanma hakkına sahiptirler. Yine aynı madde, tüm halkların kendi dillerini koruma hakları olduğunu, onu öğrenme ve geliştirme imkanlarının sağlanması gerektiğini belirtmektedir. Cumhuriyetimizin başkanının cumhuriyetin resmi dillerini bilmesi gerektiğine dair anayasa hükmü de yine bu maddeden güç almaktadır. Adığey çok uluslu bir cumhuriyet olup devlet organları çalışmalarını yürütürken bu hususu göz önünde tutmaktadır. Çünkü her halkın kendi dili, tarihi, gelenekleri, moral ve etnik özellikleri ve kültürü vardır. İyi bir toplum düzeni halkların bu zenginliklerinin toplumca pay-laşılabilmesi demektir. Adığey Cumhuriyeti Anayasasındaki halkların eşitliği ilkesi sıradan bir anayasa maddesi değildir. Devlet cumhuriyetimizde yaşayan tüm halkların ortak devletidir. Halklar arasında eşitlik ve birbirine saygı esastır. Bu ilke cumhuriyetimizin sosyal temelini güçlendirmekte, etnik ve dini anlaşmazlıkları önlemekte,bir halkın diğerlerinden üstün olduğu propagandasının yapılmasını yasaklamak-tadır. Geleceğimiz için Adığey Cumhuriyeti barış ve anlaşmayı korumamız, halklar arası kardeşliği sağlamlaştırmamız gerekmekte-dir. Halkların tarihlerini ve kültürlerini bilerek, Rusya'nın Kuzey Kafkasya politikasının yol açtığı felaketleri ve Çeçenistan savaşının sonuçlarını dikkate alarak cumhuriyetimizde iyi insani ve toplumsal ilişkileri canlı tutacak kurumları geliştirmemiz gerekmektedir. Ailenin ve yaşlıların itibarının artırılması, başkalarının görüşlerine saygının geliştirilmesi zorunludur. Kendi ulusal gelenekleri ile yaşayarak uzun bir tarihi yol katetmiş olan Adığe halkı ve Cumhuriyetimizde barış ve anlaşma içerisinde yaşayan Rus, Ermeni, Tatar, Rum, Alman ve diğer halklar asırlardan beri iyilik, yardımlaşma, doğruluk ve birbirine saygı esaslarında yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Bizde atalarımızın bize bıraktıkları bu mirası korumalı ve yaşamımızın temeli haline getirmeliyiz. Bu işin başarılmasına Slavlar Birliği, Adığe Xase ve diğer sivil toplum örgütleri de katkı sağlamalıdırlar. Anayasamızın en önemli maddelerinden biri de Rusya Federasyonu dışında yaşayan soydaşlarımıza tarihi vatanlarına dönme hakkını sağlamış olmasıdır. Bu durum daha ziyade dış ülkelerde yaşayan Adığeleri kapsamaktadır. Yugoslavya'dan Adığelerin getirilmiş olması da anayasanın bu maddesinin bir uygulamasıdır. Geçtiğimiz yıl kabul edilen "Dış Ülkelerde Yaşayan Soydaşlarımıza Yönelik Devlet Politikası" isimli federal yasa da bu sorunun çözümüne büyük katkı sağlayacaktır. Anayasamız bir yönüyle de ulusal mantalitenin asırlar içerisinde oluşturduğu etnik ve moral değerlere dayanmaktadır. 35'nci maddeye göre on sekiz yaşını tamamlamış ve çalışan her kişi, çalışamayan anne ve babasına bakmakla yükümlüdür. Gençler yaşlılara saygı göstermekle, yaşlılarda gençlere değer vermekle yükümlü kılınmışlardır. Adığey Cumhuriyeti Anayasası, kişinin ve toplumun çıkarına uygun olarak serbest pazar ekonomisinin düzenlenmesini öngörmektedir. Cumhuriyetimizde önemli bazı ekonomik yasalar çıkarılmıştır. Ancak anayasa ve yasalar ne kadar iyi ve güzel yazılmış olurlarsa olsunlar bazı çalışmaları yapmadan ekonominin gelişeceğini beklemek doğru olmaz. Doğru hukuki temellere oturtulmuş çalışma hayatı sayesinde insan yaşamı daha iyiye doğru gidebilir. Memnuniyetle belirtmek isterim ki, 1999 yılı ekonomimiz için bir dönüm yılı olmuştur. Uzun yıllardır kötüye gitmekte olan ekonomimiz bu yıl alınan önlemler sayesinde bir parça düzene girmiş ve gelişmelerde göstermiştir. Adığey Cumhuriyeti ekonomik gelişme bakımından Rusya'da ikinci,Kuzey Kafkasya'da birinci sırada yer almıştır. Daha önceki yıllara nazaran geçtiğimiz yıl sanayi malları üretimi %50.4 oranında artmıştır. Geçtiğimiz yılda tarımsal üretimde de artış görülmüş, tahıl, ayçiçeği ve pancar daha fazla üretilmiştir. Hayvan sayısında yıldan yıla görülen azalış durdurulmuş ve bir inekten alınan süt miktarı 2000 kg. aşmış olup bu yıl bu miktarın 2500 kg. Çıkarılması beklenmekte-dir. Burada sanayi üretimindeki bu artışın bütçeye en çok vergi ödeyen kurumlarca sağlandığını da belirtmek gerekmektedir. Bunlar gıda maddeleri imalatı, makine ve metal imalatı, or-man ve ağaç ürünleri imalatı, yakacak maddeleri, enerji ve inşaat malzemeleri imalatı yapan kuruluşlardır. Bütçeye gelir getiren 110 büyük ve orta ölçekli kuruluştan 86'sı,yani % 78'i geçtiğimiz yıl üretim artışı yapmışlardır. Bunların yarıdan fazlası da kar etmiştir. Bu durum kurumların yönetici ve çalışanlarının tüm imkanlarını kullanarak iş yapmakta olduklarını, birilerinin yardımına güvenmeden kendi güçleri ile işlerini başarmayı öğrendiklerini göstermekte-dir. Geçtiğimiz yıl daha fazla vergi toplanması için çaba gösterilmiş ve bir önceki yıla nazaran % 76 oranında daha fazla vergi geliri sağlanmıştır. Böylelikle, merkezden yapılan finans desteğine göre cumhuriyet içi gelir artışı daha fazla olmuştur. İçinde bulunduğumuz yılın ilk iki ayı sonuçlarına göre de cumhuriyetimizde ekonomik gelişme belirli bir düzene girmiş bulunmaktadır. Üretim ve vergi gelirindeki artışlar sosyal sorunların çözümüne daha fazla kaynak aktarılmasını sağlamıştır. Cumhuriyetimizde devlet işlerinde çalışanların ve emeklilerin maaşlara geciktirilmeden belli bir düzen dahilinde ödenebilir bir duruma gelmiştir. 1999 yılında yapılması gereken çocuk yardımları da % 94 oranında ödenmiş ve önceki yıllardan kalan borçlarda azaltıl-mıştır. Geçtiğimiz yıl sağlanan bu gelişmelere rağmen cumhuriyetimiz sosyo-ekonomik yönden daha birçok güçlüklerle karşı karşıyadır. Çözümlenmesi gereken problemler çoktur. Bu sorunların çözümlenebilmesi için bugün her zamankinden daha fazla ileriye bakmalıyız. Serbest pazar ilişkilerini iyi anlamalı ve zamanında isabetli kararlar alabilmeliyiz. Tüm imkanlarımızı en fazla yarar sağlayacak şekilde kullanabilmeliyiz. Yeraltı ve yerüstü doğal kaynaklarımızı,boş duran sanayi işletmelerimizi,boş tarım arazilerimizi faaliyete geçirebilmeliyiz. Yıldan yıla kendi kendimize yeterli olacak bir ekonomiye sahip olmak için çaba gösterme-liyiz. Adığey Cumhuriyeti Anayasası insanların ırk ve dinine bakmaksızın insan hak ve özgürlüklerinden eşit olarak yararlanmaları imkanı tanımaktadır. Yine tüm vatandaşların dilek ve ihtiyaçlarını karşılamayı, yasalara saygıyı,hukuk düzenini,halklar arasında anlaşma ve barışı korumayı öngörmekte,insanlarımızın kendi istekleri ile Rusya Federasyonu'na katıldıklarını ve onun birliğini istediklerini dile getirmekte-dir. Tüm bunlarla birlikte anayasamız hiç değiştirilmesi gerekmeyen bir belge de değildir. Toplum yaşamında değişmeler oldukça anayasada da değişiklikler yapılabilir. Bunun nasıl yapılacağı da yine anaya-samızda yazılıdır. Bu amaçla cumhuriyetimizde özel bir komisyon oluşturulmuş olup yaptığı çalışmaların sonucunu cumhurbaşkanına ve parlamentoya iletecektir. Ama bugün hepimizin kabul ettiği bir sonuç vardır ki oda şudur: Toplumumuzda dirlik ve düzenin sağlanması için gerekliliği zaman ve şartlarca da kanıtlanmış olan kimi önemli anayasa maddeleri değiştirilmeden ileride de korunmalıdır. Bugünlerde Rusya'da cumhurbaşkanı seçimi kampanyası tüm ülkede yaygınlaşmış durumdadır. Herkes kendi istediği adaya oyunu vermelidir. Halkımızın isteği ile seçilecek olan başkanın Rusya'nın geleceği bakımından büyük önemi vardır. Adığe Cumhuriyeti'nde seçimlerin serbestçe yapılması ve herkesin istediği adaya oyunu verebilmesi için tüm hazırlıklar yapılmıştır. Saygıdeğer arkadaşlarım. Adığey Cumhuriyeti Anayasası, Adığey'de yaşayan halkların istekleri doğrultusunda, toplumumuzun sosyo-ekonomik, politik, kültürel sorunlarının çözümüne imkanlar tanımaktadır. Adığey Cumhuriyeti, parlamentosu, bakanlar kurulu ve yerel yönetimleri işbirliği ile çalışarak anayasanın verdiği görevleri eksiksiz yerine getirecektir. Adığey Cumhuriyeti'nde yaşayanların layık oldukları yaşam seviyesini sağlamak için çalışmalarını artırarak sürdüreceklerdir. Teşekkür ederim. [15 Mart 2000 tarihli Adığe Mak gazetesinden çeviren: ibrahim Çetaw]  +''+Aslan Carım

Rusya Federasyonu’nda Bir Federe Cumhuriyet Ekonomisinin Öyküsü: Adigey

Kuzeybatı Kafkasya'da bulunan Adigey Cumhuriyeti Rusya Federasyonu içinde yer alan 21 federe cumhuriyetten biridir.1 7.800 km² yüzölçümü ve 450.000 nüfuslu bu küçük cumhuriyetin yalnızca yüzde 27'sini Adigeler oluşturmaktadır.² 1860'da kurulan ve Çarlık Rusyası ile yaşanan savaş nedeniyle ancak iki yıl yaşayabilen ilk devlet deneyiminden sonra 27 Temmuz 1922'de oluşturulan Adigey Özerk Bölgesi, 1924'de kadar Kuban-Karadeniz Eyaleti'ne, 1934'de kadar Kuzey Kafkasya Eyaleti'ne, 1937'ye kadar Azov-Karadeniz Eyaleti'ne ve 1991'e kadar Krasnodar Eyaleti'ne bağlı olmuştur. Adigey Özerk Bölgesi Meclisi 5 Ekim 1990'da Cumhuriyet olma kararını almış ve Rusya Federasyonu Yüksek Meclisi bu kararı 3 Temmuz 1991'de kabul etmiştir.³ +''+ 4 Mart 2001 Genel Seçimleri Öncesi Şovenist Hareketler Adigey Cumhuriyeti'nde 4 Mart 2001'de parlamentonun yenilenmesi için genel seçimler ve 2002'de Devlet Başkanlığı seçimi yapılacaktır.4 Sovyet sistemine göre toprakların tarihsel (asıl) sahibi olan milletler için uygulanan kota sistemi nedeniyle, yerel halk nüfus olarak azınlık olsa bile yerel hükümeti yönetiyordu. Söz konusu sistemin Rusya Federasyonu'nda yer alan federe cumhuriyetlerde de devam etmesi bu cumhuriyetlerde yaşayan Slavlardan (Rus, Ukraynalı, Kosak) destek alan şovenist hareketleri artan ölçüde rahatsız etmektedir.5 Adigey'de yaşayan Slavlar tarafından desteklenen Adigey Slavlar Birliği, Adigelerin ülke nüfusunun azınlığını oluşturmalarına rağmen devlet kontrolünü ellerinde bulundurmalarını kabul etmemektedir. Bu nedenle, Adigey'de seçim bölgelerinin tümünde milletvekili adayı gösteren Adigey Slavlar Birliği yayınladığı seçim bildirgesinde aşağıdaki sözlere yer vermiştir: "Rusya tek bir devlettir. Adigey kanunlarının federasyon kanunlarına uygunluğu için çalışma yapılması gerekmektedir. Hepimiz aynı haklara sahip olmalıyız. Adaletsiz seçim sistemini ve vatandaş haklarını kişilerin milliyetlerine bakarak veren kanunları en kısa sürede kaldırmak gerekmektedir. Her milletten vatandaşa aynı haklar sağlamalıdır. Ekonomide ve devlet kurumlarındaki kadrolaşma değiştirilmelidir. Yerel yönetim her türlü hakka sahip olmalı ve halka her türlü sorunun çözümünde referandum hakkı tanınmalıdır."6 Demokratik eşitlik itibariyle haklı gibi görünen söz konusu bu tezler, Slavların Adigey'e Çarlık Rusyası devleti tarafından yerleştirildiği göz önüne alınırsa demokratik-sosyal eşitlik itibariyle antidemokratiktir. Ülkedeki Slav şovenizmine karşı Adige aydınları tarafından desteklenen Adigey Devlet Başkanı Aslan Carımov, Rusya Federasyonu'nun ve Adigey Cumhuriyeti'nin federatif yapısının budanarak üniter bir yapıya dönüştürülmesinin kabul edilemeyeceğini ve bu durumun Rusya Federasyonu için tehlikeli bir gelişme olacağına dikkat çekmektedir.7 Adigey'de genel seçim sonrası dikkate alınması gereken diğer potansiyel gelişme de Adigey, Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes Cumhuriyetleri arasında oluşturulmuş olan Ortak Danışma Kurulu'na (Sovyet'ine) yeniden işlerlik kazandırılmasının ve bu üç kardeş cumhuriyet arasındaki ilişkilerin devlet düzeyinde de yakınlaşmasının beklenmesidir.8 Kuzeybatı Kafkasya'da bulunan üç federe cumhuriyet arasında oluşabilecek bir ittifakın Kuzey Kafkasya ve Rusya Federasyonu içindeki dengeleri yeniden değiştireceği düşünülmelidir. Rusya Federasyonu Ekonomik Krizinin Adigey'e Yansımaları 1998'de Rusya Federasyonu'nda meydana gelen ekonomik kriz ile birlikte ülkedeki bankacılık sistemi ve ödemeler sistemi çökmüş, dış ticarette akreditif işlemleri azalarak barter ön plana çıkmaya başlamış, toptan satışlar azalmış, spekülatif yabancı sermaye ülkeyi hızla terk etmiş, ithalatın kısılması ürün sıkıntısını yaratmış, işçi çıkartmaları artmış ve orta sınıf büyük darbe almıştır.9 Söz konusu bu durum, Adigey'de üretim düşüşüne ve sosyal alanda halkın alım gücünün azalmasına yol açmıştır.10 Ancak, özellikle gıda ve gıda işleme sektörlerine olumlu yönde yansımıştır. Nitekim, ekonomik kriz karşısında Adigey Devlet Başkanı Aslan Carımov "Kendi güçlerimize dayanmamız hayatta kalabilmenin ana yoludur" mesajını vererek Adigey ekonomisinin hedefini ortaya koymuş ve yerli üretime destek verdiğini açıklamıştır. Kriz nedeniyle ithal mal fiyatlarında meydana gelen hızlı artış, Rusya Federasyonu halkını yerli gıda mallarına yöneltmiştir. Söz konusu yöneliş, Adigey gıda ve gıda işleme sektörünün canlanmasına neden olmuş, hem üretim artışını hem de bütçe ve bütçe dışı fonlara giden vergilerde artışı sağlamıştır."11 Böylece 1999'da, özellikle konserve, bira, karton, redaktör, makine ve süt fabrikalarının üretimlerinde sağlanan artış ile Adigey'de sanayi üretiminin büyüme hızı Rusya Federasyonu'nda ikinci, Kuzey Kafkasya Ekonomik Bölgesi'nde birinci olmuştur.12 Sanayi üretimindeki artış bütçeye en çok vergi ödeyen kurumlarca sağlanmıştır. Bu sektörler gıda maddeleri imalatı, makine ve metal imalatı, orman ve ağaç ürünleri imalatı, yakacak maddeleri, enerji ve inşaat malzemeleri imalatı yapan kuruluşlardır. Bütçeye gelir getiren 110 büyük ve orta ölçekli kuruluştan 86'sı (yüzde 78'i) 1998'de üretim artışı gerçekleştirmiştir. 1999'da daha fazla vergi toplanması için çaba gösterilmiş ve 1998'e göre yüzde 76 oranında daha fazla vergi geliri sağlanmıştır.13 Adigey'de Tarım SSCB'nin dağılması sonrası Adigey'de gerçekleştirilen ekonomik reformlarla tarımsal üretimde gerileme durdurulmuş ve son yıllarda hem ekilen alanlarda hem de hektardan alınan verimde büyüme sağlanmıştır.14 Böylece 1999'da -1998'e göre tahılda yüzde 31, şeker pancarında yüzde 230, patateste yüzde 140 üretim artışı sağlanmış ve 1999'da 333,4 bin ton tahıl, 85,1 bin ton şeker pancarı, 77,3 bin ton patates ve 81 bin ton ayçiçeği üretilmiştir. 1999'da Adigey'de hayvancılık sektöründe de olumlu gelişmeler olmuştur. Canlı büyükbaş ve kümes hayvanlarının satışında 1998'e göre yüzde 3,5 artış gerçekleşerek 20,5 bin ton satış olmuştur. Süt üretimi yüzde 4 artarak 110 bin ton, yumurta üretimi ise yüzde 150 artarak 80,4 milyon adet gerçekleşmiştir. 2000 yılında Adigey'de çiftçiye devlet desteği devam etmiştir. Tarım sektörüne devlet desteği, tarımsal mal üreticilerinin işbirliğinin sağlanması, tarım sektöründe leasing sisteminin yerleşmesinin yardımcı olunması, toprağın kullanımına ilişkin yasal düzenlemelerin yapılması ve yeni sistemin yerleşmesinin sağlanması, köylerde sosyal yaşama yardımcı olunması konularında olmaktadır.15 Adigey'de Yatırım Adigey Cumhuriyeti'nde yapılacak yatırımların başarısı Rusya Federasyonunun Kuzey Kafkasya Bölgesi'nin siyasi, uluslararası ve sınır problemlerinin başarılı bir şekilde çözülmesine bağlıdır. 2000 yılında Adigey Cumhuriyeti'nde yatırımlarda canlanma yaşanmaktadır. 1999'da federal ve cumhuriyet yatırım programlarında öngörülen finansmanın sağlanması olumlu bir faktör olmuştur. Ayrıca, Çernobil Nükleer Santralı kazasının yarattığı sorunların ortadan kaldırılması için federal bütçeden sağlanan ek finansman Adigey'in yatırım ve büyüme hedeflerinin gerçekleşmesine katkıda bulunmuştur. Adigey Cumhuriyeti Maliye Bakanlığı, "2005 Yılına Kadar Kuzey Kafkasya Ekonomik Bölgesi'nin Sosyal, Siyasi ve Ekonomik Gelişmesi" adındaki program çerçevesinde Adigey'in temel hedeflerini içeren programı uygulamaktadır. Günümüzde, 2002 ve 2006 yılları için Adigey Cumhuriyeti'nin sosyal ve ekonomik gelişmesine yönelik bir program da hazırlanmaktadır. "Adigey Cumhuriyeti'nde Gerçekleştirilecek Yatırımlar" kanununa göre Adigey'de yapılan yatırım projelerine ayrılan finansman için bankalara bir takım muafiyetler verilmektedir. Ancak, yatırım projeleri için çağırılan ticari bankalar böyle bir durumda seyredici bir pozisyon almaktadırlar. Adigey Cumhuriyeti Devlet İstatistik Komitesi'nin bilgilerine göre, 1999'da işletmelerin verimlilik artışı yüzde 6,5'dur. Yüksek faiz oranlarından dolayı yatırım ihtiyaçlarının karşılanmasında banka kredileri çok az kullanılmaktadır. Bundan dolayı Adigey Cumhuriyeti Maliye Bakanlığı yatırım projelerinin gerçekleştirilmesinde destek vermektedir.16 Adigey Cumhuriyeti'nin Yabancı Sermayeye Bakışı Adigey Cumhuriyeti, özellikle üretim artışı ve sanayi tesislerinin teknik donanımlarının yenilenmesi amacına yönelik yabancı sermayenin ülkeye yatırım yapmasını ekonomik politikanın temel ilkesi olarak kabul etmektedir. Adigey'de yabancı sermaye ile kurulan "Lokoil-Adige Ltd. Motor Yağı Ambalajlama Tesisi" ve polipropilen çuval üreten "Kurmel-Gül Sentetik Ambalaj Sanayisi Maykop Ltd."faaliyettedir. Komennomostsky'de inşası süren doğalgaz boru hattının tamamlanmasından sonra doğalgaz kullanımının Maykop (Miyeguape) bölgesinde yerel hammaddeleri kullanılması bazında inşaat malzemeleri sanayisini canlandıracağı düşünülmektedir. Ayrıca, söz konusu doğalgaz boru hattı ile Adigey'in doğalgaz alt yapısı tamamlanacaktır. Bu durumun ülkenin sosyal refahını arttıracağı gibi kış turizmine de katkı sağlaması beklenmektedir.17 Girişimcilik Adigey ekonomisinin gelişmesinde büyük rol oynayan küçük ve orta ölçekli işletmeler devlet tarafından desteklenmekte ve piyasa ekonomisinin oluşturulması için kayıt dışı çalışan küçük ve orta ölçekli işletmelerin de yasalar çerçevesinde çalışması teşvik edilmektedir.18 SSCB'nin dağılması sonrası 1990'lı yıllarda küçük ve orta ölçekli işletmelerin sayısı ve çalışanların miktarı artmıştır. Böylece, 1994 yılında Adigey'de çalışanlardan yüzde 13'ü küçük ve orta ölçekli işletmelerde çalışırken 2000'de bu oran yüzde 23'e çıkmıştır. Adigey'de piyasa ekonomisinin daha iyi yerleşebilmesi, küçük ve orta ölçekli işletmelerin gelişebilmesi için Ekim 1999'da "Adige İşadamları Konferansı" düzenlenmiştir. Söz konusu konferansta küçük ve orta ölçekli işletmelerin desteklenmesi yönünde alınan karar "Adigey Cumhuriyeti'nin küçük ve orta ölçekli işletmelerinde devlet desteğinin [ sağlanması" başlığı altında Adigey Devlet Başkanlığı kararına yansıtılmış ve 2000 yılında Adigey Cumhuriyeti'nin bütçesine küçük ve orta ölçekli işletmelerin desteklenmesi için 3,5 milyon ruble ek ödenek konmuştur. Bu miktar, 1999'a göre 7 kat daha yüksektir.19 Tüketim Piyasası Rusya krizinden sonra ithal mal fiyatlarının hızlı artışı ithalatın kısılmasına ve tüketicinin yerli mallara dönmesine yol açmıştır. Böylece Adigey'de yerli sanayinin kalkınması için doğal koşullar oluşmuştur. Adigey'de tarımsal üretim artışı ve gıda işleme sanayisinin gelişmesi sayesinde genelde halkın temel gıda ihtiyaçları karşılanmaktadır. Bununla birlikte, Adigey'de kişi başına tüketim harcamaları 4,6 bin ruble ile Kuzey Kafkasya Bölgesi'nin en düşük seviyesine sahiptir. Adigey'de kişi başına tüketim harcamaları Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti'nden biraz daha düşük iken Krasnodar ve Stavropol eyaletlerinden iki kat daha düşüktür. Ancak, sözkonusu veriler ekonominin kayıtlı kısmını kapsamaktadır. Günümüzde Adigey'de mal arzının büyük kısmı yasa çerçevesinin dışında kayıtdışı ekonomide bulunmaktadır. Perakende mal arzının büyük bölümünün kayıtdışı gerçekleşmesi, ticari işletmelerin ve işadamlarının gerçek rakamlarını saklamaları kayıtdışı ekonominin büyüklüğünü ortaya koymaktadır. Adigey'in mevcut kayıtdışı ekonomisinin kayıt altına alınması için vergi ve kontrolü kuvvetlendirecek önlemler alınmalıdır. Günümüzde alkollü malların üretimi ve satışlarını sabitleyip kalitesinin kontrolünü yükseltmek ve böylece vergi tahsilatının yükseltilmesi amaçlanmaktadır. 1999 Aralık sonunda Maykop (Miyeguape) kentinde 25 çeşitten oluşan temel gıda paketinin fiyat düzeyi 522 rubledir. Sözkonusu fiyat düzeyi paketi, Rusya Federasyonu ortalamasından yüzde 7,4 daha düşüktür. Ancak, Krasnodar'dan yüzde 4,9 (479,81 ruble) daha yüksektir. Adigey'de 11 temel gıda ürününün 6'sının fiyat düzeyi Kuzey Kafkasya Bölgesi ortalamasından daha düşüktür.20 Sonuç Rusya Federasyonu içerisinde bir federe cumhuriyet olan Adigey Cumhuriyeti, Kuzey Kafkasya'da yaşanan çatışmaların dışında, ılıman iklimi, verimli toprakları ve yabancı sermaye girişini sağlayan sanayisi ile bir istikrar bölgesidir.21 Bu nedenle Adigey, Rusya Federasyonu içinde emeklilerin tercih ettiği yerleşim yerlerinden biri olmuş ve Adigey nüfusunun yüzde 28'ini (125.000) emekliler oluşturmuştur. Bu oran, Rusya Federasyonu ortalamasının on katıdır.22 19. yüzyılda Çarlık Rusyası ile yaşanılan savaş sonrası nüfusunun yüzde 95'ini soykırım ve zorunlu göçten oluşan etnik temizlik ile kaybeden Adigeler, küçük cumhuriyetlerinin yeni bir çatışma karşısında -Wubıhlar gibi- tamamen silinebileceğinin farkındadır. Bu nedenle Adigey yönetimi, Rusya'nın federatif yapısını savunarak bağımsızlığını güçlendirmek çabasındadır.23   1998 Rusya krizinden sanayisini güçlendirerek çıkan Adigey Cumhuriyeti, SSCB'nin dağılması sonrası merkez ile federe birimler arasında imzalanan Yetki Paylaşımı Anlaşması ile kazandığı haklarla diğer devletlerle ilişkiler kurarak dünyaya açılmaya ve ekonomisini de bu yönde yenilemeye başlamıştır. Böylece Adigey, Kuzeybatı Kafkasya'nın ve Karadeniz'in bir parçası olduğu kadar Güneydoğu Avrupa'nın da parçası olduğunun farkına varmaya başlamıştır. Adigey, 1990'lı yılların başından itibaren Türkiye'nin de dahil olduğu Batı Avrupa ile her düzeyde ilişkilerini geliştirmiş, bu ülkelerle dış ticaret hacmi giderek büyümüş ve Batı sermayesi artan oranda bu ülkeye girmeye başlamıştır.24 Turizm, hayvancılık, tarım, gıda işleme sektörlerine dayalı olan ülke ekonomisinin en önemli sorunu olan finansman darboğazının giderilebilmesi için yabancı sermaye girişi teşvik edilmektedir. Yabancı sermayenin yeterli düzeyde girişi ve ekonomik işbirliğinin oluşturulması halinde, olumsuz koşullarda düzelme olabileceği düşünülmektedir. SSCB'nin dağılması sonrası Sovyet coğrafyasını öğrenmeye başlayan Türkiye, Rusya Federasyonu'nun yalnızca Ruslardan oluşmadığını artık dikkate almalıdır. Rusya Federasyonu'nun toprak bütünlüğü ve yasaları çerçevesinde gerek Adigey ve gerekse diğer federe cumhuriyetlerle ikili ilişkilerin geliştirilmesi hem Ankara hem de Moskova için yararlı olacaktır. Ankara, özellikle Avrupa ve Orta Doğu ülkelerinin yaptığı gibi, Rusya Federasyonu'nu oluşturan federe cumhuriyetler ile merkez arasında imzalanan Yetki Paylaşımı Antlaşması'na dayanarak federe cumhuriyetler ile ilişkilerini geliştirebilir. Çünkü söz konusu antlaşma, federe cumhuriyetleri siyasi ve askeri alanlar dışındaki alanlarda, ekonomik, sosyal ve kültürel konularda diğer ülkelerle ve uluslararası kurumlarla ilişki kurmada serbest bırakmakta ve anlaşmalar kurma yetkisini tanımakta, ticari temsilcilik açma yetkisini vermektedir. DİPNOTLAR: 1 SSCB'nin Aralık 1991'de dağılmasından sonra Kafkasya'da: Kuzeybatıdan kuzeydoğuya doğru Krasnodar ve Stavropol Bölgesi (Kray'ı), Adigey, Karaçay-Çerkes, Kabardey-Balkar, Alanya (Kuzey Osetya), Inguşetya, -de facto bağımsız- Çeçenistan (İçkeriya) ve Dağıstan Federe Cumhuriyetlerini kapsayan Rusya Federasyonu yer almaktadır. Güneybatıdan güneydoğuya doğru -de facto bağımsız -Abhazya, Acaristan ve özerk bölge statüsü kaldırılmış, de facto Alanya ile birleşmiş Güney Osetya'yı kapsayan Gürcistan; Nahçıvan ve -Ermenistan işgali altında bulunan, Azerbaycan tarafından özerk bölge statüsü kaldırılmış- Dağlık Karabağ'ı kapsayan Azerbaycan ve Ermenistan bulunmaktadır. Kuban nehri bölgenin kuzey sınırını, Aras nehri ise bölgenin güney sınırını oluşturmaktadır [Rusya Federasyonu'nun idari yapısında ve Kuzey Kafkasya Ekonomik Bölgesi'nde Don nehri Kafkasya'nın kuzey sınırı olarak alınmıştır. Böylece Rostov vilayeti (Oblastı) Kafkasya içinde bırakılmıştır. Ancak, 23 Haziran 2000'de Rusya Federasyonu yedi bölgeye ayrılmış ve Kuzey Kafkasya Federe Bölgesi'nin adı Güney (Yujniy) Bölgesi olarak değiştirilmiştir. Söz konusu yeni bölgeye, eski idari birimler yanında Kalmukya Cumhuriyeti ve Volgagrad vilayeti bağlanmıştır. Böylece "Kuzey" terimi ortadan kaldırılmış, "Güney" terimi benimsenmiştir. Bölgenin coğrafi alanı Rusya'nın içlerine doğru büyültülerek, Rus nüfusun yerel halklara oranı arttırılmıştır]. 2 Adigey nüfusunun etnik dağılımı: % 27 Adige, % 30 Rus, % 15 Kosak, % 15 Ukraynalı, % 2 Ermeni, % 11 diğer (Toplam 50 farklı etnik grup). Adigey'de Adigeler ve Ahıska Türkleri Müslüman (sunni-hanefi), diğer etnik gruplar Hıristiyandır (doğu ortodoks). (Discover Adyghea, Adygheatourist State Company, Finland, 1996, s. 3; Rusya Federasyonu'nda ve Transkafkasya'da Etnik Çatışmalar, Hazırlayan: Fahrettin Çiloğlu, Sinatle Yay., Istanbul 1998, s. 70). 3 A. A. Carımov, Özerklikten Cumhuriyete Adige, T.C. Dışişleri Bakanlığı TIKA Yay., Ankara, 1996, s. 9-16, 26, 27; Adigey Cumhuriyeti'nin 9. kuruluş yıldönümü nedeniyle Adigey Parlamento Başkan Yardımcısı Adam TI'iuju ile yapılan söyleşi, Adige Mak, Maykop, 4.10.2000, Röportaj: Hazret Gogo, Çev: I. Çetao. 4 Yürürlüğe giren yeni seçim yasasına göre Adigey Parlamentosu iki ayrı kanattan oluşan 54 milletvekilinden oluşacaktır. Milletvekillerinden 27'sini Adigey'i oluşturan 9 yönetim biriminden (2 kent ve 7 ilçe) her biri 3'er milletvekili seçerek oluşturacaktır (Kentler: Maykop, Adigekale. İlçeler: Cace, Koşable, Krasnagvardeysk, Maykopski, Tohtomukuay, Tevucoj, Sevucen). Buna göre Adigekale, Tevucoj ve Sevucen'de her 4 bin kişiye, Cace'de her 8 bin kişiye, Koşable ve Krasnagvardeysk'de her 7 bin kişiye, Maykopski'de her 15 bin kişiye, Tohtomukuay'da her 16 bin kişiye, Maykop'da ise her 44 bin kişiye bir milletvekili düşmektedir. Geri kalan 27 milletvekilliği ise toplam seçmen nüfusu 27 eşit parçaya bölünerek seçilecektir. Buna göre kent ve ilçelere düşen milletvekili sayısı şöyle olacaktır: Adigekale 1, Cace 2, Koşable 2, Krasnagvardeysk 2, Maykopski 4, Maykop kenti 10, Tohtomukuay 4, Tevucoj 1, Sevucen 1. Adigey Cumhuriyeti için önem arzeden Adige ve Rusların parlamentoda eşit temsili (paritet)'nin bu sistemle korunabilmesidir. (Adyge Press, Maykop, 21.12.2000, Çev: I. Çetao) 5 Adigey'in güneyinde bulunan ve 1 'de Gürcistan'dan tek yanlı ayrılarak bağımsızlığını ilan eden Abhazya Cumhuriyeti'nde de 10 Mart 2001'de yerel yönetim seçimi yapılacaktır. Abhazya anayasasına uygun olarak 98 yılında üç yıl için seçilen yerel yönetimler görev sürelerini 2001'de tamamlamaktadır. [Kuzey Kafkasya Dergisi, Nalçık; Ocak 2000, No: 4 (510), Çev: D. Çetao] 6 Adyge Press, Maykop, 22.02.2001, Çev: I. Çetao 7 A. Carımov, 26.12.2000'de Maykop'da "Bin Yıldan Bin Yıla Geçiş" adlı toplantıda federatif sisteme değinmiş ve şu sözlere konuşmasında yer vermiştir: "Ülkede federalizmi budayıp üniterizme gidilmesi gerektiği görüşlerini asla kabul edemeyiz. Bu yol, Rusya Federasyonu için tehlikelerle doludur. Ülkemizi güçlendiren ve tarihinde düştüğü zor durumlardan başarı ile çıkmasını sağlayan onun çok uluslu halklarıdır. Bölgesel ve etnik farklılıkları dikkate alarak, halkların kültürlerini geliştirerek devletimizi güçlendirebiliriz. Merkezde oturan, düzenden değil bozgundan yana olan, pay kapmaya ve koltuğa alışmış kimi politikacılar bölgesel farklılıkları göremeyebilirler ve anlayamayabilirler. Ancak, bizler yani merkez dışında yaşayanlar bu gerçeklerin açıkça farkındayız ve kısa zamanda da değişmeyeceğini biliyoruz. Adigey halkı on yıl önce mevcut yasaların kendisine tanımış olduğu hakkı kullanarak statüsünü yükseltmiş ve doğrudan Rusya Federasyonu'na katılan bir birim haline gelmiştir. Bunun gereği olarak üst yönetim organlarımız için seçimler yapmamız, anayasamızı kabul etmemiz, devletimizin bayrağını, armasını ve marşını kabul etmemiz bizi zayıflatmayıp aksine dayanışmamızı güçlendirmiştir Kuzey Kafkasya'nın ve Rusya'nın birçok yerinde görülen kötü gelişmeler cumhuriyetimizde meydana gelmemiştir Dostluk, halklar arası anlayış ve güven büyük bir sınavdan geçmiştir (...) Özerklik döneminde ülkemizin temelini atmış olanlara, Cumhuriyet döneminde birinci dönem milletvekilliği yapmış olup Adigey'in anayasa ve yasalarını kabul etmiş olanlara, ikinci dönemde milletvekili olup yasama çalışmalarını daha ileri götürmüş olanlara burada teşekkür ediyoruz. Mart 2001'de iki kanattan oluşan parlamentomuzu da oluşturduğumuzda parlamenterizmin demokratik prensiplerinde gelişmeler sağlamış olacağız. Bu da federalizmi güçlendirmek için yeni arayışlar içinde olduğumuzun bir kanıtı olacaktır. " (Adige Mak, Maykop, 15.03.2001, Çev: I. Çetao). A. Carımov, 10 Mart 2000'de Maykop'da Adigey Anayasası'nın kabulünün beşinci yılı nedeniyle düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmada da Adigey'deki şovenist eğilimlere değinmiştir: "Rusya Federasyonu'nu oluşturan her federe Cumhuriyet, Rusya Federasyonu Anayasası temelinde hazırlamış olduğu kendi anayasasına sahiptir. Rusya Federasyonu üniter bir devlet değildir. Federal bir devlettir ve federasyona katılan her cumhuriyetin kendisine mahsus özellikleri de anayasalarında yer almıştır. Adigey Cumhuriyeti Anayasası da federal devletin hukukunun bir parçasıdır. Rusya Federasyonu'nun birlik prensipleri temelinde merkez ile cumhuriyetler arasındaki yetki dağılımını onun temelini oluşturmaktadır. Birçok hukuk bilimcisi Adigey Cumhur9yeü Anayasası'nın dikkat ve titizlikle hazırlanmış önemli bir hukuksal doküman olduğu konusunda görüş belirtmişlerdir (....) Paritet (Halkların parlamentoda eşit sayıda temsil edilmesi) Adigey Cumhuriyeti Anayasası'nın temel ilkelerinden biridir. Bundan güdülen amaç Cumhuriyeti oluşturan ana halkların (Ruslar ve Adigeler) temsilcilerinin yasama ve yürütme organlarında eşit sayıda yer almalarıdır. Üzüntüyle belirtmek gerekirse bu demokratik prensip başkentteki (Moskova) kimi politikacılar ve kimi basın organlarınca eleştirilere uğramaktadır. Bu prensibe sadece saldırılmakta, onun temelindeki gerekçeler dikkate alınarak yapıcı eleştiriler yapılmamaktadır. Onlar demokrasiyi sayı ile hesaplamaktadırlar ve onlara göre çoğunluk olan azınlık olana istediğini yaptırabilmeli ve ona görüşünü kabul ettirebilmelidir. Halbuki gerçek demokrasi azınlığın haklarını da koruyabilen demokrasidir. Burada söz konusu olan azınlığın bu toprakların en eski halkı olduğunu ve cumhuriyetin temelini oluşturduğunu da söylemeliyiz. Adigey Cumhuriyeti Anayasası'nın beş yıllık uygulaması göstermiştir ki paritet toplumsal anlaşma ve uzlaşmanın bir temel unsurudur. Çok uluslu cumhuriyetimizde bir ulusun diğeri üzerinde baskı oluşturmasını önleyen, aşırı eğilimli etnik uçların radikal taleplerini frenleyen bir mekanizmadır. Paritet'den vazgeçmek, ona karşı olanların politik amaçlarını gerçekleştirmelerine ve Adigey'de huzur ve barışın bozulmasına yol açmak demektir. Paritet Adigey halkının büyük çoğunluğunca iyi anlaşılmıştır. İnsanlarımızın geleceğini umursamayanlara halkımızın destek olmayacağına inanıyorum. Paritet, Adigey'in önemli bir demokratik kazanımıdır. Büyük toplumsal ve politik önemi vardır. Onu her halükarda korumalıyız." (Adige Mak, Maykop, 15.03.2000, Çev: I. Cetao). 8 Rusya Federasyonu Basın Günü nedeniyle gazetecilerle sohbet toplantısı düzenleyen Adigey Devlet Başkanı Aslan Carımov'a "Adigey, Kabardey-Balkar, Karaçay-Çerkes Cumhuriyetleri parlamentoları arasında oluşturulan Sovyet'in kesintiye uğramış olan çalışmalarının 4 Mart 2001 'de yapılacak olan yeni parlamento seçimleri sonrasında canlandırılıp canlandırılamayacağı" sorulmuştur. Bu soruyu A. Carım şöyle cevapladı: "Üzüntü ile belirtmek gerekirse Karaçay-Çerkes'de meydana gelmiş olan olaylar parlamentolar arası ortak danışma kurulundan (Sovyet'ten) beklentilerimizin yeterince gerçekleşmemesine neden olmuştur. Şimdi Karaçay-Çerkes parlamentosu yenilenmistir. 4 Mart'da Adigey parlamentosu da yenilenecektir Söz konusu kurulu (Sovyet'i) yeniden canlandırabiliriz. Bu konuda şahsen üzerime düşeni yapacağım". Adyge Press, Maykop, 02.01.2001, Çev: I. Çetao. 9 1998 Rusya Federasyonu Ekonomik krizi için bkz: Dr. Mensur Akgün, Turan Aydın, Türkiye-Rusya İlişkilerindeki Yapısal Sorunlar ve Çözüm C7nerileri, TÜSIAD Yay., İstanbul, 1999, s. 147-165. 10 A. Carımov'un 26.12.2000'de Maykop'da "Bin Yıldan Bin Yıla Geçiş" adlı toplantıda yaptığı konuşma. 11 Adigey Cumhuriyeti'nin 1999 Yılı Sosyal ve Ekonomi Geliştirme Sonuçlan ve 2000 Yılına Yönelik Amaçları, Adigey Cumhuriyeti Maliye Bakanlığı Raporu, 2000, Maykop, s. 1.; A. Carımov'un 10 Mart 2000'de Maykop'da Adigey Anayasası'nın kabulünün beşinci yılı nedeniyle düzenlenen toplantıda yaptığı konuşma. 12 Kuzey Kafkasya Ekonomik Bölgesi'nin olağan toplantısı 2 Şubat 2001'de Maykop'da yapılmıştır. Toplantıya Adigey, Kaberdey-Balkar, Kalmukya, Karaçay-Çerkes, Alanya (Kuzey Osetya), Çeçenya, Abhazya Cumhuriyetleri ile Krasnodar ve Stavropol Eyaletleri, Rostov ve Lugans vilayetlerinin yöneticileri, Rusya Federasyonu'nun Güney Rusya Temsilcisi Viktor Kazantsev, Kuzey Kafkasya Askeri Bölgesi Komutanı Genadi Trasov, Rusya Federasyoonu Tarım Bakan Yardımcısı Anatoli Mihaylev katılmışlardır. (Adyge Press, Maykop, 03.02.2001, çev: I, çetao) 13 A. Carımov'un 10 Mart 2000'de Maykop'da Adigey Anayasası'nın kabulünün beşinci yılı nedeniyle düzenlenen toplantıda yaptığı konuşma. 14 Rusya Federasyonu'nda toprak yasasının değiştirilerek toprağın özelleştirilmesi girişimlerine Adige aydınları karşı çıkmaktadır. Toprağın özelleştirilmesi halinde Adigey topraklarının Adige kökenli olmayanların eline geçeceği korkusu aydınlar arasında yaygın bir düşüncedir. (Aslanbiy Kuas, "Toprağın Sahibi Ülkenin de Sahibidir", Adige Mak, Maykop, 21.06.2000, Çev: I. Çetao). 15 Adigey Cumhuriyeti'nin 1999 Yılı Sosyal ve Ekonomi Geliştirme Sonuçlan ve 2000 Yılına Yönelik Amaçları, s. 4, 5. 16 Adigey Cumhuriyeti'nin 1999 Yılı Sosyal ve Ekonomi Geliştirme Sonuçlan ve 2000 Yılına Yönelik Amaçlan, s. 5, 6. 17 Adigey Cumhuriyeti'nin 1999 Yılı Sosyal ve Ekonomi Geliştirme Sonuçları ve 2000 Yılına Yönelik Amaçları, s. 3. 18 Adigey Devlet Başkanı A. Carımov'da serbest piyasa ekonomisini desteklemektedir: "Serbest piyasa ilişkilerini iyi anlamalı ve zamanında isabetli kararlar alabilmeliyiz. Tüm imkanlarımızı en fazla yarar sağlayacak şekilde kullanabilmeliyiz. Yeraltı ve yerüstü doğal kaynaklarımızı, boş duran sanayi işletmelerimizi, boş tarım arazilerimizi faaliyete geçirebilmeliyiz. Yıldan yıla kendi kendimize yeterli olacak bir ekonomiye sahip olmak için çaba göstermeliyiz." (A. Carımov'un 10 Mart 2000'de Maykop'da Adigey Anayasası'nın kabulünün beşinci yılı nedeniyle düzenlenen toplantıda yaptığı konuşma.). 19 Adigey Cumhuriyeti'nin 1999 Yılı Sosyal ve Ekonomi Geliştirme Sonuçları ve 2000 Yılına Yönelik Amaçları, s. 6, 7. 20 Adigey Cumhuriyeti'nin 1999 Yılı Sosyal ve Ekonomi Geliştirme So nuçları ve 2000 Yılına Yönelik Amaçları, s. 7-8. 21 Kuzey Kafkasya'da yaşanan çatışmalar ve gerilimler (Abhaz-Gürcü, Rus-Çeçen, Oset-Inguş, Karaçay-çerkes) zaman zaman Adigey'e de yansımıştır. Ancak, olaylar cumhuriyetin istikrarını bozacak kadar büyümemiştir. (Rusya Federasyonu'nda ve Transkafkasya'da Etnik Çatışmalar, s. 69-71) 22 A. Carımov'un 26.12.2000'de Maykop'da "Bin Yıldan Bin Yıla Geçiş" adlı toplantıda yaptğı konuşma. 23 5 Ekim 1990'da özerklikten cumhuriyet statüsüne yükselen Adigey Cumhuriyeti, 1991'de Adigey devletinin istiklal marşını, forsunu ve bayrağını resmen kabul etmiştir. 1992'de Moskova'da sürekli temsilciliğini açmıştır. 10 Mart 1995'de de Adigey Cumhuriyeti Anayasası yürürlüğe konmuştur. (A. A. Carımov, Özerklikten Cumhuriyete Adige, s. 55, 94; Adigey Cumhuriyeti Anayasası için bkz: Adigey Cumhuriyeti Yasalan, Çev: Fahri Huvaj, Adige Yay., Ankara, 2000, s. 19-61). 24 Günümüzde Adigey'in eski SSCB cumhuriyetleri ve aralarında Çek, Fransa, Almanya, Türkiye'nin de bulunduğu 17 ülkeyle dış ticareti bulunmaktadır. (The Republic of Adygea, Ministry of the National Policy, Press and Foreign Relations of the Republic of Adigea, s. 10). (Stratejik Analiz Dergisi, Cilt 1, Sayı 11, Mart 2001'den alınmıştır.)  +''+Hasan Kanbolat ]