Kafkasya Tarihine Bakış

Meotler bir çok Adıge kabilesinden meydana gelmiş bir Adıge halkıydı Hat Krallığının bir kolu olan kuzeybatı Kafkasya'da yaşayan halklar kaybolmadılar. M.Ö. 8-7. yüzyıllar arasında bu halklar daha güçlü bir konuma gelmiş topraklarını daha da genişletmişlerdi. Bu dönemde Kuzey-Batı Kafkasya'da yaşayan bu Adıge Halklarına Meotler diye hitap ediliyordu ve tarih kaynaklarında da böyle geçmektedir. Meotler birçok Adıge Kabilesinden meydana gelmişti ancak her kabilenin kendine özgü isimleri vardı. +''+ Meotlerden en çok bahseden Eski Yunan tarihçi ve coğrafyacılarıdır, özellikle de M.Ö.1.yüzyılda yaşamış meşhur coğrafyacı Strabon'dur. Meotlerden bahseden 2500 yıllık taş yazıtlar, Meotlerin komşusu ve akrabalık bağları olan Bospor Krallığı'nda yaşayan Grekler(Alıc) tarafından meydana getirilmiştir. Bu yazıtlarda Adıgece kelimeler, Adıgece isimler, yer adları ve ırmak isimleri çok miktarda mevcuttur. Mesela: Bağoe (Bagbe), Dzedev (dzedeu), Blaps (blaps), Hehes (hehes), Katokye (kbatokbue) gibi şahıs, pseu (psou), psehane (psehane), psat (psat) gibi ırmak isimleri ve daha pek çokları.. Meotler şu Adıge kabilelerinden meydana geliyordu. Tarietler, Dashler, Dandariyeler, Sindler, Psesler, Fateiyler, Toretler, Kertketler, Aheiyler, Agrler, Arrehler, Geniohlar, Sitakenler, Diakenler ve diğerleri. Meot yurdu kuzeyde Don nehri kıyılarında başlayıp Azak Denizi ve Karadeniz Sahili boyunca uzanarak Abhazya topraklarını içine alıyordu. Diğer taraftan Kafkas Sıra dağlarının zirvelerine ,doğuda ise sınırları Stavropol platosuna ulaşıyordu. Meotlerde her kabilenin sınırları belli toprakları vardı ve bir liderleri vardı. bu liderlerine sadakatle bağlıydılar. 2500 yıl önce Adıgeler için neden Meot ismi kullanıldı? Bu konuda bilim adamlarının farklı görüşleri var, mesela A.G.Lopotınkskiy bu ismin Azak Denizi çevresinden kaynaklandığını o dönemde bu bölgeye Meotide dendiğini kaydeder. Adıge bilim adamı P.V.Avutle göre ise Meot ismi Mevutho(Köpüriyor)den gelmekte 3 bin yıl önce Adıgeler Azak Denizine Mevutho (Köpürendeniz) denizi derlerdi. Gerçekten Azak Denizi çok köpüren bir deniz, diğer bir Adıge bilim adamı olan R.J.Betroj ise 3 bin yıl kadar önce Adıgelerin ana tanrıçası Ma idi. Bospor Krallığı'nın yazıtlarında Adıgeler için Meot değil Mayit olarak zikredilmektedir, bu da (Mayın çocukları) manasına gelir demektedir. Ne olursa olsun Adıgeler 1000 yıl boyunca Meot adıyla anıldılar ve tarihlere bu adla geçtiler. Arkeologlar Meot kurganlarında yaptıkları kazılarda elde ettiği eserlerde bu krallığın bin yıl boyunca güçlü bir şekilde var olduğu ve yüksek bir kültüre sahip olduğu ortaya çıkmıştır. M.Ö. 7-8 yüzyıllarda da tarih sahnesinden çekilmişlerdir. Meot isminin muhafaza eden Adıgeler 1000 yıl boyunca kat ettikleri uzun yolda birçok halklarla temasları olmuş bazen onlarla dost bazen düşman olmuşlarsa da kültürlerini, dillerini hep muhafaza etmişler, dış etkilerden hep korumuşlardır. Kuzeyde Don Nehri yakınlarında yaşayan ve İran dilini kullanan Kimmerler daha İskitler, Sarmatlarla Meotlerin yakın ilişkileri vardı, gerek ticari gerekse siyasi olarak. Ancak Meotlerin en fazla ilişkili olduğu halk Bospor Krallığını meydana getiren Grek (Alıc) halkıydı. Grekler, Kerç boğazının Kırım tarafına ve Taman Yarımadası'nın Meot toprakları olan bazı bölgelerine M.Ö.6. yüzyıldan itibaren gruplar halinde gelip yerleşmişlerdi. Kerç Boğazı, Taman Yarımadası ve bu bölge kıyıları limanlar yönüyle çok hareketli, uygun yerlerdi. Deniz ticareti ve ulaşımı çok cazipti. Bu bölgede toprak zengin, iklim güzel, bitki örtüsü ormanlar harikaydı. Grekler bu güzellikler ve zenginliklerden istifade etmek istiyorlardı. Grekler Meot yurdunda Fanagorie, Germonasse, Keni adlı şehirleri Kırım tarafından da bugünkü Kerç şehrinin olduğu yerde Pantıkapey şehrini ve ona pek uzak olmayan Mirmekiy ve Nimfey şehirlerini kurdular. Bu şehir Krallıkları birleşerek M.Ö. 480 yılında Bospor Birleşik Krallığı'nı kurdular ve tarihe Bospor Krallığı olarak geçtiler. O dönemde Bospor Krallığı yöneticileri komşuları olan Sarmatlar, Meotler ve İskitler'le iyi komşuluk ilişkiler kurmuşlardır. M.Ö.438 yılında Bospor Krallığı'nda yönetim Spartokit'lere geçiyor. Bunların dönemi 2. yüzyıla kadar devam ediyor, bu süre içinde Krallığın sınırlarını özellikle doğu ve Batı yönünde genişletmek istiyorlar ve komşularına baskı yapıyorlardı. Sonunda bunda başarılı da oluyorlar. M.Ö. 4 yüzyılın sonuna kadar Meot Halklarından olan Dandariler, Psesler, Fateiler ve Doshler Bospor Krallığı'nın etkisi altına giriyorlar; ancak onlara asla boyun eğmiyorlar. Kendilerini hep muhafaza etmişler ve liderlerine hep sadık kalmışlardır. M.S.1. yüzyılda Alanlar Don Nehri ile Kuban Nehri arasındaki toprakları işgal etmeye başladılar. Alanlar savaşçı ve yerleşik olmayan göçebe bir halktı. Kuban ile Don arasında yaşayan Adıge Halklarını zamanla yavaş yavaş yerlerinden oynattılar ve Kuban'ın güneyine göç etmelerine sebep oldular. Ama tüm Adıgeler bu göçe katılmadı, bir kısmı eski topraklarında kaldılar ve zamanla Alanlara karıştılar. Kuban'ın güneyine inen Adıgeler orada yaşayan diğer Adıge Kabilelerine katıldılar. M.S.2 yüzyılın sonunda Don Nehri ile Kuban Nehri arasındaki geniş alanda Adıge Halkı kalmamıştı. Bu bölgeye göçebe birçok halk gelip yerleşmiş, yeni yurt edinmişlerdi. Alanlar ile Sarmatlar bir birlik oluşturmuşlardı ancak bu birlik uzun ömürlü olmadı. 4. Yüzyılın 70.li yıllarında Hunların Saldırısı sonunda yıkıldı. Alanların bir kısmı, saldırgan ve yağmacı akımlara kapılarak Hunlarla beraber yeni yerler işgal etmek için Batı'ya gittiler. Bir kısım Alanlar ise Hun saldırılarından korunmak için, Kafkas vadilerinde saklandılar. Meot Adıgeleri Taman Yarımadası, Karadeniz Sahilleri, Kuban Nehri'nin güneyi, Kafkas Sıra Dağları'nın zirvesine kadar uzanan geniş bölgede M.S.7.yüzyıla kadar varoldular. Bu dönem içinde Adıgeler iki büyük grupta toplandılar. 1- Kuban'ın sol cenahında yaşayan Adıgeler / Zihler 2- Taman Yarımadası ve çevresinde yaşayan Adıgeler de Kasoglar adını aldılar 10. yüzyılın ortalarında yaşayan Bizans İmparatoru Bagryanorodni Konstantin'in yazdığına göre Temruk (Temutarakan)'dan Abhazya'ya kadar olan topraklar Zihler'in yurduydu. Rus tarihçileri bütün Adıgeleri bir halk olarak kabul ederler ve 10.yüzyıldan 12.yüzyılın yarısına kadar olan zaman içinde onları Kasog diye çağırırlardı. Bilim adamları ittifakla kabul ediyorlar ki, Meotler zamanımızdan 2500-3000 yıl önce yüksek bir kültür ve medeniyet meydana getirmişler ve tarihe bu özellikleir ile beraber geçmişlerdir. Aynı bilim adamları bugünkü Adıgelerin Kuzey Kafkasya'da çok eski ve sağlam kökleri olduğunu kabul ediyorlar. Sindike Adıge Krallığı Daha önce de belirttiğimiz gibi Meotler birçok Adıge Kabilesinden meydana gelmiş bir Adıge Halkları topluluğuydu. Bu kabilelerden biri de Sindlerdi. Sindler Taman Yarımadasında yaşıyorlardı. Bu nedenle Bospor Krallığı'na en yakın ve en çok irtibatı olan Adıge halkıydı. Bunun sonucu olarak, Sindler Bospor Krallığı'nın devlet idaresi, kültürü ve yaşantısından etkilenmişler, onları örnek almışlardır. Bilim adamlarının tespitlerine göre, Sindler, Sindike adlı güçlü bir Krallık kurmuşlardır. Bu krallık şimdiki Rusya toprakları hatta Sovyetler Birliği dönemindeki topraklarının tamamı içinde tarihte kurulmuş ilk krallıktır. Sindike'nin sınırları belli toprakları vardı, devletin başında kral bulunurdu. Halkı zengin, sanat ve kültürde ileri, herkesin iş güç sahibi olduğu, birbirine kenetlenmiş, mutlu bir halktı. Devleti idare eden adil bürokratlar, çiftçilik ve hayvancılık yapanlar, pek çok yetenekli sanatçı, krallığı koruyan askerler ve işçiler huzurlu bir birliktelik içinde yaşıyorlardı. Krallıkta kralın kendi adına basılmış para kullanılırdı. Ülkenin başkenti Sind'di. Başkent aynı zamanda işlek bir liman kentiydi. Bu şehrin diğer bir ismi de Gorgippie'ydi. Şehir, bugünkü Anapa şehrinin olduğu yerdeydi. Grek(Alıc) coğrafyacısı Strabon'un yazdığına göre Sindike Krallığı'nın başka şehirleri de vardı. Bunlardan Aborake Karadeniz sahiline yakın önemli bir şehirdi. Yapılan arkeolojik kazılarda elde edilen bulgulardan Sindike şehirleri'nin her bakımdan planlı ve düzenli oldukları görülmüştür. Bunlardan Semibratke denen yerde yapılan kazılarda ortaya çıkan şehrin M.Ö 5.yüzyıldan beri varolduğu ve şehrin kalın, yüksek taş duvarlarıyla çevrili olduğu, her 15-18m'de bir savunma kulelerinin olduğu görülmüştür. Şehrin içinde büyük, muntazam binalar da vardır. Bunlardan bir tanesi kare plan üzerine 400X400m2 boyutlarında büyük bir yapıydı. M.S.2. yüzyılda yaşamış Grek (Alıc) tarihçi Polien'in yazdığına göre Sindike Kralı Jecetey ile eşi Tergetave arasında bir geçimsizlik ve anlaşmazlık çıkar, bunun da sebebi Bospor Kralı Satir'dir. Bunun sonucu olarak Sindikeliler ve diğer Meot kabilelerin de katıldığı şiddetli bir savaş meydana gelir. Bu olay M.Ö.5. yüzyılda meydana gelmiştir. Yapılan arkeolojik kazılar, bu olayı tamamen doğrulamaktadır. Sindike Krallığı'nın çok güçlü bir ekonomisi vardı. Toprağı çok güzel işliyorlardı, başta buğday, arpa ve darı olmak üzere çok çeşitli mahsüller alıyorlardı. Hayvancılık da çok ilerideydi. Balıkçılık ise krallığın en büyük gelir kaynaklarındandı. Karadeniz ve Azak Denizi'nde yakalanan balıklar tuzlanarak kurutulurdu. Bunların en büyük müşterisi de komşu Greklerdi. Serbest ticaret Sindike Krallığı'nın devlet politikasıydı, bu yüzden bütün yerleşim yerleri birer Pazar, panayır yeriydi. Gemicilik ve deniz ticaretini de çok iyi biliyorlardı. Greklere sadece deniz ürünleri değil, tarım ve hayvancılıkla elde edilen her türlü ürünü satıyorlardı. Bunun dışında usta sanatçıların ürettiği her türlü malın ( giyim, ev eşyaları, deri mamülleri, deniz araçları..) en büyük alıcıları yine Grekler idi. Sindler sadece Grekler ile ticaret yapmıyorlardı. Kafkasya'nın birçok bölgesine hatta Kafkas ötesi ülkelere mallarını götürüp satıyorlardı. El sanatları konusunda çok yetenekli olan Sind halkı, eserlerini şehirlerde, köylerde, pazar yerlerinde çok rahat satarlar ve iyi kazanç elde ederlerdi. Bazen de çeşitli mallarla değiş tokuş yaparlardı. Bağ ve bahçecilik de Sindike'de çok ileriydi. Özellikle fasulye üretimi dikkati çekiyordu. En güzel ve kaliteli üzümler burada yetişiyordu. Bu üzümlerden şarap üretilirdi. Bunun dışında çok çeşitli meyve sebze üretilir, gerek taze olarak tüketilir gerekse kurutularak kışa hazırlık yapılırdı. Bospor (Grek) Krallığı'yla Sindike Krallığı'nın ilişkileri sadece ticaretle sınırlı değildi. Sıkı ticari ilişki politik yakınlığı da doğurmuştu. Sindike Krallığı'nın büyük zenginliğinden faydalanmak, onu elde etmek Bospor Krallığı'nın en büyük hayaliydi. Bospor Krallığı, Sindike Krallığı'nı himaye altına almak hatta onlarla birleşmek için elinden gelen herşeyi yapıyordu. Bospor Krallığı'nın yöneticilerinin kapalı kapılar arkasındaki bu çabaları boşa çıkmadı. M.Ö.4. yüzyılda Sindike Krallığı Bospor Krallığı'yla birleşmişti. Bunu sağlayan 389-349 yıllarında hüküm süren Bospor Kralı Levkon Yezan'dı. Sindlerle beraber diğer Meot kabilelerinden de bazıları bu birleşmeye katılmıştı. Bunlar Taman Yarımadasında Kuban Nehri'nin denize ulaşdığı bölgede yaşayan Toretler, Dandariyler ve Psesler'di. Sindike Krallığı 100 yıl kadar varlığını sürdürdü. Birçok bilimadamının görüşüne göre Meot Halkları Bospor Krallığı'yla tamamen birleşmediler ancak devam eden yüzyıllarda Meot Halkları Bospor Krallığı'nın politikasında hep var olmuş ve değerlerini korumuşlardır. Grek halkının hayatında Meot Adıgeleri'nin kültürlerinin izleri hep var olmuş ve bu izler büyük etkiler bırakmıştır. O dönemi araştıran ve yazan tarihçiler Bospor,Grek (Alıc) halkıyla Meot-Adıge halkının beraber var olduklarını, iki krallığın federe bir yapı içinde hüküm sürdüklerini söylemektedirler. Bilim adamı Artamonov M.I., Krupnov Y.I.'nin görüşüne göre Bospor Krallığı'nı uzun süre ellerinde tutan Spartokidler Meot halkındandır. "Ne kadar birbirine benziyor ve birbirinin aynısı eski Grek (Alıc) külütürü ile Adıge kültürü. Örneğin kadın-erkek ilişkileri, çocukların eğitimi, kadınların ev ve iş hayatı. Erkek tarafının eşiyle beraber büyüklere görünmesinin ayıp sayılması, yemeklerin benzerliği, ölüye gösterdikleri önem, mezar ve ölü defin şekilleri. Bütün bunlar bizi çok gerilere götürmekte ve şunu ispatlamaktadır. Binlerce yıl önce Alıclar'la Adıgeler'in çok sıkı ilişkilerinin olduğunu, Adıgeler'in bir zamanlar Alıcler'in etkisi altına girdiğini. Öyle olmasaydı Adıgeler bu kadar uzun zaman Alıc hal ve hareketlerini muhafaza edemezdiler. Ancak bir soruya cevap aranıyor : Kim kimin etkisinde daha çok kalmış, kim kimin kültüründen daha çok etkilenmiş." Dyba de Monpere – Fransız Yazar ve Bilimadamı Adıge Halkının Zih ve Kasog İsmiyle anılarak Tarihte katettikleri Yol Daha önceki bölümlerde bahsedildiği gibi Meot-Adıge Halkları iki büyük grupta toplanmıştır : Zihler ve Kasoglar. Zamanımızdan bin yıl geriye gidecek olursak o dönem Kuzey Kafkasya Halkları için son derece zor ve sıkıntılı yıllardı. Adıge yurduna, göçebe İrani ve Türki kökenli birçok kabile saldırıyordu. Böylelikle Adıge halkı vatanlarını ve bağımsızlıklarını savunmak için asırlar süren mücadeleler veriyorlardı. Bütün bu olaylar Adıge halkında büyük değişiklikler meydana getirmiştir. Asırlardır devam eden Adıge Halklarının isimlerinde değişiklikler olmuş, Meot ismi yavaş yavaş unutulmaya yüz tutmuştur. Asırlardır devam eden bu savaşlar Adıge Halklarının birleşmesine, kaynaşmasına sebep olmuştur. Çünkü güçlü düşmana karşı vatanı korumak için birlik ve kaynaşma şarttı. Kendilerinden çok daha kalabalık ve güçlü olan bu Halkların saldırılarından Karadeniz sahili ve havalisinde yaşayan Adıge Halkları çok fazla etkilenmemiş, savaşlardan uzak kalmışlardı. Esas bu saldırı ve savaşlarda zarar gören, etkilenen Adıgeler ise Don Nehri, Kuban Nehri, Taman Yarımadası, Gum ve Terç bölgesinde yaşıyorlardı. Bunların maddi-manevi ve insan kaybı çok daha fazlaydı. MS 1.yüzyıldan başlamak üzere Karadeniz sahilinde ve ona yakın bölgelerden yaşayan Adıge Halklarının birleşmesiyle meydana gelen Zih-Adıge topluluğu daha güçlü duruma gelmişti. Bunun sebeplerinden biri de Zihler'in Grek (Alıc) , Rum ve diğer halklarla olan sıkı ilişkileri sonucu ekonomik yönden üstün olmalarıydı. Zihler bu bölgede yaşayan Adıge Halklarını bir isim altında toplayıp Zih adı ile 1.yüzyıldan itibaren tarihteki yerlerini almalarını sağlamışlardır. Zih kelimesinin Adıgece özel bir isim olduğunu tarihçiler kaydetmekte ve bu ismin değişik telaffuz şekillerinin olduğunu söylemektedirler. Çih, Çik, Cik gibi. Zihler 1.yüzyıldan itibaren Karadeniz sahillerinde Gagra'dan Tuapse'ye kadar olan topraklara hakimken 5.yüzyılda topraklarını kuzeybatı yönünde genişletmişlerdir. 6.yüzyıl sonunda Zih yurdu daha da genişleyerek başka Adıge Halkları da Zihler'e katılmış ve Zihler daha güçlü bir yapıya kavuşmuşlardır. 2.yüzyıldan itibaren Zihler Roma İmparatorluğu'yla sıkı bir ilişki içindelerdi, birtakım siyasi çıkarlar nedeniyle onların himayesine girmiş görünüyorlardı. 8.yüzyılda yaşamış tarihçilerin kaydettiğine göre Zihler büyük ve güçlü bir devletti. Bu tarihçilerden biri de Feofan'dır. 10.yüzyılda da İmparator Bagryanorodniy Konstantin ve Arap tarihçi Masudi, Zihler'den geniş şekilde bahsetmektedirler. Zihler bütün Adıge Halklarını biraraya getirip daha büyük bir yapı oluşturamadılar. Taman Yarımadası, Kuban bölgesinin bir kısmı, Gum ve Terç bölgesindeki Adıge Halkları başka güçlü bir birlik oluşturmuşlardı. Bu birliğe katılan Adıgeler'e Kasoglar adı verildi. Kasogya Zihya'nın kuzey ve kuzeydoğusundaki toprakları kapsıyordu. Zihler'in güney sınırı olan Gagra'dan Karadeniz sahili boyunca güneye doğru başka bir Adıge birliği oluştu. Bu birliğe de Abazg (Abaza-Abhaz) ismi verildi. Kasoglar'ın ismi tarihe 8.yüzyılda giriyor. Kasog isminin Alanlar tarafından Adıgeler'e verildiğini bazı tarihçiler kaydetmektedirler. Kasoglar'ın sınırları Taman Yarımadası'ndan başlıyor, doğuda Labe Irmağı'na kadar uzanıyor, Kuban'ın sol cenahını içine alıyordu. Kuzeyde Alanlarla komşuydular. Hazarlarla da komşulukları vardı. Zaman zaman Hazar topraklarına saldırıyorlardı, çünkü o topraklar kendi eski topraklarıydı. Hazarlar bu akınlardan korunmak için sınıra Alan köyleri kuruyorlardı. Zihler ve Kasoglar aynı soydan geldiklerini gayet iyi biliyorlardı. Ataları, dilleri, vatanları, kültürleri birdi. Milattan sonra 10.yüzyılda yaşamış Rus tarihçiler Zihler ve Kasoglar'ı bir halk olarak kabul ederler, eserlerinde böyle ifade ederlerdi. Zihler ve Kasoglar'ın komşu halklarla gerek ticaret gerek politika ve kültür alanında sıkı ilişkileri vardı. Buna rağmen kuzey ve kuzeydoğudan gelen saldırgan ve yağmacı Halkların saldırılarından topraklarını korumak için hep mücadele vermişlerdir. 7.yüzyıldan itibaren Hazarlar kuzeyde çok geniş araziler işgal etmişler, Taman Yarımadası'nda Tamatarka (Timutarakan) = Dumpsegerey (Dumpseregey) şehrini kurmuşlardı. Fakat Kiev Prensi Vladimir komutasındaki Rus ordusu 944 yılında şehri işgal ederek Timutarakan Prensliği'ni kurdu. Bu prenslikte Adıgeler, Hazarlar, Alanlar, Ermeniler ve Grekler yaşıyorlardı. Fakat Kasog Adıgeleri bu durumdan hoşnut olmadılar. Rus prensinin kendi topraklarına gelip prenslik kurmasından, Taman Yarımadası'nın işgal edilmesinden rahatsızlık duydular. Rus prensleri Adıgeler üzerine hep baskı uygulamışlar, onları emirleri altına almak için ne gerekirse yapmışlardı. Buna örnek olarak 1022 yılında Timutarakan Prensi Mistıslav komutasında kalabalık Rus ordusu Adıgeler üzerine saldırması gösterilebilir. Adıge ordusunun başında ise büyük prens Ridade bulunuyordu. Ridade Mistıslav'a bir teklifte bulunur : "İki tarafta da kan dökülmesin. Biz ikimiz silahsız olarak dövüşelim, kim üstün gelirse savaşı da kazanmış olsun." der. Kavga başlar, uzun süren mücadelede Mıstislav güçsüz kalır, yenileceğini anlayan Rus prensi kolunda sakladığı bıçakla Ridade'yi öldürür. Sonunda Rus tarihçilerin yazdığına göre Kasog Adıgeleri Rus Prensliği'nin himayesine girerler. 1036 yılında Adıgeler prenslerinin öcünü almak için büyük bir orduyla Timutarakan Prensliği'ne saldırırlar, ancak istedikleri neticeyi alamazlar ve prensliği işgal edemezler. Bu savaşda doğu'dan gelip Adıgelere yardım eden 6 bin Asetin gönüllü de görev almıştı. Tarihçi Bronevskoy S.'nin yazdığına göre bu büyük savaştan sonra Timutarakan Prensliği fazla ayakta kalamadı. Kuzeyden gelen Polonyalılar ve güneyden gelen Adıgeler bu prensliği yerle bir etmişlerdir. Adıge hikayelerinde anlatıldığına göre Kasog Adıgeleri, büyük prensleri Ridade'nin öcünü almak için ne kadar zaman geçtiyse de bu acıyı unutamadılar. Timutarakan=Dumpsregey Prensliğini yakıp yıktılar. O günden sonra Adıgeler, sevmedikleri birine beddua etmek için " dumpseregey olursun inşallah" (yeryüzünden izin silinsin) demişlerdir. 10. yüzyıldan başlamak üzere, Adıgelerin politik yönden oldukça güçlü bir halk olduğu kabul edilmektedir. Ancak Arap bilim adamı Mesudi'nin yazdığına göre bu büyük halk kendisine bir lider seçip, onun emrinde güç birliği yapmamış ve benlik davası yüzünden büyük kayıplar vermiştir. Zihler ve Kasoglar bin yıllık tarihi yolculuklarında gerçek manada bir devlet olmadılar, olamadılar. Mesudi'nin belirttiği gibi tam bir birlik sağlayamadılar, bir lider etrafında toplanamadılar. Ama politik, ekonomik ve kültür yönünden güçleri hiçbir devletten geride kalmadı. Barış içinde yaşıyorlardı, savaş olmadığı hallerde halk meclisinin tespit ettiği yaşam tarzına, örf ve adetlere bütün halklar kesin riayet ederlerdi. Savaş olursa halk meclisinin seçtiği kumandanın emrinde herkes savaşa katılır, vatanını canı pahasına korurdu. Büyük kahramanlıklar gösterirlerdi. Adıge tarihinde bunun pek çok örneğine rastlanmaktadır. Şöyle denilebilir ki Adıgeler hiçbir devlet yapısına benzemeyen bir idari yapıya sahipti. 13.yüzyıldan itibaren Adıgeler için Çerkes adı kullanılmaya başlanmıştır. Buna bağlı olarak İtalyan bilim adamı İnteriano Corciyo 15.yüzyılda şöyle diyor : "Bizim insanlarımızın (İtalyanlar, Latinler, Grekler ve diğerleri) Zih diye adlandırdıkları Halkları Tatarlar, Türkler ve Araplar Çerkes diye adlandırırlar. Kendileri ise "Biz Adıge'yiz." derler, kendilerini öyle tanıtırlar."+''+Muzaffer Kalkan

Kuzey Kafkasya Tarihi

Kafkas Dağları'nın yalçın dorukları, Hazar, Karadeniz ve Büyük Bozkır'ın uçsuz genişliğiyle dünya medeniyet merkezlerinden tarihin daha ilk çağlarında ayrı düşen Kuzey Kafkasya, antik kültürün en göz alıcı mekanlarından biri olmuştur. Elverişli iklim koşulları, bereketli doğal kaynakları ve müthiş verimli toprağıyla ilkçağ ekonomisinin gelişme kaydetmesi için gerekli olan tüm olanakları sunmuştur. Burada Maden Çağı'nın başlangıcı, Mezopotamya ve Kuzey İran ile aynı anda M.Ö. 6.Milenyum'a rastlamaktadır. +''+ Profesör Veselovsky N.I tarafından 1897'de Adıgey Cumhuriyeti'nin başkenti Maykop'ta bulunan "Bereketli Kurgan" denilen gömülü bir tepecikten ismini alan Bronz Çağı Maykop Kültürü, Kuzey-Batı'daki Taman Yarımadasından Güney-Doğu'daki Dağıstan'a kadar Kuzey Kafkasya'nın gözde bölgelerine yayılmıştır. Bu kültürün ortaya çıkışı, oluşumu ve gelişimi Yakın Doğu'dan Trans-Kuban bozkırları ve tepelerine kadar olan bölgede yaşayan grupların bu kültürün içine sızmalarıyla yakından bağlantılıdır ki bu gruplar gelirken Yakın-Doğu'nun teknolojik gelişmelerini ve kültürünü yanlarında getirmişlerdir. Bu tür karışık kültürel ilişkiler, tüm Avrasya sınır topraklarının ve Avrupa Bronz Çağı'nın en çarpıcı olaylarından biri olarak adlandırılan tek bir kültürün oluşumu ile sonuçlanmıştır. İlerleyen zamanlarda Maykop Kültürü bu bölgede, Kuzey Kafkas Kültürü'nün ve yerel farklılıkları da kapsayan tek bir tarihin gelişimine temel oluşturmuştur. Böylesine büyük çapta kaydedilen gelişme, Kafkas Bozkırlarındaki büyükbaş yetiştirici kabilelerin, yer altı mezarı ve kereste çerçeve taşıyıcılarının kitlesel yayılımıyla yakından alakalıdır. M.Ö. 2.Milenyum'un sonunda, Bronz Çağı'nın açıklandığı dönemde, Kuzey Kafkasya en geniş metal üretim merkezlerinden biriydi. Bronz parçacıklarından yapılan göz alıcı sanat eserleriyle ünlü Kuban Kültürü'nün asıl çıkış noktası Kafkas Sıra Dağları'nın meyilli etekleri ve bu eteklerin kuzey bölümleridir. Metal araç-gereç ve silahlarda pek çok değişik yerel çeşitliliğin arasında, Kuban Kabilelerinin Transkafkasya ve Yakın Doğu ülkeleriyle samimi kültürel ve ekonomik temaslarını kanıtlayan "Transkafkasya ve Yakın Doğu Modelleri" hiç zorluk çekilmeden ayırt edilebilir. Bozkırın o uzun zorlu yolları boyunca Kuzey Kafkasya sanatçılarının ortaya çıkardığı işler, Kafkas Dağları'nın sınırlarını aşarak uzaklara kadar ulaşmıştır. Bronz Çağı'nın sonlarına doğru, bronz işlemeciliğinde gelinen nokta demirden araç-gereç ve silah yapımı için gerekli demir işlemeciliğini kolaylaştırmıştır. Doğu Avrupa'da M.Ö. 8.yüzyıl, Rusya ve Ukrayna'nın güney Avrupa kısımlarındaki ilk devlet oluşumlarını ve güçlü kabile birliklerinin yerleşme alanlarını eski çağın ilkel ilişkilerinden tamamen ayrı tutan çok önemli tarihsel bir sınır çizgisi olmuştur. Pek çok bozkır insanı göçebelikle sağladığı ekonomik yaşantısını değiştirmiş, geniş çapta göçler ve uzun mesafeli yolculuklar başlamıştır. Bozkırın o dağınık olma özelliğinin dışında sınırsız uzantısı birleştirici bir özelliğe dönüşmüştür. İlk defa savaşçı kabileler Kimmerler ve İskitler, dünya tarih arenasında belirmişlerdir. Onların güçlü etkileri, tüm Yakın Doğu medeni dünyasını sarsıntıya uğratmıştır. Kafkasya'nın kuzey düzlüğü, göçmen savaşçı birliklerin zengin güneye yağmalama yolculukları yapmaları için iyi bir geçiş alanı olmuştur. Tarihçiler, İskitlerin Kafkasya üzerinden Yakın Doğu ülkelerine yaptıkları yağmalama seferleri için dört rota belirlerler. Bunlar arasında Meot-Kolkis yolu, Mamison geçidi ile Derbent ve Daryal çıkışları vardır. En son söylenen asıl rota olarak bilinmektedir. Tam burada, M.Ö. 7.yüzyıl'ın ikinci yarısına rastlayan tarihlerde, Orta Kafkasya'nın bozkır bölgelerinde Kuzey Kafkasya'daki İskit Kültürü'nün antik arkeolojik yapıtları bulunmuştur. Kuzey-Batı Kafkasya'da Meot öncesi kabileleri, ilk olarak Kimmerler ve sonrasında da İskitler ile yakın ilişkiler kurmuşlardır. Şüphesiz Meot öncesi dönem nüfusundan bireysel grupların Yakın-Doğu seferlerine katılmaları Kuban Bozkırı'na savaş ganimeti getirmiştir. Bu sadece M.Ö. 7-8.yüzyıllarda Kimmerler ve İskitler gibi Meot öncesi dönem silah ve koşum takımlarının bulunmasıyla değil aynı zamanda Urartu ve Asyalı sanatçıların yapmış oldukları çalışmaların da bulunmasıyla kanıtlanmaktadır. M.Ö. 6.yüzyılda Kuzey-Batı Kafkasya'da iki farklı etnik kültür birikiminin- Farsça konuşan göçebe İskitler ve yerel dümen yeleleri ile sığır yetiştiricileri- etkileşimi sonucunda eşsiz sanatsal geleneklere sahip Meot Kültürü oluşmuştur. Bu kültürün taşıyıcıları, Azak Denizi'nin kuzey sahil bölgeleri, Kuban ve Trans-Kuban Bozkırlarını da kapsayan geniş alanları işgal eden yazılı antik kaynaklardan öğrenildiği kadarıyla Meot Kabilelerinden Dandar, Kerket, Sindi, Psesi ve Thatei'dir. Kuzey Karadeniz sahil bölgelerinin antik merkezleri ile yakın ticari ve politik temaslar kurulmuş, özellikle Boğaziçi Krallığı zamanında kültürel ve ekonomik bağlar kuvvetlendirilerek şekillendirilmiştir.(M.Ö. 5.Y.Y.) Zengin cenaze alanlarında bulunan pek çok antik ithal mallar ve mezhep tapınakları bunu kanıtlamaktadır. M.Ö. 4.yüzyıl'da Farsça konuşan yeni bir göçebe dalgası, Avrasya Bozkırları'na yayılmıştır. Don Deltası, Trans-Don ve Volga'ya kadar olan bölgede yaşayan Sarmatyanlar, Ural Bölgesinden benzer kabilelerin teşvikiyle birleşmiş ve güçlü bir kabile birliği oluşturmuşlardır. 2. ve 3.yüzyıllarda güneyde Kafkasya'nın bozkır kısımlarını ve Kafkas Sıra Dağları'nın eteklerine kadar olan yerleri, batıda ise Dyneper ve Don arasındaki Kuzey Karadeniz sahil bölgesinin bozkırlarını işgal etmişlerdir. Sarmatyanların geniş alanlara yerleşmeleri Sarmatyan Kültürü'nün yayılması ve en önemlisi yerel nüfusun Sarmatyanlaştırılması ile sonuçlanmıştır. M.Ö. 1 yüzyılda Avrupa'da güçlü bir politik güç olarak bilinen en büyük kabile birliklerinden Aorsi ve Siraci, Boğaziçi'nin Roma ve Pontus ile ilişkilerine engel olan iç savaşlarda yer almışlardır. M.S. 1 yüzyılda Kuzey Kafkasya ve Don bölgelerinde, çoğunluğunu Sarmatyan Kabilelerinin oluşturduğu Alani isminde yeni büyük bir göçebe birlik belirmiştir. M.S. 4.yüzyıla kadar Kafkasya düzlüğünün esas nüfusunu onlar oluşturmuşlardır. Düşman komşuların şiddetli saldırıları altındaki yerleşik nüfus, yerel kültür özelliklerinin devam ettiği dağlara ve yamaçlara doğru gitmeye mecbur bırakılmışlardır. Hun istilaları ile bağlantılı olarak M.S. 4 yüzyılın sonunda gelişen şiddetli olaylar Sarmatyan egemenliğine son vermiştir. Bu olay, Avrupa tarihinde yeni bir sayfa açan "Büyük Göç" devrinin de başlangıcıdır. Asya derinliklerinden sel gibi akıtılan sayısız Türk kabilesi ve insanı, Kuzey Kafkas nüfusunun etnik oluşumunda, daha sonra bu bölgede yer alacak kültürel ve etnik sürece de yansıyacak olan gözle görülür pek çok değişiklikler getirmişlerdir. Orta Çağ'ın başlangıcı, Kuzey Kafkasya için karışıklıklarla doludur. Hazarlar, Hazar Denizi'nin Kuzey-Doğu sahil bölgesinde güçlerini artırmış, Orta Kafkasya İran-Bizans savaşlarında bağımsız güç olarak dünya arenasına tekrar çıkan Alanlar'ın egemenliğine geçmiş, Kuzey-Doğu Kuban bozkırlarında Bulgarlar "Büyük Bulgarya" Krallığı'nı yaratmış ve eski Adıge-Zihi kabileleri Kuzey Karadeniz sahil bölgesinde birleşmişlerdi. Hazar Hanlığı'nın oluşumu, Kuzey Kafkasya Toplulukları'nın sosyal ve ekonomik alanda yeniden yapılanmaları için güçlü bir etki yaratmıştır. Ortak sınırlar, Hazar hanlarının merkezileştirilmiş politikaları, özünde Alan-Bulgar olan Hazar Kültürü'nün başarı ile gelişmesini sağlamıştır. Asya ve Avrupa'yı bağlayan muhteşem İpek Yolu, Kuzey Kafkasya'nın uluslar arası ticaret ve ekonomide ortaklıklar kurmasını kolaylaştırmış ve yeni kültürel, ideolojik düşüncelerin şampiyonu yapmıştır. İslamiyet, Hıristiyanlık ve Yahudilik Hazarya nüfusunun geleneksel pagan anlayışına önemli değişiklikler getirmiştir. Kuzey Kafkasya'nın politik ve ekonomik durumundaki derin değişiklikler Hanlığın çöküşünden sonra gerçekleşmiştir. Moğol öncesi dönem, ortaçağ kültürünün altın çağı olan Kafkas Kültürü'nün oluşumu için final dönemidir. Bu dönem, bölgenin pek çok genel ve özel özellikleriyle birlikte oluşturduğu genel imajının şekillendiği dönemdir. Madencilik, maden işlemeciliği, çömlekçilik ve mücevher zanaatı, ev yapımı ve tarımcılık Kafkas Milletine ait asıl alanlardır. Tatar-Moğol istilası, ekonomik temeli yıkılarak Kuzey Kafkasya eyaletleri ve insanının gelişimini uzunca bir süre sekteye uğratmıştır. Altınordu hanlarının acımasız yok edici baskınları ve daha sonrasında Timur'un seferleri, Kuzey Kafkasya bölgesinde büyük çapta yıkımla sonuçlanmış ve 13.yüzyılın başında oluşan etnik sınırlar değişikliğe uğramıştır. Bu süreç özellikle Kuzey-Doğu ve Orta Kafkasya'da Adıgelerin Alan birliklerini bozguna uğrattıkları ve Alan nüfusunu çıkardıkları ve daha sonra da güneydoğu içlerine doğru hareket ederek sırasıyla bugünkü Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes topraklarını işgal ettikleri yerlerde görülmektedir. Bu dönem, Meotlardaki zengin bulgulara dayanarak "Beloreçerkesya" ismi verilen ortaçağ Adıge Kültürü için altın bir çağdır. Çeşitli silah parçaları, mücevher ve kemer setleri, gümüş fıçılar ve Vedenik camı bu kültürün refahı ve zenginliğini Batı ve Doğu dünyalarıyla olan kültürel ve ticari ilişkilerinin genişliğini göstermektedir. Bu makale 5 Milenyum süresince Kuzey Kafkasya tarihsel süreçlerine kısa bir bakış getirmektedir. Meotlar, gömülü zeminler, antik alanlar ve şehirler, tapınaklar ve Kuzey Kafkas insanının tarihine dair pek çok kültürel yapıtın araştırılmasıyla bunlara açıklık getirilmeye çalışılmıştır. Özel bir bilim dalı olarak Kafkasoloji oluşturulmuş, çok ciltli önemli çalışmalar yayımlanmıştır. Ancak her yıl yeni materyaller belirmekte ve böylelikle bilim adamları onları gözden geçirmekte, doğrulamakta ve bilimsel çalışmalarını genişletmektedir. Kuzey Kafkasya'nın zengin toprakları günümüzde de pek çok gizeme sahiptir ancak geçen zaman bu gizemlerin ortaya çıkması ve açıklık kazanmasına imkan sağlamaktadır. Tarlalar açmak, sulama çalışmaları, su hatları ve depo çalışmaları pek çok ortaçağ antik eserinin yok olmasına sebebiyet vermiştir. Bu da, geniş çaplı koruma ve aktif alanlardaki eserlerin muhafaza edilmesini birincil derecede öneme sahip bir konuma getirmektedir. Moskova Saint-Petersburg, Krasnodar Bölgesi, Stavropol, Adıge, Dağıstan, Osetya, Karaçay Çerkes, Kabardey-Balkar, İnguşetya ve Çeçen Cumhuriyetlerinin arkeologları son dönemlerde tarihsel ve kültürel anlamda zengin olan bu bölgenin kültürel mirasını koruma altına almak için arkası kesilmeyen bir mücadele içerisine girmişlerdir. Ayrıca bu, 1981'de Ph.D Leskov A.M. öncülüğünde kurulan Devlet Oryantal Sanat Müzesi Kafkas Arkeoloji Heyeti'nin gerçekleştirmeyi hedefledikleri amaçları arasındadır. 17 alandaki dönemlik kazılar, Orta ve Kuzey-Batı Kafkasya Orta Çağ tarihinin nüfusunun ve zengin antik materyallerin bulunmasını sağlamıştır. Bu buluntular oryantal ve antik sanatın gerçek örnekleri olan yerel sanatçılar tarafından yapılan eşsiz eserleri içermektedir. Bu eserler Karaçay-Çerkes ve Stavropol Bölgesinde Dr. Flerov V.S. ve Ph.D. Kozenkova V.I. önderliğindeki Rus Bilim Akademisi Arkeoloji Enstitüsü Heyetinin kazılarında bulunan ilginç buluntuların da eklendiği Devlet Oryantal Sanat Müzesi Arkeoloji Koleksiyonu'nun asıl eserlerini oluşturmaktadırlar.+''+Prof. Dr. Nabatçikov

Çar Adayı Gösterilen Adıge

1552'de Çar IV. İvan döneminde 1552'de ilk Adıge elçileri Moskova'ya gitmiş, Adıgelerle Ruslar arasında ilk dostluk anlaşması imzalanmıştı. 1557 Temmuz'unda ikinci bir Adıge heyeti Moskova'ya giderek Çar IV. İvan'la daha ciddi manada ikinci bir anlaşma yapmışlardı. Buna göre Ruslar'la Adıgeler hep dost kalacaklar, birbirlerine saldırmayacaklar, birinin düşmanı diğerinin de düşmanı sayılacak, düşmana karşı ortak hareket edilecekti. Çar Adıgeleri düşmanlarına karşı koruyacağına ve yardım edeceğine dair yemin etmişti. Çar verdiği sözü tutmuş, bir çok defalar Adıgelere yardım etmiş, onları yalnız bırakmamıştı. +''+ Çar IV. İvan 1561'de Kabardeylerin büyük Prensi Temırıko'nun kızı Goşney'le evlenmiş, Adıgelerle akraba olmuştu (Goşney 1569'da 25 yaşında vefat etti). Goşney'e Mariya ismi verilmiş, Hıristiyan geleneklerine göre nikahı kıyılmıştı. Goşney'in kardeşi, yani IV. İvan'ın kayın biraderi Mamsırıko, Çarın emrinde çalışmış, büyük görevler almış, bunları başarılı bir şekilde ifa etmiş, korku bilmeyen cesur bir insandı. Aslan lakabıyla anılırdı. Kolordu, Ordu komutanlığı yaptı. Çok işler başardı, çok zorluklarla karşılaştı fakat hepsinin üstesinden gelmiş, Ruslarla Adıgelerin hep dost ve müttefik kalmasını sağlamış, kendi halkına karşı hep dürüst ve yapıcı olmuştu. Rusya'nın gelişmesinde, güçlenmesinde unutulmaz hizmetler görmüş, Rus tarihinde silinmez izler bırakmıştı. Ruslar ona hayrandı; bugün bile o günden kalma Rus şarkılarında onun ismi övgüyle zikredilmekte. O vatanını çok severdi ve vatanına çok hizmet etmişti. Sözü çok geçerliydi. Becerikli, cesur, ileriyi görebilen tam bir liderdi. İki halkın barış ve güven içinde yıllarca iyi komşuluk içinde yaşamasında büyük emeği geçmişti. Kendi vatanına bir saldırı olursa ilk silaha sarılan ve en önde savaşan oydu. İnsanlara, değer, cesaret ve güven veriyordu. Rus belgeleri, arşivleri, onu metheden satırlarla doludur. Hayatı boyunca insanların, doğru dürüst, ahlaklı olarak yetişmesini ve ona göre çalışmalarını istedi, o uğurda çok emek verdi. Bütün bu hizmetleri karşılıksız kalmadı: Tarihte hak ettiği yeri aldığı gibi şarkılara konu oldu, şan ve şöhreti dillerde, zihinlerde kaldı. Onunla ilgili şarkı ve Mamsırıko ismi Rusça'da Kastryuk adıyla anılmakta. Şarkılardaki ifadelerle tarihi belgelerdeki ifadeler biraz farklılık göstermekte. Şarkılarında biraz kasıt, biraz çekemezlik havası hissedilmekte, kendini beğenmiş, kimseyi takmayan, başına buyruk olarak gösterilmekte. Fakat tarihte büyük bir diplomat, becerikli, cesur bir komutan ve gerçek bir devlet adamı olarak zikredilmekte; çarın ilk akıl danıştığı, en güvendiği kişi olarak bildirilmekte. Mamsırıko'nun üç oğlu olmuştu. Bunlardan Hıristiyan olduktan sonra Dimitriy ismini almış olan Mamsırıko Kanşav, Rus tarihi kaynaklarında Çerkeskiy Dimitriy Mamsırıkoviç olarak geçmekte. O, çok çabuk yükselmiş, bir çok önemli görevlerde bulunmuş, Rus Ordusu'nda Genelkurmay Başkanlığı yapmış, 1619'da Rusya'nın en büyük devlet unvanı olan Boyarin unvanını almıştı. Doğu Rusya'nın bölge valiliğine getirilmiş, on yılı aşkın bu görevi sürdürmüştü. Gerek babası Mamsırıko'nun ve gerekse kendisinin Rusya'nın oluşmasındaki büyük hizmetleri unutulmamıştı. Mamsırıko Dimitriy'in Moskova'daki evinin bulunduğu caddeye babasının ismi olan Mamsırıkov (Mamsıryukovke, Mamsıryukov) ismi verilmişti. IV. İvan'ın ölümünden sonra Moskova'da meydana gelen büyük kargaşa ve idari boşluktan sonra Devlet Duması'nın önünde halledilmesi gereken büyük bir problem duruyordu: Rusya'yı idare edebilecek, güçlü, akıllı, becerikli Çarı seçmek. Bunun için çok sayıda meşhur, makam ve mevki sahibi insan aday olmuştu. Fakat Duma şu üç ismi Çar adayı olarak tespit etmişti: Dimitriy Trubeçkoy Dimitriy Mamsırıkoviç (Mamsırıko Kanşav) Mihail Romanov El kaldırma şeklinde yapılan açık oylamada Duma, Romanov'u Çar olarak seçmiş, böylece 1613'de başlayıp, 1918'de sona eren Romanov sülalesi Rusya'nın idaresini ele almıştı. Mamsırıkov Kanşav, bu seçimden sonra da uzun yıllar Romanov hanedanıyla birlikte devletin en üst kademesinde görevler almış, hizmete devam etmişti. ["Adıge Xeukh" (Adige Yurdu) adlı eserden çeviren Çurmıt Muzaffer Kalkan]+''+Pşıbiy Yinal

Kuzey Osetya

Kuzey Osetya (Alanya) Rusya Federasyonu'na bağlı olup yönetim şekli cumhuriyettir. Osetya halkının özgür iradesiyle seçilmiş bir parlamentosu ve cumhurbaşkanı vardır. +''+ Genel Bilgiler Cumhurbaşkanı: Dıcaşağob Aleksandr Sınırları: Doğu: İnguş Cumhuriyeti Batı: Khaberdey Balkar Cumhuriyeti Kuzey: Rusya Federasyonu Güney: Gürcüstan Cumhuriyeti ve Güney Osetya Yüzölçümü: 8000 km2 Nüfusu: 646000 Nüfus yoğunluğu: Km2 başına 81 kişi Başşehri: Vladikafkas Alanya'nın idari bölümü: 1 il, 8 ilçe ve 105 kadar büyük yerleşim yeri "köyü" vardır. Nüfus Nüfusun %50'si başkentte, %50'si de ilçelerde ve köylerde oturmaktadır. Nüfusun %60'ı İron, %40'ı Rus, Azeri, Gürcü, Yahudi, Çeçen, Tatar, Ukraynalı, Misketler ve Çingeneler'den oluşmaktadır. Osetya nüfusunun artış sebebinin başında Gürcüstan yönetiminin Güney Osetya'da yakın tarihte yaptığı ve 2000-2500 kişinin ölümüyle sonuçlanan soykırımdan Kuzey Osetya'ya kaçan İronlarla, Türki Devletlerinden Misketler gelmektedir. Halen Kuzey Osetya'da, Güney Osetya'dan göçen 26000 ve Gürcüstan'ın muhtelif bölgelerinden göçen 40000 kişi olmak üzere toplam 66000 İron yaşamaktadır. Güney Osetya'nın 100000 olan nüfusunun %65'i İron iken, bugün bu sayı 39000'e düşmüştür. Bunun yanında Gürcüstan'ın muhtelif yerlerinde dağınık olarak yaşayan 100000 İron varken, bu sayı 60000 kişiye düşmüştür. Diğer bir deyişle zorunlu göç öncesi Güney Osetya ve Gürcüstan'ın diğer bölgelerinde 165000 İron yaşamakta iken bugün bu sayı 86000 kişiye düşmüştür. Bu da Gürcüstan yönetiminin binlerce yıldan beri Güney Osetya'da yaşayan İronlar'a ne kadar düşmanca davrandığını açıkça göstermektedir. Coğrafi Durumu Kuzey Osetya "Alanya"nın güneyi tamamen dağlık olup dağlar yüzölçümünün tahminen % 35-40 ını kaplamaktadır. % 20 si ormanlık, geriye kalan % 40-45'i ise tarıma elverişlidir. Kuzey Osetya'nın dağlarını iki bölümde inceleyebiliriz: 1- Buzullu Dağlar (Doğudan batıya doğru, Kazbek 5033m, Cimara 4780m, Şırğ Berzend 4146m, Adayıhoğ 4646m, Tepli 4423m, Vilpata 4638m, Karavgom 4363m, Labada 4314m) 2- Buzulsuz Dağlar (Doğudan batıya doğru, Şarlam 2867m, Ştolovaya 2993m, Çişin Hoğ 2823m, Trav Hoğ 2979m, Kion Hoğ 3420m, Vaza 3529m). Bu dağlar iç Osetya'ya yayılmışlardır. Kuzey Osetya'nın geçitleri: (Doğudan batıya doğru): Daryal (Daryan veya Arvıkonı) 2250m, Tırşı Efceg 3132m (Efceg İronca geçit demektir), Rukı Efceg 2996m, Cedoyı Efceg 3004m, Koşkı Efceg 3630m, Mamişonı Efceg 2828m, Gurcı Efceg, Gebe Efceg, Kırıvaşı Efceg. Bu geçitler Kafkas sıradağlarında olup en önemlileri Daryal Geçidi Gürcü askeri yolu üzerinde, Ruk Geçidi Kafkas ana yolu üzerinde olup 3660m uzunluğunda bir tünelle Kuzey Osetya'yı, Güney Osetya'ya bağlamıştır. Mamişon Geçidi, Oset askeri yolu üzerindedir. Ayrıca İç Osetya'da da önemli geçitler vardır. Bunlar Gerçek Efceg, Şanıbayı Efceg, Dergevşu Efceg, Kakkedurı Efceg, Kurttatı Efceg, Mijurı Efceg, Jigudı Efceg, Kajatı Efceg, ve Kazatficek Efceg Kuzey Osetya'daki vadileri birbirine bağlayan bu geçitlerin yükseklikleri 2000m'nin üzerindedir. Kuzey Osetya Vadileri (Doğudan batıya doğru): Arvı Kom (Kom İronca "vadi" demektir), Şanıbayı Kom, Dergevşı Kom, Kurtatı Kom, Kubanı Kom, Narı Kom, Kaşarayı Kom, Alagiri Kom ve Digurı Kom. Bu vadilerdeki topraklar tarıma ve hayvancılığa elverişli olup, yamaçları ormanlarla kaplı suları ise gözyaşı kadar berraktır. Kuzey Osetya akarsuları (Doğudan batıya doğru): Şunşayı Don (Don İronca su demektir), Terçi Don (Terek Nehri), Gizel Don, Fiyag Don, İri Don "Ardon", Vurş Don ve İrefi Don. Ayrıca dünyanın en kısa akarsuyu 30m uzunlukta olup, Kurtatı Kom'da (Kurtatı Vadisinde) bulunmaktadır. Bu saydığımız akarsularla Kuzey Osetya'nın tarıma elverişli arazisinin hemen hepsi sulanabilir durumdadır. Kuzey Osetya "Alanya" çeşitli hastalıklara iyi gelen şifalı suları ile de ün kazanmıştır. Bunlar muhtelif vadilere yayılmış olup adetleri 250 kadardır. Şifalı suların bulunduğu yerlere yeterince oteller yapılmıştır. Ayrıca ihtiyaca cevap verecek şekilde lokantalar vardır. Kuzey Osetya "Alanya"nın Kültürel Durumu Kuzey Osetya Rusya Federasyonu'na bağlı cumhuriyetler arasında kültür seviyesi en yüksek olanlardan biridir. Okur yazar oranı %100'dür. Yüksek eğitim düzeyi %70-80 arasında olup eğitim teknik ağırlıklıdır. İlköğretim 11 yıldır. Başkent Vladikafkas'ta dünya standartlarında iki üniversite mevcuttur. Bu üniversitelerin bünyesinde çeşitli fakülteler vardır. Bu fakültelerde İronca ağırlıklı eğitim de verilmektedir. Başkent Vladikafkas'ta 6 adet tiyatro, 3-4 adet müze mevcuttur. Tiyatrolarda Rusça ve İronca eserler temsil edilmektedir. Bu tiyatrolardan ikisi çocuk tiyatrosudur. Tiyatroların fazlalığı o milletin kültür seviyesinin en belirgin göstergesidir. Müzelerinde İskitler'e, Sarmatlar'a ve Alanlar'a ait enteresan kalıntılar sergilenmektedir. Alan Cengaverleri'ne ait oldukları saptanan sivri kafatasları görülmeye değer kalıntılardır. Terek Nehri kenarında tahminen 300 yıl önce Azerbaycan zenginlerinden birinin İron sevgilisine kavuşamaması üzerine aşkının hatırası olarak yaptırdığı iki minareli görkemli cami ibadete yeni açılmıştır. Osetya halkının tahminen %70'i Hıristiyan, %30'u ise Müslümandır. "Dergevşı Kom Vadisi"nde dünyada bir benzeri bulunmayan ve "Ölüler Şehri" diye adlandırılan yerüstü mezarları turistlerin ilgisini çekmektedir. Ayrıca Osetya'nın bütün vadilerinde, o vadiye hakim olmuş eski ailelere ait gözetleme kuleleri ve kaleleri vardır. Ayrıca kule şeklindeki mezarlarla, eski yeraltı mezarlarını ve İslam dini esaslarına göre düzenlenmiş mezarları bir arada görmek şaşırtıcıdır. Kurttatı Vadisi'nde, Cengizhan baskınları (1223-1225) sırasında korunabilmek amacıyla inşa edilen ve giriş kapısı bugüne kadar belirlenemeyen bir kale mevcuttur. Kale çıkışının kıl merdivenlerle yapıldığı kanaatı hakimdir (Prof. Pelti Taymuraz). Vellacir Vadisi'nde Hıristiyan dininin ilk kabulü sırasında (910-915) inşa edilmiş birçok kilise mevcut ise de bunların en önemlisi ve en görkemlisi Meryem Ana "Madı Mayrem" kilisesidir. En eski kilise ise, devlet otoritesinin Alanlarca, dini otoritenin yerli halktan Şağil'ler tarafından temsil edildiği devirde Gürcü Krallarınca yaptırılan Nujal kilisesidir. Kuzey Osetya "Alanya" Ekonomisi Osetya'da ekonomi temelde tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Ekonomide şahıs teşebbüsü henüz gelişmemiştir. Teşebbüs sahipleri dış ülkelerden gelmektedir. Türk firmalarının inşaat sektöründeki yeri büyüktür. Osetya maden bakımından zengin olmakla birlikte henüz işletmeciliği başlamamıştır. Tarihsel yazıtlarda ise altın ve gümüş madenlerinin su gibi bol olduğu belirtilmektedir. Yalnız Kurttatı Vadisinde küçük ve ilkel bir kurşun işletmesi mevcut olup, halk bu işletmeden suları kirletmesi nedeniyle şikayetçidir. Orman ürünleri ve mermer işletmeciliği yeni başlamıştır. Osetya'nın şehirlerinde, ilçelerinde ve bunlara bağlı köylerde doğalgaz ve elektrik vardır. Bu nedenle katı yakıt kullanılmamaktadır. Dolayısıyla mevcut ormanlar tahrip edilmemektedir. Petrol ve doğalgaz Rusya'dan gelmektedir. Elektrik kendi hidroelektrik santrallerinde üretilmektedir. Kaban Vadisi'nde Koban Köyü halkından biri tarafından yıllar önce yapılan hidroelektrik santrali, o kişinin anısına hürmeten sökülmemiş ve halen Koban Köyü bu santralden aydınlatılmaktadır. Son zamanlarda Mozdok yakınlarında yapılan petrol sondajlarından olumlu sonuçlar alınacağı ümit edilmektedir. +''+Yahya Alpay

“Gülüşüm, Bakışım, Umudum Size”

Mümtaz Demiröz (Aşamba), bize, kahraman olmayan kahramanlığını, milliyetçi olmayan milliyetçiliğini, sıcak gülüşünü, muzip bakışını ve tükenmek bilmeyen umudunu bırakıp veda etti. Göçmen kuşlar gibiyiz. Bazen küçük bir köy evinden kanatlanır yüreğimiz. Biliriz kimimizi, kimliğimizi. Yine de bocalar dilimiz, kültürümüz. Eğitim deriz, iş-güç deriz. Umudumuzu yüklenir düşeriz kent yoluna Bulunduğumuz ülkede yaşam bıçak sırtındadır. Ya sağa düşmek vardır, ya sola. Kendimizce bir seçim yapar, yürütürüz. Sevdalanırız bazen. Sevincimiz çoğalır. Ve direncimiz... Uslu oturmak da vardır evimizde, mutlu. Ya da mutluluğumuzu katık yapıp yola devam etmek. Önce, yitip gitmeyelim, diye grup kurarız aramızda. Sonra, yitip gitmesinler diye birilerini daha katmaya çabalarız, grubumuza. Yurdumuzdan uzak, köylerimize tutunmaya çalışırız. Yürütürüz birlikte kendi umudumuzu. Bazen sıranın başındayızdır, bazen gerisinde... Bazen sınırlar kalkar, duvarlar yıkılır dünyada. Düş gerçek olur sanki. Geç kalmayız yola düşmekte. Milliyetçilik değildir bizi dürten. Aklımız ve yüreğimiz yol gösterir. Bir de benliğimiz... Dün terk ettiğimiz evimize dönüyormuş gibi döneriz, yüzyıllık hasretimize. Kucaklarız, kucaklanırız. Şarkı söyleriz. Herkes duysun, herkes katılsın isteriz sevincimize. Karadeniz'le yeniden barışırız sanki. Tekneler gidip gelir. Bazen savaş başlar. Yıl, yüzyıl gibi geçer. Çocuklar büyür cephede, gençler yaşlanır. Anaların yüreği örselenir, babaların gururu. Talan edilir masumiyet. Ve genç kızların ak düşleri... Savaş başlar bazen. Yürekler sınanır. Yıkılır küçük insanların dünyası. Çocuk gülüşleri donar, renkleri silinir. Tükenir umutlar. Ve gelinlerin göz yaşları... Silahlar susar bazen. Ve savaş biter. Zafer kazanırız bazen. Ve hüzün başlar. Savaşta yitirdiklerimize, zaferde yitirdiklerimiz eklenir. Hem savaş yaralar yüreğimizi, hem zafer. Umudumuz paslanır sanki. Bocalarız. Düşeriz yeniden yollara. Sanırız ki, pası söküp atabilir ve sarabiliriz yaralarımızı. Zaman akıp gider. Umudumuzu karartan pastan kurtuluruz da, yüreğimizdeki yaraların acısını dindiremeyiz. Ve sonunda, inat olsun diye belki, bizi sürgün eden bir ulusun başkentinde,sunarız kendimizi sonsuzluğa. Usulca ve tek başımıza. Son bir gülümseme, son bir bakış ve bitmeyen umutla sevdiklerimizi, dostlarımızı düşünürüz. Dudaklarımız kıpırdar. Belki özür dilemek isteriz, belki de hoşça kalın demek... Hoşçakal Mümtaz...Sezai Babakuş

Karaçay Çerkes Cumhuriyeti

nan+''+ Başkent : Çerkesk tr> Yüzölçümü : 14.100 kmkare tr> Nüfus : 435.700 (1991) tr> Nüfus Yoğunluğu : 31.9 kişi/kmkare tr> Önemli Yerleşkeler : Habez, Üçköken, Karaçay, Gora, Bermamıt, Zelençuk tr> Devlet Başkanı : Viladimir Semyenov tr>table> Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti Rusya Federasyonu içinde, Stavropol krayında (bölge) bir yönetim birimi (oblast) iken, 1993'de özerkleşmiş bir federe cumhuriyet durumundadır. 1864'teki büyük sürgüne 1880'lere doğru artarak katılan bölge halkı Türkiye, Suriye gibi ülkelere sıklıkla yerleşti. 1917 yılında yaşanan Bolşevik İhtilali'yle girişilen bağımsızlık hamleleri Karaçay-Çerkes bölgesinde Beyaz Ordu tarafından bastırıldı. Sonraki dönemde, Kızıl Ordu'nun egemenliği ele geçirmesiyle bölgede yaşayanlar Sovyetler Birliği yönetimine girmiş oldular. Halk, 1944 yılına kadar topraklarında özerk olarak yaşadı; ancak 2. dünya savaşından sonra 1944 yılında "Karaçaylar" kitle halinde Adıge ve Abhazlardan da bazı aileler Orta Asya'nın çeşitli bölgelerine ve Kazakistan'a sürüldüler.Bu ikinci sürgün sonrası nüfusta önemli bir kayıp oldu; neredeyse yarı yarıya azaldı. 1957'de sürgünden dönen halk, bölgeye yeniden yerleşmeye başladı. Bunun sonucunda Karaçay-Çerkes Özerk Yönetim Birimi kuruldu. Bugün özerk cumhuriyetin nüfusunun %30'unu Turani kökenli Karaçaylar, %10'unu Adıgeler, %45'ini Ruslar ve kalan %15'lik kısmını Abhaz ve Nogay grupları oluşturur. Bölgede küçük oranda Rum nüfusu da mevcuttur. Karaçay-Çerkes bölgesi, 1992 yılında federasyon anlaşması gereği cumhuriyet statüsüne yükseltilmiştir. Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti'nin, batı ve kuzeybatıdan Krasnodar krayı, kuzeydoğudan Stavropol krayı, güneyden Gürcüstan ve Abhazya, doğudan Kabardey-Balkar Federe Cumhuriyeti ile sınırları vardır. Ülke kuzeyden güneye yükselirken Abhazya ve Gürcüstan sınırında en yüksek kesime ulaşır. Bu yüksek kesim, Abhazya ve Gürcüstan sınırında bir duvar halini alır. Karaçay-Çerkes, Kabardey-Balkar Cumhuriyetleri topraklarının birleştiği bir yerde bulunan Elbrus, Dıh Tav, Dombay(4407 m.) bu dik silsile üzerindeki önemli doruklardır. 2200 metreye kadar çam, ladin ve köknar ormanları ile kaplı olan dağların daha yukarılarında Alp tipi otlak ve yaylalar bulunmaktadır. 3100 metrenün üstü ise buzullarla kaplıdır. Buzullarla beslenen Kuban (Psıj) nehrinin, Uçkulan, Hurzuk, Davut, Teberda, Arhız ve Laba kolları Karaçay-Çerkes Cumhuriyetinden doğmaktadır. Yine bu Cumhuriyet topraklarından doğan Kuma (Guim) Irmağı da Hazar denizine dökülür.Bölge topraklarında yükselen zirvelerde buzullar da bulunmaktadır. Bunların en önemlileri Bızıngı ve Alibek'tir. Karaçay-Çerkes'te dağlar çam, köknar ve ladin ormanlarıyla kaplıdır. Karadeniz'e dökülen Kuban Irmağı'nın kaynak kısmını oluşturan akarsular (Kuban, Zelenchuk), Karaçay-Çerkes Özerk Cumhuriyeti'nin topraklarını sular. Cumhuriyetin başkenti olan Çerkesk, Kuban Irmağı kenarında bir Kazak köyü olarak Stanitsa Batalpaşinskaya (Battal Paşa Köyü) adıyla kurulmuştur. Köyün adı 1931'de değiştirilerek Çerkesk denmeye başlamıştır. Yaklaşık 120.000 nüfusu olan Çerkesk sanayi (gıda, metalurji ve kimya) ve kültür şehridir. Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti'nde 59 bin öğrencinin okuduğu 181 ortaokul, 5.100 öğrenciye eğitim veren teknik okul ve 4.100 öğrencili bir üniversite bulunmaktadır. Yılda Karaçay dilinde 47 bin, Adıge dilinde 6 bin kitap basılmaktadır. İlaveten Karaçay dilinde yayınlanan 2 dergi ile bir gazetenin tirajı oldukça yüksektir. Bu bölgede 200 kütüphane, 240 kulüp, çok sayıda müze ve tiyatrolar bulunmaktadır. Bölgede yaşayan Adıgeler Adıge dilinin Kabardey diyalektiğine yakın bir dil konuşurken, Karaçaylar Türk dilinin Kıpçak diyalektiğine giren dillerde konuşurlar. Nüfusunun 55.000'i Adıge kökenli (Kabardey, Besleney), 35.000'i Abaza (Abazin), 160.000'i Karaçay, 13.000'i Nogay ve geri kalanı ise Rus, Ukraynalı, Oset, Ermeni ve diğer halklardan oluşur. Ülke topraklarında yaşayan nüfusun büyük kısmını İslam dinine mensup olanlar oluşturur. Müslüman halk büyük oranda Sünni olup, Hanefi mezhebine bağlıdır. Ülkenin temel geçim kaynağını, tarım ve hayvancılık (koyun ve sığır) teşkil eder. Hububat, şeker pancarı, ayçiçeği, patates ve sebze en çok ekilen tarım ürünleridir. Ülkede 1989 yılı itibariyle 283 bin baş sığır, 28 bin baş koyun ve keçi, 20 bin baş at yetiştirilmiştir. Dünyaca ünlü Kafkas-Adıge atları Karaçay-Çerkes Cumhuriyetinde de yılda 20.000 ler seviyesinde yetiştirilmektedir. Keza koyun ve köpek yetiştiriciliği de önemli bir uğraştır. Ayrıca cumhuriyet toprakları içindeki Kafkas dağları önemli bir dağ turizmi potansiyeli oluşturmaktadır. Karaçay-Çerkes Özerk Cumhuriyeti, yeraltı kaynakları bakımından zengin sayılır. Özellikle kömür, bakır, çinko, mermer, çimento, uranyum ve altın maden yatakları vardır. Petrokimya, gıda, makine ve tekstil sanayii gelişmiş olup, mevcut sanayi tesislerinin %65'i başkent Çerkesk şehri çevresindedir.Kaynaklar; Dünden Bugüne Kuzey Kafkasya - Özdemir Özbay Kaf-Der yayınları shf. 115, 116 http://odur.let.rug.nl/~bergmann/russia/regions Cankat Devrim'in Resim arşivi [Derleyenler : Fatih İşler, Anıl Sevim, Ömür Enes]

Yağan İbrahim ve Kabardey Atları

Geçtiğimiz günlerde Kafkasya'dan bir misafirimiz vardı. Adı İbrahim Yağan. Nalçık'ın Nartan köyünde yaşıyor. Atçılık ile uğraşıyor. Tamamı Kabardey atı olmak üzere 200 atı var. Atlarının 100 kadarı Kabardey'de. Kabardey atları literatüre Kabardin (Rusların deyişi ile) olarak geçmiş. Bugün Kabardey'de atçılık ile uğraşan bir tek İbrahim kalmış. Tabii tek tük avlusunda at besleyenler buna dahil değil. Tüm Kabardey'de saf kan Kabardey atı sayısı ise 300 civarında. Devletin bir zamanlar işlettiği harada ise at kalmamış. Kabardey atları İngiliz atlarından daha küçük, karga burunlu, sivri kulaklı, pek de estetik olmayan ancak çok güçlü atlar. 3000 metre yükseklikte bile iyi performans gösteriyorlar. Güçlü ve dayanıklı Kabardey atları uzun mesafe yürüyüşleri için ideal. İbrahim atlarını kışın köyündeki çiftliğinde barındırıyor. Yazları ise Elbruz Dağı’nın eteklerinde otlatıyor. Bugün Kabardey atları yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Dünyada bir tek İbrahim bu yok oluşu durdurmak için özel çaba sarfediyor. Örneğin Eylül 2002'de İspanya'nın Jerez kentindeki Dünya Maraton Şampiyonası’na katıldı. Yaklaşık 200 atın katıldığı yarışmada İbrahim’in atları ilk 35 atın arasına girdi. Yarış toplam 160 km. 5 etaptan oluşuyor. Her etapta at yarım saat dinlendirildikten sonra muayene ediliyor ve yarışa devam edip edemeyeceğine karar veriliyor. Dünya şampiyonaları her dört yılda bir yapılıyor ve bütün atlar Arap atı. Dünyada ilk kez İbrahim farklı bir at cinsi ile bu yarışlara katılıyor. Bu Kabardey atlarının katıldığı ilk uluslararası yarışma oluyor aynı zamanda. Tabii herkesin ilgisini çekiyor. Televizyonlar, dergiler söyleşiler yapıyor. Fransa'nın en büyük atçılık dergilerinden “Cheval”de İbrahim ve atlarına 4 sayfa ayrılıyor. Yarışları Birleşik Arap Emirlikleri şeyhi Al Makhdum'un atları kazanıyor. Tabii şeyh yıllardan beri bu işi yapıyor ve milyon dolarlık atlarla yarışlara katılıyor. Geniş bir teşkilatı var ve atlarına çok özenli bakılıyor. İbrahim ise atlarını yarıştan yalnızca bir hafta önce Jerez'e götürebiliyor ve atlar Nalçık'tan İspanya'ya kadar motorlu vasıta ile katettikleri 9 bin kilometrenin yorgunluğunu atamadan yarışlara katılıyorlar. Oysa, diyor İbrahim, atlar 2 ay önceden yarış yerine ulaşmalı, yeterince dinlenmeli ve özel olarak bakılmalı. Oysa onun atları yalnızca arpa ve ot ile beslenebiliyorlar. İbrahim bu yarışlara Rusya adına katıldı. Çünkü dünya şampiyonalarına katılmak için mutlaka bir ülke adına katılmanız gerekiyor. Bütün yarışçıların arkasında devlet desteği bulunurken Rusya (veya Kabardey Balkar Cumhuriyeti) herhangi bir destekte bulunmuyor. İbrahim’in kasetlerini de izledik. Rusya adına katıldığı yalnızca resmi belgelerde yer alıyor olmalı, çünkü başka bir şekilde anlamak mümkün değil. Ancak minibüsünün kapısında kocaman bir Adiğe bayrağı hemen göze çarpıyor. İbrahim bu yarışlara altı at ve sekiz personel ile katıldı. Atlarının ve binicilerinin tamamı lisanslı. Binicilerinin üçü genç Rus bayan. İbrahim aslında başta Adiğe gençlerini yetiştirmek üzere işe alıyor ancak bizimkilerin düğün, eğlence vb. konusundaki yüksek sorumluluk duyguları (!) atlarla ilgilenmelerine engel oluyor ve İbrahim Rus jokeyler almak zorunda kalıyor. Bu arada öğrendiğimiz ilginç bir şey de Türkiye'nin bu yarışlara katılamaması. Çünkü Türkiye'den tek bir at bile bugüne kadar bu yarışların elemelerini geçememiş. İbrahim bu yarışlara tamamen kendi imkanları ile katılmış. Bu yıl Dubai'de olimpiyatlara katılmak istiyor. Ancak kendi imkanları ile katılması mümkün değil. (Bu arada bu yarışlara katılmak hem atların promosyonu hem de ekonomik bir değer sağlamak için önemli. Zira başka türlü de bu atların yaşatılması mümkün olmayacak). İşte İbrahim bu nedenle buradaydı. Amacı Türkiye'den finansman sağlamak ve yarışlara Türkiye adına katılmaktı. Bu nedenle önce Silahlı Kuvvetler ile görüştü ve teklifini sundu. Ancak resmi prosedür hem zaman alan hem de gerekli kaynakların ayrılması için uzun bir süreç gerektiriyor. Diğer bir girişimi de bu işe ilgi gösterebilecek kişilerle görüşmek oldu. Ancak her ikisi de şu aşamada uzak hedefler gibi görünüyor ve İbrahim ciddi anlamda ekonomik geri dönüşü olmayan bir işe daha ne kadar tek başına direnebilir kestirmek güç. İbrahim Çerkeslik ve Kafkasya konularında son derece duyarlı ve aktif mücadele veren biri. Şu anda 39 yaşında, bir çocuk babası. Neşeli, esprili, güvenilir, tam bir Adığe delikanlısı. Dostluğundan her zaman memnuniyet duyduğum ve her birinizin tanımasını isteyebileceğim biri. O sadece Kabardey atlarının geleceğini düşünüyor. Ülkemizdeki askeri ve sivil atçılık kurumlarına 10 at satmak ya da yine ülkemizde 20 atını barındırabileceği bir çiftlikte 10 atını damızlık olarak üretime yöneltirken, diğer 10 atıyla da her yıl Avrupa’daki yarışmalara katılmak istiyor. Başaracağına da inanıyoruz. Yeter ki kendisine destek olunsun.+''+Muzaffer Dinçer

Mezdok Kabardeyleri

Bizler, Atayurt Kuzey Kafkasya'nın dışında yaşayan sürgünler için "Diaspora" deyimini kullanırız. Oysa Kuzey Kafkasya'nın içinde de "diasporamız" vardır. Bunların belki de en önemlisi "MEZDOK KABARDEYLERİ" dir. Çok azımızın çok az bildiği bu kardeşlerimiz hakkında bilgilenmek isteyenler için Mezdok doğumlu iki Adıge (Αдыгз) yazarı tarafından, bir yıl ara ile (2001-2002) topluma kazandırılan "MEZDOK KABARDEYLERİ" adlı eserler her yönü ile okumaya değer, oldukça geniş bilgiler içermektedir. p> +''+ Uzun bir arşiv çalışmasının ürünü olan bu eserler, daha çok tarih ve edebiyatımız ile ilgili araştırma yapacak olanlar için önemli başvuru kitaplarıdır. İlk kitabı, kaleme alan Dr. İlzita Bola, Mezdok Kabardeyleri'ni oldukça kapsamlı bir çerçevede inceler. Tarihi- etnografik bir çalışma olan bu kitap, bugün gerek diasporada, gerekse Atayutta eksik kalmış ya da tam anlaşılamamış yönleri ile Mezdok Adıgelerini tanıtır. Yazar kitabında, dini farklılıktan oluşan yaşam tazının Adıgelerin sosyal hayatındaki etkileşiminden bahsederken, özde bu farklılıktan dolayı hiçbir problemin yaşanmadığını belirtir. Eşsiz güzellikte uyumun temel anahtarını ise Adıge Xabzeye bağlar. Öyle ki, birlik beraberliğin, dayanışma ve yardımlaşmanın en güzel şeklini burada görebileceğimizi anlatırken Adıge insanı olmanın yapı taşı sayılan Αдыгзгъз yani insanlık olgusunu bizlere tekrar hatırlatır. p> Dr. İlzita Bora'nın biz okuyucularına örneklerle sunduğu bir başka konu ise, din farkı gözetmeksizin Adıgelerin bugün ortak olarak kullandıkları sözcüklerdir. Müslüman Adıgeler Allah kavram sözcüğü için Thaşho (Tхьэшхуэ), Hıristiyan Adıgelerin kilise için (Нэмэз), dua için (Дыуэ), İsa'nın, insanlığın kurtuluşu için canını fidye olarak verdiği günün anılmasına (Τопгьауэ), Nevruz Bayramı için ve Kurban Bayramı gibi daha pek çok terimin kullanıldığına dikkat çekmiştir. p> İkinci kitabımız ise Maykop'ta 2002 yılında tarihçi ve etnograf "Nikolay Kun" tarafından kaleme alındı. Mezdok Çocuk Müzik Okulu Müdürü olan ve aynı zamanda Mezdok Adıge Xase başkanlığını sürdüren yazarımız da tarihi belgelerle Mezdok Kabardeyleri'ni incelemiştir. Eser üç ana bölümden oluşur. İlk bölümde; Büyük Ekim Devrimi öncesi, ikinci bölümde; kültürel yaşamları, üçüncü bölümde ise ailevi yapısıyla Mezdok Adıgeleri ele alınır. Kita-bın sonunda ek bir liste iki gurup halinde verilmiştir (Hıristiyan ve Müslüman Adıge adları olarak). Bunlar Mezdok Adıgeleri arasında karşıla-şabileceğimiz aile adlarıdır. Biz de bu listeyi yazımızın sonunda okuyucularımıza Adıgece olarak sunuyoruz. Nikolay Kun, Mezdok Adıgelerinde düğün ve evlilik kurumunun işleyişine değinir ve Adıgelerin yaşamında önemli bir yere sahip olan WORED'leri de incelemiştir. Düğünler milli kıyafetlerle yapılır. Gençlerden oluşan düğün alayı, gelinin evden çıkartılması ve yeni evine getirilmesi sırasında Woredlerle coşarlar. Bu orada hiç ihmal edilmeyen, değişik varyasyonları olan düğün şarkıları aralıksız söylenir. İşte bunlardan birini Adıgece olarak sizlerle paylaşıyoruz.Ди ΗысашεтиУзрайда, уой уойт!Уейт маржз, уой уой!Уой, Ди Ηысашεти!Уой, узрайда!Узрайда, уой, уой, уой!Кърамыш крашыргъзр,Уой, уой, узрайда!Уой, къыдашэри!Уо, уо, узрайда!Узрайда, уой, уой!Уой, уо, гурыфІыгъузщи!Уой, уой, узрайда!Уой, уой, узрайда!Узрайда, уой, уой!Фызышзр къзсыжаси!Уо, узрайда! Kitabın son bölümünde "Mezdok Adıge Xase"nin kuruluş ve çalışmaları anlatılır. Xase 1993'te kurulup faaliyetine başlamıştır. Xase'nin çalışmalarında en önde tuttuğu konuların başında; kültürel erozyonun önlenmesi, ruh ve beden bakımından güçlü bir gençlik yetiştirmek, anadil eğitimini her alanda yayarak, sanat ve edebiyat konularında verimli çalışmalar yürütmek olduğudur. Elbette ki bu düşünceleri paylaşıyor ve bu bağlamda yaşayan böylesi bir kültürün gelecek kuşaklara aktarılması, yarınımız için gereken bir hazinedir. Hıristiyan ve Müslüman Adigelerinin birlikte yaşadığı Mezdok bölgesinde, bu din ayrılığına rağmen bir sorun yaşanmaz. Çoğu kimsenin inanmak istemediği bu durumu yerinde görmüş ve kendi çapında gözlemlemiş bir insan olarak doğrusu ben de şaşırdım. Her türlü acıyı ve sevinci kardeşçe paylaşan bu insanları böylesine birlikte hareket ettiren gizli gücü merak etmemek elbette ki mümkün değildir. Kendi kendime; acaba yabancılara karşı yapay bir gösteri midir? gibi sorular sıralandı kafamın içinde. Hatta bunun önünü kesmek için;- Ben de Adigeyim. Yabancınız değilim. Yani sizden biriyim. Bana lütfen doğrusunu söyleyin. Hiç mi bu din ayrılığı aranızda sorun olmuyor? Orta yaşta güzel giyimli ve güler yüzlü birinin yumuşak bir ses tonu ile;- Sizce aramızda bir sorun olması mı gerekiyor? Sorusu karşısında verecek bir yanıt bulmakta zorlandım. Kendimi toparlama fırsatı bulamadan bir başka ses;- Siz Adige olduğunuzu söylüyorsunuz. Şayet Adige iseniz buna şaşırmamanız gerekir. - Neden?- Çünkü biz Adigeler için önemli olan insan olmaktır. Sonra Adige habze ''Xabz?'' gereği kişinin inancı kendisi ile inandığı şey arasında bir özel meseledir. Neden sorun olsun ki?Bir başka ses;- Doğrusu bu Kaberdeyler bizi sevmez. (Gülüşmeler) Çünkü biz "tapınma hareketleri yaparak" böyle olduğumuz için deyince hep birlikte gülüştük. Sonra benim inancımı, kendilerini nasıl bulduğumu içeren sorular sordular. Ben de kendimi anlatmaya çalıştım. Türkiye'de doğduğumu, Nalçik Üniversitesi İngiliz Dili Edebiyatından mezun olduğumu, Adigece ve Rusça'yı burada öğrendiğimi ve şimdi Nalçik'te yaşadığımı söyleyince daha çok ilgilendiler. İstanbul ve Türkiye'de yaşayan Adigelerin durumunu, Adigeceyi ve Habzeyi "Xabz?'' bilip bilmedik-lerini, nüfusumuzu, evlilikleri, ekonomik du-rumumuzu içeren geniş kapsamlı sorular sordular. Yanıtlamalarımdan sonra, dönüp dolaşıp sözü yine dine getirdim. Ama bu din sorgusundan iyice sıkıldıkları belli idi. Gerçi Sayın Nikolay Kun "Mezdok Kaberdeyleri" isimli a-raştırmasında, Mezdok Adigelerinin ne zaman ve nasıl Hıristiyan oldukları ile ilgili kapsamlı bilgiler mevcut olmasına rağmen yine de soruyorum. Neden ve nasıl Hıristiyan olduklarını Nikolay Kun,;- Adigelerin Hıristiyan, Müslüman veya bir başka inançta olmalarının tarihçesini kitabında uzun uzun yazdı. Şimdi, mesele bu durumun Adigelere neyi getirip neyi götürdüğü meselesidir. Ben dini inancı bir sorun halinde görmemek gerektiğine inanıyorum. Çünkü Adigeleri bir kılan daha güçlü tarihsel bir mirasa sahiptirler. Adigeler kendi dillerinde Tha "Txba" kavram sözcüğü ile ifade bulan bir inançları vardır. Bu inanç müslümanlık ve Hıristiyanlık öncesine dayanmaktadır. Ve yine bu inanç Tek Tanrılı ve Gökseldi. Bazen doğa olaylarını tanımlayan veya belirleyen kavram sözcükleriyle karıştıranlar vardır. Böylece Adigelerin çok tanrılı bir toplum olduklarını var sayıyorlar. Oysa, Adige Dilinde Thalar "Txba" diye bir kavram yoktur. Örneğin; Şıble "?bI???" Yıldırım Tanrısı diye ananlar var. Kısaca Tha "Txba"yı çağrıştıran her sözcük Tha "Txba" değildir. O bir doğa olayıdır. Her doğa olayının Tanrıya izafe edilmesi inanç ve anlayışı nedeniyle her doğa olayında tanrı tarafından meydana getirildiği şeklinde yorumlanmış olabilir.Ayrıca, örgütçü, danışman, yol gösterici ve önderlik gibi özellik ve nitelikleri olan Thamada "Txbama??'' kavram sözcüğü ile tanımlanan insanların mevcudiyeti düşündürücüdür. Çünkü bu sözcükte Tha "Txba"yı çağrıştırmaktadır. Yani Tha ile bağlantısı açıktır. İşte bu Thamada'nın toplumdaki işlev ve görevine dikkat etmek gerekmektedir. Çünkü Thamada'nın yaptırım gücü vardır.Neydi o güç; jandarma mı veya üstün ekonomik bir güç mü? Üçüne de hayır. Onun tek ve değişmez gücü Habze ''Xabz?'' denilen sözel buyruklardı. Birkaç örnek verelim;- Adigelik insanlıktır. "AgbI?a?b?p yIbIxybI?b??''- Ayıp ''?MbIKI? - XbauHa?? ''- Uygun olan adettir. ''?K??P Xab???''- Olmuyorsa olabileceği gibi davran. ''MbIXbyM? ??pbIXby ?ıbI ''Hiçbir baskıcı otoritenin bulunmadığı bu toplumda sadece utandıran ve insan olduğunu hatırlatan uyarılarla yönetilmesi değil, yönlendirilmesini bugünkü koşullarda açıklamak gerçekten mümkün değildir. Ne yazık ki bu anlatılamaz sadece yaşanır.Adige Aile Soyadları ve aile damgaları ile modern dünyanın henüz ulaşamadığı bu durumu Adigeler tarih içinde halletmişlerdir. Bunları öylesine basit konularmış gibi geçiştirerek çok daha basit olan şeylere ''inanç gibi'' kilitlenmek haksızlıktır. Habze ''Xabz?''nin özünde pozitif hukuk ötesi bir anlayış ve işleyiş söz konusudur.Habzeyi ''Xabz?'' bir gelenekler manzumesi şeklinde düşünmek yanıltıcı olur. İlla bir şey söylemek gerekirse; Habze ''Xabz?'' zaman içinde somutları soyuta dönüşen ve gezegenimizin farklı bölge ve farklı toplumlarına şekil veren Göksel buyruklar manzumesi şeklinde algılanabilir. Yani kısaca Habzenin dinleşmesi olarak ta bakılabilir.O bakımdan günümüzde özellikle Adigeler arasında inanç çatışması yaşanmaz. ( Sizin orasını bilmiyorum) Zaten hiçbir zamanda böyle bir ça-tışma olmamıştır.Daha çarpıcı bir örnek; Çeçen ve Dağıstanlılar sekizinci ve on ikinci yüzyılda Müslüman olmalarına rağmen diğer Kuzey Kafkasyalılarla dinsel bir problem olmamıştır. Bunların nedeni tamamen değilse bile büyük kısmı ile Tha ''Txba'', Thamada ''Txbama??'' ve Habze 'Xabz?'' üçgeninde dokunan Adige toplumunu bu meseleyi çok aşmış olmasıdır. Onu içinde aramızda dinsel inanç farklılığı sorun değildir. Ve olmamıştır.Sayınm Nikolay Kun'un bu açıklamaları ve dinsel inançlara yaklaşımını doğrusu üzerinde durmaya değer bir konu olarak görüyorum.Teşekkürler Sayın Dr. İlzita BolaTeşekkürler Sayın KUN. Nart Dergimiz aracılığı ile kısacıkta olsa tanıtma olanağı bulduğumuz bu değerli iki Adıge yazarının eserlerini okuyucularımızla paylaş-maktan dolayı da mutluluğumuzu ifade etmek istiyoruz.1 2 MEZDOK (....) - Sağır orman 3 WORED (....) - ŞarkıHristiyan Adıge Aile Adları+''+Tijin Çurey ) )

Kabardey-Balkar Cumhuriyeti

nan+''+ Başkent : Nalçik tr> Yüzölçümü : 12.500 kmkare tr> Nüfus : 786.000 tr> Nüfus Yoğunluğu : 62.9 kişi/ kmkare tr> Önemli Yerleşkeler : Baksan, Tırnauz, Nartkala, Mayskıy, Zolskıy, Prohladnıy, Terek, Çegem tr> Devlet Başkanı : Koko Valeri tr>table> Kabardey-Balkar Federe Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu'na bağlı federe cumhuriyetler arasında en yoğun Adıge nüfusunu bulunduran cumhuriyettir. İlk olarak Sovyetler lideri Stalin döneminde, 16 Ocak 1922'de Kabardino-Balkarya vilayeti olarak kurulan birim, 5 Aralık 1936'da özerk cumhuriyet haline dönüştürüldü. 1942 Ağustosu'ndan itibaren Almanlar bölgeyi 6 aylık bir süre işgal ettiler. Bir yıl sonra bütün Balkarlar Nazilerle işbirliği yaptığı gerekçesiyle Mart 1944'te Orta Asya'nın çeşitli bölgeleri ile özellikle Kazakistan civarına sürgün edildi. Balkar ibaresi cumhuriyetin ünvanından silindi ve 1957'de sürgün edilen halkların haklarının iadesine dek değiştirilmedi. Rusya Federasyonu'na bağlı 89 idari birimden biri olan Kabardey-Balkar Cumhuriyeti'ni doğu ve güneydoğusunda Kuzey Osetya, güneybatıda Gürcüstan, batıda ise Karaçay-Çerkes Özerk Cumhuriyeti çevrelemektedir. Ülke topraklarında yüzden fazla halkın yaşadığı söylenebilir. Adıgeler bu nüfusun %49.2'lik kısmını oluştururken (2002 tahmini %51) bu oran Ruslar için %30.7; Balkarlar için %9.6 ve diğer kavimler içinse %10.5'tir. Ayrıca 62.9 kişi/kilometrekare olan nüfus yoğunluğu Rusya ortalamasının yedi mislini bulan bir değerdir. Cumhuriyet dokuz önemli bölgeyi kapsar: Baksansky (İdari merkez-Baksan), Zolsky (Zalukokuaje), Maysky (Mayskiy), Prohladnensky (Prahladni), Tersky (Terek), Urvansky (Nartkala), Shegemsky, (Şegem), Chereksky (Kashkhatau), Elbrussky (Tırnauz) ve başkent Nalçik. Ayrıca 101 köy, 165 oturulabilir lokalite, 7 kent yerleşimi ve şehir mevcuttur. Kentsel nüfusun toplam nüfustaki payı %60 olup bu oran gittikçe büyümektedir. Başkent Nalçik'ten ayrıntılı olarak söz etmekte yarar var: Şehrin isminin çıkışı hakkında birçok öykü söylenile gelmiştir. Bu öykülerden en bilineni, şehrin etrafını çevreleyen dağlarla ilgili olandır: Topografik olarak şehrin etrafını çeviren dağ silsilesi nal şeklindedir ve yerel her iki dilde de (Adıgece ve Balkarca) Nalçik, "nal" anlamına gelmektedir. Bu nedenle de nal, şehrin amblemi haline gelmiştir. Cumhuriyetin başkenti olan Nalçik 1818 yılında bir askeri kale olarak yerleşime açılmış, 1862 yılında büyük bir kasabaya dönüşmüş ve o yıllarda 2800 civarında insanın yaşadığı bir yerleşim birimi haline gelmiştir. 1917 Ekim devrimi ile Nalçik, merkezi bir yapı halini almaya başlamış, 1918 Martı'nda Sovyet Gücü'nün kurulumuna zemin hazırlayacak bir nitelik kazanmıştır. Ocak 1919'da Beyaz Ordu Nalçik'e girmişse de, Sovyet Gücü Mart 1920'de tekrar kurulmuştur. 16 Nisan 1922'ye kadar Nalçik tam anlamıyla büyük bir yerleşim merkezi haline dönüşmüş ve Kabardey-Balkar'ın merkezi olmuştur. 12 Aralık 1936'da ise o zamanın Kabardey-Balkar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin, bugünün Kabardey-Balkar Federe Cumhuriyeti'nin başkenti olmuştur. Toplam alanı 131 kilometrekare olan başkent, 1992 sayımına göre 280 bin nüfusa sahiptir. Şehrin ağaç ve yeşil alanları toplamı 991 hektardır. Kabardey-Balkar, jeomorfolojik olarak üç parçaya ayrılabilir: Dağlar, tepeler, ve düzlükler. Arazinin yaklaşık yarısını mineral kaynaklar, pınarlar, meralar ve ormanlık alanlarca zengin dağ ve tepeler oluşturur. Ovaları ise ekilebilir topraklar bakımından çok zengindir. Ülkede bol miktarda molibden ve tungsten depoziti mevcuttur. Kurşun, kalay, bakır, demir cevherleri, altın, arsenik, taş ve linyit kömürü, pekmez toprağı, petrol, sünger taşı, fosfor, kireç taşı, alçı taşı, floridin ve dişbudak ağaçları potansiyeli içerir. Yüz kadar sıcak su, soğuk su ve mineral suyu kaynağı vardır. Hayvan toplulukları (fauna) çok çeşitli ve zengin kuş ve hayvan türlerini barındırır. İklim, ortalama-ılıman olarak nitelendirilebilir. Yıllık sıcaklık ortalaması 9-10 santigrat derece olup, yağış miktarı yıllık 600-700mm.'yi bulur. Yılın yaklaşık 215 günü sıcaklık 5 santigrat dereceden fazladır. Özetle ülkenin coğrafi ve ekolojik yapısı, yeraltı kaynakları turizm konusunda hiç tükenmeyen bir potansiyel içermektedir. Ayrıca ülkenin tamamı 1997'de serbest bölge ilan edilmiştir. Kabardey-Balkar Güney Rusya'nın en etkileyici ve daha da ötesinde ekonomik ve sosyo-politik devamlılığa sahip merkezlerinden biridir denebilir. Bu özelliği cumhuriyetin diğer ülkelerle olan dış ekonomik aktivitelerinin dostça bir yararlılık çerçevesi içinde gerçekleşmesine olanak sağlar. Finans ve hammaddeler dahilinde cumhuriyet ekonomisi demirsiz cevherler, petrol, doğalgaz, çeşitli madeni ve kimyasal materyaller, çeşitli mineral ve taze su kaynakları, değerli inşaat hammaddeleri sanayii üzerine temellenmiştir. Şu anda 40'tan fazla mineral depoziti işletilmekte olup, mineral kaynaklarına biçilen değer 12.000 metreküp'ten fazladır. Kabardey-Balkar'ın kesinlikle branşında eşsiz bir yere sahip olan bir depoziti vardır: Tırnauz tungsten-molibden kompleksi -ünlü bir stratejik hammadde sağlayıcısı-. Dünyanın en zengin tungsten ve molibden cevheri depozitlerini işletmek üzere çalışmaktadır. Kuzey Kafkasya'da tüketilen elektrik enerjisinin %90'ını karşılayan Kabardey-Balkar'ın başlıca kaynakları Molibden ve Tungsten depozitleri ve bunları işleyen fabrikalar, makine imalatı ve kimya endüstrisi, inşaat malzemeleri imalatı, kereste, gıda ve diğer hafif endüstrilerdir.Tarım alanında ise tahıl ziraati (buğday ve mısır) meyve yetiştirme ve bağcılık, koyun, domuz ve at çiftçiliği, arıcılık ve ipekböcekçiliğidir. Cumhuriyetin doğal, iklimsel ve demografik koşulları, oldukça hızlı gelişmekte olan ekonominin taleplerini karşılayan başlıca unsurlardır. Endüstri Kabardey-Balkar'da bugün gayri-safi milli hasılanın yarısını sağlayarak liderliği elinde bulundurmaktadır. Ülkede ulusal dil Adıge dilinin bir diyalekti olan Kabardeycedir. Kafkas dillerinin kuzeybatı gruplarından Abhaz-Adıge alt grubuna bağlıdır. Abhaz, Abzeh, Abazin vb. diyalektleriyle belli noktalarda ayrılan Kabardeyce, Kabardeyler Adıge kavminin bir alt boyu olduklarından Adiga-bze (Adıge dili) olarak adlandırılır. 1958'de Kabardeyce 1.ve 4. sınıflarda eğitim dili olmasına rağmen 1972 lerden sonra öğretim dili Rusça olan okullarda seçmeli ders olarak verilmeye başlandı. Son dönemde ise eğitim dili Rusça olmakla birlikte Kabardeyce-Adigece de ilkokuldan liseye kadar mecburi ders üniversitede ise isteğe bağlı seçmeli ders olarak okutulmaktadır. Kabardey Balkar'da, Kabardey-Balkar Devlet Üniversitesi dışında üç akademi bulunmaktadır. Rusya Bilimler Akademisi'nin Kabardey-Balkar Merkezi, Tarih, Dil, Folklor, Edebiyat ve Ekonomi Araştırmaları Enstitüsü, Matematik ve Otomasyon Uygulamaları Araştırmaları Enstitüsü, Alp Jeofizik Araştırmaları Enstitüsü, Visokogorni Jeofizik Araştırmaları Enstitüsü, Bahçecilik Enstitüsü, Tarımsal Deney İstasyonu, Astronomi Gözlemevi de cumhuriyette bulunmaktadır. İlk gazete 1920 yılında yayınlanmıştır. Şimdi de Kabardeyce, Rusça ve Balkarca gazeteler mevcuttur. Yine belirtilen dillerin hepsinde radyo ve sınırlı sürelerde olmakla birlikte Tv. yayını mevcuttur. 1980 yılı içinde Kabardeyce yayımlanmış kitap baskı adedi 172000 dır. Cumhuriyette bu güne değin 1923-1924 Latin harfleri, 1924-1936 Latin harfleri, 1936 'da Kiril alfabesi alınmış olup sonuncusu günümüzde de kullanılmaktadır. Nüfusun %60'ı kentlerde yaşayan Kabardey-Balkar'da kent nüfusunun da üçte ikisi -1817'de kurulan- başkent Nalçik (1922'ye kadar adı Petrov-Port, nüfusu 239 bin) ve Prahladnıy'de (59 bin) yaşamaktadır. Kabardeyler Sünni ve Müslümandırlar; ancak Mozdok civarında küçük bir Hristiyan cemaat mevcuttur. Bölgede 1830'da 113 cami mevcuttu fakat günümüzde bu sayının kesin bilinmemekle birlikte 10-15 civarında (köyler dahil) olduğu tahmin edilmektedir. Orman, su ve hayvan varlığını korumak amacıyla oluşturulmuş birçok koruma alanı (zapovednik) ile hayvan varlığını koruma ve üretme alanı (zakaznik) vardır. Buralar birer turistik alan özelliği de kazanmıştır. Bunların başlıcaları Çegem ve Çerek Irmaklarının kaynak kısımlarını da içine alan 'Kabardino-Balkarski visokogorni gos. Zapovednik' ile bunun doğusunda kalan ve Kuzey Osetya'ya ulaşan uzantılarıdır. Buralarda ormanlar ile soyu tükenmeye yüz tutmuş dağ keçisi, kızıl geyik, ayı, vaşak, yaban tavuğu ve yaban sığırı gibi hayvanlar yetiştirilmekte ya da koruma altında bulundurulmaktadır. Kabardey-Balkar Cumhuriyeti'nde dağcılık ve kayakçılık turizmi gelişmiştir. Bu bakımdan tüm Kuzey Kafkasya'da en önemli turizm merkezleri burada kurulmuştur. Dağ turizminde turların başlangıç yeri Nalçik'tir. Buradan ırmak vadileri boyunca uzanan yollar izlenerek güneye, Ana Kafkaslara doğru gidilmektedir. Yollarda çok sayıda konaklama yerleri, özellikle Elbrus (Oşhamahue) önlerindeki vadilerde turistik otel, motel ve kampingler bulunmaktadır. Bölgedeki Adıge Edebiyatı ya da Kabardey Edebiyatı, Kuzey-Batı Kafkasya "Büyük Adıge Edebiyatı" nın önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Bilindiğine göre ilk Kabardey yazarı Şore Negume'dir (1794-1844). Kabardeyler özerklikten sonra (1920) sürekli yazıya kavuştular. 1924'te kabul edilen, giderek mükemmelleştirilen latin harflerine dayalı Adıge alfabesi, bir süre sonra Stalin'in Ruslaştırma politikasının bir sonucu olarak 1936'da yasaklandı. Yerine bugün de kullanılan kiril alfabesi getirildi. Sonuç olarak, bir duraklama ve zor günler dönemi başladı; Ruslaştırılmaya karşı çıkan çok sayıda aydın ve yazar cezalandırıldı. 1920 sonrasının iki önemli yazarı Paş'e Beçmırze (1854-1936) ile Şogentsuk Ali'dir (1900-1942). Paş'e Beçmırze'nin şiirleri, Şogentsuk Ali'nin de hem şiirleri, hem de "Khambot ile Latse" adlı şiir romanı yayımlandı. Daha sonra K'işoko Alim, K'uaş Betal, Şorten Askerbiy, Şogentsuk Adem, Aksıre Zalimhan ve Teune Haçim gibi güçlü yazarlar da edebiyata katıldılar. Balkar Edebiyatı'nın öncüsü, 1945'te sürüldüğü Orta Asya'da ölen Kazım Meçiyev (1859-1945) de sürgünde yazdığı şiirler ve konuşmalarla Balkar halkına moral vermiştir. Balkar Edebiyatı'nın uluslar arası üne kavuşmuş bir şairi de şu anda yaşamayan Kaysın Kuliyev'dir. Kaynakça; Dünden Bugüne Kuzey Kafkasya Özdemir Özbay Sh. 163,164. Kaf-der yayınları http://odur.let.rug.nl/~bergmann/russia/regions/rus07kb.htm www.kbr.ru www.kbsu.ru Nalchik R.H. Barrayeva, A.S.Şakmursayev, V.L.Zakakov Nalchik 1995 http://www.iwpr.net/index.pl?caucasus_index.html [Derleyenler : Anıl Sevim, Sine Göksoy, Ömür Enes]+''+Kaffed

Resort Nalçik

Nalçik, Kabardey-Balkar bölgesindeki yegane termal suya dayalı tedavi (balneolojik), iklimsel ve şifalı çamur bulunan dinlenme yeridir. Burası Kafkas sıra dağlarının Kuzey eteğinde yer alır ve her dem yeşil ağaçlarla kaplı yarım ay şeklindeki dağlar ile çevrilmiştir. Hem kışın hem yazın hakim olan ılıman iklimi, uzun ve sıcak sonbaharı, bol oksijenli saf dağ havası ile kuşatılmış ortamı ile gerek sanatoryum tedavilerinde gerek her mevsim dinlenme amacı için çok uygundur. Sanatoryum tesisi çok çeşitli ağaçlar ve doğal orman parkları ile çevrili bir vadide yer almaktadır. +''+ Dinlenme alanında 7 binden fazla yatak kapasiteli 15 adet sanatoryum, 4500 kişilik şifalı çamur banyoları, 40'dan fazla çeşitte doğal tedavi yöntemleri uygulanan 340 tedavi alanı bulunmaktadır. Tedavilerde, mineral suları, şifalı çamur, biyo-iklimsel kaynaklar, tıbbi tedavi yöntemleri ile birlikte uygulanmakta ve aynı zamanda fizyoterapi ve tıbbi fiziksel yöntemlere de başvurulmaktadır. Resort-Nalçik, Rusya ve diğer ülkelerde oldukça yüksek popülariteye sahip, modern ekipman ve bilgili elemanları ile çok yönlü bir tesistir. Bölgeye olan ilgi gün geçtikçe artmakta, tesise gerek Rusya ve gerekse yurt dışından hastalar gelmektedir. Her bir sağlık merkezinde teşhis ve tedavi, ultrasonik teşhis, laser, magnetik terapi ve daha bir çok modern yöntemler ile yapılmaktadır. Resort polikliniği, hastaları tedavi etmekte, sanatoryumdan ve diğer sağlık kuruluşlarından gelen hastalara dinlenme imkanı yaratmakta ve yardım isteyen herkese hizmet vermektedir. Bölgenin doğal iklim özelliklerinden yararlanılan ve her türlü modern teşhis ve tedavi yöntemlerinin kullanıldığı Resort Nalçik'te, fizik-tedavide özellikle yaşlı ve çocuklarda % 95-98'e varan başarı sağlanmıştır. Kabardey-Balkar, 100 yılı aşkın süredir günlük debisi 6000 m3 e varan geniş mineral su stoklarına sahiptir. Bu sular, ender rastlanan balneolojik özelliklere sahip, hidrojen sülfit, silis, iyot-bromin gibi mineraller açısından oldukça zengin ve aynı zamanda karbonik ve radon gazları içeren suları ile az bulunur bir kombinasyona sahiptir. Sular hem şifalı içecek olarak hem de balneolojik tedavi yöntemlerinde kullanılmaktadır. Tüm resort alanı içerisindeki 14 mineral kaynağından 5'i çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır. Resort-Nalçik'te bulunan şifalı çamur, 900 bin m3'lük stoka sahip, güçlü sülfit ve çeşitli minerallere sahip alüvyon içeren Tambukan gölünden sağlanmaktadır. Bu çamur çok çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır. Balneolojik faktörler, kardiyo-vasküler ve sinir sistemi rahatsızlıkları, deri ve jinekolojik hastalıklar başta olmak üzere pek çok rahatsızlığa şifa olmaktadır. Rusya'nın çeşitli bölgelerinden radyo-nükleer kirlenmeye maaruz kalmış hastaların, 1988-1995 yılları arasında ve günümüze kadar olan periyotta yapılan tedavileri şaşırtıcı bir şekilde yüksek oranda gelişme göstermiştir. Rehabilitasyonda çok önemli yeri olan sanatoryum tedavileri insan sağlığının korunmasında çok önemli bir yere sahiptir. Resort-Nalçik'te bilimsel yöntemlerle desteklenen doğal tedavi uygulamaları, sanatoryum tedavisinin etkinliğini artırmakta ve her türlü kronik rahatsızlığın tedavi ve dinlenme evrelerinde büyük başarılarla sonuçlanmaktadır. Tesislerde 9 uluslararası ve ulusal bilimsel-deneysel konferans gerçekleştirilmiş, bu kapsamda 200'ün üzerinde bilimsel makale yayımlanmıştır. Uzman doktorlar ve hemşireler, radyoaktif etkiye maruz kalmış kişilerin tedavilerini bu tesislerde yapmışlardır. Resort-Nalçik sizlere huzurlu bir dinlenme, modern kaliteli tedavi, doğayla başbaşa güzel günler garanti ediyor. Misafirperver Kabardey-Balkar bölgesine yapacağınız ziyaretten dolayı asla pişmanlık duymayacaksınız... Genel Müdür: Boris M. Ibragimov Tel: 007-86622-23580 [ İngilizceden çev: Rahmi Lale ]+''+Kaffed