Yemuz Nevzat Tarakçı
“Haçeş Hikâyeleri” ve “Misafir Kızlar” kitaplarıyla gönüllere taht kuran bilge anlatıcı, usta kalem K’eref Erol Gergin’in yeni kitabı “Fuat” romanı okuyucularıyla buluştu ve gündeme oturdu.
Erol Gergin, halkına, özellikle gençlere “Fuat” üzerinden şu evrensel ve sarsıcı mesajı fısıldıyor: “Sizler, fırtınalardan geçmiş, sürgünlerle sınanmış ama asaletini kaybetmemiş bir halkın çocuklarısınız; dünyadaki yeriniz ne olursa olsun, duruşunuz her zaman bir Çerkes gibi vakur ve adil olsun!”
“Fuat” romanı, tarihsel kurguyu, toplumsal hafızayı ve canlı anlatımı başarıyla harmanlayan çok katmanlı bir eser. Erol Gergin, bu romanda yalnızca bir karakterin hikâyesini anlatmıyor; o, bir halkın hafızasını, direncini ve yaşam karşısındaki sarsılmaz duruşunu zihinlere kazıyor. “Roman kahramanı Fuat, sürgünün, ayrılığın, sadakatin, ihanetin, vicdanın yükünü omuzlarında taşıyan destansı bir kişilik.”
Erol Gergin, aynı zamanda doyumsuz zevk alarak dinlediğimiz “Youtube” deki “Çerkesçe Sesli Öyküleri” nin de mimarı, yaralı kültürümüzün gür sesi. O, sadece Uzunyayla’nın değil, diaspora Çerkeslerinin “Jabağı” sı, Dedekorkutu. O, toplumumuzun hafıza elçisi. O, gönül diliyle konuşan bilge bir anlatıcı, bir söz ustası.
“Fuat”, ruhu ısıtırken yer yer yürek burkacak, okuyucunun tüm bildiklerini sorgulatacak, kendi hayatıyla yüzleştirecek derin, katmanlı bir roman.
Demedi demeyin, okuyucu, nefes nefese sayfalarda dolaşırken çaylar soğuyacak, kahveler buz gibi olacak!

Kültür, kimlik, sadakat, ihanet…
Eser, Çerkes Fuat’ın hayat hikayesi özelinde Uzunyayla coğrafyasını, Çerkes halkının kolektif trajedisini ve unutulmaya yüz tutan kültür ögelerinin bir kültür tarihçisi titizliği ile aktarıldığı bir roman.
“Roman, sadakat ile ihanet, bireysel vicdan ile toplumsal baskılar arasındaki felsefi ve ahlâkî çatışmalar üzerine kurulmuştur. “Fuat”, Çerkes halkının hafızasını, sürgünden sonra Anadolu’da ayakta kalma mücadelesini, ‘sadakat, ihanet ve vicdan’ ekseninde ilmek ilmek dokuyan, yüreklere işleyen sıra dışı bir roman.”
Romanda doru at ve mızıka, başkahraman Fuat’ın iç dünyasını, özgürlük tutkusunu, Anavatan’dan uzak hüzünlü bir hayatı simgeleyen güçlü iki kültürel motiftir. Çerkes kültüründe bu unsurlar, karakterin ruh ikizi ve sadık yoldaşlarıdır.
“Haçeş Hikâyeleri” Çerkes ruhunun hafızasıysa, Fuat, bu ruhun can bulmuş vicdanıdır!
Bu, keyifle okunan, edebî, tarihî, kültürel derinliği yüksek roman, özellikle gençlere, geçmişle sadece gurur duymayı değil; şartlar ne olursa olsun karakter direnişini elden bırakmamayı, onuru ve adaleti her şeyin üstünde tutmayı öğütleyen canlı bir rehberdir.
Fuat romanı, “Haçeş” te öğrenilen asil ilkelerin, hayatın acımasız gerçekleri ve haksızlıklar karşısında nasıl pratiğe döküldüğünün kanıtıdır. “Fuat, haçeşte anlatılan o ideal kahramanın etten, kemikten oluşmuş halidir. Yani “Haçeş Hikâyeleri” Çerkes ruhunun hafızasıysa, Fuat, bu ruhun can bulmuş vicdanıdır!”
Geçmişin mirası, sadece bir gurur kaynağı değil, sorumluluktur…
“Gergin, büyük toplumsal çatışmaları bağırıp çağırarak değil, derin bir sessizlik ve durulukla anlatır.” “Fuat” bize şu mesajı haykırıyor: Dünya ne kadar değişirse değişsin, modern hayat insanı ne kadar bireysel çıkar ve tüketime zorlarsa zorlasın; insanı insan yapan sarsılmaz değerleridir. Şartlar ne olursa olsun onurunuzu,” xabze” nin ahlaki özünü hiçbir geçici menfaat için feda etmeyin!
Geçmişin mirası, sadece bir gurur kaynağı değil, bir sorumluluktur. Sürgün hikâyeleriyle veya asil atalarla sadece fildişi kulelerinde gurur duymak yeterli değildir! Değil mi ki xabze, bir Çerkesin haksızlık karşısında sessiz kalmasını, güce boyun eğmesini veya kişisel menfaat için gururunu ayaklar altına almasını en büyük zayıflık ve utanç kaynağı kabul eder.
Bir kahramanın üzerinden toplumsal hafızayı ete kemiğe büründüren Erol Gergin “Fuat” romanıyla başarılı bir iş çıkartmış. Bu eser, çok konuşulacak, çok ses getirecek… Teşekkürler Erol Gergin, iyi ki varsınız!

Tarihin, kültürün, direnişin romanı…
Eseri okurken Uzunyayla’nın doğal yaşamını, köy hayatını, Çukurova’nın, Ege’nin güncel yaşantısını görünür kılan başarılı tasvirlerden keyif alacak, Fuat’ın her eyleminde Çerkes kültürünün kodlarını göreceksiniz.
Çerkes sürgünü, göç yolu, Anadolu’ya yerleşme, yeni hayat kurma çabası, yer yer sizi üzecek ama Fuat’ın bitmeyen enerjisi, adeta güç kaynağınız olacak ve zihninizde Fuat, yaşayan bir hafızaya, bir efsaneye dönüşecek.
Xabzenin dayanılmaz ağır sorumluluğu…
Erol Gergin, xabzenin Çerkes halkını nasıl asil ve gururlu kıldığını gösterirken aynı zamanda bu asaletin bireyin omuzlarına yüklediği o devasa ve trajik yükü, gözler önüne serer.
Fuat, roman boyunca haksızlıklarla savaşırken adeta canlı bir xabze anıtına dönüşür.
Romanın en güçlü mesajlarından biri de “Haksızlığa karşı durmak ve erdemli yaşamak asil bir tercihtir; ancak bu tercih, sahibinden hayatını, mutluluğunu ve sevdiklerini isteyecek kadar acımasız bir bedel talep edebilir.”
O, Çerkes halkının “Jabağı”sı, “Dedekorkut”u…
Erol Gergin; gayretin, çalışkanlığın, gururun, öfkenin, kurnazlığın, merhametin, somutlaşmış halini “Fuat” romanına taşırken “Misafir Kızlar” ve “Haçeş Hikâyeleri” ile Çerkes kültürünün zengin değerlerini ölümsüzleştiren Çerkes halkının Dedekorkut’udur. Teşekkürler Dedekorkut!
Bir toplumu ayakta tutan, toplumsal hafızadır. Geçmişin emanetini kutsal bilip geleceğe taşıyan çelik iradeli yürekler, iyi ki var! Tarih, eğilenleri değil; direnenleri, değerleri için dimdik duranları yazar. Değerlerimizi geleceğe taşıyan, hafıza ve kimliğimizi ölümsüzleştiren duyarlı yazarlarımız, iyi ki varsınız!
Kitap, “Arkadaş Yayınları” logosunu gururla taşıyor.

Erol Gergin Kimdir?
“Haçeş Hikayeleri” ve “Misafir Kızlar” hikâye kitapları ile “Fuat” romanının yazarı K’eref Erol Gergin, 1953 Kayseri/ Pınarbaşı doğumlu. İlk ve orta öğrenimini Kayseri’de tamamladı. Ankara Üniversitesi’nden Ziraat Yüksek Mühendisi olarak mezun olan Erol Gergin, uzun yıllar ticaretle uğraştı. Çerkes sivil toplum kurumlarında aktif görevler aldı.
Çocukluk ve ilk gençlik yıllarından itibaren anılarını ve birikimlerini samimi bir dille anlattığı bu iki güzel kitapla büyük beğeni topladı. Sırada “Fuat” romanı var. Uzunyayla bölgesindeki Çerkeslerin sosyal ve kültürel yaşantılarını akıcı, sade bir dille ölümsüzleştiren Gergin, Çerkes halkının bilge anlatıcısı ve usta kalemi, adeta bir hafıza kaynağı.
Eserden kısa kısa
İlk kitabım “Haceş Hikayeleri” çıktığı günden bu yana eksiklerimi ve hatalarımı görmezden gelip “Sen yeter ki yaz, biz okuruz!” diyerek beni yüreklendiren değerli hemşerilerime ve okuyucularıma sonsuz teşekkür ederim. Onlardan aldığım güç ve cesaret olmasaydı bu yolculuğa çıkamazdım…
Matgeri
1890 yılında, Karadeniz’in Novoroski Limanı’ndan kalkan bir gemi, aralarında Fuat’ın babası Abat’la amcası Matgeri’nin de bulunduğu yaklaşık bin kişilik bir kafileyi Suriye’ye götürmek üzere yola çıktı. Bindikleri gemi uzun bir yolculuğun ardından Mersin-Tarsus açıklarında arızalandı. Onların arasında bulunan Janıkoeylüler de Uzunyayla’ya giderek Janıkoey’ü Türkçe adıyla Yeni Yassıpınar köyünü kurdular…
Janıkoeylüler Tarsus’tan ayrılırken Martgeri, büyük bir çiftlikte çalışıyordu. Daha sonraları Adana’da bulunmuş, ardından İzmir’e gitmişti. Bir süre İzmir civarında çalışıp ardından Bergama’ya yerleşmişti. Gittiği her yerde hem geliri hem de baytar olarak şöhrete artıyordu…. Fuat, Mejid’in kumaşındandı. Henüz on dört, on beş yaşlarında olmasına rağmen dik başlılığı, zapt edilmez halleriyle dikkat çekiyordu. Yaşıtları ondan çekinir, asla onunla takışmak istemezdi… Fuat artık sadece Uzunyayla’nın, Matgeri Çiftliği’nin, Ayazmand’ın, Ayvalık’ın değil İzmir gibi dev bir şehrin dikkatlerini üzerinde toplayan paralı, yakışıklı, arkası güçlü bir delikanlıydı…
Kaçış
Matgeri, yaşadığı yeri ikinci kez terk ediyordu. İlki çok daha büyük bir yaraydı. O zaman çocukluğunu, ilk gençlik yıllarında babasını, dedesini ve bütün geçmişini ardında bırakmıştı. Dağları, denizlere aşarak dillerini, kültürlerini bilmedikleri, yöneticilerin hiç tanımadıkları bir yere doğru, nereye gittiklerini bile tam bilmeden, yola çıkmışlardı…
Dönüş
Çerkeslerin en ünlüsüydü Merzey Reşid. Hem dostluğu hem düşmanlığı benzersizdi. Yarı çoban, yarı filozof, yarı şövalye olan Reşit, paşalardan da vezirlerden de daha cerbezeliydi…
Gugo’ya gelince o dirayetli bir kadındı… Akıllıydı, sabırlıydı, saygıda kusur etmezdi…
Pusu
Bu davet işinin içinde bir iş olabilirdi ancak davete gitmemekte olmazdı. Fuat, en güzel kıyafetini giymişti. Dizlerine kadar uzanan kiremit rengi çizme parlıyordu, İngiliz külot pantolonu baldırlarına kadar uzanan ceketi ile tam bir uyum halindeydi… Gayet soğukkanlı bir şekilde merdivenleri çıktı, aynı şekilde antreyi geçip odanın kapısını açarak “Selamünaleyküm!” dedi. Ancak arkasını getiremedi, kafasına iki tabanca doğrultulmuştu…
Hastane
Cinayet haberi duyulduğunda Bergama, Ayvalık, Ayazmand ve köylerinde yer yerinden oynamıştı. Önce İncekum muhtarı, ardından onun halasının oğlu Süleyman Ağa vurulmuştu. Bu öyle basit bir iş değildi. İkisini de vurulması tesadüf olamazdı… Haber manşetlerinde; “Ünlü şaki Çerkes Fuat, İncekum muhtarını herkesin gözü önünde delik deşik etti. Çerkes Fuat adlı kanun kaçağı, dayı ile yeğenini vurdu. Kabadayılığıyla ünlü Çerkes Fuat…
Eşkıya Fuat
Fuat ölüm vadisinden hemen ayrıldı… Belki şans eseri, belki soğukkanlılığı, belki de sağlam muhakeme yeteneği sayesinde hayattaydı… Bir günlük yiyeceği kalmıştı… Fuat gerçekçiydi, hesabını bilirdi, gözü karaydı; hızlı düşünür, hızlı karar verirdi… Hava kararmıştı, gün boyunca kayalığın etrafında kimse görünmemişti…
Elveda Ege
Ege’nin dağlarında, ovalarında, köylerinde, kasabalarında onun adını bilmeyen, duymayan kalmamıştı…
On beş yıl önce buralara geldiğinde, ilk defa köyünden çıkmış bir yeni yetmeydi. Üç beş yıl içinde ünlenmeye başlamış kısa bir zaman sonra herkesin bildiği tanıdığı meşhur Çerkes Fuat olmuştu…
Ayağa kalkıp etrafına dikkatle bakınca Janıkoey topraklarında olduğunu anladı… Janıkoey mezarlığının bulunduğu tepeciğin hemen eteğindeydi… Keşke bir dilim ekmek, bir parça yavan peynirle yaşasaydım. Keşke köyün kuzusunu, koyununu, yılkısını gütseydim. Sonra, mezarlığa doğru bakarak “Bunca şeyi yaşadım bundan sonra daha neler yaşayacağımı bilemiyorum. Bütün bunlar senin ölümünden sonra oldu baba, sen yaşasaydın bunların hiçbiri başıma gelmeyecekti… Keşke ah keşke…

Çukurova Günleri
Fuat, günlerce düşünüp taşındıktan sonra kararını verdi. Artık köyden gidecekti ama nereye, nasıl, işte onu bilmiyordu… Evet, kararını vermişti, Çerkeslerin “Şokre” dedikleri Çukurova’ya gidecekti… Ceyhan ve civarında Fuat’ı Mehmet Baş’ın çiftçi başı olarak tanımayan, itibar etmeyen yoktu… Henüz tay iken alıp büyüttüğü, gözü gibi koruyup kolladığı, hatta kimi zaman kardeşi olarak kabul ettiği “doru atını” bile arkasına bakmadan Süleyman Ağa’nın evinin önünde bırakıp gidebilmişti. Yük namına, taşıması en zor olanlarsa anılarıydı, o nedenle iyileri yanına alıp kötü olanları elden geldiğince geride bırakmaya çalışacaktı…
Ver Elini Uzunyayla
Fuat, yola çıkarken kafasında bir güzergâh belirlemişti. Buna göre ana yollardan uzak dağ eteklerinden, ormanlardan, dere boylarından giderek sekiz on gün içinde janokoey’e ulaşacaktı… Fuat’ın içini acıtan ikinci husus da had safhadaki yoksulluktu. Gaz yoktu, bez yoktu, tuz yoktu, çoğu evde üzerine oturulacak eşya olarak sadece hasır vardı, hastalık desen çok yaygındı… Kısa bir zaman sonra da sade bir düğünle evlendiler.
Demokrat Parti
Hükümet, genel af çıkarıyordu. Herkes Fuat’ı kucaklayarak sevincini paylaşıyordu… Yıllarca jandarmadan köşe bucak kaçan Fuat, artık bir jandarma olarak kaçak kovalıyordu… Terhisten sonra tren, kamyon ve daha başka vasıtalarla yaptığı beş günlük yolculuğun sonunda bir gece yarısı köye ulaştı. İki çocuğuyla karısı sevinçle karşıladılar onu…
Söğüde sırtını verip oturan Fuat, bir sigara sardıktan sonra tabakayı Sabri’ye doğru kaydırdı. İki dost, oradan, buradan; eskilerden, ekinden, ottan epeyce konuştular. Sabri, su testisi ile döndüğünde Fuat’ı ağaca yaslanmış, kolları yerde, iki gözü ayrık, sonsuza bakar halde buldu…
TEMENNİ
Umarım duyarlı toplumumuz, bu güzel eserden gereği gibi faydalanır, “Fuat” çok kişiye ulaşır, çok kişi tarafından okunur. Umarım halkımız daha fazla okur, daha çok sorgular; kendisine, tarihine, kültürüne, sanatçısına, bir avuç yazar ve çizerine, şairine daha çok sahip çıkar, sanat ve edebiyatta daha çok derinleşir, daha fazla zenginleşir. Tarihi, kültürü, kimliği ile barışık, huzur içinde yaşayan daha müreffeh bir toplum temennisiyle.