BİR YAZAR BİR ESER / Beni Bana Geri Ver / Samet Savaş

Yemuz Nevzat Tarakçı

“Hastanede sevinçle kucağınıza aldığınız bebeğinizin, yıllar sonra başkalarına ait olduğunu öğrenseniz ne yapardınız? Ya sevdiğiniz, hayatınızı birleştirmeyi düşündüğünüz insanın kardeşiniz olduğunu öğrenseniz?”

 

Genç yazar Janbey Samet Savaş, “Beni Bana Geri Ver” le drama konusunda iddiasını ortaya koymuş. İyi iş çıkartmış.

Eserde “dram” ın her hali mevcut. Kitap, konusuyla kurgusuyla hızlı okunan, yüreğe dokunan bir eser olmuş.

 

Tebrikler Samet Savaş, genç yaştaki bu sanat, edebiyat tutkunuzdan dolayı sizi içtenlikle kutluyorum. Bu soylu tutkunuz daim olsun! Nice yeni eserlere, nice yeni okuyuculara…

 

Drama, travma ve yalnızlık

Çilenin, çaresizliğin, yarım kalan hayatların acı dolu hikayesi…

“Kimi, enkazın altında kaldı, kimi intikamla ayağa kalktı… Yarım kalmış cümleler, söylenememiş itiraflar ve affedilmeyi bekleyen günahlar…”

 

Dram sevenler, kitapla birlikte çaylarını kahvelerini alırken bol peçete almayı ihmal etmesinler zira gözyaşları ferman dinlemeyecek, yanaklardan kontrolsüzce boşalacak.

Daha fazla direnmeyin, salın gitsin gözyaşlarınızı, belki rahatlarsınız!

 

İnsan ruhuna etkili dokunuş.

Samet Savaş, bu ilk romanında gereksiz, abartılı süslemeler yerine sadeliği tercih etmiş. Kelimelerle duvar örmek yerine, duygulara alan açmış, büyük laflar etmek yerine insanın ruhuna dokunmayı tercih etmiş.

Yazar hem gözlemi hem de samimiyeti önemsemiş, olayları dışarıdan bir anlatıcı olarak değil, sanki oradaymış gibi aktarmış. Bu yaklaşım, okuyucunun, karakterlerle duygusal bağ kurmasını sağlamış. Dilin akıcılığı da duygusal yoğunluğu arttırmış.

Bu roman, insan doğasının karmaşık duygularını sorgulamış.

Ayrıca karakterlerin kırgınlıkları, gururları, öfkesi ve sevgileri son derece tanıdık. İşte bu özellik eseri canlı kılmış. Bu samimiyet, romanı yüzyıllarca diri tutar. Karakterler, birer roman kahramanı olmanın ötesinde yaşayan, her gün karşılaştığımız tanıdık insanlar. Bu özellik de esere duyulan ilgiyi ve sıcaklığı artırır. Yazarın bu sade üslubu, okurda duygusal bağ kurmayı kolaylaştırmış.

 

“Yağmurlu bir sabah, hastanede doğum hazırlığı. Ardından deprem. Kuvözler taşınır, dosyalar dağılır, isimler karışır. Kimse bilerek kötülük yapmaz. Ama kaos, geri dönüşü olmayan bir zinciri başlatır. Bir annenin kaybı. Bir babanın suskunluğu. Bir sağlık çalışanının saniyeler içinde verdiği karar. O gün yapılan hata yıllar boyunca yaşanır. Vicdan büyür, sessizlik büyür, gerçek ağırlaşır.”

“Beni Bana Geri Ver, deprem anında başlayan bir karışıklığın ailelerin içine nasıl yerleştiğini anlatır. Güçlü görünmeye çalışan insanların, en zayıf anlarında verdikleri kararlarla nasıl değiştiğini gösterir. Sade ama çarpıcı bir dil. Gerçek bir hikâye gibi yaşayacaksınız. Sonunda ise yüzleşme kaçınılmaz.”

 

Bazı yaralar görünmezdir ama en çok kanayan onlardır.

Bir yanda hayata tutunmaya çalışan genç bir kız, bir yanda evladını kaybetmemek için direnen bir anne ve karanlığın içinde yükselen acımasız bir hesaplaşma…

 

Beni bana geri ver, sevginin yetmediği yerde başlayan çöküşü, bir annenin çaresizliğini, affetmenin paramparça olduğu anı ve insanın kendi içindeki enkazla yüzleşmesini anlatan karanlık ve sarsıcı bir roman.

 

Bazen en büyük savaş, insanın kendini yeniden bulma savaşıdır.

Ve bazen en büyük felaket, yer sallandığında değil, gerçekler ortaya çıktığında başlar.

Ve geriye tek bir çığlık kalır: “Beni Bana Geri Ver”

Kitap, “Yazar Ağacı Yayınevi” logosunu gururla taşıyor.

“Anne Dilek’in sabrı, baba Mahmut’un çilesi, kızı Gülce’nin acı dolu hayatı, kardeş Onur’un hayal kırıklığı, talihsizlikleri… Size hayatın çok farklı renklerini, yaşamın karanlıklarını bir kez daha hatırlatacak! Sayfalar erirken siz belki sabrınızla sınanacak, belki dolup taşacak, belki sabredecek, şükredecek, durgunlaşacak, durulacaksınız.”

 

 

 

Janbey Samet Savaş Kimdir?

Samet Savaş, 1987 Kırşehir doğumlu. İlkokul, ortaokul ve lise öğrenimini Kırşehir’de tamamladı. Anadolu üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümünde okumaktadır.

Sanata olan ilgisi, özellikle resim alanında yoğunlaşan Samet Savaş, uzun süren çalışmaların ardından lise yıllarında, biri yağlı boya, diğeri karakalem olmak üzere farklı iki resim sergisi açtı.

Yazarlık yolculuğuna, çok okumanın yanı sıra deneme ve makaleler yazarak başladı. Drama, travma ve yalnızlık temalarını derinlemesine işleyen ilk romanı “Beni Bana Geri Ver” Yazar Ağacı Yayınevi’nde yayımlandı.

 

Yazar Samet Savaş, farklı konu ve türlerdeki edebi çalışmaları yanında, yakın zamanda yayımlanması planlanan ikinci romanının hazırlık çalışmalarını sürdürmektedir.

Sanat ve edebiyat alanındaki üretimleri yanında güvenlik görevlisi olarak çalışma hayatını sürdüren yazar, evli ve iki çocuk babası.

 

Eserden Kısa Kısa

Her şey, bir cümleyle başladı. Birkaç kelime… Ve geri dönüşü olmayan bir sessizlik. Hastane odasının beyaz duvarları söylenenleri geri yansıtmadı. Kader, sessiz gelmedi. Önce kalbin altına ince bir korku bıraktı ve o korku, yıllar sonra bir şehri saracak kadar büyüdü…

 

O gece şehir karanlığa gömülürken bazı sırlar da saklandıkları yerden çıktı. Kimi enkazın altında kaldı, kimi intikamla ayağa kalktı. Yarım kalmış cümleler, söylenmemiş itiraflar ve affedilmeyi bekleyen günahlar da gömüldü toprağa…

 

Ama asıl kırılma yer salladığında değil, gerçekler yerinden oynadığında olacaktı. Ve herkes kendi içindeki yıkımla baş başa kalacaktı…

 

Gece boyu yağan yağmur, sabaha karşı şiddetini giderek arttırdı. Pencereleri sarsan gök gürültüsüyle birlikte irkilerek uyandı dilek. Nefes nefeseydi. Korku göğsüne yerleşmişti. Kalbi hızla atıyor, gözleri karanlığa alışmaya çalışıyordu…

 

Ayaklarının altındaki zemin bir anlığına çekilmiş gibi olmuştu. Oturduğu yerde donup kalmıştı. O an doktorun yüzü, duvarlar hatta koridordaki ışıklar dahi bulanıklaşmıştı…

 

Bir baba için beklemek, çaresizliğin en sessiz haliydi. Elinden hiçbir şey gelmeden, sevdiğin, senden bir parça olan canının kaderini başkalarının ellerine bırakarak beklemek…

 

Özleyince gideceği bir oda, bakacağı bir yüz yoktu. Göreceği bir babası yoktu artık. Düşündükçe yanağından yaşlar süzülüyordu. Pencereye vuran yağmur sesiyle dışarıyı izlemeye başladı…

 

Nefesi kesilene kadar çığlık atıyordu, ellerini yere vurarak ağlıyordu. Annesiydi bu. Dün akşam beraber yemek yediği, yaklaşık kırk yıldır beraber yaşadığı, türlü zorluklarla büyüttüğü oğluydu ölen kişi. Bir anne için alınacak en acı haber evladının ölüm haberiydi…

 

Arkadaşları babalarının ellerini öper harçlıklarını alırlardı. O ise annesinin incecik çatlak ellerini öper, “Olsun, benim de annem var!” diye kendini teselli ederdi…

 

Doktorun sözü biter bitmez gözündeki yaş Gülce’nin eline damladı. Yutkunmakta zorlandı. Konuşamadı, sol eliyle ağzını kapatıp ağlıyordu sadece…

 

Dilek, duyduğu her kelimenin göğsüne saplanan bir bıçak gibi acıttığını hissediyordu. Hiç konuşmadan anne kız reçeteyi alıp gözyaşlarıyla çıktılar odadan. Annesinin elini sıkıca tutup için için ağlıyordu Gülce. Gencecik yaşta onca hayali bırakıp hayattan kopmaktan korkuyordu…

 

Gülce, hızla çıktı kafenin kapısından. Onur, oturduğu sandalye çivilenmiş gibi kalakaldı. Hastalığın şokunu atlatamadan ikinci bir şok duydu Gülce’nin ağzından. Kalbi parçalanıyordu. Bir anda Gülce’in hastalığının şoku, diğer yanda bu ani vedanın acısı. Hangisi daha ağırdı ayırt edemiyordu…

 

Güneş, bugün yaşayanın üzerine de doğduğu, yaşamaya çalışanın da ve yaşamak isteyip de başaramayanların da… Hayal kurana da sabah oldu, hastane odasında yürümeyi bekleyene de. Sabah, hayallerimin peşinde koşanlar için

 

 

yeni bir başlangıç, hastane odasında gözlerini tavana dikmiş bir hasta için sadece uzayan bir bekleyişin adıydı. Aynı güneş doğmuştu fakat aynı sabaha uyanan herkes aynı ışığa ulaşamıyordu…

 

Her yeni sabah, ona iki seçenek sunuyordu. Ya içindeki karanlığa teslim olacak ya da yeniden savaşacak!..

 

Biri, gençliğin masumiyetiyle, diğeri hayatın yorgunluğuyla yoğrulmuş iki kadın, aynı duanın etrafında birleşti, yaşamak. Odaya ağır bir sessizlik çöktü. Gülce, dışarıyı izliyor, annesi kızının ellerinde tutmuş çareler düşünürken telefon çaldı…

 

Herkesin sınavı farklıydı. Kimisi görünür yaralarla savaşıyordu, kimisi sessizce içine akıttığı acılarla. Omuzlarında taşıyabilecekleri kadar yükle, her gün başka bir koşturmacanın içine giriyorlardı…

 

Sokak lambasına yaslanıp kaldı. Bir an etrafımdaki her şey silindi. Sesler kesildi. Gözleri karardı. Onur’un dili tutulmuştu. Şoku atamıyor, hareket edemiyordu. Gözleri kocaman olmuş, “Hayır, bu olamaz, bu gerçek olamaz!” diye mırıldanıyordu…

 

Kalbi, iki uçurum arasında asılı kalmış gibiydi, birinde sevgi, diğerinde kin…

 

O gün su almaya başlayan gemi, bugün batmanın eşiğindeydi. Sığınacağı, bir limanı olmayan gemi, er ya da geç batmaya mahkumdu. Dilek, her şeyden habersiz bu zamana kadar yüzüp gelmişti ama bundan sonrası pek mümkün görünmüyordu…

 

Öyle bir feryat etti ki bu artık bir ses değildi. İnsanın içini parçalayan, kemiğe kadar işleyen bir yarıktı. Avlu, bu acıyı taşıyamadı. Taşlar, duvarlar, gökyüzü… Hepsi bu feryadını altında ezildi…

 

TEMENNİ

Umarım duyarlı toplumumuz, bu güzel eserden gereği gibi faydalanır, “Beni Bana Geri Ver” çok kişiye ulaşır, çok kişi tarafından okunur. Umarım halkımız daha fazla okur, daha çok sorgular; kendisine, tarihine, kültürüne, sanatçısına, bir avuç yazar ve çizerine, şairine daha çok sahip çıkar, sanat ve edebiyatta daha çok derinleşir, daha fazla zenginleşir. Tarihi, kültürü, kimliği ile barışık, huzur içinde yaşayan daha müreffeh bir toplum temennisiyle.

Share