Çalışma ve Bilinç

Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) Gençlik Çalıştayının ikincisi 1 Şubat 2020 tarihinde KAFFED yönetimi, üniversitelerdeki Kafkas öğrenci toplulukları (ÜNİKAF) Temsilcileri ve Derneklerin gençlik yapılanmalarından katılan temsilciler ile gerçekleştirildi. Ben de bir Çerkes genci olarak Selçuk Üniversitesi Kafkas Kültür Topluluğu adına bu çalıştayda bulundum. Kısıtlı bir zaman zarfında önemli konuların konuşulduğu ve tartışıldığı bir çalıştayı geride bıraktık.   Çalıştayda ilk olarak KAFSAM tarafından yapılan Toplumumuz ve Kurumlarımız Araştırma Yarışmasına katılan grupların sunumlarını izledik, görüşlerini dinledik ve fikir alışverişlerinde bulunduk. Bu sayede toplumumuzda nelerin eksik ya da zayıf olduğuna dair bazı sonuçları da elde etmiş olduk.   Konuşulan diğer bir önemli konu ise Nart Akademiydi. Umuyorum ki bu konu üzerinde fazlaca durulur ve Nart Akademi gibi çok güzel bir oluşum tekrar hayata geçirilir. Tabii ki Nart Akademinin hayata geçirilebilmesi için biz gençlere de bazı sorumluluklar düşüyor ve biz de elimizden geleni yapmaya hazırız.   Örgütlenme konusunda ise Değerli Thamademiz Muhittin Ünal’ın yaşamı boyunca elde ettiği gözlemleri ve deneyimlerini bize anlatması da bize her zaman önemli bir rehber ve büyük bir yol gösterici olacaktır. .  Çalıştaydaki tek üzücü nokta ise gayet önemli bir konu başlığı olan KAFFED Gençlik Meclisi konusunun zaman probleminden dolayı yeterince konuşulmamasıdır. Umuyoruz ki bir sonraki çalıştayda bu konuya gereken önem ve zaman ayrılır.   Belki de şimdi söyleyeceklerim biraz klişe olsa da son olarak bir kaç noktayı da dile getirerek yazımı bitiriyorum. Bu tarz Çalıştayların sürekliliği toplumumuzun ilerlemesi açısından büyük bir önem arz etmektedir. Eğer toplum olarak ileriyi hedefliyor isek bu yönde somut ve de önemli adımlar atmalıyız. Bunun da yolu çalışan ve bilinçli bireylerden geçmektedir. Biz gençlere de büyük görevler düşmektedir. Bu çalıştayda emeği geçen herkese çokça teşekkürlerimi iletiyorum.    Başka bir çalıştayda tekrar görüşmek üzere…nanNart Akkan

Akademik Gençlik

  İkincisi düzenlenen Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) Gençlik Çalıştayına, İstanbul Üniversitesi Kuzey Kafkas Topluluğu’nu (İÜKAF) temsilen katıldım. Kısa bir yazıyla fazla uzatmadan size gözlemlerimi ve düşüncelerimi anlatmak istedim.    Uzun yıllardır derneklerde aktif olan ve yaklaşık üç yıldır üniversite öğrenci topluluklarında (ÜNİKAF) bulunan bir Çerkes genci olarak ilk değineceğim ve beni umutlandıran konu artık Çerkes gençliğinin akademik anlamda da var olduğu ve de bulundukları alanda donanımlı olduklarıdır.     İkincisi düzenlenen çalıştay ilkine göre yoğun katılım ile gerçekleşti. Bunda çalıştayın bir gün sürmesinin etkisi büyük. Ancak verimli bir çalıştay oldu. Beni üzen nokta asıl konuşmamız gereken konuya süremiz yüzünden girememiz oldu.   Gençlik Meclisi’ni önemsiyorum; çünkü bölgesel ya da ulusal  grupların en önemli organı gençlik oluşumlarıdır. Bu oluşumların en büyük özelliği ise savundukları belli bir konu, bir alan olmasıdır. Peki biz neyi savunuyoruz? Sorulması gereken en önemli sorunun bu olduğunu düşünüyorum ve bu sorunun cevabının  bize önemli yol katettireceğine inanıyorum. Herkes için koşarken kendi benliğimize ne kadar sahip olabiliyoruz?     Nart akademi konuşulan diğer önemli noktaydı. Verilen fikirlerin hepsinde çoğunluk ofline eğitimin iyi olacağını savundu ancak en maliyetsiz ve büyük kitlelere ulaşımı sağlayacak eğitim online yapılabilir. Gerekli altyapı sağlandıktan sonra online eğitimlerin verimsiz olacağını düşünmek mantıksız. Tabi tartışılabilir yine. Birçok farklı açıdan hepsinin iyi ya da kötü yönleri dile getirilebilir. Önemli olan bu çalışmanın hayata geçirilmesi ve işe yaramasıdır.   Emek verip en azından orada bulunan herkese canı gönülden teşekkürlerimi sunuyorum. Başka çalıştaylarda, başka güzel işlerde görüşme temennisi ile sözlerime son veriyorum.nanBabug Ömer Yenal Yıldız

Birlikte Daha Güçlüyüz

  Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) Gençlik Çalıştayı’na, Düzce Üniversitesi Kafkas Halk Dansları, Şarkıları ve Müzikleri Topluluğu’nu (DÜKAF) temsilen katıldım. KAFFED tarafından 80’e yakın gencin ağırlanması ve önerilerinin alınması çok önemliydi.   Kültürümüzde gençlerin geri planda kaldığı, tüm sözün büyüklerde olduğunu düşünülecek olursa yeni nesile söz hakkı vererek gelişen değişen dünyayı anlamak, yok olmak gibi acı bir gerçekle karşı karşıya kalan bizler için yapılması gereken en doğru hamlelerden biriydi. Bunun için KAFFED e çok teşekkür ederim.    Öncelikle araştırma sunumlarıyla başlayan Çalıştay’da en önemli sorunumuzun dil olduğu aşikardı. Dilimiz, kültürümüzü geçmişten geleceğe ileten en önemli araçtır. Dili olmayan bir milletin yaşaması imkansızdır. Bunun bilincinde olarak çalışmalarımıza devam etmeliyiz.    İkinci dikkatimi çeken husus tarih bilincinin yeteri kadar olmayışıydı. Anket sonuçlarına göre çoğu kişi ortak acımız 21 Mayıs tarihini biliyor ancak bu tarihin altındaki acı gerçeklerin bilinmediğini gözlemliyorum. Bunun sonucunda da anavatana yönelim mümkün olmuyor. Aidiyet duygumuzu toplum olarak önemli ölçüde kaybettiğimizi söyleyebiliriz.    Ancak bu kadar önemli tespitlerin yapıldığı bir programda sürenin kısıtlı olduğu için tespit edilen sorunlara ilişkin çözümler tartışılamadı.    Çalıştayın diğer önemli kısmı olan Nart Akademi’nin, birlik ve beraberliğimizi artırmayı amaçladığını ve gençlere farkındalık kazandırmaya çalıştığını öğrendim. Nart Akademi kapsamında yapılacak işler katılımcıların katkılarıyla geliştirildi.    Son olarak bütün bunların ışığında esas olanın örgütlenmek olduğunu gördük. Ortak bir bilinçle, mikro ayırımcılıkların bizi bölmesine izin vermeden çalışmak esas alınmalıdır. Biz gençlerin, büyüklerimizin de desteğiyle ipleri elimize almamız tek kurtuluş yoludur.    nanNemyit Akkan

KAFFED, Siyasetçi, Bürokrat, Sanatçı ve Sporcularımızı Buluşturdu

  KAFFED’in  organizasyonuyla Ankara’da 11 Şubat 2020 Salı akşamı verilen resepsiyonda buluşan siyasetçi, bürokrat, sanatçı ve sporcular tanışma ve karşılıklı sohbet imkanı buldular.   Federasyonumuzun Genel Sekreteri Serpil Yılmaz Dizdarlar, gecenin açılışında organizasyonun amacının KAFFED’İ tanıtmak, yapılan çalışmalar hakkında bilgi vermek ve ilişkileri sağlamlaştırmak olduğunu söyledi.   KAFFED Genel Başkanı Yıldız Şekerci; bu ve benzeri organizasyonların  hem tanışmaya hem  geleceğe dönük, kişiler arası ve kurumlarla ilişkilerimizin kuvvetlenmesine vesile olacağını söyledi. Şekerci, siyasette, iş dünyasında, sanatta, sporda ve sivil toplumda zoru başaran, toplumu gururlandıran, gençler ve çocuklar için başarıları birer rol model olacak insanların biraraya gelmesinin sevindirici olduğunu kaydetti.   Şekerci, sivil toplum kuruluşlarının, toplumlarda  kamu ve özel sektörden sonra önemli bir güç haline geldiğinin altını çizerek, “Dayanışma içerisinde demokratik örgütlülüğü güçlü bir toplum olmak, yok oluşa karşı vereceğimiz en önemli cevabımız olacaktır” dedi.   Asimetrik savaşlar, sürgün, soykırım, asimilasyonun toplumumuzu yok edemediğini vurgulayan Şekerci, ancak, örgütlenmeyi ve dayanışmayı büyütemezsek küreselleşen dünyada varlığımızı korumamızın zorlaşacağını vurguladı.   Anavatanla ilişkilenmenin dil, kimlik ve kültür bilincinin gelişmesi ve sonraki nesillere aktarılması adına hayati önem taşıdığını hatırlatan Şekerci, “Dilimiz, kimliğimiz ve kültürümüz atalarımızın bin bir zorlukla bize ulaştırdıkları değerli emanetlerdir; bizler de bunları gelecek nesillere azaltmadan hatta arttırarak ulaştırmakla mükellefiz. Kendini kaybeden, kimliğini yitiren bu boşluğu hiçbir makam ve başarı ile dolduramaz. El birliği ile çalışırsak güzel sonuçlar alacağımıza inancım tamdır” dedi.      {gallery}/haber/federasyon/2020/200211_Resepsiyon{/gallery}nanKaffed

Gençliğin Yapılanması

  Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) tarafından 1 Şubat 2020 tarihinde Ankara’da Gençlik Çalıştaylarının ikincisi düzenlendi. Bu çalıştaya İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nin gençlik yapılanması olan İKKDGENÇ’i temsilen katıldım. Çalıştaya ev sahipliği yapan ve emeği geçen herkese buradan tekrar teşekkür ederim.   Yazıma ilk olarak KAFSAM tarafından yapılan Toplumumuz ve Kurumlarımız Araştırma Yarışmasından başlayacağım. Bu anket toplumumuzda irili ufaklı birçok gruba ulaşmış, birçok dernek gençliği ve üniversite kaf’ları tarafından yapılmıştır. Bu durumu incelediğimizde yaklaşık 1500 Çerkes ile anket yapıldığını görmekteyiz. Eğer ki KAFFED toplumumuza ulaşmak ve bilgi almak istese bu kadar net ve detaylı bir analize ulaşması oldukça zor olacaktır. Bu anketlerde her şehir için ayrı ayrı sonuçlar ve raporlar çıkartılmış, akademik şekilde hazırlanmıştır. KAFFED’in bu sonuçları oldukça dikkatli şekilde analiz ederek eleştirilere kulak vermesi gerektiği aşikardır.   Bununla beraber birinci ve ikinci çalıştaylara üniversitedeki kaf gruplarının davet edilmesi KAFFED içerisinde yeni bir yapılanmanın yaklaştığını bizlere göstermektedir. Biz gelecekte bu kültürün temsilcileri olacak insanlarız ve şu an bir gençlik örgütlenmesinin içerisindeyiz. Gerek KAFFED Gençlik Meclisi’nin oluşturulmaya çalışılmasıyla gerek bu çalıştaylarla bunu görüyoruz. Bu örgütlenme içerisinde geçmişteki örgütlenmemizin başını çeken çok değerli Thamedimiz Muhittin Ünal’la tanışmak ondan tecrübelerini dinlemek, gençler için oldukça önemli bir husustur. Bu çalıştayda en etkili paylaşımların bu anlar olduğunu belirtmek isterim.   İkinci olarak Çerkes toplumu açısından en önemli konulardan birisi olduğunu düşündüğüm Nart Akademi planlanması yapıldı. Bizler gelecekte toplumumuz ve kültürümüzün temsilcileri olarak karar alma mevkilerinde bulunacağız. Haklarımızı her alanda arayacak, Çerkes kimliğimizi yaşatmaya çalışacağız. Nart Akademi bu alanda bizim eğitimimiz için oldukça önemlidir. Nart Akademi’nin planlaması içerisinde temsilcilerden görüş ve öneriler alındı. Bu aşamada dikkati çekmek istediğim şey şudur;  bu eğitimi alacak ve çevrelerine aktaracak, etrafındaki Çerkes toplumunun sorunlarını gören insanlardan fikirler alınıp danışıldı. Gençlere ve toplumumuza hangi eğitimlerin verilmesi gerektiğine yaşlılarımız değil gençlerimiz karar verdi. Belki de Çerkes toplumlarında ilk defa gençlere bu kadar söz hakkı verilmiştir. Ayrıca çalıştay içerisinde KAFFED Genel Başkanı ve yönetim kurulu üyelerinin bu çalıştaya katılımı da kritik noktalardan birisidir. Toplumumuz hakkında zayıf görülen veya eleştirilen konuların hepsini herhangi bir rapordan veya yazıdan değil bizzat dernek gençleri ve üniversite kaf temsilcilerinden dinlemişlerdir. Bu konuda umarız söylenenler havada kalmayıp dikkate alınır.    Programın en önemli konularından birisini olduğunu düşündüğüm Gençlik Meclisi bölümü maalesef ki zaman yetersizliği yüzünden konuşulamadı. Bu konuda görüş ve önerilerinizi bildirebilirsiniz denildi ancak yetkili kişilerin tekrardan davet edilerek ayrı bir günde bu konunun soft ortamda değil yüzyüze tartışılması gerektiğini düşünüyorum. Hatta ayrı bir program Gençlik Meclisi konusu için ayarlanabilir.    Yazımın sonuna yaklaşırken değinmek istediğim bir konu daha bulunmaktadır. Birinci ve ikinci çalıştayları düşündüğümüzde ikinci çalıştayın daha verimli geçtiğini düşünüyorum ancak 85 gencin toplandığı ve bunların da hepsinin birer dernek ve kaf temsilcisi olduğunu düşünürsek, hiçbir karar almadan dağılınmasının bir sorun olduğunu düşünüyorum. Bakıldığında konuşulanlar havada kalmıyor not alınıyor fakat bu çalıştayların daha sağlıklı ilerleyebilmesi için en azından tavsiye niteliğinde karar alma yetkisinin çalıştaylara verilmesi gerektiğini düşünmekteyim.   İki çalıştayı da düşündüğümüzde konuştuğumuz konular arasında en çok dikkat çeken şey Çerkes kimliğinin günlük hayatımızda kullanımı konusudur. KAFFED yöneticilerinin hepsinin ortak olarak söylediği şey “Çerkes kimliğini yaşayalım yaşatalım”dır. Ancak bu konuya baktığımızda bizim kimliğimize Çerkes kimliği dediğimiz halde derneklerimizde ve üst çatı örgütümüzde birkaç dernek harici herhangi bir Çerkes ibaresi bulunmamaktadır. Çerkes kimliğini savunan ve bizim de içerisinde bulunduğumuz kurumlar buralardır. Ancak Çerkes kimliğini savunurken bulunduğumuz kurum ve çatı örgütün isminde Çerkes kelimesinin kullanılmaması oldukça dikkat çekicidir. Çerkes kimliği savunurken isminde Kafkas kelimesini kullanan yapıların içerisinde yer almaktayız. Kafkasya bir bölge adıdır. Buna örnek olarak şunu verebilirim, bir Kürt vatandaşla konuştuğumuzda o Doğu Anadolu vurgusu veya kimliği yapmamakta direk kendi milletinin ismiyle kendisini savunmakta ve bunu taşımaktadır. Biz Çerkes peyniri diyoruz, Çerkes dansları diyoruz, dil olarak Çerkesce diyoruz ama temsiliyet aşamasında Kafkas ibaresi altında buluşuyoruz. Bunun bir problem olduğunu düşünüyorum.    Son olarak değinmek istediğim şey Çerkesler olarak gerekli miktarda akademik kaynağımızın olmadığını, her şehirde ve derneklerde Çerkes kütüphanesinin bulunmadığını söylemekteyiz. Ancak  Çerkeslikle alaklı kaynaklara baktığımızda Toplumumuz ve Kurumlarımız Araştırma Yarışması raporlarının ve anket sonuçlarının çok önemli bir kaynak olabileceğini düşünüyorum. Bu raporlar ve sonuçları, bizim için zamanı geldiğinde arşiv niteliğinde olacaktır.   Bu nedenle sonuçlar ve raporların, yapılan çalıştay değerlendirmeleri ve KAFFED sitesinde yayınlanan Çalıştaylarla ilgili Köşe Bucak Yazıları’nın belki kitap belki de dosyalar halinde basılıp daha çok kişiye ulaşması; derneklerimizde ve kaf’ların okullardaki odalarında bulunması gerektiğini düşünüyor ve öneriyorum.    Kanuko Halil İbrahimnanKanuko Halil İbrahim

Ulaşamadıklarımızın Gerçekleri

  Ankara'da 1 Şubat 2020'de  ikincisi düzenlenen KAFFED Gençlik Çalıştayı'na Denizli Kafkas Kültür Derneği ve PAÜKAF'ın ortak temsilcisi olarak katıldım. İlk düzenlenene kıyasla daha verimli geçtiğine inandığım bu çalıştayın gerçekleşmesinde emeği geçen herkese teşekkür ederim.    İlk çalıştayda duyurulan ve ikinci çalıştayda tartışılan KAFSAM’ın düzenlediği  "Toplumumuz ve Kurumlarımız Akademik Araştırma Yarışması"nda gerek kendi bölgemizde yaptığımız analizlerle gerek çeşitli bölgelerdeki grupların analizleri ve sunumlarıyla, toplumumuzun kendi içimize ve kurumlarımıza bakış açısını daha iyi anlama fırsatı buldum.    Türkiye'de yaşayan Çerkeslerin çoğunluğunu, kurumlarımızla ilişkisi zayıf veya tamamen kopuk bireylerin oluşturduğunu biliyoruz. Bu gerçeği yadsımadan araştırmamızda o kitlenin fikirlerine ulaşmak için çabaladık. Karşımızda şöyle bir tablo vardı: nispeten anadillerini yaşatabilmiş, kültürlerini ve kimliklerini seven, anket yapmak istediğimizde canı gönülden karşılayan ve düşünceleri alındığı için değerli hisseden, ayrıca bu faaliyetler için çabalayan gençleri görünce gururlanan insanlar. Bunların yanı sıra dikkatimizi çeken şey kurumlarımızı tanımamaları, kendilerini bu kurumların bir parçası olarak görmemeleri ve merkez diaspora şehirlerindeki insanlarımız kadar bilgilendirilmiş olmamaları. Oysa yaşadıkları yerde sayıca az ya da çok olsunlar, her Çerkesin yapılan çalışmalar konusunda eşit derece bilgilendirilebiliyor olması gerekir. Bu durumun iki taraflı birçok sebebi var. Yine de biz bu insanlara ulaşmayı başardıysak, kurumlarımızı özümsemelerini de sağlayabiliriz.    Kendi aramızdaki kopukluk zaten azınlık olan toplumumuzu daha da küçük parçalara ayırıyor. Parçalanmışlık insanlarımızda yalnızlık hissi yaratıyor. Bu his ve ortak bir duruşu benimseyememiş olmamız karşımıza "toplumdaki şahsi değeri, millet değerlerinin önüne geçmiş, Çerkes kimliklerini öne çıkartmaktan çekinen" bir zihniyet çıkartıyor. Bunu araştırmalarımızda açıkça gördüm. Haklarını aramalarına izin verilmeyeceğine veya haklarını aramaya kalkışırlarsa var olan haklarının ellerinden alınacağına inananlar var. Şu anda anadillerini özgürce konuşma ve derneklerde anadili eğitimi verebilme hakkını yeterli görüp bunların ellerinden alınmasına sebep olabilecek her türlü örgütlenmeden ve özellikle siyasetten uzak durulması gerektiğine inananlar da var. En çok da bu güne kadar bu ülkede çizilmiş "Çerkes" profilini kaybetmekten, Türkiye'de "hoş karşılanmayan" diğer azınlıklarla aynı kefeye konup ötekileştirilmekten çekinenler var. Ortaokullarda seçmeli ders olarak anadilimizi öğrenme hakkımızın "bölücülük" olarak algılanacağını ve yanlış olduğunu söyleyenler var.   Beni düşündüren, bu ülkede nasıl bir “profilimiz” olduğu. Bugün Türkiye'de Çerkesleri “Türk boyu” zannedenler varken ve hakkımızda bilinen tek şey danslarımızken yanlış anlaşılmak istemediğimizi söylüyoruz. Aslında biz zaten yanlış anlaşılıyoruz. Hakkımızda bilinmesi gereken çok daha derin unsurlarımız var.    Unutmayalım ki bunca yıllık kadim tarihimiz dünya mirasının bir parçasıdır. Her miras gibi özellikle kendi sahipleri tarafından korunmalıdır. Dünyada bunun birçok örneği olduğu gibi bunlar için düzenlenmiş yasalar ve uluslararası sözleşmeler de var. Buna rağmen haklı bir düşünce olarak ortaya konulduğu üzere; kendimizi yaşadığımız zamana ve bu coğrafyaya uygun şekilde tanımlamalıyız. Bu tanım dikkatle hazırlanmalı ve halkımızı tek bir duruşta birleştirebilecek nitelikte olmalıdır.    Kendimizi tanımladıktan sonra tanıtma kısmında, siyasetin içinde olmak bizi her açıdan güçlendirecek bir yol. Öncelikle ekonomik açıdan bağımsızlığımız elimizde değil. Siyasilerin desteği bu açıdan önemli. Aynı şekilde çatı örgütümüzün duruşunun siyasiler tarafından desteklendiğini kendi ağızlarından duymak ve sadece seçim döneminde yine bize yapılan konuşmalarla sınırlı kalmaması için çabalamak gerekli. Bu sayede halkımızın çekinceleri giderilebilir. Siyaset sadece bizi bu ülkede tanıtacak bir yol değil. Söz sahibi olabilmek, haklı taleplerimizi dinletebilmek, anavatanla ilişkilerimizi güçlendirebilmek, var olabilmek için bir zorunluluktur. Bu yüzden siyaset yapmalıyız ve neden yapmamız gerektiğini de halkımıza anlatmalıyız.   Son olarak söylemek istediğim şey, çizilmiş Çerkes profilini kaybetmekten korktuğumuz kadar Çerkesliğimizi kaybetmekten korkmuyorsak yok olmaya mahkum bir millet oluruz. Bizim üstümüze düşen, bu gerçeği iyi anlamak, doğru tanımları seçerek ve olabildiğince geniş bir kitleye hitap edecek şekilde anlatmaktır.     NURSENA TEMİZnanNursena Temiz

Güçlü Bir Gençlikle Beraber Güçlü Yarınlara

  Sinop’un Ordu köyündenim, Abhaz’ım ve Smırpha sülalesindenim. Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun (KAFFED) düzenlemiş olduğu II. Gençlik Çalıştayı’na Manisa Çerkes Kültür Derneği Gençlik Komisyonu Üyesi olarak katılım sağladım. II. Gençlik Çalıştayımızın, I. Gençlik Çalıştayı’na göre daha kısa sürede organize edilmesine rağmen daha sistematik ve daha verimli geçtiği ilk gözlemlerim arasındadır. İlk çalıştayın, katılım gösteren arkadaşlar için farkındalığının zayıf olduğunu ve tatil modunda bir etkinlik gibi geçtiğini; ikinci çalıştayımızda ise farkındalığın arttığını, daha resmi ve disiplinli bir organizasyon olduğunu söyleyebilirim.   Kafkas Dernekleri Federasyonunun faaliyet içeriklerinin düzenlendiği, başlıkların şekillendiği ve daha planlı bir düzenin oturtulmaya başlandığı bir çalıştaydı. Çalıştayın en büyük problemi sürenin kısıtlı olmasıydı. Türkiye’nin dört bir yanından ÜNİKAF’larımızın ve Derneklerimizin gençlik komisyonlarının üyeleri olarak hep beraber oradaydık. İlk etapta anket çalışması yapan arkadaşlarımız sunumlarını gerçekleştirdi.   Çalıştay’da bir araya gelen gençler kendilerini rahatlıkla ifade edebiliyorken derneklerdeki gençlerin büyüklerimizden çekindiklerini, Thamadelerimize karşı Xabze’ye uymayan bir davranışta bulunma korkusu ile kendilerini ifade etmekte güçlük çektiklerini gözlemledim.   Dikkatimi çeken diğer bir husus ise derneklere ve üniversitelerin Kafkas topluluklarına, o şehirde bulunan gençlerin yeterli ilgiyi göstermemeleri oldu. Kültürümüzü, dilimizi, danslarımızı, geleneklerimizi, müziklerimizi kısacası bizi biz yapan bütün renkleri taşıyacak, bir sonraki nesle aktarılmasını sağlayacak biz gençlerin bu değerlere sahip çıkması gerektiğini, bu sorumluluğu tüm gençlerin kabullenip özveri ile yerine getirmeleri gerektiğini düşünüyorum. Unutmayalım ki, dili unutulan bir toplum ölmeye mahkumdur.   Değerlerimizin yitip gitmemesi için hepimiz gerekli çalışmaları yapmalıyız. Kültürümüzü, varlığımızı, birliğimizi kamuoyuna duyurmalıyız. Dil kurslarına, akademik çalışmalara, gençlerimize daha fazla önem vermeliyiz.   Dikkatimi çeken bir diğer husus ise 80 kadar kişi oradaydık ve fikirlerini sadece belirli kişiler dile getirdiler. Bu tür organizasyonlara katılım gösteren kişiler, geldikleri yeri temsil etmektedirler ve her biri kendini, temsil ettikleri toplumun problemlerini, planlarını veya çalışmalarını ifade etmeli, temsil ettikleri organizasyonun sesi olmalıdır. Katılım gösteren ve sessiz kalan arkadaşlarımızın sessiz kalmalarındaki nedenlerin araştırılıp çözülmesi gerektiğini düşünüyorum. Çekindikleri bir durum varsa çözülebilir veya süre kısıtlamasına takıldıkları için kendilerini ifade etmedilerse, bu ve bunun türevi problemlerin çözülmesi ile organizasyondaki verimin artacağına inanıyorum.   Bu çalıştay ile Nart Akademisi gibi harikulade bir gelişmeden haberdar oldum. Bu akademi ile derneklerin daha bilinçli, birbirlerini destekleyen bir toplum yetiştirmeyi hedeflediklerini, bununla beraber bir Gençlik Meclisi oluşturup Anka Kuşu misali küllerinden yeniden doğan bir Federasyon yolunda ilerlemek isteyen bir organizasyon gördüm ve bu durum beni çok mutlu etti.   Ayrıca Nart Akademi sayesinde; derneklerin kurumsallaşmaya yönlendirildiğini, derneklerin birbirleri ile daha senkronize olabileceklerini ve bu dernekler sayesinde dünya kamuoyuna sesimizi duyurarak varlığımızı gösterebileceğimizi gözlemledim. Bu gelişmeler sayesinde mevcut derneklerimizin donanımlarının artacağını ve vizyon eksikliğinden kaynaklı sorunların da çözüme kavuşabileceğini düşünüyorum.   Yazımı Sayın Şamil Koç’un “Kendi kendimizi özlüyoruz” adlı Köşe Bucak yazısındaki sözleri ile bitirmek istiyorum: “Bizim büyüklerimiz, Kafkas Dağlarındaki cennet yurtlarından koparılıp bu tarafa fırlatıldılar. Biz, geçim derdine düştük, kentlerin betonları arasına hapsolduk. Saksıda yetiştirilmeye çalışılan bozkır çiçeği gibi renksiz, biçimsiz bir hale dönüştük. Rengimizi, kokumuzu, toprağımızı, varlığımızı hissedebileceğimiz bir bu dernekler kaldı. Kimine kızıp küseriz, kimini de toplumu politik ya da ticari çıkarları için kullanmaya çalışmakla eleştiririz, kimine “Böyle Çerkeslik mi olur, bu ne biçim davranış?” der darılırız. Biz eleştiriyi çok seven bir milletiz. Ama doğruların da ancak eleştirmekle bulunabileceğini genlerimizde, atalarımızdan miras alıp getirmişiz. Varsın aramızda bunlar da olsun, biz o derneğe gider, hiç olmazsa bu kasvet ortamından bir anlık sıyrılıp, bu kültürün nefesini içimize çekeriz. Yok olup gitmektense, burada alabildiğimiz o bir nefesle işte, yaşayabildiğimiz kadar yaşarız. Hiç olmazsa aldığımız nefesten bir şey anlar, halen yaşadığımızı, var olduğumuzu hissederiz. Sizlere de tavsiye ederiz, bırakın bir kenara bahaneleri, hepinizi derneğe bekleriz…”      nanSmırpha Elif Sevim Oral

Güney Marmara ve Ege Stratejik Plan Hazırlık Toplantıları

  Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) 2020-2021 yılları Stratejik Planı hazırlık toplantılarına, bu hafta sonu  Güney Marmara ve Ege Bölgeleri toplantıları ile devam edildi.   Güney Marmara Bölge Toplantısı Soma Kafkas Kültür Derneğimizin ev sahipliğinde 8 Şubat Cumartesi günü, Ege Bölge Toplantısı ise Arıkbaşı Kafkas Kültür Derneğimizin ev sahipliğinde 9 Şubat Pazar günü gerçekleştirildi.    Federasyonumuz Genel Başkanı Yıldız Şekerci, Yönetim Kurulu üyelerimiz, Bölge Dernek Başkanlarımız, Derneklerimizin yönetim kurulu üyeleri ve delegelerinin katılımları ile gerçekleştirilen toplantılarda önümüzde iki yıllık döneme ilişkin görüş alışverişinde bulunuldu.   KAFFED Genel Başkanı Yıldız Şekerci, katılımcı bir anlayışla yürütülen stratejik planlama çalışmalarına ilişkin bilgi vererek yerelde güçlü olmamız gerektiğini vurguladı.   Stratejik planlama sürecine ilişkin yapılan sunumların ardından katılımcılar, toplumumuzun ve kurumlarımızın güçlü ve zayıf yanları ile çevremizdeki fırsatları ve tehditleri tartıştılar. Daha sonra önümüzdeki dönemde hangi stratejik hedeflere hangi etkinliklerle ulaşılabileceğine ilişkin öneriler ele alındı.     {gallery}/haber/federasyon/2020/200208_Soma_Arikbasi{/gallery}nanKaffed

Çerkes Gençlerine Uzatılan Can Simidi

  21.yy Çerkesler için özellikle Çerkes gençleri için çok zorlu geçecek. Bu dönemin çocukları ve naçizane benim de dahil bulunduğum gençlerinin çoğu kendi dilini, kültürü vs. bilmiyorlar.  Bunun farkında olan gençler, imkanları dahilinde Xabze’yi ve Çerkesce’yi öğrenmeye çalıştılar. Üniversitelerde öğrenci topluluklarını (ÜNİKAF) kurup kenetlendiler, birbirlerini bu konularda teşvik ettiler.   Bütün bunlarla beraber maalesef atik, hırslı ve hevesli Çerkes gençleri ile kültürümüzü ve dilimizi bilen büyüklerimiz arasında, çağımızın da beraberinde getirdiği genel sorunların etkisi ile bir iletişim kopukluğu vardı. Ancak, özellikle Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun (KAFFED) 2019 yılında uygulamaya koyduğu stratejik plan ve hamleler birçok şeyi değiştirdi.    2019 Ağustos-Eylül aylarında gerçekleşen Kapadokya Çalıstayı gelecekteki birçok şeyin habercisiydi. Uzun yıllar sonra ilk kez, Türkiye’nin çeşitli yerlerinden gelen gençler bir araya geldi ve dertlerini, taleplerini KAFFED gibi Çerkesler ’in oluşturduğu en büyük kuruma iletme fırsatı yakaladılar.    Çalıştay sonunda gençler gerçekleştirilen bu faaliyetin devamlılığı konusunda tedirginlik içerisindeyken KAFFED, 1 Şubat’ta üstelik kendi merkezinde ikinci bir Gençlik Çalıştayı gerçekleştireceğini duyurdu. İkinci defa ülkenin her yerinden gençler akın ettiler. Katılımcı sayısı ilk seferinkinden fazlaydı. Konya gibi Çerkes nüfusunun daha az olduğu bölgelerden dahi temsilciler bu çalıştaya katıldılar.    Çerkes gençlerinin daha da bilinçli birer birey haline gelmeleri için Nart Akademi konusu açıldı. Hem teknik olarak hem de teoride taslak olarak yapılacaklar belirlendi. Özellikle Çerkes Kültür ve Tarihinin gençlere daha iyi aktarılması üzerinde duruldu. Nart Akademi icin online bir platform oluşturulması fikri de tartışmaya açıldı.     Diğer bir başlık ise Amerika’da uygulanan “Work and Travel” programının bir benzerinin Kafkasya için uygulanabilirliği idi. Bu konu hakkında da KAFFED, hukuki sınırların izin verdiği çerçevede ellerinden geleni yapacaklarını belirtti. Anavatanla bu projenin prosedürleri icin iletişime geçildiği biz gençlere aktarıldı.    Bütün bu konuşulanlar Cerkes gençliğinin zaruri ihtiyaçlarıydı ve KAFFED gençlere kendi imkânlarının el verdiği kadarıyla yardım etmeye hazır olduğuna dair samimiyetini, kendi genel merkezlerine çağırarak, dinleyerek ve dikkate alarak gösterdi. Tabiri caiz ise Çerkes gençlerine can simidini atmaya her zaman hazır olduklarını gösterdiler.   Kapadokya’daki gibi, Ankara’daki gibi gençlik çalıştaylarının devamının gelmesi ve alınan kararların eyleme geçmesini umuyoruz. Çerkesler olarak gençlerimizle, kadınlarımızla, yetişkinlerimizle çok güzel ve kuvvetli bir toplumsal bağ yakaladık. Bu sinerjiyi ve bağı kaybetmemek dileğiyle…     Mirac Albek Hızlıok Yeditepe ÜniversitesinanMirac Albek Hızlıok

Hajı Dule

“Senin uzmanlık alanına giren bir konuda yardımın gerekiyor” diyordu telefonda, arkadaşım Abdullah Haradura. Köylüm, asker arkadaşım ve dostum olan Abdullah’a elimden geleni yapacağımı söyledim hiç tereddüt etmeden. Abdullah kendisini Kafkasya’dan birisinin telefonla aradığını ancak tek kelime Çerkesçe bilmediğinden telefonu açmaya bile cesaret edemediğini söylüyordu. Mayıs 2018’de Nalçık’a giden bir tanıdığı Abdullah’ın telefonunu Haradura Dina’ya (Хьэрэдурэ Динэ) vermiş ve akrabalarının Türkiye’de yaşadığını, telefonla temas kurabileceklerini söylemişti. Hiç vakit kaybetmeden Abdullah’ın bana verdiği iki telefon numarasından birini aradım. Telefonu açan Haradura Tole (Хьэрэдурэ Толэ) idi. Kendimi tanıttım ve arama nedenimi açıkladım. Çok memnun oldu. Kendisi Nalçık’ın İslamey köyünde yaşıyordu. 62 yaşında ve emekliydi ancak işine geri dönmüş çalışıyordu. Aynı zamanda çiftçilik de yapıyordu. Kabardey’in ünlü sanatçısı Haradura Dina’nın da öz kardeşiydi. Telefonda aile hikayesini anlattı hemen. Dedesi Haradura Şıhban (Щыхьбэн), 1905 yılında kardeşleri Dule-Abdullah (Дулэ – Абдулэхь) ve Luts(Луц) ile birlikte Türkiye’ye gelmiş, daha sonra annesinin ailesini de (annesi Yemişe’lerin(Эмыщэ) kızıydı. Türkiye’ye getirmek üzere Kafkasya’ya dönmüş, ancak Ekim devrimi nedeniyle Kafkasya’dan çıkamamış ve orada kalmıştı. Tole şimdi dedesi Şıhban’ın kardeşleri Dule-Abdullah’ı ve Luts’u arıyordu. Hajı Dule ya da diğer adıyla Abdullah köyümüzde (Eskişehir’in Rahmiye Köyü) yaşamıştı ve 100 yaşındayken ata bindiği, keskin nişancı olduğu ve köyümüzün Yunan askeri tarafından işgal edildiği sırada birkaç Yunan askerini öldürdüğü anlatılırdı. Hajı Dule bizim çocuk aklımızda yarı efsane olarak kalmıştı. Tole’nin aradığı Dule-Abdullah işte bu kişiydi ve onu bulmuştu. Arkadaşım Abdullah’ın (dedesi Dule’nin ismi verilmişti) babası İlhan Amca ile Tole iki kardeşin torunlarıydı. Bunu kendisine söylediğimde çok mutlu oldu, 100 yılı aşkın bir süre sonra onları bulmuş olmaktan heyecan duyuyordu. Yakın akrabalarıyla tanışmak, konuşmak istiyordu. Ancak akrabalarından doğrudan konuşabileceği çok fazla kişi yoktu. Çerkesçe konuşabilen sadece birkaç kişi vardı ve onlara da ulaşmam zaman alacaktı. Böylece Tole ile telefonda konuşmaya başladık. Özellikle, burada sizlere de anlatacağım dedesi Şıhban’ın ve ailesinin yürek parçalayıcı hayat hikayesini bana anlattığında, köyümüzde yaşamış olan Haradura ailesinin, özellikle de Şıhban’ın öz kardeşi Hajı Dule’nin öyküsünü araştırmaya karar verdim. Haradura ailesi köyümüzdeki diğer aileler gibi 1905 yılında Kabardey’den gelmişti. Dule 1851 doğumlu idi ve o sırada 54 yaşındaydı.  Nüfus kayıtlarına göre ismi Kerdüshan (veya Gerdüşhan) olan birinci eşinden iki oğlu ve dört kızı oldu. Oğullarının isimleri bilinmiyor. Kızlarının isimleri ise Devlethan-Tsıra(Цырэ), Kebahan-Khan(Кхан), Asiyat ve Zeynep. Eşi ölünce, Dule ikinci evliliğini Bukhuna Quequh (Бухъунэ К1уэк1ух) ile yaptı. Bu eşinden de sırasıyla Cemal, Zülfiye, Nuriye, Zübeyde, Mukaddes (Merhadis) ve Ahmet olmak üzere iki oğlu ve dört kızı oldu. Dule’nin en küçük oğlu Ahmet 13-15 yaşlarında vefat etti. Büyük oğlu Cemal’in ise İlhan ve Türkan isimlerinde bir oğlu ve bir kızı oldu. Arkadaşım Abdullah, Hajı Dule’nin torunu Haradura İlhan’ın küçük oğludur. Dule’nin nüfus kayıtlarına göre Aziz olan büyük kardeşi Luts de köyümüzde yaşadı. iki oğlu ve bir kızı oldu. Çocuklarının isimleri Hasan, İsmail ve Ayşe’dir (Гуэщхуж). Hajı Dule’nin iki de kız kardeşi vardı. Biri Ankara’nın Hacı Muratlı Köyünde yaşadı. Hacı Muratlı’da yaşayan ve nüfus kayıtlarına göre ismi Nusa olan kız kardeşi Rahmiye’de Guliy (Гулий) olarak bilinmektedir. Hacımuratlı’da Hute (Хут1э) adıyla anılmakta olan Nusa’nın dört oğlu bir kızı oldu. Kızı Ankara’nın Gökçehöyük köyüne gelin olarak gitti. Oğullarının isimleri sırasıyla İhsan, Kâzım, Nazım  ve Halit (Lid Dayı) olup hepsi rahmetli oldular. Torunları bugün Ankara’da yaşıyorlar. Hajı Dule'nin Babuna ismindeki diğer kız kardeşi, Sakarya İline bağlı Hendek İlçesinin Kargalı Hanbaba köyünde yaşadı. Torunu Haradura İlhan, Hajı Dule'nin Kafkasya’dan ilk önce onun yanına geldiğini fakat bölgenin sazlık, bataklık olması nedeniyle Rahmiye’ye göç ettiklerini söylüyor. Kız kardeşinin ve ailesinin birkaç kez Hajı Dule’yi ziyarete geldiklerini hatırlıyor. 20 . Yüzyılın başında Osmanlı İmparatorluğunun girdiği savaşlar nedeniyle köyümüzün eli silah tutan tüm erkekleri askere alınmıştı ve köyde yalnızca kadınlar, çocuklar ve ihtiyarlar kalmıştı. Hajı Dule ileri yaşından dolayı askere alınmamıştı. Köyümüz 1920 yazında Yunan askeri tarafından işgal edildiğinde, kalan köy halkı, köyün kuzeyindeki Sündiken dağlarında, ormanlık alandaki Karasakal mevkiine gizlendi. Köylüler bazen geceleri gizlice gelerek köyü kontrol ediyor, varsa ihtiyaçlarını alıyor ve ormana geri dönüyorlardı. Yunan askeri, pusu ihtimali nedeniyle ormana giremiyordu.  Hajı Dule ve bir hizmetkârı köyde kalmışlardı. Köye bir gün dört kişilik bir Yunan çetesi geldi (çeteciler askerlerden önce gelmişlerdi). Hajı Dule’den yemek ve içki istediler. Hajı Dule yumurta kırdırdı, tavuk kestirdi ve mahsıma verdi. Daha sonra, mutfakta yemek yiyen, alkolün etkisindeki çeteye, dışarıdan, mutfağın penceresinden mavzeriyle ateş ederek dördünü de oracıkta öldürdü, cesetlerini samanlığa sakladı ve atına atlayarak dağa çıktı. Hajı Dule’nin torunu Haradura İlhan, köydeki yaşlılardan, Hajı Dule'nin Yunan Harbinde birkaç Yunan askerini öldürdüğü yönünde bir şeyler duyduğunu ancak tam olarak bilmediğini söylüyor. Hajı Dule hiç anlatmazmış. Hajı Dule ile Yunan askeri arasında önemli bir olay daha yaşanıyor. Yunan subayı Hajı Dule’den atını ve silahını istiyor. Hajı Dule reddediyor. Subay bunun üzerine Hajı Dule’nin oğlunu götürmek istiyor, Hajı Dule kabul ediyor. Köylüleri, daha sonra, neden at yerine oğlunu verdiğini sorduklarında, Hajı Dule, eğer atını verseydi, subayın at sırtında dolaşarak köylülere zarar vereceğini, ancak oğlunun kaçarak kurtulacağı cevabını veriyor (10). Yunan subayı 8-10 (veya 16-17) yaşlarındaki delikanlıyı ellerinden atın arkasına bağlıyor ve atını köyün yukarısına, dağ yoluna sürüyor.  Ancak daha sonra delikanlının atın çifte darbeleriyle öldüğü söylenerek, ölüsü askerlerce yol kenarına bırakılıyor. Hajı Dule’nin diğer oğlu ise seferberlikte ölüyor. Yunan askeri, karargah olarak köyün kuzeyinde, büyük tepenin hemen eteklerindeki Haradura ve Tsırukh (Цырыхъу) ailelerinin evlerini kullandı, diğer evleri yaktı. Bugün köyümüzde biraz derin bir kazı yaptığınızda yanık buğdaylara dahi rastlayabiliyorsunuz. Hajı Dule keskin nişancı idi. Nail Şora, annesi Zübeyde’nin (Hajı Dule’nin ikinci eşinden kızı) anlattıklarını şu şekilde aktarıyor: “Anneme tiftikten sepet ördürüyor, içine yumurta koyarak 100 metre uzaklıktaki avlu kapısına astırıyor, kapıları açtırıyor ve yumurtalara mavzerle ateş ederek talim yapıyordu. Kur’anı Kerimi gözlüksüz okuyabiliyordu. Öldüğünde 128 yaşındaydı. At onun hayatıydı. Bir Torba tuz ile atına biner, yılkı atı yakalamak için dağa çıkardı. Bir ay kadar dağda kalır, yakaladığı 15-20 kadar atı kuyruklarından birbirine bağlayarak köye getirirdi. Daha sonra atları eğitip satıyordu.” Yine Nail Şora, Hajı Dule ile ilgili bizzat yaşadıklarını şöyle aktarıyor: “Antalya - Kemer yolunda tünellerde çalışıyordum. Kompresörü çalıştırdım, çay demledim. O arada karşı taraftan birisi geliyor. Elinde baston var ama bastona dayanmıyor. Aheste, aheste yürüyor. Adamın tipinden ben Çerkes olduğunu tahmin ettim. Selam verdi, aleyküm selam amca, diye cevap verdim, buyurun bir çayımızı için diye davet ettim. Çay ikram ettim. Nerelisin evlat diye sordu bana, Eskişehirliyim, dedim. Ahhh dedi adam, bir iç geçirdi. Babamın bir arkadaşı vardı Eskişehirli, hacca giderken bize uğradı dedi. Adı Sarı Abdullah idi. Babamla buluştular, kucaklaştılar, epeyce sohbet ettiler. Günlerden Cumaydı. Biz çiftlikteydik, köy 2-3 km mesafedeydi. Babam Cuma namazına gitmek için arabayı koşmamızı istedi. Arabayı koşmaya kalkışınca, Abdullah, “yahu bırak 3 kilometreyi yürüyemeyecek miyiz, yürür gideriz” diye kabul etmedi. Yola çıktık. Abdullah mavzerini hiç bırakmazdı, sırtında taşırdı. Yolda mısır tarlasından bir domuz çıkarak önümüzden geçti. Babam, “Abdullah haydi eski nişancılığın var mı göster” dedi. Abdullah mavzerini çıkarttı, doğrulttu, ateş etti, domuz yürümeye devam etti. “Vuramadın Abdullah”, dedi babam. “Vurdum”, dedi Abdullah, “aynı yerden bir tane daha”, diye tekrar ateş etti. Domuz yıkıldı. Gittik baktık, girişi aynı çıkışı farklı iki delik vardı. Amca bu Abdullah dediğin adam Çerkes miydi diye sordum. Bana baktı, sen nerden biliyorsun dedi. Herhalde benim dedemi tarif ediyorsun sen dedim. Başka bir ismi var mıydı, bu adamın diye sordum, Dule derlerdi dedi. Senin tarif ettiği amca, benim dedemdi dedim. Valla oğlum gözlerin de ona benziyor zaten dedi adam. Ben orada çalıştığımda sene 75-76 idi.”  Hajı Dule çok iyi bir binici ve at terbiyecisiydi. Aynı zamanda çok da güçlüydü.  Hajı Dule’nin ikinci eşinden kızı Nuriye’nin oğlu Ghogh (Гъуэгу) Nazım Başay büyüklerinden işittiği bir olayı şöyle aktarıyor: Hajı Dule bir gün kardeşinin oğlu Hasan ve torunu İlhan ile birlikte, 5 yaşında hiç eğer vurulmamış bir yılkı atını kement atarak yakalıyor. Atın kulağını tutup büküyor, at kulağındaki sancının şiddetinden yere diz çöküyor. Hajı Dule “vurun eğeri” diyor, eğeri vurduruyor. Ardından Hasan’a “bin” diyor. Hasan ata biniyor ancak titrediğini gören Hajı Dule “in aşağı” diyor ve ata kendisi biniyor. Kulağını bıraktığı anda da at dört nala avlu kapısından dışarı fırlıyor.  Hajı Dule, bir saat sonra atı sopayla önüne katmış olarak geri dönüyor. Hajı Dule 1947’de iki arkadaşı ile birlikte vapurla hacca gitti ve 3 ay sonra döndü.  Torunu Haradura İlhan, Hajı Dule'nin çok hayır sever olduğunu, dara düştüğünü, sıkıştığını duyduğu tüm ailelere, at başta olmak üzere her türlü yardımda bulunduğunu, emanet verilenlerin kaydının bile tutulmadığını söylüyor. Bir gün köyde birisinin atı öldüğünde, “çocuklarına söyle, gelsinler sabah damdan at seçip alsınlar” diyor. Bir kaç gün geçtiği halde kimse gelmeyince, o kişiye çocuklarının neden gelmediğini soruyor. O da çocuklarının “bizim atlar zayıf, Hajı Dule'nin atları çok kuvvetli, alırsak diğer at ona uyum sağlayamaz” diyerek gelmediklerini cevabını veriyor. Hajı Dule, “söyle onlara, yarın gelip beğendikleri iki atı alsınlar” diyor. Hajı Dule’nin kızı Zübeyde’den olma torunu Şora Melek Bi, muhtemelen Hajı Dule’nin uzun yaşamının sırlarından biri olan hayata olumlu bakışına ilişkin ipucunu şu şekilde aktarıyor: Hajı Dule her sabah kalktığında, sundurmaya çıkıp, derin derin nefes alır verir, “Ya Rab ne güzel bir gün” diyerek temiz havayı içine çekermiş. Ancak bunu her gün, karda, kışta, yağmurda, çamurda yaparmış. Bir gün yanındakiler, “Ya Hacı, her gün ne güzel diyorsun, hiç mi kötü gün yok” dediklerinde, Hajı Dule, “Allahın her gününün güzelliği ayrıdır” cevabını veriyor. Yine torunu Şora Melek Bi’nin  aktarımından Hajı Dule’nin aynı zamanda tutumlu birisi olduğunu da anlıyoruz. Hajı Dule, arkadaşlarıyla camiden çıkmış eve doğru gelirken, yerde o zamanın en küçük parası olan delikli 1 kuruş görüyor, eğilip onu yerden alıyor. Arkadaşları da hayretle, “Ya Hacı, o kadar zengin adamsın, o 1 kuruşa mı kaldın” diyorlar. O da “1 kuruşun değerini bilmeyenin, 1 kuruşluk değeri yoktur” cevabını veriyor. Hajı Dule’de bir hafta süreyle biraz vücut kırgınlığı olunca, torunu İlhan aracılığı ile, şehirdeki kızlarına,  rahatsızlığından söz etmeden Hajı Dule’nin onları görmek istediği haberi verildi. 1956 yılının bir Cuma günüydü. Kızları, kızı Asiyat’ın kocası Cemal Hoca ve Fuat Mirza, Beylikahır kazasından Sağır Doktoru da ( 1970’li yıllara kadar o bölgede doktorluk yapmış ünlü doktor Süreyya Pelit, Rahmiyelilerin deyişi ile Degu (Дэгу) (M.D.)) yanlarına alarak köye gittiler. Bütün çocukları ve torunları toplanmışlardı. Sağır Doktor muayene sonrasında “hiçbir şeyi yok, çocuklarını özlemiş”  diyerek reçete  bile vermedi. Erkekler camide Cuma namazı kıldılar ve arkasından eve geldiler. Hajı Dule her zaman oturduğu büyük koltuğu sundurmaya koydurdu ve oturdu. Herkes sırayla gelip elini öptü o da onların alınlarından öptü. Hajı Dule “başka kimse kaldı mı?” diye sordu. “Kalmadı” dediler. Sonra kendi odasında Cemal Hoca ile sohbete çekildiler. Sağır Doktor, torunu İlhan’ı muhtemelen genç görüp “hiç bir şeyi yok” derken, Fuat Mirza’ya “hiç telaş yapmayın, bu gece 1-2 gibi vefat eder” demiş. Gece 01.15’de sohbet ettiği sedirde iki elini namaz kılar gibi önünde kavuşturdu, ayaklarını uzattı. Sırtını arkaya yasladı. Kelime-i Şahadet getirdi, başı yana düştü, ruhunu teslim etti. Haradura Hajı Dule Abdullah’ın torunları bugün Eskişehir, İzmir ve Ankara’da yaşıyorlar. Türkiye’de bunlar yaşanırken aynı dönemlerde Rusya’da gerçekleşen Ekim Devrimi nedeniyle Hajı Dule’nin öz kardeşi Şıhban Kafkasya’dan çıkamıyor ve orada kalıyordu. 1929 yılında Sovyetler Birliğinde başlatılan kollektifleştirme (tarım araçlarına ve topraklara devletçe el konularak kolhoz ismi verilen çiftliklere devredilmesi) sırasında, Şıhban ve birçok köylüsü, mülklerine el konmasına karşı oldukları gerekçesiyle ihbar edildi. O sırada 59 yaşında olan Şıhban ve 30’lu yaşlarında olan en büyük oğlu Hajpago (Хьажпагуэ) diğer köylüleri ile birlikte ifadeleri alınmak üzere köyden çıkarılarak Nalçık’a götürüldüler ve orada komünistler tarafından öldürüldüler.  Ölüleri ailelerine verilmedi (gömüldükleri yerin üzerine Nalçık kapalı spor salonunun yapıldığı sanılıyor). 4 yıl sonra 1933 yılında bu kez karısı Melikhan, oğulları Abdul, Malik, Muzekir ve Muhammed (5-6 yaşlarında) Sibirya’ya sürüldü. En büyük oğul Abdul biraz Rusça biliyordu ve girişken biriydi. 1-2 yıl sonra annesini ve kardeşlerini Sibirya’dan geri getirdi. Ancak 3 yıl sonra 1937 yılında Abdul, Malik ve Muzekir tekrar Sibirya’ya sürüldüler. Malik ve Muzekir Sibirya’da kayboldular. Akıbetleri bilinmiyor. Her ikisi de bekardı. Abdul 2. Dünya savaşından sonra 1947’de köyüne dönebildi. Şıhban’ın 1912 doğumlu kızı Farizet, T’ımıj (ТIымыж)ailesine gelin olmuştu ve sürgüne uğramadı. İşte, benim telefonda görüştüğüm Haradura Tole, Şıhban’ın en küçük oğlu Muhammed’in oğludur. Burada Haradura ailesinin ilginç, bir o kadar da acılarla dolu öyküsünü elimden geldiğince anlatmaya çalıştım. Aynı ana babadan doğan kardeşlerin yollarının ayrılması, farklı coğrafyalara savrulmaları, yaşadıkları ülkelerin tarihleri ile iç içe geçen yaşamları, savaşlar, sürgünler, ailelerin parçalanması, ölümler, ayrılıklar ve sonsuz acılar… Biz Çerkeslerin kim bilir daha böyle anlatılmamış, yazılmamış kaç öykümüz var, kim bilir… K’aşe (КIащэ) Muzaffer Dinçer Not : Kayıtlara göre Hajı Dule 1851 yılında doğmuş, 1956 yılında 105 yaşında ölmüştür. Gerçekte 130 yıl yaşadığı söylenir.   EKLER: 1.       Hajı Dule hakkındaki gazete küpürü (Gazetenin ismi ve tarihi bilinmiyor ancak 1951-1956 yılları arasında olduğu sanılıyor) 2.       Hajı Dule’nin hac kıyafeti ile fotoğrafı   {gallery}/haber/federasyon/2020/Haji_Dule{/gallery}p>  nanMuzaffer Dinçer )