Ardzınba’yı Saygı ve Özlemle Anıyoruz

Savaşın korkunç yükünü her zaman o vatanın evlatları, gözü yaşlı anaları, babaları yüklenir. Abhazya'nın ilk Cumhurbaşkanı Vladislav Ardzınba da, savaş döneminde evlatlarının yüce değerler uğruna gözünün önünde yok edilmesine tanıklık eden onurlu bir komutan, bir dava adamıydı. Savaşın yıkıcı boyutunun ülkesinde yaşanmaması için her alanda mücadele eden bir vatanseverdi. Gürcü hükümeti tüm barış çağrıları ve görüşme taleplerini reddettiğinde Ardzınba kendi hayatı için değil vatanının geleceği için endişeliydi. Bunu şu sözlerinden biliyoruz; "Bugün bir kez daha telefonla ulaşmaya çalıştım Şevardnadze'ye, görüşmedi, yardımcısı kaçamak cevaplar verdi. Artık savaşın çok yakınımızda olduğunu hissediyorum. Bu, her bakımdan haksız bir savaş olacak. Gürcistan hırsızı, uğursuzu, narkomanı üstümüze salacak, biz ise tam tersine en iyi, en nitelikli gençlerimizle kendimizi savunacağız. Savaşın en büyük haksızlığı burada. Bizi yenmeleri, Abhazya’yı ele geçirmeleri mümkün değil. Tarihte hiçbir güç Abhazya’yı ele geçiremedi. Gürcüler de bunu yapamayacak. Ama en değerli insanlarımızı kaybedeceğiz. Savaşın kendisinden çok sonrasını düşünüyorum. Zaten nüfusumuz az ve geride kalanlarla yeniden toparlanmak hiç de kolay olmayacak.”   Ardzınba ülkesinin geleceğini gördü ve onurlu halkı büyük mücadele vererek, büyük bedeller ödeyerek 30 Eylül 1993' de zaferi elde etti. Cumhurbaşkanlığı görevini 2004 yılına kadar devam ettiren Ardzınba, daha sonra bozulan sağlık durumu nedeniyle görevini Sergey Bagapş'a devretti. Vefat ettiği 4 Mart 2010 tarihine kadar geçen sürede ülkesinin hep yanında, gönlünde oldu... Bugün kendisinin ölüm yıl dönümü. Aradan geçen onca yıla rağmen halkının kendisine sevgisi, saygısı hiç eksilmedi.    Abhazya Devletinin ilk cumhurbaşkanı Vladislav Ardzınba’nın vefat yıldönümünde bir kez daha kendisini saygı, sevgi ve şükranla anıyoruz...   "Ülkesine baharı getiren adamı" hiç bir zaman unutmayacak, onu her zaman toplumunun hafızasında ve kalbinde diri tutacağız...   Gittin diye bitersin mi sandın bizde?   Sen; ülkesine baharı getiren adam, ‘’Bağımsızlığımızın asil kahramanı’’ olarak yeşereceksin her zaman bu gönüllerde…   Kafkas Dernekleri FederasyonunanKaffed

Stratejik Plan Hazırlıkları İçin Akdeniz Bölgesindeydik

Bölgesel olarak yürütmekte olduğumuz KAFFED 2020-2021 Stratejik Planı hazırlık toplantılarının Doğu Akdeniz Bölgesi ayağını 01 Mart 2020 Pazar günü koordinatör derneğimiz Adana Çerkes Kültür Derneğimizin ev sahipliğinde, KAFFED Genel Başkanı Yıldız Şekerci ve yöneticilerimiz, Bölge Derneklerimizin Başkanları, Yönetim Kurulu Üyeleri, KAFFED Delegeleri ve gençlerinin katılım ve katkıları ile verimli bir şekilde gerçekleştirdik.   Toplantıda güçlü ve zayıf yanlarımız ile fırsatları ve tehditleri analiz edip stratejik hedeflerimiz ile bu hedeflere ulaşmak için yapılması gerekenler, katılımcı yöntemler ile ele alındı.   Toplantı sonrası Adana Çerkes Kültür Derneği üye ve gönüllüleri ile “Toplum Soruyor KAFFED Yanıtlıyor” oturumu gerçekleştirildi.     {gallery}/haber/federasyon/2020/200301_Adana_SP_Foto{/gallery}div>nanKaffed

Çerkesçe Dikte (АДЫГАБЗЭ ДИКТАНТ)

  UNESCO’nun Tehlike Altındaki Diller listesinde yer alan ve kaybolma tehlikesi yaşayan Çerkesceye (Adıgece) ilişkin olarak, Düzce Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Çerkes Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Tarafından 6 Mart 2020 günü saat 15.00’te “Çerkesce Dikte-Адыгабзэ Диктант” başlığıyla, Çerkesce yazabilen herkes için bir “Dikte Etkinliği“ planlanmıştır. Anavatanda da aynı tarihte yapılacak olan bu etkinlikte;                   1-Çerkescenin yaşayan bir dil olduğu ve yaşaması gerektiğine dikkat çekmek,                   2-Çerkesce okur-yazar kişileri bir araya getirmek,                   3- Anadilin önemine ilişkin olarak gençleri bilinçlendirmek,   amaçlanmaktadır. Fen Edebiyat Fakültesi A Blok D-302 numaralı salonda gerçekleştirilecek olan etkinliğe Çerkesceye ilgi duyan herkes katılabilir.   ADIGE (ÇERKES) DİLİ VE EDEBİYATI DERNEĞİ (DÜZCE) nanKaffed

Çerkesçe Dikte (АДЫГАБЗЭ ДИКТАНТ)

  UNESCO’nun Tehlike Altındaki Diller listesinde yer alan ve kaybolma tehlikesi yaşayan Çerkesceye (Adıgece) ilişkin olarak, Düzce Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Çerkes Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Tarafından 6 Mart 2020 günü saat 15.00’te “Çerkesce Dikte-Адыгабзэ Диктант” başlığıyla, Çerkesce yazabilen herkes için bir “Dikte Etkinliği“ planlanmıştır. Anavatanda da aynı tarihte yapılacak olan bu etkinlikte;                   1-Çerkescenin yaşayan bir dil olduğu ve yaşaması gerektiğine dikkat çekmek,                   2-Çerkesce okur-yazar kişileri bir araya getirmek,                   3- Anadilin önemine ilişkin olarak gençleri bilinçlendirmek,   amaçlanmaktadır. Fen Edebiyat Fakültesi A Blok D-302 numaralı salonda gerçekleştirilecek olan etkinliğe Çerkesceye ilgi duyan herkes katılabilir.   ADIGE (ÇERKES) DİLİ VE EDEBİYATI DERNEĞİ (DÜZCE) nanKaffed

Anavatanda Burslu Okuyacak Öğrenciler Mülakata Girdi

  Rusya Federasyonu Bursları kapsamında Federasyonumuz aracılığı ile Anavatan üniversitelerinde lisans ve lisansüstü eğitimi almak isteyen gençlerimiz 25 Şubat 2020 Salı günü  Rus Bilim ve Kültür Merkezi’nde mülakata girdiler. Mülakat sonrası gençlerimiz Federasyonumuzda Genel Başkan Yıldız Şekerci ile görüştüler.div> Gençlerimize başarı diliyoruz.div>nanKaffed

Stratejik Plan Hazırlıkları için Karadeniz Bölgesindeydik

Yoğun gündeme karşın Federasyonumuzun Stratejik Plan hazırlıkları aralıksız devam ediyor. Karadeniz Bölgesi Derneklerimizin Başkanları, Yönetim Kurulu Üyeleri, KAFFED Delegeleri ve gençlerinin katılım ve katkıları ile koordinatör derneğimiz Samsun Çerkes Derneği ev sahipliğinde 23 Şubat 2020 Pazar günü verimli bir hazırlık toplantısı gerçekleştirdik.p> Toplantıda SWOT (GZFT) analizinin yanı sıra stratejik hedeflerimiz ve bu hedeflere ulaşmak için atılması gereken adımlara ilişkin öneriler ele alındı.p> Ayrıca toplantı öncesinde, Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçisi Aleksey Yerhov’a tepki mahiyetinde Federasyonumuzun Ankara’da gerçekleştirdiği basın açıklaması ile koordineli olarak bölge dernekleri adına Samsun Çerkes Derneği Başkanı Rahşan Erdoğan Yılmaz, toplantının başlangıcında basın mensuplarına bir açıklama yaptı. Açıklama yerel ve ulusal basında geniş yer buldu.p>nanKaffed

KAFFED Ankara’da Basın Açıklaması Yaptı

KAFFED Genel Başkanı Yıldız Şekerci tarafından, Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçisi Aleksey Yerhov’un Söylemine İlişkin okunan basın açıklamasının tam metnini kamuoyu ile paylaşıyoruz. Sputnik haber ajansı 13 Şubat günü Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçisi Aleksey Yerhov ile Suriye’deki güncel gelişmelerle ilgili bir röportaj yaptı. Bu röportajda Büyükelçi Yerhov, İdlib sorunu ile hiçbir ilgisi yokken Çerkeslerle ilgili tarihi gerçeklere aykırı ve hakaret içeren ifadeler kullanmıştır. Büyükelçi Yerhov’un , Çerkesleri “akınlar, cinayetler, yağmacılıklar ve köle ticareti” ile geçinen bir toplum olarak göstermesi, anavatanlarından topyekûn sürgün edilmelerini bu gerekçe ile savunması ve yaşanan trajediyi “güzel efsane” olarak tanımlaması hiçbir şekilde kabul edilemez. Tarihçiler tarafından açıkça ortaya konulduğu gibi Çerkesler yüzyıldan fazla süren bir direnişten sonra 21 Mayıs 1864 Çerkes Soykırımı ve Sürgünü ile anavatanlarından koparıldı. Bugün diaspora ülkelerinde anavatandan daha fazla Çerkesin yaşamasının nedeni bu etnik temizliktir. 1994 yılında Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Boris Yeltsin “Kafkas halkları özgürlüklerini, vatanlarını ve kültürlerini korumak için kahramanca savaştılar. Vatanlarından sürülen bu halkın tarihi anavatanlarına dönüşü konusunu, tarihi ve insani bir problem olarak çözmek zorundayız” diyerek sürgün gerçeğini ve sonuçlarının ortadan kaldırılması gerektiğini kabul etmişti. Rusya Federasyonu içerisinde yer alan Cumhuriyetlerimizin Parlamentolarında da bu tarihi gerçekliği tanıyan kararlar alınmıştır. Biz vatan savunması sırasında maruz bırakıldığımız vahşeti, sürgün yollarında çektiğimiz acıları kendi dedelerimizden, ninelerimizden dinledik. Olan biten her şey toplumsal hafızamızda tazeliğini koruyor. Büyükelçi Yerhov da aslında bu gerçeği dile getirmekte, bütün bir halkın ülkesinden sürgün edildiğini kabul etmektedir. Hangi gerekçe ile olursa olsun, bir halkın topyekûn ülkesinden sürgün edilmesine uluslararası hukukta etnik temizlik denilir, bu bir insanlık suçudur. Tüm bu acılara ve haksızlıklara karşın, Çerkesler intikam değil, adalet istiyor, sorunlara şiddet ile değil, diyalog ile çözüm arıyorlar. Bu doğrultuda Başkanlar Kurulumuzda ve Yönetim Kurulumuzda yaptığımız istişareler sonucu, diplomasiye bir şans vermek ve konuya ilişkin özür mahiyetinde bir açıklama yapılmasını talep etmek üzere Büyükelçi Yerhov ile görüşmeye karar verdik. Büyükelçi Yerhov ile 19 Şubat 2020 Çarşamba günü KAFFED Heyeti olarak gerçekleştirdiğimiz görüşmede; bu ifadelerin hem kurumumuz bünyesinde, hem de tüm dünya Çerkesleri nezdinde infiale neden olduğunu belirterek bir düzeltme ve özür yayınlamaları gerektiğini belirttik. Görüşmede Büyükelçiliğin röportajı savunan bütün tezlerine gerekli yanıtlar verildi. Görüşme sonrasında, Büyükelçilik tarafından yayınlanan açıklama metni, talebimiz olan ve halkımızın beklediği bir özür içermediği gibi, “demecin ana mesajının Çerkes dostları tarafından yanlış anlaşıldığını” iddia etmektedir. Yanlış anlaşılan bir şey yoktur. Hiçbir halkın bir daha soykırım ve sürgün yaşamaması için, acıların tekrarlanmaması için yapılan tarihsel haksızlıkların kabul edilmesi gereklidir. Tarihsel gerçekler çarpıtılarak bütün bir halkın anavatanından sürgün edilmesi hiçbir şekilde önemsizleştirilemez. Tarihsel haksızlıkların tanınmaması, yaşanan acıları devam ettirir. Tarihsel haksızlıkların kabul edilmemesi, yeni insanlık trajedilerine yol açar. Büyükelçi Yerhov, röportajında anavatanda kalan Çerkeslerin de Rusya ve Sovyetler Birliği’nin diğer halklarıyla birlikte farklı nedenlerle acı çektiğini kabul etmektedir. Doğrudur, eğer Çerkeslerin yaşadığı sürgün ve soykırımla zamanında yüzleşilseydi, bugün 76. Yılında anmakta olduğumuz Çeçen-İnguş ve diğer Kuzey Kafkasya Halkların sürgünü de yaşanmayacaktı. 23 Şubat 1944’te başlayan ve üç günde binlerce can kaybının yaşandığı sürgün, Çeçen-İnguş halkının tarihindeki en büyük felaketlerden biridir.p> Büyükelçi Yerhov, geçmişi inkar etmek yerine tarihten ders alarak Rusya, Türkiye ve Çerkesler olarak bugün ve gelecekte barış içinde yaşamamızın temellerini güçlendirmeye, ilişkilerin sağlamlığı, faydası ve geleceği konularına katkı vermeye çalışmalıdır. Halkların barış ve huzur içerisinde yaşaması tüm tarafların çıkarınadır ve tüm yetkililer sorumluluk bilinci içerisinde bu doğrultuda gayret göstermelidir. Bunun için Çerkeslerin acısını yüreğinde hisseden herkes adına burada bir araya geldik. Bugün Büyükelçi Yerhov’dan Çerkesler ile ilgili sarf ettiği sözleri geri alıp, sürgün ve soykırıma uğramış olan Çerkeslerden özür dilemesini bekliyoruz. Rusya Federasyonu ve Türkiye Cumhuriyeti’nden Çerkes sürgün ve soykırımının kabul edilmesini, çifte vatandaşlık ve dönüş hakkının tanınmasını talep ediyoruz.   Dün yaptıklarınız için Özür Dileyinp> Bugün söyledikleriniz için Özür Dileyinp> Toprağında doğmayan her bebeğimizden Özür Dileyinp> Vatanıma götürün beni diyerek son nefesini veren son dileklerini yerine getiremediğimiz tüm ninelerimizden, dedelerimizden ÖZÜR DİLEYİNp>   {gallery}/haber/federasyon/2020/200223_Basin_Aciklamasi_Yerhov{/gallery}p>nanKaffed

23 Şubat 1944 Çeçen-İnguş Halklarının Sürgünü

1944, Şubat…p> O yılın kışı işte, o yılın, Sivri kama misali, İnsanın bağrına saplanıp da yaşanan Kışı işte o yılın! O yılın hiç yazı olmadı ki… Kanayan yüreğimin yarası kapanmadı ki hiç! İçimi kavurarak süren o yılın kışı On üç buzlu ayaza dönüştü Ve daha bir başka soğudu Tamı tamına on üç kez! Sibirya’da dona dönmüş on üç yıl Saplanır içime on üç anıt misali. On üç yıldan uzun süren o tam on üç yaraya Deva olmaz zaman denen sonsuzluk!                       Zelimhan Yandarbiyev   1944 ÇEÇEN-İNGUŞ HALKLARININ SÜRGÜNÜp> 1941 yılının Haziran ayında Sovyetler Birliği’ne karşı saldırıya geçen Almanlar, hızla ilerleyerek Kafkasya’ya doğru yöneldiler. 1941–1942’de, Kafkasya’daki petrol üretim bölgelerine sahip olmayı amaçlayan Almanlar, Sovyetler Birliği’nin Azerbaycan’dan sonraki en zengin petrol rezervlerine sahip Çeçenistan’ın Grozni petrol bölgesini ele geçirmek için harekete geçtiler. Alman birlikleri, 1942 sonbaharında Çeçen-İnguş Cumhuriyeti’nin bazı bölgelerini işgal etmelerine rağmen Grozni’ye girmeyi başaramadılar ve Stalingrad yenilgisinden sonra Kuzey Kafkasya’dan çekildiler. Ancak, Almanların Kafkasya’dan çekilmesinin hemen ardından yerel nüfus büyük oranda Kızıl Ordu’ya bağlı kaldığı halde yerel Komünist Partisi saflarında ve devlet kurumlarında hızlı bir tasfiye hareketi başladı. Sovyet yönetimi, Almanların Sovyet topraklarındaki ilerleyişinden başta Çeçen ve İnguşlar olmak üzere Kalmıklar, Balkarlar, Karaçaylar, Mesket Türkleri, Kırım Tatarları ve Volga Almanlarını sorumlu tuttu ve onları ihanet içindeki halklar olarak topraklarından sürme kararı aldı. 7 Mart 1944’te ülkede yaşayan tüm Çeçen ve İnguşların sürgün edilmesi kararı yayımlandı ve Çeçen-İnguş Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin (ÖSSC) feshedilerek yerine Grozni Oblastı’nın kurulduğu açıklandı. Kararın gerekçesi ise şu şekilde ifade edildi: “Büyük Anavatan Savaşı’nda, özellikle Nazi Almanlarının Kafkasya operasyonları sırasında Çeçen ve İnguşların çoğunluğu anavatana ihanet ederek faşist işgalcilerin tarafına geçmiştir. Çeçen ve İnguşlar, Almanların talimatı üzerine Sovyet yönetimine ve güçlerine karşı savaşmışlar ve uzun zamandır komşu bölgelerdeki kolektif çiftliklere karşı haydutça saldırılar düzenleyerek Sovyet vatandaşlarını soymuşlar ve öldürmüşlerdir. Bundan dolayı Yüksek Şura Kurulu, Birinci Çeçen-İnguş ÖSSC’sine bağlı ve komşu bölgelerdeki Çeçen ve İnguşları SSCB’nin diğer bölgelerine göndermeye ve Çeçen-İnguş ÖSSC’sini lağvetmeye karar vermiştir.” Kararın ardından, 23 Şubat 1944’te Kızıl Ordu birlikleri Çeçen ve İnguşların yaşadıkları bölgeleri kontrol altına alıp sürgünü başlattılar. SSCB’den Avrupa’ya kaçarak İngiltere’ye sığınmış olan Albay G. Tokayev, sürgünün başlangıç hadiselerini şöyle anlatmaktadır: “Daha 1944 yılında Kuzey Kafkasya, özellikle Çeçen-İnguş bölgeleri, NKVD (Stalin’e bağlı İçişleri Bakanlığı Halk Komiserliği) mensupları ile doldurulmaya başlanmıştı. Ertesi gün, Kızıl Ordu Günü arifesinde her tarafta mitingler düzenlenmişti. NKVD albayı kürsüye gelerek şöyle dedi: “Esas mevzua girmeden evvel şunu haber vereyim ki, miting NKVD birlikleriyle çevrilmiştir ve bütün firar teşebbüsleri derhal ve yerinde kurşuna dizilerek cezalandırılacaktır.” Ahali neye uğradığını bir türlü anlayamıyordu. Albay elini kaldırarak başının üzerinde bir daire çizdi. Bu bir işaretti. Etraftan mitralyözler şakırdayarak onun sözlerini teyit etti. Birkaç kişi hançerini çekerek albayın üzerine atlamaya teşebbüs etti ise de makineli tüfeklerin ateşi onları bir yaprak gibi düşürdü. Birisi firara kalktı ise de, onu da mitralyöz ateşi biçti. Genç bir İnguş mitralyözcünün üzerine atıldı. O da aynı akıbete uğradı. Sağ elinde bir tabancayı, sol elinde de Milli Emniyet Komitesi’nin kararnamesini tutan albay sözlerine devam etti: “Adil ve âkil Stalin siyaseti sizin çok milliyetli sosyalist vatanında inkişâf etmeniz için her şeyi yaptı.” Herkes başları önünde bu mutat sözleri dinliyordu. Fakat albay bütün Çeçen-İnguşları Almanlarla iş birliği yapmakla suçlayınca, bütün halk bir ağızdan bağırmaya başladı: “Yalan, iftira! Biz Almanlara yardım etmedik!” Tokayev’in bu anlattıkları, 1954 yılında Batı’ya iltica etmiş sabık NKVD subayı Yarbay Grigori Stepanoviç Burlutskiy tarafından da doğrulanmaktadır. Burlutskiy’e göre alay kumandanı muavini kürsüye çıkmış, kısa ve kuru nutkunda Komünist Partisi ile Sovyet Hükümeti’nin kararını ilan etmiştir. Kararın muhtevası şu şekildedir: “Sovyetler Birliği toprakları Alman faşist orduları tarafından işgal edildiği zaman Çeçen-İnguş Muhtar Sovyet Cumhuriyeti ahalisi Çeçenler ve İnguşlar Alman ordularına yardım ettiler. Bunu nazara alan Komünist Partisi ve Sovyet hükümeti, Çeçen-İnguş ÖSSC halklarını Sovyetlerin başka bölgelerine göç ettirme kararı vermiştir. Herhangi bir mukavemet ve emirlerimizin icrasında boyun kaçırmak yolundaki teşebbüsler partinin ve Sovyet hükümetinin kararlarına itaatsizlik telakki edilecek ve ordu ikaz etmeden silah kullanacaktır.” Her aileye 20 kg bagaj için izin verildi ve arkalarında kalan evleri, toprakları ve büyükbaş hayvanlarına Rusya Sosyalist Federatif Sovyetler Cumhuriyeti (RSFSC) tarafından el konuldu. Stalin’in verdiği emir gereğince 500 bin ila 700 bin Çeçen-İnguş, yük trenlerine bindirilerek başta Sibirya ve Kazakistan olmak üzere Orta Asya’ya sürüldü. Yalnızca 2,000 kişi dağlara kaçabildi. Birkaç gün su ve yiyecek verilmeden hayvan vagonlarında yapılan yolculuk sırasında insanların yaklaşık %20’si hava koşulları ve açlık nedeniyle hayatını kaybetti. Sürgünün ilk yıllarında iklim koşulları, ağır çalışma ve salgınlar sonucunda pek çok kişi daha hayatını kaybetti ve Çeçen ve İnguş halklarının nüfus kayıpları arttı. Her 10 eve bir gözlemci verilmek suretiyle polis devleti mantığı ile kontrol edilmek istenen Çeçen ve İnguşların her ay kendilerini kaydettirmeleri de zorunluydu. Sürgünde dahi rahat bırakılmayan bu insanların birçok şey için polisten izin alması gerekiyordu. Bulundukları mekandan yalnızca üç kilometre uzaklaşmaları dahi yasaktı. NKVD tarafından gerçekleştirilen sürgün büyük bir gizlilik içinde yapılmıştı. Olaydan ancak iki yıl sonra, 26 Haziran 1946’da zorunlu göç “İzvestiya” gazetesinde küçük bir haber olarak yer aldı. Bununla birlikte, sürgün yerleri ve durumları ancak 11 yıl sonra, yani 1955’te anlaşılabildi. RSFSC Üst Konsey Prezidyumu, Prezidyum Başkanı İ. VIasov ve Sekreter P. Bahmorov’un imzaladıkları bir bildiriyle Kırım Tatarları ve Çeçenlerin SSCB’nin değişik yerlerine sürüldüğünü onayladı. 26 Kasım 1948’de yayınlanan bir bildiri ile de, sürgünlerin yurtlarına geri dönme haklarından mahrum olarak, süresiz sürgünde kalacakları bildirildi. Sürgün yerleri, durumları ve yaşayışları hakkında bilgi ancak sürgünden 11 yıl sonra verildi.23 Şubat 1944’te başlayan ve üç günde tamamlanan sürgün Çeçen-İnguş halkının maruz kaldığı en büyük felaketlerden biri olarak tarihe geçti. Cephede savaşan Çeçen ve İnguşların henüz evlerine bile dönmediği bir sırada gerçekleştirilen böylesine bir sürgünü meşru gösterecek herhangi bir delil mevcut değildi. Nitekim, Stalin’den sonra Sovyetler Birliği’nin başkanlığına gelen Kruşcev 25 Şubat 1956 tarihinde Parti’nin 20. Kongresi’nde yaptığı konuşmada “Aklı başında bir insanın; kadın, çocuk, yaşlı, komünist ve komsomol ayrımı yapmadan tüm milleti, bireylerin veya bir grup insanın yaptığı hareketlerden sorumlu tutmak suretiyle toplu halde sürgün ederek cezalandırmasını anlaması zordur.” ifadesini kullandı. Kararın gerekçesi olarak “Nazi iş birlikçiliği” öne sürülmüştü; ancak Stalin’in amacı geçmişteki isyanlarından dolayı Kuzey Kafkasya halklarını cezalandırmak ve onların Türkiye topraklarına planlı göçünü engellemekti. Haybah Katliamıp> Bu sürgün sırasında çok sayıda katliam gerçekleştirildi. Bunlardan biri de Haybah köyünde gerçekleştirilen ve çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere 700 kişinin ölümüne neden olan katliamdı. NKVD polisleri Haybah köyü halkını kadın, erkek, ihtiyar, çocuk ayrımı yapmaksızın ahırlara doldurarak diri diri yaktılar. Adalet Bakanı eski yardımcısı iken, buraya gönderilerek askeri birliğe katılmaya zorlanan Ziyaudi Malsagov, 27 Şubat 1944 günü Haybah’da gerçekleştirilen katliamı şöyle anlatmaktadır: “Cumhuriyet’in diğer bölgelerindeki Çeçenlerle İnguşlar vatanlarından sökülüp Kazakistan’a yollanmaktaydı. Fakat buradakileri nakletmek mümkün değildi. Çevre avullardan toplanan halk yola çıkarıldı. Hastalar, yaşlılar ve zayıflar, ertesi günü helikopterlerle taşınacakları söylenerek arkada bırakıldılar. Kadın, çocuk ve gençlerin bir kısmı da onlarla kaldı. Kalanlar 650-700 kişi kadardı. 27 Şubat 1944 günü sabah saat dokuzda çevre avullardan ve Haybah’tan toplanan bu insanlar bir ahıra sürüldü. Bu ahıra,Lavrentiva Pavloviça Beriya’nın “Örneklik Beygir Ahırı” denilmekteydi. Bu ahıra daha önce, dışardan ateşlenince içeriyi tutuşturacak şekilde kuru ot ve saman yığılmıştı. Bu insanlar ahıra sürülüp üstlerine kilit vuruldu. Ardından ahır ateşe verildi. Ateş tutuştuğu zaman ben fazla uzakta değildim. İnsanlar ahırın kapısını zorlayıp kırdı ve dışarıya çıktı. Gvişiani de o an emretti: “Ateş!” Meğer otomatikler daha önce mevzilenmiş. Otomatların biçtiği ceset yığınları kapı çıkışını tamamen kapattı. Bir iki kişi firara kalkıştı. Onları da öldürdüler. 650-700 insan ahırın içinde cayır cayır yakılarak öldürüldü.” Sürgün sırasında çok sayıda Çeçen’in ölümüne neden olan bir başka hadise de Sotni köyünde yaşandı. Çeçen ve İnguşları sürmekle görevlendirilen Kızıl Ordu askerleri ve NKVD polisleri, Sotni köyü erkeklerini topladıktan sonra, yine çoğunluğu kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşan çok sayıda Çeçen’i, buzun onları taşımayacağını bildikleri halde buz tutmuş Galanşoh gölünü geçmeye zorladılar ve binlerce Çeçen, Galanşoh gölünde can verdi.   {gallery}/haber/federasyon/2020/200223_Cecen_Surgun_Foto{/gallery}p>nanKaffed

KAFFED Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçisi Aleksey Yerhov ile Görüştü

Rusya Federasyonu Büyükelçisi Aleksey Yerhov ile 19 Şubat 2020 tarihinde yaptığımız görüşmenin toplantı notlarını kamuoyunun bilgisine saygıyla sunuyoruz. KAFFED olarak, Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçisi Aleksey Yerhov’un 13 Şubat 2020 tarihli Çerkes toplumunu infiale sürükleyen sözlerini izah ve telafi etmesini isteyerek Sayın Büyükelçiyle bir araya geldik. Görüşmenin başında Genel Başkan Yıldız Şekerci, yapılacak konuşmaların not edileceğini ve kamuyla paylaşılacağını iletti. Şekerci, Büyükelçinin bir basın kuruluşuna verdiği demeçte, Suriye’den bahsederken, Çerkeslerin tarihi gerçeklerle uyuşmayan bir biçimde gündeme getirilmesinden duyulan rahatsızlığı ifade etti ve Büyükelçinin sözlerinin Türkiye ve dünya üzerindeki Çerkes diasporasında infial yarattığını kaydetti. Yıldız Şekerci, beyan edilen görüşlerin tarihi belgelere aykırı ve haksız iddialar içerdiğini vurgulayarak, bu görüşlerin Rusya Federasyonu’nun mu yoksa Büyükelçinin şahsi görüşleri mi olduğunun merak edildiğini bildirdi. Rusya Federasyonu Başkanı Putin’in yakın tarihlerde Adigey ve Kabardey-Balkar Cumhuriyetlerine yaptığı ziyaretleri olumlu ve umut verici gelişmeler olarak gördüklerini iletti. Şekerci; “Çerkesler Çarlık Rusya’sının sunmuş olduğu seçeneklere göre göç etmiş topluluklar değildir. Bu iddiayı kabul etmiyoruz” dedi. Büyükelçi Aleksey Yerhov “Peki sizce seçenek yok muydu?” sorusunu yöneltti. Yıldız Şekerci bu soruya karşılık; “Anavatanda kalmak dışındaki tüm seçenekler bizim için sürgündür. Sürgün için efsane denmesi asla kabul edilebilir değildir, rencide edicidir. Bu “güzel bir efsane” değil büyük bir halkın acısıdır, tarihi bir gerçektir. Tarihten ders alarak Türk-Rus ilişkileri ve Çerkeslerin barış içerisinde yaşamasına katkı sağlamanızı bekliyoruz. Geçmişi inkâr edemezsiniz. Çerkesler Kafkasya’nın kadim halkıdır, köklü bir kültürü vardır, burada bahsettiğiniz gibi yağmacı ve saldırgan değildir. Diplomasiye olan inancımız nedeni ile sorunlarımızın diyalog yoluyla çözülmesi gerektiğini düşündüğümüz için buradayız. Barıştan yanayız; barış herkesin lehine olan bir durumdur. Hepimiz bunun sorumluluğunu taşımak zorundayız,” dedi. Heyetimiz, Büyükelçinin tarihi ve Çerkesleri çok iyi bildiğini hatırlatıp, demecinde verilen yanlış mesajların düzeltilmesini istedi. Şekerci, Büyükelçinin tarihsel gerçekleri bildiğinden emin olduğunu vurgulayarak, tarihi inkar etmeden, barış içinde bir gelecek öngördüklerini söyledi. “Bu olaylar Çarlık Rusyası’nda yaşandı. Çarlık Rusyası’nın görüşlerinin bu güne gerçekmiş gibi taşınması bizi ayrıca rahatsız etti,” dedi. Dünyanın her yerindeki Çerkeslerden sözlü ve yazılı tepkiler geldiğini hatırlatarak, Büyükelçi tarafından tüm dünya Çerkeslerine yönelik net bir açıklama yapılması gerektiğini vurguladı.  Büyükelçiye 1.5 milyon insanın sürgün edildiği, hiçbir halkın dilini ve kültürünü bilmediği bir ülkeye gönüllü olarak gitmeyeceği hatırlatıldı. Büyükelçi Aleksey Yerhov, “Görüşlerinizi samimi olarak aktardığınız için minnettarız. Yayınladığınız bildiri için de teşekkür ederim. Yapmam gerekenler yazıyor, geçmişten ders çıkarmam gerektiği de belirtiliyor. Barışa katkı sağlamam gerektiğini anlıyorum, bana sorumluluk ve yetkilerimi de hatırlatıyorsunuz. Çerkes diasporası ve Rusya’daki Çerkesler arasında işbirliğinin geliştirilmesi için geçmişten bu güne yaptığım katkıları da inkâr edemezsiniz. Bu açıklamada Çerkes konusu neden gündeme geldi diye soruyorsunuz? Bu hem basit hem teferruatlı bir konu. Türkiye-Rusya ilişkileri kritik bir dönemden geçiyor, Suriye’de İdlib konusu gibi. Ancak bunlar değil sadece; ikili ilişkilerimiz ciddi bir testten geçiyor. Genel hatlar bir tarafa, bir tarafın diğer taraftan farklı görüşlere sahip olabileceği kabul edilmeli. Her iki tarafın (Türkiye ve Rusya) birbirini anlaması bağlamında Çerkes konusu klasik bir örnek teşkil etti. Bu amaçla söylemiştik. “Rusya katil” diye bağırmak bir hakaret değil mi? Bayrağımızın yakılması, devlet başkanlarımızın resimlerinin yırtılması hakaret değil mi? Bunu yapanlar Çerkes değil mi? Sizin bunlarla ilgili bir beyanınız oldu mu? O günleri biz yaşadık, ben de canlı şahidiyim. Her gün, her akşam bunu yaşadık. Bunları söyleyenleri de eleştirdiniz mi? “Rusya defol” diyenleri duyuyoruz, bizim de haklarımız vardı,” dedi. Bu sözler üzerine Genel Başkan Yıldız Şekerci, Büyükelçiye Çerkeslerin samimi görüşlerini ilettikleri bu görüşmede Büyükelçiden bu yaklaşımı beklemediklerini  belirterek Türkiye-Rusya ilişkilerinin içerisinde bulunduğu durumun farkında olduklarını ifade etti ve iki ülke arasındaki ilişkilerin iyi olmasının herkesin lehine olacağını iletti. Şekerci sözlerine şöyle devam etti:  “Bazı söylemlerin üst düzey yetkililerin ağzından söylenmesi farklı karşılanır. Herhangi birinin söylemesi gibi olmaz. Tarih zaman zaman farklılıklar barındırsa da bir bilim dalıdır, tarihsel gerçekler bakış açısına göre değiştirilemez, herkes kendi açısından yorumlayamaz,” dedi. Büyükelçiye Rusya Federasyonu tarafından Boris Yeltsin döneminde alınan kararların, Büyükelçinin sözleriyle uyuşmadığı da hatırlatıldı. Aleksey Yerhov, buna karşılık, “Söylediklerime bakarsanız, “Kafkasya Savaşı”nın sonucuna dair kesinlikle “efsane” gibi bir ifade kullanmadım. Bu savaş üzerinden efsane yaratılarak Rusya saldırgan, etnik temizlik yapan canavar gibi gösteriliyor,” dedi. Heyetimiz buna karşılık,” 1,5 milyon insan yerinden edildi. Bu sürgün, soykırım değil mi? Biz buna etnik temizlik diyoruz” yanıtını verdi. Büyükelçi, kendilerinin de bunu bir tarihi gerçek olarak kabul ettiklerini kaydetti.  Şekerci “Bazı konular toplumlar açısından çok hassastır. Bunlara dokunulduğunda diğer her şey gölgede kalır. Burada sürgün edilen bir toplum var. Acılar hakkında yapılan değerlendirmeler incitici olmaktadır,” dedi. Büyükelçi “Kendimi doğru anlatabildiğimden emin değilim, “ dedi. Şekerci “Biz de sözlerinizi doğru algıladığımızdan emin olmak için buradayız,” diyerek cevap verdi. Büyükelçi “Tam olarak neye kızdığınızı anlamadım. Akademik değil güncel olarak algılamalıyız. İdlib ve Suriye ile ilgili sosyal medya üzerinden Rusya’ya çok ağır hakaretler yapılıyor. Bunlar Rusya’nın kötü niyetli olduğundan hareket ediyor. Bazılarında Kırım, bazılarında “Kafkasya Savaşı” anlatılıyor. Bizim amacımız Ruslara karşı zihinlerde oluşan olumsuz imajı silmek. Kötü Rusya algısı oluşmasın istiyoruz. Bağırıyoruz ama sesimizi duyan yok. Yarın Kırımlılar, Türkistan partileri yine konsolosluk önünde olurlar,” dedi. Genel Başkan Yıldız Şekerci, bu sözler üzerine, zihinlerdeki algının bu tutumla silinemeyeceğini kaydetti. KAFFED’in ikili ilişkileri geliştirmek için yoğun çaba içerisinde olduğunu vurgulayan Yıldız Şekerci, “bazı ilişkileri oturtabildiğimizi düşünüyoruz. Adigey Başkanı Kumpil Murat Türkiye’ye geldi, Mart ayında sizlerin katkısı ile Kabardey-Balkar Başkanını ağırlayacağız. Biz ilişkilerin geliştirilmesini istiyoruz ama bu gibi durumlar bizi olumsuz etkiliyor. Rusya ile ilişkilerimizin bozulmasını istemiyoruz. KAFFED olarak bunları oturtmak için çok çalıştık. Çerkesler acıları konusunda çok hassastır. Bu durum üzerine yapılan yorumlar attığımız adımları geri püskürtüyor. Bu yaklaşımlar toplumu olumsuz etkiliyor. Bu hassasiyetleri göz önünde bulundurmazsak huzuru inşa edemeyiz. Biz bütün dünyadaki Çerkeslerin neden ayağa kalktığını Sayın Büyükelçinin anlamasını ve bir adım atmasını bekliyor ve istiyoruz. Biz barış inşa etmek istiyoruz. Biz Çerkesler köprü olmak isterken bu konunun gündeme gelmesini anlayamadık,” dedi. Büyükelçi Yerhov, söylediklerini inkâr edemeyeceğini, ancak bir açıklama yayınlayabileceğini belirtti. Bunun üzerine Genel Başkan Şekerci, gerekli düzeltmeleri yapacak, demecin kastı aştığını ifade eden, iki tarafın da hassasiyetine uygun bir açıklama yapılmasını istedi. KAFFED’in meseleye diplomatik çözüm arayışı kapsamında yaptığı ziyaretin ardından Büyükelçilik tarafından bir açıklama yayınlandı.  https://turkey.mid.ru/tr/press_center/news/kaffed_heyeti_b_y_kel_ili_imizi_ziyaret_etti_/p> Federasyonumuzu ve toplumumuzu tatmin etmeyen bu açıklama nedeniyle yönetim kurulumuz bir basın duyurusu yapmayı uygun gördü. Basın duyurusu, Rusya Büyükelçiliği çevresinde alınan yoğun güvenlik tedbirleri nedeniyle, resmi yetkililerin belirlediği Ankara Kuğulu Park’ta 23 Şubat Pazar günü saat 14.30’da yapılacaktır.  nanKaffed

Basın Açıklaması Duyurusu

Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçisi Aleksey Yerhov, İdlib’deki gelişmelerle ilgili 13 Şubat 2020 tarihinde Sputnik haber kuruluşuna verdiği röportajda, İdlib sorunu ile hiçbir ilgisi olmayan, Çerkeslerle ilgili tarihi gerçeklere aykırı ve hakaret içeren söylemleri ile toplumumuzun haklı tepkisine neden olmuştur. Konuyla ilgili olarak Sayın Büyükelçi ile yapılan görüşmelerden maalesef tatmin edici bir sonuç alınamamıştır.   Büyükelçi Yerhov’un sarf ettiği sözlerle ilgili tepkimizi kamusal alana taşımak üzere, Rusya Federasyonu’nun Ankara Büyükelçiliği binası önünde yapmayı talep ettiğimiz basın açıklamasına tüm girişimlerimize rağmen mevcut uluslararası konjonktür nedeni ile yetkililer tarafından izin verilmemiştir.    Federasyonumuz konuyla ilgili basın açıklamasını 23 Şubat 2020, Pazar günü, saat 14.30 da, yetkililerin belirlemiş olduğu alternatif yer olan Ankara, Kuğulu Park'ta yapacaktır.   Kamuoyuna saygıyla duyurulur.   Kafkas Dernekleri Federasyonu nanKaffed