KAFFED'in çocuklarımıza ve gençlerimize kimlik bilinci kazandırmak, "Kafkasya ve 21 Mayıs 1864 Çerkes Sürgünü" ile ilgili farkındalık yaratmak amacıyla iki farklı yaş kategorisinde düzenlediği resim yarışmaları sonuçlandı. 7-12 yaş grubunda "Hayalimdeki Kafkasya" ve 13-18 yaş grubunda "21 Mayıs Çerkes Sürgünü" konularıyla düzenlenen yarışmalarda toplam 60 eser değerlendirmeye alındı. Dereceye giren çocuklarımızın ve gençlerimizin adları aşağıda listelenmiştir. 7-12 Yaş Grubu: 1. Nisa ANGI 2. Nilsu SÜRÜCÜ 3. Elanas KALYON 13-18 Yaş Grubu: 1. Şûra YASA 2. İrem Nur AYSAN 3. Zeynep IŞIK Jüri: Faruk KUTLU Ahmet ÖZEL Meral FIDAN Sevim SEYHAN Özcan ATICIER Yarışmaya katılan tüm çocuklarımıza katılım belgesi verilecektir. Resimler eser sahiplerinden izin alınmak kaydı ile KAFFED internet sitesinde sergilenecektir. Yarışmaya katılan tüm çocuklarımıza, onları bu konuda destekleyen velilerimize ve değerlendirme konusunda emeklerini esirgemeyen jüri üyelerine çok teşekkür ediyoruz. https://youtu.be/z8T1-pFoapEdiv> nanKaffed
“21 Mayıs Çerkes Soykırımı ve Sürgününün Yansımaları” Konulu Öykü Yarışması Sonuçlandı
KAFFED'in Çerkes Edebiyatı dünyasına yeni yazarlar kazandırmak amacıyla düzenlediği “21 Mayıs Çerkes Soykırımı ve Sürgününün Yansımaları” konulu öykü yarışması sonuçlanmıştır. Sanatsal, kültürel, tarihi veya geleneksel değerlerimizi başarıyla öykülerine yansıtan tüm katılımcılara teşekkür ederiz. Yarışmada yer alan 26 katılımcının her biri bizleri umutlandırmıştır. İlk beş içerisinde yer alan öyküler, Çerkes Hikayeleri Antolojisinde yer alacaktır. SEÇİCİ KURUL Elbruz AKSOY Eda TOKUÇ BALBAY Ayça ATÇI Sinem ÖZKAN Filiz ÇELİK DERECEYE GİREN ÖYKÜLER Ömer DAĞLI Dirilerle Başbaşa Harun GERGİN İlk Adım Sinefin GIŞ "Ben de!" Özge ARSLAN Çerkes Ali Bey Ayhan KAN Özgürlüğün Kanatları https://youtu.be/1N9RPKa5vx0div>nanKaffed
Dede, Nine, Vatanım… Ben Geldim
Dede, ben geldim. Açlıktan, yıkımdan, savaşlardan arta kaldım da geldim. Dünyanın dört bir yanına savruldum; filizlendim, çiçek açtım ama hep eksik kaldım. Dede… Sana geldim. Özlemden daha büyük bir derdim yok; eksiğim biraz, tamamlanmayı bir türlü beceremedim. Köküm bastığım hiçbir toprağı sarmadı, hiçbir yere ait olamadım. Savruluyorum dede, tut beni diye geldim. Nine, sana geldim. Sofranda eksik kalanım ben; ağzındaki o buruk tat, benim. Tadın, tuzun, suyun olmaya geldim. Sen anlarsın beni nine, yarım kalan şarkımı sen tamamlarsın, başı karlı dağın devlerinden ateş çalan Sosruque masalını anlatırsın diye geldim. Kulağıma kendi dilimdeki ninniyi sen söyle bana saçlarımı okşayarak uyuturken. Xeky, ben geldim. Dilimde kalan son seslerle sana hasreti anlatayım diye geldim. Bir toprak nasıl bir avuç köze dönüşür insanın yüreğinde, bir rüzgâr nasıl yakar insanın etini, bulut ne zaman bulut olur, gökyüzü ne zaman senin evin olur anlatmaya geldim. Hep bir şeylere yetişmeye çalıştım, hep kendimi anlatmaya uğraştım, hep buruk gülümsedim fotoğraflarda… Nedenmiş anladım. Sana varmak içinmiş çıktığım bütün yollar, sana anlatmak için yaşamışım her bir anı, seni görmek için kısmışım gözlerimi her ufka daldığımda ve… Senin kokunu getirir diye sevmişim ben rüzgârı ve yağmurları… Dede, ben geldim. Beni vatanımdan ayrı bırakma demek için çağlar öncesinden geldim. “Xeky’dan kopma, ben hiç doğmayayım bu yarım kalmış hayatı yaşamaktansa” demek için geldim. Kendi masalımla, kendi toprağımda büyümeyeceksem bunu büyümekten nasıl sayayım ben? Bak; bir türlü büyüyemedim, gör diye geldim. İçimde kendi toprağında doğmadığı için bir türlü büyümeyen o huysuz, çilli, kumral ve cılız saçları çok kıymetli kızı görün diye geldim. İçimdeki küf kokan bu marazlı yerleri anlattıkça iyileşmiyorum, “Benim yaram var burada” dedikçe tuz basanları duvarıma çentikle işaretliyorum dede, yaramı sen üfür diye geldim. Dede, nine, vatanım… Ben geldim. “Sizden kalan ne varsa hepsi kutsal emanetimdir. Gözümü kırpmadan korurum sizden kalanları” demeye, bunun andını içmeye geldim. Çerkes doğdum, Çerkes kalacağım, ruhuma başka ellerin dokunmasına müsaade etmeyeceğim, dilimle, bayrağımla, içimde yanan vatan aşkıyla var olacağım, var edeceğim, bunun sözünü tüm dünyaya vermeye geldim.nanAyça Atçı
Looking Towards The Future
I would like to start with this quote: "Refugees did not just escape a place. They had to escape a thousand memories until they would put enough time and distance between them and their misery to wake to a better day.” —Nadia Hashimip> Some of us left and some of us stayed. While both groups went through particular hardships, the group that left was scattered like ashes around continents and countries. They had to learn new languages, adjust to different societies, and eventually, became the minority in their new land. Despite the many obstacles they faced, like assimilation looming over them, they managed to hold onto their cultural identity and recreate themselves. And we did wake to better days in the following years. To this, we owe thanks to the resilience of our ancestors, which is something to be upheld and admired. Today, we mourn the losses of our people from the genocide and displacement, especially those that perished in the Black Sea and on its shores. Yet we must praise ourselves for surviving. We won't forget our past, but we have to look towards the future. It's been 156 years and here we stand. Alive. Free. Knowing. div> GELECEĞE BAKMAK Bir özlü sözden alıntı ile başlamak istiyorum: “Göçmenler sadece bir “yer”den kaçmazlar. Onlar, acıları ile aralarına zaman ve mekân olarak yeterince mesafe koyabilene ve daha iyi bir güne uyanabilene kadar bin türlü acı hatıradan da kaçmak zorundadırlar.” Nadia Haşimi. Bazılarımız gitti ve bazılarımız kaldı. Her iki grup da belirli zorlukların içinden geçerken, gidenler küller gibi savruldular kıtalara ve ülkelere. Yeni diller öğrenmek, yeni toplumlara uyum sağlamak ve sonuçta da yeni ülkelerinde azınlık olmak durumunda kaldılar. Üstlerine çöken asimilasyon ve benzeri karşılaştıkları pek çok zorluğa karşın, kültürel kimliklerine bağlı kalmayı ve kendilerini yeniden oluşturmayı başardılar. Ve sonraki yıllarda gerçekten daha iyi günlere de uyanabildik. Bunu sağladıkları için, atalarımızın yüceltilmesi ve hayranlık duyulması gereken dayanıklılığına şükran borçluyuz. Bugün Soykırım ve Sürgünün halkımıza yaşattığı kayıpların yasını tutuyoruz. Özellikle de Karadeniz’de ve sahillerinde kaybettiklerimizin… Fakat aynı zamanda varlığımızı sürdürdüğümüz için kendimizi de takdir etmeliyiz. Geçmişimizi unutmayacağız ama geleceğe bakmak zorundayız. 156 yıl oldu ve işte burada ayaktayız. Capcanlı. Özgür. Bilinçli… *Quasbic Kaghado (ABD New Jersey Çerkes Yardımlaşma Derneği Başkanı/President of Circassian Benevolent Association in New Jersey, USA) nanQuasbic Kaghado
Olaylar-Olgular ve 21 Mayıs
Aslında gündem olmasını, (belli bir seviyenin altına düşürülmeksizin) tartışılmasını, polemiklere konu olmasını heyecanla karşılıyorum. Zira 21 Mayıs 1864 Çerkes Soykırımı ve Sürgünü bir yandan kavramsal olarak kendini sağlamlaştırırken, düşünsel olgunluk açısından da Çerkes toplumunun farklı siyasal eğilime ve sosyolojik gerçekliklere sahip kesimlerini de iyi kötü bir forma sokuyor. Her ne kadar biz bu yıl “Soykırım ve Sürgünün” 156. Yılını anacak olsak da bunun bir olgu olarak karşımıza çıkışı 1989 yılında Ankara KKD tarafından düzenlenen 125. Yıl Anma Etkinlikleridir. Bu kronoloji başka bir çalışmanın konusudur ve daha fazlasına değinilmeyecektir. Biz tarihsel olay ve tarihsel olgu penceresinden ve kendi zaviyemizden 21 Mayısın anlamına değinmeye çalışacağız. Zira toplumsal bir patinaj unsuruna dönüşen ve ciddi enerji-motivasyon kaybına sebep olan Olay-Olgu ilişkisine kısaca bakmakta yarar var. Ünlü Fransız Tarihçi Lucian Febvre bilim disiplini olarak tarih, tarihsel olay, tarihsel olgu ekseninde şu tespiti yapıyor: “Tarih insanlara (sadece) yalıtılmış bir olgular koleksiyonu sunmakla kalmıyor aynı zamanda olguları düzenliyor. Onları açıklıyor ve açıklarken içinde yer alan olguların eşdeğerli olmadığı bir dizi kuruyor.” Edward Hallet Carr ise tarih-olgu ilişkisini daha sıkı bir ilişki zemininde “Tarih, doğrulanmış olgular kümesidir” değerlendirmesinde bulunuyor. Bu perspektifle bakıldığında Tarihsel Olay kronolojik bir durumu ifade ederken “tarihsel olgu” bu olay ve olayların sebeplerini, yol açtığı sonuçları, ortaya çıkmasında etkili olan faktörleri inceler. Tarihsel olgu bu yaşananlar hakkında toplumsal veya bireysel deneyimlerdir. Tüm bunların ötesinde tarihsel olaylar (taammüden çarpıtılmadığı durumlarda) herkes için geçerli, objektif durumlar iken tarihsel olgular ise net etkileri itibarı ile objektif olamaz.p> 1763 yılında başlayıp 21 Mayıs 1864 tarihinde Çerkeslerin kadim vatanlarından sürülüşünün kararının verildiği zamana değin yaşananlar “Tarihsel Olay” olarak kabul edilebilir. 101 yıl süren ve literatürde Kafkas-Rus Savaşları olarak geçen bu savaşlar Çarlık Rusyası ve Kafkas Halkları arasında geçmişse de (bir futbol müsabakasındaki gibi) salt iki unsurun etkileşimi değildir. Bu savaşlarda ve sonraki sosyal etkilerinde kimin en fazla suçlu ve etkin olduğu izahtan varestedir. Ancak Kafkas-Rus savaşlarının en yıkıcı safhasına geçişin döneminin “Hükümranlık alanı ve hakkı olmadığı halde” Osmanlı İmparatorluğu’nun Edirne Anlaşması ile Çerkesya’yı Rus Çarlığına terk ettiğini ilan etmesi, Fransızların ve İngilizlerin olan bitene “zımnen” de olsa destek vermeleri ile sundukları “katkı” unutulmamalıdır. Bunlar tarihsel olayın bileşenleridir ve ayrı ayrı katmanlandırılarak değerlendirilebilir. Ancak gerek Rus vahşeti gerek Osmanlı İmparatorluğunun Çerkesya’yı terki ve gerekse Avrupa devletlerinin kıyım ve işgale bigâne kalışları Çerkes Soykırımı ve Sürgünü olgusunu hazırlayan tarihsel olayların en bilinenleridir. Yukarıda zikredilen olaylar tüm yönleri ile değerlendirilebilir, araştırılabilir, itirazlar, karşı çıkışlar olabilir ve bir bilim disiplini olan “Tarih metodolojisi” ile enine boyuna kurcalanabilir. Ancak Çerkes Soykırımı ve Sürgünü artık olgusal bir gerçekliktir ve yapısı gereği tartışmadan uzaktır. 156 yıldır dünyanın pek çok bölgesine savrulanlar ve anavatandaki Çerkesler bir yandan dil, gelenek ve sosyal yaşamların belirlediği özgün kültürel yapılarını korumaya çalışırken diğer yandan özellikle anavatanlarında etnik nüfus kompozisyonunun değiştirilmesi tehlikesiyle baş etmeye çalıştı. Gerek diaspora gerekse anavatandakiler açısından zamanın ve “devletlerin” çok müşfik olduklarını söylemek objektiflikten ve akılcılıktan uzaktır. Ancak yukarıda özetlenen ilişki biçiminden bakıldığında sevindirici olan artık bir tarihsel olgumuzun (historical phenomenon) Çerkes dünyasında giderek kabul gördüğü gerçeğidir. Bu noktadan itibaren yeni bir tartışma alanı ve yeni soru-sorun yumağı bizi bekler. Ne yapmalı? Dünyanın “Genocide-Soykırım” tanımı ile tanıştığı 1944 yılından ve BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesinin yürürlüğe girdiği 1951 yılından beri hukuksal olarak “pek az” soykırım kabulü yapılmıştır. Halen BM’in hukuksal kriterleri itibarı ile tam olarak Soykırım tarifine oturmasına karşın (21 Mayıs Çerkes Soykırımı ve Sürgünü de dahil olmak üzere) pek azı kabul görmüş ve hukuksal bir sonuca erdirilmiştir. Zira her soykırımın bir “büyük kabahatlisi ve muhatabı” mevcut ve küresel siyaset halen bu sorunları neticeye erdirmekte yeterince vicdanlı değil. Meselenin hukuksal boyutunu bir yana bırakalım. Benim de içinde olduğum pek çok Çerkes için, yapılanlar bu tartışmayı gereksiz kılacak kadar açık bir soykırım suçudur ve “Ne yapmalı?” sorusunun cevabı da burada yatmaktadır: 1-Çerkesler anlatılardan, çarpık ve suni tarih tezlerinden, tevatürlerden arındırılmış bir DOSYA hazırlığına başlamalıdır. Bu dosya sürgün ve soykırımın tarihsel olarak Rus Çarlığı ile başlayıp bugün Rusya Federasyonu ile devam ettirilen kodları açığa kavuşturmalı, dinamik süreç ortaya konmalıdır. Bu dosya ilgisiz kişi ve kurumlarca değil, işin ehli hukukçular, siyaset ve devlet adamları, üniversiteler ve bu sürecin mağduru olan Çerkes entelektüelleri ve örgütlenmelerinin ortak aklı ile oluşturulmalı ve ilgili mercilere başvurulmalıdır. 2- Süreç “intikam” maksatlı olmaktan uzak “hak ve adalet” isteğini yükseltmelidir. 3- Çerkesler içinde bulundukları “Sürgün ve soykırım” mağduru psikolojisinden ve edilgen tavrından sıyrılmalı ortak, akılcı, bölgesel aktörlerle işbirliğine açık gelecek tasavvurlarına yönelmelidir. 4- Diaspora Çerkesleri yaşadıkları ülkelerde hak arayışı temelinde örgütlenmeli, kimlik ve kültürel varoluş için tüm enstrümanları kullanma gayretinde olmalıdır. Çerkes toplumunun diasporada son 30 yılda oluşturduğu bu kavramın akılcı kullanılmazsa çok kısa sürede berhava olacağı unutulmamalıdır. Soykırım ve sürgün kavramları ile buna bağlı talepler 30 yılda hiç de azımsanmayacak bir bilinç ve kitle yarattı. Kalabalıkları niteleyen ve bir arada tutan ortak duygular, harekete geçiren ise ortak ülkülerdir. Artık ihtiyacımız olan “ortak ülküleri” ortaya koymak zamanıdır.nanŞogen Ümit Dinçer
Çerkeslerin Yas Günü
Mayıs Ayının 21’i Çerkeslerin yas günüdür. Ne mi oldu 21 Mayıs’ta? 21 Mayıs 1864’te Kafkas – Rus Savaşı, Kbaada, Kuabıde-Къуэбыдэ (Мзымтащхьэ, убыххэм я лъахэм) bölgesinde Rusların vatanlarını savunan Kafkas güçlerini mağlup ettiği ve dolayısıyla savaşın bittiği tarihin adıdır. Böylece 1763 yılından 1864 yılına kadar süren (101 yıl) işgalcilerin sivillere ve hatta doğaya acımasız saldırıları ile dolu savaş sona erdi. Sonrasında, savaştan ve katliamlardan kurtulan Çerkesler deniz kenarına kadar getirilerek gemilerle Osmanlı İmparatorluğu topraklarına zorla sürüldüler. Ne yazık ki savaş ve sürgün sonrası Kafkasya’da kalan Çerkes sayısı, mevcut nüfusun ancak %5’i kadardı. 21 Mayıs, Rusya’da üç Cumhuriyetin (Adıgey, Kabardey-Balkar, Karaçay Çerkes) yas günüdür. Aynı zamanda Kabardey – Balkar Cumhuriyetinde resmî kurumlar ve okullar tatildir. O gün, Çerkeslerin yaşadığı her yerde anma toplantıları yapılır. Halk, bu programlarla acılarının büyüklüğünü diğer toplumlara hissettirmeyi, dolayısıyla onlara ulaşmayı umuyor. 21 Mayıs, bu cumhuriyetlerde 1990 yılında yas ve tatil günü olarak ilan edildi. Çerkeslerin yaşadığı cumhuriyetlerde, 1997 yılında 21 Mayıs’ın yas günü kabul edildiğine ilişkin resmi karar alındı. Çerkeslerin nüfusu bugün için yaklaşık altı milyondur ve halkımızın çoğu kırktan fazla ülkeye dağılmış şekilde yaşıyor. Birçok uluslararası uzman savaş yıllarında yaşananları, uygulanan baskıları, ölümleri, etnik temizlik politikalarını ve büyük sürgünü soykırım olarak nitelendiriyor. 21 Mayıs’ı biz Çerkeslerin yanı sıra Çerkeslere akraba olan Abhazlar da yas günü olarak kabul ediyor, bu acı günü anıyorlar. Tarih bilinci, kimlik bilincinin en önemli unsurları arasındadır; biz de tarihimizi doğru şekilde öğrenmek, gelecek nesillere aktarmak ve dünyaya anlatmak zorundayız. Özellikle tarihimizin en önemli sayfalarından biri ve belki de en önemli sayfası olan Çerkes Soykırımı ve Sürgününü bilimsel metodlarla dökümante etmeli ve dünya kamuoyuna anlatmalıyız. Vatanı ve halkı için canını ortaya koyarak, başına gelen bütün acı olaylara katlanarak dilimizi, kimliğimizi ve kültürümüzü yaşatan atalarımıza layık olmaya çalışmalıyız. Bunun için de dilimizi, kimliğimizi, kültürümüzü korumak ve geliştirmek için çalışmamız gerekiyor. Kendimiz çeşitli nedenlerle fiilen çalışamasak bile bu konuda çalışan insanlarımıza ve kurumlarımıza destek olmamız gerekiyor. Atalarımızın dediği gibi “Kendisini halkına adayanın cesedi mezara sığmaz”. Адыгэхэм я щыгъуэ махуэp> Накъыгъэ мазэм и 21-р адыгэхэм я щыгъуэ махуэщ. А махуэр къызэрыхахар зэпхар мыращ: накъыгъэм и 21 махуэм 1864 гъэм Урыс-Кафказ зауэр Кбаадэ къуэм и деж щиухауэ ялъытэ, урысхэр Кафказым ис цIыхухэм къатекIуэу. Абы къыхэкIыу 1763 гъэм щыщIэдзауэ 1864 гъэ хъуху (илъэси 101) екIуэкIа зауэр апхуэдэ гуIэгъуэшхуэкIэ иухащ. А лъэхъэнэм щыгъуэ адыгэу зауэм къелауэ урысхэм я унафэ щIэтыну хумейхэр хы Iуфэм нэс яшэрти, кхъухьхэм ирагъэтIысхьэурэ Уэсмэн Империем яхурт. Зауэ нэужым Кафказым щыпсэуу щыта адыгэхэм ящыщу Хэкум къинэжар 5% къудейщ. Накъыгъэм и 21 махуэр Урысейм и республикищым (Адыгей, Къэбэрдей-Балъкъэр, Къэрэшей-Шэрджэс) я щыгъуэ махуэщ икIи Къэбэрдей-Балъкъэрым а махуэр мылэжьэгъуэ махуэу щыщытщ.p> А махуэм адыгэхэр куэду щыпсэу щIыпIэхэм зэхуэс щащI, я гуауэм и инагъыр мыдрей лъэпкъхэм ирагъэлъэгъуну икIи нагъэсэну щогугъхэр. Накъыгъэм и 21-р щыгъуэ махуэу икIи мылэжьэгъуэ махуэу 1990 гъэм траухуауэ щытащ. Ар адыгэхэр титул статус яIэу щыпсэу республикэхэм 1997 гъэм цIэ иIэу траухуащ. Нобэ, адыгэхэм я бжьгъэр мелуанихым носыр, абы я нэхъыбапIэр хамэ щIыпIэ, хамэ къэрал 40 щIигъум щопсэухэр. Иныкъуэхэм зауэ зэманым къекIуэкIа цIыхуукIымрэ хэкужьым щхьэхуимыту ирахунымрэ — лъэпкъгъэкIуэду щытауэ ябжыр. Адыгэхэм нэмыщI, накъыгъэм и 21-р я щыгъуэ махуэу щытщ адыгэхэм я благъэ лъэпкъхэм — абазэхэмрэ азгъейхэмрэ, адыгэхэм ягъусэу зауэм и гуауэмрэ хэкум ихуныгъэмрэ дэзыгуэшахэр. Yazının Çerkesce seslendirmesi için inke tıklayınız : https://youtu.be/QN4apKeGqRAp> .p> nanYemuz Bayazıt Tarakçı
Çerkes Kalma Mücadelesinin En Dinamik Yerlerinden Biridir Orası, Reyhanlı
Reyhanlı Çerkes Derneği-Adığe Khase, 21 Mayıs Çerkes Sürgün ve Soykırım günü öncesi ciddi hazırlıklar yapmış son 1 aydır hemen her gün dokunaklı şiirler peş peşe geliyor, dünyanın neresinde olursa olsun başta Reyhanlılar olmak üzere herkesin eline afişler verilip sosyal medya üzerinde farkındalık yaratmaya çalışıyorlardı. Afişler Çerkesçe, Türkçe, İngilizce, Rusça, Arapça hazırlanıp yüzlerce yere ulaştırılarak Çerkes kalma mücadelesi veriliyordu. Deniz tarihin ihanetini taşıyordu sırtında Evlatlarından koparılmış anneler Canandan koparılmış canlar vardı üstünde Çığlıklar vardı çığlıkları bastıran hıçkırıklar yürekler donmuş kurumuştu damarlardaki kan susmuştu martılar susmuştu Karadeniz Anneler, dokunamadılar son birkez yiğitlerinin mezar taşlarına sarılamadılar son birkez toprağına. Mevsimlerden kıyamet Aylardan zulümdü Matemin soğuk acısı dolmuş zamana acı, sanki bir alışkanlık sanki bir baba yadigarı acı çıldırtan kimsesizlik bir vatansızlık durağı Zaman aşımına uğramayan acılarımız Kabuk tutmayan yaralarımız var bizim Yılmak yok bu yolda Mazeret yok Geri dönmek hiç yok Tam bunları okurken Başkan Uğur Pihava’nın 21 Mayıs Program davet geldi. Aklıma bir anda Pandemi bir anda da yıllardır savaşların, bombaların gölgesinde yaşayan çocuklar, kadınlar, kardeşlerimiz geldi. Savaşların bitmediği Ortadoğuya, Suriye sınır komşusu Reyhanlı’yı ilk defa savaş öncesi Doğu Akdeniz Dernekleri olarak Şam, Halep, Marj Sultan Dernek ziyaretleri öncesi görmüştüm. Sonraları bombalar patladı, acı Reyhanlı için normalleşti, ateş düştüğü yeri yaktı hep. Beynim bu muhasebeyi yaparken Uğur Başkanı aradım, emniyet müdürü, belediye başkanı ile görüşüp izin aldığını, sosyal mesafe ve maske kullanımı ile kısa bir anma programı yapacaklarını söyledi.Duygularım, nasıl olsa yaşadığım Adana ve Hatayda kısıtlamanın bittiğini, sıcaklığın 40 dereceyi geçtiğini ve gitmem gerektiğini söylerken beynim de riskleri sıralıyordu. Sonunda duygularım galip geldi. Hazırlandık, kalpağımı, şharxonu, siyahlarımı giydim. Reyhanlı’ya varıp Başkanın yemyeşil bahçe ,kapısı açıldığında ezan sesi geliyordu, binbir emekle hazırlanan sofrada kısa bir yemek ve sohbetten sonra Derneğe doğru yürüdük. Bahçeye girdiğimizde duvarlarda Çerkeslerle ilgili kocaman yazılar, özlemler, özenle işlenmiş resimler göze çarpıyor, hemen bir anı fotoğrafı aldırıyorum. Zemin önceki gün gençlerin hazırladığı Adığe Bayrak modelli mum dolu. Reyhanlı Kadını bir başkadır, hep ön saflardadır, çoluk çocuk genç demeden alan kalabalıklaşmaya başladı, bin bir zahmetle temin edilen bayraklar, afişler alanı süslemeye başladı. 21 Mayıs haftası coşkulu Reyhanlı insanını dizginlemiş gibiydi, mahsundu. İskenderun Derneği de gelince alınan izinlere uyarak Derneğin bitişiğindeki Antakya Caddesinde üçerli ve sosyal mesafeye titizlikle uyularak sloganlar eşliğinde alana gelindi. Başkan 21 Mayısın anlam ve önemi ile ilgili kısa bir konuşma yaptı, sonrasında ateşli sloganlar peş peşe geldi, Reyhanlı’nın Çerkes kalma direnci göğe doğru bir kez daha yükseldi. O gece Amik ovası bu direnci bilir gibi sessizde, sıcaktı. Program sonrası yeni yapılmakta olan Dernek binasının içini gezdik, belediyenin de kısmi yardımından, üyelerin katkısından bahsedildi. Mücadelelerinin nesillerce ve sonsuza dek süreceği toplantı ve eğitim salonları, yönetim salonu sonrası ışıklar söndürülüp balkondan mum ile yapılmış Adığe Bayrağı anılarımızda yerini aldı. SÜRGÜN SOYKIRIM İNSANLIK SUCUDUR. UNUTMADIK UNUTMAYACAK UNUTTURMAYACAĞIZ ! YAŞAŞIN ÇERKES KALMA MÜCADELEMİZ Çerkes Soykırımı ve Sürgünü'nde hayatını kaybedenlerin anısına saygıyla.p> Mayıs 2020 Reyhanlı nanHağur Turan Akın
Yası Tutulabilecek Toplum
Anavatana ilk gidişim 1991 yılı idi. Sevinç, hüzün, heyecan, acı, coşku vb. birçok duyguyu ulusal mücadele sürecinde yaşamıştım. Fakat gerçek bir yas duygusunu ilk kez Nalçık da 1991 in 21 Mayıs’ında yaşadım. Binlerce Adıge anma toplantısına sade ve koyu kıyafetler giyerek, sessizce bir hüzün havası içinde geldi. Konuşmalar yapılırken ve Yistanbulako çalarken herkes ulusal yası hissediyor, anmaya katılanların birçoğunun gözlerinden yaş geliyordu. Muhacereti ile tekrar buluşan anavatan sürgün ve soykırımın sonuçları için, kaybettikleri için yasını tutuyordu. Muhaceret de anavatandakine benzer yaşadığım ilk kitlesel anma Demokratik Çerkes Platformu'nun “Sürgünde Yas” daveti ile 2001 yılında Kızkulesi’nin kıyısında, İstanbul’da oldu. Sonra derneklerimizin bulunduğu bütün şehirlerde, Beşiktaş’ta, Samsun’da, Kefken’de devam etti. Yasımızı tutmaya 125 yıl sonra başlayabildik ve bugün bile tam olarak tutabildiğimizi söyleyemeyiz. Ulusal konularda mücadele eden halklar için “yas tutma” hakkı çok önemli. Judith Butler’ın yazılarında bu konunun algılanması için önemli açılımlar getirilmektedir. Soru şudur: “Kimin yası tutulabilir? Kimin yaşamı yaşam sayılır? Bir yaşamı yası tutulabilir kılan nedir?” “Yaşamları had safhada korunanlar makbul yurttaşlardır; bu yaşamların zarar görmesi savaş güçlerini harekete geçirmek için yeterlidir. Dahası bu yaşamlar zarar gördüğünde, yasları kamusal olarak tutulmalıdır; kamusal yas ulusal kimliği inşa eden yastır. Peki diğerleri? Onların yası inkâr edilmek ya da yerinden edilmek suretiyle görünmez kılınmalıdır; imgelerinin, hikâyelerinin, anlatılarının, hatta isimlerinin bile kamusal olarak görünürlüğü engellenmelidir. “ Asimile edilmek istenen halkların yaslarını tutmaları da çok kolay olmamakta. Bu zorlukların örnekleri ezilen halkların mücadelelerinde çok fazla görülmekte. Barış Ünlü, Dipnot Yayınları’nda çıkan “Türklük Sözleşmesi” kitabında bu konuyu detayları ile anlatmakta. Barış Ünlü asimile olarak Türkleşen Müslümanların önemli haklar ve imtiyazlar elde ettiğini ve fakat bu durumun görmeme, duymama, ilgilenmeme ve bilmeme sayesinde mümkün olabileceğini belirtmektedir. Oysa bir halkın yasını tutmaya başlaması bu hallerden kurtulmasına neden olmaktadır. 1864’ten sonra Çerkes halkı önce Osmanlılık sonra Müslümanlık sözleşmelerinin etkisi altında kaldı. Bu iki sözleşme çerçevesinde Çarlık Rusyası’nın kolonyalist politikaları ile sürgün ve soykırım uygulamalarına, Osmanlı İmparatorluğu’nun iskân politikalarının etkileri eklendi. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinden itibaren ise Türklük sözleşmesi ile asimilasyon politikaları gündeme geldi. Böylece Çerkes halkı, Butler'ın da belirttiği gibi “görünmez kılındı”, “imgelerinin, hikâyelerinin, anlatılarının, hatta isimlerinin bile kamusal olarak görünürlüğü engellen” di. İşte bu nedenle 21 Mayıslarda Çerkeslerin yaslarını tutabilmesi çok önemli. Yaslarını tuttukça görünür olmaya, ulusal kimliği inşa etmeye başlayacaklar. Kitlesel olarak anılan her 21 Mayıs Sürgün ve Soykırıma olduğu kadar, iskân politikalarına ve asimilasyona karşı da var olmaya; ulusal kimliğin inşasına imkân tanımaktadır. Anavatanla diasporanın kamusal olarak görünür olmasını sağlamaktadır. nanCan Nart
BASINA VE KAMUOYUNA : HÜZNÜ KATMERLİ BİR 21 MAYIS
Bir takvim yılı içerisinde toplumumuz için en önemli gün hiç şüphesiz Çerkes Soykırımı ve Sürgününün yıldönümü olan 21 Mayıs’tır. Toplumumuz hem anavatanda hem de diasporamızın yaşadığı ülkelerde anma törenleri ve çeşitli etkinlikler ile acısını hem birbiri ile hem de kamusal alanlara çıkarak birlikte yaşadığı halklar ile paylaşır, adalet talebini tüm vicdanlara duyurmaya çalışır. Federasyonumuz da her yıl Başkanlar Kurulu ve Yönetim Kurulu’nda konuyu görüşerek anma etkinliklerimizin hem yerel hem Türkiye geneli hem de anavatan ayağını üye derneklerimiz ile birlikte koordine etmektedir. Federasyonumuzu oluşturan derneklerin çalışmaları sonucu 125. Yılda başlatılan 21 Mayıs Anma Etkinlikleri, toplumumuzun ve özellikle de yeni yetişen gençlerimizin kimlik bilincinin gelişiminde önemli bir etken olmaktadır. Yapılan etkinliklere onbinlerce kişi katılmakta, kamusal alanlara kimliğimiz, kültürümüz, tarihimiz ve taleplerimiz taşınmaktadır. Son yıllarda artan medya ve siyaset dünyasının ilgisi de sesimizin ülke ve dünya gündemine taşınmasına katkı sağlamaktadır. Ne yazık ki bu yıl 21 Mayıs, küresel ölçekte yaşadığımız Korona virüsü sorunu ve bu çerçevede alınan önlemler nedeni ile evlerimize çekilmek zorunda kaldığımız bir döneme denk geliyor. Bu çerçevede kamu sağlığına ilişkin ciddi riskler ve yasal önlemler nedeni ile, fiziki olarak kamusal alanlara arzu ettiğimiz ölçüde çıkamayacağız; acımızı kardeşlerimiz ve dostlarımız ile yeterince paylaşamayacağız. Pandemi şartlarını da göz önüne alarak derneklerimiz ve toplumumuz ile birlikte iletişim kanallarını etkin şekilde kullanarak 21 Mayıs’ı anlamına uygun şekilde anmak için çalışıyoruz. Bu çerçevede, Korona önlemleri döneminde ilk adımlarını 25 Nisan Adıge Bayrağı Günü’nde attığımız sosyal medyayı ve internet yayıncılığını daha etkin kullanma çalışmalarını 21 Mayıs haftasında daha da ileriye taşıyoruz. İlkokul yaş grubu çocuklarımızın katılımı ile “Hayalimdeki Kafkasya”; ortaokul ve lise grubu gençlerimizin katılımı ile “Çerkes Sürgünü” temalı resim yarışmaları düzenledik. Yine 21 Mayıs anmaları çerçevesinde bir öykü yarışması da düzenledik. Yarışmalarımızın jüri üyeliklerini üstlenen kıymetli sanatçı ve aydınlarımıza da bu vesile ile bir kez daha teşekkür ediyor; derece alan gençlerimizi kutluyoruz. Dünyanın ve içerisinde yaşadığımız ülkelerin gündemleri ve şartları dönem dönem bazı büyük olaylarla değişebilmektedir. Bugün de Korona virüsü pandemisi ile böyle bir dönemden geçiyoruz. Ancak gerek anavatanımızda gerek diasporada dilini, kültürünü ve kimliğini kaybetme riskine karşı varlık mücadelesi veren bir toplum olduğumuzu unutmamalıyız. Dünyanın ve içinde yaşadığımız ülkelerin gündemlerinden ve şartlarından etkilenmemek mümkün değilse de odağımız daima toplumsal mücadelemizde olmalıdır. Bu hedeften şaşmadan her alanda kurumlarımız ile birlikte örgütlü şekilde çalışmalıyız. Kurumlarımız da toplumumuzu tüm farklılıkları ile toplumsal çalışmalara dahil etmek ve kimlik bilincini başta gençlerimiz olmak üzere tüm bireylerimizde güçlendirmek üzere çalışmalıdır. Bu hedef doğrultusunda 2020 yılını kurumsallaşma yılı ilan etmiştik, bu çerçevede çalışmalarımızı kararlı şekilde sürdürüyoruz. Çerkes Soykırımı ve Sürgünü’nün yıldönümü vesilesi ile bir kez daha başta Rusya Federasyonu ve içerisinde yaşadığımız ülkeler olmak üzere tüm dünya ülkelerinden soykırımın tanınmasını talep ediyoruz. Çerkes Soykırımı ve Sürgünü’nün sonuçlarının ortadan kaldırılması yönünde dönüş hakkı ve çifte vatandaşlık ile yaşadığımız ülkelerdeki dil, kültür ve kimlik haklarımızın anayasal, yasal ve kurumsal düzenlemeler ile garanti altına alınmasını talep ediyoruz. Toplumumuz ve kurumlarımızın, savaş, sürgün, soykırım, dağınık iskân, asimilasyon kentleşme ve küreselleşme gibi pek çok zorlukla mücadele ederek bugüne kadar azimle taşıdığı kimliğini, bu olağanüstü dönemde de güçlü şekilde destekleyerek geleceğe taşıyacağına inancımız tamdır. KAFKAS DERNEKLERİ FEDERASYONU nanKaffed
21 Mayıs’la 22 Mayıs’ları Beslemek
Bir 21 Mayıs daha yaşıyoruz. Yine hüzün, yine acı! 21 Mayıs zihinlere kazınmış unutulmaz bir gün!p> Unutulur mu hiç, ne acılar yaşandı Mayıs’ta! Tarihinden koparılmak,p> Vatanından kovulmak, Özgürlüğü yitirmek... Sürülmek, ölmek, tükenmenin eşiğine gelmek!p> Sermayesi, yüreğindeki vatan sevgisi olan çile insanlarının, açlıkla, hastalıkla, yoklukla savaşırken yaşadıkları yürek yakan büyük dramın adıdır 21 Mayıs.p> Mazisinden, anavatanından, acımasızca koparılan; ailesinden, dostlarından ayrılmak zorunda bırakılan bir neslin acı hikâyesidir 21 Mayıs.p> 22 MAYISLARI YAŞATMAKp> 21 Mayıs’lar asla unutulmamalı, layıkıyla anılmalı ancak 22 Mayıs’ların programı da çok iyi yapılmalı.p> 21 geçmişimiz, 22 geleceğimiz olmalı. Kara kışımızdı 21 Mayıs, baharımız olsun 22 Mayıs!p> AYNI GÜNDE AYNI DUYGULARLA DOLMAK AMA BİR ARADA OLAMAMAKp> Onlarca farklı ülkede yaşayan aynı dedelerin milyonlarca torunu, aynı günde, aynı acıyla, aynı duyguları yaşıyor.p> Ah keşke, aynı gün, yüreklerinde aynı acıyı hisseden milyonlar, ortak eylemlerde buluşup aynı duygularla sesini duyurabilse, aynı acıyı paylaşabilse!p> Ah keşke!p> İşte o zaman sesimiz boşlukta yankılanmaz, dünya sesimizle yankılanırdı.p> 21 Mayıs, tek yürek olmanın, ortak noktada buluşmanın tam da yeri ve zamanı olması gerekirken mevcut dağınıklık, yüreklerimizi yeniden kanatıyor.p> Bu toplumsal sorunumuz acil çözüm bekliyor.p> Çözüm; daha samimi bir duruş, daha kucaklayıcı anlayış gerektiriyor.p> Çözüm; yeni şeyler söylemeyi, farklı eylemler planlamayı gerektiriyor.p> HEP DÜNÜ KONUŞMAKp> Dilimizde hamaset, yüzümüzde acı, yüreğimizde sancı… dünü konuşuyoruz.p> Yüreklerimizi kanatan geçmişi, 1864’ü.p> Elbette konuşalım yaşanan büyük acıları! Açlığı, hastalığı, sefaleti, ölümü… Sürgünü, soykırımı...p> Konuşalım, tartışalım, yaşananlardan büyük dersler çıkaralım.p> Ancak 22 Mayıs’ı unutmayalım! 22 Mayıs’ı, 21’in gölgesinde bırakmayalım.p> Bugünü, yarını bırakıp geçmişte boğulmayalım! 21 Mayıs’ların hamaseti, kanayan yaramızı derinleştirmesin!p> Bu yaranın sarılması lazım, kabuk bağlaması lazım. Doktor lazım,ilaç lazım, merhem lazım…p> 21 MAYIS’LA YATIP KALKMAKp> Yoksa biz hep 21 Mayıs’ı mı konuşuyoruz. Acıyı, sancıyı, sürgünü, ölümü…p> O halde konuşmayalım hep konuştuklarımızı. Tekrar tekrar ağıtlar eşliğinde ezberimizi… “BİZ, BÖYLE ÖLDÜK İŞTE!”p> Sen, hâlâ 21 Mayıs’ta, ne kadar feci öldüğümüzü ispatlama gayretindeyiz, bu doğru değil, diyorsun.p> Ben de bakarsın bir 22 Mayıs’ta da küllerimizden nasıl doğduğumuzu anlatırız, diyorum.p> BİTSİN ARTIK SÜRGÜN AĞITLARIp> Şüphesiz, “Tarih, zalimler ve zulümlerin meydanıdır!” Tarihin yaşadığı en trajik ve dramatik olaylardan biri olan bu yürek dağlayan büyük acıyı, şüphesiz kimse unutmamalı!p> Ancak bir bitmeli değil mi sürgün ağıtları!p> Bu halkın, hiç mi mutluk şarkıları söyleme hakkı yok? 22 MAYISLARI DA KONUŞALIMp> Savruldukça savrulan toplumumuzu konuşalım. Umursamaz, vurdumduymaz “üç maymunları” oynayan etkili ve yetkilileri…p> Kuru hamasetle kültürünü yaşatılabileceğini sanan yalancı pehlivanları…p> Üslup fukarası zevatı konuşalım. Nemelazımcılığı, tepkisizliği, hissizliği…p> Yüksek yüksek tepelerdeki “ne oldum delisi” şımarıkları…p> Ortak akılla beslenen, herkesi kucaklayan onurlu bir geleceğin inşasını konuşalım. HAYDİ, SİZ SÖYLEYİN!p> Siz söyleyin, dünyanın dört yanına savrulmuş bu yürekli insanlar kimliğiyle kültürüyle var olma savaşını sürdürebilecek mi?p> Yoksa köklü tarihleri, renkli kültürleri ve özgürlük sevdalısı yürekleriyle göz göre göre tarihten silinip gidecekler mi?p> GÜZEL GELİŞMELERp> Çok eleştirdiğimiz 21 Mayıs’lar geride mi kalıyor ne? Artık sesimiz, çok kısık da olsa sanki muhatabına ulaşıyor gibi.p> Gördüğüm, duyduğum, sosyal medyadan, TV’lerden izlediğim kadarıyla geçen 21 Mayıs kısmen de olsa hedefine ulaştı, ulaşıyor. Bu durum karşısında sevindim, duygulandım, ümidim katlandı.p> Anavatandaki muhtelif programları izlerken de bir başka gururlandım. “Bak; oldu, oluyor, olacak!”duygularıyla dalgalandım.p> Siyasi liderlerin mesajları, p> Meclis konuşmaları, STK’ların duyarlılığı… oldukça güzeldi.p> Evet, bu iş oldu, oluyor… Kabuğumuzu kırdık, kırıyoruz!p> Görünür olduk, oluyoruz! Ha marje! 21 MAYIS DİRİLİŞ GÜNÜ OLSUN!p> 21 Mayıs, diriliş, küllerinden doğuş günü olsun! Dilimiz, kimliğimiz ve kültürümüzledünya durdukça yaşama sözü verdiğimiz gün olsun!p> Meşaleler, ümidimizi tutuştursun! 21 Mayıs’lar, özellikle gençlerin, kültürel duyarlılıklarını geliştirdikleri gün olsun!p> Kırmızı karanfiller, bu duygularla, bu kararlılıkla denize bırakılsın! Artık matem; ümide, mutluluğa dönüşsün! TEBRİK p> Her 21 Mayıs’ta muhtelif yerlerdeki programlara katılarak etkinliklere ruh katan herkesi, özellikle sevgiligençleri,p> Otobüslerle alanlara katılımcı taşıyan dernek yöneticilerini,p> 22 Mayıs’larda daha fazla görünür olabilme amacıyla programların kalitesini arttırmak için büyük emek harcayan değerli tepe yöneticilerini ve gizli kahramanları,p> Bu acılı günde Çerkes toplumunun acısını mesajlarıyla paylaşan sporcuları, sanatçıları, siyasileri, STK temsilcilerini, duyarlılıklarından dolayı yürekten kutluyorum.p> Büyük sürgünde hayatını kaybeden atalarımızı rahmetle, minnetle anıyorum.p> Derinliği ve estetiği yüksek 21 Mayıs anma programlarında buluşmak temennisiyle.p>nanYemuz Nevzat Tarakçı