Abhazya-Gürcistan İlişkilerinin Hukuki Yapısı ve Gelişimi

Anri Cergenia Abhazya Başbakanı, 30 Eylül 2000 Çeviren :  Murat Papşu 4 Mart 1921’de Abhazya’da Sovyet egemenliği kuruldu. 31 Mart 1921’de de bağımsız Abhazya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ilan edildi. 21 Mayıs 1921’de Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Devrim Komitesi, Abhazya SSC’nin…

Abhazya Cumhuriyeti Parlamentosu Halk Meclisi’nin TBMM’ye Çağrısı

Gürcüstan- Abhazya savaşının (1992-1993) bitmesinin üzerinden sekiz yıldan fazla zaman geçti ve bütün bu zamanda Abhazya ne barış ne…

İnsanı, İnsana, İnsanca, İnsanla

Tiyatro deyince ne anlıyoruz? Eski Yunanca'da izleyici yeri (theatron) anlamına gelen tiyatro, zamanla drama sanatı anlamında kullanılmaya başlandığı gibi, tiyatro yapıları ile tiyatro toplulukları anlamında da kullanılmıştır. +''+ DIV> Ancak tiyatro (görecelikle), dramadan bağımsız, özerk bir sanat olduğu gibi bütün diğer genel ve yan anlamlarının da dışında, kendine özgü kolektif, görsel, canlandırıcı bir sanatsal etkinliği gösterir. Kendi gerçek anlamı içinde tiyatro, oyun (dramatik metin) oyuncu, sahne tasarımı, kostüm, sahne tekniği, ışıklama, sahneleme gibi her biri başlı başına sanatsal etkinlik olan öğelerden oluşmuş bileşken bir sanattır. Her tiyatro yapıtı (oyun, temsil) tüm bileşken öğelerinin bütünlüğünde, başlı başına ve (bütün diğer sanat yapıtlarından farklı olarak) yinelenemez bir sanat yapıtıdır. Yine her tiyatro yapıtı, süreçsel bir sanat yapıtı olarak, aynı zamanda sanatsal yapıt ve sanat eylem olarak özdeştir. (Eski Yunanca'da dramanın eylem anlamına gelmesi bundandır.) Eylemsel sanat olarak tiyatronun (yine diğer sanatlardan farklı olarak) bileşken öğelerinden başlıcası da izleyicidir. Onun için sanat olarak tiyatroda, sanatsal eylem, sanatsal üretim süreci ile sanatsal algılama süreci geçişiktir. Bütünsel bir üretim alımlama sürecini oluşturur. Bu bağlamda tiyatroda sanatsal iletişim, sanatsal üretim ile sanatsal alımlama süreci içinde doğrudan kurulur. Tiyatroyu sanatların en toplumsalı yapan budur. Toplum olarak kültürel değerlerimizin yok olma sürecinin bu derece hızlandığı günümüzde bizler bu toplumsal sanattan ne ölçüde yararlanıyoruz. Gerçekçi bir analiz yaptığımızda karşımıza çıkan tablonun hiç de sevimli olmadığını görebiliriz. Bizim adımıza tiyatro olgusunun mevcut kültür deformasyonunun uzantısı olan çeşitli sosyal uyumsuzlukları kullanan ve eğlence yönü ağır basan bir rolünün oluştuğunu görüyoruz. Bu rolün oluşmasında yazım sanatları içerisinde tiyatronun gerekli itibarı görmemesi ile tiyatro aktivitesi içerisinde yer alan insanların yeterli materyal bulamaması gibi bir değerlendirme kaçınılmazdır. Ancak mevcut birikimlerin değerlendirilmesinde de insan faktörünün önemi mutlaktır. Bu denli köklü ve zengin bir kültür birikimine sahip bir toplumun kaynaklarının kısırlaşması şaşırtıcı olsa da gerçektir. Tüm sosyal ve kültürel çalışmaları farklı sanat aktiviteleri ile yansıtmak gibi bir kaçınılmaz süreç yaşayan toplumumuzda tiyatro olgusunun eğitim yönü ile de ele alınması gereklidir. Dünya Tiyatrolar Günü, içinde barındırdığı ve bu olgu ile ilgili herkesin dile getirdiği kavramların dışında, bizler için çok özel tanımları içeriyor. Bu yaklaşım ise çalışmalarını amatör bir çizgide sürdüren, profesyonelliği ise izleyici kitlesine duyulan saygı paralelinde değerlendiren Kafkas Oyuncuları için itici bir güç oluyor. Dileğimiz İnsanı, İnsana, İnsanca, İnsanla anlatma sanatı olan tiyatronun sadece bir güne sığmaması ve bizler için en kısa zamanda gelişme sürecini tamamlayarak evrensel motiflerle süslenerek toplumumuza yakışır bir boyut kazanmasıdır. +''+Uğur Zafer Kuş

Kuzey Kafkasya Tiyatro Sanatı

Kuzey Kafkasya'da MÖ. 3000'inci yıldan bu yana, daha başka bir ifade ile, günümüzden 5000 yıl öncesinden başlayarak yaratılan Proto-Çerkes kültürünün arkeolojik bulguları bugün dünya arkeolojisi ve sanatı içinde 'Antik Kuban Kültürü' adı altında seçkin bir yere sahiptir ve 5000 yıllık Çerkes Tarihi'ni altın ışıklarla yansıtmaktadır. Bu döneme ait buluntuların çoğu altın ve gümüşten işlenmiştir. +''+ Bu gelişime paralel olarak sözlü kültürümüzde de azımsanmayacak bir birikim oluşmuştur. Binlerce yıldan bu yana, kuşaktan kuşağa aktarıla gelen sözlü edebiyat geleneği bütün canlılığı ile yazılı edebiyata, çağdaş Çerkes Edebiyatı'na bir bütün halinde ulaşmış ve çağdaş edebiyatımızın şekillenmesinde ana etken olmuştur. Hatta bu etki o denli belirgindir ki, sözlü edebiyat ürünlerinin süslü abartmalı anlatıldığı, Huahua(1) sanatının doruklara yükseldiği Khabardey Edebiyatı'nda etkileri görülebilmektedir. Sözlü edebiyatı daha yalın ve gerçekçi bir özellik gösteren Kuzey Abazları'nın çağdaş edebiyatlarına da aynı özellik yansımıştır. Sözlü edebiyatın üretildiği bu binlerce yıllık dönemde, acaba teatral anlamda, Çerkes sanatı ne gibi özellikler ve unsurlar taşımıştır? Ya da başka bir yaklaşımla, Antik çağlardan 19'uncu yüzyıla dek üretilen Çerkes sanatının içerisinde tiyatronun durumu ne idi? Teatral unsurlar var ise nelerdi? Bu unsurlar çağdaş Çerkes tiyatrosunu nasıl etkilemiştir? Bütün bu soruları yanıtlamak için elimizde henüz yeterince kaynak bulunmamaktadır. Bu konular şüphesiz Kuzey Kafkasya'da bu güne dek işlenmiş ve arşivlenmiştir. Ancak tiyatro tarihi açısından kaynak olabilecek tiyatro yayınları yayımlanmış olsa bile henüz bize ulaşmamıştır. Bu nedenle bu tür hiç yayın yokmuşçasına araştırma yapmak zorundayız. Bu konuda da tiyatroya ilgi duyan gençlerimize büyük görevler düşmektedir. 19'uncu yüzyıldan geriye doğru Kuzeybatı Kafkasya'da üretilen sözlü edebiyatta, ya da Kuzey Kafkasya geleneklerinde, araştırıcı bir yaklaşımla yola çıkıldığında teatral öğeler taşıyan birçok destan teksti, birçok seyirlik oyunlar ve mizansenlere rastlamak olasıdır. Bu konuyu ana başlıklara ayırarak incelemekte yarar vardır; 1- Destan Tekstlerinde Tiyatro Unsurları Kuzey Kafkasya Halk Destanları, halkın duygularını, yaşam felsefesini, sanatını, zevklerini içinde koruyarak ve saklayarak günümüze ulaştırmıştır. Bu gün bu anlamda destan metinleri incelendiğinde, kolayca teatral öğeler yakalanabilmektedir. Örneğin, Nart Destanları'nda destan kahramanlarının toplantıları, düzenledikleri şölenler, teatral bir düzen içerisinde gelişmektedir. Ok atma, binicilik, güreş, dans yarışmaları, üç ayaklı sofra üzerinde ya da sivri bir kamanın ucunda tasvir edilen dansların anlatışında, karşılıklı konuşmalar hep tiyatro düzeni içerisinde gelişmektedir. Öte yandan, nazım kalıbı içerisinde söylenen destanlarda, antik çağ Yunan Tiyatrosu'nda olduğu gibi 'recitative'lere (müzik aralarına serpiştirilmiş düz sözler) korolar eşlik etmektedir. Bu tür teatral bir söyleşiye örnek olarak Seteney'in ölümünü anlatan 'Seteney Çiçeği' adlı tekst'in bir bölümünü aktarmakta yarar vardır; '...Şarkı giderek yükselir, tüm çevre doğa şarkıya eşlik eder. Kendilerinden geçmiş olan Nartlar, şarkıyı dinlemektedir hala. Kimse yerinden kıpırdamaz. Hepsi vurulur bu tanrısal güzellikteki sese.... O sırada Nart Aşemez, Khamılapşıne'sini(2) çıkararak şarkıya eşlik eder. Nartlar da topluca şarkıyı söylemeye başlarlar. Ağaç, çiçek, kurt, kuş, böcek.... Tüm evren şarkıya katılır: Heyyy!....Heyyy! Heyyy çiçek neden kokarsın? Parlaklığını yıldızlardan almış, Çevresi ipek gibi Dorukların beyaz aydınlığı, Gören gözlerin sevinci, Kalplere yücelik veren, Nart gücünün armağanı, Yaşamın süsü, Bakanlar vurulur sana, Herkesi sevindiren, Yiğitlerin kalbindeki E-ş-s-i-z a-r-m-a-ğ-a-n..! Şarkıya katılan kızlar, Adıyiukh, Malıçıpkhu, Ahumudej ve diğerleri ellerindeki çiçekleri mezarın üzerine bırakıp sessizce uzaklaşırlar. Nartlar her yıl Kanjal Dağı'nın eteklerini iki kez ziyaret ederler, güllerin açma zamanı Seteney'in şarkısını hep birlikte söylerler.(3) Destanlarda kimi zaman Seteney Guaşe, Thamade Wuezirmes'in kimi konularda denemelerden geçirmek için erkek kılığına girip günümüz tiyatro sanatçılarına taş çıkartır biçimde bıçkın delikanlı rolü oynar. Bu gibi anlatımlarda tiyatro unsurlarını rahatlıkla yakalamak olasıdır. Ayrıca ağıtlar ve eski şarkılarda (wueredıj) teatral unsurlar çok belirgindir. 2- Çerkes toplumunun tarih boyunca tekrarlamış olduğu kimi geleneksel davranışlarını, duygularını semboller ya da belli koreografik düzeni olan hareketler belirlemiştir. Bu teatral özellikleri, bayram, yortu, ayin gelenekleriyle emek şarkılarında yaşatmıştır. Örneğin Çerkesler'in eski tapınma biçimleri 'Thatle'u = Tanrıya yalvarış' belirli bir Tanrı onuruna yapılan kurban kesme törenleri ya da Tanrıya huahua okuma biçiminde olurdu. Bu ayinler tiyatro unsurları ve kareografik motiflerle süslenirdi. Her türlü yakarış ve ağıtta tiyatral bir biçimde recitative'lerle ya da huahua'larla bir dizi anlamsız ünlem (kafiye oluşturan) eşlik ederdi. Yakarış ve ağıtlarla veba, çiçek, humma ve diğer hastalıklardan korunmayı, yeni doğan çocukları kem gözlerden korumayı amaçlıyordu. Başka bir teatral tören ise 'Çapşak'ue'dir. Yaralının ya da hastanın yattığı odada yapılırdı. Porto-Çerkes insanına göre, eğer yaralı uyursa canı onu çabucak terk edebilirdi. (Bu gelenek ve temsili tören Türkiye'deki Çerkes köylerinde şimdilerde bile biraz değişik bir biçimde uygulanmaktadır) Çapşak'ue töreni ile ilgili olarak F. Torneau şöyle demektedir; "Çerkesler ölümü ağır yaralının yanından kovmak için odada bulunan değerli eşyaları dışarı çıkarırlar, girişe herkesin birkaç kez çarpacağı bir biçimde sabanın demirleri yerleştirilir. Ziyaretçiler topluca gelip odaya girdiklerinde yüksek sesle gürültü yaparlardı. Genç kızlar da tören elbiselerini giyip gruba katılırlar, çeşitli danslar yapılır, şarkılar söylenirdi."(4) Eski Çerkes ayinleri ve sembolik törenleri arasında dramatize edilmiş bir temsil olan 'ajeğafe = keçi dansı'nın özel bir yeri vardır. Totemizm tasavvurundan yansıyan ajeğafesiz hiçbir Çerkes bayramı geçmemiştir. Çerkes Halkı'nın kuraklık zamanı uyguladığı bir yakarı türü de yağmur dualarıdır. Abazalar'da "Dzivara", Adığeler'de "Hantsa guaşe" denen giydirilmiş, kukla haline getirilmiş bir kürek, kapı kapı gezdirilir, her kapıda yağmuru sembolize eden su, grubun üzerine serpilir, yiyecek toplanarak birlikte pişirilip yenilirdi. Bu törenlerin kendine has seyirlik kareografisi, şarkıları primitif anlamda tiyatro öğeleri taşımaktadır. Günümüze dek süregelen ve gerçekten seyirlik bir oyun biçiminde sahnelenen, kişilerin konuşma, savunma yeteneklerini ve alışkanlıklarını arttırmaya, gelenekleri öğretmeye yönelik özellikleri de olan ve özellikle damadın (şawue) düğün süresince misafir edilip ağırlandığı komşu ya da arkadaş evinde yapılan temsili davranışlar tam anlamı ile güncel bir tiyatro gösterisi olmaktadır. Burada şaşırtılarak olumsuz davranışa itilen kişi, kurulan mahkemede yargılanır, verilen cezalar karşılığı o topluluğun daha ileriki bir tarihte bir araya gelmesini, ya da hoşça vakit geçirmesini sağlamak bakımından yeni şölenler düzenlemek zorunluluğu getirilirdi. Bu toplantılarda yapılan konuşmalar, sembolik olarak suç işleyen kişinin yargılanması, bu kişinin kendini savunması, dinleyen genç kuşaklara ayrıca bir öğreti gösterisi olurdu. Bu gelenek şimdilerde biraz biçim değiştirerek sürmektedir. Eski Çerkes şiirinde yaşayarak günümüze ulaşabilmiş "Güzel", "Mandanın Şikayeti", "Vahşi Domuz", "Kurbağa", "Öküzün Yakınması", "Hindi", "Kedinin Methiyesi", "Ağacın Yakınması" adlı antik şarkıların hepsinde ve çocuk masallarında tiyatro unsurlarını yakalamak olasıdır. Araştırmacı F. Torneau, Çerkesler'de geçmiş çağların öykülerini söyleyen ve yeni olaylar üzerine doğaçlama olarak şiirler okuyan gezgin ozanlara sık sık rastlandığını yazmaktadır.(5) "Bu ozanlar, halka halinde oturan topluluğun ortasına gelip oturur, sözlerine alçak sesle ve kamalarının kabzasına yavaş yavaş herhangi bir çınlayıcı obje ile vurarak başlarlar, daha sonra bu uyumlu ölçü hızlanır, ses güçlenir, alçak sesli resitativ yüksek tondaki şarkıya dönüşerek, dinleyen, Çerkesler'i sınırsız coşkuyla sürüklerdi. Çoğu kez bu ozanlar yedi telli arplarını yanlarında taşırlar. Bu sazın dışında Çerkesler'de üç müzik aleti daha gördüm, iki telli balalayka, iki telli keman ve elbette kaval". Ceguakue denilen bu halk ozanlarının büyük bir saygınlıkları vardı. Maksim Gorki, halkın toplumsal yaşamında Ceguakuelar'ın işlevini belirtmektedir. "Kafkas'ta, Khabardey'de, daha yakın tarihlere kadar A. Vasilliyevski'nin deyişi ile evsiz barksız Ceguakuelar, halk ozanları vardı. Bunlardan birisi kendi gücünü ve ereğini şöyle belirtmektedir; ben bir sözümle bir korkaktan kendi halkını koruyan bir kahraman, biraz da namuslu bir insan yaratırım. Gözümün önünde hiç kimse yalana dolana kalkışamaz, ben bütün kötülüklere ve namussuzluklara karşıyım"(6) Çerkes tiyatro sanatının tohumları, Ceguakuelar'ın bu toplantılarında söyledikleri şarkıların mimik ve jestlerle süslenmesi ile atılmıştır. Uzak geçmişteki Ceguakuelar'ın isimleri hakkında hiçbir bilgimiz yoktur. XIX. yüzyıldan ise iki Ceguakue'nin adını bilmekteyiz. Birisi Kaplıca'da (Pyatigorsk-Çerkesçe Psıhuabe) M.Y. Lermontov'la tanışan ünlü Kerim Girey, diğeri ise Laşe Agmokua'dır. Devrim öncesi ve sonrası dönemde ise Nart Destanları'nın tanınmış yorumcuları olan Ceguakuelar şu isimlerdir: Kılıçıkue Sijaje, Paçe Beçmırza, Teuçej Tsuğ (Adığey Bölgesi), Sağid Mıje, Nuh Kunduko (Çerkes Bölgesi), Hakhupaçe Amırkhan... Bu isimlerin Çerkes Tiyatrosu'nun oluşumunda ozanca söyleyişleri ile büyük katkıları vardır. Türkiye'de ise bu geleneğin son temsilcileri, Methiye (Mudarey) Köyü'nden Matsu Tlaşe ile Kazancık Köyü'nden K'unip'at Kadir'dir. Nart Destanları'nın türevi olan çok orjinal müzikal sahne yapıtları da üretilmiştir. Kişokue Alim'in "Gençliğin Toprağı" adlı ünlü poemi, Aksıra Zalimkhan'ın "Dakhenağo" adlı piyes öyküsü, bu piyesten yararlanılıp yazılan ünlü kompozitör Mole Vladimir' in "Opera"sı, Kuaş Betal ve T. Şeiblera'nın "Nartlar Kantatı", Nart Süje ve melodileri sahnede kareografik anlamda gerçekleşme olanağı da bulmuştur. Örneğin; kompozitör L.Kosana ve bale ustası A. Protsenko'nun sahneledikleri "Dakhenağo Balesi". Başka ünlü bir yapıt ise "Sosrıkua Balesi" dir. Yukarıda sözümüze başlarken belirttiğimiz gibi, Kuzey Kafkasya'da tiyatronun tarihsel gelişimi konusunda, bugünkü tiyatro yaşamının bazı bölgelerde ne tür bir gelişim gösterdiği konularında elimizde yeterli kaynak bulunmamaktadır. Örneğin, Dağıstan, Çeçenistan, Osetya, Adığey, Abhazya'da tiyatro sanatının boyutları, ya da üretilen yapıtlar, ünlü tiyatro adamları hakkında ayrıntılı bilgimiz bulunmamaktadır. Khabardey ve Karaçay-Çerkes'deki tiyatro yaşamı ile ilgili bilgimiz ise kısıtlıdır. Yukarıda belirtilen yapıtlar dışında Khabardey'de ünlü klasik ozanımız Socentsıku Ali'nin ünlü poemi Madina üzerinden librettosu yazılarak bestelenen Madina operası ile daha önce sözünü ettiğimiz Sosrıkua balesinin sahne çekimlerinin Nalçik Televizyonu stüdyosunda gösterilmesine tanık olduğum için kendimi şanslı saymaktayım. Bu iki görkemli yapıt dışında başka müzikaller de bulunmaktadır. Khabardey bölgesinde sahneye konulduğunu anımsadığım tarihi bir trajedi ise "Tirgatawue" oyunudur. Bosfor-Kimmerien İmparatoru ile Sind-Meot Kraliçesi arasında ve bu iki toplumun ilişkileri üzerine yazılan ünlü dramanın kaynağı, arkeolojik bulgular üzerine anlatılan olaylardır. Khabardey'de yazılan bir başka ünlü trajik piyes ise Aksıra Zalimkhan'ın derneğimiz tiyatro grubunca geçmiş yıllarda başarı ile sergilenen "Yıstanbılakue = İstanbul Yolu" dur. Büyük Çerkes Sürgünü'nü sosyo-ekonomik, sosyo-politik açılardan inceleyen bu yapıt Ankara'da büyük beğeni toplamıştır. Akla gelen başka yapıtların başında Utıj Boris'in yazdığı "Guaşemıdahable = Kaynana Sevmeyen Mahalle" oyunudur. Bu yapıtta destan öğeleri ve mitolojik kahramanlardan hareketle çağdaş yaşamda ve geleneklerde ortaya çıkan değişiklikler, ince bir güldürü dokusu içinde verilmektedir. Karaçay-Çerkes edebiyatının ve özellikle de Abaza dilinin en güzel kullanıldığı yapıtların başında gelen iki bölümlü "Zuli ve Zarila"yı ünlü eğitimci ve yazar Tobil Tolastan kaleme almıştır. Yapıtın birinci bölümünde feodal geleneklerle yetiştirilmiş, kadının bir ticaret metası gibi görüldüğü eski dönemlerdeki mutsuz, ezilip horlanan bir Çerkes kadını olan 'Zuli' ele alınmaktadır. İkinci bölümde ise eğitim görmüş, meslek sahibi, üreten, çalışan, kişiliğini bulmuş, kendi isteği ile seçerek evlenmiş çağdaş bir Çerkes kadını olan 'Zarıle'nin toplum içerisindeki işlevi ve saygınlığı dile getirilmektedir. Kuzey Kafkasya Cumhuriyetleri'nde tiyatro binalarına verilen önemi bilmekteyiz. Örneğin; Khabardey-Balkar Cumhuriyeti'nin başkenti Nalçık'ta Şocentsıku Ali'nin adını taşıyan Dram Tiyatrosu, bir komedi tiyatrosu ve ünlü Nalçik Operası'nın bulunduğunu biliyoruz. Diğer yerleşim birimlerinde de gereksinimi karşılayacak ölçüde tiyatro binaları bulunmaktadır. Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti'nin başkenti Çerkesk'te görkemli bir tiyatro yapısını anımsamaktayım. Adıgey'de ise tiyatro sanatının dışında da kullanılabilen yeni ve büyük bir tiyatro binası hizmete sokulmuştur. Çerkes sürgün yaşamında ise, tiyatro halkımızca özlenen, istenen bir olgudur. Kafkas Derneği'nin tiyatro grubunun hazırlayıp sunduğu birer perdelik küçük oyunların derlenerek bastırılması ile diaspora kültürüne önemli bir katkı yapılacağına inanıyorum. Çağdaş toplumlarda tiyatronun ne denli önemli bir gereksinim olduğu tartışma götürmez bir gerçektir. Aydınlarımıza bu konuda büyük görev düşmektedir. Sürgün yaşamımızda yazarlarımızdan sorunlarımızı, sanatımızı işleyen tiyatro yapıtları beklemekteyiz. NOTLAR1. Süslü ve anlamlı konuşma. Eskiden Tanrılara yakar olarak işlev görürdü. (Retorik)2. Kamıştan yapılmış bir Çerkes çalgısı.3. Hadağetle Asker, Nartkher, Adıge Jılem yı Epos Mıyekuape 1972.4. F.Torneau, Kafkas Subayının Anıları, "Russkiy Vestnik", M.1864. (Şortan Askerby'nin Kabardinski Narodny Epos adlı yapıtından alınmıştır)5. a.g.e.6. Maksim Gorgi, Edebiyat Hakkında Eleştiri Makaleleri (Rusça) Moskova,1955. (Şortan Askerby'nin Nartı, Kabardinsky Narodny Epos adlı yapıtından alınmıştır.) +''+Özdemir Özbay

Dünya Bir Sahne, İnsanlar da Aktörleridir…

Tanınmış Adığe tiyatro yazar ve artisti Çepay Murat'ın 60. doğum günü 18 Haziran 1999 tarihinde Maykop Sanat ve Kültür Sarayı'nda kutlandı. 60.yaş günü nedeniyle Çepay Murat ile gazeteci Sihu Goşnağo'nun yaptığı söyleşinin Türkçe çevirisini aşağıda sunuyoruz. +''+ Telaşlı olmayı kimden edindiniz? Annenizden mi, babanızdan mı? Ben babamı hatırlamıyorum ama onun yardımsever biri olduğunu anlatırlar. Geceleri evlerinden ışık görülmeyen ailelere gaz yağı gönderirmiş. Evimizin ardında evleri bulunan tecritli bir aile varmış. Fazlaca koyunları olduğu için zengin diye suçlanıp cezaya çarptırılmış ve sürgüne gönderilmişti. Ailenin reisi gözlerini kaybetmiş olarak sürgünden dönmüştü. Bu aileye yardımcı olmak yasaktı ve öylelerini tutukluyorlardı. Babam bu nedenle odunlarımızı ve otlarımızı tarlamızın kıyısına götürüp bırakırdı. Cezalı aile de geceleri gelip ihtiyaçlarını bizimkilerden alırlardı. Telaşlı olmam buradan kaynaklanıyor olabilir. Artist olmamı daha çok anneme bağlıyorum. Annem ve babam beni geç yaşta edindiklerinden çok önemsiyorlarmış. Ben doğduğumda onlar 36-37 yaşlarındalarmış ve beni beklemiyorlarmış. Babam çocukları olmayacağını düşünerek evi küçük yaptırmış ama bu esnada ben doğmuşum. Bu yüzden de beni biraz şımarık yetiştirmişler. Babamı hatırlamıyorum. Onu savaşa götürürlerken nasıl ayrıldığımızı annem sürekli anlatırdı. Babamı savaşa götürmek için Maykop'a götürdüklerinde ben de annemin sırtında Maykop'a gitmişim. Ayrılık saati geldiğinde ben uyuduğum için babam uyandırtmamış. Annemin kendisi için yaptığı tereyağının üzerindeki kağıdı kaldırıp benim parmaklarımı üzerine bastırmış. Anneme de her şeye rağmen beni okutmasını söylemiş. Babam romantik biri olmasaydı herhalde tereyağı üzerine benim parmak izlerimi almazdı diye düşündüğüm olmuştur. Tarlamızın etrafı akasya ağaçları ile çevriliydi ve onları yakacak olarak kullanırdık. Akasya ağaçlarına kuşlar çokça konar ve şakırlardı. Annem sabahları erkenden beni uyandırıp kuşların şarkılarını dinletirdi. Güneşin doğuşunu seyretmemi isterdi. Okumamış bir Adığe kadını olmasına rağmen böyle zevkleri vardı. Yaşamı süresince annem için hiçbir şey yapamadım. Onu sadece öğrenciliğimde iyi okumamdan dolayı sevindirebildim. Veli toplantıları olduğu zamanlar annemin en mutlu günleriydi ve düğüne gider gibi en iyi kıyafetlerini giyip giderdi. Bu toplantılarda beni sürekli övdükleri için annem bu günleri yeni yılı ve bayramı bekler gibi karşılardı. Annem çok çalışkandı. Kendi çıplak da olsa beni giydirir ve yedirirdi. Akrabalarımız babamızın bize açılmamış sandıklar bıraktığını söylerlerdi. Hiçbir zaman fakir olmadık. İnsanlar "yağ ve bal yiyeceksen Muratlara git" derlerdi. Kolhoza ödünç olarak mısır verirdik veya buğdayla değiştirirdik. İşten geldiğimizde mısır koçanlarını ufalayıp somakları ile ateş yakardım. Bu esnada annem hamuru yoğurup şelameyi pişirirdi. "Şarkı söyle yavrum" deyip bana şarkı söyletir, bu esnada kendisi ağlardı. O zamanlar niçin ağladığını anlayamazdım. Annem ileri görüşlüydü. Rusça bilmemiz gerektiğini iyi anlamıştı ve komşulara da "çocuklarımızı Labinsk veya Natırbova'da okutalım" derdi. Derslerimi çok önemser ve eğer dersim varsa bana başka bir görev yüklemezdi. Her ana çocuğunu mutlaka sever ama bence annemin sevgisi gibisi yok sanıyorum. Okuldan çıkışımı evden gözlerdi. Ben eve geldiğimde sofra hazır olurdu. Annemin bana uyguladığı bakım sayesinde güçlü yetiştim ve bugüne kadar sağlıklı yaşadım. Enstitüde okuduğum beş yıl süresince her eve gelişimde annemi, beni pencerede beklerken bulurdum. Benim döneceğim günleri daha çabuk getirmek için de takvimin yapraklarını günü gelmeden fazlaca yırtarmış. Şimdi mesleğinizle ilgili konuşalım. Eskiden Adığelere göre tiyatro artistliği prestijli bir iş değildi. Bugün de çocuğunu artist yapmak isteyen fazla kişi bulunmaz. Aileler çocuklarının hukukçu, doktor olmalarını veya çok gelirli meslekler edinmelerini isterler. Artist olduğuna hiç pişman olmadınız mı? Aile sahibi olduktan sonra başka bir iş yapmayı düşünmediniz mi? Artistliği sevdiğim için meslek edindim dersem yalan söylemiş olurum. Artistlerin bir eğitim aldıklarını dahi bilmezdim ve annem de öğretmen olmamı isterdi. Ancak bu mesleği seçtiğime de pişman olmadım. Mesleğim sayesinde çok yerler gezdim ve çok şeyler gördüm. Mesleğim çok şeyleri sevmeme neden oldu. Bunlar benim için çok değerlidir. Annemin hatırı için de sonradan herkesin alay konusu olarak öğretmen enstitüsünü bitirdim. Mesleğimi çok seviyorsam da çocuklarımın artist olmalarını istemedim. Mesleğimin zorlukları nedeniyle böyle düşündüm. Bense bu zorlukları severek çektim. Dünyada bundan daha iyi ve ilginç bir meslek olduğunu sanmıyorum. Zira mesleğimi içtenlikle ve yürekten seviyorum. Bizim gibi küçük halkların aktörleri fazlaca kazanamazlar. Ama insanın gönlünde yatan bir meslek vardır. Ben kendimi tiyatro için doğmuş biri olarak kabul ediyorum ve gönlümde yatan meslek de budur. Bazı kendini beğenmiş kişilere "artist" dendiği zaman çok üzülürüm. Bana göre aktörlük çok ciddiyet gerektiren bir sanattır. Artist kendine çok dikkat etmelidir. Bence akşam sahnede Othello veya Hamlet rolünü oynayacak olan kişi, gündüz pazardan elinde sepetle soğan patates getirirken insanlara görünmemelidir. Şehrimizde insanların sevdiği usta bir rejisör yaşardı. Kendisinin pazardan, elinde sepet olduğu halde ekmek ve yumurta getirmesine üzülürdüm. Bu da size has bir düşünce tarzı olsa gerek? Evet, bunu kimseden öğrenmedim, kendim düşündüm. Ben akşamleyin cimri şövalye rolünü oynayacaksam o gün sabahtan itibaren kimseyle konuşmam. O role adapte olmaya çalışırım. Ailemi veya başka bir sorunumu düşünmem. Her bir rol için çokça emek gerekir. Othello'yu oynamak için onunla ilgili yazılan her şeyi okudum ve birçok yeni şeyler öğrendim. Aynı şekilde Puşkin'in cimri şövalyesini oynamak için de bir yıl süreyle Puşkin'i öğrendim. Ona yazılan mektupları ve çeşitli oyunlarının tiyatroda nasıl sahnelendiğini okudum. Bunlar bana büyük coşku ve mutluluk vermektedir. Mutluluk veren diğer bir şey de, diğer insanların bir ömür yaşamalarına rağmen biz aktörlerin birkaç yaşamı bir ömre sığdırmamızdır. Ben bu şekilde yüz hayat yaşamış oldum. Ben yine ömrümün sahnede sona ermesini ve orada ölmeyi istiyorum. Bu ilginç. Evet bence öyle ve güzel. Kimileri ölümden ürküyorlar. Ben ölümden korkmuyorum. Akraba ve çocuklarımın öldüğümde annemin yanına gömülmek istediğimi biliyorlar. Çocuklarıma bu yeri gösterip "işte şu otlar benim üzerimde yeşerecek" diye söylüyorum. Bu bana ürküntü vermiyor. Çünkü yaşamın bir gün sona ereceğini biliyorum. Annemin ayak ucundan ayrılıp Moskova'ya gitmiştim, tekrar onun ayak ucuna döneceğim. Korkmamamın nedeni de bu olsa gerek. Akrabalarımdan bu söylediklerimi saçmalık olarak bulanlar var ama bence bunlar saçma değil. Bu benim dünya ve yaşama bakış tarzım. div> Sahne hayatına başladığınızdan beri hep başrolde oynadığınızı söylediniz. Peki gençliğinizde de başrollük bir oyuncu muydunuz gerçekten? Yaptığımız küçük etüdlerde hep öne çıkardım. Daima iyi olmak için çalışırdım. Bu alışkanlığımı hala koruyorum. Öğrenciliğimde de başarılı olmak için çaba gösterirdim. Thakumeşe Nalbiy'le tiyatro okulunda beraber okuduk. O rejisörlük bölümündeydi ve ünlü rejisörler A.Papov ile M.Knebel'in öğrencileriydi. Nalbiy dört yıl benimle çalıştı. Ben de ünlü Shakespeare uzmanı A.Anikst'in öğrencisiydim. Onun grubunda yer almak kolay değildi. Onun grubunda okumak benim için büyük şanstı. Fakültede okurken rolümü oynadığımda fakülte dekanımız ve sanat yönetmenimiz koluma girerek beni sahneden indirmiş ve çok övmüşlerdi. Ama ben övgülerine inanamıyor, üzülmemem için söylediklerini düşünüyordum. Hiçbir zaman fazla gururlu olmadım. Şimdi de ustalığın en üst düzeyine ulaştığımı kabul etmiy-orum. Bununla birlikte yaptığım rollerden dolayı mut-luluk duyduğum anlar olmuştur. Örneğin sahne öncesi kimseyle konuşmam. Gün boyunca akşam yapacağım rolün kişiliğine girer ve mutlu yaşarım. Ağlamam gereken yerde sahne arkasında biri gülerse gözyaşım gelmez. Beni üzmek de sevindirmek de çok basittir. Bu yüzden de mesai arkadaşlarıma çok sıkıntılar çek-tiririm. Mesleğimin ilginç bir yönü daha var. Rolünü ne kadar ustaca yaparsan izleyiciler yaptığın rolün çok kolay olduğuna inanırlar. "Şunun yaptığı şeyi ben de yaparım" diye düşünürler. Görev yaptığım Beyaz Ev'de (Wunefıj=Adığey Cumhuriyeti Parlamento Binası) birçok kişi bana "o sizin yap-tığınız şeyin alasını ben de çıkar sahneye yaparım" demiştir. Ancak böyle diyenler aldanmaktadırlar. Ak-tör rolünü ustalıkla yaptıkça onlara da böyle bir güven gelmekte ve aynı rolü yapabileceklerini sanmaktadır-lar. Bu aktörün gücünden olsa gerek. Evet aktörün ustalığından ve gücünden kay-naklanan bir durum. Bunda uykusuz geçirilen ge-celerin emeği vardır. Bir yıl süreyle Puşkin üzerine çalıştığım zaman geceleri yatakta kendimi cimri şövalyenin hazineleri içinde sanarak mutlulukla sa-bahlardım. Şair Beretar Hamit "Kafadan biraz eksiklik olmadan şair veya aktör olunmaz" derdi. Bu doğru olsa gerek. Tanınmış fizyolog Pavlov, insan bey-inlerini incelerken aktörlerin beyinlerini en sona bı-rakmıştı. Aktörün yaşamında yaptığı değişik rollerden dolayı beyninde de değişiklikler oluşmuş olabilir. 100'den fazla rol yaptınız. Hala oynamak istediğiniz rol kaldı mı? III.Richard ile Kral Lear'ı oynamak isterim. Bu rolleri bugüne kadar yapmak kısmet olmadı. Ulusumuzun uğradığı felaketi konu edinen bir piyeste rol almak ve böyle bir piyesi yazmak isterim. Adığe gelenek ve yaşam tarzını konu alan bir rolde oyna-mayı arzu ederim. Ve Çehov'un rollerini yapmak is-terim. Bugün için hem devlet me-murusunuz –Kültür Bakan Yardımcısı- hem de ti-yatrocusunuz. Benzeşmeyen bu iki işi bir arada yürütmek zor olmuyor mu? Bu gerçekten çok zor. Bakan yardımcısı olarak görev yaptığım on yıl içerisinde yarım bıraktığım bir tek piyesimi dahi ta-mamlayamadım. Bakan yardımcılığı zor bir iş. Bakanın yerine düşünerek bütün işleri yürütüyorsun. Bu işi de severek yapmıyorum. Ulusumuzun güçlü tiyatrosu ve televizyonu olsaydı ve sanatçı da sanatı ile geçinebilecek durumda olsaydı ben bu işi yapmazdım. Ama tiyatroda aldığın paranın on katını burada verirlerse imrenmeden edemiyorsun. Bu da tabii ki üzücü bir durum. Bakan yardımcılığı da benim rol-lerimden birisi ama iyi yaptığım bir rol olduğu söyle-nemez. Ve bence en zor olan rollerden biri. Başka biri bu görevi yapmış olsaydı bundan böbürlenerek söz eder ve kültüre yaptırdığı büyük gelişmeleri anlatırdı. Siz başka tür düşünüyor-sunuz ve çekinmeden düşüncenizi yiğitçe söylüyor-sunuz. Shakespeare "Dünya bir sahne, in-sanlar da aktörleridir" derdi. Ben de bundan dolayı on yıllık memuriyetimi bir rol olarak değerlendiriyorum. [Adığece'den Çeviren: İbrahim Çetav] div>+''+Murat Çepay

Abhazya, AGİT, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi’nin Gündeminde

Kafkas Halklarının anayurtlarından sürgün edilişlerinin 134.yılı anma etkinlikleri kapsamında Kafkas Derneği Ankara Şubesi ve Sincan Şubesi'nin ev sahipliğinde 23 Mayıs 1998 Cumartesi günü Ankara Sürmeli Oteli'nde Birleşmiş Milletler, AGİT ve Avrupa Konseyi'nde Abhazya Sorunu konulu panel ve ardından kokteyl düzenlenmiştir. Panelin sponsorları Aslan Bey Triko Tekstil Sanayi ve Ticaret Ltd.Şti. (Aslan Demiral), Aşan İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd.Şti. (Ersin Aşan), SN Müşavirlik Mühendislik Ticaret Ltd.Şti. (Necdet Canpolat) ve Harun Yüksel İnşaat Ltd.Şti.'ne (Eray Yüksel) katkılarından dolayı teşekkür ediyoruz. Panele konuşmacı olarak; Kafkas Kültür Derneği Genel Başkanı Muhittin Ünal, Bağımsız Milletvekili Cevdet Akçalı (Avrupa Konseyi Bşk. Yrd.), FP Milletvekili Abdullah Gül, DYP Milletvekili Mehmet Gölhan, DSP Milletvekili Arif Sezer ve CHP Milletvekili Yahya Şimşek katılmıştır.Abhazya Sorunu İle Gürcüstan Avrupa Konseyi'ne Girebilecek mi?Panele konuşmacı olarak katılan bağımsız milletvekili ve Avrupa Konseyi Bşk.Yrd. Cevdet Akçalı konuşmasında; Avrupa Konseyi'ne verilen raporda Abhazya hakkında objektif bilgiler verildiğini ve bu bilgilere göre anayasada yazılmış olmasına rağmen, henüz Gürcüstan Hükümeti'nin Abhazya'ya herhangi bir surette demokratik sistemin gitmesi için bir gayrette bulunmadığı hususunda kayıt olduğunu söyledi. Bu rapor doğrultusunda da Hukuk ve Siyasi Komisyon'da çalışmaların başladığını, Siyasi Komisyon'un bir raportör tayin edeceğini, raportörün de bir alt komisyon seçeceğini, böylece Gürcüstan ve Abhazya ile görüşmeler yapılarak, meselenin objektif bir şekilde Avrupa Konseyi'ne aktarılacağını belirtti. Bunlar arasındaki anlaşmazlık demokratik bir seviyeye geldiği takdirde Hukuk Komisyonu Gürcüstan'ın Avrupa Konseyi'ne girmeye layık olduğu hakkında rapor verecek, Genel Kurul da bu raporu tasdik edecektir. 8-12 Temmuz 1998 tarihlerinde Hukuk Alt Komisyonu'yla Gürcüstan'ı ziyaret edeceklerini dile getiren Sayın Akçalı, bu ziyarette Abhazya sorununu gerek Gürcüstan gerekse Abhazya yetkilileriyle görüşerek, elde ettikleri bilgileri Genel Kurul'a aktaracaklarını bildirdi. Avrupa'nın NATO'ya paralel savunma teşkilatı olan Batı Avrupa Birliği'nde yaptıkları çalışmalarda ise Abhazya konusunun halledilmediği takdirde Avrupa Güvenliği'nin tehlikede olduğuna dair rapor sunduklarını söyledi. Tüm Avrupa Konseyi'nin gayretinin meselenin sulh ve müzakere yoluyla halledilmesi, neticede buranın müstakil bir devlet mi, federasyon mu olacağı konusunda iki toplum arasında kararlaştırılması konusunda hem fikir olduklarını sözlerine ekledi.İki Bin Yıldır Kendi Topraklarında Yaşayan Ayrılıkçı Halk...Panel Başkanı Muhittin Ünal'ın, FP Milletvekili ve Avrupa Konseyi Üyesi Abdullah Gül'e bu konuda yönelttiği soru şu şekilde idi: "Arkeoloji ve tarih bilgilerine dayanarak Abhazlar 5000 yıldan beri o toprak üzerinde otokton halk olarak yaşıyorlar. Gürcü bilim adamları, yazarlar ve siyasiler 1989'daki bir miting sırasında yapmış oldukları konuşmalarda; M.S. 1. Yüzyıldan itibaren bu topraklarda "Abhaz yaşamasına rağmen" misafir olarak yaşadıklarını dile getirdiler. Bunun bir başka anlamı var: 2000 yıldan beri bir ulus bir toprakta yaşıyorsa ve yaşadığı toprağı, taarruza, işgale uğradığında meşru müdafaa halinde de olsa kendini savundu diye, Batılı kuruluşlar, basın organları, hatta Türk basın organları da dahil ayrıca Türkiye'deki konuyu derinlemesine bilmediklerinden olacak, yöneticilerimiz de dahil, Abhazlar'ı hep ayrılıkçı olarak nitelendirdiler. Bir bilim adamı olarak Sayın Gül'den bu konuya bir açıklama getirmelerini istiyorum." Sayın Gül'ün yanıtı ise şu şekilde oldu: "Tarihe, Kafkas Tarihi'ne baktığımızda Abhazlar oranın yerli halkı. Bunun da ötesinde, bu geçen tarih süreci içerisinde, varlığını ispat etmiş ve bunu resmiyete de dökmüştür. Yani birçok anlaşmalar yapılmış, gerek Çarlarla , gerek Komünist rejimle, gerekse ondan sonraki Gürcüstan-Rusya arasında bir araya gelinip, imzalar atılmış. Dolayısıyla hukuki bir statüsünün de olduğunu görüyoruz. 1992 yılında şu anki yönetim, Rus askerleri ile birlikte Abhazya topraklarına girip, tarihi gerçekleri yok farzederek asimilasyon niyetleri ortaya çıkınca, şüphesiz ki Abhazya'da buna karşı dirençler başlamıştır. Dolayısıyla ayrılıkçı güç olarak nitelemek doğru değildir. Ayrıca Abhazya'nın Gürcüstan'dan tamamen ayrılmak için bir talebi de söz konusu değildir. Tarihi gerçekleri kabul ederek orda barış, huzur içerisinde kendi kültür, geleneklerini yaşayacak, kendi içerisinde hiç değilse serbestliği olan bir yapı arzu etmektedir. O açıdan ayrılıkçı olarak kabuk etmek mümkün değildir." Türkiye Rusya İçin Bir Tehdit Unsuru...DSP Milletvekili Arif Sezer yapmış olduğu konuşma sonunda "Bölgedeki istikrarın sadece Türkiye'nin kararlı davranışlarıyla elde edilmeyeceğini, özellikle Rusya'nın Türkiye'yi ülkesi için etnik bağlamlardan dolayı ve toprak kaybetmek kaygısıyla tehdit unsuru olarak gördüğünü dile getirdi. Bu bağlamda T.C. Hükümeti'nin bu bölgeye yönelik politikasının ülkenin bağımsızlık, egemenlik, toprak bütünlüğü, eşitlik, içişlerine karışmama ilkeleri ışığında oluşturulması gerektiğini belirtti. Gürcü Cumhuriyeti'yle Abhaz Özerk Cumhuriyeti arasında oluşturulacak istikrarlı, barışçıl bir çözüm Türkiye'nin bu bölgedeki 21.yy.'da görmek istediği vizyon olduğunu da sözlerine ekledi. Kafkas Derneği Genel Başkan Muhittin Ünal Sayın Sezer'e "AGİT'in de Abhazya'ya bir parlamenter heyeti göndermesi konusunun hükümetin bir ortağı olarak talep etme; ayrıca parlamento veya daimi delegasyon toplantılarının herhangi birisinde Abhazya temsilcilerinden birisinin, sorunlarını kendi ağızlarından anlatabilme imkanını sağlamak kabil mi?" diye soru yöneltti. Sayın Sezer'in soruya yanıtı ise "Belirli talepleri partilerinin yetkili kurullarına ve genel başkanlarına iletileceği" yönünde oldu.Avrupa Konseyi Raporundaki Esaslar...Cevdet Akçalı'nın daha sonra söz alarak açıklamak gereği duyduğu rapordaki esaslar şunlardır: 1. Rus askeri orada bulunduğu sürece Abhazya sorununu halledemeyecek. Bu hemen hemen tüm Avrupa Konseyi üyeleri tarafından kabul edilmiştir. Rus askerlerinin oradaki mevcudiyetlerinin kaldırılması, 2. Ablukanın kaldırılarak Abhazya'nın dünyayla ilişkisinin temin edilmesi,3. Bu yapıldıktan sonra iki tarafın kendi hür iradesiyle müstakil devlet, federasyon, konfederasyon olarak mı bir araya gelmelerinin temin edilmesidir. Bunlar Avrupa Konseyi'nde geliştirilip rapor olarak geçilecek.1921 Gürcüstan Anayasası Abhazya'yı Hiçbir Süje Olarak Ele AlmıyorPanelde konuşan Abhazya Dayanışma Komitesi Başkanı Dr.Cemalettin Ümit; "1921 Gürcüstan Anayasasının Abhazya'yı hiçbir süje olarak ele almadığını, SSCB dağıldıktan sonra üniter devlet olarak Birleşmiş Milletler'e üye olduğunu ve 1921 Anayasasına döndüğünü tüm dünya kamuoyuna deklere ettikten sonra, 12 Ağustos 1992'de Abhazya'nın ılımlı bir şekilde kanunları konuşmak için Gürcüstan'a öneri getirdiğini, fakat Gürcüstan'ın bunu kabul etmediğini, 14 Ağustos'ta da Abhazya'nın baskına uğradığını" dile getirdi.Sorun Olan Abhazya'ya Yardım ŞenliğiPanelde ayrıca 24 Mayıs 1998'de yapılacak olan şenliğin, emniyete yapılan müracaatta Abhazya Temsilcisinin konuşmasına müsaade edilmemesinden dolayı yapılamaması gibi bir ambargo ile karşı karşıya kaldığı dile getirildi. Daha sonra Abhazya Temsilcisinin konuşmasının programdan çıkartılması ve yeniden müracaat sonucunda düzenlenebildiği belirtildi. Abhazya'nın yalnızca ülkesinin işgal edilmesine karşı haklı bir direnişte bulunduğu için ambargo uygulandığı da dile getirildi. Panel, Abhazya sorununda Türkiye'nin ilgisiz kalamayacağı, bu konuda da Türkiye'deki sivil toplum örgütlerine ve siyasi arenadaki kurum ve kuruluşlara önemli görevlerin düştüğü konusunda düşünceler dile getirilerek sona erdi. Panelden sonra ise bir kokteyl düzenlendi. 15 Mart 1989 tarihinde Çevçevadze toplumunun temsilcileri ile Gürcüstan Nasyonal Demokratik Partisi Sohumi'de müşterek bir miting yaptılar, işte konuşmacıların kelimesi kelimesine söyledikleri. Üçüncü konuşmacı:"Arkadaşlar bugün (ünlü Abhaz şairi) Lasuri'ye Rustaveli'nin adını taşıyan ödül verilmiş. Bunun gereksiz olduğunu düşünüyorum. Gürcü halkımızın buna ihtiyacı var mıydı?... Bu Abhaz topraklarında ev sahibi kim, misafir kim?... Sorunun cevabına gelince ev sahibi Gürcü'dür. Bunları Abhaz olarak çağırmak istiyorum. Bunlar gerçekten Abhaz halkının devamıdırlar. I. Yüzyıldan beri bu topraklarda oturuyorlar. Bu zamanın öncesiyle ilgili olarak Abhaz kabilesinin yaşadığına ilişkin bir bilgimiz yoktur."Kaffed

“Dilsiz Ulus Ölüdür”

Saygıdeğer misafirler, değerli hemşehrilerim, sevgili gençler hepinizi saygı ve sevgi ile selamlarım... Uzunyayla Kafkas Kültür Şenliği'nin kardeşliğe, sevgiye ve toplumsal dayanışmaya vesile olmasını Cenabı Allah'tan diliyorum. 20 yıl gecikme ile de olsa, böyle bir organizasyonun gerçekleşmiş olmasını bir mutluluk vesilesi kabul ediyor, emeği geçenlere sevgilerimle takdirlerimi sunuyorum. Şenliğin içinde gerçek anlamda bir düğün merasimi icra edilecektir. Dikkatle izlendiğinde kaybolmakta olan bir kısım törelerimizin, törensel uygulamasını göreceksiniz. Bunun eski kuşaklar için bir hatırlatma, gençler için bir bilgilendirme olmasını umuyorum. Cenabı Allah'ın bir lütfu ve dedelerimizin bizlere en büyük mirası, fazilet, dürüstlük, yiğitlik, insan ve doğa sevgisi gibi evrensel değerleri içeren Xhabzelerimiz, törelerimizdir. İnsanlara kişilik kazandıran inançlar ve törelerdir. Ancak bu değerleri koruyamamakla hiç sahip olmamak eş anlamdadır. Çalkantılar ve zorluklarla geçen toplumsal hayatımızda zaman azgın bir sel gibi manevi değerlerimizi beraberinde sürüklemiş ve erozyona uğratmıştır. Ancak dürüstlükle düşünelim, zaman zaman bir araya geldiğimizde geçmişimiz ve törelerimizden (Xhabzelerimizden) gururla bahsetmekten öte onu yaşamak ve yaşatmak uğruna bir gayretimiz oldu mu? Bunları geleceğe taşıyacak çocuklarımıza, torunlarımıza ne kadarını aktardık? Bir kısmımız bu töreleri yaşanmaz aşırı katı ve kuralcı kabul edip reddetmedik mi? Bunları tekrar tekrar düşünmek durumundayız. Bu vesileyle kadınlarımıza da seslenmek istiyorum. Çocuk eğitiminde en etken nokta olan analar, çocuklarınıza çok küçük yaşlardan itibaren dilini ve kültürünü öğrenmesinde ciddi çabalar göstermelisiniz. Çocuğunuzun kişiliği gelişirken, bu kişilikte sizlerin emeği ile kendi kültürlerinin motifleri de oluşur, yarın büyüdüklerinde kendileri ile en çök gurur duyacak olan yine sizlersiniz. Ve siz gençler, güzel bir vatanda, al bayrak altında yaşıyorsunuz. Bu bayrağın rengini veren şehit kanlarında en çok senin dedelerinin kanı var. Vatanın bütünlüğü, bu bayrağın gururla dalgalanması için her şeyi vereceksin. Öte yandan beş bin yıldan bu yana atalarının üzerinde yaşadığı Ata topraklarımızı da hiç unutmayacaksın. Oradaki soydaşlarının mutluluğu senin de mutluluğun olacak. Varsa sorunlarının aşılmasında yardımcı olacaksın. Bu sorumluluk bilinci ve törelerinin sana sunduğu manevi değerlerinle herkesin güven ve saygı duyduğu bir kişiliğe kavuşacaksın. Bizler her biri bir üniversite değerindeki büyüklerimizden yeterince yararlanamadık. Birer birer göçüp gittiler. Hepsine Allah'tan rahmet diliyorum. Ancak siz aynı hatayı yapmayın. Çok okuyun, araştırın ve büyüklerinizle sıkı ilişkiler kurarak kültürel değerlerinizi gün ışığına çıkarmaya çalışın ve bunları yazın, yayınlayın, yazılı hale getirilsin ki herkes istifade etsin. Kültür değerlerimizin kaybolmasının en büyük nedeni bu yöndeki çalışmaların kısıtlı olmasıdır. Kafkasya dışında yaşayan kesimimizin tek örgütlülüğü olan derneklerimiz, toplumumuzun odak noktalarıdır. Herkesin bu odaklar çevresinde yoğunlaşması gerektiğine inanıyorum. Bu yoğunlaşma; birliği, kuvveti, dayanışmayı, paylaşmayı, refahı kısacası en güzel yaşamı getirecektir. Bu dayanışma dilimizi, xabzelerimizi, kültürümüzü yok olma, asimile olma bataklığından çekip çıkaracak. Bu birliktelik, Abhazya'yı, Çeçenistan'ı, Güney Osetya'yı koruyacak en güçlü destek kaynağı olacaktır. Bu birliktelik, diğer cumhuriyetlerimize de arzulanan teknolojiyi, sermayeyi ve emeği taşıyacaktır. Bu dayanışma, Çerkes halkını uygar milletler ailesi arasında hak ettiği kata yükseltecektir. Bütün milletlerin dillerinde yer alan ve bizim dillerimizde de hak ettiği anlamı bulan bir özdeyiş vardır; "Dilsiz millet ölüdür" ya da başka bir ifadeyle "Dili olmayan toplum millet değildir". Halkımızın yaşama şansı olan dernekler çevresinde yoğunlaşarak, koruyabiliriz. Bizim okulumuz, radyomuz, televizyonumuz, yayın organlarımız, araştırma enstitülerimiz yok. Dilimizi korumak için izlenecek yöntemleri derneklerimizde yoğunlaşarak, güç birliği yaparak bulacağız. Yoksulumuzu, yetimimizi, güçsüzümüzü, hastamızı bu dayanışmalarla koruyup, kurtarabileceğiz. Kutsal bir amaçla toplanan siz sevgili kardeşlerim, ülkemizde soydaşlarımızın yaşadığı diğer ülkelerde, Ata yurdumuzda ve giderek tüm dünyada barışın, erdemin, sevginin sağlanması ve korunmasında en önemli etken olmayı sürdüreceğiniz inancı ve umudu ile sözlerime son veriyorum. "Allah bütün milletleri korusun, fakat bizi de unutmasın". Saygılarımı sunarım.Kuşha Fikri Özden

Uzunyayla Şenliği Üzerine

Türkiye’de mevcut Kafkas Derneklerinden 40’dan fazlasının bağlı ve irtibatlı bulunduğu Kafkas Derneği Genel Merkezi adına tümünüzü saygıyla selamlıyorum. Uzunyayla kültür etkinliğine hepiniz hoş geldiniz. Günlere bölünmüş çok detaylı programımız olmasına rağmen Genel Merkezimize üye olsun olmasın pek çok Dernek Temsilcilerimizin yüzlerce kilometre yol kat ederek aramıza katılmış olmalarının bizim için değeri ve anlamı çok büyüktür. Kendilerine özellikle teşekkür ediyorum. Bu birliktelik manzarasının oluşması için yıllarca emek veren inançlı dava arkadaşımız ve bir kaç gün önce kaybettiğimiz Özürlüler idaresi başkanı rahmetli Süleyman Yançatoral arkadaşımızın görmesini ne kadar isterdim. Ama yüce Allah O’nu erken aramızdan aldı. Kendisine ve yakında vefat eden tüm insanlarımıza Allah’tan rahmetler diliyorum. Sürgün sonrası bize ikinci vatan olan güzel Türkiyemiz’de bu gün takriben 7 milyon civarında Kuzey Kafkasyalı insanımız yaşamaktadır. Bilinen ortak adıyla Çerkesler, Anadolu ve Göksun yöresi kültür mozayiğinin önemli unsurlarından birisidir. Uzunyayla ve Göksun yöresi ise; yaşayan Kafkas Kültürünün orijinaline en yakın şekliyle bugüne kadar muhafaza edildiği 6 ayrı ilçe topraklarının ortasında kalan köyler topluluğudur. Geçen yıl Kafkasya’dan davet ettiğimiz geleneksel kültür değerlerimizle ilgili araştırmalar yapan Bilim adamlarının bulguları ve onları hayrete düşüren, hatta onların bize bakış açıkların dahi değiştiren tespitlerde bu görüşümüzü teyid etmektedir. Kentleşme sürecinin hızlanmasıyla birlikte Uzunyayla’dan çıkan, okuyan, iş düzeni kuran, değişik meslek dallarında çalışmalar yapan Uzunyaylalalılar zamanla birbirimizle irtibatımızı azalttık, birbirimizi tanıyamaz olduk. Yeni nesillerimiz büyüklerini bilemez oldular. Aynı kentte yaşadığımız halde birbirimizi tanımadığımız çok oluyor. Bu günkü kültür şenliğinin düzenleniş sebebi, yıllardır görüşmeyen insanlarımızı bir araya getirmek, hasret gidermek, birçok yöreden gelmiş kardeşlerimizle kucaklaşmak, ortak sevincimizi paylaşmak, hangi alanda tanışıyor olursak olalım birbirimizi tanıyıp yardımlaşma bilinciyle birbirimize ve özellikle ardıma ihtiyacı olanlara sahip çıkmak. Ve hepsinden önemlisi, geri dönüp bizi yetiştiren ama yıllardır yerinde sayan bu yöreye azda olsa borçlu olduğumuzu hatırlayıp bir şeyler düşünmek ve bir şeyler yapmaya başlamaktır. Bu amacın tahakkukunu teminen bu tür etkinlikleri her yıl olmasa bile birkaç yılda düzenlenen geleneksel bir festival haline getirmeyi düşünüyoruz. Dünyanın neresinde olursa olsun, savaş ve kan savaş ve kanı davet ediyor. Doğal olarakta insanlar büyük acı çekiyorlar. O acıların en büyüğünü yaşayan atalarımızın hassasiyetle bize intikal ettirdikleri geleneklerimizin temelindeki asıl harç, hangi toplumda ve nerede olursak olalım kardeşçe, barış ve huzur içinde birlikte yaşamaktır. Bizler bu temel kuralın yöremizde de, Ülkemizde de, bütün dünyada da hakim olmasını gönülden diliyor ve çalışmalarımızı bu doğrultuda yürütüyoruz. Türkiyemizin de Kuzey Kafkasyamızın da huzura olan ihtiyacının bilincinde olarak hareket ediyoruz. Bugüne kadar Kafkasyalı denilince insanlar bizi, güzel kıyafetler içinde özel ritmi ve ahengiyle folklor ustaları olarak tanıdılar. Oysa, o güzel folklorun temelinde çağdaşlarıyla kıyaslanamayacak derecede medeni bir eğitim, medeni bir yapı ve medeni bir sosyal yaşam vardır. Batılı yazar ve seyyahların son 3-5 yıl içersinde tercüme edilen eserlerine göz atmak bunu anlamak için yeterlidir. Allah’a şükür birçok yazarımızın çok kıymetli eserleri ortaya çıkmıştır. Araştırmacıların bilimsel çalışmaları yanında batıdan ve Kafkasya’dan yapılan tercümeler, Ege havzasının mitlerine temel olan mitologyanın kaynakları arasında NART mitolojimiz önde gelmektedir. Keza, Kuban havzası kazılarıyla gün ışığına çıkan paha biçilmez eserlerle de Ön Asya medeniyetinin yaratılmasındaKafkas Halklarının pay sahibi olduğu gün be gün açığa çıkmaya başlamıştır. Esasen geşmişinde medeniyet olmayan bir ırkın kendine has toplumsal yasalarında ve geleneklerinde medeni bir ruhun hakim olması zaten düşünülemez. Bu konuda değerli konuğumuz Ürdün Prensi Ali’nin söyleyeceklerinin olduğunu umarım Zira Kafkas Kültürü konusunda gerçekten şaşıtıcı bilgilere sahipler. 134 yıldır bu güzel ülkedeyiz. Kederde ve kıvançta ortak olarak yaşadığımız bu toprakların altında dört neslimiz yatmaktadır ve bu topraklar bizimde vatanımızdır.Laik ve demokrat Türkiye’nin bölünmez bütünlüğüne kastedecek hiçbir görüş ve düşünüşle aynı kefeye girmemiz mümkün değildir. Bunun çok net olarak bilinmesini özellikle istiyorum. Türkiye’ye,Irak’tan, Pakistan’dan, Afganistan’dan, Bulgaristan’dan, Romanya’dan Bosna’dan, Batı Trakya’dan gelen insanlar göçe neden olan sorunlar son bulduğunda kendi ülkelerine dönebiliyorlarsa ve bu olay nasılki doğal bir olaysa Kuzey Kafkasya’dan gelen insanlarımızdan dileyenlerin de tarihi vatanlarına dönmeleri o derece normal bir olaydır. Bu itibarla, zanaat sahibi ve işsiz, toprak işlemede usta ama topraksız olan insanlarımızın zorlanmadan yaşamaları mümkün olduğu içindir ki dileyenlerin Kuzey Kafkasya’ya dönüşünü destekliyoruz.Üretim olanakları dikkate alınarak on yıllık bir periyot içinde 200-250.000 insanın oraya dönmesi halinde Üretimin maksimum seviyeye çıkabileceğini söylemek kabildir. Türk düşünce ve mantığıyla yetişip oraya gidecek insanlar yarın Türkiyemiz ve Kafkasyamız arasında karşılıklı çıkar esasına dayalı sağlıklı bir ekonomik köprü kurulmasına vesile olacaklardır. Burada kalacak insanlarımızada dönenlere de kimsenin ve hiçbirimizin olumsuz bir söz söylemeye hakkı yoktur. Darboğazlarını kısa zamanda aşmış, Avrupa Topluluğuyla bütünleşmiş, insan hakları bakımından mevcut sıkıntılarını aşmış ve Uluslararası Camiada söz sahibi olacak geleceğin Türkiyesinin Batıdan kendi insanları için istediği çifte pasaport ve çifte vatandaşlık gibi haklara da kavuşmuş mutlu ve başarılı vatandaşlar olarak yaşamalarını, imkanları olduğunda da yerli ve yabancı ortaklarla Kafkasya’da yatırımlar yapmalarını diliyoruz. Birkaç gün öncesine kadar Kafkasya’daydım. İzlediğim bir konferansta Türkiyede oturduğumuz yerden sonucu düşünmeden söyleyip yazdığımız bazı şeylerin, büyük büyük komşumuzun yanlış algılayıp yorumlaması sonucu sıkıntıların doğduğu ve oradaki küçük Cumhuriyetlerimizin önüne bazı faturaların konduğu hususu gazete haberleri ve sonuçlarıyla birlikte gündeme geldi.Özellikle rica ediyorum, Kafkasya’daki Ekonomi ve Nüfus yönünden kendi ayakları üzerinde durabilmelerine katkı yapmayı düşünelim ama onların iç işlerine karışma anlamına gelebilecek söylemlerden de mutlaka kaçınalım. Kafkas Derneği Genel Merkezi olarak , dilimizi, kültürümüzü, yaşayarak yaşatmak, dersane imkanından mahrum olduğu için üniversite şanşı yakalayamayıp, kahvehane köşelerinde kalakalan gençlerimize, dershane, burs ve yurt imkanı sunmak, herhangi bir sosyal güvenlik kurumuyla ilgili olmayan fakirlerimize sağlık yardımı ulaştırmak, bol bol kitap ve dergi neşrederek kültürel yaşama katkıda bulunmak, oluşturulacak iktisadi işletmelerle istihdam yaratmak, son derece düşük maliyetlerle Kafkasya’ya turlar düzenleyerek çok sayıda insanımızın oraları görmesini sağlamak gibi amaçlarla güçülü bir örgütlenmeye doğru yavaş ve emin adımlarla yol alıyoruz. Geliniz aramıza sizlerde maddi ve manevi imkanlarınızla katılınız, “Ben” kavramından uzaklaşıp kendimizi aşalım ve daha güçlü olalım. O taktirde göreceksiniz ki bu toplum siyasi arena dahil her alanda layık olduğu yeri mutlaka alacaktır.Tekrar ediyorum geliniz şu üç günlük fani dünyanın kubbesinde hoş sedalar bırakmaya çalışalım. Pişman olacağımız sözlerle birbirimizi kırmayalım ve tabii doğup büyüdüğümüz Pınarbaşı ve Uzunyayla’nın payınada birşeyler ayırmaya şimdiden başlayalım. Zira, Uzunyaylalıların, köylülerimizin katılımları öylesine candan ve mükemmel ki ancak saygı duyulur. Daha zamanınızı alak istemiyorum. Sözlerime burada son verirken dinleme sabrı gösterdiğiniz için hepinize teşekkür ediyor ve saygılar sunuyorum.Muhittin Ünal

Susurluk Şenliği, 1999

Kafkas Derneği'nin (KAFDER) önderliğinde, Susurluk ve Balıkesir Kafkas Derneği şubelerinin organizasyonunda düzenlenen festival 3.000'e yakın hemşehrimizin katılımıyla 20 Haziran Pazar günü Susurluk’a bağlı Demirkapı köyünde gerçekleştirildi. Festival; İstanbul, İzmir, Manisa, Muğla, Aydın, Denizli, Bursa, Düzce, Yalova, Bandırma ve İnegöl bölgelerinden yoğun katılım vardı. Tertip komitesi adına yapılan açılış konuşmasından sonra kürsüye gelen Kafkas Derneği Genel Başkanı Sn.Muhittin ÜNAL birlik ve beraberliğin önemini vurguladığı konuşmasında Kafkasya’da meydana gelen gelişmelerle ilgili bilgiler verdi. Festivalde Adığey Cumhuriyeti’nden iki konuğumuz vardı. Dr.Necdet HATAM ve Adığey Üniversitesi profesörlerinden Shalako ABU. ABU yaptığı duygu yüklü konuşma ile böyle güzel toplantıların birlik ve beraberliği sağlamada çok önemli olduğunu dile getirdi. Konuşmalardan sonra festival alanındaki meşaleyi yakmak için geleneksel kıyafetleriyle alana giren Çerkes atlısı coşkuyu bir kat daha arttırdı. Festival programında sırasıyla; Kafkas Deneği Balıkesir Şubesi’nin Kafkas oyunları eşliğinde düzenlediği defile ve Kafkas Derneği Susurluk Şubesi’nin müzik ve oyun grubunun gösterisi konuklarda büyük takdir topladı. Geleneksel Çerkes kıyafetlerinin sergilendiği süreli açık arttırma başladığında konuklar arasında arttırmaya katılım için tatlı bir koşuşturmaca yaşandı, amaç bir yandan katkıda bulunmakken bir yandan da birbirinden güzel kıyafetlerden birine bu coşkulu günün hatırası ile sahip olmaktı. Açık arttırma sona erdiğinde şanslı katılımcının kıyafet seçiminde pek zorlanmasına gerek olmadan alandan yükselen sesler seçimi gösteriyordu. Üzerinde Adığey Cumhuriyeti bayrağının bezendiği bu güzel kıyafet konukların beğenisini ilk andan kazanmıştı zaten. Program sırasıyla Manisa Kafkas Derneği Minikler ekibinin gösterisi, Bağlarbaşı Kafkas Derneği Kusha Doğan müzik grubunun mükemmel müzik ziyafeti, Bandırma Kafkas Derneği folklor ekibinin gösterisi, Kafkas Derneği Bursa Şubesi Woreyda Müzik grubunun programı, Kafkas Derneği Manisa Şubesi’nin temsili gelin çıkarma oyunu, Kafkas Derneği İzmir Şubesi folklor ekibinin gösterisi ile sürdü ve konuklar tarafından beğeniyle izlendi. Finale gelindiğinde festival programında gözükmeyen Kafkas Derneği Ankara Şubesi Kafkas Halk Dansları Ekibi sürpriz bir programla ve profesyonel ekiplere tas çıkartacak mükemmellikteki performanslarıyla festival alanını ayağa kaldırdı. Programın sona ermesi ile festivale iştirak eden tüm ekipler sahneye davet edildi ve tabii ki mahalli oyun başladı. Unutmadan, değerli dostumuz Prens Ali, kardeşi ile birlikte iştirak ettiği programın renkli simalarındandı. Bu güzellikteki festivallerde en önemli unsurlardan biri de Türkiye'nin birbirine hayli uzak bölgelerinden gelen hemşehrilerimizin birbirleriyle tanışmaları kaynaşmaları ve kurdukları dostlukların, birlik ve beraberliğin sağlanmasında etken olması idi. Nitekim Manisalı Gökhan ile Düzceli Ayberg'in (Abrec) daha şimdiden başlayan dostlukları buna en güzel örnekti sanırım. Dostlukları ebedi olur inşallah. İşte böyle....bir festival de tatlı hatıraları, yeni dostlukları ve verilen mesajları ile Ege ve Marmara Bölgesini kucakladı.     [Düzce’den “Gutej” tarafından 24 Haziran 1999’da yazılan bu yazı http://www.geocities.com/Pentagon/bunker/4670/ adresinden alınmıştır. Haberleşmek için e-posta adresi: gutej@marketweb.net.tr]  Kaffed

Tokat Şenliği, 1999

Kafkas Derneği'nin (KAFDER) önder-liğinde ve Kafkas Derneği Tokat Şubesinin organizasyonunda düzenle-nen 2. Bölgesel Kafkas Festivali 5.000'e yakın hemşehrimizin katılımıyla 4 Temmuz Pazar günü To-kat DSİ Sosyal Tesisleri Gümenek mevkiinde gerçekleştirildi. Festi-vale; İstanbul, Ankara, Adana, Maraş, Kayseri, Sivas, Samsun, Si-nop, Çorum, Amasya, Konya ve Düzce bölgelerinden yoğun katılım vardı. Açılış konuşmasını yapmak üzere kürsüye davet edilen Kafkas Derneği Genel Başkanı Sn.Muhittin ÜNAL yaptığı konuşmada; 1864 Çerkes Sürgünü ve günümüze kadar geçen sürece dair bir değerlendirme yaptı ve Çerkeslerin ulusal kültür dinamiklerinin; özellikle anayurtla bütünleşmek suretiyle yok oluş sürecini yavaşlatabilecek, durdurabilecek potansiyele sahip olduğunu, bu potansiyeli ulusal amaçlar doğrultusunda ivedi biçimde örgütleyebilmek gerektiğini vurguladı. Toplumumuzun kültürüne olan özlemini gidermek, hemşehrilerimiz arasında birlik ve beraberliği sağlamak, kültürel yok oluşu durdurmak için bölgesel etkinliklerin önemli olduğunu dile getirdi. Kafkas Derneği Tokat Şube Başkanı Recep BAY da konuşmasında; Kafkas Kültürünün korunması, yok oluşun durdurulması amacıyla kurulan Kafkas Kültür Derneklerinin birlik ve beraberliği sağlamak amacıyla KAFDER yapısı altında birleştiğini ve Tokat Kafkas Kültür Festivali’nin de bu dayanışmanın doğal sonucu olduğunu dile getirerek, basta Sn. Muhittin ÜNAL olmak üzere katkısı olan kurum, kuruluş ve yöneticilere teşekkür ederek festivale katılanları selamladı ve hoşgeldiniz dedi. Ardından yapılan protokol konuşmalarından sonra programa geçildi. Festival programı KAFDER Ankara Şubesi Halk Dansları Ekibi Elbruz'un müzik ve şiir dinletisi ile başladı ve ekibin birbirinden güzel oyunları (Kafe Kuanshe, Çeçen) ile devam etti. KAFDER Pınarbaşı Şubesi’nin tiyatro gösterisi alanda bulunan misafirlere oldukça neşeli anlar yaşatırken bir yandan da yitirilen değerlerimiz adına derin düşüncelere dalınmasına vesile oldu. Bir dönem TV ekranlarında seyrettiğimiz Saklambaç programının canlandırıldığı gösteri, verdiği mesajlarla kültürümüze ancak bu denli güzel uyarlanabilirdi. Sırada festivale ev sahipliği yapan Tokat Şubesi Halk Dansları Ekibi vardı, yaşları 6 ile 14 arasında değişen ekip üyelerinin sergilediği mükemmel program kimi ebeveynleri gururla gülümsetirken kimilerini de sevinçten ağlattı. Tokat Şubesi’nin takdire değer çalışmaları neticesi oluşturulan bu ekibe sahip çıkılması ve devamının getirilmesi gerekliliği alandaki herkesin düşüncesi idi. Ekip üyesi miniklerin program sonunda hocaları ve aynı zamanda Ankara Şubesi ELBRUZ ekibinin çalıştırıcısı BESLAN ile paylaştıkları mutluluk görülmeye değerdi. Bu arada; programa verilen kısa aralarda çeşitli merkezlerden gelerek festivale iştirak eden gençler mahalli oyunlar için öbek öbek gruplar oluşturup tüm hünerlerini sergilediler ve birbirleri ile tanışarak yeni dostlukların temellerini attılar. Festival alanında açılan standlar konuklardan büyük ilgi gördü. Programda daha sonra sırasıyla Çorum Şubesi’nin müzik dinletisi ve Samsun Şubesi’nin Tiyatro gösterisi sergilendi. KAFDER Turhal Şubesi folklor ekibinin gösterisi büyük ilgi gördü. Müzik dinletisi ardından KAFDER Samsun Şubesi Nart Cocuk Klübü üyelerinin sergilediği oratoryo oldukça etkileyiciydi, Rus-Kafkas savaşlarından günümüze Çerkes tarihi kronolojisinin önemli olaylarının hatırlatıldığı gösterinin sonuç bölümü gündemdeki Abhazya ambargosunun kaldırılması için çağrı niteliğindeydi. Müzik ziyafeti denilince akla gelen klasik, tabii ki "Kusha Doğan Müzik Grubu". Grubun mükemmel yorumları festival alanında büyülü bir hava yarattı. Zengin programın konuklardaki coşkusunu en iyi anlatan kare, sahnenin önünde çimende oturan izleyiciler arasında bulunan ve parçalara coşkuyla tempo tutup hem de mırıldanan minik kızın görüntüsüydü. KAFDER Samsun Şubesi minikler ekibinin gösterisindeki coşku görülmeye değerdi, ekip gösteri finalini dinmek bilmeyen alkışların eşliğinde ikinci kez tekrarladı. KAFDER Kayseri Şubesinin sergilediği tiyatro gösterisi TV'lerde sıkça izlediğimiz talk showların bize uyarlanmış hoş bir canlandırması idi ve gösteri boyunca konuklar hoşça vakit geçirdiler. Finale yaklaşıldığında KAFDER Ankara Şubesi Halk Dansları Ekibi Elbruz'un müzisyenleri eşliğinde Sn.Hayri KAZBEK'in seslendirdiği parçalar konuklara coşkulu anlar yaşattı. ELBRUZ ekibinin zengin programı ve muhteşem gösterisi festivalin finalinin geldiğinin habercisi oldu. Zaten böylesi güzellikte bir organizasyonun finaline de böylesi mükemmel bir gösteri yakışırdı. Tokat festivali de birliğin ve beraberliğin öneminin tekrar tekrar vurgulandığı ve pek çok merkezdeki hemşehrilerimizin kucaklaştığı bir organizasyon olarak herkesi oldukça memnun etti. Kaffed