Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun (KAFFED) 1 Şubat 2020 tarihli II. Gençlik Çalıştayı’na Düzce Üniversitesi Kafkas Halk Dansları, Şarkıları ve Müzikleri Topluluğu’nu (DÜKAF) temsilen katıldım. Çorum’un Danun köyündenim, Besleney'im ve Afaşij sülalesindenim. Öncelikle ilk defa bu kapsamda bir organizasyonda yer almak, süreci kayıt altına almak, paylaşılan düşünceler üzerine fikir geliştirmek benim için muazzam bir deneyimdi. Bir Çerkes genci olarak tüm Türkiye genelinde “Toplumumuz ve Kurumlarımız Akademik Araştırma Yarışması”ndaki araştırma verilerine -deyim yerindeyse- dokunabilmek, çözüme yönelik paylaşımları ve tartışmaları ortamında deneyimlemek, konunun hakimi olan thamadelerimizin deneyimlerini kendilerinden dinlemek, süreci tüm detaylarıyla raporlaştırmak, analiz etmek ve yorumlamak benim için oldukça önemli bir süreçti. Çalıştay sürecinde duyduğum ve aslında tüm süreci benim için özetleyici etkin bir cümle paylaşıldı Yıldız Kaf sunumu esnasında: “Musiki yapıp oynamak kültürün yalnızca külleridir”. Anavatanından uzakta kültürünü korumaya ve devamlılığının sağlamaya çalışan biz Çerkesler de, günümüzün getirdiği değişim ve dönüşümden nasibimizi almaktayız. “Dil, bir kültürün nefesidir” dersem ne kadar önemli olduğunu ancak ifade etmiş olurum. Anket sonuçları göz önünde bulundurulduğunda anadili okuma, konuşma ve yazma becerisine olan ilgi maalesef dans toplulukları, zexes vb. etkinliklere gösterilen önem kadar olmamakta, daha az rağbet görmektedir. 21. yüzyılın yaşattığı inanılmaz hız ve sosyal medya platformları sayesinde; “Çerkes kültürünün ve kimliğinin” bilincini kavramak ve geleceğin birer kültür yaşayıcısı, aktarıcısı olmak yerine; kitlesel tüketim aracına dönüşen anlık görselleri, “duyarlılık kaygısını ve beklentisini”, onların bizlerde oluşturduğu algıyı daha çok önemsiyoruz. Birlikte geçirilen keyifli zamanlarla, sosyal medya paylaşımlarımızla, eğlenceli kültürel etkinliklerimizle kültürümüzü yaşattığımızı düşünüyoruz ve aslında verimli, önemli olan çoğu şeyi kaçırıyoruz. İşte tam da bu sebeple kültürümüz açısından “Nart Akademi” projesi oldukça yerinde, bize “bizi” hatırlatıcı, kültürümüz üzerindeki -tabiri caizse- ölü toprağını üzerimizden atacak muazzam bir fırsattır. Çalıştayda bahsedilen “Nart Akademi” projesi alt başlıklarıyla; kültürümüz, asimilasyon, haklarımız, örgütlenme, eğitim, mitolojiden günümüze Çerkes tarihi, Xabze, sanat ve günümüz bireyinin ihtiyaçlarından olan kişisel gelişim gibi pek çok farklı alanı kapsamaktadır. Sadece geçmişin küllerini taşıyan ya da gününü kotaran bir çerkes genci olmanın ötesinde “Çerkes kültürüne ve kimliğine” değer katan, geçmiş ve gelecek köprüsünü tevazu ve gayretle kuran, günümüz donanımlarını kazanmış nitelikli bireyler yetiştirme derdindedir. Bu nedenle böyle bir organizasyonun bir parçası olarak bulunmak düşüncesi, gençlerimizce önemsenmeli ve değerlendirilmelidir. Ben bu organizasyona katıldığım için ve böyle verimli bir çalıştay süresi geçirdiğim için KAFFED’e, onun nezdinde tüm konuşmacılara ve bizi içtenlikle ağırlayan herkese teşekkür ederim. nanAfaşij Selin Uysal
Büyük Farkındalıklar Bu Kültürü Ayakta Tutacak
Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun (KAFFED) Ankara'da ikincisini düzenlediği gençlik çalıştayına Marmara Üniversitesi Kafkas Araştırmaları Topluluğu (MARKAF) ve İstanbul Kafkas Kültür Derneği gençlik oluşumu İKKDGENÇ adına ortak temsilci olarak katıldım. Çalıştayda emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Öncelikle KAFFED'in daha sistematik ve gençlerin fikirlerine daha çok değer vererek planlamalar yapması çok güzel bir gelişme. Gençlerin artık akademik alanda varlıklarını gösterebilmeleri, kültürümüz için xabzemiz için el ele vermeleri artık olması gereken bir şey idi. Olması gereken diyorum çünkü biz yaşattığımız sürece kültürümüzü, dilimizi, xabzemizi gelecek nesillere aktarabileceğiz. İlk çalıştayda KAFSAM'ın başlatmış olduğu araştırma yarışmasının gerçekten güzel sonuçlar doğurduğunu, bu çalıştayda yarışmaya katılan ekiplerin sunumlarından gördük. Toplumumuz üzerinde yapılan anketler, kültürümüzün hangi seviyede yaşandığı, Adıgabzeyi kullanma oranı vb. veriler hakkında kapsamlı bilgi sahibi olmamıza olanak sağladı. Diasporada dil konuşabilme ve anlama seviyesinin düşük olmasını eğitime bağlıyorum. Hepimiz bu konuda ailelerimizden ya da dernekler vs. kurumlarda aldığımız gelişi güzel bilgilere sahibiz. Dil eğitiminin küçük yaştan itibaren, daha sistematik ve profesyonel bir eğitim ile geliştirilebileceğini ve bahsi geçen oranın arttırılabileceğini savunuyorum. Aslında bir kültürü en iyi şekilde benimsemek ve yaşatmak o kültürün tarihini iyi bilmekte saklıdır. Nereden ne için sürgün edildiğimizi iyi kavramalıyız; ne yazık ki sadece zamanınını hatırlayarak bir yere varamayız. Gençlerin ve tüm soydaşlarımızın bu farkındalığın bilincinde olmaları gerektiğini düşünüyorum. Tarih konusuna gelirsek öncelikle anavatan olarak tabir ettiğimiz yerin coğrafyasını iyi kavramamız gerekiyor. En az tarihi kadar önemli olan bu coğrafya da bizlere emanet edilmiş bu kültürün önemli bir parçasıdır. Hangi çıkarlar uğruna dünyanın çeşitli yerlerine sürgün edildiğimizi unutmamamız gerekiyor. Gelecek nesilleri de bu bilinçle donatmamız gerekiyor. Dil mi kültür mü önce gelir? Sorusu hakkında dilin önce geldiğini savunuyorum çünkü dilini unutan bir millet yozlaşır; gelecek nesillere kültürünü aktaramaz ve tarih sahnesinden silinir. Dil öğrenimi konusunda çalıştayın gündeminde yer alan Nart Akademi'nin çok güzel planları var. Yukarıda bahsettiğim eğitimin profesyonelleşmesinde bu planların uygulamaya geçmesi büyük bir hamle olabilir. Çalıştayda eğitimin offline verilmesi yönünde bir karar alındı; fakat benim düşüncem gerekli alt yapının oluşturulması halinde eğitim hem offline hem de online bir şekilde verilebilir. Online dil eğitimi veren proğramlar var ve gayet başarılılar. Bu konuda 2 dil eğitimi alıyorum ve orta seviyede yeterliliğe ulaştım. Bu tip bir uygulama ile Adıgabzenin de öğrenilip geliştirilebileceğini düşünüyorum. Asimilasyonun önüne geçebilmek için kapsamlı ve başarılı çalışmaları olan Nart Akademiye çok teşekkür ediyorum. Bu işe kurumsal bir kimlik kazandırmışlar. Derneklere ve Ünikaflara büyük destek olacaklarını düşünüyorum. Kişisel gelişimimiz de çok önemli. Hem her anlamda kültürümüzü iyi tanımalı hem de her konuda fikir sahibi olmalıyız. Sadece dans ederek veya konuşarak amaçlarımıza ulaşamayız; bunların ötesinde politika,tarih,coğrafya ve popüler kültürdeki yerimizi de iyi kavramalıyız. Bir diğer önemli husus olan Gençlik Meclisi çalıştayda süre nedeniyle pek konuşulamadı fakat bizlere dağıtılan broşürler yeterli bilgiye sahip olmamıza olanak sağladı. Öncelikle bir Ünikaf Başkanı olarak bu çalıştaya Ünikafların da çağrılması, dahil edilmesi büyük bir oluşumun habercisi. Daha geniş kitlelerde resmi olarak yer almak bizleri çok mutlu etti. Diasporada süregelen asimilasyonu önlemede hep beraber elimizden geldiğince çalışmalar yapacağız. Ortak bir iletişim portalında fikirlerimizi dile getirebilecek, çözümler üretecek,planlamalar ve projeler yapacağız. Gençlik Meclisinin sosyal,kültürel,sanatsal ve sportif faaliyetlerde önemli bir oluşum olduğunu düşünüyorum. Fikirlerimiz var olduğu sürece bizim de var olacağımıza inanıyorum. Gençlerin bu büyük farkındalığı canlandıracağına inanıyorum. Son olarak her soydaşımızın anavatını görmesi gerektiği, gençlerin work and travel benzeri çeşitli organizasyonlarla anavatana gitmesi gerektiğini düşünüyorum. Hatta bu bilincin çocuk yaşta aşılanması gerektiğini savunuyorum. Bir örnek vermem gerekirse Japonyada 6 yaşında çocukları Hiroşima ve Nagazaki kentlerine götürerek tarihde başlarına gelenler anlatılıyor ve tüm bunlar için daha iyi bir eğitim almaları gerektiği aşılanıyor. Biz de yapabiliriz. Anavatanı, bundan 156 yıl önce atalarımızın sürgün edildiği toprakları gösterebilir ve kültürümüzü ne pahasına olursa olsun koruyup yaşatmamız gerektiğini aşılamamız gerekiyor. Çalıştaya katılan herkese teşekkür ediyorum. Üçüncüsünde görüşmek dileğiyle…nanHatko Osman Hadık
Kamuoyu Duyurusu
Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçisi Aleksey Yerhov, 13 Şubat 2020 tarihinde Sputnik Haber Ajansı'na verdiği söyleşide, Çerkeslere yönelik ifadeleriyle tarihi çarpıtmış, Çerkes halkını rencide etmiştir. Oysa tarihi gerçekler ortadadır. Çarlık Rusyası’nın 18. ve 19. yüzyıllarda izlediği genişleme stratejisinin ana ideolojisi "barbarların medenileştirilmesi"dir. Sadece Çerkesler değil, bugünkü Kuzey Kafkasya, Güney Kafkasya, Sibirya ve Orta Asya, Finlandiya ve Baltık coğrafyaları bu ideoloji çerçevesinde ve emperyalist amaçlarla Çarlık Rusyası topraklarına dahil edilmiştir. Çerkeslerin ve eski Sovyetler Birliği halklarının "medenileştirilmesi gereken barbarlar" olarak görülmesi, tartışılması bile gerekmeyen, gerçeklere aykırı ve uluslararası toplumun net bir şekilde mahkum ettiği bir görüştür.p> Çerkesler binlerce yıldır Kuzeybatı Kafkasya'da yaşayan, gelenekleriyle örnek gösterilen medeni ve otokton bir halktır. Kuzeyden, batıdan ve doğudan gelen güçlü akınlarla yüzyıllarca başa çıkmış ve komşularıyla barış içinde yaşayabilmiştir. Diğer taraftan Çerkesler, Aleksey Yerhov’un sandığının aksine, diplomasiyi de gayet iyi bilen bir halktır. Altını özenle çizmek gereken bir diğer husus da şudur; Çerkesler, Yerhov’un ifade ettiği şekilde, Çarlık Rusyası'nın sunduğu seçeneklere boyun eğerek topraklarını terk eden göçmenler değildir. Asimetrik güçlere karşı, büyük zulümlerle dolu yüzyıl süren bir vatan savunması savaşı veren Çerkesler, Rusya’nın etnik temizlik politikaları çerçevesinde vatanlarından sürgün edilmiştir. Bu sürgün, Yerhov’un ifadesiyle atalarımız ve bizler için “güzel bir efsane(!)” değil acı bir maziyi ifade eder. Türkiye Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu arasındaki ilişkilerin iyi seyretmesi hepimizin dileğidir. Sayın Yerhov, geçmişi inkar etmek yerine tarihten ders alarak Rusya, Türkiye ve Çerkesler olarak bugün ve gelecekte barış içinde yaşamamızın temellerini güçlendirmeye, “ilişkilerin sağlamlığı, faydası ve geleceği” konularına katkı vermeye çalışmalıdır. Halkların barış ve huzur içerisinde yaşaması tüm tarafların çıkarınadır ve tüm yetkililer sorumluluk bilinci içerisinde bu doğrultuda gayret göstermelidir. div>nanKaffed
Çalışma ve Bilinç
Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) Gençlik Çalıştayının ikincisi 1 Şubat 2020 tarihinde KAFFED yönetimi, üniversitelerdeki Kafkas öğrenci toplulukları (ÜNİKAF) Temsilcileri ve Derneklerin gençlik yapılanmalarından katılan temsilciler ile gerçekleştirildi. Ben de bir Çerkes genci olarak Selçuk Üniversitesi Kafkas Kültür Topluluğu adına bu çalıştayda bulundum. Kısıtlı bir zaman zarfında önemli konuların konuşulduğu ve tartışıldığı bir çalıştayı geride bıraktık. Çalıştayda ilk olarak KAFSAM tarafından yapılan Toplumumuz ve Kurumlarımız Araştırma Yarışmasına katılan grupların sunumlarını izledik, görüşlerini dinledik ve fikir alışverişlerinde bulunduk. Bu sayede toplumumuzda nelerin eksik ya da zayıf olduğuna dair bazı sonuçları da elde etmiş olduk. Konuşulan diğer bir önemli konu ise Nart Akademiydi. Umuyorum ki bu konu üzerinde fazlaca durulur ve Nart Akademi gibi çok güzel bir oluşum tekrar hayata geçirilir. Tabii ki Nart Akademinin hayata geçirilebilmesi için biz gençlere de bazı sorumluluklar düşüyor ve biz de elimizden geleni yapmaya hazırız. Örgütlenme konusunda ise Değerli Thamademiz Muhittin Ünal’ın yaşamı boyunca elde ettiği gözlemleri ve deneyimlerini bize anlatması da bize her zaman önemli bir rehber ve büyük bir yol gösterici olacaktır. . Çalıştaydaki tek üzücü nokta ise gayet önemli bir konu başlığı olan KAFFED Gençlik Meclisi konusunun zaman probleminden dolayı yeterince konuşulmamasıdır. Umuyoruz ki bir sonraki çalıştayda bu konuya gereken önem ve zaman ayrılır. Belki de şimdi söyleyeceklerim biraz klişe olsa da son olarak bir kaç noktayı da dile getirerek yazımı bitiriyorum. Bu tarz Çalıştayların sürekliliği toplumumuzun ilerlemesi açısından büyük bir önem arz etmektedir. Eğer toplum olarak ileriyi hedefliyor isek bu yönde somut ve de önemli adımlar atmalıyız. Bunun da yolu çalışan ve bilinçli bireylerden geçmektedir. Biz gençlere de büyük görevler düşmektedir. Bu çalıştayda emeği geçen herkese çokça teşekkürlerimi iletiyorum. Başka bir çalıştayda tekrar görüşmek üzere…nanNart Akkan
Akademik Gençlik
İkincisi düzenlenen Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) Gençlik Çalıştayına, İstanbul Üniversitesi Kuzey Kafkas Topluluğu’nu (İÜKAF) temsilen katıldım. Kısa bir yazıyla fazla uzatmadan size gözlemlerimi ve düşüncelerimi anlatmak istedim. Uzun yıllardır derneklerde aktif olan ve yaklaşık üç yıldır üniversite öğrenci topluluklarında (ÜNİKAF) bulunan bir Çerkes genci olarak ilk değineceğim ve beni umutlandıran konu artık Çerkes gençliğinin akademik anlamda da var olduğu ve de bulundukları alanda donanımlı olduklarıdır. İkincisi düzenlenen çalıştay ilkine göre yoğun katılım ile gerçekleşti. Bunda çalıştayın bir gün sürmesinin etkisi büyük. Ancak verimli bir çalıştay oldu. Beni üzen nokta asıl konuşmamız gereken konuya süremiz yüzünden girememiz oldu. Gençlik Meclisi’ni önemsiyorum; çünkü bölgesel ya da ulusal grupların en önemli organı gençlik oluşumlarıdır. Bu oluşumların en büyük özelliği ise savundukları belli bir konu, bir alan olmasıdır. Peki biz neyi savunuyoruz? Sorulması gereken en önemli sorunun bu olduğunu düşünüyorum ve bu sorunun cevabının bize önemli yol katettireceğine inanıyorum. Herkes için koşarken kendi benliğimize ne kadar sahip olabiliyoruz? Nart akademi konuşulan diğer önemli noktaydı. Verilen fikirlerin hepsinde çoğunluk ofline eğitimin iyi olacağını savundu ancak en maliyetsiz ve büyük kitlelere ulaşımı sağlayacak eğitim online yapılabilir. Gerekli altyapı sağlandıktan sonra online eğitimlerin verimsiz olacağını düşünmek mantıksız. Tabi tartışılabilir yine. Birçok farklı açıdan hepsinin iyi ya da kötü yönleri dile getirilebilir. Önemli olan bu çalışmanın hayata geçirilmesi ve işe yaramasıdır. Emek verip en azından orada bulunan herkese canı gönülden teşekkürlerimi sunuyorum. Başka çalıştaylarda, başka güzel işlerde görüşme temennisi ile sözlerime son veriyorum.nanBabug Ömer Yenal Yıldız
Birlikte Daha Güçlüyüz
Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) Gençlik Çalıştayı’na, Düzce Üniversitesi Kafkas Halk Dansları, Şarkıları ve Müzikleri Topluluğu’nu (DÜKAF) temsilen katıldım. KAFFED tarafından 80’e yakın gencin ağırlanması ve önerilerinin alınması çok önemliydi. Kültürümüzde gençlerin geri planda kaldığı, tüm sözün büyüklerde olduğunu düşünülecek olursa yeni nesile söz hakkı vererek gelişen değişen dünyayı anlamak, yok olmak gibi acı bir gerçekle karşı karşıya kalan bizler için yapılması gereken en doğru hamlelerden biriydi. Bunun için KAFFED e çok teşekkür ederim. Öncelikle araştırma sunumlarıyla başlayan Çalıştay’da en önemli sorunumuzun dil olduğu aşikardı. Dilimiz, kültürümüzü geçmişten geleceğe ileten en önemli araçtır. Dili olmayan bir milletin yaşaması imkansızdır. Bunun bilincinde olarak çalışmalarımıza devam etmeliyiz. İkinci dikkatimi çeken husus tarih bilincinin yeteri kadar olmayışıydı. Anket sonuçlarına göre çoğu kişi ortak acımız 21 Mayıs tarihini biliyor ancak bu tarihin altındaki acı gerçeklerin bilinmediğini gözlemliyorum. Bunun sonucunda da anavatana yönelim mümkün olmuyor. Aidiyet duygumuzu toplum olarak önemli ölçüde kaybettiğimizi söyleyebiliriz. Ancak bu kadar önemli tespitlerin yapıldığı bir programda sürenin kısıtlı olduğu için tespit edilen sorunlara ilişkin çözümler tartışılamadı. Çalıştayın diğer önemli kısmı olan Nart Akademi’nin, birlik ve beraberliğimizi artırmayı amaçladığını ve gençlere farkındalık kazandırmaya çalıştığını öğrendim. Nart Akademi kapsamında yapılacak işler katılımcıların katkılarıyla geliştirildi. Son olarak bütün bunların ışığında esas olanın örgütlenmek olduğunu gördük. Ortak bir bilinçle, mikro ayırımcılıkların bizi bölmesine izin vermeden çalışmak esas alınmalıdır. Biz gençlerin, büyüklerimizin de desteğiyle ipleri elimize almamız tek kurtuluş yoludur. nanNemyit Akkan
KAFFED, Siyasetçi, Bürokrat, Sanatçı ve Sporcularımızı Buluşturdu
KAFFED’in organizasyonuyla Ankara’da 11 Şubat 2020 Salı akşamı verilen resepsiyonda buluşan siyasetçi, bürokrat, sanatçı ve sporcular tanışma ve karşılıklı sohbet imkanı buldular. Federasyonumuzun Genel Sekreteri Serpil Yılmaz Dizdarlar, gecenin açılışında organizasyonun amacının KAFFED’İ tanıtmak, yapılan çalışmalar hakkında bilgi vermek ve ilişkileri sağlamlaştırmak olduğunu söyledi. KAFFED Genel Başkanı Yıldız Şekerci; bu ve benzeri organizasyonların hem tanışmaya hem geleceğe dönük, kişiler arası ve kurumlarla ilişkilerimizin kuvvetlenmesine vesile olacağını söyledi. Şekerci, siyasette, iş dünyasında, sanatta, sporda ve sivil toplumda zoru başaran, toplumu gururlandıran, gençler ve çocuklar için başarıları birer rol model olacak insanların biraraya gelmesinin sevindirici olduğunu kaydetti. Şekerci, sivil toplum kuruluşlarının, toplumlarda kamu ve özel sektörden sonra önemli bir güç haline geldiğinin altını çizerek, “Dayanışma içerisinde demokratik örgütlülüğü güçlü bir toplum olmak, yok oluşa karşı vereceğimiz en önemli cevabımız olacaktır” dedi. Asimetrik savaşlar, sürgün, soykırım, asimilasyonun toplumumuzu yok edemediğini vurgulayan Şekerci, ancak, örgütlenmeyi ve dayanışmayı büyütemezsek küreselleşen dünyada varlığımızı korumamızın zorlaşacağını vurguladı. Anavatanla ilişkilenmenin dil, kimlik ve kültür bilincinin gelişmesi ve sonraki nesillere aktarılması adına hayati önem taşıdığını hatırlatan Şekerci, “Dilimiz, kimliğimiz ve kültürümüz atalarımızın bin bir zorlukla bize ulaştırdıkları değerli emanetlerdir; bizler de bunları gelecek nesillere azaltmadan hatta arttırarak ulaştırmakla mükellefiz. Kendini kaybeden, kimliğini yitiren bu boşluğu hiçbir makam ve başarı ile dolduramaz. El birliği ile çalışırsak güzel sonuçlar alacağımıza inancım tamdır” dedi. {gallery}/haber/federasyon/2020/200211_Resepsiyon{/gallery}nanKaffed
Gençliğin Yapılanması
Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) tarafından 1 Şubat 2020 tarihinde Ankara’da Gençlik Çalıştaylarının ikincisi düzenlendi. Bu çalıştaya İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nin gençlik yapılanması olan İKKDGENÇ’i temsilen katıldım. Çalıştaya ev sahipliği yapan ve emeği geçen herkese buradan tekrar teşekkür ederim. Yazıma ilk olarak KAFSAM tarafından yapılan Toplumumuz ve Kurumlarımız Araştırma Yarışmasından başlayacağım. Bu anket toplumumuzda irili ufaklı birçok gruba ulaşmış, birçok dernek gençliği ve üniversite kaf’ları tarafından yapılmıştır. Bu durumu incelediğimizde yaklaşık 1500 Çerkes ile anket yapıldığını görmekteyiz. Eğer ki KAFFED toplumumuza ulaşmak ve bilgi almak istese bu kadar net ve detaylı bir analize ulaşması oldukça zor olacaktır. Bu anketlerde her şehir için ayrı ayrı sonuçlar ve raporlar çıkartılmış, akademik şekilde hazırlanmıştır. KAFFED’in bu sonuçları oldukça dikkatli şekilde analiz ederek eleştirilere kulak vermesi gerektiği aşikardır. Bununla beraber birinci ve ikinci çalıştaylara üniversitedeki kaf gruplarının davet edilmesi KAFFED içerisinde yeni bir yapılanmanın yaklaştığını bizlere göstermektedir. Biz gelecekte bu kültürün temsilcileri olacak insanlarız ve şu an bir gençlik örgütlenmesinin içerisindeyiz. Gerek KAFFED Gençlik Meclisi’nin oluşturulmaya çalışılmasıyla gerek bu çalıştaylarla bunu görüyoruz. Bu örgütlenme içerisinde geçmişteki örgütlenmemizin başını çeken çok değerli Thamedimiz Muhittin Ünal’la tanışmak ondan tecrübelerini dinlemek, gençler için oldukça önemli bir husustur. Bu çalıştayda en etkili paylaşımların bu anlar olduğunu belirtmek isterim. İkinci olarak Çerkes toplumu açısından en önemli konulardan birisi olduğunu düşündüğüm Nart Akademi planlanması yapıldı. Bizler gelecekte toplumumuz ve kültürümüzün temsilcileri olarak karar alma mevkilerinde bulunacağız. Haklarımızı her alanda arayacak, Çerkes kimliğimizi yaşatmaya çalışacağız. Nart Akademi bu alanda bizim eğitimimiz için oldukça önemlidir. Nart Akademi’nin planlaması içerisinde temsilcilerden görüş ve öneriler alındı. Bu aşamada dikkati çekmek istediğim şey şudur; bu eğitimi alacak ve çevrelerine aktaracak, etrafındaki Çerkes toplumunun sorunlarını gören insanlardan fikirler alınıp danışıldı. Gençlere ve toplumumuza hangi eğitimlerin verilmesi gerektiğine yaşlılarımız değil gençlerimiz karar verdi. Belki de Çerkes toplumlarında ilk defa gençlere bu kadar söz hakkı verilmiştir. Ayrıca çalıştay içerisinde KAFFED Genel Başkanı ve yönetim kurulu üyelerinin bu çalıştaya katılımı da kritik noktalardan birisidir. Toplumumuz hakkında zayıf görülen veya eleştirilen konuların hepsini herhangi bir rapordan veya yazıdan değil bizzat dernek gençleri ve üniversite kaf temsilcilerinden dinlemişlerdir. Bu konuda umarız söylenenler havada kalmayıp dikkate alınır. Programın en önemli konularından birisini olduğunu düşündüğüm Gençlik Meclisi bölümü maalesef ki zaman yetersizliği yüzünden konuşulamadı. Bu konuda görüş ve önerilerinizi bildirebilirsiniz denildi ancak yetkili kişilerin tekrardan davet edilerek ayrı bir günde bu konunun soft ortamda değil yüzyüze tartışılması gerektiğini düşünüyorum. Hatta ayrı bir program Gençlik Meclisi konusu için ayarlanabilir. Yazımın sonuna yaklaşırken değinmek istediğim bir konu daha bulunmaktadır. Birinci ve ikinci çalıştayları düşündüğümüzde ikinci çalıştayın daha verimli geçtiğini düşünüyorum ancak 85 gencin toplandığı ve bunların da hepsinin birer dernek ve kaf temsilcisi olduğunu düşünürsek, hiçbir karar almadan dağılınmasının bir sorun olduğunu düşünüyorum. Bakıldığında konuşulanlar havada kalmıyor not alınıyor fakat bu çalıştayların daha sağlıklı ilerleyebilmesi için en azından tavsiye niteliğinde karar alma yetkisinin çalıştaylara verilmesi gerektiğini düşünmekteyim. İki çalıştayı da düşündüğümüzde konuştuğumuz konular arasında en çok dikkat çeken şey Çerkes kimliğinin günlük hayatımızda kullanımı konusudur. KAFFED yöneticilerinin hepsinin ortak olarak söylediği şey “Çerkes kimliğini yaşayalım yaşatalım”dır. Ancak bu konuya baktığımızda bizim kimliğimize Çerkes kimliği dediğimiz halde derneklerimizde ve üst çatı örgütümüzde birkaç dernek harici herhangi bir Çerkes ibaresi bulunmamaktadır. Çerkes kimliğini savunan ve bizim de içerisinde bulunduğumuz kurumlar buralardır. Ancak Çerkes kimliğini savunurken bulunduğumuz kurum ve çatı örgütün isminde Çerkes kelimesinin kullanılmaması oldukça dikkat çekicidir. Çerkes kimliği savunurken isminde Kafkas kelimesini kullanan yapıların içerisinde yer almaktayız. Kafkasya bir bölge adıdır. Buna örnek olarak şunu verebilirim, bir Kürt vatandaşla konuştuğumuzda o Doğu Anadolu vurgusu veya kimliği yapmamakta direk kendi milletinin ismiyle kendisini savunmakta ve bunu taşımaktadır. Biz Çerkes peyniri diyoruz, Çerkes dansları diyoruz, dil olarak Çerkesce diyoruz ama temsiliyet aşamasında Kafkas ibaresi altında buluşuyoruz. Bunun bir problem olduğunu düşünüyorum. Son olarak değinmek istediğim şey Çerkesler olarak gerekli miktarda akademik kaynağımızın olmadığını, her şehirde ve derneklerde Çerkes kütüphanesinin bulunmadığını söylemekteyiz. Ancak Çerkeslikle alaklı kaynaklara baktığımızda Toplumumuz ve Kurumlarımız Araştırma Yarışması raporlarının ve anket sonuçlarının çok önemli bir kaynak olabileceğini düşünüyorum. Bu raporlar ve sonuçları, bizim için zamanı geldiğinde arşiv niteliğinde olacaktır. Bu nedenle sonuçlar ve raporların, yapılan çalıştay değerlendirmeleri ve KAFFED sitesinde yayınlanan Çalıştaylarla ilgili Köşe Bucak Yazıları’nın belki kitap belki de dosyalar halinde basılıp daha çok kişiye ulaşması; derneklerimizde ve kaf’ların okullardaki odalarında bulunması gerektiğini düşünüyor ve öneriyorum. Kanuko Halil İbrahimnanKanuko Halil İbrahim
Ulaşamadıklarımızın Gerçekleri
Ankara'da 1 Şubat 2020'de ikincisi düzenlenen KAFFED Gençlik Çalıştayı'na Denizli Kafkas Kültür Derneği ve PAÜKAF'ın ortak temsilcisi olarak katıldım. İlk düzenlenene kıyasla daha verimli geçtiğine inandığım bu çalıştayın gerçekleşmesinde emeği geçen herkese teşekkür ederim. İlk çalıştayda duyurulan ve ikinci çalıştayda tartışılan KAFSAM’ın düzenlediği "Toplumumuz ve Kurumlarımız Akademik Araştırma Yarışması"nda gerek kendi bölgemizde yaptığımız analizlerle gerek çeşitli bölgelerdeki grupların analizleri ve sunumlarıyla, toplumumuzun kendi içimize ve kurumlarımıza bakış açısını daha iyi anlama fırsatı buldum. Türkiye'de yaşayan Çerkeslerin çoğunluğunu, kurumlarımızla ilişkisi zayıf veya tamamen kopuk bireylerin oluşturduğunu biliyoruz. Bu gerçeği yadsımadan araştırmamızda o kitlenin fikirlerine ulaşmak için çabaladık. Karşımızda şöyle bir tablo vardı: nispeten anadillerini yaşatabilmiş, kültürlerini ve kimliklerini seven, anket yapmak istediğimizde canı gönülden karşılayan ve düşünceleri alındığı için değerli hisseden, ayrıca bu faaliyetler için çabalayan gençleri görünce gururlanan insanlar. Bunların yanı sıra dikkatimizi çeken şey kurumlarımızı tanımamaları, kendilerini bu kurumların bir parçası olarak görmemeleri ve merkez diaspora şehirlerindeki insanlarımız kadar bilgilendirilmiş olmamaları. Oysa yaşadıkları yerde sayıca az ya da çok olsunlar, her Çerkesin yapılan çalışmalar konusunda eşit derece bilgilendirilebiliyor olması gerekir. Bu durumun iki taraflı birçok sebebi var. Yine de biz bu insanlara ulaşmayı başardıysak, kurumlarımızı özümsemelerini de sağlayabiliriz. Kendi aramızdaki kopukluk zaten azınlık olan toplumumuzu daha da küçük parçalara ayırıyor. Parçalanmışlık insanlarımızda yalnızlık hissi yaratıyor. Bu his ve ortak bir duruşu benimseyememiş olmamız karşımıza "toplumdaki şahsi değeri, millet değerlerinin önüne geçmiş, Çerkes kimliklerini öne çıkartmaktan çekinen" bir zihniyet çıkartıyor. Bunu araştırmalarımızda açıkça gördüm. Haklarını aramalarına izin verilmeyeceğine veya haklarını aramaya kalkışırlarsa var olan haklarının ellerinden alınacağına inananlar var. Şu anda anadillerini özgürce konuşma ve derneklerde anadili eğitimi verebilme hakkını yeterli görüp bunların ellerinden alınmasına sebep olabilecek her türlü örgütlenmeden ve özellikle siyasetten uzak durulması gerektiğine inananlar da var. En çok da bu güne kadar bu ülkede çizilmiş "Çerkes" profilini kaybetmekten, Türkiye'de "hoş karşılanmayan" diğer azınlıklarla aynı kefeye konup ötekileştirilmekten çekinenler var. Ortaokullarda seçmeli ders olarak anadilimizi öğrenme hakkımızın "bölücülük" olarak algılanacağını ve yanlış olduğunu söyleyenler var. Beni düşündüren, bu ülkede nasıl bir “profilimiz” olduğu. Bugün Türkiye'de Çerkesleri “Türk boyu” zannedenler varken ve hakkımızda bilinen tek şey danslarımızken yanlış anlaşılmak istemediğimizi söylüyoruz. Aslında biz zaten yanlış anlaşılıyoruz. Hakkımızda bilinmesi gereken çok daha derin unsurlarımız var. Unutmayalım ki bunca yıllık kadim tarihimiz dünya mirasının bir parçasıdır. Her miras gibi özellikle kendi sahipleri tarafından korunmalıdır. Dünyada bunun birçok örneği olduğu gibi bunlar için düzenlenmiş yasalar ve uluslararası sözleşmeler de var. Buna rağmen haklı bir düşünce olarak ortaya konulduğu üzere; kendimizi yaşadığımız zamana ve bu coğrafyaya uygun şekilde tanımlamalıyız. Bu tanım dikkatle hazırlanmalı ve halkımızı tek bir duruşta birleştirebilecek nitelikte olmalıdır. Kendimizi tanımladıktan sonra tanıtma kısmında, siyasetin içinde olmak bizi her açıdan güçlendirecek bir yol. Öncelikle ekonomik açıdan bağımsızlığımız elimizde değil. Siyasilerin desteği bu açıdan önemli. Aynı şekilde çatı örgütümüzün duruşunun siyasiler tarafından desteklendiğini kendi ağızlarından duymak ve sadece seçim döneminde yine bize yapılan konuşmalarla sınırlı kalmaması için çabalamak gerekli. Bu sayede halkımızın çekinceleri giderilebilir. Siyaset sadece bizi bu ülkede tanıtacak bir yol değil. Söz sahibi olabilmek, haklı taleplerimizi dinletebilmek, anavatanla ilişkilerimizi güçlendirebilmek, var olabilmek için bir zorunluluktur. Bu yüzden siyaset yapmalıyız ve neden yapmamız gerektiğini de halkımıza anlatmalıyız. Son olarak söylemek istediğim şey, çizilmiş Çerkes profilini kaybetmekten korktuğumuz kadar Çerkesliğimizi kaybetmekten korkmuyorsak yok olmaya mahkum bir millet oluruz. Bizim üstümüze düşen, bu gerçeği iyi anlamak, doğru tanımları seçerek ve olabildiğince geniş bir kitleye hitap edecek şekilde anlatmaktır. NURSENA TEMİZnanNursena Temiz
Güçlü Bir Gençlikle Beraber Güçlü Yarınlara
Sinop’un Ordu köyündenim, Abhaz’ım ve Smırpha sülalesindenim. Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun (KAFFED) düzenlemiş olduğu II. Gençlik Çalıştayı’na Manisa Çerkes Kültür Derneği Gençlik Komisyonu Üyesi olarak katılım sağladım. II. Gençlik Çalıştayımızın, I. Gençlik Çalıştayı’na göre daha kısa sürede organize edilmesine rağmen daha sistematik ve daha verimli geçtiği ilk gözlemlerim arasındadır. İlk çalıştayın, katılım gösteren arkadaşlar için farkındalığının zayıf olduğunu ve tatil modunda bir etkinlik gibi geçtiğini; ikinci çalıştayımızda ise farkındalığın arttığını, daha resmi ve disiplinli bir organizasyon olduğunu söyleyebilirim. Kafkas Dernekleri Federasyonunun faaliyet içeriklerinin düzenlendiği, başlıkların şekillendiği ve daha planlı bir düzenin oturtulmaya başlandığı bir çalıştaydı. Çalıştayın en büyük problemi sürenin kısıtlı olmasıydı. Türkiye’nin dört bir yanından ÜNİKAF’larımızın ve Derneklerimizin gençlik komisyonlarının üyeleri olarak hep beraber oradaydık. İlk etapta anket çalışması yapan arkadaşlarımız sunumlarını gerçekleştirdi. Çalıştay’da bir araya gelen gençler kendilerini rahatlıkla ifade edebiliyorken derneklerdeki gençlerin büyüklerimizden çekindiklerini, Thamadelerimize karşı Xabze’ye uymayan bir davranışta bulunma korkusu ile kendilerini ifade etmekte güçlük çektiklerini gözlemledim. Dikkatimi çeken diğer bir husus ise derneklere ve üniversitelerin Kafkas topluluklarına, o şehirde bulunan gençlerin yeterli ilgiyi göstermemeleri oldu. Kültürümüzü, dilimizi, danslarımızı, geleneklerimizi, müziklerimizi kısacası bizi biz yapan bütün renkleri taşıyacak, bir sonraki nesle aktarılmasını sağlayacak biz gençlerin bu değerlere sahip çıkması gerektiğini, bu sorumluluğu tüm gençlerin kabullenip özveri ile yerine getirmeleri gerektiğini düşünüyorum. Unutmayalım ki, dili unutulan bir toplum ölmeye mahkumdur. Değerlerimizin yitip gitmemesi için hepimiz gerekli çalışmaları yapmalıyız. Kültürümüzü, varlığımızı, birliğimizi kamuoyuna duyurmalıyız. Dil kurslarına, akademik çalışmalara, gençlerimize daha fazla önem vermeliyiz. Dikkatimi çeken bir diğer husus ise 80 kadar kişi oradaydık ve fikirlerini sadece belirli kişiler dile getirdiler. Bu tür organizasyonlara katılım gösteren kişiler, geldikleri yeri temsil etmektedirler ve her biri kendini, temsil ettikleri toplumun problemlerini, planlarını veya çalışmalarını ifade etmeli, temsil ettikleri organizasyonun sesi olmalıdır. Katılım gösteren ve sessiz kalan arkadaşlarımızın sessiz kalmalarındaki nedenlerin araştırılıp çözülmesi gerektiğini düşünüyorum. Çekindikleri bir durum varsa çözülebilir veya süre kısıtlamasına takıldıkları için kendilerini ifade etmedilerse, bu ve bunun türevi problemlerin çözülmesi ile organizasyondaki verimin artacağına inanıyorum. Bu çalıştay ile Nart Akademisi gibi harikulade bir gelişmeden haberdar oldum. Bu akademi ile derneklerin daha bilinçli, birbirlerini destekleyen bir toplum yetiştirmeyi hedeflediklerini, bununla beraber bir Gençlik Meclisi oluşturup Anka Kuşu misali küllerinden yeniden doğan bir Federasyon yolunda ilerlemek isteyen bir organizasyon gördüm ve bu durum beni çok mutlu etti. Ayrıca Nart Akademi sayesinde; derneklerin kurumsallaşmaya yönlendirildiğini, derneklerin birbirleri ile daha senkronize olabileceklerini ve bu dernekler sayesinde dünya kamuoyuna sesimizi duyurarak varlığımızı gösterebileceğimizi gözlemledim. Bu gelişmeler sayesinde mevcut derneklerimizin donanımlarının artacağını ve vizyon eksikliğinden kaynaklı sorunların da çözüme kavuşabileceğini düşünüyorum. Yazımı Sayın Şamil Koç’un “Kendi kendimizi özlüyoruz” adlı Köşe Bucak yazısındaki sözleri ile bitirmek istiyorum: “Bizim büyüklerimiz, Kafkas Dağlarındaki cennet yurtlarından koparılıp bu tarafa fırlatıldılar. Biz, geçim derdine düştük, kentlerin betonları arasına hapsolduk. Saksıda yetiştirilmeye çalışılan bozkır çiçeği gibi renksiz, biçimsiz bir hale dönüştük. Rengimizi, kokumuzu, toprağımızı, varlığımızı hissedebileceğimiz bir bu dernekler kaldı. Kimine kızıp küseriz, kimini de toplumu politik ya da ticari çıkarları için kullanmaya çalışmakla eleştiririz, kimine “Böyle Çerkeslik mi olur, bu ne biçim davranış?” der darılırız. Biz eleştiriyi çok seven bir milletiz. Ama doğruların da ancak eleştirmekle bulunabileceğini genlerimizde, atalarımızdan miras alıp getirmişiz. Varsın aramızda bunlar da olsun, biz o derneğe gider, hiç olmazsa bu kasvet ortamından bir anlık sıyrılıp, bu kültürün nefesini içimize çekeriz. Yok olup gitmektense, burada alabildiğimiz o bir nefesle işte, yaşayabildiğimiz kadar yaşarız. Hiç olmazsa aldığımız nefesten bir şey anlar, halen yaşadığımızı, var olduğumuzu hissederiz. Sizlere de tavsiye ederiz, bırakın bir kenara bahaneleri, hepinizi derneğe bekleriz…” nanSmırpha Elif Sevim Oral