1944, Şubat…p> O yılın kışı işte, o yılın, Sivri kama misali, İnsanın bağrına saplanıp da yaşanan Kışı işte o yılın! O yılın hiç yazı olmadı ki… Kanayan yüreğimin yarası kapanmadı ki hiç! İçimi kavurarak süren o yılın kışı On üç buzlu ayaza dönüştü Ve daha bir başka soğudu Tamı tamına on üç kez! Sibirya’da dona dönmüş on üç yıl Saplanır içime on üç anıt misali. On üç yıldan uzun süren o tam on üç yaraya Deva olmaz zaman denen sonsuzluk! Zelimhan Yandarbiyev 1944 ÇEÇEN-İNGUŞ HALKLARININ SÜRGÜNÜp> 1941 yılının Haziran ayında Sovyetler Birliği’ne karşı saldırıya geçen Almanlar, hızla ilerleyerek Kafkasya’ya doğru yöneldiler. 1941–1942’de, Kafkasya’daki petrol üretim bölgelerine sahip olmayı amaçlayan Almanlar, Sovyetler Birliği’nin Azerbaycan’dan sonraki en zengin petrol rezervlerine sahip Çeçenistan’ın Grozni petrol bölgesini ele geçirmek için harekete geçtiler. Alman birlikleri, 1942 sonbaharında Çeçen-İnguş Cumhuriyeti’nin bazı bölgelerini işgal etmelerine rağmen Grozni’ye girmeyi başaramadılar ve Stalingrad yenilgisinden sonra Kuzey Kafkasya’dan çekildiler. Ancak, Almanların Kafkasya’dan çekilmesinin hemen ardından yerel nüfus büyük oranda Kızıl Ordu’ya bağlı kaldığı halde yerel Komünist Partisi saflarında ve devlet kurumlarında hızlı bir tasfiye hareketi başladı. Sovyet yönetimi, Almanların Sovyet topraklarındaki ilerleyişinden başta Çeçen ve İnguşlar olmak üzere Kalmıklar, Balkarlar, Karaçaylar, Mesket Türkleri, Kırım Tatarları ve Volga Almanlarını sorumlu tuttu ve onları ihanet içindeki halklar olarak topraklarından sürme kararı aldı. 7 Mart 1944’te ülkede yaşayan tüm Çeçen ve İnguşların sürgün edilmesi kararı yayımlandı ve Çeçen-İnguş Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin (ÖSSC) feshedilerek yerine Grozni Oblastı’nın kurulduğu açıklandı. Kararın gerekçesi ise şu şekilde ifade edildi: “Büyük Anavatan Savaşı’nda, özellikle Nazi Almanlarının Kafkasya operasyonları sırasında Çeçen ve İnguşların çoğunluğu anavatana ihanet ederek faşist işgalcilerin tarafına geçmiştir. Çeçen ve İnguşlar, Almanların talimatı üzerine Sovyet yönetimine ve güçlerine karşı savaşmışlar ve uzun zamandır komşu bölgelerdeki kolektif çiftliklere karşı haydutça saldırılar düzenleyerek Sovyet vatandaşlarını soymuşlar ve öldürmüşlerdir. Bundan dolayı Yüksek Şura Kurulu, Birinci Çeçen-İnguş ÖSSC’sine bağlı ve komşu bölgelerdeki Çeçen ve İnguşları SSCB’nin diğer bölgelerine göndermeye ve Çeçen-İnguş ÖSSC’sini lağvetmeye karar vermiştir.” Kararın ardından, 23 Şubat 1944’te Kızıl Ordu birlikleri Çeçen ve İnguşların yaşadıkları bölgeleri kontrol altına alıp sürgünü başlattılar. SSCB’den Avrupa’ya kaçarak İngiltere’ye sığınmış olan Albay G. Tokayev, sürgünün başlangıç hadiselerini şöyle anlatmaktadır: “Daha 1944 yılında Kuzey Kafkasya, özellikle Çeçen-İnguş bölgeleri, NKVD (Stalin’e bağlı İçişleri Bakanlığı Halk Komiserliği) mensupları ile doldurulmaya başlanmıştı. Ertesi gün, Kızıl Ordu Günü arifesinde her tarafta mitingler düzenlenmişti. NKVD albayı kürsüye gelerek şöyle dedi: “Esas mevzua girmeden evvel şunu haber vereyim ki, miting NKVD birlikleriyle çevrilmiştir ve bütün firar teşebbüsleri derhal ve yerinde kurşuna dizilerek cezalandırılacaktır.” Ahali neye uğradığını bir türlü anlayamıyordu. Albay elini kaldırarak başının üzerinde bir daire çizdi. Bu bir işaretti. Etraftan mitralyözler şakırdayarak onun sözlerini teyit etti. Birkaç kişi hançerini çekerek albayın üzerine atlamaya teşebbüs etti ise de makineli tüfeklerin ateşi onları bir yaprak gibi düşürdü. Birisi firara kalktı ise de, onu da mitralyöz ateşi biçti. Genç bir İnguş mitralyözcünün üzerine atıldı. O da aynı akıbete uğradı. Sağ elinde bir tabancayı, sol elinde de Milli Emniyet Komitesi’nin kararnamesini tutan albay sözlerine devam etti: “Adil ve âkil Stalin siyaseti sizin çok milliyetli sosyalist vatanında inkişâf etmeniz için her şeyi yaptı.” Herkes başları önünde bu mutat sözleri dinliyordu. Fakat albay bütün Çeçen-İnguşları Almanlarla iş birliği yapmakla suçlayınca, bütün halk bir ağızdan bağırmaya başladı: “Yalan, iftira! Biz Almanlara yardım etmedik!” Tokayev’in bu anlattıkları, 1954 yılında Batı’ya iltica etmiş sabık NKVD subayı Yarbay Grigori Stepanoviç Burlutskiy tarafından da doğrulanmaktadır. Burlutskiy’e göre alay kumandanı muavini kürsüye çıkmış, kısa ve kuru nutkunda Komünist Partisi ile Sovyet Hükümeti’nin kararını ilan etmiştir. Kararın muhtevası şu şekildedir: “Sovyetler Birliği toprakları Alman faşist orduları tarafından işgal edildiği zaman Çeçen-İnguş Muhtar Sovyet Cumhuriyeti ahalisi Çeçenler ve İnguşlar Alman ordularına yardım ettiler. Bunu nazara alan Komünist Partisi ve Sovyet hükümeti, Çeçen-İnguş ÖSSC halklarını Sovyetlerin başka bölgelerine göç ettirme kararı vermiştir. Herhangi bir mukavemet ve emirlerimizin icrasında boyun kaçırmak yolundaki teşebbüsler partinin ve Sovyet hükümetinin kararlarına itaatsizlik telakki edilecek ve ordu ikaz etmeden silah kullanacaktır.” Her aileye 20 kg bagaj için izin verildi ve arkalarında kalan evleri, toprakları ve büyükbaş hayvanlarına Rusya Sosyalist Federatif Sovyetler Cumhuriyeti (RSFSC) tarafından el konuldu. Stalin’in verdiği emir gereğince 500 bin ila 700 bin Çeçen-İnguş, yük trenlerine bindirilerek başta Sibirya ve Kazakistan olmak üzere Orta Asya’ya sürüldü. Yalnızca 2,000 kişi dağlara kaçabildi. Birkaç gün su ve yiyecek verilmeden hayvan vagonlarında yapılan yolculuk sırasında insanların yaklaşık %20’si hava koşulları ve açlık nedeniyle hayatını kaybetti. Sürgünün ilk yıllarında iklim koşulları, ağır çalışma ve salgınlar sonucunda pek çok kişi daha hayatını kaybetti ve Çeçen ve İnguş halklarının nüfus kayıpları arttı. Her 10 eve bir gözlemci verilmek suretiyle polis devleti mantığı ile kontrol edilmek istenen Çeçen ve İnguşların her ay kendilerini kaydettirmeleri de zorunluydu. Sürgünde dahi rahat bırakılmayan bu insanların birçok şey için polisten izin alması gerekiyordu. Bulundukları mekandan yalnızca üç kilometre uzaklaşmaları dahi yasaktı. NKVD tarafından gerçekleştirilen sürgün büyük bir gizlilik içinde yapılmıştı. Olaydan ancak iki yıl sonra, 26 Haziran 1946’da zorunlu göç “İzvestiya” gazetesinde küçük bir haber olarak yer aldı. Bununla birlikte, sürgün yerleri ve durumları ancak 11 yıl sonra, yani 1955’te anlaşılabildi. RSFSC Üst Konsey Prezidyumu, Prezidyum Başkanı İ. VIasov ve Sekreter P. Bahmorov’un imzaladıkları bir bildiriyle Kırım Tatarları ve Çeçenlerin SSCB’nin değişik yerlerine sürüldüğünü onayladı. 26 Kasım 1948’de yayınlanan bir bildiri ile de, sürgünlerin yurtlarına geri dönme haklarından mahrum olarak, süresiz sürgünde kalacakları bildirildi. Sürgün yerleri, durumları ve yaşayışları hakkında bilgi ancak sürgünden 11 yıl sonra verildi.23 Şubat 1944’te başlayan ve üç günde tamamlanan sürgün Çeçen-İnguş halkının maruz kaldığı en büyük felaketlerden biri olarak tarihe geçti. Cephede savaşan Çeçen ve İnguşların henüz evlerine bile dönmediği bir sırada gerçekleştirilen böylesine bir sürgünü meşru gösterecek herhangi bir delil mevcut değildi. Nitekim, Stalin’den sonra Sovyetler Birliği’nin başkanlığına gelen Kruşcev 25 Şubat 1956 tarihinde Parti’nin 20. Kongresi’nde yaptığı konuşmada “Aklı başında bir insanın; kadın, çocuk, yaşlı, komünist ve komsomol ayrımı yapmadan tüm milleti, bireylerin veya bir grup insanın yaptığı hareketlerden sorumlu tutmak suretiyle toplu halde sürgün ederek cezalandırmasını anlaması zordur.” ifadesini kullandı. Kararın gerekçesi olarak “Nazi iş birlikçiliği” öne sürülmüştü; ancak Stalin’in amacı geçmişteki isyanlarından dolayı Kuzey Kafkasya halklarını cezalandırmak ve onların Türkiye topraklarına planlı göçünü engellemekti. Haybah Katliamıp> Bu sürgün sırasında çok sayıda katliam gerçekleştirildi. Bunlardan biri de Haybah köyünde gerçekleştirilen ve çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere 700 kişinin ölümüne neden olan katliamdı. NKVD polisleri Haybah köyü halkını kadın, erkek, ihtiyar, çocuk ayrımı yapmaksızın ahırlara doldurarak diri diri yaktılar. Adalet Bakanı eski yardımcısı iken, buraya gönderilerek askeri birliğe katılmaya zorlanan Ziyaudi Malsagov, 27 Şubat 1944 günü Haybah’da gerçekleştirilen katliamı şöyle anlatmaktadır: “Cumhuriyet’in diğer bölgelerindeki Çeçenlerle İnguşlar vatanlarından sökülüp Kazakistan’a yollanmaktaydı. Fakat buradakileri nakletmek mümkün değildi. Çevre avullardan toplanan halk yola çıkarıldı. Hastalar, yaşlılar ve zayıflar, ertesi günü helikopterlerle taşınacakları söylenerek arkada bırakıldılar. Kadın, çocuk ve gençlerin bir kısmı da onlarla kaldı. Kalanlar 650-700 kişi kadardı. 27 Şubat 1944 günü sabah saat dokuzda çevre avullardan ve Haybah’tan toplanan bu insanlar bir ahıra sürüldü. Bu ahıra,Lavrentiva Pavloviça Beriya’nın “Örneklik Beygir Ahırı” denilmekteydi. Bu ahıra daha önce, dışardan ateşlenince içeriyi tutuşturacak şekilde kuru ot ve saman yığılmıştı. Bu insanlar ahıra sürülüp üstlerine kilit vuruldu. Ardından ahır ateşe verildi. Ateş tutuştuğu zaman ben fazla uzakta değildim. İnsanlar ahırın kapısını zorlayıp kırdı ve dışarıya çıktı. Gvişiani de o an emretti: “Ateş!” Meğer otomatikler daha önce mevzilenmiş. Otomatların biçtiği ceset yığınları kapı çıkışını tamamen kapattı. Bir iki kişi firara kalkıştı. Onları da öldürdüler. 650-700 insan ahırın içinde cayır cayır yakılarak öldürüldü.” Sürgün sırasında çok sayıda Çeçen’in ölümüne neden olan bir başka hadise de Sotni köyünde yaşandı. Çeçen ve İnguşları sürmekle görevlendirilen Kızıl Ordu askerleri ve NKVD polisleri, Sotni köyü erkeklerini topladıktan sonra, yine çoğunluğu kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşan çok sayıda Çeçen’i, buzun onları taşımayacağını bildikleri halde buz tutmuş Galanşoh gölünü geçmeye zorladılar ve binlerce Çeçen, Galanşoh gölünde can verdi. {gallery}/haber/federasyon/2020/200223_Cecen_Surgun_Foto{/gallery}p>nanKaffed
KAFFED Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçisi Aleksey Yerhov ile Görüştü
Rusya Federasyonu Büyükelçisi Aleksey Yerhov ile 19 Şubat 2020 tarihinde yaptığımız görüşmenin toplantı notlarını kamuoyunun bilgisine saygıyla sunuyoruz. KAFFED olarak, Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçisi Aleksey Yerhov’un 13 Şubat 2020 tarihli Çerkes toplumunu infiale sürükleyen sözlerini izah ve telafi etmesini isteyerek Sayın Büyükelçiyle bir araya geldik. Görüşmenin başında Genel Başkan Yıldız Şekerci, yapılacak konuşmaların not edileceğini ve kamuyla paylaşılacağını iletti. Şekerci, Büyükelçinin bir basın kuruluşuna verdiği demeçte, Suriye’den bahsederken, Çerkeslerin tarihi gerçeklerle uyuşmayan bir biçimde gündeme getirilmesinden duyulan rahatsızlığı ifade etti ve Büyükelçinin sözlerinin Türkiye ve dünya üzerindeki Çerkes diasporasında infial yarattığını kaydetti. Yıldız Şekerci, beyan edilen görüşlerin tarihi belgelere aykırı ve haksız iddialar içerdiğini vurgulayarak, bu görüşlerin Rusya Federasyonu’nun mu yoksa Büyükelçinin şahsi görüşleri mi olduğunun merak edildiğini bildirdi. Rusya Federasyonu Başkanı Putin’in yakın tarihlerde Adigey ve Kabardey-Balkar Cumhuriyetlerine yaptığı ziyaretleri olumlu ve umut verici gelişmeler olarak gördüklerini iletti. Şekerci; “Çerkesler Çarlık Rusya’sının sunmuş olduğu seçeneklere göre göç etmiş topluluklar değildir. Bu iddiayı kabul etmiyoruz” dedi. Büyükelçi Aleksey Yerhov “Peki sizce seçenek yok muydu?” sorusunu yöneltti. Yıldız Şekerci bu soruya karşılık; “Anavatanda kalmak dışındaki tüm seçenekler bizim için sürgündür. Sürgün için efsane denmesi asla kabul edilebilir değildir, rencide edicidir. Bu “güzel bir efsane” değil büyük bir halkın acısıdır, tarihi bir gerçektir. Tarihten ders alarak Türk-Rus ilişkileri ve Çerkeslerin barış içerisinde yaşamasına katkı sağlamanızı bekliyoruz. Geçmişi inkâr edemezsiniz. Çerkesler Kafkasya’nın kadim halkıdır, köklü bir kültürü vardır, burada bahsettiğiniz gibi yağmacı ve saldırgan değildir. Diplomasiye olan inancımız nedeni ile sorunlarımızın diyalog yoluyla çözülmesi gerektiğini düşündüğümüz için buradayız. Barıştan yanayız; barış herkesin lehine olan bir durumdur. Hepimiz bunun sorumluluğunu taşımak zorundayız,” dedi. Heyetimiz, Büyükelçinin tarihi ve Çerkesleri çok iyi bildiğini hatırlatıp, demecinde verilen yanlış mesajların düzeltilmesini istedi. Şekerci, Büyükelçinin tarihsel gerçekleri bildiğinden emin olduğunu vurgulayarak, tarihi inkar etmeden, barış içinde bir gelecek öngördüklerini söyledi. “Bu olaylar Çarlık Rusyası’nda yaşandı. Çarlık Rusyası’nın görüşlerinin bu güne gerçekmiş gibi taşınması bizi ayrıca rahatsız etti,” dedi. Dünyanın her yerindeki Çerkeslerden sözlü ve yazılı tepkiler geldiğini hatırlatarak, Büyükelçi tarafından tüm dünya Çerkeslerine yönelik net bir açıklama yapılması gerektiğini vurguladı. Büyükelçiye 1.5 milyon insanın sürgün edildiği, hiçbir halkın dilini ve kültürünü bilmediği bir ülkeye gönüllü olarak gitmeyeceği hatırlatıldı. Büyükelçi Aleksey Yerhov, “Görüşlerinizi samimi olarak aktardığınız için minnettarız. Yayınladığınız bildiri için de teşekkür ederim. Yapmam gerekenler yazıyor, geçmişten ders çıkarmam gerektiği de belirtiliyor. Barışa katkı sağlamam gerektiğini anlıyorum, bana sorumluluk ve yetkilerimi de hatırlatıyorsunuz. Çerkes diasporası ve Rusya’daki Çerkesler arasında işbirliğinin geliştirilmesi için geçmişten bu güne yaptığım katkıları da inkâr edemezsiniz. Bu açıklamada Çerkes konusu neden gündeme geldi diye soruyorsunuz? Bu hem basit hem teferruatlı bir konu. Türkiye-Rusya ilişkileri kritik bir dönemden geçiyor, Suriye’de İdlib konusu gibi. Ancak bunlar değil sadece; ikili ilişkilerimiz ciddi bir testten geçiyor. Genel hatlar bir tarafa, bir tarafın diğer taraftan farklı görüşlere sahip olabileceği kabul edilmeli. Her iki tarafın (Türkiye ve Rusya) birbirini anlaması bağlamında Çerkes konusu klasik bir örnek teşkil etti. Bu amaçla söylemiştik. “Rusya katil” diye bağırmak bir hakaret değil mi? Bayrağımızın yakılması, devlet başkanlarımızın resimlerinin yırtılması hakaret değil mi? Bunu yapanlar Çerkes değil mi? Sizin bunlarla ilgili bir beyanınız oldu mu? O günleri biz yaşadık, ben de canlı şahidiyim. Her gün, her akşam bunu yaşadık. Bunları söyleyenleri de eleştirdiniz mi? “Rusya defol” diyenleri duyuyoruz, bizim de haklarımız vardı,” dedi. Bu sözler üzerine Genel Başkan Yıldız Şekerci, Büyükelçiye Çerkeslerin samimi görüşlerini ilettikleri bu görüşmede Büyükelçiden bu yaklaşımı beklemediklerini belirterek Türkiye-Rusya ilişkilerinin içerisinde bulunduğu durumun farkında olduklarını ifade etti ve iki ülke arasındaki ilişkilerin iyi olmasının herkesin lehine olacağını iletti. Şekerci sözlerine şöyle devam etti: “Bazı söylemlerin üst düzey yetkililerin ağzından söylenmesi farklı karşılanır. Herhangi birinin söylemesi gibi olmaz. Tarih zaman zaman farklılıklar barındırsa da bir bilim dalıdır, tarihsel gerçekler bakış açısına göre değiştirilemez, herkes kendi açısından yorumlayamaz,” dedi. Büyükelçiye Rusya Federasyonu tarafından Boris Yeltsin döneminde alınan kararların, Büyükelçinin sözleriyle uyuşmadığı da hatırlatıldı. Aleksey Yerhov, buna karşılık, “Söylediklerime bakarsanız, “Kafkasya Savaşı”nın sonucuna dair kesinlikle “efsane” gibi bir ifade kullanmadım. Bu savaş üzerinden efsane yaratılarak Rusya saldırgan, etnik temizlik yapan canavar gibi gösteriliyor,” dedi. Heyetimiz buna karşılık,” 1,5 milyon insan yerinden edildi. Bu sürgün, soykırım değil mi? Biz buna etnik temizlik diyoruz” yanıtını verdi. Büyükelçi, kendilerinin de bunu bir tarihi gerçek olarak kabul ettiklerini kaydetti. Şekerci “Bazı konular toplumlar açısından çok hassastır. Bunlara dokunulduğunda diğer her şey gölgede kalır. Burada sürgün edilen bir toplum var. Acılar hakkında yapılan değerlendirmeler incitici olmaktadır,” dedi. Büyükelçi “Kendimi doğru anlatabildiğimden emin değilim, “ dedi. Şekerci “Biz de sözlerinizi doğru algıladığımızdan emin olmak için buradayız,” diyerek cevap verdi. Büyükelçi “Tam olarak neye kızdığınızı anlamadım. Akademik değil güncel olarak algılamalıyız. İdlib ve Suriye ile ilgili sosyal medya üzerinden Rusya’ya çok ağır hakaretler yapılıyor. Bunlar Rusya’nın kötü niyetli olduğundan hareket ediyor. Bazılarında Kırım, bazılarında “Kafkasya Savaşı” anlatılıyor. Bizim amacımız Ruslara karşı zihinlerde oluşan olumsuz imajı silmek. Kötü Rusya algısı oluşmasın istiyoruz. Bağırıyoruz ama sesimizi duyan yok. Yarın Kırımlılar, Türkistan partileri yine konsolosluk önünde olurlar,” dedi. Genel Başkan Yıldız Şekerci, bu sözler üzerine, zihinlerdeki algının bu tutumla silinemeyeceğini kaydetti. KAFFED’in ikili ilişkileri geliştirmek için yoğun çaba içerisinde olduğunu vurgulayan Yıldız Şekerci, “bazı ilişkileri oturtabildiğimizi düşünüyoruz. Adigey Başkanı Kumpil Murat Türkiye’ye geldi, Mart ayında sizlerin katkısı ile Kabardey-Balkar Başkanını ağırlayacağız. Biz ilişkilerin geliştirilmesini istiyoruz ama bu gibi durumlar bizi olumsuz etkiliyor. Rusya ile ilişkilerimizin bozulmasını istemiyoruz. KAFFED olarak bunları oturtmak için çok çalıştık. Çerkesler acıları konusunda çok hassastır. Bu durum üzerine yapılan yorumlar attığımız adımları geri püskürtüyor. Bu yaklaşımlar toplumu olumsuz etkiliyor. Bu hassasiyetleri göz önünde bulundurmazsak huzuru inşa edemeyiz. Biz bütün dünyadaki Çerkeslerin neden ayağa kalktığını Sayın Büyükelçinin anlamasını ve bir adım atmasını bekliyor ve istiyoruz. Biz barış inşa etmek istiyoruz. Biz Çerkesler köprü olmak isterken bu konunun gündeme gelmesini anlayamadık,” dedi. Büyükelçi Yerhov, söylediklerini inkâr edemeyeceğini, ancak bir açıklama yayınlayabileceğini belirtti. Bunun üzerine Genel Başkan Şekerci, gerekli düzeltmeleri yapacak, demecin kastı aştığını ifade eden, iki tarafın da hassasiyetine uygun bir açıklama yapılmasını istedi. KAFFED’in meseleye diplomatik çözüm arayışı kapsamında yaptığı ziyaretin ardından Büyükelçilik tarafından bir açıklama yayınlandı. https://turkey.mid.ru/tr/press_center/news/kaffed_heyeti_b_y_kel_ili_imizi_ziyaret_etti_/p> Federasyonumuzu ve toplumumuzu tatmin etmeyen bu açıklama nedeniyle yönetim kurulumuz bir basın duyurusu yapmayı uygun gördü. Basın duyurusu, Rusya Büyükelçiliği çevresinde alınan yoğun güvenlik tedbirleri nedeniyle, resmi yetkililerin belirlediği Ankara Kuğulu Park’ta 23 Şubat Pazar günü saat 14.30’da yapılacaktır. nanKaffed
Basın Açıklaması Duyurusu
Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçisi Aleksey Yerhov, İdlib’deki gelişmelerle ilgili 13 Şubat 2020 tarihinde Sputnik haber kuruluşuna verdiği röportajda, İdlib sorunu ile hiçbir ilgisi olmayan, Çerkeslerle ilgili tarihi gerçeklere aykırı ve hakaret içeren söylemleri ile toplumumuzun haklı tepkisine neden olmuştur. Konuyla ilgili olarak Sayın Büyükelçi ile yapılan görüşmelerden maalesef tatmin edici bir sonuç alınamamıştır. Büyükelçi Yerhov’un sarf ettiği sözlerle ilgili tepkimizi kamusal alana taşımak üzere, Rusya Federasyonu’nun Ankara Büyükelçiliği binası önünde yapmayı talep ettiğimiz basın açıklamasına tüm girişimlerimize rağmen mevcut uluslararası konjonktür nedeni ile yetkililer tarafından izin verilmemiştir. Federasyonumuz konuyla ilgili basın açıklamasını 23 Şubat 2020, Pazar günü, saat 14.30 da, yetkililerin belirlemiş olduğu alternatif yer olan Ankara, Kuğulu Park'ta yapacaktır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur. Kafkas Dernekleri Federasyonu nanKaffed
Diller Dünyamızın Zenginliğidir
Bir dil sadece onu kullanan halkın değil, bütün insanlığın ortak mirasıdır. Diller, ortak yanları ile kardeşliğin, farklı yanları ile zenginliğin işaretlerini taşırlar. Son iki yüzyıl içinde insanlık, bilimde, teknolojide ve zenginlikte olağanüstü bir ilerleme yaşarken; farklı dillerin giderek hızlanan yok oluşu ile kültürel bir gerilemeye tanıklık etmektedir. Bu çelişkili durumun pek çok farklı nedeni bulunmaktadır. Birkaç istisna ülke dışında günümüzde, çoğunlukta olanlar, diğer halkların kültür ve dillerini yok saymakta, hatta birçok durumda tehdit olarak görmekte veya adil bir kamusal desteği sağlamamaktadır. Birçok dil, yaygın öğrenim sisteminden dışlanma, kitle iletişim araçlarında şans bulamama ve küresel yaşam tarzının giderek herkes için aynılaşması gibi nedenlerle hızla yok olmaktadır. Türkçe gibi ulusal resmi diller dahi küreselleşme ile yaygınlaşan bir kültürel erozyonla mücadele etmek zorunda kalmaktadır. Türkçe’nin resmi dil statüsünde olmadığı, azınlık dili olduğu ülkeler ile gurbetçilerimizin yaşadığı ülkeler de ise daha büyük sorunlar yaşanmaktadır. Buna karşı güçlü bir yerel yaklaşımın ülkemizdeki tüm dilleri şemsiyesi altına alabilecek şekilde oluşturulmasını önemli bulduğumuzu belirtmek isteriz. Dünya Anadili Günü, olumsuz önyargıları yıkmak, dillerin insanlığın ortak bir hazinesi olduğunu hatırlatmak ve korunmasına vurgu yapmak için özel bir öneme sahiptir. Türkiye’de de özellikle Avrupa Birliği uyum süreci çerçevesinde, bu alanda birçok önemli reforma imza atılmıştır. Federasyonumuzun gayretleri ile kurulan Düzce Üniversitesi Çerkes Dili ve Edebiyatı Bölümü üç yıldır lisans mezunları vermekte ve doktora düzeyinde eğitimlere başlamış bulunmaktadır. Erciyes Üniversitesi Çerkes Dili ve Kültürü de lisans düzeyinde öğrenci kabul ederek eğitime başlamıştır. Yine Federasyonumuzun girişimi ve desteği ile Boğaziçi Üniversitesinde yıllardır Adıgece ve Abazaca dersleri verilmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı nezdinde yürüttüğümüz çalışmalar sonucu, 2012 yılından itibaren orta öğrenimde seçmeli dersler arasına giren Adıgece ve Abazaca dil dersleri için komisyonlarımız tarafından öğretim kitapları ve CD’ler hazırlanmış, bu yıl Düzce ilimizde 3 sınıf, Kayseri ilimizde ise 2 sınıf açılmıştır. Ortaöğretim bünyesindeki seçmeli derslerin yaygınlaştırılması için Anadili Komisyonumuz koordinatörlüğünde çalışmalar devam etmektedir. Hayat boyu öğrenim Genel Müdürlüğü ile yaptığımız çalışmalar sonrasında, Halk Eğitim Merkezleri programlarına Adıgece ve Abazaca modülleri eklenmiştir. Derneklerimiz bünyesindeki kurslar bu destekten yararlanabilmektedir. Rusya Bilim Merkezi ile işbirliği içerisinde anavatan üniversitelerine öğrenci gönderme çalışmalarımız her yıl olduğu gibi bu yıl da devam ediyor. Ancak tüm bunların yeterli olmadığı açık. Geçmişte köylerde bir ölçüde korunabilen dil, kentleşme ve küreselleşme karşısında büyük ölçüde korunaksız kalmıştır. 2018 yılı bu yetersizlikler hakkında önce bir farkındalık yaratmak, ardından da hep birlikte çözümler üretebilmek adına KAFFED tarafından “Anadili Yılı” ilan edilmişti. Anadilimizin yaşatılması yönündeki gayretlerin daha da yoğunlaştırılması, bu çerçevede gerek geçmiş çalışmaların sonuçlandırılması, gerek yeni stratejilerin ve çalışmaların ortaya konması yönünde çalışmalar yapmak üzere Federasyonumuz bünyesinde oluşturulan Anadili Komisyonu çalışmalarını sürdürmektedir. Bütün bileşenleriyle Federasyonumuz yasalar ve ekonomik olanaklar çerçevesinde, mevcut araçları geliştirmeye devam edecektir. Yasalarımızın ve kamusal uygulamalarımızın Çerkesce (Adıgece), Abazaca, Osetce, Çeçence ve Dağıstan dillerinin korunması yönünde daha ileri götürülmesi, kurumsal ve yasal güvencelerin geliştirilmesi, MEB deki seçmeli derslerin etkinliğinin artırılması, TRT’de Çerkesce yayın yapacak bir kanal açılması taleplerimizin takipçisi olmaya devam edeceğiz. Eğer toplumumuzda anadilimizi korumanın asıl yolunun; anadilini bir hak olarak çekinmeden talep etmek ve her durumda savunmaktan geçtiği fikri uyandırılabilirse; bu da en büyük kazanımımız olacaktır. Tüm dünya dillerini hep birlikte koruyalım... Kafkas Dernekleri Federasyonu (*)Uluslararası Anadili Günü Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Genel Kurulu tarafından 17 Kasım 1999'da 21 Şubat olarak açıklanmıştır. Uluslararası Anadili Günü'nün asıl adı Anadili Hareketi Günü'dür. Bu gün Bengal Dili Hareketi için Bangladeş polisi ile çatışan Bangladeşli üniversite öğrencilerinin öldürülmesinin yıl dönümü olarak anılmaktadır. İlk kez 2000 yılında, dünya çapında kültürel çeşitliliği ve çok dilliliği desteklemek amacıyla “Dünya Anadili Günü” etkinlikleri düzenlenmeye başlandı. UNESCO’nun yaptığı ‘Tehlike Altındaki Diller Dünya Atlası’ çalışmasına göre, dünyadaki 6000’den fazla dilin 2500’ü yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Gerekli önlemler alınmadığı takdirde 21. yüzyılda insanlığın konuştuğu dillerin % 90’ından fazlasının yok olacağı. 30’dan fazla dilbilimcinin çalışmalarıyla ortaya çıkan atlasa göre ise Türkiye’de konuşulan 15 dilin de tehlike altında olduğu bir gerçektir.nanKaffed
Bu Metni Kimse Anlamayacak!
Dil Hakları İzleme Belgeleme ve Raporlama Ağı (DHİBRA) 21 Şubat Dünya Anadili Günü nedeniyle İstanbul’da bir basın toplantısı yaptı. Basın toplantısı; “Bu Metni Kimse Anlamayacak” başlığıyla, Ubıhça bir metin ile başladı. Aralarında KAFFED’in de bulunduğu, Türkiye’deki farklı dillerde veya dilsel çoğulluk alanlarında faaliyet gösteren ve anadilinin önemi konusunda duyarlı 40 bileşenin oluşturduğu Dil Hakları İzleme Belgeleme ve Raporlama Ağı (DHİBRA) Ubıhça bir metin ile dikkatleri kaybolmakta olan dillere çekmeyi amaçladı. Ubıhça metni, çevirmen Meral Çare okudu. Ardından açıklamanın Türkçesi okundu ve açıklamaya imza atan bileşenlerden 12’si kendi anadillerinde “Tüm dünya dillerinin ‘Anadili Günü’ kutlu olsun!” mesajı verdi. UNESCO’nun 17 Kasım 1999’da ilan ettiği 21 Şubat Dünya Anadili Günü’nü karşılamak amacıyla Abazaca (Apsua ve Aşua), Adıgece (Batı ve Doğu diyalektleri), Osetçe ve Çeçence de dahil olmak üzere Türkiye’de konuşulan 20 dile çevrilip yayınlanan açıklama, “tüm anadillerinin insanlık için maddi ve manevi önemi ve değerlerini vurgularken dil hakları ile ilgili her türlü ihlal ve kazanımın yakından izlenmesi ve tüm anadillerine sahip çıkılması çağrısında bulunuyor. Açıklamada ayrıca, çoğulculuğun altı çizilerek barış içinde ve bir arada yaşamanın temel unsurlarından birinin her bireyin kendi anadilini kullanma özgürlüğü olduğu belirtiliyor. Açıklamanın sonunda yeni kazanımlar için herkes mücadeleye davet ediliyor, dayanışmanın artacağına ve ağın büyüyeceğine olan inanç da vurgulanıyor.” Toplantıda, Türkiye’nin farklı dillerinde söylenen 40’ın üzerinde şarkıdan oluşan bir müzik listesi de paylaşıldı. Basın açıklaması, ilk kez geçtiğimiz aylarda bir araya gelen Dil Hakları İzleme Belgeleme ve Raporlama Ağı’nın ilk faaliyeti. Basına okunan metinlerin çevirileri ve müzik listesine Türkiye Kültürleri internet sitesinden ulaşılabilir: https://www.turkiyekulturleri.org/tr/Haber-Detay/194/40-Sivil-Toplum-Aktorunden-Uluslararasi-Anadili-Gunu-Icin-Ortak-Aciklamadiv> {gallery}/haber/federasyon/2020/200219_Dhibra{/gallery}div>nanKaffed
Dünya Çerkes Birliği’nden Aleksey Yerhov’a Tepki
Uluslararası Adıgey (Çerkes) Birliği, RF Ankara Büyükelçisi Aleksey Yerhov’un Sputnik’e verdiği roportajda yer alan ve diplomatın Kafkaz savaşı tarihini saptırtan ve Adıgey (Çerkes) halkı hakkında negatif konuşmasını şaşkınlıkla (bu kelimenin çok anlamı var, hakaret edilmek, diskriminasyon falan da olabilir) karşılıyoruz. Uluslararası Çerkes Birliği yönetim komitesi, Aleksey Yerhov’un bu açıklamalarını, hatalı ve istikrarsız, yanlış ve etnik nefreti kışkırtıcı olarak değerlendirmektedir. Büyükelçinin bu açıklamaları, Kafkaz savaşı problemini araştırmış olan pekçok yerli ve yabancı tarihçinin çalışmalarına ve dokümante edilmiş gekçeklerle çelişmektedir. Anlık ve hatta bencil çıkarlar için, halkımızın geçmişle ilgili anılarının speküle edilmesi düşünülemez. Rus-Adıge ilişkileri asırlara dayanan iyi komşuluk, karşılıklı yardım ve askeri dayanışma gelenekleri vardır. Acılardan geçmiş olan Adıgeler, suçu bugünkü Rusya’ya yüklememektedirler. Bugün Adıge (Çerkesler) kaderin getirdiği yerler olan gerek yeni Rusya gerekse diğer ülkelerde sosyo politik hayat ve sosyal kültürün içinde yeterli şekilde yer almaktadırlar. Bunların arasında, dünyaca ünlü kültürel figürler, yazarlar, bilim adamları, nobel sahipleri ve olimpiyat şampiyonları vardır. Adıgeler (Çerkesler) yaptıkları aksiyonlar ve işler ile, şeref ve adalet kadim kanunlarına kutsal bir şekilde uymaktadırlar. Rus ve yabancı seyahat severler, akademisyenler Adıge (Çerkes) ahlak kültürü ve medeniyetine hayranlıkla ilgi göstermişlerdir. Büyükelçi Aleksey Yerhovu, söylediği sözler ile uluslararası toplumu yanıltmamaya, diplomatik etiğe uymaya, ve şu deyime uymaya çağırıyoruz “Sen, söylenmemiş sözlerin efendisisin, ama söylenmiş ve verilen sözlerin hizmetkarısın) Aleksey Yerhovun sözlerinin RF Dış İşleri Bakanlığının pozisyonunu yansıttığını kabul etmiyoruz. Uluslararası Çerkes Birliğinin bir sonraki toplantısında, konu ile ilgili olarak mevcut materyal analiz edilecek ve gerekli karar alınacaktır. Başkan Uluslararası Çerkes Birliği Х. Сохроков ---------------------------------------------------------------------------------------------------- "DÜNYA ÇERKES BİRLİĞİ" (DÇB) 'NİN RUSYA'NIN ANKARA BÜYÜKELÇİSİ ALEKSEY YERHOV HAKKINDAKİ YAZILI MESAJI... Обращение 18.02.2020 Международная адыгская (черкесская) общественность возмущена высказываниями посла Российской Федерации в Республике Турция Алексея Ерхова в интервью агентству Sputnik, в котором дипломат искажает историю Кавказской войны, негативно говорит в адрес адыгского (черкесского) народа.div> Исполком Международной Черкесской Ассоциации расценил заявления Алексея Ерхова как ошибочные и дестабилизирующие, некорректные и разжигающие национальную рознь. Высказывания посла противоречат задокументированным историческим фактам, исследованиям многих отечественных и зарубежных историков, изучавших проблематику Кавказской войны. Для нашего народа немыслимо спекулировать памятью о прошлом ради сиюминутных, а тем более корыстных интересов. Русско-адыгские отношения имели вековые традиции добрососедства, взаимопомощи и боевого содружества. Пройдя через страдания, адыги не перекладывают вину на нынешнюю Россию. Сегодня адыги (черкесы) достойно влились в общественно — политическую жизнь и социальную структуру, как новой России, так и тех стран, где они оказались волею судьбы. Среди них знаменитые на весь мир деятели культуры, писатели, ученые, нобелевские лауреаты, олимпийские чемпионы. Адыги (черкесы) свято следуют старинным законам чести и справедливости, о чем говорят их поступки и творчество. Русские и иностранные путешественники, ученые с восхищением интересовались адыгской (черкесской) нравственной культурой и цивилизацией. Призываем посла Алексея Ерхова впредь своими высказываниями не вводить в заблуждение международную общественность, соблюдать правила дипломатической этики, следовать поговорке «Ты — господин невысказанных слов, но ты — слуга произнесенных слов и обещаний». Мы не допускаем, что слова Алексея Ерхова отражают позицию Министерства иностранных дел РФ. На ближайшем заседании Исполкома Международной Черкесской Ассоциации будут проанализированы имеющиеся материалы по данному вопросу и приняты соответствующие решения. Президент Международной Черкесской Ассоциации Х. Сохроков div> div> div> https://bit.ly/2P8C51Jdiv> div> ------------------------------------------------------------------------------------------------------- Дунейпсо Адыгэ Хасэм p> Тырку Республикэм щыIэ Урысей Федерацэм и лIыкIуэ Ерхов Алексей ирита жэуапp> ДЖЭПСАЛЪЭp> Дунейпсо адыгэ (шэрджэс) цIыхубэр Тырку Республикэм щыIэ Урысей Федерацэм и лIыкIуэ Ерхов Алексей Кавказ зауэм и тхыдэр щызэблиш, адыгэ (шэрджэс) лъэпкъым IейкIэ щытепсэлъыхь Sputnik агенствэм ирита интервьюм щыжиIахэм къигъэуIэбжьащ. Дунейпсо Адыгэ Хасэм и ГъэзэщIакIуэ гупым Ерхов Алексей и псалъэхэр щыуагъэ зыхэлъ, мамыр гъащIэр къэзыгъэутхъуэ, хабзэм къемызэгъ, лъэпкъ зэпэщIэтыныгъэр къэзыгъэхъейхэм ящыщу елъытэ. ЛIыкIуэм жиIахэр дэфтэркIэ щIэгъэбыдэжа тхыдэ щыхьэтхэм япэщIоувэ, Кавказ зауэм епха лъэпощхьэпохэр зыджа урыс тхыдэтххэми хамэ къэралхэм щыщ щIэныгъэлIхэми я къэхутэныгъэхэм техуэкъым. Ди лъэпкъым дежкIэ Iэмал зимыIэщ зыкъызэкъуипхъуэту асыхьэтым зыIэригъэхьэфыну фейдэ гуэрым папщIэ тхыдэм и пэжым ирисондэджэрыныр. Урысхэмрэ адыгэхэмрэ лIэщIыгъуэ бжыгъэ хъуауэ я зэхуаку гъунэгъу хабзэхэр щызокIуэ, зэкъуэшыныгъэрэ зэкъуэтыныгъэрэ зэIэпахыу къогъуэгурыкIуэ. Бэлыхьышхуэ яшэча пэтми, адыгэхэм нобэрей Урысейр ягъэкъуаншэкъым къащыщIам щхьэкIэ. ПщIэрэ щхьэрэ яIэу ахэр Урысейми, щыпсэуну къащыхуихуа дэтхэнэ къэралми я цIыхубэ гъащIэм хэтщ. Адыгэхэм къахэкIащ дуней псом къыщацIыху щэнхабзэм и лэжьакIуэхэр, тхакIуэхэр, щIэныгъэлIхэр, Нобель саугъэтзехьэхэр, Олимп чемпионхэр. Ноби лъэпкъым и псэм пищIу ехъумэ и пщIэм зезыгъэужь, захуагъэм тезыгъэт и хабзэжьхэр, ар я дуней тетыкIэми я зэфIэкIми къегъэлъагъуэ. Урысейми хамэ къэралхэми къикIа дунеяплъэхэм адыгагъэмрэ лъэпкъым къыдекIуэкI цивилизацэмрэ итхьэкъуауэ яджу щытащ. ЛIыкIуэ Ерхов Алексей къыхудоджэ дяпэкIэ дунейпсо цIыхубэр зыгъэбэлэрыгъын псалъэхэм хуэсакъыну, къэрал лIыкIуэхэм яхуэфащэ хабзэ зыхигъэлъыну, псалъэжь цIэрыIуэм и чэнджэщми тетыну: «ЖумыIа псалъэм урипщщ, жыпIам - урипщылIщ». Дэ дигуи къэдгъэкIыркъым УФ-м Хамэ къэралхэмкIэ и министерствэм Ерхов Алексей и Iуэху еплъыкIэр диIыгъыу. Иджыблагъэ зэхэтыну Дунейпсо Адыгэ Хасэм и ЗэIущIэм мы Iуэхум теухуауэ утыку илъ дэфтэрхэр щызэпкърытхынурэ хуэфэщэн унафэ къэтщтэнущ. СЭХЪУРОКЪУЭ Хьэутий, Дунейпсо Адыгэ Хасэм и тхьэмадэ div> div> nanKaffed
Diasporada Anadilimizde Yazılan Bir Eser Anavatanımızda
Yüz yılı aşkın bir süre devam eden bir vatan savunması sonrasında, binlerce yıllık vatanlarını terk etmek zorunda kalan Çerkeslerin Osmanlı topraklarındaki yerleşim alanlarından biri de Kayseri ve Sivas illerinde yer alan Uzunyayla bölgesiydi. Bu bölgede nispeten izole olarak toplu bir şekilde bulunmalarının da etkisi ile yaklaşık yüz sene boyunca dillerini ve özgün kültürlerini büyük ölçüde yaşatabildiler. Çerkeslerin kendi dillerinde Xabze adını verdikleri özgün kültürleri binlerce yıllık birikimin sonucudur ve dünya kültürleri içinde bu güne kadar gelebilmiş farklı ve önemli bir renktir. Kendisi de Uzunyayla'lı olan Yakup Temel, kendi gözlemlerinin yanı sıra, bu kültürel oramda doğmuş büyümüş bir çok kişinin anlatımlarından yola çıkmıştır. 1978 yılında başlayan bu çalışmalar 65 bölümde, 306 sayfalık Çerkesçe bir kitap olarak bir önümüze gelmiştir. İşlenen kültürel ögelerler ile birlikte, kitabın dış faktörlerden etkilenmeden kalabilmiş olan özgün bir Çerkesçe ile yazılmış olması, kitabın önemini dahada arttırmaktadır. Bir süre önce Türkiye'de çıkan Ğuazerıtxe isimli bu kitap bu günlerde anavatanımızda da okuyucuları ile buluştu. Kitap Türkiye'de KAFDAV Yayıncılık'dan, Nalçık’ta ise Adıge Wune Mağazasından temin edilebilir. ---------------------------------------------------------------------------------- АНЭДЭЛЪХУБЗЭМ, АДЭЖЬ Щ1ЫНАЛЪЭ ХЭКУМ ИГЪЭЗЭЖАЩ.. Тыркум щыпсэу адыгэхэм 1991 илъэсхэм къэсыху жъэрыIуэбзэу фIэкIа, тхыбзэу адыгэбзэр зэрахьэн хуитыныгъэ яIакъым. Мыбы къыдэкIуэу щэху, гъугъехь Iэджэм хэтхэурэ езыр-езырхэу адыгэбзэр, адыгэбзэ тхэн-еджэныр зырагъэщIэным пылъахэщ. Абыхэм ящыщ зыщщ Тэгъулан Екъуби. Абы лъандэрэ и анэдэлъхубзэмкIэ йоджэф, никIми мэтхэф. Тэгъулан Екъуб 1977 гъэм къыщыщIэдзауэ нобэ къыздынэсам IуэрыIуатэ зэхуехьэщ. Зыхуихьэсым имызакъуэу утыкум къырелъхьэ. А IуэрыIуатэхэм хэлъ купщIэр, щэнхабзэр, адыгэбзэм и къарур хэхэсми хэкурыс и лъэпкъагъухэми нахуэ къахуещIыф. Псэ зыIуилъхьэжа и IуэрыIуатэхэм къыхэкI гупсысэхэмкIэ ядогъуашэ еджэхэм. Ахэр нобэ адыгэ псэуныгъэм къыхэшэжыф. Мы фи пащхьэ илъ тхылъыр Тэгъуланым илъэсипщIкIэ узэIэбэкIыжым интернетым къырилъхьа щитIым ф1экI Iуэры1уатэхэм я зы тхуанэу жыпIэ хъунщ. Тхылъыр, Налшык Адыгэ Унэ тыкуэным щывгъуэтыфынущ nanKaffed
Stratejik Plan Bölge Toplantılarımız Devam Ediyor
Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) 2020-2021 yılları Stratejik Planı hazırlık toplantısı İç Anadolu 1. Bölgemizin (Eskişehir-Bozüyük-Kütahya-Kiçir) Dernek temsilcilerinin katılımıyla 16 Şubat 2020 Pazar günü Eskişehir’de yapıldı. Eskişehir Kuzey Kafkas Kültür ve Dayanışma Derneği ev sahipliğinde gerçekleştirilen çalışmaya Federasyonumuz Genel Başkanı Yıldız Şekerci, Genel Sekreterimiz Serpil Dizdarlar ile Yönetim Kurulu üyelerimiz, Bölge Dernek Başkanlarımız, Derneklerimizin yönetim kurulu üyeleri ve delegeleri katıldı. Çalışmayla önümüzde iki yıllık döneme ilişkin görüş alışverişinde bulunuldu. KAFFED Genel Başkanı Yıldız Şekerci, katılımcı bir anlayışla yürütülen stratejik planlama çalışmalarına ilişkin bilgi verdi. Güçlü bir örgüt için hak ve hukukun iyi bilen, yerelde güçlü bir yapının öneminin altını çizdi. Stratejik planlama sürecine ilişkin yapılan sunumların ardından katılımcılar, toplumumuzun ve kurumlarımızın güçlü ve zayıf yanları ile çevremizdeki fırsatları ve tehditleri değerlendirerek, önerilerini sundular. Toplantıda, Gençlik Komisyonu adına Yönetim Kurulu üyesi Ersin Özen, Federasyonumuzun gençlerin katılımının artırılması için yaptığı özel çalışmalar hakkında bilgi verdi. Genel Başkan Yıldız Şekerci ve yönetim kurulu üyeleri, Eskişelir Kuzey Kafkas Kültür ve Dayanışma Derneği tarafından gerçekleştirilecek olan “Bir Kafkasya Hikayesi Başlangıç” gösterisi için hazırlıkları sürdüren “Şıble Kuzey Kafkas Halk Dansları Topluluğu’nun çalışmasına katılarak gençlere başarı diledi. Gençlerle uzun uzun sohbet eden Yıldız Şekerci ve Yönetim Kurulu üyeleri 18 Nisan 2020 tarihinde sahneye konacak gösteriye katılma sözü verdi. {gallery}/haber/federasyon/2020/200216_Eskisehir_Stratejik_Planlama{/gallery}nanKaffed
Bilinçli Gençlikle Güzel Yarınlara
Kapadokya’da 22-23 Ağustos 2019 tarihinde birincisi düzenlenen Gençlik Çalıştayı’nın ikincisi, Ankara’da 1 Şubat 2020 tarihinde düzenlendi. Çalıştaya Yıldız Teknik Üniversitesi Kafkasyalı Öğrenciler Topluluğu (YILDIZKAF)adına “Toplumumuz ve Kurumlarımız Araştırma Yarışmasıéna beraber katıldığımız 5 arkadaşımızla beraber katılım sağladık. div> İlk çalıştaya oranla çok daha kısıtlı bir zamanda yapılmasına karşın konuşulan konular, katılımcı yoğunluğu açısından daha verimli ve güzeldi. Çalıştayın başlangıcında yarışmaya katılan grupların sunumlarını ve veri sonuçlarına ilişkin analizlerini, çözüm önerilerini dinledik. Elde edilen verilerden de gördüğümüz üzere büyük oranda metropol şehirlerde yaşayan gençlerin dil bilme oranlarında ciddi bir yetersizlik mevcut. Dil, milli şuuru besleyen, kültürü gelecek nesillere aktaran ve bizi biz yapan en önemli unsurdur. Mevcut durumumuzda dilimizi dışarıdan yardımlarla öğrenebilecek, dışarıdaki insanlarla konuşup geliştirebilecek imkânlara sahip değiliz. Dilimizi en kolay ve hızlı bir şekilde ailelerimizden öğrenebiliriz. Bu yüzdendir ki farklı milletten insanlarla bir arada yaşayan, doğduğu günden beri okulda, yaşadığı mahallede çeşitli asimilasyonlara maruz kalmış çocuklarımıza milli benliklerini kazandırmak, anadillerini öğretmek, tarih ve kimlik bilincine sahip bireyler olmalarını sağlamak için en büyük sorumluluk ailelere düşmektedir. Bu hususta gençlerin dil ve Xabze bilmemesinden yakınan büyüklerimizin, şapkayı önlerine koyarak bir özeleştiri yapmaları gerekmektedir. Ancak “yaşadığı topluma uyum sağlamak” ve “farklı görülmemek” uğruna kültüründen ve kimliğinden uzaklaşmayan bilinçli ebeveynler kültürüne bağlı nesiller yetiştirebilirler. Bu hususta bir diğer sorumluluk da büyük şehirlerde yaşayan, birbirlerinden uzak kendi kültürlerinden insanlarla bir araya gelmek isteyen kişileri bir araya getirebilecek ve kültürün devamlılığı için kamuoyu oluşturabilecek derneklerimize düşmektedir. 80 den fazla yakın gencin işlerinden ve zamanından feragat ederek, ortak dertlerle çalıştay için Ankara’da toplanması, bir şeyleri düzeltebilmek ve beraber hareket edebilmek adına bizleri umutlandırmıştır. Çalıştayda üstünde çok durulan ve toplumumuz için çok faydalı olacağını düşündüğümüz Nart Akademi’nin de ihtiyacımız olan donanımlı, kültürlü, bilinçli ve ortak dertlere sahip nesiller yetiştirmek konusunda önemli bir görev üstleneceğini düşünüyorum. Bunların yanısıra belki de en önemlisi hiçbir mikro milliyetçi, ayrıştırıcı tavır sergilemeden birlik ve beraberlik içinde çalışmamız, bizleri ileriye taşıyacak faaliyetler için uğraşmamız gerekmektedir. Çalıştayda süre dolayısıyla üzerinde çok durulamayan ama bence çalıştayın en önemli konusu olan Gençlik Meclisinin ayrı bir gün konuşulması ve tartışılması gerektiğini düşünüyorum. Gençlerin fikirlerinin önemsendiği, farklı fikirlerin tartışıldığı bu gibi çalıştayların belirli fikirlere sahip ve bu fikirleri söylemekten çekinmeyen kişilerin katılımlarıyla devam etmesini diliyorum. Çeşitli konularda farklı fikirlere sahip olsak da bunları tartışıp, konuşarak halledebileceğimize inanıyorum. Hangi konuda olursa olsun büyüğümüzle ve gencimizle düşündüğümüz fikirleri birbirimizle konuşmak, birbirimizi dinlemek ve en önemlisi fikir ayrılıkları yaşasak da sorunlarımızın, derdimizin ve davamızın ortak olduğunu, birbirimize ihtiyacımızın olduğunu unutmamız gerekiyor. Hiçbir siyasi, dini, mikro-milliyetçi ayrım gözetmeksizin Çerkes adıyla birlik ve beraberliğimizin devam etmesi dileklerimle yazımı sonlandırıyorum. Yarışmaya katılıp emek harcayan, çalıştaya gelen ve fikirlerini dile getiren herkese teşekkür ederim. nanGözde Duman
Diasporada Anadilimizde Yazılan Bir Eser Anavatanımızda
Yüz yılı aşkın bir süre devam eden bir vatan savunması sonrasında, binlerce yıllık vatanlarını terk etmek zorunda kalan Çerkeslerin Osmanlı topraklarındaki yerleşim alanlarından biri de Kayseri ve Sivas illerinde yer alan Uzunyayla bölgesiydi. Bu bölgede nispeten izole olarak toplu bir şekilde bulunmalarının da etkisi ile yaklaşık yüz sene boyunca dillerini ve özgün kültürlerini büyük ölçüde yaşatabildiler. Çerkeslerin kendi dillerinde Xabze adını verdikleri özgün kültürleri binlerce yıllık birikimin sonucudur ve dünya kültürleri içinde bu güne kadar gelebilmiş farklı ve önemli bir renktir. Kendisi de Uzunyayla'lı olan Yakup Temel, kendi gözlemlerinin yanı sıra, bu kültürel oramda doğmuş büyümüş bir çok kişinin anlatımlarından yola çıkmıştır. 1978 yılında başlayan bu çalışmalar 65 bölümde, 306 sayfalık Çerkesçe bir kitap olarak bir önümüze gelmiştir. İşlenen kültürel ögelerler ile birlikte, kitabın dış faktörlerden etkilenmeden kalabilmiş olan özgün bir Çerkesçe ile yazılmış olması, kitabın önemini dahada arttırmaktadır. Bir süre önce Türkiye'de çıkan Ğuazerıtxe isimli bu kitap bu günlerde anavatanımızda da okuyucuları ile buluştu. Kitap Türkiye'de KAFDAV Yayıncılık'dan, Nalçık’ta ise Adıge Wune Mağazasından temin edilebilir. ---------------------------------------------------------------------------------- АНЭДЭЛЪХУБЗЭМ, АДЭЖЬ Щ1ЫНАЛЪЭ ХЭКУМ ИГЪЭЗЭЖАЩ.. Тыркум щыпсэу адыгэхэм 1991 илъэсхэм къэсыху жъэрыIуэбзэу фIэкIа, тхыбзэу адыгэбзэр зэрахьэн хуитыныгъэ яIакъым. Мыбы къыдэкIуэу щэху, гъугъехь Iэджэм хэтхэурэ езыр-езырхэу адыгэбзэр, адыгэбзэ тхэн-еджэныр зырагъэщIэным пылъахэщ. Абыхэм ящыщ зыщщ Тэгъулан Екъуби. Абы лъандэрэ и анэдэлъхубзэмкIэ йоджэф, никIми мэтхэф. Тэгъулан Екъуб 1977 гъэм къыщыщIэдзауэ нобэ къыздынэсам IуэрыIуатэ зэхуехьэщ. Зыхуихьэсым имызакъуэу утыкум къырелъхьэ. А IуэрыIуатэхэм хэлъ купщIэр, щэнхабзэр, адыгэбзэм и къарур хэхэсми хэкурыс и лъэпкъагъухэми нахуэ къахуещIыф. Псэ зыIуилъхьэжа и IуэрыIуатэхэм къыхэкI гупсысэхэмкIэ ядогъуашэ еджэхэм. Ахэр нобэ адыгэ псэуныгъэм къыхэшэжыф. Мы фи пащхьэ илъ тхылъыр Тэгъуланым илъэсипщIкIэ узэIэбэкIыжым интернетым къырилъхьа щитIым ф1экI Iуэры1уатэхэм я зы тхуанэу жыпIэ хъунщ. Тхылъыр, Налшык Адыгэ Унэ тыкуэным щывгъуэтыфынущ nanKaffed