Güney Marmara ve Ege Stratejik Plan Hazırlık Toplantıları

  Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) 2020-2021 yılları Stratejik Planı hazırlık toplantılarına, bu hafta sonu  Güney Marmara ve Ege Bölgeleri toplantıları ile devam edildi.   Güney Marmara Bölge Toplantısı Soma Kafkas Kültür Derneğimizin ev sahipliğinde 8 Şubat Cumartesi günü, Ege Bölge Toplantısı ise Arıkbaşı Kafkas Kültür Derneğimizin ev sahipliğinde 9 Şubat Pazar günü gerçekleştirildi.    Federasyonumuz Genel Başkanı Yıldız Şekerci, Yönetim Kurulu üyelerimiz, Bölge Dernek Başkanlarımız, Derneklerimizin yönetim kurulu üyeleri ve delegelerinin katılımları ile gerçekleştirilen toplantılarda önümüzde iki yıllık döneme ilişkin görüş alışverişinde bulunuldu.   KAFFED Genel Başkanı Yıldız Şekerci, katılımcı bir anlayışla yürütülen stratejik planlama çalışmalarına ilişkin bilgi vererek yerelde güçlü olmamız gerektiğini vurguladı.   Stratejik planlama sürecine ilişkin yapılan sunumların ardından katılımcılar, toplumumuzun ve kurumlarımızın güçlü ve zayıf yanları ile çevremizdeki fırsatları ve tehditleri tartıştılar. Daha sonra önümüzdeki dönemde hangi stratejik hedeflere hangi etkinliklerle ulaşılabileceğine ilişkin öneriler ele alındı.     {gallery}/haber/federasyon/2020/200208_Soma_Arikbasi{/gallery}nanKaffed

Çerkes Gençlerine Uzatılan Can Simidi

  21.yy Çerkesler için özellikle Çerkes gençleri için çok zorlu geçecek. Bu dönemin çocukları ve naçizane benim de dahil bulunduğum gençlerinin çoğu kendi dilini, kültürü vs. bilmiyorlar.  Bunun farkında olan gençler, imkanları dahilinde Xabze’yi ve Çerkesce’yi öğrenmeye çalıştılar. Üniversitelerde öğrenci topluluklarını (ÜNİKAF) kurup kenetlendiler, birbirlerini bu konularda teşvik ettiler.   Bütün bunlarla beraber maalesef atik, hırslı ve hevesli Çerkes gençleri ile kültürümüzü ve dilimizi bilen büyüklerimiz arasında, çağımızın da beraberinde getirdiği genel sorunların etkisi ile bir iletişim kopukluğu vardı. Ancak, özellikle Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun (KAFFED) 2019 yılında uygulamaya koyduğu stratejik plan ve hamleler birçok şeyi değiştirdi.    2019 Ağustos-Eylül aylarında gerçekleşen Kapadokya Çalıstayı gelecekteki birçok şeyin habercisiydi. Uzun yıllar sonra ilk kez, Türkiye’nin çeşitli yerlerinden gelen gençler bir araya geldi ve dertlerini, taleplerini KAFFED gibi Çerkesler ’in oluşturduğu en büyük kuruma iletme fırsatı yakaladılar.    Çalıştay sonunda gençler gerçekleştirilen bu faaliyetin devamlılığı konusunda tedirginlik içerisindeyken KAFFED, 1 Şubat’ta üstelik kendi merkezinde ikinci bir Gençlik Çalıştayı gerçekleştireceğini duyurdu. İkinci defa ülkenin her yerinden gençler akın ettiler. Katılımcı sayısı ilk seferinkinden fazlaydı. Konya gibi Çerkes nüfusunun daha az olduğu bölgelerden dahi temsilciler bu çalıştaya katıldılar.    Çerkes gençlerinin daha da bilinçli birer birey haline gelmeleri için Nart Akademi konusu açıldı. Hem teknik olarak hem de teoride taslak olarak yapılacaklar belirlendi. Özellikle Çerkes Kültür ve Tarihinin gençlere daha iyi aktarılması üzerinde duruldu. Nart Akademi icin online bir platform oluşturulması fikri de tartışmaya açıldı.     Diğer bir başlık ise Amerika’da uygulanan “Work and Travel” programının bir benzerinin Kafkasya için uygulanabilirliği idi. Bu konu hakkında da KAFFED, hukuki sınırların izin verdiği çerçevede ellerinden geleni yapacaklarını belirtti. Anavatanla bu projenin prosedürleri icin iletişime geçildiği biz gençlere aktarıldı.    Bütün bu konuşulanlar Cerkes gençliğinin zaruri ihtiyaçlarıydı ve KAFFED gençlere kendi imkânlarının el verdiği kadarıyla yardım etmeye hazır olduğuna dair samimiyetini, kendi genel merkezlerine çağırarak, dinleyerek ve dikkate alarak gösterdi. Tabiri caiz ise Çerkes gençlerine can simidini atmaya her zaman hazır olduklarını gösterdiler.   Kapadokya’daki gibi, Ankara’daki gibi gençlik çalıştaylarının devamının gelmesi ve alınan kararların eyleme geçmesini umuyoruz. Çerkesler olarak gençlerimizle, kadınlarımızla, yetişkinlerimizle çok güzel ve kuvvetli bir toplumsal bağ yakaladık. Bu sinerjiyi ve bağı kaybetmemek dileğiyle…     Mirac Albek Hızlıok Yeditepe ÜniversitesinanMirac Albek Hızlıok

Hajı Dule

“Senin uzmanlık alanına giren bir konuda yardımın gerekiyor” diyordu telefonda, arkadaşım Abdullah Haradura. Köylüm, asker arkadaşım ve dostum olan Abdullah’a elimden geleni yapacağımı söyledim hiç tereddüt etmeden. Abdullah kendisini Kafkasya’dan birisinin telefonla aradığını ancak tek kelime Çerkesçe bilmediğinden telefonu açmaya bile cesaret edemediğini söylüyordu. Mayıs 2018’de Nalçık’a giden bir tanıdığı Abdullah’ın telefonunu Haradura Dina’ya (Хьэрэдурэ Динэ) vermiş ve akrabalarının Türkiye’de yaşadığını, telefonla temas kurabileceklerini söylemişti. Hiç vakit kaybetmeden Abdullah’ın bana verdiği iki telefon numarasından birini aradım. Telefonu açan Haradura Tole (Хьэрэдурэ Толэ) idi. Kendimi tanıttım ve arama nedenimi açıkladım. Çok memnun oldu. Kendisi Nalçık’ın İslamey köyünde yaşıyordu. 62 yaşında ve emekliydi ancak işine geri dönmüş çalışıyordu. Aynı zamanda çiftçilik de yapıyordu. Kabardey’in ünlü sanatçısı Haradura Dina’nın da öz kardeşiydi. Telefonda aile hikayesini anlattı hemen. Dedesi Haradura Şıhban (Щыхьбэн), 1905 yılında kardeşleri Dule-Abdullah (Дулэ – Абдулэхь) ve Luts(Луц) ile birlikte Türkiye’ye gelmiş, daha sonra annesinin ailesini de (annesi Yemişe’lerin(Эмыщэ) kızıydı. Türkiye’ye getirmek üzere Kafkasya’ya dönmüş, ancak Ekim devrimi nedeniyle Kafkasya’dan çıkamamış ve orada kalmıştı. Tole şimdi dedesi Şıhban’ın kardeşleri Dule-Abdullah’ı ve Luts’u arıyordu. Hajı Dule ya da diğer adıyla Abdullah köyümüzde (Eskişehir’in Rahmiye Köyü) yaşamıştı ve 100 yaşındayken ata bindiği, keskin nişancı olduğu ve köyümüzün Yunan askeri tarafından işgal edildiği sırada birkaç Yunan askerini öldürdüğü anlatılırdı. Hajı Dule bizim çocuk aklımızda yarı efsane olarak kalmıştı. Tole’nin aradığı Dule-Abdullah işte bu kişiydi ve onu bulmuştu. Arkadaşım Abdullah’ın (dedesi Dule’nin ismi verilmişti) babası İlhan Amca ile Tole iki kardeşin torunlarıydı. Bunu kendisine söylediğimde çok mutlu oldu, 100 yılı aşkın bir süre sonra onları bulmuş olmaktan heyecan duyuyordu. Yakın akrabalarıyla tanışmak, konuşmak istiyordu. Ancak akrabalarından doğrudan konuşabileceği çok fazla kişi yoktu. Çerkesçe konuşabilen sadece birkaç kişi vardı ve onlara da ulaşmam zaman alacaktı. Böylece Tole ile telefonda konuşmaya başladık. Özellikle, burada sizlere de anlatacağım dedesi Şıhban’ın ve ailesinin yürek parçalayıcı hayat hikayesini bana anlattığında, köyümüzde yaşamış olan Haradura ailesinin, özellikle de Şıhban’ın öz kardeşi Hajı Dule’nin öyküsünü araştırmaya karar verdim. Haradura ailesi köyümüzdeki diğer aileler gibi 1905 yılında Kabardey’den gelmişti. Dule 1851 doğumlu idi ve o sırada 54 yaşındaydı.  Nüfus kayıtlarına göre ismi Kerdüshan (veya Gerdüşhan) olan birinci eşinden iki oğlu ve dört kızı oldu. Oğullarının isimleri bilinmiyor. Kızlarının isimleri ise Devlethan-Tsıra(Цырэ), Kebahan-Khan(Кхан), Asiyat ve Zeynep. Eşi ölünce, Dule ikinci evliliğini Bukhuna Quequh (Бухъунэ К1уэк1ух) ile yaptı. Bu eşinden de sırasıyla Cemal, Zülfiye, Nuriye, Zübeyde, Mukaddes (Merhadis) ve Ahmet olmak üzere iki oğlu ve dört kızı oldu. Dule’nin en küçük oğlu Ahmet 13-15 yaşlarında vefat etti. Büyük oğlu Cemal’in ise İlhan ve Türkan isimlerinde bir oğlu ve bir kızı oldu. Arkadaşım Abdullah, Hajı Dule’nin torunu Haradura İlhan’ın küçük oğludur. Dule’nin nüfus kayıtlarına göre Aziz olan büyük kardeşi Luts de köyümüzde yaşadı. iki oğlu ve bir kızı oldu. Çocuklarının isimleri Hasan, İsmail ve Ayşe’dir (Гуэщхуж). Hajı Dule’nin iki de kız kardeşi vardı. Biri Ankara’nın Hacı Muratlı Köyünde yaşadı. Hacı Muratlı’da yaşayan ve nüfus kayıtlarına göre ismi Nusa olan kız kardeşi Rahmiye’de Guliy (Гулий) olarak bilinmektedir. Hacımuratlı’da Hute (Хут1э) adıyla anılmakta olan Nusa’nın dört oğlu bir kızı oldu. Kızı Ankara’nın Gökçehöyük köyüne gelin olarak gitti. Oğullarının isimleri sırasıyla İhsan, Kâzım, Nazım  ve Halit (Lid Dayı) olup hepsi rahmetli oldular. Torunları bugün Ankara’da yaşıyorlar. Hajı Dule'nin Babuna ismindeki diğer kız kardeşi, Sakarya İline bağlı Hendek İlçesinin Kargalı Hanbaba köyünde yaşadı. Torunu Haradura İlhan, Hajı Dule'nin Kafkasya’dan ilk önce onun yanına geldiğini fakat bölgenin sazlık, bataklık olması nedeniyle Rahmiye’ye göç ettiklerini söylüyor. Kız kardeşinin ve ailesinin birkaç kez Hajı Dule’yi ziyarete geldiklerini hatırlıyor. 20 . Yüzyılın başında Osmanlı İmparatorluğunun girdiği savaşlar nedeniyle köyümüzün eli silah tutan tüm erkekleri askere alınmıştı ve köyde yalnızca kadınlar, çocuklar ve ihtiyarlar kalmıştı. Hajı Dule ileri yaşından dolayı askere alınmamıştı. Köyümüz 1920 yazında Yunan askeri tarafından işgal edildiğinde, kalan köy halkı, köyün kuzeyindeki Sündiken dağlarında, ormanlık alandaki Karasakal mevkiine gizlendi. Köylüler bazen geceleri gizlice gelerek köyü kontrol ediyor, varsa ihtiyaçlarını alıyor ve ormana geri dönüyorlardı. Yunan askeri, pusu ihtimali nedeniyle ormana giremiyordu.  Hajı Dule ve bir hizmetkârı köyde kalmışlardı. Köye bir gün dört kişilik bir Yunan çetesi geldi (çeteciler askerlerden önce gelmişlerdi). Hajı Dule’den yemek ve içki istediler. Hajı Dule yumurta kırdırdı, tavuk kestirdi ve mahsıma verdi. Daha sonra, mutfakta yemek yiyen, alkolün etkisindeki çeteye, dışarıdan, mutfağın penceresinden mavzeriyle ateş ederek dördünü de oracıkta öldürdü, cesetlerini samanlığa sakladı ve atına atlayarak dağa çıktı. Hajı Dule’nin torunu Haradura İlhan, köydeki yaşlılardan, Hajı Dule'nin Yunan Harbinde birkaç Yunan askerini öldürdüğü yönünde bir şeyler duyduğunu ancak tam olarak bilmediğini söylüyor. Hajı Dule hiç anlatmazmış. Hajı Dule ile Yunan askeri arasında önemli bir olay daha yaşanıyor. Yunan subayı Hajı Dule’den atını ve silahını istiyor. Hajı Dule reddediyor. Subay bunun üzerine Hajı Dule’nin oğlunu götürmek istiyor, Hajı Dule kabul ediyor. Köylüleri, daha sonra, neden at yerine oğlunu verdiğini sorduklarında, Hajı Dule, eğer atını verseydi, subayın at sırtında dolaşarak köylülere zarar vereceğini, ancak oğlunun kaçarak kurtulacağı cevabını veriyor (10). Yunan subayı 8-10 (veya 16-17) yaşlarındaki delikanlıyı ellerinden atın arkasına bağlıyor ve atını köyün yukarısına, dağ yoluna sürüyor.  Ancak daha sonra delikanlının atın çifte darbeleriyle öldüğü söylenerek, ölüsü askerlerce yol kenarına bırakılıyor. Hajı Dule’nin diğer oğlu ise seferberlikte ölüyor. Yunan askeri, karargah olarak köyün kuzeyinde, büyük tepenin hemen eteklerindeki Haradura ve Tsırukh (Цырыхъу) ailelerinin evlerini kullandı, diğer evleri yaktı. Bugün köyümüzde biraz derin bir kazı yaptığınızda yanık buğdaylara dahi rastlayabiliyorsunuz. Hajı Dule keskin nişancı idi. Nail Şora, annesi Zübeyde’nin (Hajı Dule’nin ikinci eşinden kızı) anlattıklarını şu şekilde aktarıyor: “Anneme tiftikten sepet ördürüyor, içine yumurta koyarak 100 metre uzaklıktaki avlu kapısına astırıyor, kapıları açtırıyor ve yumurtalara mavzerle ateş ederek talim yapıyordu. Kur’anı Kerimi gözlüksüz okuyabiliyordu. Öldüğünde 128 yaşındaydı. At onun hayatıydı. Bir Torba tuz ile atına biner, yılkı atı yakalamak için dağa çıkardı. Bir ay kadar dağda kalır, yakaladığı 15-20 kadar atı kuyruklarından birbirine bağlayarak köye getirirdi. Daha sonra atları eğitip satıyordu.” Yine Nail Şora, Hajı Dule ile ilgili bizzat yaşadıklarını şöyle aktarıyor: “Antalya - Kemer yolunda tünellerde çalışıyordum. Kompresörü çalıştırdım, çay demledim. O arada karşı taraftan birisi geliyor. Elinde baston var ama bastona dayanmıyor. Aheste, aheste yürüyor. Adamın tipinden ben Çerkes olduğunu tahmin ettim. Selam verdi, aleyküm selam amca, diye cevap verdim, buyurun bir çayımızı için diye davet ettim. Çay ikram ettim. Nerelisin evlat diye sordu bana, Eskişehirliyim, dedim. Ahhh dedi adam, bir iç geçirdi. Babamın bir arkadaşı vardı Eskişehirli, hacca giderken bize uğradı dedi. Adı Sarı Abdullah idi. Babamla buluştular, kucaklaştılar, epeyce sohbet ettiler. Günlerden Cumaydı. Biz çiftlikteydik, köy 2-3 km mesafedeydi. Babam Cuma namazına gitmek için arabayı koşmamızı istedi. Arabayı koşmaya kalkışınca, Abdullah, “yahu bırak 3 kilometreyi yürüyemeyecek miyiz, yürür gideriz” diye kabul etmedi. Yola çıktık. Abdullah mavzerini hiç bırakmazdı, sırtında taşırdı. Yolda mısır tarlasından bir domuz çıkarak önümüzden geçti. Babam, “Abdullah haydi eski nişancılığın var mı göster” dedi. Abdullah mavzerini çıkarttı, doğrulttu, ateş etti, domuz yürümeye devam etti. “Vuramadın Abdullah”, dedi babam. “Vurdum”, dedi Abdullah, “aynı yerden bir tane daha”, diye tekrar ateş etti. Domuz yıkıldı. Gittik baktık, girişi aynı çıkışı farklı iki delik vardı. Amca bu Abdullah dediğin adam Çerkes miydi diye sordum. Bana baktı, sen nerden biliyorsun dedi. Herhalde benim dedemi tarif ediyorsun sen dedim. Başka bir ismi var mıydı, bu adamın diye sordum, Dule derlerdi dedi. Senin tarif ettiği amca, benim dedemdi dedim. Valla oğlum gözlerin de ona benziyor zaten dedi adam. Ben orada çalıştığımda sene 75-76 idi.”  Hajı Dule çok iyi bir binici ve at terbiyecisiydi. Aynı zamanda çok da güçlüydü.  Hajı Dule’nin ikinci eşinden kızı Nuriye’nin oğlu Ghogh (Гъуэгу) Nazım Başay büyüklerinden işittiği bir olayı şöyle aktarıyor: Hajı Dule bir gün kardeşinin oğlu Hasan ve torunu İlhan ile birlikte, 5 yaşında hiç eğer vurulmamış bir yılkı atını kement atarak yakalıyor. Atın kulağını tutup büküyor, at kulağındaki sancının şiddetinden yere diz çöküyor. Hajı Dule “vurun eğeri” diyor, eğeri vurduruyor. Ardından Hasan’a “bin” diyor. Hasan ata biniyor ancak titrediğini gören Hajı Dule “in aşağı” diyor ve ata kendisi biniyor. Kulağını bıraktığı anda da at dört nala avlu kapısından dışarı fırlıyor.  Hajı Dule, bir saat sonra atı sopayla önüne katmış olarak geri dönüyor. Hajı Dule 1947’de iki arkadaşı ile birlikte vapurla hacca gitti ve 3 ay sonra döndü.  Torunu Haradura İlhan, Hajı Dule'nin çok hayır sever olduğunu, dara düştüğünü, sıkıştığını duyduğu tüm ailelere, at başta olmak üzere her türlü yardımda bulunduğunu, emanet verilenlerin kaydının bile tutulmadığını söylüyor. Bir gün köyde birisinin atı öldüğünde, “çocuklarına söyle, gelsinler sabah damdan at seçip alsınlar” diyor. Bir kaç gün geçtiği halde kimse gelmeyince, o kişiye çocuklarının neden gelmediğini soruyor. O da çocuklarının “bizim atlar zayıf, Hajı Dule'nin atları çok kuvvetli, alırsak diğer at ona uyum sağlayamaz” diyerek gelmediklerini cevabını veriyor. Hajı Dule, “söyle onlara, yarın gelip beğendikleri iki atı alsınlar” diyor. Hajı Dule’nin kızı Zübeyde’den olma torunu Şora Melek Bi, muhtemelen Hajı Dule’nin uzun yaşamının sırlarından biri olan hayata olumlu bakışına ilişkin ipucunu şu şekilde aktarıyor: Hajı Dule her sabah kalktığında, sundurmaya çıkıp, derin derin nefes alır verir, “Ya Rab ne güzel bir gün” diyerek temiz havayı içine çekermiş. Ancak bunu her gün, karda, kışta, yağmurda, çamurda yaparmış. Bir gün yanındakiler, “Ya Hacı, her gün ne güzel diyorsun, hiç mi kötü gün yok” dediklerinde, Hajı Dule, “Allahın her gününün güzelliği ayrıdır” cevabını veriyor. Yine torunu Şora Melek Bi’nin  aktarımından Hajı Dule’nin aynı zamanda tutumlu birisi olduğunu da anlıyoruz. Hajı Dule, arkadaşlarıyla camiden çıkmış eve doğru gelirken, yerde o zamanın en küçük parası olan delikli 1 kuruş görüyor, eğilip onu yerden alıyor. Arkadaşları da hayretle, “Ya Hacı, o kadar zengin adamsın, o 1 kuruşa mı kaldın” diyorlar. O da “1 kuruşun değerini bilmeyenin, 1 kuruşluk değeri yoktur” cevabını veriyor. Hajı Dule’de bir hafta süreyle biraz vücut kırgınlığı olunca, torunu İlhan aracılığı ile, şehirdeki kızlarına,  rahatsızlığından söz etmeden Hajı Dule’nin onları görmek istediği haberi verildi. 1956 yılının bir Cuma günüydü. Kızları, kızı Asiyat’ın kocası Cemal Hoca ve Fuat Mirza, Beylikahır kazasından Sağır Doktoru da ( 1970’li yıllara kadar o bölgede doktorluk yapmış ünlü doktor Süreyya Pelit, Rahmiyelilerin deyişi ile Degu (Дэгу) (M.D.)) yanlarına alarak köye gittiler. Bütün çocukları ve torunları toplanmışlardı. Sağır Doktor muayene sonrasında “hiçbir şeyi yok, çocuklarını özlemiş”  diyerek reçete  bile vermedi. Erkekler camide Cuma namazı kıldılar ve arkasından eve geldiler. Hajı Dule her zaman oturduğu büyük koltuğu sundurmaya koydurdu ve oturdu. Herkes sırayla gelip elini öptü o da onların alınlarından öptü. Hajı Dule “başka kimse kaldı mı?” diye sordu. “Kalmadı” dediler. Sonra kendi odasında Cemal Hoca ile sohbete çekildiler. Sağır Doktor, torunu İlhan’ı muhtemelen genç görüp “hiç bir şeyi yok” derken, Fuat Mirza’ya “hiç telaş yapmayın, bu gece 1-2 gibi vefat eder” demiş. Gece 01.15’de sohbet ettiği sedirde iki elini namaz kılar gibi önünde kavuşturdu, ayaklarını uzattı. Sırtını arkaya yasladı. Kelime-i Şahadet getirdi, başı yana düştü, ruhunu teslim etti. Haradura Hajı Dule Abdullah’ın torunları bugün Eskişehir, İzmir ve Ankara’da yaşıyorlar. Türkiye’de bunlar yaşanırken aynı dönemlerde Rusya’da gerçekleşen Ekim Devrimi nedeniyle Hajı Dule’nin öz kardeşi Şıhban Kafkasya’dan çıkamıyor ve orada kalıyordu. 1929 yılında Sovyetler Birliğinde başlatılan kollektifleştirme (tarım araçlarına ve topraklara devletçe el konularak kolhoz ismi verilen çiftliklere devredilmesi) sırasında, Şıhban ve birçok köylüsü, mülklerine el konmasına karşı oldukları gerekçesiyle ihbar edildi. O sırada 59 yaşında olan Şıhban ve 30’lu yaşlarında olan en büyük oğlu Hajpago (Хьажпагуэ) diğer köylüleri ile birlikte ifadeleri alınmak üzere köyden çıkarılarak Nalçık’a götürüldüler ve orada komünistler tarafından öldürüldüler.  Ölüleri ailelerine verilmedi (gömüldükleri yerin üzerine Nalçık kapalı spor salonunun yapıldığı sanılıyor). 4 yıl sonra 1933 yılında bu kez karısı Melikhan, oğulları Abdul, Malik, Muzekir ve Muhammed (5-6 yaşlarında) Sibirya’ya sürüldü. En büyük oğul Abdul biraz Rusça biliyordu ve girişken biriydi. 1-2 yıl sonra annesini ve kardeşlerini Sibirya’dan geri getirdi. Ancak 3 yıl sonra 1937 yılında Abdul, Malik ve Muzekir tekrar Sibirya’ya sürüldüler. Malik ve Muzekir Sibirya’da kayboldular. Akıbetleri bilinmiyor. Her ikisi de bekardı. Abdul 2. Dünya savaşından sonra 1947’de köyüne dönebildi. Şıhban’ın 1912 doğumlu kızı Farizet, T’ımıj (ТIымыж)ailesine gelin olmuştu ve sürgüne uğramadı. İşte, benim telefonda görüştüğüm Haradura Tole, Şıhban’ın en küçük oğlu Muhammed’in oğludur. Burada Haradura ailesinin ilginç, bir o kadar da acılarla dolu öyküsünü elimden geldiğince anlatmaya çalıştım. Aynı ana babadan doğan kardeşlerin yollarının ayrılması, farklı coğrafyalara savrulmaları, yaşadıkları ülkelerin tarihleri ile iç içe geçen yaşamları, savaşlar, sürgünler, ailelerin parçalanması, ölümler, ayrılıklar ve sonsuz acılar… Biz Çerkeslerin kim bilir daha böyle anlatılmamış, yazılmamış kaç öykümüz var, kim bilir… K’aşe (КIащэ) Muzaffer Dinçer Not : Kayıtlara göre Hajı Dule 1851 yılında doğmuş, 1956 yılında 105 yaşında ölmüştür. Gerçekte 130 yıl yaşadığı söylenir.   EKLER: 1.       Hajı Dule hakkındaki gazete küpürü (Gazetenin ismi ve tarihi bilinmiyor ancak 1951-1956 yılları arasında olduğu sanılıyor) 2.       Hajı Dule’nin hac kıyafeti ile fotoğrafı   {gallery}/haber/federasyon/2020/Haji_Dule{/gallery}p>  nanMuzaffer Dinçer )

Güzel Günler Göreceğiz

KAFFED Gençlik Çalıştayının ikincisi diasporanın kalbi Ankara Çerkes Derneğinde gerçekleşti. Önceki çalıştaya kıyasla daha kısıtlı bir sürede gerçekleşmesine rağmen daha belirli konuların ele alındığı bir etkinlik oldu. Araştırma yarışması ile halkımızın genel durumu ve kurumlarımıza bakış açısı hakkında sunumlar yapıldı, emek veren tüm arkadaşlara teşekkür ederim. Ancak yine terminolojik açıdan belirsizliğin hakim ve  kullanılan söylemlerin tutarsız olduğunu söyleyebiliriz. Adıgece(?) diye bir dil olmamasına rağmen ankete katılanların %70inin anadilini Adıgece olarak tanımlaması bunun güzel bir örneğiydi. Kimsenin anadilim Adıgece demediği aşikar ancak Çerkesce dememek için türetilen bu ismin neden kullanıldığını, neden bir kişinin de çıkıp  "Adıgece ne yahu, bizim dilimiz Çerkescedir"  demediğini anlamıyorum. Madem her halkın kendine verdiği ismi kullanmak lazım, o zaman Adıgece diyenleri Nohçice, Apsuaca, Galgayca, Digoronca vs demeye de davet ediyorum. Süreyi kullanma konusunda yaşanan anlaşılabilir bazı aksaklıklardan ötürü çalıştayın en önemli konularından biri olan KAFFED Gençlik Meclisi üzerine maalesef konuşulamadı, ki zaten Gençlik Meclisi konusunda ayrı bir toplantı yapılması gerektiği kanaatindeyim. Sn. Muhittin Ünal'ın  dile getirdiği Nart Kart uygulamasının tekrar gündeme getirilmesinde de fayda var. Kart kullanımları sonucu alınan komisyon ile Çerkesya'da okuyan öğrenciler için bir fon oluşturulabilir. Nart Akademi  yine önem arz eden bir diğer konuydu. Çerkes halkının önemli bir sorunu da karar alma mekanizmalarında gençlerin yer almamasıdır. Dernek yönetimlerine baktığımız zaman yaş ortalamasının yüksek olduğunu görüyoruz. Yönetimlerin gençleşmesi için Çerkeslerin henüz gençken yöneticilik yapabilecek birikime ulaşabilmesi gerekiyor. Bunun için Nart Akademi gibi örgütlü eğitim programlarına ihtiyaç var. Kısa, orta ve uzun vadeli hedeflerin belirlenmesi ve belirlenen sürelerin sonunda hedeflere ulaşılıp ulaşılamadığının denetlenmesi ile teorik bilgilerimizi pratiğe aktarabiliriz. En önemlisi ise günü kurtarmaya değil geleceği örgütlemeye odaklanmak ve buna göre hareket etmek olacaktır. Bunun için her halk gibi bir gelecek vizyonuna sahip olmalı, Çerkesya ideali etrafında birleşmeliyiz. Dilimize, Xabzemize ve tarihimize sahip çıkmalıyız. Bunların dışında çalıştay da dahil olmak üzere hemen hemen girdiğim her ortamda gördüğüm bir yanlışlıktan da bahsetmek istiyorum. Kendimizi nasıl tanımlıyorsak o şekilde tanıtırız. Özelikle Çerkes gençlerinin ulusal kimliklerine sahip çıkmadıklarını görmek çok üzücü. Bir Abhaz genci kendini tanıtırken Apsuayım, Aşkaruwayım, Aşuwayım vs değil, Abhazım ya da Abazayım der. Aynı şekilde bir Oset ben Iron ya da Digoronum değil Osetim/Alanım der, olması gereken de budur. Ancak biz Çerkes(Adıge) gençleri olarak ulus öncesi feodal/bölgesel kimlikleri ulusal kimliğimize tercih ediyoruz. Misal, çalıştaya katılan gençlerin çok büyük bir kısmının Çerkes(Adıge) olmasına rağmen kendini "Ben Çerkesim" şeklinde tanıtan yok denecek kadar azdı. Bu ne  yaman çelişkidir böyle. Kabardey, Şapsığ gibi alt kimlikleri öne çıkarmak, kendini bu şekilde tanımlamak Çerkes ulusal bilinciyle çelişir, bizi böler, birliğimizi zayıflatır. Birlikteysek güçlüyüz diyoruz ama tek bir kimlik altında bile birleşemeden birliktelik beklemek nafile olur.  Bu nedenle Çerkes gençlerini bu yanlıştan dönmeye, kendilerini Kabardey, Şapsığ vs olarak değil, kendi ulusal kimlikleri olan Çerkes(Adıge) ile tanımlamaya, Çerkes ismine sahip çıkmaya davet ediyorum. Tanımlara ve isimlendirmeye fazla takıntılı olduğumu, asıl sorunumuzun bu olmadığını düşünenler, terminoloji doğru olsa sorunlarımız çözülecek mi diye soranlar olacaktır. Ancak şunu bilmekte fayda var; bir şey yapmak için önce "ne" yapacağımızı bilmemiz gerekir. Son olarak, çok değil bir kaç sene önce "Çerkeslerin Vatanı Çerkesya'dır"  yazdığı için, dönemin dernek yönetimi tarafından anlamsız bir şekilde tepki gösterilmiş biri olarak, bu toplantıya Çerkesya Gençliği kimliğimle katılabilmek benim için önemli bir detaydı. Sadece gençlik komisyonları ve Ünikaf gruplarının değil, informel gençlik oluşumlarının da yer alması, KAFFED çatısı altında Çerkesya vizyonuna da yer olması sevindirici. Olumlu gelişmelerin artarak devam etmesini ve güzel günler görmeyi umut ediyorum.   Игъэпсэу Адыгэ лъэпкъыр! Игъэпсэу Адыгэ Хэкур/Черкесияр! BEKALDI Talha Ensar      nanTalha Ensar Baykaldı

Birlikteysek Güçlüyüz

Xabze’ye ve kültürüne olan bağlılığı küçük yaşta ailesinden, sonra o zamanki ismiyle Ankara Kafkas Kültür Derneği’nin en üst katındaki Elbruz Gaytaoğlu Salonunda kıymetli büyüğümüz Natabje Cankat Devrim’in küçük bir öğrencisi olarak başlamış biri olarak, her şey değişse de zemin parkesi değişmeyen bu samimi salonda kültürüme dair çok şey öğrendim. Seneler sonra KAFFED Gençlik Çalıştayı’nda Adana Çerkes Kültür Derneği’ni ve okulumuz Çukurova-Kaf öğrenci topluluğunu temsilen bulunma sevinci ve gururu içerisindeyim. Türkiye’nin dört bir yanından birtakım işlerini bırakıp zaman ayırarak, fedakârlık yaparak bir araya gelen soydaşlarımızla güzel bir atmosferde beraberdik. Emeği geçen ve bizi sabırla dinleyen KAFFED yönetimine ve yöneticilerine sonsuz teşekkürler. Bizler Adana Çerkes Kültür Derneği gençleri olarak Doğu Akdeniz bölge gençlerini 8 Aralık 2019 tarihinde derneğimizde misafir ettiğimiz günde şu ortak başlıkları tartışmış ve şu ortak düşünceleri dile getirmiştik: 1)      Asimile olmamak için ne yapmalıyız? Biz Çerkesler kültürümüzü yalnızca derneklerde ve köylerde değil hayatın her alanında yaşamalı ve yaşatmalıyız. Köyden kente geçiş süreci ile birlikte kaybolma tehlikesi yaşayan dilimizi yeni neslimize en güzel şekilde aktarmalıyız. Değişen ve gelişen çağdaş dünyada Xxabze’mizi aslına yakın bir şekilde modernleştirmeliyiz. Kültürünü yeni öğrenen her gencimize kucak açmalı, yapacakları hataları düzeltirken yapıcı olmalıyız. 2)      Gençlerimiz mesleki alanda kendilerini nasıl geliştirebilir?      “Akıl bize sunulanın dışında bir çözüm bulmaktır”      Bu konuda kıymetli bir büyüğümüzden alıntı yaparak açıklama yapmak istiyorum: Bizler önce kendimizi geliştirmeli, sanat ve iş sahibi olmalıyız ki kültürümüze daha faydalı olabilelim. Maalesef artık köylerde yaşamıyoruz, şehir hayatının getirmiş olduğu maddi yükler ve hızlı tempo bizleri daha çok çalışmaya ve gayret etmeye mecbur bırakıyor. Kısacası biz güçlü olacağız ki kültürümüze de güçlü bir şekilde sahip çıkabilelim. Gençler olarak kendimizi sadece kendi alanımızda değil her alanda geliştirmeli ve fikir sahibi olmalıyız. 3)      Yabancılarla yapılan evlilikler hakkında ne düşünüyorsunuz? Sürgün edilen bir toplum olarak her topluma kucak açan ve saygı duyan bir milletiz. Fakat başka hiçbir kültüre benzemeyen adetlerimiz ve yapılan yabancı evlilikler de gösteriyor ki kültürel farklılık aileler arasında zaman içerisinde çatışmaya sebep oluyor. Yabancılarla evlilik yoluna giden büyüklerimizle de yaptığımız muhabbetlerde bu konuyu bizzat yaşamış olanlar da benzer düşünceler içerisinde. Doğu Akdeniz Bölgesi Çerkes gençleri olarak yabancı evliliklere karşıyız. Gençlik Çalıştayı’nda yapılan aaraştırma sunumlarında görmüş oldum ki bölge bölge soydaşlarımızın düşünceleri de sorunları da birbirinden çok farklı. Dikkatimi çeken en önemli husus kültürünü çok iyi bilmeyen ve daha önce topluma girmemiş soydaşlarımızın ortamlardan çekiniyor olmaları. Bu konunun belki birden fazla sebebi olabilir ama bizler bu konuda biraz daha hassas davranabilirsek daha çok insanı kazanabiliriz. Unutmamak gerekiyor ki fikirler çok kırılgan, onları pamuklar üstünde tutmalıyız. Bizler kalabalık şehir nüfusu içerisinde yaşamını sürdüren azınlık bir toplumuz. Artık köylerde yaşamıyoruz ve insanlarımızla iç içe değiliz. Çalıştığımız yer, okuduğumuz okul, yaşadığımız ev veya çay içtiğimiz kafede muhatap olduğumuz insanlar farklı kültürlerden. Kısacası bu hayat maratonunun içinde bir avuç insanız. Bizi bu şehir yaşamında bir araya getiren tek ortak payda, aidiyetimiz ve derneklerimiz. Biz onlara ne kadar sahip çıkarsak geleceğimiz de o kadar aydınlık olacaktır. İnanıyorum ki yeni nesil olarak gün geçtikçe bilinçleniyoruz ve anavatanla olan ilişkimiz gün geçtikçe güçleniyor. Birlik ve beraberliğimizin pekiştiği daha nice toplantılarda buluşmak dileği ile.      Kaybedecek bir şeyimiz olmadığı an kazanacak çok şeyimiz var…      Тхьэм ди бзэ къабзэу, ди хабзэ дахэу, ди лъэпкъ уарду игъэпсэу.      Дэ ди адыгэщ, Дызэкъуэтмэ дылъэщщ!   Къэнэн Умар - Kanen Ömer  nanКъэнэн Умар Kanen Ömer

Okyanus’ta Bir Kafkas Gemisi

  Ben bir Kafkasya'lıyım. Türkiye'ye dedemin büyükleri gelmişler. Sivas Kangal Aşağıhüyük köyündenim. Çerkesce adı Babugoey. Kabardeyim  ve Yesengullardanım. Kafkas Dernekleri Federasyon'un düzenlediği II. Gençlik Çalıştayı’na Kocaeli Üniversitesi Kafkas Topluluğu (KOÜKAF) ve Kocaeli Kuzey Kafkas Kültür Derneği adına katılım sağladım.   Çalıştayda üniversite öğrencileri ve dernek gençleri ortak projelere adım attı. Alınacak kararlar ve uygulanacak yöntemler tartışılıp sonuçlandırıldı.   Günümüzde hem derneklerde hem de üniversite topluluklarında (ÜNİKAF) donanımlı bireylerin katılımı açısından sorunlar yaşanıyor. Bu sorunların başlıcası katılımın sürekli olmamasıdır.   Çalıştayda anket araştırması yapan arkadaşlarımızın ortak bulgusu, şu anda derneklerimize ve ÜNİKAF lara gelmesini beklediğimiz sayının beşte birinin katılım sağladığı idi. Katılmayanların sebeplerine baktığımızda bazı arkadaşlarımızın tarihimizi, kültürümüzü, dilimizi, müziklerimizi ve danslarımızı bilmedikleri için utandıklarını ve gelmediklerini görüyoruz. Bu eksiklerde önemli bir faktör büyüklerimizin bilgileri aktarma konusunda gerekli sabır ve titizliği göstermemiş olmasıdır.    Bir ırmakta taşların sürüklenmesini en az su kadar yanındaki taşlar da sağlar. Eğer derneklerde ve üniversite topluluklarında beraber hareket edilmezse ilerlemek zor olacak ama beraber hareket edilirse kolayca yol alınabilir. Bu amaçla dernek gençlerimize ve üniversitedeki gençlerimize Nart Akademi bünyesinde bir arada eğitim sağlayıp, daha sonra onların da etraflarındaki arkadaşlarına yardımcı olmaları ve geçmişte yapılan hataların tekrarına engel olunması hedeflendi. Ayrıca biz üniversite öğrencileri, küçük yaştaki kardeşlerimizi de interaktif yayınlar ile eğitmeye başlamak gerektiğine karar verdik.    “Gençler söz dinlemiyor, bu zamanın gençleri başına buyruk” demek yerine xabzeye aykırı birşey yaptığımızda uygun şekilde uyarmanız hatta gerektiğinde bizlerin kalbini kırmanız daha iyi olacaktır. Aksi takdirde xabze'yi bizler de unutup sizlerin başlatmış olduğu ''Gençtir yapar'' kavramı ile bugünün çocuklarını ve yarının gençlerini kaybedeceğiz.    Derneklerde gençleri ve yaşlıları aynı ortama alabilecek etkinlikler planlanmalıdır. Haftada en az iki üç gün kurslar olmalıdır. Teorik eğitimler dışında pratikleri hayata geçirmeye ortam oluşmalıdır. Teori pratiğe dönmedikçe hiçkimse için fayda vermeyecektir. Yine bu öğretileri uygulamak için farklı sosyal platformlarda buluşmalar yapılmalıdır. Misafirliğe nasıl gidilir, hasta ziyareti nasıl olmalıdır, cenaze evine nasıl gidilir, misafir davet edince nasıl karşılanır gibi bir çok farklı eğitimleri yaşatarak öğretmeliyiz.   KOÜKAF'ımızın sloganı ile '' Biz Bir Aileyiz, Kenetlendikçe Büyüyen'' diyorum.   Sonuç olarak, önemli olan sadece bir arada olmak değil, bu birliktelikle dışımızdaki gelişmeleri lehimize kullanmaktır. Realist olursak sorunları çözebiliriz, yoksa muhabbet olsun diye konuşmak sorunları çözüm bulmadan tartışmak boşunadır. Öğrenmeyi bilmeyen öğretemez.   Mücadele etmekten vazgeçmeyen, engelleri aşıp gelen ve koskoca okyanuslarda toplumca boğulmayalım diye gemiler inşaa eden KAFFED'e, Ünikaflara ve Derneklerimize başarılar diliyorum.nanYesengul Mehmet Taha Boyraz

KAFFED ve KAFİAD AK Parti ve CHP’li Milletvekilleri ile Yemekte Buluştu

  KAFİAD organizasyonu ile 30 Occak 2020 tarihinde gerçekleşen Ankara’daki buluşmada, KAFFED Genel Başkanı Yıldız Şekerci ve KAFİAD Başkanı Yusuf Taymaz, Kafkasya ile özellikle ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi konusunda destek istediler.   Buluşmada AK Parti Kayseri Milletvekili Hülya Nergis Atçı, Manisa Milletvekili Murat Baybatur, Çorum Milletvekili Ahmet Sami Ceylan, Tokat Milletvekili Mustafa Arslan ile CHP Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu ve Konya Milletvekili Abdüllatif Şener bulundu.   Milletvekilleri, Kafkasya ile ikili ilişkilerin geliştirilmesi için yapılacak ekonomik, kültürel ve sosyal tüm programlara destek vereceklerini dile getirdiler.     {gallery}/haber/federasyon/2020/200130_Kaffed_Kafiad_Milletvekili_Yemek{/gallery}nanKaffed

KAFFED ve KAFİAD Olarak Siyasetçilere Ziyaretlerimiz Sürüyor

KAFFED Genel Başkanı Yıldız Şekerci ve KAFİAD Başkanı Yusuf Taymaz, 29 Ocak 2020 Çarşamba günü CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç ile görüştü.   Görüşmede, Kafkasya ile ikili ilişkilerin geliştirilmesi, yapılacak faaliyetlere verilecek destek konuşuldu.   Engin Özkoç, yapılacak tüm etkinliklere destek olmak istediğini ifade etti.nanKaffed

KAFFED Gençlik Çalıştayı’nın İkincisi Ankara’da Yapıldı

  KAFFED Gençlik Çalıştayı Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden üye derneklerimizin gençlik komisyonlarının ve üniversitelerdeki öğrenci topluluklarımızın (UNİKAF) temsilcileri ile 1 Şubat 2020 tarihinde, Ankara'da yapıldı. Federasyon merkezinde yapılan toplantıya 85 genç katıldı.   Federasyonumuzun Nart Akademi Komisyonu’nun organizasyonuyla yapılan toplantıda açılış konuşmasını yapan Genel Başkanı Yıldız Şekerci, gençlerin özgür düşüncelerine önem verdiklerini, topluma ve kurumlarımıza katacaklarının farkında olduklarını, birlikte daha güzel çalışmalara imza atmak istediklerini söyledi.   Çalıştay’da “Kurumlarımız ve Toplumumuz Akademik Araştırma Yarışması”na katılan gruplar alfabetik sırayla sunumlarını yaptılar. Gruplar araştırma çalışmalarının bulgularını ve bu bulgular çerçevesinde geliştirdikleri önerileri katılımcılarla paylaşarak, gelen soruları yanıtladılar.   Toplantıda Nart Akademi Komisyonu adına Prof. Dr. Erol Taymaz, gençlerin derlediği bilgilerden elde edilen verilerin genel analizini aktardı. Gençlerimizin bu çalışmalarının verileri, KAFFED Stratejik Plan Çalışmasında kullanılacağını belirtti.   Çalıştay’ın öğleden sonraki bölümünde Nart Akademi planlama sunumunun ardından yapılan forum ile Akademinin konu başlıklarına ve yöntemine dair kararlar katılımcılarla birlikte alındı.    Çalıştay’ın ikinci kısmına katılan Kafkas Araştırma, Kültür ve Dayanışma Vakfı (KAFDAV) Başkanı ve KAFFED Kurucu Genel Başkanı Muhittin Ünal, KAFFED’in kuruluş süreci ve gençlerin kuruma katkıları hakkında bir konuşma yaptı.   Merkezi ilk örgütümüz olan Kafkas Derneği’nin (KAFDER) Kurucu Genel Başkanı Aslan Arı’nın hayatını konu olan biyografi kitabı “Zor Yıllar”ın yazarı Metin Bozkurt kitap hakkında bilgi vererek, katılımcılara KAFFED ve KAFDAV tarafından hediye edilen kitapları imzaladı.    Katılımcı gençlerimiz, memnuniyetlerini belirterek toplantıların sürdürülmesi konusunda taleplerini dile getirdiler.     {gallery}/haber/federasyon/2020/200201_Genclik_Calistayi_Foto{/gallery} nanKaffed

KAFFED Stratejik Planı Hazırlık Toplantıları Başladı

  Genel Kurul sonrası Başkanlar Kurulu ve Yönetim Kurulu tarafından alınan kararlar doğrultusunda hazırlanması kararlaştırılan KAFFED 2020-2021 Stratejik Planı için ilk bölge toplantıları bu hafta sonunda gerçekleştirildi.   Dünyadaki, yaşadığımız ülkedeki ve anavatanımızdaki eğilimlerin değerledirildiği; güçlü ve zayıf yanlarımız ile fırsat ve tehditlerin analizinin yapıldığı oturumların ardından mevcut durumdan hedeflere gidiş stratejilerine ve faaliyetlerine ilişkin öneriler ele alındı.   Toplantılara bölge derneklerimizin Başkan ve Yönetim Kurulu üyeleri, KAFFED delegeleri ve gençlik komisyonu üyeleri katılarak görüş ve önerilerini interaktif bir ortamda dile getirdiler.   İki ay sürecek bölge toplantılarının ilki için 25 Ocak Cumartesi günü İstanbul Derneklerimizin temsilcileri ile İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nde buluştuk. Genel Başkan Yardımcısı Ünal Uluçay’ın açılış konuşmasından sonra Prof. Dr. Erol Taymaz’ın sunuşu ile çalışma yapıldı.   26 Ocak Pazar günü ise Sakarya Kafkas Kültür Derneği’ndeydik. Genel Başkan Yıldız Şekerci’nin ve Sakarya Kafkas Kültür Derneği Başkanı Orhan Sarı’nın açılış konuşmalarının ardından Doğu Marmara derneklerimizden katılımcılarla Stratejik Plan üzerinde çalıştık.   Katılımcılar yerelde yaşanan sorunlar ve bunlara ilişkin çözüm önerilerinin yanı sıra; KAFFED Köprüleri, Diaspora Köprüleri, Anavatan Köprüleri ve Hak Savunuculuğu başlıklarında strateji ve faaliyet önerilerini kayda geçirdiler.   Stratejik Plan Çalışmalarına 8 Şubat 2020 Cumartesi günü Güney Marmara, 9 Şubat 2020 Pazar günü ise Ege Bölgelerimiz ile devam edilecek.   {gallery}/haber/federasyon/2020/200125_IKKD_Sakarya_Swot{/gallery}div>nanKaffed