Kaffed Bugün Kudüs TV’de

KAFFED bugün saat 11:00'da 21 Mayıs ile ilgili görüşlerini kamuoyu ile paylaşacaktır.nanKaffed

21 Mayıs ve Çerkesler

Stratejik konumu ve cennet doğasıyla Kafkasya, tarihte sürekli dış saldırılara maruz kalmış bir coğrafyadır. Bunların en sert ve uzun süreli olanı ise 18. ve 19. yüzyıllarda yoğunlaşan Çarlık Rusya'sının saldırılarıdır. Bu acımasız saldırılara direnmeye çalışan Çerkesler, 19. yüzyılın ilk yarısında, vatanlarını korumayı sürdürmeye çalışmışlarsa da, artık soykırıma dönüşen saldırılar karşısında çaresiz kaldılar.  Dönemin en büyük askeri güçlerinden olan Rus İmparatorluğu, Kafkasya'nın işgalinin tamamlandığını 21 Mayıs 1864 tarihinde yaptığı "Askeri Geçit Töreni" ile ilan etti. Ve 1763-1864 tarihleri arasında devam Çerkes Sürgünü bu tarihten sonra en yoğun düzeyine ulaştı. Bu nedenle, günümüzde 21 Mayıslar, Çerkeslerin yaşadığı her coğrafyada, insanlık tarihinin en büyük trajedilerden birinin anıldığı gündür. Büyük Çerkes Sürgünü, Dünya tarihinin en büyük ama maalesef, en az bilinen trajik olaylarından biridir. Son derece kötü koşullardaki Rus, Osmanlı ve İngiliz gemilerine adeta istif edilen Çerkesler, Karadeniz'deki Osmanlı limanlarına, liman olmayan boş alanlara, özellikle de Trabzon, Ordu, Samsun, Sinop, Kefken, Varna yöreleri ile İstanbul ve Ege adalarına döküldüler. Sürgüne uğrayıp vatanını terk eden nüfusun 1.500.000 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Bu nüfusun yaklaşık üçte biri açlık, hastalık ve deniz kazaları nedeni ile yollarda telef olmuştur. Halen Anadolu'nun değişik yörelerinde toplu Çerkes mezarlıklarına rastlamak mümkündür. Osmanlı İmparatorluğu'nun iskan politikaları doğrultusundaki dağınık yerleşim, tam bir parçalanmaya dönüşmüştür. Başlangıçta yalnızca coğrafi uzaklık anlamına gelen dağınıklık, bu kez ülkeler arası bir boyut kazandı. Sürgündeki Çerkes halkı Türkiye, Suriye, Ürdün, İsrail, Mısır, Irak, Lübnan, Libya, Yunanistan, Makedonya, Kosova'da ve buralardan göç etmiş olarak da Amerika ve Avrupa'da, daha doğrusu dünyanın kırktan fazla ülkesinde yaşamak zorunda bırakıldı. Bu parçalanmış yaşam biçimi Çerkes halkının özgün kültürünü, dilini hızla yok olma sınırına yaklaştırmıştır.  Bu kaygılar ile hareket eden Çerkesler var olan kültür derneklerimizin bir araya gelerek yaptıkları uzun süreli istişareleri sonrasında 2003 yılında Kafkas Dernekleri Federasyonu'nu (Kaffed) kurdular. Kaffed'in amaçları; *Kültürlerinin korunması, yaşatılması ve geliştirilmesine katkıda bulunmak, Çerkes kültürünün Türkiye ve tüm dünyada tanınmasına çalışmak, *Çerkes toplumu ile diğer toplumlar arasında dostluğu ve işbirliğini yaygınlaştırmak, sorunlarına barışçı çözüm önerileri üretmek, *Kafkasya ile diasporada yaşanan ülkeler arasındaki dostluk ve işbirliğinin geliştirilmesine çalışmak, *İnsan haklarının ulusal ve uluslararası düzeyde gelişmesine katkıda bulunmak, böylece üyelerine, topluma, yaşadıklara ülkeye ve insanlığa çok yönlü hizmetler sunmaktır. Kaffed'e göre 21 Mayıs; geçmişimizi unutmadan geleceğimizi düşünmek için anlama, anlatma ve halkımızın tarihsel-ulusal kimlik bilincinin artırılması sürecidir. Geçmişimiz, o günün koşullarında öğrenildikçe ve anlaşıldıkça, kurgulayacağımız gelecek yolunda bize rehber olacaktır. Geçmiş tarafların karşılıklı kavga edecekleri bir mücadele alanı değil, geleceği birlikte kurmak için çalışacakları uzun bir yoldur. Aynı zamanda 21 Mayıslar, Diaspora ile Anavatandaki kardeşlerin yüreklerinde eş zamanlı yanan bir kor ateştir. Bu ateşin yaktığı yürekler diasporada ve anavatandakileri birbirine yakınlaştırır, ortak bir gelecek kurmaya yönlendirir. Diasporadakilere dilini ve kimliğini yaşatmaya çalışırken, yüzünü anavatana dönme bilinci aşılar. Anavatandakilere yaşatabildikleri dil ve kültürü, diaspora ile paylaşma gereğini hatırlatır. 21 Mayıslar, birbirinden koparılmış kardeşlerin, farklı coğrafyalarda bile olsalar, birlikte yaşama irade ve arzusunu haykırdıkları günlerdir. Çerkeslerin yaşadıkları trajediyi tanımlamak için hangi sözcük kullanılırsa kullanılsın, Çerkeslerin oldukça kötü koşullarda anayurtlarından sürgün edilmiş olduğu ve Osmanlıya sağ salim ulaşabilenlerin ise geniş bir coğrafyaya dağıtılarak bir halkın yok oluşuna zemin hazırlandığı, herkes tarafından kabul edilen bir tarihsel gerçektir. Bu nedenle Çerkesler, yaşadıkları soykırım ve sürgünün,Rusya Federasyonu ve dünya kamuoyu nezdinde tanınmasını talep ediyorlar. Çerkesler bir daha benzer acıların yaşanmaması için, uğradıkları haksızlıkları telafi edecek adaleti istiyorlar. Çerkesler, bu büyük trajediyle ilgili imparatorlukların mirasçılarından, özellikle Rusya Federasyonu ve Türkiye'den; tarihsel haksızlığın giderilmesi için adım atmalarını, Çerkeslerin anayurtları ile bütünleşmesi için çifte vatandaşlık hakkının verilmesini ve anayurda dönüş haklarının tanınmasını talep ediyorlar. Çerkesler soykırım ve sürgünde yaşamını yitirdiklerine saygı gösterilmesini, kaybettiklerinin onurlu bir şekilde anılmasını istiyorlar. Çerkesler, geçmişi unutmadan tüm insanlık için, geleceği unutmadan onurlu bir gelecek istiyorlar. Kaffed, kaybettiklerimizi anmak, taleplerimizi muhataplarımıza ve kamuoyuna haykırmak, soykırım ve sürgüne uğratılmış bir halkın varlığının, sorunlarının ve 150 yıldır devam mücadelesinin, basında ve kamuoyunda görünür olmasını sağlamak amacıyla, mümkün olan en geniş katılımla;  24 Mayıs 2014 günü saat 19:00 da, İstanbul- Kartal Sürgün Anıtı önünde Basın Açıklaması yapacaktır. p> [Kaynak: Radikal Blog, 14 Mayıs 2014]p>nanZeki Kartal]

Sürüldük Ey Tarih, Unutma Bizi…

Bizim trajik hikayemiz (ya da kaderimiz) imparatorluklar çağının sonlarına doğru yazıldı. Her şey, Rusya İmparatorluğu’nun Karadeniz’den Kafkas Dağları’nın doruklarına, oradan da Hazar Denizi’nin kıyılarına uzanan coğrafyamıza göz koyuşuyla başladı. Buralar epey zamandır Osmanlı İmparatorluğu’nun nüfuz alanıydı, elde tutulmalıydı. Buralar epey zamandır İngiltere İmparatorluğu’nun stratejik değer atfettiği coğrafyaydı, Rusya’ya kaptırılmamalıydı. Tek isteği kendi yurdunda özgür ve barış içinde yaşamak olan bizlerse, bu üç büyük gücün, bu üç büyük hesabın arasına sıkışıp kalmıştık. Biz, bu coğrafyanın sahibi olan halklar. Ortak adlarımız da olmuştur (Çerkesler, Dağlılar, Kafkasyalılar) özgün adlarımız da (Adigeler, Abhazlar/Abazalar, Ubıhlar, Osetler, Çeçenler, İnguşlar, Avarlar, Laklar, Lezgiler, Karaçaylar, Balkarlar, Nogaylar, Kumuklar ve daha pek çok halk). Kafkas doruklarından Karadeniz’e ve Hazar’a inen akarsular kadar birbiriyle aynı ve birbirinden farklı halklar. İngiliz diplomatlarının, askeri danışmanlarının, jeopolitik gözlemcilerinin geliş-gidişleri, Rusya’nın askeri gücünün bölgemize yerleşmeye başlamasıyla hızlanmıştı. Bazen Osmanlı’dan da gelenler oluyordu, genellikle Sultan’ın ordusunda kariyer yapmış bizden insanlar. Birşeyler oluyordu, birşeyler dönüyordu. Hazırlıklar yapıldı el altından, ulaklar at sürdü gece-gündüz. Olan oldu, dönen döndü ve sonunda koca Rusya’ya meydan okuma kahramanlığı bize kaldı. Nasıl bir ateşe düştüğümüzü bilemeden, nasıl bir belaya bulaştığımızı hesaplayamadan… Kafkasya’nın dört bir yanında savaştık, onlarca yıl. Methiyeler düzüldü kahramanlıklarımıza; İngiliz gazeteleri bizi yazdı, politikacıları bizi konuştu, diplomatları bizi anlattı. Karl Marks bile “Avrupa halkları, bağımsızlık ve özgürlük için nasıl savaşılacağını kahraman dağlılardan (Kafkasyalılardan) öğrenin” diyerek bizi onurlandırdı. Evet, biz bağımsızlık ve özgürlük için savaşıyorduk. Biz öyle biliyor ve inanıyorduk, İngilizler öyle diyordu, Avrupalılar öyle diyordu, Osmanlılar öyle diyordu. Ama Ruslar bunu anlamıyorlardı, İngiliz ve Osmanlı çıkarları için savaştırıldığımızı söyleyip duruyorlardı. Sayımız azdı, silahımız kıt. Rus askerleri dalga dalga geliyordu kuzeyden. Sayıları çoktu, silahları çok. İnsaftan gayrı herşeyleri çoktu. Savaştık onyıllarca ve kahramanca. Önce dağın öte tarafındakilerimiz pes etti, direnişin en önde gelenlerinden Şeyh Şamil 1859’de Ruslara teslim oldu. Ama dağın beri tarafında olanlarımız, Şamil’in neden “yeter” dediğini anlayamadan devam etti savaşa. İngiltere ve Osmanlı başkentlerine heyetler gönderdik, destek versinler diye. Gururumuzu okşadılar güzel sözlerle, elimiz boş geri gönderdiler. Ama biz yılmadık. Bir yıl daha, üç yıl daha, beş yıl daha. Taa ki, Adigeler, Abhazlar/Abazalar ve Ubıhlar’dan oluşan ortak direniş gücümüz, 21 Mayıs 1864’de, bugünkü Soçi’nin yamacında kırılana dek. Rusya zaferini törenle ilan etti. Eh artık yenilmiştik, durmalıydık. Ama yapamadık, kan tutmuştu sanki, isyanımız Abhazya sınırlarında devam etti; 1866’da yeniden silaha sarıldık, yetmedi, 1877’de bir daha… Daha önce de savaşlar görmüştük, kıtlıklar, salgınlar, afetler… Tüm toplumlar gibi, düşe kalka yol almıştık tarihin aynasında. Kendi küçük coğrafyamızdaki iktidar çatışmaları bir yana, tarih boyunca büyük istilacılara (Roma, Bizans, Pers, Moğol, Arap, Osmanlı…) karşı direnmiştik. Savaşmıştık hep. Savaştı bu, geçerdi. Ana(vatanı)mızın koynuna sığınır, yaralarımızı sarardık. Acılar küllenir, kayıplar filizlenirdi. Hep böyle olmuştu. Hep böyle olacak sandık. Ama bu kez başkaydı. Bu kez yenilginin bedeli kaldıramayacağımız kadar ağırdı; anavatının şefkatinden mahrum edilmekti, sürgündü. Kafkasya’daki yurtlarımızdan sökülüp Osmanlı’nın küçülmeye yüz tutmuş büyük coğrafyasına (Balkanlar’dan Anadolu’ya, Ortadoğu’dan Kuzey Afrika’ya kadar) savrulduk. Hiç bu kadar yenilmemiştik. Hiç bu kadar çaresiz kalmamıştık… Rusya kazanmış, biz kaybetmiştik. Ferman yazılmıştı: Sürgün. Rusya Kafkasya’yı bizsiz istiyordu, Osmanlı’nın ise nüfusumuza ihtiyacı vardı. Her iki taraf da muradına erdi. Onbinlercemizi, yüzbinlercemizi Tuapse, Soçi, Sohum limanlarına toplayıp Osmanlı’nın köhne gemilerine yüklediler. Çarın gazabından Sultanın insafına doğru yol aldık. Balkan kıyılarına, Anadolu kıyılarına, Ege ve Akdeniz havzalarına taşındık. Adige ve Abhaz/Abaza nüfusumuzun yüzde 70’i, Ubıh nüfusumuzun ise tamamı sürgün edildi. Osetler, Çeçenler, Balkarlar, Karaçaylar, Avarlar ve diğer halklardan da onbinlerce sürgün verdik. Sürülenlerimizin sayısı 1,5 milyondan fazlaydı. Dalga dalga sürüldük. Öncesi de vardı elbet (1810, 1821, 1824, 1830,1837, 1841, 1855 ayaklanmaları ve sürgünler), ancak en büyük toplu sürgünler, son ortak direnişimizin kırıldığı 21 Mayıs 1864’den ve Abhazya’da 1866-67 ve 1877-78 başkaldırılarımızın bastırılmasından sonra oldu. Sohum’dan Tuapse’ye kadarki koca bölge neredeyse insansız bırakıldı. Yenilgimizin ve sürgünümüzün simgesi olarak, ortak direnişimizin kırıldığı ve Rusya’nın zafer töreni yaptığı 21 Mayıs 1864 tarihini bilincimize kazıdık. 21 Mayıs bizim için yastır, öfkedir, hatırlamaktır ve derstir. Geçmişi unutmadan, gelecek için mücadele etmektir. 150 yıl geçti. Çarlık Rusyası’nın insafsız iştahına neden ve nasıl yem olduğumuzu, bu yakıcı ateşe nasıl düştüğümüzü hala tam olarak bilemeyiz. İngilizler ve Osmanlılar mı itmişti bizi, yoksa kendi irademizle mi atlamıştık? İngilizlerin jeostratejik planlarına mı, Osmanlıların nüfuz oyunlarına mı, feodal beylerimizin ve dini liderlerimizin hırslarına mı, yoksa özgürlük-bağımsızlık tutkumuzun pohpohladığı hesapsız özgüvenimize mi kurban olmuştuk? Hala bunu öğrenmenin ve anlamanın peşindeyiz… 150 yıl geçti. Kabaca, beş-altı kuşak. İlk kuşağımız anayurda geri dönme umudu ile yeni yurda tutunma arafında bocaladı, pekçoğumuz getirebildiğimiz az miktardaki özel eşya denklerini “geri döneceğiz nasılsa” beklentisiyle yıllarca açmadı. Tarihe seslendik: Bizi buralarda unutma! Oysa tarih bizi buralarda unutmuştu. İkinci kuşağımız Osmanlı’nın yıkılma ateşinde kavruldu; Doğu Cephesi, Batı Cephesi, Güney Cephesi, Çanakkale… Yeni yurtta çok canlar verdik, can verdikçe buralı olduk. Üçüncü kuşağımız, Kurtuluş Savaşı’na ve cumhuriyetin kuruluşuna “bir yurt kaybedenin yeni bir yurt kazanması” heyecanıyla katıldı, biraz daha buralı olduk. Dördüncü-beşinci kuşağımızın üzerinden Türkleştirme politikaları geçti, iyice buralı olduk. Şimdi, yeniden kendini arayan bir kuşağımız var. Umudumuz var. Her ne kadar Türkiye’nin siyasi ve dini ideolojilerinin gölgesinde ruhumuz biraz solmuş ve bilincimiz biraz örselenmişse de, her ne kadar hala coğrafyamıza hükmeden Rusya’ya öfkemiz ve güvensizliğimiz devam etse de ve her ne kadar bugünkü Rusya yönetiminin otoriterliği caydırıcı olsa da, umudumuz var. 150 yıl sonra, yavaş yavaş yüzümüzü Kafkasya’ya dönmeye başladık. Biz buralara sürülürken her ne pahasına anavatanda kalmış, direnmiş, tutunmuş ve olağanüstü mücadeleler vererek yurtlarımızı sahiplenmiş, orada hayatı yeniden kurmuş, ihya etmiş ve bayraklarımızı dalgalandırmış kardeşlerimizle kucaklaşmaya başladık. Umudumuz var. Yavaş yavaş anavatana dönüp yeni hayatlar kurmaya başladık. 150 yıldır bizi yok sayan tarih, şimdi göz kırpıyor. Tarih bizi hatırladıkça, biz tarihimizi hatırladıkça, umudumuz var... [Kaynak: Bianet, 20 Mayıs 2014]p>nanSezai Babakuş]

Karşı Kıyı: Abhazya ve Büyük Çerkes Sürgünü Fotoğraf Sergisi

“ Karşı Kıyı: Abhazya ve Büyük Çerkes Sürgünü FOTOĞRAF SERGİSİ “. İSTANBUL - Çerkes Sürgünün 150. Yılı anma etkinlikleri  kapsamında Kartal Sahil Yolu’ndaki Kafkas Sürgün Anıtı önündeki iskelede  fotoğraf  Sanatçısı Seçkin Yılmaz, tarafından “Karşı Kıyı : Abhazya” ve “Büyük Çerkes Sürgünü” fotoğraf sergisi açılacak. ‘’Yaşadıklarımızı unutmadık,  unutmayacağız’’ diyen Çerkesler, Çerkes Soykırımı ve Sürgünü'nün tanınması, Çerkeslerin uğradığı tarihsel haksızlıkların giderilmesi taleplerini duyurabilmek için özellikle Mayıs ayında etkinlikler düzenlemekte ve kitlesel eylemler yapmakta. Bu yıl Büyük Çerkes Sürgünün  150. Yıldönümü nedeniyle 24 Mayıs Cumartesi günü İstanbul Kartal sahil yolu üzerinde bulunan Kafkas Sürgün Anıtı önünde yapılacak törenler saat 19:00 da başlayacak. Sergide, Yılmaz’ın, geçmiş yıllarda yapılan sürgün anma etkinliklerinde ve 2009 yılında Abhazya’da çektiği 40 eseri yer alacak. Serginin açılışı saat 17.00’de yapılacak. KAFKAS SÜRGÜNÜ 21 Mayıs 1864; yaklaşık 300 yıl süren Kafkas-Rus savaşlarının sona ermesi ve Kuzey Kafkas halklarının sürgüne zorlanmasının başlangıç tarihidir. Bu tarihten sonra Çerkes halkları dünyanın çeşitli ülkelerine dağılmışlardır. Sürgün süreci içerisinde birçok insan hayatını kaybetmiş, sürüldükleri topraklarda ise hastalık açlık ve yoksulluk gibi problemlerle karşı karşıya kalmışlardır. Büyük Kafkas Sürgünü her yıl  Mayıs ayında törenlerle anılmakta. nanKaffed

Reyhanlı Çerkes Derneği 150.Yıl Basın Açıklaması

Reyhanlı Çerkes derneği 21 Mayıs Çerkes soykırımı anma haftası etkinlikleri çerçevesinde basın açıklaması ile etkinlik düzenledi. Dernek başkanı Uğur Pihava'nın Rus Çarlığının emperyalist emellerle köleleştirmek isteyip soykırım uygulayarak sürgüne gönderdiği ve çerkes halkının kaybettiği ataları, Kapitalizmin hırsı sonucu Soma'da yaşanan kayıplar, Suriye savaş kıskacında Reyhanlıda katledilen 53 kişi adına bir dakikalık saygı duruşuna davetiyle başlandı. DÜNYA KAMUOYUNA; İnsanlık tarihinin en eski, en köklü, en bilinen coğrafyası, hemen tüm dünya dillerinde, tüm dünya masallarında, mitolojilerinde yer alan, ölümsüzlüğün çaresinin bulunduğu yer; ulaşılmaz, efsunlu, gizemli, renkli düşler ülkesi, Çerkes halkının kutsal anayurdu, onurlu insanları: Bugün bize, aramıza katılarak onurlandıran ve cesaretlendiren değerleri Çerkes dostları sizleri aramızda görmekten mutluyuz, onurluyuz, gururluyuz. Aramıza hoşgeldiniz. Sizleri selamlıyoruz. Çerkesler 150 yıl önce imparatorlukar çağının güç ve paylaşım savaşlarına kurban edilen bir halktır. 1552 ‘den 1864 yılı 21 Mayısına kadar, Çerkesler için bir ulusal varoluş mücadelesi, Rus çarlığı için sıcak denizlere hakim olma, o dönemin ticaret yollarını ele geçirme, Osmanlı, İngiltere, Fransa ve İran içinse bu pastayı görünürde Rusya ya, fakat gerçekte diğer rakiplere kaptırmama mücadelesi olan ve bu mücadelelerin tam ortasındaki Çerkesya coğrafyası ve Çerkesyanın otokton ( yerli ) halkı Çerkesler; 1552 yılında Kırım-Tatar Hanlığının saldırılarına karşı Rus Çarı korkunç İvan’ la bir anlaşma yapan Çerkesler kuzeyden güneye doğru inmeye çalışan Rusların ilgi ve iştahını kabartmış o tarihten sonra Rus çarlığı Çerkesya’yı rahatsız etmeye başlamıştır. Bu savaşların en şiddetlileri ise 1763 – 1864 yılları arasında yaşanmış olup, Çerkesler için bir ölüm-kalım, Rus çarlığı için bir imha savaşına dönüşmüştür. Çağının en gelişmiş teknoloji ve donanımına sahip muazzam bir güce ve sayıya sahip Çarlık ordusu ve bunun karşısında sayıca teknolojik donanım ve silah gücü olarak mukayese götürmez bir eşitsizlikte olan, fakat kendilerini Çerkeslerin dostları olarak lanse eden, desteklerini sunacaklarını söyleyerek Çerkesleri sürekli kendi çıkarları için savaştıran, fakat hiçbir zaman beklenen desteği vermeyen Osmanlı, İngiltere, Fransa gibi dünyanın diğer emperyalist güçleri. Bu sürekli beslenen ve pompalanan umutlarla Çerkesler 21 Mayıs 1864 gününe kadar aslında bir intihar mücadelesinden başka bir şey olmayan ulusal kurtuluş mücadelelerini sürdürdüler. Eşit olmayan güçlerin yaptığı bu savaş Çerkesler için bir soykırımdı. Bu uzun süren savaşta milyonlarca insan öldü. Savaşın bittiği gün olan 21 Mayıs 1864 günü Çerkesya’nın tarihi başkenti Soçi’de, Rus çarlığı büyük bir zafer kutlaması yaparken Çerkes halkı, yenilmiş, yıkılmış, umutlarını tüketmiş, bunun yanında binlerce yıldır yaşadığı vatan topraklarından, hiç tanımadıkları coğrafyalara darmadağın, perişan ve bir daha geri dönmemek, yok olmak üzere bir bilinmezliğe, ölüme gönderiliyordu.  Çerkesler 150 yıl önce sürgün bir halk oldular, balkanlarda, anadoluda, suriyede, ürdünde, israilde ve bugün dünyanın 50 ülkesinde yaşamaya mahkum edildiler.  1864 yılının 21 Mayıs’ında vatanlarından zorla sürgüne gönderilen Çerkesler, sürgün yollarında nüfuslarının yarıya yakınını kaybettiler. Bugün dünyada yaşayan Çerkesler karadenizden balığı (Atalarımızın eti ve kanıyla beslenmişler) diyerek yemezler. Çünkü, yapılan araştırmalara göre 500.000 soydaşımız hastalık ve ölüm gerekçesiyle gemi kaptanları tarafından karadenizin sularına bırakılmıştır.  Ölümler burada da bitmemiş, Osmanlı devleti sürgünleri kabul edeceğini söylemişse de ekonomisi ve örgütlenmesi buna uygun ve yeterli olmadığından Çerkes mülteci merkezlerinde çıkan salgın hastalıklar binlerce kişiyi yok etmiştir. Yukarıda bahsettiğimiz Rusya karşıtı Çerkes dostu ülkeler bu zavallı halk için hiçbirşey yapmamıştır. Osmanlı devleti, Çerkesleri 20 yıl askere almayacağını vadetmiş olmasına rağmen sözünü tutmamış, bu çaresiz insanları hemen askere almış, çeşitli bölgelerde savaştırmıştır. Delikanlılar ve genç kızlar köle pazalarında satılmış, saraya peşkeş çekilmiştir. Arşivlerden edindiğimiz bilgilere göre Osmanlı ve Rus çarlığı tarafından yapılan anlaşmaya göre sürgüne gönderilen Çerkesler Rus sınırına yakın hiçbir yere iskan edilmemiş;  Marmara bölgesi ve İstanbul çevresine yerleştirilenler padişahın tahtı için güvence kabul edilmiş, Samsun-Amasya-Tokat-Kayseri-KahramanMaraş hattına yerleştirilenler Kürtler ve Ermenilere karşı kullanılmıiş, Gaziantep-Reyhanlı-Halep-Şam-Ürdün-İsrail(Filistin) hattına yerleştirilenler, Osmanlı-Hicaz demiryolunun Arap soygunculara ve saldırganlara ve batılı emperyalist güçlere karşı kullanılmış, Balkanlara yerleştirilen kısım ise ozamanlar Rus çarlığının ve avrupanın desteklediği Bulgar ve diğer Slav milliyetçiliğini bastırmak üzere kullanılmıştır. S Nitekim Osmanlıllarla Rus Çarlığı arasında süren savaşı ( 93 Harbi ) Rusyanın kazanması üzerine Avrupa ülkeleri ( İngiltere-Fransa ) araya girmesiyle imzalanan Edirne, ardından AyaStefanos Barış Antlaşmasıyla Balkanlardaki Çerkes nüfus bir daha sürülerek Ortadoğu topraklarına yerleştirilmiştir.  Biz, 150 yıl önce imparatorluklar çağının güç savaşlarına kurban edilen bir halkız. Biz, imparatorluğun genişleme iştahına, bir diğerlerinin nüfuz hevesine yenik düştük. Kimi zaman cesaretin ateşinde yandık, kimileyin korkunun gölgesine sığındık. Gafletide gördük, ihanetide. Yenildik, kırıldık, bölündük. Daha dün gibi hatırladığımız, ağıtlar yakıp öyküler anlattığımız bir sürgünün, bir soykırımın çocuklarıyız. Biz halkız. Biz sürgünde bir halkız.  Biz halkız savaş ta bizim için sürgün de . Kiminin toprağımızda gözü vardı. Çar hükmetti: Gidin! Kiminin insanımızda sözü vardı.Sultan Lütfetti: Gelin! Kiminin stratejik hesabı vardı: Kraliçe vazgeçti : Çekilin! Kaybeden Biz olduk. Çok azımız vatanında kalabildi. %90 çoğunluk sürgün yollarına düştü. Darmadağın edildi. Anavatanımız Çerkesya bugünde uluslararası güç odaklarının merkezi halinde. Diasporada asimilasyona karşı kimliğimizi korumakta zorluk çekiyoruz. Dilimizi, kimliğimizi, kültürümüzü hergeçen gün biraz daha yitiriyoruz. Dünyadaki Çerkesler olarak; insan hakları ve adaletten yana olan dünyadaki tüm halklara, ülkelere ve uluslarası örgütlere sesleniyoruz; Varlığımızı korumamız için bize destek olun. Wubıhça gibi Çerkes dilinin de yok olmasına izin vermeyin. Sürgünde rol oynayan imparatorlukların bugünki mirasçıları Türkiye Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu'na sesleniyoruz; Uğradığımız bu tarihi haksızlığı sona erdirin! Anavatanımızla yeniden kucaklaşmamız için önümüzü açın. Anavatan dönüşümüzü kolaylaştırın. Bize çifte vatandaşlık verin. Anavatanımız da barış ve istikrar içinde yaşamamıza fırsat tanıyın. Güzel yurtlarımız vardı…… Ve rüzgar kanatlı atlarımız…. Güzel şarkılarımız vardı ve sonsuz düşlerimiz…. Rusya Federasyonuna sesleniyoruz. Çerkesler intikam peşinde değil adalet istiyor, savaş istemiyor. Sizden, tarihle barışarak Çerkes halkının, yarım kalan düşlerini yeniden görmelerini sağlamanızı istiyoruz.  Amerika Apaçilerden,  Almanya Yahudilerden, Avustralya Aborjinlerden özür diledi. Sizin için bu kadar zormuydu ki bunu Soçi olimpiyatlarında yapma fırsatı yakalamışken, hatta bunu yapacağınızı vadetmişken, bütün Çerkesler bunu bekliyorken, bizleri hayal kırıklığına uğrattınız. Emin olun büyük devlet olmanın en büyük erdemiyle onurlanacaktınız. Fakat olimpiyatlardaki tavrınızla bütün beklentileri boşa çıkardınız. Fakat bizler, gelecekten yine de umudu kesmek istemiyoruz. Bugün dünyanın her tarafında meydanları dolduran Çerkes halkı ve dostları olarak; Halkımzın yaşamış olduğu soykırım ve sürgünü unutmayacağız ve unutturmayacağız. İntikam değil Adalet istediğimizi Soykırımın ve sürgünün dün olduğu gibi bir insanlık suçu olduğunu,  Umudumuzu hiç kaybetmeden Çerkes halkının ulusal, demokratik mücadelesini sürdüreceğimizi Dünyadaki demokrasi ve özgürlük mücadelesi veren, ezilen halkların yanında olacağımızı buradan tüm dünya kamuoyuna duyuruyoruz. Yaşasın Çerkes halkının onurlu mücadelesi! Yaşasın Halkların Kardeşliği! Yaşasın Özgürlük! Tanrı, Tüm ulusları özgür ve mutlu kılsın fakat Çerkesleri de unutmasın. 18 Mayıs 2014 REYHANLI ÇERKES DERNEĞİ ADIĞE KHASEp> nanKaffed

Kaffed 21 Mayısta Cem TV ve Karadeniz TV’de

Kaffed saat 14:15 - 15:30 saatleri arasında Cem TV ve 17:00 - 18:00 saatleri arasındaki Karadeniz TV de canlı yayında 21 Mayıs ile ilgili görüşlerini kamuoyu ile paylaşacaktır. Cem TV'deki programın tekrarı 22.05.2014 Saat 00:30'da yayınlanacaktır. Karadeniz TV'deki programın tekrarı 22.05.2014 Saat 00:40'da yayınlanacaktır.   CEM TV: p> Turksat 3-A 12729MHz 30000(Horizontal), D-SMART 242 ETUS IP TV   Karadeniz TV:p> D-Smart 151. Kanal Ve Türksat 3A 11096 Vertical 30000nanKaffed

Çerkeslerin Sürgünü: Dün, Bugün, Yarın Konferansı Yapıldı

17 Mayıs tarihinde Ankara TOBB Ünv. TEPAV Konferans salonunda "Çerkeslerin Sürgünü: Dün, Bugün, Yarın" adlı bir konferans, YK üyemiz Melike Atlay’ın moderatörlüğünde gerçekleştirildi.p> Konferans Prof. Dr. Wulf Köpke’nin konuşması ile başladı. Köpke, Almanya, Hamburg Etnoloji Müzesi'nde açılan ve 25 Mayıs tarihine kadar ziyaret edilebilecek olan Çerkes Müzesi hakkında bilgi verdi. Müzede sergilenen materyallerin bir araya getirilmesinin kolay olmadığını belirten Köpke, sergideki orijinal savaşçı kıyafetinin herkesi çok etkilediğini söyledi. Günümüzde Çerkes sürgün ve soykırım tanınma sürecinin zorlu bir dönem olacağını belirtti. Doç. Dr. Cahit Aslan, Soykırımın bir ulusun kendini yeniden yaratma gücünü kırdığını, Rus- Kafkas savaşının çeşitli dönemlerde hem göçün yaşandığını hem de soykırımın ve sürgün yaşandığını söyledi. Osmanlı-Rus Çarlığı arasında 1829 yılında imzalanan, Edirne Anlaşması ile Rus Çarlığı tarafından 1857 yılında hazırlanan planın dönüm noktaları olduğunu belirtti. Aslan, ayrıca Çarlık rejimi savaşmak ile birlikte Çerkesleri “Dağlı, vahşi savaşçılar” gibi tanımlayarak, bölge devletlerinde bir algı yönetimi oluşturduğunu vurguladı. Radikal Gazetesi Dış Haberler Müdürü, Gazeteci Fehim Taştekin ise Kafkasya’da 90’lı yıllardan başlayan Çerkes örgütlerin talepleri ve nitelikleri Rusya Federasyonu davranışları konusundaki görüşlerini paylaştı. Bir dönem milliyetçi Çerkes hareketlerinin öne çıktığı Kafkasya coğrafyasında, günümüzde artık Kremlin tarafından belirlenen politikalar uygulandığını belirten Taştekin,  Çerkes örgütlerinin taleplerini dile getirirken daha dikkatli ve seçici olması gerektiğini vurguladı. Kaffed adına toplantıya katılan Gen. Sekreter Zeki Kartal, 90’lı yıllardan günümüze kadar Çerkes örgütlenmelerinin hak talep etme sürecindeki değişimleri özetledi. Rusya Federasyonu ve Türkiye Cumhuriyeti politikalarındaki her değişikliğin Çerkes örgütlerinin davranışını etkilediğini vurguladı. Konuşmalar sonrasında soru cevap bölümüne geçildi. Katılımcılar, konuşmacıların tarihsel ve güncel içerikli sorularına cevap verdi. Daha sonra kürsüye gelen Kaffed Genel Başkanı Yaşar Aslankaya, yaptığı kısa konuşma sonrasında konferansa katılan Sayın Köpke, Aslan ve Taştakenin’e Çerkeslerin sorunları konusunda yaptıkları çalışmalardan dolayı teşekkür plaketi verdi. nanKaffed

Kaffed Gençliği Nalçik’te Panele katıldı

Kaffed Gençliği Nalçik'te Panele katıldı. 2014 Mayıs 13-16 tarihleri arasında Nalçik’ de DÇB ile Gorçakov Vakfı’nın birlikte düzenlemiş olduğu “2014-Oşhamaxue’nın Zirvesinde  Bilgi Alışverişi” isimli dünya halkları kültür paneli düzenlendi. Toplantıya Türkiye'den Mehmet Tav ve Onur Eyerci katıldı. Dünyada işbirliği, halklar arası anlaşma ve kültürel ilişkiler, toplum siyaseti gibi konularda bilgilendirme yapılan toplantıda ele alınan konular:p> * Kuzey Kafkasya ve Rusya; Tarihi, bugünü. * Bugünkü yaşamımızda toplum siyaseti. * Ülkenin ve milletin kalkınması konularında çözüm önerileri. * Toplum ve Dünya siyaseti ilişkilerinin geliştirilmesi konusunda proje çalışmaları. * Halkların ilişkilerinin geliştirilmesi konusunda siyaset geliştirilmesi. Katılımcılar için Nalçik şehrinin müze ve turistik yerlerine kültür gezisi düzenlendi. p> nanKaffed

Ankara Çerkes Derneği El Sanatları ve Resim Sergisi Açılışı Yapıldı

Ankara Çerkes Derneği Kadınlar Komisyonu tarafından Çerkes Sürgününün 150. yılı anısına organize edilen El Sanatları ve Resim Sergisinin açılışı yapıldı. Yoğun bir ilginin olduğu serginin açılışında Kadınlar Komisyonu Başkanı Sayın Ayşe Özbay'ın konuşmasının ardından Ankara Çerkes Derneği Başkanı Sayın Yinal Kozok ve KAFFED Başkanı Sayın Yaşar Aslankaya misafirlere hitaben kısa birer konuşma yaptılar. Ahşap işçiliği, el işlemeleri, kamçılar, çeşitli süs ve giyim eşyaları gibi eserlerden oluşan koleksiyon ziyaretçiler tarafından büyük beğeniyle izlendi. Uzun bir süre boyunca sarf edilen yoğun emekler sonucunda ortaya çıkan ve her biri birer sanat eseri olan ürünlerin görülebileceği sergi 17-20 Mayıs tarihleri arasında ziyarete açık olacak. Emekleriyle yarınlarımızı işleyen kadınlarımıza sonsuz saygılarımızı sunuyoruz.    nanKaffed

‘Kafkasya’ Konseptli Karma Resim Sergisi

  ‘KAFKASYA’p>   Sürgünün 150 yıl anısına düzenlenen  Anavatan Kafkasyadan ve Türkiyeden Çerkes Ressamların katıldığı  ‘Kafkasya’ konseptli karma resim sergisinin açılış kokteylini onurlandırmanızı dileriz. Katılan Sanatçılar:p> Abdullah Bersirov,  Ahmet Özel , Belgin Aka Özbağ,  Erol Yıldır, Feliks Petuvaş,  Faruk Kutlu,  Kat Teuçej,  Kenan Özgür,  Keramettin Dönmez,  Mine Bağ,  Nurbiy Lovpaçe,  Ramazan Huajev, Sultan Umarov,Tevçej Kat, Tanju Yağanp> 20-31 Mayıs 2014p> Kokteyl: 20 Mayıs Salı 18:00p>     İSO Sanat Galerisip> İstiklal Cad. No:142/1 Odakule İş Merkezi , Beyoğlu /İSTANBULp> (0212) 2514631 p>nanKaffed