Bir Halk, Farklı İki Dünya

Büyük Sürgün sonrasında apayrı iki dünyada yaşamak zorunda kalan Adığeler gerek dünyaya bakışları, gerekse yüzyıllardan buyana ürettikleri değer yargılarını koruma ve geliştirmedeki çabaları bakımından farklı hale geldi. Büyük Sürgün'ün ilk yıllarında vatana duyulan özlem, kültürel yaşamın canlı olması nedeniyle Anavatan ve Sürgün dünyasında farklı bakış açıları yoktu. Yeni nesillere dil ve kültür öğretiliyor, değer yargılarının korunması için çaba gösteriliyordu. Geri dönüş kaçınılmazdı. Belirli bir süre barınmak için yapılan yerleşim yerleri eğreti idi. Saraya yakın olanlardan tutun da kırsal alanlarda yaşayanlara dek tüm halk, bir gün geri dönmenin hesabını yapıyor; kimi at besliyor, kimi dönüş için gerekli olan alt yapıyı hazırlıyordu. +''+ Adacıklar halinde yaşadıkları topraklar üzerinde sürgün Adığe dünyasını kurmuşlardı. Umut, vatana dönme umudu canlılığını koruyordu. Yaşamın her alanında geleneksel Adığe yaşamı egemendi. Hukuksal sorunlar kendi içlerinde çözümleniyor, hatta karşılaşılan yeni sorunlara birlikte çare aranıyordu. Adığelerin iletişim, bilgilenme ve bilgilendirme konularında önemli işlev üstlenmiş olan "haç'eşler" fonksiyonlarını sürdürüyor, boş kalmıyordu. Camilerde egemen dil Adığeceydi, cuma hutbelerini kendi dilleriyle okuyorlardı. Tek parti dönemindeki baskıcı tutum bile dilin ve kültürün unutulmasında etkili olamamıştı. İkinci Paylaşım savaşından sonra gelişen olaylar Sürgün Adığelerinin üzerinde onulmaz yaralar açtı. Nazi Almanya'sı ile birlikte hareket edenlerin olumsuz propagandaları, dünyanın iki büyük kampa bölünmüş olması nedeniyle soğuk savaşın başlaması Sürgün Adığelerinin o zamana kadar korudukları "Anavatan" ve "Adığe" duygularını zayıflattı. "Sürgün Adığelerinin Rönesansı" diyebileceğimiz 60'lı yıllardan sonra oluşan ve Adığe dünyasına tamamen yabancı olan farklı kamplarda gençliğin yer alması, baş döndürücü bir hızla kırsal kesimlerden kentlere akının başlaması, gerek devletin, gerekse sosyal olayların getirmiş olduğu baskılar, Adığelerin bu güne dek üzerine ayak ucuyla basmakta oldukları yumuşak zemini kaydırdı. Bugün, kendilerini aydın, toplumun sözcüsü olarak gören pek çok kişi ulusal varlığından habersiz; kimi egosunu tatmin etmek amacıyla çocuklarına Adığece isim vererek, kimi derneklere iki kuruş bağışta bulunduğunda görevini yerine getirmiş olmanın hazzıyla kendini en iyi "Adığe" sanarak, kimi de oturduğu yerden Kafkasya'ya "nizamat" vererek "sorumluluk!" üstleniyorlar. Oysa şu son zamanlarda, özellikle de prostereykadan sonra "Adığenin Gerçek Dünyası" diyebileceğimiz Kafkasya'da değişen ve gelişen pek çok olay var. Hiç kuşkusuz bunların en önemlisi, her türlü kurum ve kuruluşuyla Adığey ve Khabardey Balkar Cumhuriyeti'nin kurulmuş olması. Bu iki devlet, bugüne dek Adığelerin tanık olmadığı baş döndürücü bir hızla ve kararlılıkla yılların tahribatına uğramış olan tarihi, sosyolojik, etnografik, kültürel ve sanatsal değerlerini topluyor, yorumluyor, ekonomik alanda düzenlemeler yapıyor; yeniden Adığe dünyasını kurmaya çalışıyor. Sanatçılarını özendirmek amacıyla yarışmalar düzenliyor, ödüller veriyor; üniversiteler açıyor, en değerli ve saygın profesörlerin bu üniversitede çalışması için teşvik ediyor; haksız olarak yıllarca Adığe toplumunun sürgün yaşamasına neden olan Kafkas-Rus savaşlarını yeniden masaya yatırıyor, Rusya Federasyonu Parlamentosu'nun gündemine almasını sağlıyor; ticaret alanında düzenlemeler yapıyor; dönüşü kolaylaştırmak, cazip hale getirmek için parlamentolardan yasalar çıkarıyor; Balkanlar'da yaşamak zorunda bırakılan yurttaşlara, konunun ivedi olması, savaşın ortasında kalmaları nedeniyle el uzatıyor, yılların hasretini sona erdiriyor. Kısıtlı olanaklara karşın her iki devlet de kültürel ve bilimsel yaşamı canlı tutmak için kitaplar basıyor, radyo ve televizyonlarına program için imkanlar veriyor, günlük gazeteler çıkarıyor. Sürgün Adığesi'nin yapması, hatta yapmak zorunda olduğu pek çok şey var. Her şeyden önce belgelere dayanarak sürgünün tarihini yazmak zorunda. Bugüne dek savladığımız "kil-u kalden" ileri gitmeyen savların artık bilimsel temele oturtulmasının zamanı geldi. Sağlam kaynaklara dayandırılarak sürgün tarihi-mizin ve kültürel değerlerimizin ortaya çı-karılması gerekiyor. Met Cuneteko İzzet Paşa'nın yazdıklarından bile maalesef habersiziz. Onun önemli yapıtlarından olan "Bosfor Kimmer İmparatorluğu" adlı yapıt-ının bulunması, mutlaka yeniden in-sanlarımıza sunulması gerekiyor. Baş-bakanlık Arşivi'nde yapılacak olan çalış-mayla bizim için hayati önem taşıyan pek çok belge su yüzüne çıkarılmış olacak. To-plumumuzun yüz yıllardan bu yana oluş-tura geldiği Nart Mitolojisinin Anadolu vary-antı ne yazık ki hala eksik. Bu önemli kültür hazinesinin bir an önce derlenmesi, bilim ve kültür dünyasına sunulması gere-kiyor. Çok zengin kelime hazinesine sahip olan dilimiz ne yazık ki yoksullaştı. Halk arasında yaşayan, fakat yaygın olarak kul-lanılmayan pek çok sözcük var. Bunların yeniden bilim ve edebiyat dünyasına ka-zandırılması gerekiyor. Atasözlerimiz, masallarımız, bilmecelerimiz, kahramanlık halk türkülerimiz çok anlamlı ve toplumumuzun düşlerini, umutlarını, acı ve mutluluklarını tarihin derinliklerinden getiriyor. Her biri tarihsel değere sahip olan kemerler, kamalar, Adığe giysileri gibi değerler ya yok pahasına elden çıkarılıyor, yada sandıklarda kendi kaderlerine terk ediliyor. Hiç olmazsa bu kültür ve etnografik değerlerimizin envanterinin çıkarılması gerekiyor. Bugün sürgünde yaşayanların sayısı milyonla ifade ediliyor. "Küçük" olarak nitelendirilen Adığe Cumhuriyetleri'nde yapılanları yapamasak bile, bu milyonların kendi kültür değerlerine sahip çıkmaları, derlemeleri, korumaları gerekmez mi? 1977 yılında, Yozgat ve Uzunyayla'da yaptıkları araştırmaları bitirerek Ankara'ya gelen saygın bilim kadını Vunereko Mir'e, "Neler buldunuz, buraya kadar geldiğinize, yorulmanıza değdi mi bulduklarınız?" diye sorduğumuzda, "Söylencelerde yer alan, ancak ne olduğunu bilmediğimiz, ne anlama geldiğini söylemekte güçlük çektiğimiz bazı şeyler aydınlandı. Öyle sözcükler bulduk ki, bunlar için bir kez değil, on kez olsa bile gelmeye değer" demişti. Sürgün dünyasında yaşayan bizlerin umudu, çok şükür, hala bitmedi, tükenmedi. Geç kalmış olsak bile ufukta yeni umutlar beliriyor. Kaf Der'in kurmaya çalıştığı "Bilim ve Eğitim Vakfı" yukarıda sıralamaya çalıştığım konularda faaliyet gösterse bile önemli bir görev yapmış olacak. Değerli iş adamlarımızın kurduğu KAFİAD'ın, hem Kafkasya'ya yatırım yapma, hem de insanlarımızı oralarda istihdam etme bakımından sayısız yararı olacağına inanıyorum. Zaman öyle acımaz ki, arkamıza bakmaya bile fırsat vermeden pek çok değerimizi öğütüyor, bir daha ele geçir-ilemeyecek bir şekilde yok ediyor. "Ben senden akıllıyım. Ben senden daha iyi Adı-ğeyim." deme zamanı değil. Herkesin aklının erdiğince, gücünün yettiğince bu kutsal görevin bir ucundan tutması gerekiyor. Adı-ğeler çok zorda kalmadıkça "Marje!" de-mezlerdi. "Marje!" dendiği zamanda dost, düşman herkes yardıma koşardı. Bu gün, kurtuluşumuz için "Marje!" ye kulak verme zamanıdır. Marje, toplumuzun düşmüş olduğu yok oluşu görün! Marje, benim elim-den ne gelir demeden toplumsal sorumlulu-ğunuzu kavrayın! Marje, birlik ve beraber-liğe en çok muhtaç olduğumuz şu günlerde küçük çıkar hesaplarını bir yana koyun, bir araya gelin! Marje, Anavatanımızın ihya edilmesi, refaha kavuşması ve ilelebet yaşaması için tuzunuzu, biberinizi esirgemeyin! Marje! BZEYİKO SAVAŞI Vunereko Ray (Vunereko Ray, yirmi yıla yakın Mıyekuape radyosuna program hazırladı. Köy köy gezerek Adığelerin kültürel değerlerini topladı. Gazete ve dergilere yazılar yazdı. Adığey'e giden yaşlı genç herkesi buldu, folklor alanında onların söylediklerini kaydetti. Dört yıldan bu yana Adığey Enstitüsünde çalışıyor. 1997 ve 1998 yıllarında Türkiye'ye gelerek folklor araştırmaları yaptı. Ray, bir asra yakın savaştıktan sonra Anayurtlarını terke zorlanan bir halkın kültürel değerlerini, dünyaya bakışlarını, sosyal ilişkilerini yeniden su yüzüne çıkarmanın ancak folk-lorla mümkün olduğu görüşünde. 1998 yılının son aylarında üç yüz sayfa olan "Adığe Voredıjleri ile Ulusal Bilim" adlı ki-tabını yayınlandı. Kitap, bir bilim adamına yakışır titizlikle hazırlanmış. Gerçekten çok önemli olan "Ön söz"den sonra "Tarihin İzleri", "Adığe Voredıjlerinin Yapılış Kural-ları", "Voredıj ve Söylence Anlatıcılarının Söylenceleri Koruma Yöntemleri" genel ba-şlıkları altında, alt başlıklar yer alıyor. Bibliyografya bölümünde 300'e yakın kaynak adı var. Büyük Sürgün'den sonra Adığe Tarihi içinde en önemli olaylardan biri de, hiç kuşku yok, "Bzeyiko Savaşı". Adığelerin tarihsel süreçleri içinde demokrasi adına yapmış oldukları bu savaşın nedenlerini ve sonucunu, edebiyatımızın artık klasikleri arasında yer alan Meşbaş'e İshak'ın bir ede-biyatçı duyarlılığı ve sorumluluğuyla romanlaştırdığı kitabını "Bitmeyen Umutlar" adıyla Türkçe'ye çevirmiştim. Şimdi de "folk-lor" açısından, Vunereko Ray'ın kalemiyle bu olaya bakalım.) Çoktan beri bilim adamları arasında Bzeyiko Savaşı tartışılıyor. Hanceri'den başlayarak bugüne dek bilim adamları bu konuda yazı yazıyor, faklı görüşler ortaya koyuyor. 70'li yıllara gelin-ceye dek, Avle Pşımaf'ın yazdığına göre, bu konuda 53 ayrı çalışma yayınlanmış (1). Ondan sonra da yayınlanan çalışmalar var. 1996 yılında, Bzeyiko Savaşı'nın 200'üncü yılı nedeniyle Mıyekuape'de bilim adamları büyük bir toplantı yapmışlardı. Çoğu bilim adamı, Adığe ülkesinde (süregelen) sınıfsal savaşın, Bzeyiko Savaşı'nın başlatılmasında da, bitirilmesinde de önemli etkisi olduğu görüşünde. Savaş, Şapsığ fekol'leri (Abzah ve Nathoylardan de katılanlar oldu) ile Şapsığların kendi topraklarından kovdukları Şerel'ıko Lekoleşler'i ve onların safında yer alan Bjeduğ Pşı (Prens), Vork (Şövalye)leri arasında oldu. Bzeyiko vadisinde meydana gelen bu olay, aynı amaçla dünyada yapılmış diğer savaşlarla kıyaslanıyor. Sözgelimi, Fransa'da meydana gelen ihtilale benzetenler var Bzeyiko Savaşı'nı, en son Mıyekuape'de yapılmış olan konferansta bu görüş ağırlıktaydı. Fakat bilim adamı Bıj Ali, Adığe ülkesinde 18. yy.'ın sonlarında yaşama geçirilen demokratik yaşam ve anlayışının başlaması, Bzeyiko Savaşı'nın yapılmasında etkili olduğu görüşünde (2). Açıklık kazanan bir konu, tarihi yazanlar (bizim halkımızdan olsun, başka halklardan olsun) Adığe Tarihi'ni öğrenirlerken olaya yaklaşım tarzları, yararlandıkları kaynaklar ve anılar Adığelere ait değil, başka halklardan olup içimizde bir süre kalan ve yaşamımızı ilginç bulup yazanlar. Bunun için de Adığe bilim adamları bu konuda başkalarının söylediklerini ve yazdıklarını kanıt olarak gösteriyorlar. Fakat Adığeler, yazıyı bilmedikleri zamanlarda bile tarihlerini öğreniyorlardı, bunun için de belirlenmiş kurallar koymuşlardı. Adığeler, Bzeyiko Şavaşı'nı nasıl algılıyorlardı, sorusunu şu son zamanlarda, tarihle uğraşanlar sormaya başladı. Mıyekuape'de yapılan konferansta da bu soru bir kaç kes soruldu. Bu sorunun yanıtı söylencelerde var, fakat hiç biri söylencelerde aramayı aklına getirmiyor. Adığe tarihinin korunması için söylenceye büyük görevler yüklemişti Adığe halkı. Bu konuya tanıklık ediyor 19. yy.'da yaşamış olan Kalembıy Adilçeri'nin yazdıkları: "Adığe tarihinin anlatılması için türküden başka olanak kalmamış olsa bile, Adığenin karşılaştığı olayları ve dünyayı algılayışını sadece onunla bile yazabilirsin" (3). Doğru, tarihi öğrenenler için Adığe söylenceleri önemli kaynak olabilir. Olayların örgüsü içinde yer alan pek çok şeyi, bu güne kadar güven duymadığımız söylenceler kanıtlayabilir, aydınlatabilir. Böylesi bir konu, üzerinde konuştuğumuz Bzeyiko Savaşı da. Bu konuda söylenmiş olan voredıjler (kahramanlık halk türküleri), söylenceler açıkça aydınlatıyor kendi Adığelerin bu olayı algılayış biçimlerini. Söylencenin karakteri gereği bir kaç yerde süslü sözler bulunsa da Bzeyiko Savaşı'nın nedenini, nasıl geliştiğini, bu savaşta kimlerin bulunduğunu, nasıl bir sonuca ulaşıldığını voredıjler, söylenceler kanalıyla bir araya getirebildik. Söylenceler oldu Adığelerin bakış açısını açıkça sergileyen. Voredıjlerin başka karakteri var: Kahramanların davranışı bir-iki sözcükle betimlenirken, o sözcüklerin altında gizlenmiş olan başka bakış açıları da var. Bzeyiko Savaşı'nın başlamasına neden olarak söylencelerde belirtilen tek sorun var: Adığe Xabze (Yasası) bozuldu, halk onunla idare olamaz hale geldi. Bunun kanıtı da Şapsığ Lekoleşi olan Şerel'ıkolerin kendi egemenliklerini pekiştirmek için xabzeye (yasalara) uymamaları. Burada hemen belirtmeli ki; Adığenin en çok değer verdiği şey, kendi yaşam deneyimlerinden çıkardığı ve kendisinin yapmış olduğu Adığe Xabzesi'ydi (yasaları). Adığe yasaları, politikadan ekonomiye dek, yaşamın içinde yer alan her türlü olay ve konuyu kapsamına alıyordu. Kurallar koyuyordu ve koyduğu kuralları kararlılıkla uyguluyor, koruyordu. Zaman zaman Xase (Adığe Halk Kurultayı) toplanıyor, yaşama uygun yeni düzenlemeler yapılıyordu. Toplumsal ilişkileri düzenleyen, barış içinde yaşamalarını sağlayan Adığe Xabze (Yasası) idi. Fakat, Adığe Xabze (Yasası) uyarınca bir soruna çözüm getirilemez, uzlaşma alanları kalmaz ise savaş olurdu. Bzeyiko Savaşı hakkında anlatılan söylenceler bize bu bilgiyi veriyor. Şerel'ıkolerin göstermiş oldukları her türden yasa tanımazlığa Şapsığlar hemen sarılmıyorlardı. Adığe Xabzenın (Yasanın) çözüm bulacağını umarak, bazen yapılanları bağışlayarak, bazen de yapılanları görmezlikten gelerek (güç yetiremeyeceklerini bilen yoksul köylülerdi çoğunlukla yapılanları görmezlikten gelenler), aradan çokça zaman geçti. Derken, diye anlatıyor söylence, yiğit olduklarından kimsenin kuşkusu olmayan Melışe kardeşlerin biçtiği çayırdaki otu getirmeleri için Şerel'ıko adamlarını gönderdi. İki kardeş buna şiddetle karşı çıktı, ancak, acaba Şerel'ıko ödünç ot mu istiyor, diye düşündüler ve gelenlere: -Otu nasıl götürmenizi istedi? Sahibine sorun mu dedi, yoksa sormadan getirin mi dedi? dediler. Gelenler, Adığe yasalarına uygun olarak karşılandıklarını görmezlikten gelerek, isteseniz de istemeseniz de (otu) götüreceğiz, deyince Melışeler gelenlerden birini öldürdü, böylesi bir soygun için bir daha gelmemeleri haberini götürmesini öğütleyerek, diğerini bıraktılar. Fakat Şerel'ıkolar burada da durmadılar. Şapsığların mallarını yağmalamaya, karşı gelenleri öldürmeye başlayınca, Şapsığlar artık dayanamaz hale geldiler, Şerel'ıkoleri aralarından kovdular. Kaçanlar, canlarını kurtararak Bjedığ'a sığındılar. Böylesine sana güvenerek sığınanların rahatlarını sağlamak, gereksinimlerini karşılamak bir yana, onun düşmanını da düşman bilmek Adığe Xabzesi gereğiydi. Bunun gereklerini yerine getirmemeyi de, benzeri bir daha görülmeyecek korkaklık sayılıyordu. Böylece Sapsığlarla, Bjeduğlar karşı karşıya gelmiş oldular. Söylencelerin anlatımı bu şekilde. Daha sonraları tarihçiler, halkın bu olaya bakışını göz ardı ederek, Bzeyiko Savaşı'nın nedenlerini başka olaylara dayandırdılar. Ürdün'de yaşayan destan anlatıcısı Şapsığe İndırıs'ın Bzeyiko Savaşı ile ilgili olarak anlattıklarının tümünü aktarayım. Onun anlattıklarında ulusal bakış ve anlayış hususunda çok şey var. "Sizin oradan Meşbaş'e'nın Bzeyiko Savaş'ı hakkında yazdıkları da var. Fakat onun yazdıklarını bizim kabul etmemiz mümkün değil", diyor İndırıs. "Olduğu gibi yazmadı. Adığeler arasında meydana gelen üzüntü verici olayları biraz göz ardı etmek istediğini sanıyorum. Düşündüğü şey var. Bzeyiko Savaşı'nı biz şöyle biliyoruz: Şapsığlardan üç kişi çıkmış adam öldüren, soygunculuk yapan. Neyse, yolcuysan, söz gelişi işini kovalayanı öldürmek, soymak yaşam biçimi olabilir mi! Bunu kabul etmeyen Şapsığlar izlerini sürmeye başladılar, bunları öldürelim, diyerek. Fakat diğerleri Bjeduğ haç'eşine sığındılar. -Kimlerdendi onlar? -Ben onları bilmiyorum, soygunculuk yaptıklarını biliyorum. Bjeduğ'a sığınanların arkasından gidip, bunları bize verin, dediler. -Bize sığınanları nasıl veririz, böyle şey olur mu?, diyerek, Bjeduğlar iki arada kaldıklarını belirttiler. Böyle bir yanıt alınca, "Bjeduğlar, öyle ise dinleyin", dedi Şapsığlar, "Bunların analarına, babalarına, kız kardeşlerine, mallarına-mülklerine, evlerine-barklarına bir zarar geldiği için koruduğunuzu düşünüyorsanız, diyecek sözümüz yok", dediler. "Fakat bunlar adam öldürüyor, soygunculuk yapıyor, ülkeye zarar veriyorlar. Eğer sizden kötülük yapanları biz korursak, şimdi yaptığınız gibi bizim içimizde kötülük yapanları da siz korursanız, kötülük yapanları engelleyemez duruma geliriz. Bunları bize geri verin," dedilerse de Bjeduğlar kendilerine sığınanları geri vermek istemediler. Çok güç durumda kalmışlardı. -Vallahi, olan oldu ama konuklarımızı nasıl geri veririz? Olur mu öyle şey! İnsanlar, konuklarını geri verdi, diyerek başımıza kakmaya başlayacaklar. Nasıl olur? -Sonra Şapsığlar ne dedi? -Söylediklerimizi iyi düşünün, bu konuyu iyilikle çözelim. Eğer böyle olmazsa biz bu işin arkasını bırakmak niyetinde değiliz, savaşarak geri alacağız, dediler. Bjeduğlar da, "Eğer savaşmak istiyorsanız o sizin bileceğiniz iş, yoksa biz konuklarımızı geri veremeyiz", dediler. Sorun çözümsüz bir hal aldı. -Şimdi olanlara bak bakalım. İki tarafın da haklı olduğu yönler var. Sen olsan kimden yana olursun? Nasıl bir seçim yaparsın? Seçim yapma imkanı yok! Konuğunu geri vermek çok zor. Diğeri de, kötülük yapanı yaşatmamak için peşini bırakmıyor. Böyle olunca, kötülük yaparak sığınan birini ne zamana dek koruyabilirsin? Koruyamazsın! Onun gibi olanların ellerini ayaklarını prangayla bağlayarak sorunu çözemezsin. Bunun içindir ki, diğerleri rica ettilerse de olmadı. Sonra, bunlar kalktı, Bjeduğ'a baskın yaptılar. Üçünü de bağlayıp getirdiler. Üçüne de gerekli olan ceza verildi. Onlar gibi düşünenlere de ibret payı vardı verilen cezada. Bu olay, Bjeduğların kalbini kırdı. Doğru kırılması da. Ben olsam, benimde kalbim kırılır. Fakat, işin özünü kavramak isteyenler için, Şapsığların yaptığı doğru. Şapsığe İndırıs bunları anlattı. Tarih bilimi açısından kabul edilir, reddedilir yönleri var mı; doğru mu, yanlış mı anlattıkları, biz bunlara bakmıyoruz, bizi asıl ilgilendiren ulusal düşünce, ulusal bakış açısı. Adığenin yazılmamış tarihini, koyduğu yasalara uygun olarak düzenlediğini, en iyi olanı ölçü alarak bugününe ve yarınına yön verdiğini bir kez daha anlamımızı sağladı İndırıs, anlattıklarıyla. Adığe Xabze (Yasaları) bozulduğu zaman uyuşmazlık ve başkaldırının olacağını söylüyor. Böylesine, Adığe yasalarını her şeyin üstünde görüyor. Başka bir söylencenin anlattığına göre, Bjeduğlar arasında yaşamakta olan ileri görüşlü kişiler, konuk olarak sığınmış olanların silahlı koruma altına alınmalarını doğru bulmuyorlardı. Bjeduğ Pşı (Prens) ve Vork (Şövalye)leri bu konuyu görüşmek üzere bir araya geldikleri zaman Bjıhako Boroko: -Şerel'ıkoler belalı konuk, soğuk kanlı olun!, demiş. Hajemıko Betceri, "Ben, evime gelen konuğu kovamam, korkuyorsan kalpağımı giy", diye yanıtlamış. Bu şekilde her kesin gözü önünde birini küçümsemek Adığe yasalarına uygun değildi, fakat Bjıhako söylemek istediğini söylememezlik etmedi: -Delikanlı, yönetici olduğun için sana saygı duymak benim görevim, fakat aklın ermediği halde yaşlı olanı dinlemek zoruna gidiyor. Senin kalpağını ben giymem, ben söylediğimin ne anlama geldiğini biliyorum. Korkaklık söz konusu değil, Bjeduğ ve Şapsığlar boşu boşuna savaşacak, beni üzen bu, demiş. Söylencenin anlattığına kulak vererek, tam da bu anlatılanlar gibi mi gelişti olaylar, demek doğru değil. Olayları süslemek, biraz da abartmak söylencenin huyu. Fakat, bu anlatılanlar arasında Adığelerin dünyaya bakış açıları, yaşamı algılayışları var. Karşılaştığı olayları değerlendirebilmek için halkın sağduyuya ve yeterli akla sahip olması her şeyden önemli. Adığey'in dünyaya bakışından kaynaklanıyor başka söylencelerde anlatılanlar da: Hajemıko, Rus padişahına gidip top satması için rica edince, "Rus Generalleri sevindi", diyor, söylence, "iki Adığe boyu arasında savaş olursa güçleri azalır, oraları almak kolay olur". Zafer kazanırsa, Adığelerin Rusya ile barış yapmaları için aracı olma konusunda Hajemıko'nın verdiği sözü de unutmuyor söylence. Hajemıko Betceri her kesin tanıdığı ünlü bir Pşı (Prens) olduğu için, savaşta onun öldürülmesini utku saydı Şapsığ kadınları. İki oğluyla kocasını savaşta kaybetmiş olan kadının ağzından halkın Betceri'ye nasıl baktığına söylence açıklık getiriyor: -Şapsığ kadınları her doğuruşta benim oğullarım gibi çocuklar doğurabilirler. Fakat Bjeduğ kadınları yaşamları boyunca doğursalar bile artık Hajemıko gibi bir erkeği doğuramazlar, demiş Şapsığ ninesi. Demek ki Adığe halkının özgürlükten ve birlik beraberlikten anladığı, kendi düşüncelerinin ve yaşam biçimlerinin ürünü olan Adığe yasalarıyla yaşamlarını sürdürmekti. Bu yasalar çiğnenecek olursa, Bzeyiko Savaşı'nda olduğu gibi üzücü olaylarla karşılaşılıyordu.   [Çeviren: Yenemıko Mevlüt ]+''+Mevlüt Atalay

Adiğe Biliminin Yolu

29 Ekim tarihinde Adığey Cumhuriyeti İnsani Bilimler Deneme Enstitüsü'nün 70'nci kuruluş yılı kutlandı. Enstitü Müdürü Cebrail Mekule'nin enstitünün kuruluşu ve gelişimi üzerine yazdığı makaleyi aşağıda sunuyoruz. +''+ Enstitümüz başarılı bir yol izleyerek 70'nci kuruluş yılına ulaşmış bulunuyor. İlk günlerinde üç kişiyle işe başlayan enstitümüz şimdilerde Adığey'in ekonomisini, dil, edebiyat ve tarihini araştıran ciddi bir bilim kurumu olmuştur. 70'nci yılını kutlarken onun zorlu 30'lu yıllardan başlayıp günümüze kadar katetmiş olduğu yolu anımsatmak istiyorum. Günümüzde eski Sovyet düzeni için yapılan çeşitli değerlendirmelere rağmen, o dönemde Adığelerin kültür ve yaşam tarzlarının öğrenilmesi, folklor ürünlerinin derlenip yayınlanmasına önem verilmemiştir, diyemeyiz. Söz konusu sorunların çözümü için bir yayın komisyonu oluşturulmuştu. Komisyon etnografik ve folklorik ürünlerin derlenmesi, halk şarkılarının kayda geçirilmesi için araştırma derleme gezileri düzenleniyordu. Adığece'nin bilimsel olarak öğrenilmesi, gramatiğinin oluşturulması, alfabesinin seçimi gibi sorunları Sovyet ve parti organlarının önüne getiriyordu. Adığe Özerk Yöresi'nde bilimsel çalışmalar yapmak üzere zamanın aydınları olan Seferbiy Sihu, İbrahim Navurza, Davut Aşhamafe, İbrahim Tsey'in yer aldıkları bir dernek 15 Mart 1925 tarihinde oluşturulmuştu. Üç yıl içerisinde bu dernek folklorik, etnografik ve arkeolojik ürünlerin toplanması, Adığe tarih ve kültürünün kaynaklarının belirlenmesi, çeviriler yapılması ve yayınlar çıkarılmasında önemli çalışmalar yapmıştı. Ancak mevcut tüm sorunların bir dernek vasıtasıyla çözülemeyeceği de anlaşılmıştı. Derneğin başkanı 22 Aralık 1927 tarihinde Adığe Özerk Yöresi yönetme kuruluna gönderdiği yazıda şöyle diyordu: "Çerkes dilinin ve gramatiğinin iyi bir şekilde öğrenilmesi, sözlü edebiyat ürünlerinin, etnografik ve edebi kitapların iki dilde de yayınlanması gerekmektedir. Çerkes ulusunun tarihi yazılıp yayınlanmalı, Adığey'in ekonomik coğrafyası öğrenilmelidir." İşte bu güç sorunların çözümü içinde bir bilimsel enstitünün kurulması gerekiyordu. 27 Aralık 1927 tarihinde Adığey ülke yönetme kurulu bu sorunu görüşüp enstitünün kurulması kararını almıştı. Kuruluş çalışmaları 1929 yılına kadar sürmüş ve 26 Şubat 1929 tarihinde enstitü kurulmuş ve direktörlüğüne Muhammet Huvaj getirilmişti. Kuruluştan sekiz ay sonra 25 Ekim 1929 tarihinde Adığe ülkesi parti yönetiminin kararıyla enstitünün çalışmalarını yapacağı bina belirlenmişti. Bu tarihte direktörlüğe İsmail Baron, sekreterliğine Davut Aşhamaf, seksiyon başkanlığına Tembot Çeraşe getirilmişlerdi. 29 Ekim 1929 tarihinde Adığe ülke yönetme kurulunun aldığı kararla Bilimsel araştırma enstitüsü kurulmuş oldu. Enstitünün ilk çalışma yılları ülkede kültür devriminin yoğun bir şekilde gerçekleştirildiği yıllardı. Her yerde cehaletin yok edilmesi, ulusal eğitimin geliştirilmesi, kültürel organizasyonların kurulması, Sovyet aydınının yönetilmesi için önemli çalışmalar gerçekleştiriliyordu. Enstitünün bu günlerde yapmış olduğu çalışmalar çok değerlidir. 1934 yılında Adığe Bilim Araştırma Enstitüsü'nün adı Kültürü Geliştirme ve Bilim Araştırma Enstitüsü olarak değiştirildi. Bu sadece bir isim değişikliği değildi ve enstitünün imkanlarının da geliştirilmesi demekti. Bu değişiklikle birlikte etnografya ve tarih bilimleri de açılmış, bu sayede yapılan bilimsel çalışmalar daha da üst düzeylere ulaşmıştı. İlk kuruluş yıllarından İkinci Dünya Savaşı'na kadarki dönemde enstitünün en önemli uğraş alanı Adığe dilinin bilimsel olarak analiz edilmesiydi. 1930 yılında Prof. H.F.Yakovlev ve Davut Ashamafe'nin ortaklaşa hazırladıkları "Adığe (Batı) Dilinin Kısa Grameri" adlı bilimsel çalışma Rusça Krasnodar'da yayınlandı. Bu kitap, Adığece'nin bilimsel bir şekilde öğrenilmesi, ders kitabı ve monografilerin hazırlanmasına öncülük etti. 1938 yılında enstitü bilim adamları Rus alfabesini temel alarak Adığe alfabesini hazırlamışlardı. Bu gelişme Adığe halkının kültüründe önemli bir olaydı. Bu yıllarda Adığelerin bilim, eğitim ve kültürlerinin gelişmesini önemli katkıları olan bilim adamlarının adlarını hiçbir zaman unutmayacağız. Bunlar Muhammed Huvaj, İsmail Baron, Tembot Çeraşe, İlya Defterau, Muhammet Hatko, Hacmos Brante, Meshab Bışteko, Asker Hut, Hacmet Vodejdoko, Mecit Tuv, Habeç Pçentleşu, Maliç Avutle, Fazıl Nepsev, Kim Hutıj'dır. Adığelerin müzikal folklorlerini derleyip düzenleyen bilim adamları M.D.Ginesin, G.M. Kanseviç, A.F.Grebniyev ve N.N.Mironov'a müteşekkiriz. Kurulan enstitünün bilim adamları ilk günlerden itibaren sözlü halk edebiyatının, dil biliminin, tarih ve etnografik materyallerin, ders kitaplarının, okul programlarının yayınlanmasına dikkat etmişlerdir. İkinci Dünya Savaşı enstitünün çalışmalarını kesintiye uğrattı. Bilim adamlarından Asker Hut, Murat Perenıko, Muhammet Mezıv Jeko, Yusuf Levusten, İlya Defterev, Dimitriy Kesten, Asker Yevtıh, Reşid Hasan savaşa katıldılar ve yiğitçe savaştılar. 1925 yılında enstitü Adığe Dil, Edebiyat ve Tarih Bilimsel Araştırma Enstitüsü olarak yeniden oluşturuldu. Enstitü bilim adamları savaş sonrası zorlukları ile mücadele ederek ve aralarına yeni güçlerde katarak kaybettikleri zamanı aralarına yeni güçlerde katarak kaybettikleri zamanı da tamamlamak gayretiyle yeniden işe koyuldular. Enstitü 50'li yıllarda "Rusça-Adığece Sözlük", "Adığe Masalları", "Adığe Atasözleri", "Adığe-Sovyet Folklorü", "Bilim Notları" ve M.V. Pakrovska'nın "Rus-Adığe Ticaret İlişkisi" isimli kitapları yayınlandı. Derleme çalışmalarının ilk ürünü olan ve ilk yıllardan 20. yüzyıl başlarına kadarki devreyi kapsayan "Adığey'in Kısa Tarihi" yayımlandı. 60 ve 80'li yıllar enstitü için yeni bir dönem sayılabilir. Bu yıllarda önemli bilimsel eserleri yayınladılar. A.A.Hatane ve Z.İ. Çeraşe'nin ortaklaşa hazırladıkları "Açıklamalı Adığece Sözlük", H.D. Vodejdıko'nun "Rusça-Adığece Sözlük", H.D.Vodejdıko'nun "Rusça-Adığece Sözlük", G.F. Rogova ve Z.İ. Çeraşe'nin yazdıkları "Adığe Dilinin Gramatiği" ve "Adığe Özerk Yöresi'nde Kolhozlu Köylülerin Kültür ve Hayat Tarzı" isimli monografi ve Maliç Avutle'nin yazdığı "Erken Taş Devrinde Abzehlerin Duraklama Dönemi" isimli monografi ve Asker Hadoğatlenin yazdığı "Kahramanlık Destanı Nartlar ve Doğuşu" kitabı ve aynı bilim adamınca derlenip yayınlanan yedi ciltlik "Nartlar" bunlardandır. U.S. Zekoğu, Y.A.Tharkaho, H.Ğ.Ş.K.H. Meretıko'nun Adığece'nin sorunları ile ilgili monografileri ile R.Mamıy ve Ş.Hut'un Adığe nesirinin kat ettiği yol ve Adığe masallarının oluşumu üzerine edebi eserleri yayınlandı. Enstitünün edebiyat ve folklor bölümü "Adığe Folkloru"nu iki kitap halinde, "Adığe-Sovyet Edebiyatının Tarihsel Sorunları" iki kitap halinde, "Bilimsel Notlar" adlı makaleleri dört cilt halinde yayınlanmıştır. Tarih bölümü (tarih, arkeoloji, halk sanatı diye parçalara ayrılmaktadır) 17 kitap, 6 sayı arkeolojik, 8 etnografik derleme hazırlamıştır. Sosyolog ve etnografyacı bilim adamları B.M.Cim, M.H.Şıbzıhu, C.H.Mekule, M.A. Meretıko, M.A.Candar, G.G.Thağapsov, S.H. Hotko, R.B.Vunereko, N.Ğ.Lovpaçe, N.N. Denisov, G.P.Hilinin, R.A.Hanahu ve başkaları 20'den fazla monografi ile "Adığeyin Kısa Tarihi"nin 2. cildini yayınlamışlardır. Moskova, Tiflis, Rostov, Krasnodar ve başka şehirlerin bilimle uğraşan kurumlarının ve tanınmış akademisyen ve profesörlerin bitip tükenmeyen yardım ve destekleri sayesinde Adığey'de bilim kökleşmiş ve gelişmiştir. Enstitümüz bilim adamları onlara müteşekkirdirler. Enstitümüz 50. kuruluş yılında Adığe dilinin, edebiyat ve tarihinin araştırılması, Adığe ülkesinde kültür ve eğitimin geliştirilmesine yaptığı katkılardan dolayı "onur nişanı" ile ödüllendirilmişti. 1992 yılında enstitümüzün adı Adığe Cumhuriyeti İnsani Bilimler Deneme Enstitüsü oldu. Bu sayede Cumhuriyetimiz için büyük öneme sahip sorunların ortaya konulup çözümlenmesine katkıda bulunacak imkanlar elde edilmiş oldu. Enstitümüz Adığey Cumhurbaşkanı, parlamentosu ve bakanlar kurulunun büyük yardımlarıyla işlerini yürütmektedir. 1992 yılında enstitümüze açılan "Meotlar" adlı basımevi sayesinde Adığeyle yetinilmeyip kardeş Khabardey Balkar ve Karaçay Çerkes bilim adamlarının eserleri de yayınlanmıştır. 1993 yılında Adığey bilim adamlarının ilk büyük kongreleri yapılmıştı. Rusya'daki bilim kurumları ve BDT ülkeleri bilim kurumları ile ilişkilerimizin geliştirilmesinde bu kongrenin büyük yararları oldu. Enstitümüzün Adığey'deki kültür ve sanat kurumları olan yazarlar, ressamlar ve kompozitörler birlikleri ile kurduğu ilişkilerden büyük yarar sağlamaktadır. Enstitümüz yeni bilim adamlarının hazırlanmasına ve yetiştirilmesine de büyük dikkat göstermektedir. Son beş yılda en-stitümüz bilim adamlarının dördü doktor, on beşi de bilim adayı olmuştur. Enstitümüz bilim adam-larından on birinci Dünya Çerkes Akademisi üyeliğine alınmış olma-ları da enstitümüze verilen de-ğeri göstermektedir. Enstitümüzün 70 yıllık çalışmaları sevindiricidir. Ancak imkanları olduğu halde ele almamış olduğu konuların bulunması da düşündürücüdür. Adığey bilim adamları ile Kuzey Kafkasya'daki bilimsel kurumlar, Rusya bilimler akademisi ile olan ilişkileri daha da güçlendirilmelidir. Adığey Cumhuriyeti'ndeki sosyal, ekonomik ve kültürel sorunlar daha derinlemesine ortaya konulmalı, sosyal ve insani bilimler alanında yapılan denemeler daha da geliştirilmelidir. Genç Cumhuriyetimizin geliştirilmesi, bilimin insanlığın hizmetine sunulması bilinciyle hareket eden bilim adamlarının büyük bir bilimsel özveri ile ve Adığey halklarına karşı sorumluluk duyarak ilerlemeye devam edebileceklerdir.  +''+Prof. Dr. Cebrail Mekule

Çerkes Halk Şarkıları Unutulmayacak

Çerkes halk şarkıları konusunda bir ömür harcayan değerli sanatçı Doğan Özden (Kuşha)'nın kaseti 15 Aralık tarihinden itibaren Türkiye'nin her tarafında satışa sunulacaktır. İleride klip çekimini de düşündüğümüz şarkıların tarzı, Türkçe şiirleri ve derlenişi hakkında özet bilgiler sunmayı yararlı gördük. +''+ KUŞHA DOĞAN 1956 Yılında Kayseri'nin Pınarbaşı ilçesine bağlı Karahalka köyünde dünyaya geldi. Çerkeslerin Kabardey kolundan ve Kuşha ailesindendir. Ankara Yüksek Teknik Öğretmen Okulu mezunudur. 1974 yılında Çerkes'lerin kültürü, sosyal yaşamları, halk oyunları, sosyolojik yapıları, halk şarkıları, müzikleri ve Çerkes dili ile ilgili araştırmalarını ve derlemelerini 26 sene, aralıksız bu güne kadar sürdürmüş, halen de sürdürmektedir. Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde Kafkas Halk Dansları Toplulukları ve müzik grupları yetiştirmiştir. 1982-1984 yıllarında Ürdün'ün başkenti Amman'daki çerkes okulunda Çerkes dili ve edebiyatı, Çerkes tarihi ve halk oyunları konusunda öğretmenlik yapmıştır. Ülkemizde çerkeslerin yoğun olarak yaşadığı birçok ilde, Ürdün, Almanya ve Kafkasya'da konserler vermiştir. Türkiye'de, Kafkasya'da, Ürdün'de ve diğer ülkelerde yaşayan çerkesler tarafından sevilerek dinlenmektedir. Bu albüm, on albüm ve yüz yirmi şarkıdan oluşması planlanan çalışmasının ilk bölümüdür. Ağlasam Utanırım: Yüzelli yıldan daha yaşlı bir Çerkes halk müziğidir. Kayseri'nin Uzunyayla bölgesinde derlenmiştir. Çerkes halk oyunlarından "kafe" dansı ritmindedir. Çerkesler arasında en çok sevilen müziklerden birisidir. Sözleri Kuşha Doğan'a aittir. Sarıkamış Harbinin Ağıtı: Birinci Dünya Harbinde, Enver Paşa Harekatında Ruslara karşı savaşırken ölen çerkes gençleri için Uzunyayla'da bestelenmiş bir şarkıdır. Şarkının tamamının derlenmesi onbeş yıl sürmüştür. Şarkının büyük bölümü, Pınarbaşı Karakuyu köyünden Feşmukhu KUŞUK'dan derlenmiştir. Mehtaplı Gece: Kafkasya'da Adığey Cumhuriyetinde doğup uzun yıllar Ürdün ve A.B.D.'de sürgün hayatı yaşayıp vatanından çok uzaklarda hayata veda eden Adığeyli ünlü şair ve yazar Kube Şaban'a ait bir parçadır. Bir at çobanının mehtaplı bir yaz gecesinde sevgilisini hayal edişini anlatır. Kuşha Doğan, Kafkas Kültür Dernekleri Birliği Kaf-Der tarafından Çerkes Kültürüne olan katkılarından dolayı 1995 yılında Kube Şaban ödülü ile ödüllendirilmiştir. Bu güzel şarkı, ünlü yazar ve ozan Kube Şaban'ın anısına bir saygı ifadesi olarak seslendirilmiştir. İstemem: Bu şarkının müziği Çerkes halk danslarından "Wug dansı" ritmindedir. Çok eski bir müzik olup, yaşı tahmin edilememektedir. Uzunyayla'da derlenmiştir. Antik çağlarda, çerkesler çok tanrılı dinlerinde, dinsel törenlerde kolkola Wug Dansı yaparlardı. Düğün törenlerinde sabaha kadar dansettikten sonra o günün törenlerini güneş doğarken Büyük Tanrı'ya (Thaşxue) saygı ifadesi olarak Wug dansı ile bitirirlerdi. Wug dansı bugün de Çerkesler arasında çok sevilen danslardan biridir. Şarkının sözleri Kuşha Doğan'a aittir. Sarhoş olup düğün törenine katılan bir gurup gencin düğündeki genç kızlar tarafından nasıl alaya alındığını esprili bir şekilde anlatır. Evde Kalan Prensesin Şarkısı: Müziği Uzunyayla'da seksen-doksan sene önce bestelenmiştir. Sözlerinden sadece küçük bir nakarat bölümü bulunabilmiş, geri kalan kısmı Kuşha Doğan tarafından yazılmıştır. Kimseye takacak kulp bulamayan fakat biriyle evlenirsem diğeri kalacak korkusuyla kendisiyle evlenmek isteyen gençlerden hiçbiriyle evlenemeyip sonunda evde kalan prensesin duygularını ironik bir dille anlatan bir şarkıdır. Ela gözlü: Sözleri ve müziği Kuşha Doğan'a ait, "kafe dansı" ritminde popüler bir aşk şarkısıdır. Kayseri İstasyonu: Müzik, Çerkeslerin sürgünüyle birlikte Kafkasya'dan getirilmiş çok eski bir halk müziğidir. Sözleri yetmişbeş sene önce sevdiğine kavuşamayan Ju Jansuret tarafından, müziğe adapte edilmiş, çok sevilen "Kafe dansı" ritminde, hüzünlü bir aşk şarkısıdır. > Dansetmeye Geldim: Sözleri ve müziği usta derlemeci ve ozan Afeşıj Emin'e ait, "Kafe Dansı" ritminde, Türkiye'de ve Kafkasya'da yaşayan Çerkesler arasında oldukça popüler, güzel bir aşk şarkısıdır. Sürgün Şarkısı: Sözleri ve müziği Adığeyli ünlü şair ve ozan Kube Şaban'a ait olduğu tahmin edilen, Rus Çarlığı ile Çerkeslerin savaşlarını ve sürgünü anlatan hüzünlü bir şarkıdır. Şarkı Kuşha Doğan tarafından Ürdün'de derlenmiştir. Mümin ile Diyne: Yüzelli yıllık olduğu tahmin edilen şarkının müziği Kayseri'nin Uzunyayla bölgesinde, sözlerinin bir bölümü yine Uzunyayla'da bir bölümü ise Ürdün'de Kuşha Doğan tarafından derlenmiş, birbirine aşık iki gencin esprili atışmalarını anlatan "Kafe Dansı" ritminde neşeli bir şarkıdır. İSTEMEM Çekip çekip kafayı, Dalıyoruz düğüne Ak tenli bir afeti, Seçiyorum kendime. Kur yapıyorum, o dünya güzeline. Sözcükler dolaşırken damağıma, dilime; Kesip atıyor hemen: "İstemem, istemem, seni asla istemem. Rakı içeni sevmem, şarap içeni sevmem!" Bırakıp ak Maralı, Seçiyorum kumralı. Bıyıklarımı burup, Bir fiyakayla durup, ben söze başlayınca, Dikiliyor karşıma; kızarıyor kızınca; "İstemem, istemem, seni asla istemem, Bıyıklıyı istemem, sakallıyı istemem!" Kumral da olmayınca Sarışına takıldım. Kaşlarımı kaldırıp, Kedi gibi sokuldum. Bir baktı, tam yıkıldım: "İstemem, istemem, ben ayyaşı istemem; Tiryakiyi istemem, cigarayı hiç sevmem" Genç kızlarla oğlanlar, Dansettiler tüm gece. Biz sarhoşlar bakışıp, Kalakaldık öylece. Kafa kafaya verip; "Oh olsun bize!" dedik. Yemin ettik erkekçe, tüm kızlara söz verdik: "İstemez, istemez, bizde rakı istemez, Biz de şarap içmeyiz, Biz de tütün içmeyiz. Bıyıkları da keser Sakalları da kazır İçkiyi de keseriz! EVDE KALAN PRENSES Mole'lerin oğlu, göz kırpıyor yaramaz. Ne yapsa ne etse de hiç kalbimi çalamaz. O kadar aptal mıyım, o beni ne sanıyor? Mole'lere kaçarsam, Şıkue'ler kalıyor. Şıkue'lerin oğlu, kumral saçlı, ak tenli, Görünüşü alımlı, huyu da güzel belli. Şıku'elerin oğlu, tutuşuyor, yanıyor Ama ben ona kaçsam şu Merzey'ler kalıyor. Merzey'lerin genç oğlu, beni deli ediyor, Tek bir bedenmişiz gibi sevgiyle dans ediyor. Evlenseydim onunla, mutlu olurdum belki Merzey'lere kaçarsam, ah, Koşiy'ler kalıyor. Koşiy'lerin oğlu bilir gelenekleri. Sevgi sözcükleridir bilip söyledikleri. Övgüleri aklımı başımdan alıyor da, Koşiy'lere kaçarsam, Aguey'ler kalıyor. Ağuey'lerin oğlu şiir gibi dans eder, Oyuna çıktığında sarsılır tüm yürekler. Söz versem evlenmeye kıyamete dek bekler. Aguey'lere kaçsam, off Sıpş'ler kalıyor. Sıpş'lerin oğlu, manken gibi şık mı şık Gözlerinden anladım, bana tutulmuş; aşık. Sözleriyle kalbimi ha çaldı, ha çalacak; Ama Şıpş'lere kaçsam, şu Kuşha'lar kalacak. Kuşha'ların genç oğlu şarkılar besteliyor Beni de bu dünyada her şeyden çok seviyor. Ne fayda aşkını her gün yinelese de Kuşha'lara kaçarsam, ötekiler kalıyor. Çetin Öner DANSETMEYE GELDİM Kafkasya ormanlarına Karlar yağıyor. Sevdiğim o güzel kız Yüreğimi dağlıyor. Dansetmeye geldim ahayra, hayra, hayra! Oynamaya geldim ahayra, hayra, hayra! Söyleşmeye geldim ahayra, hayra, hayra! Evlenmeye geldim heey! Kapkara perçemleri, Dökülür ak alnına. O pembe yanakları, Yakışır cananıma. * Nakarat * Gümüş kamam kınında, pırıl pırıl parıldar. beni bir yana bırak, kamam aşık sana yar. * Nakarat* Güzel, Kara Mızıkam, Karasevdamı söyler. Şu benim yoldaşlarım, Çılgın gibi dans eder. * Nakarat* Çetin Öner AĞLASAM UTANIRIM Gördüğüm andan beri ateşinle yanarım, Erkekler ağlamaz sanma; ağlamasam çatlarım. Düşmanım çoktur benim, şu koca yeryüzünde, Nedir bu öfke bana, o pembe gül yüzünde? Şaha kaldırıyorum dörtnala kır atımı, Kilitledin dilimi, ağarttın saçlarımı. Ne mutlu düşmanıyla kuşatılmamış kişi, Yandı yüreğim aman, kavurdu aşk ateşi. Buzlu karlı dağlara kış güneşi düşüyor, Sen yoksun ya yanımda, sanki ruhum üşüyor. Dünya dünya olalı böyle sevda görmedi. Dostum döndü sırtını, düşmanım konuşuyor. Güneşin ışıkları, oynaşır gözlerinde, Dünyalar benim olur, düğüne geldiğinde. Sana olan aşkımı, bir sır gibi saklarım, Adından başka bir ad anmıyor dudaklarım. Bana ne zaman baksan, ruhuma bahar geldi. Senin konuşman cennet, küskünlüğün eceldi. Son bir kez görsem seni, razıydım ben ölüme, Sensizlik ölüm bana, hoş geldi sefa geldi. DİASPORA AĞIDI Hücum emrini verdi Rusya'nın zalim çarı. Savunmasız bir halktır Vahşice kırdıkları. O sürgün günleri ah, Ah, o kıyım günleri. Dağların kan gülleri, Kafkasya sürgünleri. Yaşlı, kadın demeden, Saldırıyor aç kurtlar. Ocaklar söndürüldü, Öldürüldü çocuklar... O sürgün günleri ah, Ah o kıyım günleri. Dağların kan gülleri, Kafkasya sürgünleri. Düşmanın askerleri Yüz binleri aşıyor. Kafdağı kartalları, Yiğitçe savaşıyor. O sürgün günleri ah, Ah o kıyım günleri. Dağların kan gülleri, Kafkasya sürgünleri. Unutma içimizdeki Dönek yaratıkları. Anayurt ve Halkımız Kahpece sattıkları. O sürgün günleri ah, Ah, o kıyım günleri. Dağların kan gülleri, Kafkasya sürgünleri. Unutma o sahte Mollaları; Vaazlar, nutukları... Paradır inançları. Altındır taptıkları. O sürgün günleri ah, Ah o kıyım günleri Dağların kan gülleri Kafkasya sürgünleri Kırık dökük takalar, Dağlar gibi dalgalar... Yaşlılar dua eder, Aç bebecikler ağlar.   O sürgün günleri ah, Ah, o kıyım günleri. Dağların kan gülleri, Kafkasya sürgünleri. Hayaletler değildir, Çevremizde yüzenler. Kefensiz ve törensiz, Sulara gömülenler. O sürgün günleri ah, Ah o kıyım günleri. Dağların kan gülleri, Kafkasya sürgünleri. Unutulur mu hiç Onların yaptıkları? Koskoca bir ülkedir Yakıp dağıttıkları.   O sürgün günleri ah, Ah o kıyım günleri. Dağların kan gülleri, Kafkasya sürgünleri. Adığe halklarıdır, Kapkara o denizde, Ölü balıklar gibi, Suda bıraktıkları.   O sür-gün günleri ah, Ah o kıyım günleri. Dağların kan gülleri, Kafkasya sürgünleri. Çetin ÖNER AYIŞIĞINDA ATLAR, YILDIZLAR, SEVGİLİM VE BEN Mehtaplı bir gecede Parlıyor ay ışığı. At sürüsü çobanıyım O güzelin aşığı. Dolunayda çiğ tanelerini Benzetirim yıldızlara. Lacivert gecede mutlu, Konuşurum atlarımla. Sürümdeki güzel taylar Şakalaşıp duruyorlar. Bir şarkıya başlıyorum, Kuşlar eşlik ediyorlar. Ceylan gibi doru tayım, Dizginiyle oynaşıyor. Kalbim birden bire Sevdiğini anımsıyor. Sımsıcak siyah yamçımı, Üzerime örtüyorum. Çiseleyen yağmuru dinlerken Şiirler söylüyorum. Ela gözlü güzel yarim, Düşünce hatırıma; Kapıyorum gözlerimi, Dikiliyor karşıma. Çetin Öner SEFERBERLİK AĞIDI Böğrünüzü dövüyor, Rus'un Dağ Topçuları. Sabırla bekliyoruz, yine de her baharı. Ne olur dönün artık, tükettik u-mutları. At kuyruğu gibi ömrü kısa Çerkesler; Gülerek oynayarak, Kars'a kadar gittiler. Kara Çavdar çorbasıyla talim ettiler. Yıldırım gibi patlar, top mermilerinin sesi, Uzunyayla nerdedir, Sarıkamış neresi? Al kana beleniyor fidan gibi gövdesi. Çukurovadan geçti, Çerkes Süva-rileri. Ya zafer, ya ölüm!.. İleri, hep ileri. Kartal gibi saldırıp çekilmeden geri. Aziziye kışlasında dizildiler Çerkesler. Ne haberleri geldi, ne sılaya dön-düler. Biz öpmeye kıyamadık, Bozkırda çürüdüler. Erzurum ovasında yağar savrulan karlar. Saçıldılar her yana yiğit Kafkas-yalılar. Beklesin anaları artık mahşere kadar. Her baharda dönünce yuvaya göçmen kuşlar Onları hatırlıyor, tüm analar, babalar... O iyi atlarıyla, o güzelim insanlar Sonsuzluğa uçtular, sonsuzluğa uçtular. Türkçe söyleyen: Çetin ÖNER O güzel insanların, O güzel torunu, Halkımın "Ses Bayrağı" Kuşha Doğan'a... Vupso!+''+Doğan Özden

Adiğey’de Ekonomik Gelişmeler

Övünülecek düzeyde olmasa da son birkaç yılda ve özellikle içinde bulunduğumuz yılda hizmet sektöründe ve bununla birlikte Adığey ekonomisinde gözle görülür bir gelişmenin olduğu saptanmıştır. +''+ Başarı sansı iklim koşullarına büyük ölçüde bağımlı olan tarım sektöründe sağlanan başarılar bile tek başına ekonominin düzelme yoluna girdiğinin işareti sayılabilir. Birçok işyerinde çalışanlara ücretleri zamanında ödenebilir hale gelmiştir. Emeklilere de aylıkları günü geçirilmeden ödenebilmektedir. Bunlar işyerlerinde sağlanan gelişmeler sayesinde mümkün olmaktadır. Elde edilen sonuçlara göre çeşitli sektörlerin gelişmelerinde farklılıklar görülmektedir. Örneği, büyük sanayi işletme işletmelerinde belirli bir gelişme içerisinde oldukları gözlemlenmektedir. Bu gün Adığey'de bu tür iki bin işyeri vardır ve 13 bin kişiyi çalıştırmaktadır. Küçük işletmelerin yarıdan fazlası ticaret ve gıda sektöründe faaliyet göstermektedir. Kayıt dışı olarak bu sektörde 20 bin kişinin daha çalıştığını belirtmek gerekmektedir. Yani Adiğey'in ekonomisine çalışanların yüzde 25'i küçük işletmelerde iş yapmaktadırlar. Büyük ve orta ölçekli işletmelerin sadece bu yıl belirli bir gelişme göstermiş olmalarına rağmen küçük işletmeler son beş yıldır ilerleme içerisindedir. Bunun sebebi de küçük işletmelerin Pazar ilişkilerine daha çabuk uyum sağlayabilmeleri, kolay yönetebilmeleri, ürünlerini çabucak değiştirme imkanına sahip olmaları ve ihtiyaç duyulan yeni ürünleri daha az para ve daha az zamanda üretebilmeleridir. Bu yüzden her yıl üretimlerini artırabilmektedirler. Örneğin 1996 yılında küçük işletmelerin üretimini 100 oranında alırsak, bu oran içinde bulunduğumuz yılda 210'a ulaşmıştır. Orman ürünlerini işleme sektöründeki küçük işletmelerde son zamanlarda hissedilir gelişmeler göstermişlerdir. Onlar 1998 yılında 97 yılının iki katı üretime ulaşmışlardır. Küçük inşaat işletmeleri içinde aynı gelişme söz konusudur. Onların 1995 yılında 13.3 oranında olan üretimleri bu yılın ilk yarısında 35.7 oranına çıkmıştır. Bir hususa dikkati çekmek gerekmektedir. Ücretlerin zamanında ödenebilmesi ve sosyal hizmetlerin düzgün yürütülebilmesi bütçe gelirlerinin düzgün bir şekilde karşılanabilmesine bağlıdır. İşletmelerin ödedikleri payların bütçede önemli bir yere sahip olduğu herkesçe bilinmektedir. Günümüzde küçük işletmeler Adığey'in bütçesinde önemli bir yere sahip olmuşlardır. Örneğin 1998 yılında bu işletmeler bütçeye 52 milyon ruble ( 2 milyon dolar ) katkıda bulunmuşlardır. Bu sektör son beş yılda artan oranlarda bütçeye katkı sağlamaktadır. İçinde bulunduğumuz yılın ilk yarısında da bütçeye 50 milyon ruble katkı yapmışlardır. Yıl sonu itibariyle ne olacağını bilmek mümkün değilse de şimdiden planlamasının % 95 ini gerçekleştirmiş olmaları yıl sonunda hedeflenin üstüne çıkardıklarını göstermektedir. Küçük işletmelerin vergilerini ödemelerine dair son yılda çıkarılan Cumhuriyet yasasında bu gelişmede önemli payı vardır. Cumhuriyetin her yerinde aynı miktarda küçük işletmeler olduğunu ve aynı başarıyı gösterdiklerini söyleyemeyiz. Yılın ilk yarısı itibariyle Cumhuriyet genelinde 2221 küçük işletme bulunmakta olup bunların 1204'ü Maykop'tadır. İkinci olarak 432 ile Tohtomukoy rayonu, 204 ile Maykop rayonu gelmektedir. Şovcen rayonu ise 18 küçük işletmeyle son sırada yer almaktadır. Bu sayılara bağlı olarak Maykop'taki küçük işletmeleri yılın ilk yarısındaki 101 milyon 52 bin rublelik üretimle birinci sırada Tohtomukoy rayonundakiler 35 milyon 414 bin rublelik üretimle ikinci sırada, Tevcoj rayonundaki 192 küçük işletmede 30 milyon 414 bin rublelik üretimle üçüncü sırada yer almışlardır. Sanayi sektöründeki küçük işletmelerin gelişmelerini de sayılarla göstermek gerekirse yılın ilk altı ayı itibariyle büyük ve orta ölçekli sanayi işletmeleri üretimlerini artırmada planda öngörüleni 193.3 oranında sağlamış, küçük işletmeler ise 2.1 katına ulaşmıştır. Peki işletmeler bazında Adığe Cumhuriyeti'nin durumu Kuzey Kafkasya genelinde ne durumdadır? Bunu çeşitli yönlerden ele alarak göstermek mümkündür. Üretim bazında ele alalım. Bu alanda komşu eyaletler ile büyük Cumhuriyetlerin seviyesine ulaşmamız tabi ki mümkün değildir. Buna rağmen işletmelerimiz 1998 yılında 274.1 milyon ruble miktarında üretim yaparak Kuzey Kafkasya'da altıncı sırada yer almışlardır. Kısaca özetleyecek olursak işler tam bir memnuniyet verici düzeye ulaşmamışsa da küçük işletmeler sürekli bir gelişme göstermekte ve bütçeye de olumlu katkılar sağlamaktadırlar. Pazar ilişkilerinde onların yer edinmelerinin daha kolay olduğu göz önüne alınırsa küçük işletmelere gelecekte daha fazla umut bağlamak gerekmektedir. 5 Ekim 1999+''+Nurbiy Sohute

Adığey Anayasası Beş Yaşında

10 Mart 2000 tarihinde Adığey Anayasası'nın kabulünün beşinci yılı nedeniyle Cumhurbaşkanı Aslan Carım'ın yaptığı konuşma metnini bu sayımızda okuyucularımızın bilgisine sunuyoruz. +''+ Adığey Cumhuriyeti Anayasası beşinci yılını doldurmuş bulunuyor. Bir anayasa için bu uzun bir zaman parçası değil ancak onun toplumsal-politik, ekonomik ve hukuksal sonuçlarını değerlendirmemiz, önemli maddelerinin uygulanabilirlik durumlarını anlamamız için yeterlidir sanıyorum. Anayasanın kabulü sadece Adığey'in toplumsal politik yaşamında büyük öneme sahip bir olay olmakla kalmayıp, onun tarihinin parlak sayfalarında da yerini almış bulunmaktadır. Anayasa, Rusya Federasyonu'nun en genç bir ünitesinin devlet yapısına kavuşmasında ve gelişmesinde büyük öneme sahip bir belge olmuştur. Rusya Federasyonu'nu oluşturan her özerk Cumhuriyet, Rusya Federasyonu anayasası temelinde hazırlamış olduğu kendi anayasasına sahiptir. Rusya üniter bir devlet olmayıp federal bir devlettir ve federasyona katılan her cumhuriyetin kendilerine mahsus özellikleri de anayasalarında yer almıştır. Adığey Cumhuriyeti Anayasası da federal devletin hukukunun bir parçasıdır. Rusya Federasyonu'nun birlik prensipleri temelinde merkez ile Cumhuriyetler arasındaki yetki dağılımı onun temelini oluşturmaktadır. Bir çok hukuk bilimcisi Adığey Cumhuriyeti Anayasası'nın dikkat ve titizlikle hazırlanmış önemli bir hukuksal doküman olduğu konusunda görüş belirtmişlerdir. Bugün Adığey Cumhuriyeti Anayasası, cumhuriyetimizin en başta gelen bir hukuksal belgesi olup, onun ekonomisini, sosyal yaşamını ve kültürünü geliştirmede güven duyulan bir temel yasa durumuna gelmiştir. Anayasa demokratik toplum düzeninin oluşumuna önem vermekte ve herkesin makam, mevki, ırk ve dinine bakmaksızın yasa karşısında eşitliğini sağlayan ey yüksek düzeyde bir hukuksal belgedir. Adığey Cumhuriyeti Anayasası sadece onu hazırlayanların teorik bilgileri ve devlet yönetimindeki tecrübelerin birleştirilmesiyle ortaya çıkmış bir belge olmayıp, diğer Rusya cumhuriyetleri ile dış ülkelerin anayasa deneyimlerinden de büyük ölçüde yararlanmıştır. Adığey Cumhuriyeti Anayasası, Rusya Federasyonu Anayasası'nın temel demokratik prensiplerle ilgili olarak koymuş olduğu kurallara bağlı kalmış, onlara yeni temel kurallar ekleme yoluna gitmemiştir. İnsan hak ve özgürlükleri ile ilgili önemli maddeler aynen alınmış ve bu hak ve özgürlüklerin korunup gözetilmesi sorumluluğu toplumdaki tüm güç katmanlarına verilmiştir. Anayasa ve yasalar toplumun her ferdinin haklarını koruduğu ve onlara bir dayanak sağladığı sürece demokrasinin başarısından söz etmek mümkündür. Buna bağlı olarak da toplumun hukuk kültürünün geliştirilmesi, anayasanın öğrenilmesi, vatandaşların onu anlamaları ve kendilerine sağladığı hakları kullanabilir duruma gelmeleri büyük önem kazanmaktadır. Vatandaşların dilek ve kanaatlerinden ilham alarak hazırlanmış olan Adığey Cumhuriyeti Anayasasının cumhuriyetimizin geleceği bakımından tartışılamayacak bazı temel özellikleri vardır. Adığey'in Rusya Federasyonu'na bağlılığı bunlardan biridir. Adığey Federasyonu oluşturan bir birim olarak Rusya Federasyonu Anayasası, Adığey Cumhuriyeti Anayasası ve federasyon sözleşmesi ilkeleri temelinde merkezle ilişkilerini düzenlemekte ve topraklarında Rusya Federasyonu anayasasının en baş yasa olduğunu kabul etmektedir. Devlet organlarının kuruluş şekli ve aralarındaki ilişkilerin belirleniş prensipleri Rusya Federasyonu anayasasının bu konudaki prensipleri ile uyuşmaktadır. Anayasaya göre devlet yasama, yargı ve yürütme gücü olarak yapılandırılmıştır. Anayasamızda bu alanda Rusya Federasyonu anayasasında yer almayan bazı yenilikler mevcuttur. Rusya Federasyonu anayasasına göre sorun yaratan bazı konular anayasamızca çözümlenmiş durumdadır. Örneğin Cumhuriyetimizde bakanlar atanırken Cumhurbaşkanı ile birlikte parlamento da sorumluluk taşımaktadır. Yine Cumhuriyetimizde cumhurbaşkanının parlamentoyu feshetme yetkisi olmadığı gibi parlamentonun da Cumhurbaşkanını görevden alma yetkisi yoktur. Bu sorun gerektiğinde referandumla çözümlenebilmektedir. Anayasa parlamentoya yasa yapma ve denetleme görevleri vermekte, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kuruluna da fevkalade yürütme yetkileri tanımaktadır. Paritet (Halkların parlamentoda eşit sayıda temsil edilmesi) Adığey Cumhuriyeti Anayasasının temel ilkelerinden biridir. Bundan güdülen amaç Cumhuriyeti oluşturan ana halkların (Ruslar ve Adığeler) temsilcilerinin yasama ve yürütme organlarında eşit sayıda yer almalarıdır. Üzüntüyle belirtmek gerekirse bu demokratik prensip Başkentteki (Moskova) kimi politikacılar ve kimi basın organlarınca eleştirilere uğramaktadır. Bu prensibe sadece saldırılmakta, onun temelindeki gerekçeler dikkate alınarak yapıcı eleştiriler yapılmamaktadır. Onlar demokrasiyi sayı ile hesaplamaktadırlar ve onlara göre çoğunluk olan azınlık olana istediğini yaptırabilmeli ve ona görüşünü kabul ettirebilmelidir. Halbuki gerçek demokrasi azınlığın haklarını da koruyabilen demokrasidir. Burada söz konusu olan azınlığın bu toprakların en eski halkı olduğunu ve cumhuriyetin temelini oluşturduğunu da söylemeliyiz. Adığey Cumhuriyeti Anayasasının beş yıllık uygulaması göstermiştir ki paritet toplumsal anlaşma ve uzlaşmanın bir temel unsurudur. Çok uluslu cumhuriyetimizde bir ulusun diğeri üzerinde baskı oluşturmasını önleyen, aşırı eğilimli etnik uçların radikal taleplerini frenleyen bir mekanizmadır. Paritet'ten vazgeçmek, ona karşı olanların politik amaçlarını gerçekleştirmelerine ve Adığey'de huzur ve barışın bozulmasına yol açmak demektir. Paritet Adığey halkının büyük çoğunluğunca iyi anlaşılmıştır. İnsanlarımızın geleceğini umursamayanlara halkımızın destek olmayacağına inanıyorum. Paritet Adığey'in önemli bir demokratik kazanımıdır. Büyük toplumsal ve politik önemi vardır. Onu her halükarda korumalıyız. Federal devlet organlarının teşkilinde federasyon üyelerinin paritet esaslarına göre yer almalarının zamanı da gelmiş bulunmaktadır. Federal yürütme organlarında federasyon birimleri temsilcilerine yeterince yer verildiğini söyleyemeyiz. Rusya eğer bir federal devletse,halklar ve bölgeler kendi istekleri ile bu birliğe katılıyorlarsa, federal devlet organlarının üst kademelerinde onların temsilcilerine neden pek rastlanmamaktadır? İkinci bir sorun ise cumhuriyetimizin iki resmi dili bulunduğunun anayasa hükmü olmasıdır. Bu konuda da gerçeklerle bağdaşmayan bazı haberlere rastlanmaktadır. Rusya Federasyonu anayasasının 68'nci maddesine göre özerk cumhuriyetler kendi resmi dillerini belirleme ve bunu Rusya Federasyonu'nun resmi dili ile birlikte kullanma hakkına sahiptirler. Yine aynı madde, tüm halkların kendi dillerini koruma hakları olduğunu, onu öğrenme ve geliştirme imkanlarının sağlanması gerektiğini belirtmektedir. Cumhuriyetimizin başkanının cumhuriyetin resmi dillerini bilmesi gerektiğine dair anayasa hükmü de yine bu maddeden güç almaktadır. Adığey çok uluslu bir cumhuriyet olup devlet organları çalışmalarını yürütürken bu hususu göz önünde tutmaktadır. Çünkü her halkın kendi dili, tarihi, gelenekleri, moral ve etnik özellikleri ve kültürü vardır. İyi bir toplum düzeni halkların bu zenginliklerinin toplumca pay-laşılabilmesi demektir. Adığey Cumhuriyeti Anayasasındaki halkların eşitliği ilkesi sıradan bir anayasa maddesi değildir. Devlet cumhuriyetimizde yaşayan tüm halkların ortak devletidir. Halklar arasında eşitlik ve birbirine saygı esastır. Bu ilke cumhuriyetimizin sosyal temelini güçlendirmekte, etnik ve dini anlaşmazlıkları önlemekte,bir halkın diğerlerinden üstün olduğu propagandasının yapılmasını yasaklamak-tadır. Geleceğimiz için Adığey Cumhuriyeti barış ve anlaşmayı korumamız, halklar arası kardeşliği sağlamlaştırmamız gerekmekte-dir. Halkların tarihlerini ve kültürlerini bilerek, Rusya'nın Kuzey Kafkasya politikasının yol açtığı felaketleri ve Çeçenistan savaşının sonuçlarını dikkate alarak cumhuriyetimizde iyi insani ve toplumsal ilişkileri canlı tutacak kurumları geliştirmemiz gerekmektedir. Ailenin ve yaşlıların itibarının artırılması, başkalarının görüşlerine saygının geliştirilmesi zorunludur. Kendi ulusal gelenekleri ile yaşayarak uzun bir tarihi yol katetmiş olan Adığe halkı ve Cumhuriyetimizde barış ve anlaşma içerisinde yaşayan Rus, Ermeni, Tatar, Rum, Alman ve diğer halklar asırlardan beri iyilik, yardımlaşma, doğruluk ve birbirine saygı esaslarında yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Bizde atalarımızın bize bıraktıkları bu mirası korumalı ve yaşamımızın temeli haline getirmeliyiz. Bu işin başarılmasına Slavlar Birliği, Adığe Xase ve diğer sivil toplum örgütleri de katkı sağlamalıdırlar. Anayasamızın en önemli maddelerinden biri de Rusya Federasyonu dışında yaşayan soydaşlarımıza tarihi vatanlarına dönme hakkını sağlamış olmasıdır. Bu durum daha ziyade dış ülkelerde yaşayan Adığeleri kapsamaktadır. Yugoslavya'dan Adığelerin getirilmiş olması da anayasanın bu maddesinin bir uygulamasıdır. Geçtiğimiz yıl kabul edilen "Dış Ülkelerde Yaşayan Soydaşlarımıza Yönelik Devlet Politikası" isimli federal yasa da bu sorunun çözümüne büyük katkı sağlayacaktır. Anayasamız bir yönüyle de ulusal mantalitenin asırlar içerisinde oluşturduğu etnik ve moral değerlere dayanmaktadır. 35'nci maddeye göre on sekiz yaşını tamamlamış ve çalışan her kişi, çalışamayan anne ve babasına bakmakla yükümlüdür. Gençler yaşlılara saygı göstermekle, yaşlılarda gençlere değer vermekle yükümlü kılınmışlardır. Adığey Cumhuriyeti Anayasası, kişinin ve toplumun çıkarına uygun olarak serbest pazar ekonomisinin düzenlenmesini öngörmektedir. Cumhuriyetimizde önemli bazı ekonomik yasalar çıkarılmıştır. Ancak anayasa ve yasalar ne kadar iyi ve güzel yazılmış olurlarsa olsunlar bazı çalışmaları yapmadan ekonominin gelişeceğini beklemek doğru olmaz. Doğru hukuki temellere oturtulmuş çalışma hayatı sayesinde insan yaşamı daha iyiye doğru gidebilir. Memnuniyetle belirtmek isterim ki, 1999 yılı ekonomimiz için bir dönüm yılı olmuştur. Uzun yıllardır kötüye gitmekte olan ekonomimiz bu yıl alınan önlemler sayesinde bir parça düzene girmiş ve gelişmelerde göstermiştir. Adığey Cumhuriyeti ekonomik gelişme bakımından Rusya'da ikinci,Kuzey Kafkasya'da birinci sırada yer almıştır. Daha önceki yıllara nazaran geçtiğimiz yıl sanayi malları üretimi %50.4 oranında artmıştır. Geçtiğimiz yılda tarımsal üretimde de artış görülmüş, tahıl, ayçiçeği ve pancar daha fazla üretilmiştir. Hayvan sayısında yıldan yıla görülen azalış durdurulmuş ve bir inekten alınan süt miktarı 2000 kg. aşmış olup bu yıl bu miktarın 2500 kg. Çıkarılması beklenmekte-dir. Burada sanayi üretimindeki bu artışın bütçeye en çok vergi ödeyen kurumlarca sağlandığını da belirtmek gerekmektedir. Bunlar gıda maddeleri imalatı, makine ve metal imalatı, or-man ve ağaç ürünleri imalatı, yakacak maddeleri, enerji ve inşaat malzemeleri imalatı yapan kuruluşlardır. Bütçeye gelir getiren 110 büyük ve orta ölçekli kuruluştan 86'sı,yani % 78'i geçtiğimiz yıl üretim artışı yapmışlardır. Bunların yarıdan fazlası da kar etmiştir. Bu durum kurumların yönetici ve çalışanlarının tüm imkanlarını kullanarak iş yapmakta olduklarını, birilerinin yardımına güvenmeden kendi güçleri ile işlerini başarmayı öğrendiklerini göstermekte-dir. Geçtiğimiz yıl daha fazla vergi toplanması için çaba gösterilmiş ve bir önceki yıla nazaran % 76 oranında daha fazla vergi geliri sağlanmıştır. Böylelikle, merkezden yapılan finans desteğine göre cumhuriyet içi gelir artışı daha fazla olmuştur. İçinde bulunduğumuz yılın ilk iki ayı sonuçlarına göre de cumhuriyetimizde ekonomik gelişme belirli bir düzene girmiş bulunmaktadır. Üretim ve vergi gelirindeki artışlar sosyal sorunların çözümüne daha fazla kaynak aktarılmasını sağlamıştır. Cumhuriyetimizde devlet işlerinde çalışanların ve emeklilerin maaşlara geciktirilmeden belli bir düzen dahilinde ödenebilir bir duruma gelmiştir. 1999 yılında yapılması gereken çocuk yardımları da % 94 oranında ödenmiş ve önceki yıllardan kalan borçlarda azaltıl-mıştır. Geçtiğimiz yıl sağlanan bu gelişmelere rağmen cumhuriyetimiz sosyo-ekonomik yönden daha birçok güçlüklerle karşı karşıyadır. Çözümlenmesi gereken problemler çoktur. Bu sorunların çözümlenebilmesi için bugün her zamankinden daha fazla ileriye bakmalıyız. Serbest pazar ilişkilerini iyi anlamalı ve zamanında isabetli kararlar alabilmeliyiz. Tüm imkanlarımızı en fazla yarar sağlayacak şekilde kullanabilmeliyiz. Yeraltı ve yerüstü doğal kaynaklarımızı,boş duran sanayi işletmelerimizi,boş tarım arazilerimizi faaliyete geçirebilmeliyiz. Yıldan yıla kendi kendimize yeterli olacak bir ekonomiye sahip olmak için çaba gösterme-liyiz. Adığey Cumhuriyeti Anayasası insanların ırk ve dinine bakmaksızın insan hak ve özgürlüklerinden eşit olarak yararlanmaları imkanı tanımaktadır. Yine tüm vatandaşların dilek ve ihtiyaçlarını karşılamayı, yasalara saygıyı,hukuk düzenini,halklar arasında anlaşma ve barışı korumayı öngörmekte,insanlarımızın kendi istekleri ile Rusya Federasyonu'na katıldıklarını ve onun birliğini istediklerini dile getirmekte-dir. Tüm bunlarla birlikte anayasamız hiç değiştirilmesi gerekmeyen bir belge de değildir. Toplum yaşamında değişmeler oldukça anayasada da değişiklikler yapılabilir. Bunun nasıl yapılacağı da yine anaya-samızda yazılıdır. Bu amaçla cumhuriyetimizde özel bir komisyon oluşturulmuş olup yaptığı çalışmaların sonucunu cumhurbaşkanına ve parlamentoya iletecektir. Ama bugün hepimizin kabul ettiği bir sonuç vardır ki oda şudur: Toplumumuzda dirlik ve düzenin sağlanması için gerekliliği zaman ve şartlarca da kanıtlanmış olan kimi önemli anayasa maddeleri değiştirilmeden ileride de korunmalıdır. Bugünlerde Rusya'da cumhurbaşkanı seçimi kampanyası tüm ülkede yaygınlaşmış durumdadır. Herkes kendi istediği adaya oyunu vermelidir. Halkımızın isteği ile seçilecek olan başkanın Rusya'nın geleceği bakımından büyük önemi vardır. Adığe Cumhuriyeti'nde seçimlerin serbestçe yapılması ve herkesin istediği adaya oyunu verebilmesi için tüm hazırlıklar yapılmıştır. Saygıdeğer arkadaşlarım. Adığey Cumhuriyeti Anayasası, Adığey'de yaşayan halkların istekleri doğrultusunda, toplumumuzun sosyo-ekonomik, politik, kültürel sorunlarının çözümüne imkanlar tanımaktadır. Adığey Cumhuriyeti, parlamentosu, bakanlar kurulu ve yerel yönetimleri işbirliği ile çalışarak anayasanın verdiği görevleri eksiksiz yerine getirecektir. Adığey Cumhuriyeti'nde yaşayanların layık oldukları yaşam seviyesini sağlamak için çalışmalarını artırarak sürdüreceklerdir. Teşekkür ederim. [15 Mart 2000 tarihli Adığe Mak gazetesinden çeviren: ibrahim Çetaw]  +''+Aslan Carım

Rusya Federasyonu’nda Bir Federe Cumhuriyet Ekonomisinin Öyküsü: Adigey

Kuzeybatı Kafkasya'da bulunan Adigey Cumhuriyeti Rusya Federasyonu içinde yer alan 21 federe cumhuriyetten biridir.1 7.800 km² yüzölçümü ve 450.000 nüfuslu bu küçük cumhuriyetin yalnızca yüzde 27'sini Adigeler oluşturmaktadır.² 1860'da kurulan ve Çarlık Rusyası ile yaşanan savaş nedeniyle ancak iki yıl yaşayabilen ilk devlet deneyiminden sonra 27 Temmuz 1922'de oluşturulan Adigey Özerk Bölgesi, 1924'de kadar Kuban-Karadeniz Eyaleti'ne, 1934'de kadar Kuzey Kafkasya Eyaleti'ne, 1937'ye kadar Azov-Karadeniz Eyaleti'ne ve 1991'e kadar Krasnodar Eyaleti'ne bağlı olmuştur. Adigey Özerk Bölgesi Meclisi 5 Ekim 1990'da Cumhuriyet olma kararını almış ve Rusya Federasyonu Yüksek Meclisi bu kararı 3 Temmuz 1991'de kabul etmiştir.³ +''+ 4 Mart 2001 Genel Seçimleri Öncesi Şovenist Hareketler Adigey Cumhuriyeti'nde 4 Mart 2001'de parlamentonun yenilenmesi için genel seçimler ve 2002'de Devlet Başkanlığı seçimi yapılacaktır.4 Sovyet sistemine göre toprakların tarihsel (asıl) sahibi olan milletler için uygulanan kota sistemi nedeniyle, yerel halk nüfus olarak azınlık olsa bile yerel hükümeti yönetiyordu. Söz konusu sistemin Rusya Federasyonu'nda yer alan federe cumhuriyetlerde de devam etmesi bu cumhuriyetlerde yaşayan Slavlardan (Rus, Ukraynalı, Kosak) destek alan şovenist hareketleri artan ölçüde rahatsız etmektedir.5 Adigey'de yaşayan Slavlar tarafından desteklenen Adigey Slavlar Birliği, Adigelerin ülke nüfusunun azınlığını oluşturmalarına rağmen devlet kontrolünü ellerinde bulundurmalarını kabul etmemektedir. Bu nedenle, Adigey'de seçim bölgelerinin tümünde milletvekili adayı gösteren Adigey Slavlar Birliği yayınladığı seçim bildirgesinde aşağıdaki sözlere yer vermiştir: "Rusya tek bir devlettir. Adigey kanunlarının federasyon kanunlarına uygunluğu için çalışma yapılması gerekmektedir. Hepimiz aynı haklara sahip olmalıyız. Adaletsiz seçim sistemini ve vatandaş haklarını kişilerin milliyetlerine bakarak veren kanunları en kısa sürede kaldırmak gerekmektedir. Her milletten vatandaşa aynı haklar sağlamalıdır. Ekonomide ve devlet kurumlarındaki kadrolaşma değiştirilmelidir. Yerel yönetim her türlü hakka sahip olmalı ve halka her türlü sorunun çözümünde referandum hakkı tanınmalıdır."6 Demokratik eşitlik itibariyle haklı gibi görünen söz konusu bu tezler, Slavların Adigey'e Çarlık Rusyası devleti tarafından yerleştirildiği göz önüne alınırsa demokratik-sosyal eşitlik itibariyle antidemokratiktir. Ülkedeki Slav şovenizmine karşı Adige aydınları tarafından desteklenen Adigey Devlet Başkanı Aslan Carımov, Rusya Federasyonu'nun ve Adigey Cumhuriyeti'nin federatif yapısının budanarak üniter bir yapıya dönüştürülmesinin kabul edilemeyeceğini ve bu durumun Rusya Federasyonu için tehlikeli bir gelişme olacağına dikkat çekmektedir.7 Adigey'de genel seçim sonrası dikkate alınması gereken diğer potansiyel gelişme de Adigey, Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes Cumhuriyetleri arasında oluşturulmuş olan Ortak Danışma Kurulu'na (Sovyet'ine) yeniden işlerlik kazandırılmasının ve bu üç kardeş cumhuriyet arasındaki ilişkilerin devlet düzeyinde de yakınlaşmasının beklenmesidir.8 Kuzeybatı Kafkasya'da bulunan üç federe cumhuriyet arasında oluşabilecek bir ittifakın Kuzey Kafkasya ve Rusya Federasyonu içindeki dengeleri yeniden değiştireceği düşünülmelidir. Rusya Federasyonu Ekonomik Krizinin Adigey'e Yansımaları 1998'de Rusya Federasyonu'nda meydana gelen ekonomik kriz ile birlikte ülkedeki bankacılık sistemi ve ödemeler sistemi çökmüş, dış ticarette akreditif işlemleri azalarak barter ön plana çıkmaya başlamış, toptan satışlar azalmış, spekülatif yabancı sermaye ülkeyi hızla terk etmiş, ithalatın kısılması ürün sıkıntısını yaratmış, işçi çıkartmaları artmış ve orta sınıf büyük darbe almıştır.9 Söz konusu bu durum, Adigey'de üretim düşüşüne ve sosyal alanda halkın alım gücünün azalmasına yol açmıştır.10 Ancak, özellikle gıda ve gıda işleme sektörlerine olumlu yönde yansımıştır. Nitekim, ekonomik kriz karşısında Adigey Devlet Başkanı Aslan Carımov "Kendi güçlerimize dayanmamız hayatta kalabilmenin ana yoludur" mesajını vererek Adigey ekonomisinin hedefini ortaya koymuş ve yerli üretime destek verdiğini açıklamıştır. Kriz nedeniyle ithal mal fiyatlarında meydana gelen hızlı artış, Rusya Federasyonu halkını yerli gıda mallarına yöneltmiştir. Söz konusu yöneliş, Adigey gıda ve gıda işleme sektörünün canlanmasına neden olmuş, hem üretim artışını hem de bütçe ve bütçe dışı fonlara giden vergilerde artışı sağlamıştır."11 Böylece 1999'da, özellikle konserve, bira, karton, redaktör, makine ve süt fabrikalarının üretimlerinde sağlanan artış ile Adigey'de sanayi üretiminin büyüme hızı Rusya Federasyonu'nda ikinci, Kuzey Kafkasya Ekonomik Bölgesi'nde birinci olmuştur.12 Sanayi üretimindeki artış bütçeye en çok vergi ödeyen kurumlarca sağlanmıştır. Bu sektörler gıda maddeleri imalatı, makine ve metal imalatı, orman ve ağaç ürünleri imalatı, yakacak maddeleri, enerji ve inşaat malzemeleri imalatı yapan kuruluşlardır. Bütçeye gelir getiren 110 büyük ve orta ölçekli kuruluştan 86'sı (yüzde 78'i) 1998'de üretim artışı gerçekleştirmiştir. 1999'da daha fazla vergi toplanması için çaba gösterilmiş ve 1998'e göre yüzde 76 oranında daha fazla vergi geliri sağlanmıştır.13 Adigey'de Tarım SSCB'nin dağılması sonrası Adigey'de gerçekleştirilen ekonomik reformlarla tarımsal üretimde gerileme durdurulmuş ve son yıllarda hem ekilen alanlarda hem de hektardan alınan verimde büyüme sağlanmıştır.14 Böylece 1999'da -1998'e göre tahılda yüzde 31, şeker pancarında yüzde 230, patateste yüzde 140 üretim artışı sağlanmış ve 1999'da 333,4 bin ton tahıl, 85,1 bin ton şeker pancarı, 77,3 bin ton patates ve 81 bin ton ayçiçeği üretilmiştir. 1999'da Adigey'de hayvancılık sektöründe de olumlu gelişmeler olmuştur. Canlı büyükbaş ve kümes hayvanlarının satışında 1998'e göre yüzde 3,5 artış gerçekleşerek 20,5 bin ton satış olmuştur. Süt üretimi yüzde 4 artarak 110 bin ton, yumurta üretimi ise yüzde 150 artarak 80,4 milyon adet gerçekleşmiştir. 2000 yılında Adigey'de çiftçiye devlet desteği devam etmiştir. Tarım sektörüne devlet desteği, tarımsal mal üreticilerinin işbirliğinin sağlanması, tarım sektöründe leasing sisteminin yerleşmesinin yardımcı olunması, toprağın kullanımına ilişkin yasal düzenlemelerin yapılması ve yeni sistemin yerleşmesinin sağlanması, köylerde sosyal yaşama yardımcı olunması konularında olmaktadır.15 Adigey'de Yatırım Adigey Cumhuriyeti'nde yapılacak yatırımların başarısı Rusya Federasyonunun Kuzey Kafkasya Bölgesi'nin siyasi, uluslararası ve sınır problemlerinin başarılı bir şekilde çözülmesine bağlıdır. 2000 yılında Adigey Cumhuriyeti'nde yatırımlarda canlanma yaşanmaktadır. 1999'da federal ve cumhuriyet yatırım programlarında öngörülen finansmanın sağlanması olumlu bir faktör olmuştur. Ayrıca, Çernobil Nükleer Santralı kazasının yarattığı sorunların ortadan kaldırılması için federal bütçeden sağlanan ek finansman Adigey'in yatırım ve büyüme hedeflerinin gerçekleşmesine katkıda bulunmuştur. Adigey Cumhuriyeti Maliye Bakanlığı, "2005 Yılına Kadar Kuzey Kafkasya Ekonomik Bölgesi'nin Sosyal, Siyasi ve Ekonomik Gelişmesi" adındaki program çerçevesinde Adigey'in temel hedeflerini içeren programı uygulamaktadır. Günümüzde, 2002 ve 2006 yılları için Adigey Cumhuriyeti'nin sosyal ve ekonomik gelişmesine yönelik bir program da hazırlanmaktadır. "Adigey Cumhuriyeti'nde Gerçekleştirilecek Yatırımlar" kanununa göre Adigey'de yapılan yatırım projelerine ayrılan finansman için bankalara bir takım muafiyetler verilmektedir. Ancak, yatırım projeleri için çağırılan ticari bankalar böyle bir durumda seyredici bir pozisyon almaktadırlar. Adigey Cumhuriyeti Devlet İstatistik Komitesi'nin bilgilerine göre, 1999'da işletmelerin verimlilik artışı yüzde 6,5'dur. Yüksek faiz oranlarından dolayı yatırım ihtiyaçlarının karşılanmasında banka kredileri çok az kullanılmaktadır. Bundan dolayı Adigey Cumhuriyeti Maliye Bakanlığı yatırım projelerinin gerçekleştirilmesinde destek vermektedir.16 Adigey Cumhuriyeti'nin Yabancı Sermayeye Bakışı Adigey Cumhuriyeti, özellikle üretim artışı ve sanayi tesislerinin teknik donanımlarının yenilenmesi amacına yönelik yabancı sermayenin ülkeye yatırım yapmasını ekonomik politikanın temel ilkesi olarak kabul etmektedir. Adigey'de yabancı sermaye ile kurulan "Lokoil-Adige Ltd. Motor Yağı Ambalajlama Tesisi" ve polipropilen çuval üreten "Kurmel-Gül Sentetik Ambalaj Sanayisi Maykop Ltd."faaliyettedir. Komennomostsky'de inşası süren doğalgaz boru hattının tamamlanmasından sonra doğalgaz kullanımının Maykop (Miyeguape) bölgesinde yerel hammaddeleri kullanılması bazında inşaat malzemeleri sanayisini canlandıracağı düşünülmektedir. Ayrıca, söz konusu doğalgaz boru hattı ile Adigey'in doğalgaz alt yapısı tamamlanacaktır. Bu durumun ülkenin sosyal refahını arttıracağı gibi kış turizmine de katkı sağlaması beklenmektedir.17 Girişimcilik Adigey ekonomisinin gelişmesinde büyük rol oynayan küçük ve orta ölçekli işletmeler devlet tarafından desteklenmekte ve piyasa ekonomisinin oluşturulması için kayıt dışı çalışan küçük ve orta ölçekli işletmelerin de yasalar çerçevesinde çalışması teşvik edilmektedir.18 SSCB'nin dağılması sonrası 1990'lı yıllarda küçük ve orta ölçekli işletmelerin sayısı ve çalışanların miktarı artmıştır. Böylece, 1994 yılında Adigey'de çalışanlardan yüzde 13'ü küçük ve orta ölçekli işletmelerde çalışırken 2000'de bu oran yüzde 23'e çıkmıştır. Adigey'de piyasa ekonomisinin daha iyi yerleşebilmesi, küçük ve orta ölçekli işletmelerin gelişebilmesi için Ekim 1999'da "Adige İşadamları Konferansı" düzenlenmiştir. Söz konusu konferansta küçük ve orta ölçekli işletmelerin desteklenmesi yönünde alınan karar "Adigey Cumhuriyeti'nin küçük ve orta ölçekli işletmelerinde devlet desteğinin [ sağlanması" başlığı altında Adigey Devlet Başkanlığı kararına yansıtılmış ve 2000 yılında Adigey Cumhuriyeti'nin bütçesine küçük ve orta ölçekli işletmelerin desteklenmesi için 3,5 milyon ruble ek ödenek konmuştur. Bu miktar, 1999'a göre 7 kat daha yüksektir.19 Tüketim Piyasası Rusya krizinden sonra ithal mal fiyatlarının hızlı artışı ithalatın kısılmasına ve tüketicinin yerli mallara dönmesine yol açmıştır. Böylece Adigey'de yerli sanayinin kalkınması için doğal koşullar oluşmuştur. Adigey'de tarımsal üretim artışı ve gıda işleme sanayisinin gelişmesi sayesinde genelde halkın temel gıda ihtiyaçları karşılanmaktadır. Bununla birlikte, Adigey'de kişi başına tüketim harcamaları 4,6 bin ruble ile Kuzey Kafkasya Bölgesi'nin en düşük seviyesine sahiptir. Adigey'de kişi başına tüketim harcamaları Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti'nden biraz daha düşük iken Krasnodar ve Stavropol eyaletlerinden iki kat daha düşüktür. Ancak, sözkonusu veriler ekonominin kayıtlı kısmını kapsamaktadır. Günümüzde Adigey'de mal arzının büyük kısmı yasa çerçevesinin dışında kayıtdışı ekonomide bulunmaktadır. Perakende mal arzının büyük bölümünün kayıtdışı gerçekleşmesi, ticari işletmelerin ve işadamlarının gerçek rakamlarını saklamaları kayıtdışı ekonominin büyüklüğünü ortaya koymaktadır. Adigey'in mevcut kayıtdışı ekonomisinin kayıt altına alınması için vergi ve kontrolü kuvvetlendirecek önlemler alınmalıdır. Günümüzde alkollü malların üretimi ve satışlarını sabitleyip kalitesinin kontrolünü yükseltmek ve böylece vergi tahsilatının yükseltilmesi amaçlanmaktadır. 1999 Aralık sonunda Maykop (Miyeguape) kentinde 25 çeşitten oluşan temel gıda paketinin fiyat düzeyi 522 rubledir. Sözkonusu fiyat düzeyi paketi, Rusya Federasyonu ortalamasından yüzde 7,4 daha düşüktür. Ancak, Krasnodar'dan yüzde 4,9 (479,81 ruble) daha yüksektir. Adigey'de 11 temel gıda ürününün 6'sının fiyat düzeyi Kuzey Kafkasya Bölgesi ortalamasından daha düşüktür.20 Sonuç Rusya Federasyonu içerisinde bir federe cumhuriyet olan Adigey Cumhuriyeti, Kuzey Kafkasya'da yaşanan çatışmaların dışında, ılıman iklimi, verimli toprakları ve yabancı sermaye girişini sağlayan sanayisi ile bir istikrar bölgesidir.21 Bu nedenle Adigey, Rusya Federasyonu içinde emeklilerin tercih ettiği yerleşim yerlerinden biri olmuş ve Adigey nüfusunun yüzde 28'ini (125.000) emekliler oluşturmuştur. Bu oran, Rusya Federasyonu ortalamasının on katıdır.22 19. yüzyılda Çarlık Rusyası ile yaşanılan savaş sonrası nüfusunun yüzde 95'ini soykırım ve zorunlu göçten oluşan etnik temizlik ile kaybeden Adigeler, küçük cumhuriyetlerinin yeni bir çatışma karşısında -Wubıhlar gibi- tamamen silinebileceğinin farkındadır. Bu nedenle Adigey yönetimi, Rusya'nın federatif yapısını savunarak bağımsızlığını güçlendirmek çabasındadır.23   1998 Rusya krizinden sanayisini güçlendirerek çıkan Adigey Cumhuriyeti, SSCB'nin dağılması sonrası merkez ile federe birimler arasında imzalanan Yetki Paylaşımı Anlaşması ile kazandığı haklarla diğer devletlerle ilişkiler kurarak dünyaya açılmaya ve ekonomisini de bu yönde yenilemeye başlamıştır. Böylece Adigey, Kuzeybatı Kafkasya'nın ve Karadeniz'in bir parçası olduğu kadar Güneydoğu Avrupa'nın da parçası olduğunun farkına varmaya başlamıştır. Adigey, 1990'lı yılların başından itibaren Türkiye'nin de dahil olduğu Batı Avrupa ile her düzeyde ilişkilerini geliştirmiş, bu ülkelerle dış ticaret hacmi giderek büyümüş ve Batı sermayesi artan oranda bu ülkeye girmeye başlamıştır.24 Turizm, hayvancılık, tarım, gıda işleme sektörlerine dayalı olan ülke ekonomisinin en önemli sorunu olan finansman darboğazının giderilebilmesi için yabancı sermaye girişi teşvik edilmektedir. Yabancı sermayenin yeterli düzeyde girişi ve ekonomik işbirliğinin oluşturulması halinde, olumsuz koşullarda düzelme olabileceği düşünülmektedir. SSCB'nin dağılması sonrası Sovyet coğrafyasını öğrenmeye başlayan Türkiye, Rusya Federasyonu'nun yalnızca Ruslardan oluşmadığını artık dikkate almalıdır. Rusya Federasyonu'nun toprak bütünlüğü ve yasaları çerçevesinde gerek Adigey ve gerekse diğer federe cumhuriyetlerle ikili ilişkilerin geliştirilmesi hem Ankara hem de Moskova için yararlı olacaktır. Ankara, özellikle Avrupa ve Orta Doğu ülkelerinin yaptığı gibi, Rusya Federasyonu'nu oluşturan federe cumhuriyetler ile merkez arasında imzalanan Yetki Paylaşımı Antlaşması'na dayanarak federe cumhuriyetler ile ilişkilerini geliştirebilir. Çünkü söz konusu antlaşma, federe cumhuriyetleri siyasi ve askeri alanlar dışındaki alanlarda, ekonomik, sosyal ve kültürel konularda diğer ülkelerle ve uluslararası kurumlarla ilişki kurmada serbest bırakmakta ve anlaşmalar kurma yetkisini tanımakta, ticari temsilcilik açma yetkisini vermektedir. DİPNOTLAR: 1 SSCB'nin Aralık 1991'de dağılmasından sonra Kafkasya'da: Kuzeybatıdan kuzeydoğuya doğru Krasnodar ve Stavropol Bölgesi (Kray'ı), Adigey, Karaçay-Çerkes, Kabardey-Balkar, Alanya (Kuzey Osetya), Inguşetya, -de facto bağımsız- Çeçenistan (İçkeriya) ve Dağıstan Federe Cumhuriyetlerini kapsayan Rusya Federasyonu yer almaktadır. Güneybatıdan güneydoğuya doğru -de facto bağımsız -Abhazya, Acaristan ve özerk bölge statüsü kaldırılmış, de facto Alanya ile birleşmiş Güney Osetya'yı kapsayan Gürcistan; Nahçıvan ve -Ermenistan işgali altında bulunan, Azerbaycan tarafından özerk bölge statüsü kaldırılmış- Dağlık Karabağ'ı kapsayan Azerbaycan ve Ermenistan bulunmaktadır. Kuban nehri bölgenin kuzey sınırını, Aras nehri ise bölgenin güney sınırını oluşturmaktadır [Rusya Federasyonu'nun idari yapısında ve Kuzey Kafkasya Ekonomik Bölgesi'nde Don nehri Kafkasya'nın kuzey sınırı olarak alınmıştır. Böylece Rostov vilayeti (Oblastı) Kafkasya içinde bırakılmıştır. Ancak, 23 Haziran 2000'de Rusya Federasyonu yedi bölgeye ayrılmış ve Kuzey Kafkasya Federe Bölgesi'nin adı Güney (Yujniy) Bölgesi olarak değiştirilmiştir. Söz konusu yeni bölgeye, eski idari birimler yanında Kalmukya Cumhuriyeti ve Volgagrad vilayeti bağlanmıştır. Böylece "Kuzey" terimi ortadan kaldırılmış, "Güney" terimi benimsenmiştir. Bölgenin coğrafi alanı Rusya'nın içlerine doğru büyültülerek, Rus nüfusun yerel halklara oranı arttırılmıştır]. 2 Adigey nüfusunun etnik dağılımı: % 27 Adige, % 30 Rus, % 15 Kosak, % 15 Ukraynalı, % 2 Ermeni, % 11 diğer (Toplam 50 farklı etnik grup). Adigey'de Adigeler ve Ahıska Türkleri Müslüman (sunni-hanefi), diğer etnik gruplar Hıristiyandır (doğu ortodoks). (Discover Adyghea, Adygheatourist State Company, Finland, 1996, s. 3; Rusya Federasyonu'nda ve Transkafkasya'da Etnik Çatışmalar, Hazırlayan: Fahrettin Çiloğlu, Sinatle Yay., Istanbul 1998, s. 70). 3 A. A. Carımov, Özerklikten Cumhuriyete Adige, T.C. Dışişleri Bakanlığı TIKA Yay., Ankara, 1996, s. 9-16, 26, 27; Adigey Cumhuriyeti'nin 9. kuruluş yıldönümü nedeniyle Adigey Parlamento Başkan Yardımcısı Adam TI'iuju ile yapılan söyleşi, Adige Mak, Maykop, 4.10.2000, Röportaj: Hazret Gogo, Çev: I. Çetao. 4 Yürürlüğe giren yeni seçim yasasına göre Adigey Parlamentosu iki ayrı kanattan oluşan 54 milletvekilinden oluşacaktır. Milletvekillerinden 27'sini Adigey'i oluşturan 9 yönetim biriminden (2 kent ve 7 ilçe) her biri 3'er milletvekili seçerek oluşturacaktır (Kentler: Maykop, Adigekale. İlçeler: Cace, Koşable, Krasnagvardeysk, Maykopski, Tohtomukuay, Tevucoj, Sevucen). Buna göre Adigekale, Tevucoj ve Sevucen'de her 4 bin kişiye, Cace'de her 8 bin kişiye, Koşable ve Krasnagvardeysk'de her 7 bin kişiye, Maykopski'de her 15 bin kişiye, Tohtomukuay'da her 16 bin kişiye, Maykop'da ise her 44 bin kişiye bir milletvekili düşmektedir. Geri kalan 27 milletvekilliği ise toplam seçmen nüfusu 27 eşit parçaya bölünerek seçilecektir. Buna göre kent ve ilçelere düşen milletvekili sayısı şöyle olacaktır: Adigekale 1, Cace 2, Koşable 2, Krasnagvardeysk 2, Maykopski 4, Maykop kenti 10, Tohtomukuay 4, Tevucoj 1, Sevucen 1. Adigey Cumhuriyeti için önem arzeden Adige ve Rusların parlamentoda eşit temsili (paritet)'nin bu sistemle korunabilmesidir. (Adyge Press, Maykop, 21.12.2000, Çev: I. Çetao) 5 Adigey'in güneyinde bulunan ve 1 'de Gürcistan'dan tek yanlı ayrılarak bağımsızlığını ilan eden Abhazya Cumhuriyeti'nde de 10 Mart 2001'de yerel yönetim seçimi yapılacaktır. Abhazya anayasasına uygun olarak 98 yılında üç yıl için seçilen yerel yönetimler görev sürelerini 2001'de tamamlamaktadır. [Kuzey Kafkasya Dergisi, Nalçık; Ocak 2000, No: 4 (510), Çev: D. Çetao] 6 Adyge Press, Maykop, 22.02.2001, Çev: I. Çetao 7 A. Carımov, 26.12.2000'de Maykop'da "Bin Yıldan Bin Yıla Geçiş" adlı toplantıda federatif sisteme değinmiş ve şu sözlere konuşmasında yer vermiştir: "Ülkede federalizmi budayıp üniterizme gidilmesi gerektiği görüşlerini asla kabul edemeyiz. Bu yol, Rusya Federasyonu için tehlikelerle doludur. Ülkemizi güçlendiren ve tarihinde düştüğü zor durumlardan başarı ile çıkmasını sağlayan onun çok uluslu halklarıdır. Bölgesel ve etnik farklılıkları dikkate alarak, halkların kültürlerini geliştirerek devletimizi güçlendirebiliriz. Merkezde oturan, düzenden değil bozgundan yana olan, pay kapmaya ve koltuğa alışmış kimi politikacılar bölgesel farklılıkları göremeyebilirler ve anlayamayabilirler. Ancak, bizler yani merkez dışında yaşayanlar bu gerçeklerin açıkça farkındayız ve kısa zamanda da değişmeyeceğini biliyoruz. Adigey halkı on yıl önce mevcut yasaların kendisine tanımış olduğu hakkı kullanarak statüsünü yükseltmiş ve doğrudan Rusya Federasyonu'na katılan bir birim haline gelmiştir. Bunun gereği olarak üst yönetim organlarımız için seçimler yapmamız, anayasamızı kabul etmemiz, devletimizin bayrağını, armasını ve marşını kabul etmemiz bizi zayıflatmayıp aksine dayanışmamızı güçlendirmiştir Kuzey Kafkasya'nın ve Rusya'nın birçok yerinde görülen kötü gelişmeler cumhuriyetimizde meydana gelmemiştir Dostluk, halklar arası anlayış ve güven büyük bir sınavdan geçmiştir (...) Özerklik döneminde ülkemizin temelini atmış olanlara, Cumhuriyet döneminde birinci dönem milletvekilliği yapmış olup Adigey'in anayasa ve yasalarını kabul etmiş olanlara, ikinci dönemde milletvekili olup yasama çalışmalarını daha ileri götürmüş olanlara burada teşekkür ediyoruz. Mart 2001'de iki kanattan oluşan parlamentomuzu da oluşturduğumuzda parlamenterizmin demokratik prensiplerinde gelişmeler sağlamış olacağız. Bu da federalizmi güçlendirmek için yeni arayışlar içinde olduğumuzun bir kanıtı olacaktır. " (Adige Mak, Maykop, 15.03.2001, Çev: I. Çetao). A. Carımov, 10 Mart 2000'de Maykop'da Adigey Anayasası'nın kabulünün beşinci yılı nedeniyle düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmada da Adigey'deki şovenist eğilimlere değinmiştir: "Rusya Federasyonu'nu oluşturan her federe Cumhuriyet, Rusya Federasyonu Anayasası temelinde hazırlamış olduğu kendi anayasasına sahiptir. Rusya Federasyonu üniter bir devlet değildir. Federal bir devlettir ve federasyona katılan her cumhuriyetin kendisine mahsus özellikleri de anayasalarında yer almıştır. Adigey Cumhuriyeti Anayasası da federal devletin hukukunun bir parçasıdır. Rusya Federasyonu'nun birlik prensipleri temelinde merkez ile cumhuriyetler arasındaki yetki dağılımını onun temelini oluşturmaktadır. Birçok hukuk bilimcisi Adigey Cumhur9yeü Anayasası'nın dikkat ve titizlikle hazırlanmış önemli bir hukuksal doküman olduğu konusunda görüş belirtmişlerdir (....) Paritet (Halkların parlamentoda eşit sayıda temsil edilmesi) Adigey Cumhuriyeti Anayasası'nın temel ilkelerinden biridir. Bundan güdülen amaç Cumhuriyeti oluşturan ana halkların (Ruslar ve Adigeler) temsilcilerinin yasama ve yürütme organlarında eşit sayıda yer almalarıdır. Üzüntüyle belirtmek gerekirse bu demokratik prensip başkentteki (Moskova) kimi politikacılar ve kimi basın organlarınca eleştirilere uğramaktadır. Bu prensibe sadece saldırılmakta, onun temelindeki gerekçeler dikkate alınarak yapıcı eleştiriler yapılmamaktadır. Onlar demokrasiyi sayı ile hesaplamaktadırlar ve onlara göre çoğunluk olan azınlık olana istediğini yaptırabilmeli ve ona görüşünü kabul ettirebilmelidir. Halbuki gerçek demokrasi azınlığın haklarını da koruyabilen demokrasidir. Burada söz konusu olan azınlığın bu toprakların en eski halkı olduğunu ve cumhuriyetin temelini oluşturduğunu da söylemeliyiz. Adigey Cumhuriyeti Anayasası'nın beş yıllık uygulaması göstermiştir ki paritet toplumsal anlaşma ve uzlaşmanın bir temel unsurudur. Çok uluslu cumhuriyetimizde bir ulusun diğeri üzerinde baskı oluşturmasını önleyen, aşırı eğilimli etnik uçların radikal taleplerini frenleyen bir mekanizmadır. Paritet'den vazgeçmek, ona karşı olanların politik amaçlarını gerçekleştirmelerine ve Adigey'de huzur ve barışın bozulmasına yol açmak demektir. Paritet Adigey halkının büyük çoğunluğunca iyi anlaşılmıştır. İnsanlarımızın geleceğini umursamayanlara halkımızın destek olmayacağına inanıyorum. Paritet, Adigey'in önemli bir demokratik kazanımıdır. Büyük toplumsal ve politik önemi vardır. Onu her halükarda korumalıyız." (Adige Mak, Maykop, 15.03.2000, Çev: I. Cetao). 8 Rusya Federasyonu Basın Günü nedeniyle gazetecilerle sohbet toplantısı düzenleyen Adigey Devlet Başkanı Aslan Carımov'a "Adigey, Kabardey-Balkar, Karaçay-Çerkes Cumhuriyetleri parlamentoları arasında oluşturulan Sovyet'in kesintiye uğramış olan çalışmalarının 4 Mart 2001 'de yapılacak olan yeni parlamento seçimleri sonrasında canlandırılıp canlandırılamayacağı" sorulmuştur. Bu soruyu A. Carım şöyle cevapladı: "Üzüntü ile belirtmek gerekirse Karaçay-Çerkes'de meydana gelmiş olan olaylar parlamentolar arası ortak danışma kurulundan (Sovyet'ten) beklentilerimizin yeterince gerçekleşmemesine neden olmuştur. Şimdi Karaçay-Çerkes parlamentosu yenilenmistir. 4 Mart'da Adigey parlamentosu da yenilenecektir Söz konusu kurulu (Sovyet'i) yeniden canlandırabiliriz. Bu konuda şahsen üzerime düşeni yapacağım". Adyge Press, Maykop, 02.01.2001, Çev: I. Çetao. 9 1998 Rusya Federasyonu Ekonomik krizi için bkz: Dr. Mensur Akgün, Turan Aydın, Türkiye-Rusya İlişkilerindeki Yapısal Sorunlar ve Çözüm C7nerileri, TÜSIAD Yay., İstanbul, 1999, s. 147-165. 10 A. Carımov'un 26.12.2000'de Maykop'da "Bin Yıldan Bin Yıla Geçiş" adlı toplantıda yaptığı konuşma. 11 Adigey Cumhuriyeti'nin 1999 Yılı Sosyal ve Ekonomi Geliştirme Sonuçlan ve 2000 Yılına Yönelik Amaçları, Adigey Cumhuriyeti Maliye Bakanlığı Raporu, 2000, Maykop, s. 1.; A. Carımov'un 10 Mart 2000'de Maykop'da Adigey Anayasası'nın kabulünün beşinci yılı nedeniyle düzenlenen toplantıda yaptığı konuşma. 12 Kuzey Kafkasya Ekonomik Bölgesi'nin olağan toplantısı 2 Şubat 2001'de Maykop'da yapılmıştır. Toplantıya Adigey, Kaberdey-Balkar, Kalmukya, Karaçay-Çerkes, Alanya (Kuzey Osetya), Çeçenya, Abhazya Cumhuriyetleri ile Krasnodar ve Stavropol Eyaletleri, Rostov ve Lugans vilayetlerinin yöneticileri, Rusya Federasyonu'nun Güney Rusya Temsilcisi Viktor Kazantsev, Kuzey Kafkasya Askeri Bölgesi Komutanı Genadi Trasov, Rusya Federasyoonu Tarım Bakan Yardımcısı Anatoli Mihaylev katılmışlardır. (Adyge Press, Maykop, 03.02.2001, çev: I, çetao) 13 A. Carımov'un 10 Mart 2000'de Maykop'da Adigey Anayasası'nın kabulünün beşinci yılı nedeniyle düzenlenen toplantıda yaptığı konuşma. 14 Rusya Federasyonu'nda toprak yasasının değiştirilerek toprağın özelleştirilmesi girişimlerine Adige aydınları karşı çıkmaktadır. Toprağın özelleştirilmesi halinde Adigey topraklarının Adige kökenli olmayanların eline geçeceği korkusu aydınlar arasında yaygın bir düşüncedir. (Aslanbiy Kuas, "Toprağın Sahibi Ülkenin de Sahibidir", Adige Mak, Maykop, 21.06.2000, Çev: I. Çetao). 15 Adigey Cumhuriyeti'nin 1999 Yılı Sosyal ve Ekonomi Geliştirme Sonuçlan ve 2000 Yılına Yönelik Amaçları, s. 4, 5. 16 Adigey Cumhuriyeti'nin 1999 Yılı Sosyal ve Ekonomi Geliştirme Sonuçlan ve 2000 Yılına Yönelik Amaçlan, s. 5, 6. 17 Adigey Cumhuriyeti'nin 1999 Yılı Sosyal ve Ekonomi Geliştirme Sonuçları ve 2000 Yılına Yönelik Amaçları, s. 3. 18 Adigey Devlet Başkanı A. Carımov'da serbest piyasa ekonomisini desteklemektedir: "Serbest piyasa ilişkilerini iyi anlamalı ve zamanında isabetli kararlar alabilmeliyiz. Tüm imkanlarımızı en fazla yarar sağlayacak şekilde kullanabilmeliyiz. Yeraltı ve yerüstü doğal kaynaklarımızı, boş duran sanayi işletmelerimizi, boş tarım arazilerimizi faaliyete geçirebilmeliyiz. Yıldan yıla kendi kendimize yeterli olacak bir ekonomiye sahip olmak için çaba göstermeliyiz." (A. Carımov'un 10 Mart 2000'de Maykop'da Adigey Anayasası'nın kabulünün beşinci yılı nedeniyle düzenlenen toplantıda yaptığı konuşma.). 19 Adigey Cumhuriyeti'nin 1999 Yılı Sosyal ve Ekonomi Geliştirme Sonuçları ve 2000 Yılına Yönelik Amaçları, s. 6, 7. 20 Adigey Cumhuriyeti'nin 1999 Yılı Sosyal ve Ekonomi Geliştirme So nuçları ve 2000 Yılına Yönelik Amaçları, s. 7-8. 21 Kuzey Kafkasya'da yaşanan çatışmalar ve gerilimler (Abhaz-Gürcü, Rus-Çeçen, Oset-Inguş, Karaçay-çerkes) zaman zaman Adigey'e de yansımıştır. Ancak, olaylar cumhuriyetin istikrarını bozacak kadar büyümemiştir. (Rusya Federasyonu'nda ve Transkafkasya'da Etnik Çatışmalar, s. 69-71) 22 A. Carımov'un 26.12.2000'de Maykop'da "Bin Yıldan Bin Yıla Geçiş" adlı toplantıda yaptğı konuşma. 23 5 Ekim 1990'da özerklikten cumhuriyet statüsüne yükselen Adigey Cumhuriyeti, 1991'de Adigey devletinin istiklal marşını, forsunu ve bayrağını resmen kabul etmiştir. 1992'de Moskova'da sürekli temsilciliğini açmıştır. 10 Mart 1995'de de Adigey Cumhuriyeti Anayasası yürürlüğe konmuştur. (A. A. Carımov, Özerklikten Cumhuriyete Adige, s. 55, 94; Adigey Cumhuriyeti Anayasası için bkz: Adigey Cumhuriyeti Yasalan, Çev: Fahri Huvaj, Adige Yay., Ankara, 2000, s. 19-61). 24 Günümüzde Adigey'in eski SSCB cumhuriyetleri ve aralarında Çek, Fransa, Almanya, Türkiye'nin de bulunduğu 17 ülkeyle dış ticareti bulunmaktadır. (The Republic of Adygea, Ministry of the National Policy, Press and Foreign Relations of the Republic of Adigea, s. 10). (Stratejik Analiz Dergisi, Cilt 1, Sayı 11, Mart 2001'den alınmıştır.)  +''+Hasan Kanbolat ]

Ana Dilinde İsmini Söyleyebildiğin Yemek En Güzel Yemektir

Aminat Tsıknıbe 1980 yılında Maykop Enstitüsünü bitirdi. Krasnodar Bilim Araştırma Enstitüsünde çalıştı. 1991 yılında biyokimya dalında kandidat oldu. 1993 yılından itibaren Kuban Tıp Akademisi Maykop şubesinde Biyokimya Bölüm Başkanı olarak görev yapmaktadır. Aşağıda Çerkes yiyecekleri üzerine dergimiz için hazırlamış olduğu makalesini okuyacaksınız. +''+ "İnsanlığın geleceği yiyeceğine bağlıdır" demiş Fransız bilimci Birile Savaren. Sağlığın korunmasında yemeğin büyük önemi vardır. İnsanı doğaya bağlayan ilk etken yemektir. Her halkın asırlar içerisinde üretip geliştirdiği gıdalar vardır. Gıdaların kaynağı, üretimi ve yeniş tarzları yiyecek sistemini oluştururlar. Her halk ve bölgenin kendine mahsus yiyecek sistemleri vardır. Bu sistemler o bölgenin iklimi, tarihi, dini, halkın etnik yapısı, sosyo-ekonomik faktörlere ve benzeri başka şeylere bağlıdırlar. Yiyecek insanın yaşamında her zaman için büyük önemli bir yer tutar. Sağlık da yiyecekle sıkıca ilgilidir. Sağlık için önemli olan alınan gıdanın azlığı veya çokluğu değil, o gıdanın oluşumunda yer alan yararlı maddelerin varlığıdır. Sözünü etmek istediğim Çerkes yiyeceklerinde bulunan sağlığa yararlı maddelerdir. Bununla ilgili ilk deneyleri Adiğe Cumhuriyeti Sağlık Müdürlüğünün laboratuarlarında yapmıştık. Bunu takiben Çerkes yiyeceklerinin yararlarını anlatan bir de kitap yayınladık. Bu çalışmaları Adiğe Cumhuriyeti Sağlık Müdürü ve tıp bilimleri doktoru Aslan Acıre Başkanlığında yapmıştık. Çerkesler daima et ve sütten yapılan yiyeceklere öncelik vermekteydiler. Etli yiyecekleri darı veya mısırdan yapılmış P'aste eşliğinde yiyorlardı. Bu yiyeceklerde bulunan albüminler birbirine uygun ve sağlık için yararlıydılar. Tavuk, hindi ve sığır eti ile sütten yapılan gıdalar albümin yönünden zengindirler. Ayçiçeği yağının Çerkesler arasında kullanımı pek eskiye dayanmaz. İlk zamanlarda ayçiçek yağını sadece hamurdan yapılan yiyecekleri kızartmada kullanıyorlardı. Çerkesler daha çok sütün kaymağından yapılan yağa önem veriyorlardı. Taze tereyağı lezzetli olduğu gibi sağlık içinde yararlıydı. "İngiltere'den ayrıldığımdan beri yediğim yağların içinde Çerkes tereyağından güzeline ve lezzetlisine rastlamadım" diyor İngiliz seyyah Bell. Çerkesler taze veya eritilmiş tereyağını mamrı p'aste ve bal eşliğinde yiyorlardı. Çeşitli ulusal yiyeceklerin hazırlanmasında da bunlardan yararlanıyorlardı. Hayvani ve bitkisel yağlardan yapılmış yiyecekleri de birlikte yemeninde büyük önemi vardı. P'asteyi imal ettikleri mısır yarmasında sağlığa yararlı yağ türleri çokça bulunmaktadır. Sütten yaptıkları yiyecekleri yoğurt, taze pişmiş ve kuru peynir olarak sayabiliriz. Eskiden Çerkesler şeker kullanmazlardı. Pasta, çörek, bisküvi türlerini yapmıyorlardı. Tatlı olarak baldan yararlanıyorlardı. Balın sağlığa yararını çok iyi bildiklerinden onu çokça tüketiyorlardı. Karbonhidrat içeren yiyecekleri ise darı veya mısır unundan yaptıkları P'aste idi. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bu yiyecekler olmadan et ve süt mamullerini yemiyorlardı. P'aste sağlığa çok yararlı bir yiyecekti çünkü mısırda bulunan lifler bağırsakların iyi çalışmasını ve et ile sütte bulunan albüminlerin hızla vücuda dağılmasını sağlıyor. Burada Çerkeslerin öğle yemeklerinden ve sağlığa olan yararlarından söz etmek istiyorum. Örneğin P'aste eşliğinde tavuk şpsi veya kızartılmış koyun eti, yoğurt, kalmık çayı ve peynir Çerkeslerin öğle yiyeceklerindendir. Bu tür bir öğle yemeği ile vücut 45, 2-58, 6 gram Albümin, 64, 0-68, 0 gram karbonhidrat alıyordu. Bu miktarlar vücudun günlük albümin ihtiyacının % 64-83'ünü, Karbonhidrat ihtiyacının %16, 2-19'unu, yağ ihtiyacının %67-97'sini karşılıyorlardı. Bunlara sabah ve akşam yiyeceklerinde alınan bitkisel gıdalar da ilave edilince vücudun ihtiyacı tamamlanıyordu. Yiyeceklerde vitamin ve minerallerin bulunmasının da sağlık bakımından önemi büyüktür. Burada demir, fosfor, kalsiyum ve A vitamininin Çerkes yiyeceklerinde yeterli miktarda mevcut olduğunu belirtmek gerekmektedir. Bilimde ulaşılmış olan nokta itibariyle bu maddelerin azlığı veya çokluğu üzerine bir şey söylenemez. Sadece Çerkeslerin değil her halkın yiyecekleri insan için yararlıdır. Bu yiyecekler asırlar süren bir zaman dilimi içerisinde vücuda uygunluğu, lezzeti ve yararı denenmiştir. Yiyecekleri vücuda dağıtan fermentlerimiz bu yiyeceklere alışmışlardır. Büyük yararlarına ve güzel görünümüne rağmen üzüntüyle belirtmek isterim ki günümüzde Çerkes yiyeceklerinin yararlarının yeterince bilinmemesi, erin genlik ve zorluk gibi nedenlerle kaybolma eğilimine girdiklerini sanıyorum. Halbuki Çerkes yiyecekleri masraflı olmadığı gibi yapımı da zor değildir. Çerkes yiyeceklerinin yapımında kullanılacak malzemeleri her zaman her yerde bulmak mümkündür. Örneğin P2aste yapımında kullanılan unlar pazarlarda satılmaktadır. Ben bununla sadece Çerkes yiyecekleri yenmeli sonucunu çıkarmıyorum. Ancak merkezde Çerkes yiyecekleri olmalı diğer yiyecekler de onlara uyumlu olanlardan seçilmelidir diyorum. Çerkes dili ve geleneklerini kaybedince nasıl ki Çerkesliğini de kaybediyorsan, Çerkes yiyeceklerinin evde yapılmaması ve yenmemesi de Çerkeslik bakımından bir kayıptır. Bunun için de daha küçük yaşlarda çocuklar bu yiyeceklere alıştırılmalıdır. Sarımsaklı tuzun güzel kokusunu hissedemiyorsa, acı biberden tat alamıyorsa, "anamın şıpsı p'astes" diye her yerde özlem duymuyorsa, gençlerimize ailesini ve ulusunu başka ne ile sevdireceğiz?+''+Aminat Tsıknıbe

Ana Dilinde İsmini Söyleyebildiğin Yemek En Güzel Yemektir

Aminat Tsıknıbe 1980 yılında Maykop Enstitüsünü bitirdi. Krasnodar Bilim Araştırma Enstitüsünde çalıştı. 1991 yılında biyokimya dalında kandidat oldu. 1993 yılından itibaren Kuban Tıp Akademisi Maykop şubesinde Biyokimya Bölüm Başkanı olarak görev yapmaktadır. Aşağıda Çerkes yiyecekleri üzerine dergimiz için hazırlamış olduğu makalesini okuyacaksınız. +''+ "İnsanlığın geleceği yiyeceğine bağlıdır" demiş Fransız bilimci Birile Savaren. Sağlığın korunmasında yemeğin büyük önemi vardır. İnsanı doğaya bağlayan ilk etken yemektir. Her halkın asırlar içerisinde üretip geliştirdiği gıdalar vardır. Gıdaların kaynağı, üretimi ve yeniş tarzları yiyecek sistemini oluştururlar. Her halk ve bölgenin kendine mahsus yiyecek sistemleri vardır. Bu sistemler o bölgenin iklimi, tarihi, dini, halkın etnik yapısı, sosyo-ekonomik faktörlere ve benzeri başka şeylere bağlıdırlar. Yiyecek insanın yaşamında her zaman için büyük önemli bir yer tutar. Sağlık da yiyecekle sıkıca ilgilidir. Sağlık için önemli olan alınan gıdanın azlığı veya çokluğu değil, o gıdanın oluşumunda yer alan yararlı maddelerin varlığıdır. Sözünü etmek istediğim Çerkes yiyeceklerinde bulunan sağlığa yararlı maddelerdir. Bununla ilgili ilk deneyleri Adiğe Cumhuriyeti Sağlık Müdürlüğünün laboratuarlarında yapmıştık. Bunu takiben Çerkes yiyeceklerinin yararlarını anlatan bir de kitap yayınladık. Bu çalışmaları Adiğe Cumhuriyeti Sağlık Müdürü ve tıp bilimleri doktoru Aslan Acıre Başkanlığında yapmıştık. Çerkesler daima et ve sütten yapılan yiyeceklere öncelik vermekteydiler. Etli yiyecekleri darı veya mısırdan yapılmış P'aste eşliğinde yiyorlardı. Bu yiyeceklerde bulunan albüminler birbirine uygun ve sağlık için yararlıydılar. Tavuk, hindi ve sığır eti ile sütten yapılan gıdalar albümin yönünden zengindirler. Ayçiçeği yağının Çerkesler arasında kullanımı pek eskiye dayanmaz. İlk zamanlarda ayçiçek yağını sadece hamurdan yapılan yiyecekleri kızartmada kullanıyorlardı. Çerkesler daha çok sütün kaymağından yapılan yağa önem veriyorlardı. Taze tereyağı lezzetli olduğu gibi sağlık içinde yararlıydı. "İngiltere'den ayrıldığımdan beri yediğim yağların içinde Çerkes tereyağından güzeline ve lezzetlisine rastlamadım" diyor İngiliz seyyah Bell. Çerkesler taze veya eritilmiş tereyağını mamrı p'aste ve bal eşliğinde yiyorlardı. Çeşitli ulusal yiyeceklerin hazırlanmasında da bunlardan yararlanıyorlardı. Hayvani ve bitkisel yağlardan yapılmış yiyecekleri de birlikte yemeninde büyük önemi vardı. P'asteyi imal ettikleri mısır yarmasında sağlığa yararlı yağ türleri çokça bulunmaktadır. Sütten yaptıkları yiyecekleri yoğurt, taze pişmiş ve kuru peynir olarak sayabiliriz. Eskiden Çerkesler şeker kullanmazlardı. Pasta, çörek, bisküvi türlerini yapmıyorlardı. Tatlı olarak baldan yararlanıyorlardı. Balın sağlığa yararını çok iyi bildiklerinden onu çokça tüketiyorlardı. Karbonhidrat içeren yiyecekleri ise darı veya mısır unundan yaptıkları P'aste idi. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bu yiyecekler olmadan et ve süt mamullerini yemiyorlardı. P'aste sağlığa çok yararlı bir yiyecekti çünkü mısırda bulunan lifler bağırsakların iyi çalışmasını ve et ile sütte bulunan albüminlerin hızla vücuda dağılmasını sağlıyor. Burada Çerkeslerin öğle yemeklerinden ve sağlığa olan yararlarından söz etmek istiyorum. Örneğin P'aste eşliğinde tavuk şpsi veya kızartılmış koyun eti, yoğurt, kalmık çayı ve peynir Çerkeslerin öğle yiyeceklerindendir. Bu tür bir öğle yemeği ile vücut 45, 2-58, 6 gram Albümin, 64, 0-68, 0 gram karbonhidrat alıyordu. Bu miktarlar vücudun günlük albümin ihtiyacının % 64-83'ünü, Karbonhidrat ihtiyacının %16, 2-19'unu, yağ ihtiyacının %67-97'sini karşılıyorlardı. Bunlara sabah ve akşam yiyeceklerinde alınan bitkisel gıdalar da ilave edilince vücudun ihtiyacı tamamlanıyordu. Yiyeceklerde vitamin ve minerallerin bulunmasının da sağlık bakımından önemi büyüktür. Burada demir, fosfor, kalsiyum ve A vitamininin Çerkes yiyeceklerinde yeterli miktarda mevcut olduğunu belirtmek gerekmektedir. Bilimde ulaşılmış olan nokta itibariyle bu maddelerin azlığı veya çokluğu üzerine bir şey söylenemez. Sadece Çerkeslerin değil her halkın yiyecekleri insan için yararlıdır. Bu yiyecekler asırlar süren bir zaman dilimi içerisinde vücuda uygunluğu, lezzeti ve yararı denenmiştir. Yiyecekleri vücuda dağıtan fermentlerimiz bu yiyeceklere alışmışlardır. Büyük yararlarına ve güzel görünümüne rağmen üzüntüyle belirtmek isterim ki günümüzde Çerkes yiyeceklerinin yararlarının yeterince bilinmemesi, erin genlik ve zorluk gibi nedenlerle kaybolma eğilimine girdiklerini sanıyorum. Halbuki Çerkes yiyecekleri masraflı olmadığı gibi yapımı da zor değildir. Çerkes yiyeceklerinin yapımında kullanılacak malzemeleri her zaman her yerde bulmak mümkündür. Örneğin P2aste yapımında kullanılan unlar pazarlarda satılmaktadır. Ben bununla sadece Çerkes yiyecekleri yenmeli sonucunu çıkarmıyorum. Ancak merkezde Çerkes yiyecekleri olmalı diğer yiyecekler de onlara uyumlu olanlardan seçilmelidir diyorum. Çerkes dili ve geleneklerini kaybedince nasıl ki Çerkesliğini de kaybediyorsan, Çerkes yiyeceklerinin evde yapılmaması ve yenmemesi de Çerkeslik bakımından bir kayıptır. Bunun için de daha küçük yaşlarda çocuklar bu yiyeceklere alıştırılmalıdır. Sarımsaklı tuzun güzel kokusunu hissedemiyorsa, acı biberden tat alamıyorsa, "anamın şıpsı p'astes" diye her yerde özlem duymuyorsa, gençlerimize ailesini ve ulusunu başka ne ile sevdireceğiz?+''+Aminat Tsıknıbe

Abhazya’da Son Durum

Sıcak savaş biteli dört seneyi aşkın bir zaman geçti. Sözde barış görüşmeleri başladı ve devam ediyor. Ne var ki Abhazya'daki gerçek durum bu yargıyı doğrulamıyor. Abhazya ile Gürcistan arasında imzalanan çeşitli anlamalarda, Abhazya’nın taraf olarak, yani bir suje olarak masaya oturduğu bir gerçektir. Bu anlaşmalarda, Abhazya’nın ve Gürcistan’ın yanısıra BM gözlemcilerinin ve Rusya’nın da imzaları söz konusudur. Bilindiği gibi Abhazya Cumhuriyeti diğer devletler tarafından tanınmadığı için de facto olarak mevcuttur. Ama bu durum Abhazya’nın kendisini dış dünyada temsil etmesi ve savunması için yetmiyor. +''+ Bu gün Abhazya Cumhuriyeti ve Abhazya halkına yoğun bir şekilde ambargo uygulanmaktadır. Basta ekonomik ambargo olmak üzere, seyahat özgürlüğü dahil bütün yaşamsal konularda, Abhazya’nın dış dünya ile bağlantısı kesilmiştir. Başlangıçta, bu ambargonun Çeçenya savaşı nedeni ile geçici olarak ve sınırlardan sızmaları önlemek için konulduğu Rusya Federasyonu yöneticileri tarafından kamuoyuna deklare edildiği halde, Çeçen savaşının bitmiş olmasına rağmen ambargo kaldırılmamıştır. Kaldırılmadığı gibi, yoğunlaştırılarak uygulanmaktadır. Nitekim BDT'ye mensup ülkelerin başkanlarının katılımıyla 28 Mart 1997 tarihinde Moskova'da yapılan toplantıda, ambargonun bütün yönleri ile devam etmesine karar verilmiştir. Ayrıca aynı toplantıda alınan bir başka kararla, Gürcistan ile Abhazya arasındaki güvenlik bölgesinin Ingur nehrinden Galidza nehrine kadar genişletilmesine ve barış gücü askerlerinin bu sahada görev yapmalarına karar verilmiştir. Bu kararın pratikteki anlamı, barış gücü askerilerinin Abhazya topraklarına doğru 15 km daha kaydırılmasıdır. Bu karar, Abhazya Cumhuriyeti ve Parlamentosu tarafından rededilmiş, kabul edilemezliği ilgili şahıs ve kuruluşlara bildirilmiştir. Zira, anlaşmalara göre Abhazya taraf olarak kabul edildiği halde, söz konusu kararlar alınırken Abhazya Cumhuriyeti'ne hiçbir şekilde danışılmamış ve toplantılara dahil edilmemiştir. Nitekim, 7 Nisan 1997 tarihinde, Abhazya Cumhurbaşkanı Vladislav Ardzinba tarafından Barış Gücü Komutanı General Babenkov'a yazılan bir yazıda, barış gücü askerlerinin güvenlik sahasında yapacakları herhangi bir değişikliğin Abhazya yöneticilerine bildirilmesi zorunluluğu belirtilmiş, bu ilkeye uyulmadığı takdirde yapılacak değişikliğin kabul edilmeyeceği açıkça ifade edilmiştir. Daha sonra bu gelişmeler üzerine 8 Nisan 1997 tarihinde, Abhazya’nın Geçrips bölgesinde, halkın yoğun katılımıyla gerçeklestirilen mitingde bu düşünceler dile getirilmiş, Abhazya'ya karşı yeni bir savaşın önlenmesi ve ambargonun kaldırılması istenmiştir. Bu anlamda kaleme alınan bildiriler BDT ülkeleri devlet başkanlarına, Kuzey Kafkasya Cumhuriyetlerinin yöneticilerine, Rusya Federasyonu yöneticilerine ve parti liderlerine gönderilmiştir. Ancak, bütün bu samimi ve hakli istekler gözönüne alınmadığı gibi, 14-15 Nisan 1997 tarihinde, Rostov santralından Abhazya'ya gelen telefon bağlantılarının tamamı kesilmiştir. Böylece Abhazya halkı ve yöneticilerinin dış dünya ile haberleşme hakları dahi ellerinden alınmıştır. Görülüyor ki, Abhazya halkı ve yönetimi her yönden acımasız bir şekilde sıkıştırılarak açlığa ve yalnızlığa mahkum edilmek istenmektedir. Bununla da amaç açıkça görüleceği üzere, Abhazya halkını zor durumda bırakarak, kendi iradesi ve isteki dışında, yaşamsal haklarını ortadan kaldıran bir anlaşmayı imzalamaya zorlamaktır. Bunun insan haklarına, devletler hukuku ilkelerine, taraflar arasındaki sözleşmelere, hak ve adalet duygularına ne kadar uygun olacağı hususunun takdirini kamuoyuna bırakıyoruz.    +''+Kaffed

Doğu ile Batı Arasında

14 Ağustos 1996 Gürcü birliklerinin Abhazya'ya girişinin 4. yıldönümü. Çoğu sivil binlerce insanin hayatına malalan bu yıkıcı savaş Abhazya’nın askeri zaferi ile sonuçlandı fakat istikrara veya gelecek hakkında netleşmeye yol açmadı. Rusya ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGIT) aracılığında, Birleşmiş Milletler gözetiminde sürdürülen barış görüşmeleri, soruna politik çözüm bulunması ve mültecilerin evlerine dönmesi konularına yoğunlaştı. Görüşmelerin başlamasından iki buçuk yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen henüz somut bir sonuç elde edilemedi. +''+ Sovyetler Birliği’nin kontrolsüz çözülüşü bölgenin jeo-politikasını kökten değiştirdi. Birleşmiş Milletler tarafından temsil edilen dünya topluluğu 15 yeni devleti tanımak zorunda kaldı ve böylece Sovyet devletinin yıkılışını pekiştirdi. Bu amaç doğrultusunda kendi kaderini tayin hakki sadece SSCB yıkıldığı zaman birlik cumhuriyeti konumunda olan idari ve bölgesel birimlere geçici olarak uygulanırken kutsal "toprak bütünlüğü" ilkesi feda edildi. Dünya topluluğu demokratik ilkeleri çiğneme pahasına daha fazla çözülmeye aniden karşı çıktı - iste bu dönemde [mevcut] Gürcistan hükümeti bir darbe ile yönetimi ele geçirdi. Adeta mitsel bir hale gelen kendi kaderini tayin hakkini gerçekleştirmeye çalışan ulusal gruplar, yeni devletlerin yaratılması seklinde olmasa bile, kendi haklarını koruyacak güvenceler bekleyebilirdi. Fakat gerçek hayat çok karanlık ve tehlikeliydi. Yeni kurulan devletlerde ulusal kurtuluş mücadelesinde bir dereceye kadar ilerici rol oynayan milliyetçilik eğiliminin çok güçlü olduğu görüldü. Eski Sovyet cumhuriyetlerinin bağımsızlığı yolunda itici güç olan ulusal düşünce ayni zamanda bu devletler için Asil'in topuğu oldu. Oldukça merkezi bir üniter devlet yaratmayı hedefleyen Gürcü politikası küçük ulusal grupların tasfiyesini amaçlayan politikanın merkezine yerleşti. Bu durumda Abhazya müttefikler aramak zorunda kaldı. Kuzeydeki güçlü komşuya -Rusya'ya- yaklaşma, Kuzey Kafkasya'daki etnik olarak yakın halklarla serbest ilişki kurma yolundaki doğal eğilimden olduğu kadar Rusya ile olan tarihsel bağlar ve güçlü bir destek sağlama isteğinden de kaynaklanıyordu. Abhazya’nın politikaları sadece ulusal varlığını koruma endişesinden değil, fiziksel varlığını koruma kaygısı tarafından belirleniyor. Rusya, daha önce olduğu gibi, Gürcistan'i elinde tutmak için Abhazya’yı yem olarak kullanmaya çalışıyor. Rusya politik ve ekonomik yaptırımlar yoluyla Abhazya’yı Gürcistan ile (bu sefer Federasyon Anlaşması temelinde) birleşmeye zorluyor. Bağımsız bir Abhazya, Rusya Federasyonu'nu oluşturan unsurlar için istenmeyen bir örnek oluşturabilir. Gürcistan, karşılığında, Rusya ve Bati arasında denge politikası izliyor. Gürcistan, ideal olarak, hem Hazar petrolünde geçiş hattı olan ve bütün bölge için önemli bir kavsak olan Abhazya’yı geri almak, hem de Rusya’nın varlığından kurtulmak ister. Batının tutumu bir noktada Rusya’nın ki ile çakışıyor - her ikisi de Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü tanıyor. Fakat Bati, Rusya’yı bölgeden çıkarmak ve Rusya’nın güney sınırlarındaki etkisini pekiştirmek istiyor. Abhazya üzerine en büyük baskı, politik çözüme ulaşılmadan Gürcü mültecilerin dönmesi ihtimalidir. Eğer bir anlaşma yapılırsa, Abhazya’nın dönen mültecilerin besinci kol olarak faaliyet göstermesinden endişe duyması için pek neden olmayacaktır. Mülteciler de nasıl bir ülkeye döneceklerinin farkında olmalı: Abhazya federal Gürcistan’ın bir unsuru mu, bağımsız bir devlet mi, yoksa Gürcistan konfederasyonunda bir cumhuriyet mi olacak? Eğer bölgenin konumu konusunda bir anlaşmaya varılırsa, Abhaz tarafı, mültecilerin dönme kararını Abhaz ulusal çıkarlarına sadakatin onaylanması seklinde değerlendirebilir. Savaş nedeniyle oluşan ve kasıtlı olarak arttırılan hoşgörüsüzlük havasını küçümsememek gerekli. Abhazya'ya uygulanan yaptırımlar, Abhaz yönetimini görüşmelerde daha esnek davranmaya zorlamak için uygulanıyor. Fakat yaptırımların tam tersi bir etkisi oluyor –sıradan insanlar yaptırımlardan en olumsuz şekilde etkileniyor, zaten zor olan ekonomik durum ve psikolojik ortam daha da kötüleşiyor. Gürcistan tarafından telkin edilen her yaptırım, sadece kendisinin "düşman" imajını güçlendirmeye yarıyor. Abhazya’nın kara ve deniz sınırlarının insanlara ve (temel maddeler dahil) ticarete kapatıldığı, uluslararası haberleşme kanallarının kapatıldığı bir ortamda "çatışmacı zihniyeti asmaktan" bahsedemeyiz. Görüşmelerdeki çözümsüzlük, kamuoyunun ideolojik bombardımanı, savaşta kaybedilenin zorla geri alınacağı seklindeki açık tehditler - bütün bunlar iki toplum arasındaki ilişkileri daha da gerginleştiriyor. Sinirin iki yakasındaki insanlar siyasi didişmeden yorgun. İnsanlar barış içinde yasamak, ailelerinin geçimini sağlamak ve çocuklarını eğitmek istiyor. Belki, yıkılan ekonominin toparlanmasını, rehabilitasyon ve diriliş sürecini engellememek için, Abhazya ve Gürcistan arasındaki görüşmelerde moratoryum ilan etme zamanı geldi. Ekonomik çıkarlar, daha önce savaşan bu iki halkı birbirleriyle barış içinde iletişimde bulunmaya zorlayacaktır. Bu, Gürcü savaşçıların sabotajlarına karşın, sinir bölgelerinde gerçekleşiyor, Abhaz ve Gürcüler birbirleriyle ticari ilişkiler geliştiriyor. Fakat ne yazık ki gelecekte nasıl yasayacaklarını belirleyecek olan sıradan Abhaz, Gürcü, Ermeni ve Rusların kendileri değil.   Liana Kvarçelya, Abhazya'daki İnsani Programlar Merkezi'nin koordinatörüdür. Bu yazı War Report dergisinden (Haziran 1996, sayı 42) çevrilmiştir.p>+''+Liana Kvarçelya