“Gülüşüm, Bakışım, Umudum Size”

Mümtaz Demiröz (Aşamba), bize, kahraman olmayan kahramanlığını, milliyetçi olmayan milliyetçiliğini, sıcak gülüşünü, muzip bakışını ve tükenmek bilmeyen umudunu bırakıp veda etti. Göçmen kuşlar gibiyiz. Bazen küçük bir köy evinden kanatlanır yüreğimiz. Biliriz kimimizi, kimliğimizi. Yine de bocalar dilimiz, kültürümüz. Eğitim deriz, iş-güç deriz. Umudumuzu yüklenir düşeriz kent yoluna Bulunduğumuz ülkede yaşam bıçak sırtındadır. Ya sağa düşmek vardır, ya sola. Kendimizce bir seçim yapar, yürütürüz. Sevdalanırız bazen. Sevincimiz çoğalır. Ve direncimiz... Uslu oturmak da vardır evimizde, mutlu. Ya da mutluluğumuzu katık yapıp yola devam etmek. Önce, yitip gitmeyelim, diye grup kurarız aramızda. Sonra, yitip gitmesinler diye birilerini daha katmaya çabalarız, grubumuza. Yurdumuzdan uzak, köylerimize tutunmaya çalışırız. Yürütürüz birlikte kendi umudumuzu. Bazen sıranın başındayızdır, bazen gerisinde... Bazen sınırlar kalkar, duvarlar yıkılır dünyada. Düş gerçek olur sanki. Geç kalmayız yola düşmekte. Milliyetçilik değildir bizi dürten. Aklımız ve yüreğimiz yol gösterir. Bir de benliğimiz... Dün terk ettiğimiz evimize dönüyormuş gibi döneriz, yüzyıllık hasretimize. Kucaklarız, kucaklanırız. Şarkı söyleriz. Herkes duysun, herkes katılsın isteriz sevincimize. Karadeniz'le yeniden barışırız sanki. Tekneler gidip gelir. Bazen savaş başlar. Yıl, yüzyıl gibi geçer. Çocuklar büyür cephede, gençler yaşlanır. Anaların yüreği örselenir, babaların gururu. Talan edilir masumiyet. Ve genç kızların ak düşleri... Savaş başlar bazen. Yürekler sınanır. Yıkılır küçük insanların dünyası. Çocuk gülüşleri donar, renkleri silinir. Tükenir umutlar. Ve gelinlerin göz yaşları... Silahlar susar bazen. Ve savaş biter. Zafer kazanırız bazen. Ve hüzün başlar. Savaşta yitirdiklerimize, zaferde yitirdiklerimiz eklenir. Hem savaş yaralar yüreğimizi, hem zafer. Umudumuz paslanır sanki. Bocalarız. Düşeriz yeniden yollara. Sanırız ki, pası söküp atabilir ve sarabiliriz yaralarımızı. Zaman akıp gider. Umudumuzu karartan pastan kurtuluruz da, yüreğimizdeki yaraların acısını dindiremeyiz. Ve sonunda, inat olsun diye belki, bizi sürgün eden bir ulusun başkentinde,sunarız kendimizi sonsuzluğa. Usulca ve tek başımıza. Son bir gülümseme, son bir bakış ve bitmeyen umutla sevdiklerimizi, dostlarımızı düşünürüz. Dudaklarımız kıpırdar. Belki özür dilemek isteriz, belki de hoşça kalın demek... Hoşçakal Mümtaz...Sezai Babakuş

Karaçay Çerkes Cumhuriyeti

nan+''+ Başkent : Çerkesk tr> Yüzölçümü : 14.100 kmkare tr> Nüfus : 435.700 (1991) tr> Nüfus Yoğunluğu : 31.9 kişi/kmkare tr> Önemli Yerleşkeler : Habez, Üçköken, Karaçay, Gora, Bermamıt, Zelençuk tr> Devlet Başkanı : Viladimir Semyenov tr>table> Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti Rusya Federasyonu içinde, Stavropol krayında (bölge) bir yönetim birimi (oblast) iken, 1993'de özerkleşmiş bir federe cumhuriyet durumundadır. 1864'teki büyük sürgüne 1880'lere doğru artarak katılan bölge halkı Türkiye, Suriye gibi ülkelere sıklıkla yerleşti. 1917 yılında yaşanan Bolşevik İhtilali'yle girişilen bağımsızlık hamleleri Karaçay-Çerkes bölgesinde Beyaz Ordu tarafından bastırıldı. Sonraki dönemde, Kızıl Ordu'nun egemenliği ele geçirmesiyle bölgede yaşayanlar Sovyetler Birliği yönetimine girmiş oldular. Halk, 1944 yılına kadar topraklarında özerk olarak yaşadı; ancak 2. dünya savaşından sonra 1944 yılında "Karaçaylar" kitle halinde Adıge ve Abhazlardan da bazı aileler Orta Asya'nın çeşitli bölgelerine ve Kazakistan'a sürüldüler.Bu ikinci sürgün sonrası nüfusta önemli bir kayıp oldu; neredeyse yarı yarıya azaldı. 1957'de sürgünden dönen halk, bölgeye yeniden yerleşmeye başladı. Bunun sonucunda Karaçay-Çerkes Özerk Yönetim Birimi kuruldu. Bugün özerk cumhuriyetin nüfusunun %30'unu Turani kökenli Karaçaylar, %10'unu Adıgeler, %45'ini Ruslar ve kalan %15'lik kısmını Abhaz ve Nogay grupları oluşturur. Bölgede küçük oranda Rum nüfusu da mevcuttur. Karaçay-Çerkes bölgesi, 1992 yılında federasyon anlaşması gereği cumhuriyet statüsüne yükseltilmiştir. Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti'nin, batı ve kuzeybatıdan Krasnodar krayı, kuzeydoğudan Stavropol krayı, güneyden Gürcüstan ve Abhazya, doğudan Kabardey-Balkar Federe Cumhuriyeti ile sınırları vardır. Ülke kuzeyden güneye yükselirken Abhazya ve Gürcüstan sınırında en yüksek kesime ulaşır. Bu yüksek kesim, Abhazya ve Gürcüstan sınırında bir duvar halini alır. Karaçay-Çerkes, Kabardey-Balkar Cumhuriyetleri topraklarının birleştiği bir yerde bulunan Elbrus, Dıh Tav, Dombay(4407 m.) bu dik silsile üzerindeki önemli doruklardır. 2200 metreye kadar çam, ladin ve köknar ormanları ile kaplı olan dağların daha yukarılarında Alp tipi otlak ve yaylalar bulunmaktadır. 3100 metrenün üstü ise buzullarla kaplıdır. Buzullarla beslenen Kuban (Psıj) nehrinin, Uçkulan, Hurzuk, Davut, Teberda, Arhız ve Laba kolları Karaçay-Çerkes Cumhuriyetinden doğmaktadır. Yine bu Cumhuriyet topraklarından doğan Kuma (Guim) Irmağı da Hazar denizine dökülür.Bölge topraklarında yükselen zirvelerde buzullar da bulunmaktadır. Bunların en önemlileri Bızıngı ve Alibek'tir. Karaçay-Çerkes'te dağlar çam, köknar ve ladin ormanlarıyla kaplıdır. Karadeniz'e dökülen Kuban Irmağı'nın kaynak kısmını oluşturan akarsular (Kuban, Zelenchuk), Karaçay-Çerkes Özerk Cumhuriyeti'nin topraklarını sular. Cumhuriyetin başkenti olan Çerkesk, Kuban Irmağı kenarında bir Kazak köyü olarak Stanitsa Batalpaşinskaya (Battal Paşa Köyü) adıyla kurulmuştur. Köyün adı 1931'de değiştirilerek Çerkesk denmeye başlamıştır. Yaklaşık 120.000 nüfusu olan Çerkesk sanayi (gıda, metalurji ve kimya) ve kültür şehridir. Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti'nde 59 bin öğrencinin okuduğu 181 ortaokul, 5.100 öğrenciye eğitim veren teknik okul ve 4.100 öğrencili bir üniversite bulunmaktadır. Yılda Karaçay dilinde 47 bin, Adıge dilinde 6 bin kitap basılmaktadır. İlaveten Karaçay dilinde yayınlanan 2 dergi ile bir gazetenin tirajı oldukça yüksektir. Bu bölgede 200 kütüphane, 240 kulüp, çok sayıda müze ve tiyatrolar bulunmaktadır. Bölgede yaşayan Adıgeler Adıge dilinin Kabardey diyalektiğine yakın bir dil konuşurken, Karaçaylar Türk dilinin Kıpçak diyalektiğine giren dillerde konuşurlar. Nüfusunun 55.000'i Adıge kökenli (Kabardey, Besleney), 35.000'i Abaza (Abazin), 160.000'i Karaçay, 13.000'i Nogay ve geri kalanı ise Rus, Ukraynalı, Oset, Ermeni ve diğer halklardan oluşur. Ülke topraklarında yaşayan nüfusun büyük kısmını İslam dinine mensup olanlar oluşturur. Müslüman halk büyük oranda Sünni olup, Hanefi mezhebine bağlıdır. Ülkenin temel geçim kaynağını, tarım ve hayvancılık (koyun ve sığır) teşkil eder. Hububat, şeker pancarı, ayçiçeği, patates ve sebze en çok ekilen tarım ürünleridir. Ülkede 1989 yılı itibariyle 283 bin baş sığır, 28 bin baş koyun ve keçi, 20 bin baş at yetiştirilmiştir. Dünyaca ünlü Kafkas-Adıge atları Karaçay-Çerkes Cumhuriyetinde de yılda 20.000 ler seviyesinde yetiştirilmektedir. Keza koyun ve köpek yetiştiriciliği de önemli bir uğraştır. Ayrıca cumhuriyet toprakları içindeki Kafkas dağları önemli bir dağ turizmi potansiyeli oluşturmaktadır. Karaçay-Çerkes Özerk Cumhuriyeti, yeraltı kaynakları bakımından zengin sayılır. Özellikle kömür, bakır, çinko, mermer, çimento, uranyum ve altın maden yatakları vardır. Petrokimya, gıda, makine ve tekstil sanayii gelişmiş olup, mevcut sanayi tesislerinin %65'i başkent Çerkesk şehri çevresindedir.Kaynaklar; Dünden Bugüne Kuzey Kafkasya - Özdemir Özbay Kaf-Der yayınları shf. 115, 116 http://odur.let.rug.nl/~bergmann/russia/regions Cankat Devrim'in Resim arşivi [Derleyenler : Fatih İşler, Anıl Sevim, Ömür Enes]

Yağan İbrahim ve Kabardey Atları

Geçtiğimiz günlerde Kafkasya'dan bir misafirimiz vardı. Adı İbrahim Yağan. Nalçık'ın Nartan köyünde yaşıyor. Atçılık ile uğraşıyor. Tamamı Kabardey atı olmak üzere 200 atı var. Atlarının 100 kadarı Kabardey'de. Kabardey atları literatüre Kabardin (Rusların deyişi ile) olarak geçmiş. Bugün Kabardey'de atçılık ile uğraşan bir tek İbrahim kalmış. Tabii tek tük avlusunda at besleyenler buna dahil değil. Tüm Kabardey'de saf kan Kabardey atı sayısı ise 300 civarında. Devletin bir zamanlar işlettiği harada ise at kalmamış. Kabardey atları İngiliz atlarından daha küçük, karga burunlu, sivri kulaklı, pek de estetik olmayan ancak çok güçlü atlar. 3000 metre yükseklikte bile iyi performans gösteriyorlar. Güçlü ve dayanıklı Kabardey atları uzun mesafe yürüyüşleri için ideal. İbrahim atlarını kışın köyündeki çiftliğinde barındırıyor. Yazları ise Elbruz Dağı’nın eteklerinde otlatıyor. Bugün Kabardey atları yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Dünyada bir tek İbrahim bu yok oluşu durdurmak için özel çaba sarfediyor. Örneğin Eylül 2002'de İspanya'nın Jerez kentindeki Dünya Maraton Şampiyonası’na katıldı. Yaklaşık 200 atın katıldığı yarışmada İbrahim’in atları ilk 35 atın arasına girdi. Yarış toplam 160 km. 5 etaptan oluşuyor. Her etapta at yarım saat dinlendirildikten sonra muayene ediliyor ve yarışa devam edip edemeyeceğine karar veriliyor. Dünya şampiyonaları her dört yılda bir yapılıyor ve bütün atlar Arap atı. Dünyada ilk kez İbrahim farklı bir at cinsi ile bu yarışlara katılıyor. Bu Kabardey atlarının katıldığı ilk uluslararası yarışma oluyor aynı zamanda. Tabii herkesin ilgisini çekiyor. Televizyonlar, dergiler söyleşiler yapıyor. Fransa'nın en büyük atçılık dergilerinden “Cheval”de İbrahim ve atlarına 4 sayfa ayrılıyor. Yarışları Birleşik Arap Emirlikleri şeyhi Al Makhdum'un atları kazanıyor. Tabii şeyh yıllardan beri bu işi yapıyor ve milyon dolarlık atlarla yarışlara katılıyor. Geniş bir teşkilatı var ve atlarına çok özenli bakılıyor. İbrahim ise atlarını yarıştan yalnızca bir hafta önce Jerez'e götürebiliyor ve atlar Nalçık'tan İspanya'ya kadar motorlu vasıta ile katettikleri 9 bin kilometrenin yorgunluğunu atamadan yarışlara katılıyorlar. Oysa, diyor İbrahim, atlar 2 ay önceden yarış yerine ulaşmalı, yeterince dinlenmeli ve özel olarak bakılmalı. Oysa onun atları yalnızca arpa ve ot ile beslenebiliyorlar. İbrahim bu yarışlara Rusya adına katıldı. Çünkü dünya şampiyonalarına katılmak için mutlaka bir ülke adına katılmanız gerekiyor. Bütün yarışçıların arkasında devlet desteği bulunurken Rusya (veya Kabardey Balkar Cumhuriyeti) herhangi bir destekte bulunmuyor. İbrahim’in kasetlerini de izledik. Rusya adına katıldığı yalnızca resmi belgelerde yer alıyor olmalı, çünkü başka bir şekilde anlamak mümkün değil. Ancak minibüsünün kapısında kocaman bir Adiğe bayrağı hemen göze çarpıyor. İbrahim bu yarışlara altı at ve sekiz personel ile katıldı. Atlarının ve binicilerinin tamamı lisanslı. Binicilerinin üçü genç Rus bayan. İbrahim aslında başta Adiğe gençlerini yetiştirmek üzere işe alıyor ancak bizimkilerin düğün, eğlence vb. konusundaki yüksek sorumluluk duyguları (!) atlarla ilgilenmelerine engel oluyor ve İbrahim Rus jokeyler almak zorunda kalıyor. Bu arada öğrendiğimiz ilginç bir şey de Türkiye'nin bu yarışlara katılamaması. Çünkü Türkiye'den tek bir at bile bugüne kadar bu yarışların elemelerini geçememiş. İbrahim bu yarışlara tamamen kendi imkanları ile katılmış. Bu yıl Dubai'de olimpiyatlara katılmak istiyor. Ancak kendi imkanları ile katılması mümkün değil. (Bu arada bu yarışlara katılmak hem atların promosyonu hem de ekonomik bir değer sağlamak için önemli. Zira başka türlü de bu atların yaşatılması mümkün olmayacak). İşte İbrahim bu nedenle buradaydı. Amacı Türkiye'den finansman sağlamak ve yarışlara Türkiye adına katılmaktı. Bu nedenle önce Silahlı Kuvvetler ile görüştü ve teklifini sundu. Ancak resmi prosedür hem zaman alan hem de gerekli kaynakların ayrılması için uzun bir süreç gerektiriyor. Diğer bir girişimi de bu işe ilgi gösterebilecek kişilerle görüşmek oldu. Ancak her ikisi de şu aşamada uzak hedefler gibi görünüyor ve İbrahim ciddi anlamda ekonomik geri dönüşü olmayan bir işe daha ne kadar tek başına direnebilir kestirmek güç. İbrahim Çerkeslik ve Kafkasya konularında son derece duyarlı ve aktif mücadele veren biri. Şu anda 39 yaşında, bir çocuk babası. Neşeli, esprili, güvenilir, tam bir Adığe delikanlısı. Dostluğundan her zaman memnuniyet duyduğum ve her birinizin tanımasını isteyebileceğim biri. O sadece Kabardey atlarının geleceğini düşünüyor. Ülkemizdeki askeri ve sivil atçılık kurumlarına 10 at satmak ya da yine ülkemizde 20 atını barındırabileceği bir çiftlikte 10 atını damızlık olarak üretime yöneltirken, diğer 10 atıyla da her yıl Avrupa’daki yarışmalara katılmak istiyor. Başaracağına da inanıyoruz. Yeter ki kendisine destek olunsun.+''+Muzaffer Dinçer

Mezdok Kabardeyleri

Bizler, Atayurt Kuzey Kafkasya'nın dışında yaşayan sürgünler için "Diaspora" deyimini kullanırız. Oysa Kuzey Kafkasya'nın içinde de "diasporamız" vardır. Bunların belki de en önemlisi "MEZDOK KABARDEYLERİ" dir. Çok azımızın çok az bildiği bu kardeşlerimiz hakkında bilgilenmek isteyenler için Mezdok doğumlu iki Adıge (Αдыгз) yazarı tarafından, bir yıl ara ile (2001-2002) topluma kazandırılan "MEZDOK KABARDEYLERİ" adlı eserler her yönü ile okumaya değer, oldukça geniş bilgiler içermektedir. p> +''+ Uzun bir arşiv çalışmasının ürünü olan bu eserler, daha çok tarih ve edebiyatımız ile ilgili araştırma yapacak olanlar için önemli başvuru kitaplarıdır. İlk kitabı, kaleme alan Dr. İlzita Bola, Mezdok Kabardeyleri'ni oldukça kapsamlı bir çerçevede inceler. Tarihi- etnografik bir çalışma olan bu kitap, bugün gerek diasporada, gerekse Atayutta eksik kalmış ya da tam anlaşılamamış yönleri ile Mezdok Adıgelerini tanıtır. Yazar kitabında, dini farklılıktan oluşan yaşam tazının Adıgelerin sosyal hayatındaki etkileşiminden bahsederken, özde bu farklılıktan dolayı hiçbir problemin yaşanmadığını belirtir. Eşsiz güzellikte uyumun temel anahtarını ise Adıge Xabzeye bağlar. Öyle ki, birlik beraberliğin, dayanışma ve yardımlaşmanın en güzel şeklini burada görebileceğimizi anlatırken Adıge insanı olmanın yapı taşı sayılan Αдыгзгъз yani insanlık olgusunu bizlere tekrar hatırlatır. p> Dr. İlzita Bora'nın biz okuyucularına örneklerle sunduğu bir başka konu ise, din farkı gözetmeksizin Adıgelerin bugün ortak olarak kullandıkları sözcüklerdir. Müslüman Adıgeler Allah kavram sözcüğü için Thaşho (Tхьэшхуэ), Hıristiyan Adıgelerin kilise için (Нэмэз), dua için (Дыуэ), İsa'nın, insanlığın kurtuluşu için canını fidye olarak verdiği günün anılmasına (Τопгьауэ), Nevruz Bayramı için ve Kurban Bayramı gibi daha pek çok terimin kullanıldığına dikkat çekmiştir. p> İkinci kitabımız ise Maykop'ta 2002 yılında tarihçi ve etnograf "Nikolay Kun" tarafından kaleme alındı. Mezdok Çocuk Müzik Okulu Müdürü olan ve aynı zamanda Mezdok Adıge Xase başkanlığını sürdüren yazarımız da tarihi belgelerle Mezdok Kabardeyleri'ni incelemiştir. Eser üç ana bölümden oluşur. İlk bölümde; Büyük Ekim Devrimi öncesi, ikinci bölümde; kültürel yaşamları, üçüncü bölümde ise ailevi yapısıyla Mezdok Adıgeleri ele alınır. Kita-bın sonunda ek bir liste iki gurup halinde verilmiştir (Hıristiyan ve Müslüman Adıge adları olarak). Bunlar Mezdok Adıgeleri arasında karşıla-şabileceğimiz aile adlarıdır. Biz de bu listeyi yazımızın sonunda okuyucularımıza Adıgece olarak sunuyoruz. Nikolay Kun, Mezdok Adıgelerinde düğün ve evlilik kurumunun işleyişine değinir ve Adıgelerin yaşamında önemli bir yere sahip olan WORED'leri de incelemiştir. Düğünler milli kıyafetlerle yapılır. Gençlerden oluşan düğün alayı, gelinin evden çıkartılması ve yeni evine getirilmesi sırasında Woredlerle coşarlar. Bu orada hiç ihmal edilmeyen, değişik varyasyonları olan düğün şarkıları aralıksız söylenir. İşte bunlardan birini Adıgece olarak sizlerle paylaşıyoruz.Ди ΗысашεтиУзрайда, уой уойт!Уейт маржз, уой уой!Уой, Ди Ηысашεти!Уой, узрайда!Узрайда, уой, уой, уой!Кърамыш крашыргъзр,Уой, уой, узрайда!Уой, къыдашэри!Уо, уо, узрайда!Узрайда, уой, уой!Уой, уо, гурыфІыгъузщи!Уой, уой, узрайда!Уой, уой, узрайда!Узрайда, уой, уой!Фызышзр къзсыжаси!Уо, узрайда! Kitabın son bölümünde "Mezdok Adıge Xase"nin kuruluş ve çalışmaları anlatılır. Xase 1993'te kurulup faaliyetine başlamıştır. Xase'nin çalışmalarında en önde tuttuğu konuların başında; kültürel erozyonun önlenmesi, ruh ve beden bakımından güçlü bir gençlik yetiştirmek, anadil eğitimini her alanda yayarak, sanat ve edebiyat konularında verimli çalışmalar yürütmek olduğudur. Elbette ki bu düşünceleri paylaşıyor ve bu bağlamda yaşayan böylesi bir kültürün gelecek kuşaklara aktarılması, yarınımız için gereken bir hazinedir. Hıristiyan ve Müslüman Adigelerinin birlikte yaşadığı Mezdok bölgesinde, bu din ayrılığına rağmen bir sorun yaşanmaz. Çoğu kimsenin inanmak istemediği bu durumu yerinde görmüş ve kendi çapında gözlemlemiş bir insan olarak doğrusu ben de şaşırdım. Her türlü acıyı ve sevinci kardeşçe paylaşan bu insanları böylesine birlikte hareket ettiren gizli gücü merak etmemek elbette ki mümkün değildir. Kendi kendime; acaba yabancılara karşı yapay bir gösteri midir? gibi sorular sıralandı kafamın içinde. Hatta bunun önünü kesmek için;- Ben de Adigeyim. Yabancınız değilim. Yani sizden biriyim. Bana lütfen doğrusunu söyleyin. Hiç mi bu din ayrılığı aranızda sorun olmuyor? Orta yaşta güzel giyimli ve güler yüzlü birinin yumuşak bir ses tonu ile;- Sizce aramızda bir sorun olması mı gerekiyor? Sorusu karşısında verecek bir yanıt bulmakta zorlandım. Kendimi toparlama fırsatı bulamadan bir başka ses;- Siz Adige olduğunuzu söylüyorsunuz. Şayet Adige iseniz buna şaşırmamanız gerekir. - Neden?- Çünkü biz Adigeler için önemli olan insan olmaktır. Sonra Adige habze ''Xabz?'' gereği kişinin inancı kendisi ile inandığı şey arasında bir özel meseledir. Neden sorun olsun ki?Bir başka ses;- Doğrusu bu Kaberdeyler bizi sevmez. (Gülüşmeler) Çünkü biz "tapınma hareketleri yaparak" böyle olduğumuz için deyince hep birlikte gülüştük. Sonra benim inancımı, kendilerini nasıl bulduğumu içeren sorular sordular. Ben de kendimi anlatmaya çalıştım. Türkiye'de doğduğumu, Nalçik Üniversitesi İngiliz Dili Edebiyatından mezun olduğumu, Adigece ve Rusça'yı burada öğrendiğimi ve şimdi Nalçik'te yaşadığımı söyleyince daha çok ilgilendiler. İstanbul ve Türkiye'de yaşayan Adigelerin durumunu, Adigeceyi ve Habzeyi "Xabz?'' bilip bilmedik-lerini, nüfusumuzu, evlilikleri, ekonomik du-rumumuzu içeren geniş kapsamlı sorular sordular. Yanıtlamalarımdan sonra, dönüp dolaşıp sözü yine dine getirdim. Ama bu din sorgusundan iyice sıkıldıkları belli idi. Gerçi Sayın Nikolay Kun "Mezdok Kaberdeyleri" isimli a-raştırmasında, Mezdok Adigelerinin ne zaman ve nasıl Hıristiyan oldukları ile ilgili kapsamlı bilgiler mevcut olmasına rağmen yine de soruyorum. Neden ve nasıl Hıristiyan olduklarını Nikolay Kun,;- Adigelerin Hıristiyan, Müslüman veya bir başka inançta olmalarının tarihçesini kitabında uzun uzun yazdı. Şimdi, mesele bu durumun Adigelere neyi getirip neyi götürdüğü meselesidir. Ben dini inancı bir sorun halinde görmemek gerektiğine inanıyorum. Çünkü Adigeleri bir kılan daha güçlü tarihsel bir mirasa sahiptirler. Adigeler kendi dillerinde Tha "Txba" kavram sözcüğü ile ifade bulan bir inançları vardır. Bu inanç müslümanlık ve Hıristiyanlık öncesine dayanmaktadır. Ve yine bu inanç Tek Tanrılı ve Gökseldi. Bazen doğa olaylarını tanımlayan veya belirleyen kavram sözcükleriyle karıştıranlar vardır. Böylece Adigelerin çok tanrılı bir toplum olduklarını var sayıyorlar. Oysa, Adige Dilinde Thalar "Txba" diye bir kavram yoktur. Örneğin; Şıble "?bI???" Yıldırım Tanrısı diye ananlar var. Kısaca Tha "Txba"yı çağrıştıran her sözcük Tha "Txba" değildir. O bir doğa olayıdır. Her doğa olayının Tanrıya izafe edilmesi inanç ve anlayışı nedeniyle her doğa olayında tanrı tarafından meydana getirildiği şeklinde yorumlanmış olabilir.Ayrıca, örgütçü, danışman, yol gösterici ve önderlik gibi özellik ve nitelikleri olan Thamada "Txbama??'' kavram sözcüğü ile tanımlanan insanların mevcudiyeti düşündürücüdür. Çünkü bu sözcükte Tha "Txba"yı çağrıştırmaktadır. Yani Tha ile bağlantısı açıktır. İşte bu Thamada'nın toplumdaki işlev ve görevine dikkat etmek gerekmektedir. Çünkü Thamada'nın yaptırım gücü vardır.Neydi o güç; jandarma mı veya üstün ekonomik bir güç mü? Üçüne de hayır. Onun tek ve değişmez gücü Habze ''Xabz?'' denilen sözel buyruklardı. Birkaç örnek verelim;- Adigelik insanlıktır. "AgbI?a?b?p yIbIxybI?b??''- Ayıp ''?MbIKI? - XbauHa?? ''- Uygun olan adettir. ''?K??P Xab???''- Olmuyorsa olabileceği gibi davran. ''MbIXbyM? ??pbIXby ?ıbI ''Hiçbir baskıcı otoritenin bulunmadığı bu toplumda sadece utandıran ve insan olduğunu hatırlatan uyarılarla yönetilmesi değil, yönlendirilmesini bugünkü koşullarda açıklamak gerçekten mümkün değildir. Ne yazık ki bu anlatılamaz sadece yaşanır.Adige Aile Soyadları ve aile damgaları ile modern dünyanın henüz ulaşamadığı bu durumu Adigeler tarih içinde halletmişlerdir. Bunları öylesine basit konularmış gibi geçiştirerek çok daha basit olan şeylere ''inanç gibi'' kilitlenmek haksızlıktır. Habze ''Xabz?''nin özünde pozitif hukuk ötesi bir anlayış ve işleyiş söz konusudur.Habzeyi ''Xabz?'' bir gelenekler manzumesi şeklinde düşünmek yanıltıcı olur. İlla bir şey söylemek gerekirse; Habze ''Xabz?'' zaman içinde somutları soyuta dönüşen ve gezegenimizin farklı bölge ve farklı toplumlarına şekil veren Göksel buyruklar manzumesi şeklinde algılanabilir. Yani kısaca Habzenin dinleşmesi olarak ta bakılabilir.O bakımdan günümüzde özellikle Adigeler arasında inanç çatışması yaşanmaz. ( Sizin orasını bilmiyorum) Zaten hiçbir zamanda böyle bir ça-tışma olmamıştır.Daha çarpıcı bir örnek; Çeçen ve Dağıstanlılar sekizinci ve on ikinci yüzyılda Müslüman olmalarına rağmen diğer Kuzey Kafkasyalılarla dinsel bir problem olmamıştır. Bunların nedeni tamamen değilse bile büyük kısmı ile Tha ''Txba'', Thamada ''Txbama??'' ve Habze 'Xabz?'' üçgeninde dokunan Adige toplumunu bu meseleyi çok aşmış olmasıdır. Onu içinde aramızda dinsel inanç farklılığı sorun değildir. Ve olmamıştır.Sayınm Nikolay Kun'un bu açıklamaları ve dinsel inançlara yaklaşımını doğrusu üzerinde durmaya değer bir konu olarak görüyorum.Teşekkürler Sayın Dr. İlzita BolaTeşekkürler Sayın KUN. Nart Dergimiz aracılığı ile kısacıkta olsa tanıtma olanağı bulduğumuz bu değerli iki Adıge yazarının eserlerini okuyucularımızla paylaş-maktan dolayı da mutluluğumuzu ifade etmek istiyoruz.1 2 MEZDOK (....) - Sağır orman 3 WORED (....) - ŞarkıHristiyan Adıge Aile Adları+''+Tijin Çurey ) )

Kabardey-Balkar Cumhuriyeti

nan+''+ Başkent : Nalçik tr> Yüzölçümü : 12.500 kmkare tr> Nüfus : 786.000 tr> Nüfus Yoğunluğu : 62.9 kişi/ kmkare tr> Önemli Yerleşkeler : Baksan, Tırnauz, Nartkala, Mayskıy, Zolskıy, Prohladnıy, Terek, Çegem tr> Devlet Başkanı : Koko Valeri tr>table> Kabardey-Balkar Federe Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu'na bağlı federe cumhuriyetler arasında en yoğun Adıge nüfusunu bulunduran cumhuriyettir. İlk olarak Sovyetler lideri Stalin döneminde, 16 Ocak 1922'de Kabardino-Balkarya vilayeti olarak kurulan birim, 5 Aralık 1936'da özerk cumhuriyet haline dönüştürüldü. 1942 Ağustosu'ndan itibaren Almanlar bölgeyi 6 aylık bir süre işgal ettiler. Bir yıl sonra bütün Balkarlar Nazilerle işbirliği yaptığı gerekçesiyle Mart 1944'te Orta Asya'nın çeşitli bölgeleri ile özellikle Kazakistan civarına sürgün edildi. Balkar ibaresi cumhuriyetin ünvanından silindi ve 1957'de sürgün edilen halkların haklarının iadesine dek değiştirilmedi. Rusya Federasyonu'na bağlı 89 idari birimden biri olan Kabardey-Balkar Cumhuriyeti'ni doğu ve güneydoğusunda Kuzey Osetya, güneybatıda Gürcüstan, batıda ise Karaçay-Çerkes Özerk Cumhuriyeti çevrelemektedir. Ülke topraklarında yüzden fazla halkın yaşadığı söylenebilir. Adıgeler bu nüfusun %49.2'lik kısmını oluştururken (2002 tahmini %51) bu oran Ruslar için %30.7; Balkarlar için %9.6 ve diğer kavimler içinse %10.5'tir. Ayrıca 62.9 kişi/kilometrekare olan nüfus yoğunluğu Rusya ortalamasının yedi mislini bulan bir değerdir. Cumhuriyet dokuz önemli bölgeyi kapsar: Baksansky (İdari merkez-Baksan), Zolsky (Zalukokuaje), Maysky (Mayskiy), Prohladnensky (Prahladni), Tersky (Terek), Urvansky (Nartkala), Shegemsky, (Şegem), Chereksky (Kashkhatau), Elbrussky (Tırnauz) ve başkent Nalçik. Ayrıca 101 köy, 165 oturulabilir lokalite, 7 kent yerleşimi ve şehir mevcuttur. Kentsel nüfusun toplam nüfustaki payı %60 olup bu oran gittikçe büyümektedir. Başkent Nalçik'ten ayrıntılı olarak söz etmekte yarar var: Şehrin isminin çıkışı hakkında birçok öykü söylenile gelmiştir. Bu öykülerden en bilineni, şehrin etrafını çevreleyen dağlarla ilgili olandır: Topografik olarak şehrin etrafını çeviren dağ silsilesi nal şeklindedir ve yerel her iki dilde de (Adıgece ve Balkarca) Nalçik, "nal" anlamına gelmektedir. Bu nedenle de nal, şehrin amblemi haline gelmiştir. Cumhuriyetin başkenti olan Nalçik 1818 yılında bir askeri kale olarak yerleşime açılmış, 1862 yılında büyük bir kasabaya dönüşmüş ve o yıllarda 2800 civarında insanın yaşadığı bir yerleşim birimi haline gelmiştir. 1917 Ekim devrimi ile Nalçik, merkezi bir yapı halini almaya başlamış, 1918 Martı'nda Sovyet Gücü'nün kurulumuna zemin hazırlayacak bir nitelik kazanmıştır. Ocak 1919'da Beyaz Ordu Nalçik'e girmişse de, Sovyet Gücü Mart 1920'de tekrar kurulmuştur. 16 Nisan 1922'ye kadar Nalçik tam anlamıyla büyük bir yerleşim merkezi haline dönüşmüş ve Kabardey-Balkar'ın merkezi olmuştur. 12 Aralık 1936'da ise o zamanın Kabardey-Balkar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin, bugünün Kabardey-Balkar Federe Cumhuriyeti'nin başkenti olmuştur. Toplam alanı 131 kilometrekare olan başkent, 1992 sayımına göre 280 bin nüfusa sahiptir. Şehrin ağaç ve yeşil alanları toplamı 991 hektardır. Kabardey-Balkar, jeomorfolojik olarak üç parçaya ayrılabilir: Dağlar, tepeler, ve düzlükler. Arazinin yaklaşık yarısını mineral kaynaklar, pınarlar, meralar ve ormanlık alanlarca zengin dağ ve tepeler oluşturur. Ovaları ise ekilebilir topraklar bakımından çok zengindir. Ülkede bol miktarda molibden ve tungsten depoziti mevcuttur. Kurşun, kalay, bakır, demir cevherleri, altın, arsenik, taş ve linyit kömürü, pekmez toprağı, petrol, sünger taşı, fosfor, kireç taşı, alçı taşı, floridin ve dişbudak ağaçları potansiyeli içerir. Yüz kadar sıcak su, soğuk su ve mineral suyu kaynağı vardır. Hayvan toplulukları (fauna) çok çeşitli ve zengin kuş ve hayvan türlerini barındırır. İklim, ortalama-ılıman olarak nitelendirilebilir. Yıllık sıcaklık ortalaması 9-10 santigrat derece olup, yağış miktarı yıllık 600-700mm.'yi bulur. Yılın yaklaşık 215 günü sıcaklık 5 santigrat dereceden fazladır. Özetle ülkenin coğrafi ve ekolojik yapısı, yeraltı kaynakları turizm konusunda hiç tükenmeyen bir potansiyel içermektedir. Ayrıca ülkenin tamamı 1997'de serbest bölge ilan edilmiştir. Kabardey-Balkar Güney Rusya'nın en etkileyici ve daha da ötesinde ekonomik ve sosyo-politik devamlılığa sahip merkezlerinden biridir denebilir. Bu özelliği cumhuriyetin diğer ülkelerle olan dış ekonomik aktivitelerinin dostça bir yararlılık çerçevesi içinde gerçekleşmesine olanak sağlar. Finans ve hammaddeler dahilinde cumhuriyet ekonomisi demirsiz cevherler, petrol, doğalgaz, çeşitli madeni ve kimyasal materyaller, çeşitli mineral ve taze su kaynakları, değerli inşaat hammaddeleri sanayii üzerine temellenmiştir. Şu anda 40'tan fazla mineral depoziti işletilmekte olup, mineral kaynaklarına biçilen değer 12.000 metreküp'ten fazladır. Kabardey-Balkar'ın kesinlikle branşında eşsiz bir yere sahip olan bir depoziti vardır: Tırnauz tungsten-molibden kompleksi -ünlü bir stratejik hammadde sağlayıcısı-. Dünyanın en zengin tungsten ve molibden cevheri depozitlerini işletmek üzere çalışmaktadır. Kuzey Kafkasya'da tüketilen elektrik enerjisinin %90'ını karşılayan Kabardey-Balkar'ın başlıca kaynakları Molibden ve Tungsten depozitleri ve bunları işleyen fabrikalar, makine imalatı ve kimya endüstrisi, inşaat malzemeleri imalatı, kereste, gıda ve diğer hafif endüstrilerdir.Tarım alanında ise tahıl ziraati (buğday ve mısır) meyve yetiştirme ve bağcılık, koyun, domuz ve at çiftçiliği, arıcılık ve ipekböcekçiliğidir. Cumhuriyetin doğal, iklimsel ve demografik koşulları, oldukça hızlı gelişmekte olan ekonominin taleplerini karşılayan başlıca unsurlardır. Endüstri Kabardey-Balkar'da bugün gayri-safi milli hasılanın yarısını sağlayarak liderliği elinde bulundurmaktadır. Ülkede ulusal dil Adıge dilinin bir diyalekti olan Kabardeycedir. Kafkas dillerinin kuzeybatı gruplarından Abhaz-Adıge alt grubuna bağlıdır. Abhaz, Abzeh, Abazin vb. diyalektleriyle belli noktalarda ayrılan Kabardeyce, Kabardeyler Adıge kavminin bir alt boyu olduklarından Adiga-bze (Adıge dili) olarak adlandırılır. 1958'de Kabardeyce 1.ve 4. sınıflarda eğitim dili olmasına rağmen 1972 lerden sonra öğretim dili Rusça olan okullarda seçmeli ders olarak verilmeye başlandı. Son dönemde ise eğitim dili Rusça olmakla birlikte Kabardeyce-Adigece de ilkokuldan liseye kadar mecburi ders üniversitede ise isteğe bağlı seçmeli ders olarak okutulmaktadır. Kabardey Balkar'da, Kabardey-Balkar Devlet Üniversitesi dışında üç akademi bulunmaktadır. Rusya Bilimler Akademisi'nin Kabardey-Balkar Merkezi, Tarih, Dil, Folklor, Edebiyat ve Ekonomi Araştırmaları Enstitüsü, Matematik ve Otomasyon Uygulamaları Araştırmaları Enstitüsü, Alp Jeofizik Araştırmaları Enstitüsü, Visokogorni Jeofizik Araştırmaları Enstitüsü, Bahçecilik Enstitüsü, Tarımsal Deney İstasyonu, Astronomi Gözlemevi de cumhuriyette bulunmaktadır. İlk gazete 1920 yılında yayınlanmıştır. Şimdi de Kabardeyce, Rusça ve Balkarca gazeteler mevcuttur. Yine belirtilen dillerin hepsinde radyo ve sınırlı sürelerde olmakla birlikte Tv. yayını mevcuttur. 1980 yılı içinde Kabardeyce yayımlanmış kitap baskı adedi 172000 dır. Cumhuriyette bu güne değin 1923-1924 Latin harfleri, 1924-1936 Latin harfleri, 1936 'da Kiril alfabesi alınmış olup sonuncusu günümüzde de kullanılmaktadır. Nüfusun %60'ı kentlerde yaşayan Kabardey-Balkar'da kent nüfusunun da üçte ikisi -1817'de kurulan- başkent Nalçik (1922'ye kadar adı Petrov-Port, nüfusu 239 bin) ve Prahladnıy'de (59 bin) yaşamaktadır. Kabardeyler Sünni ve Müslümandırlar; ancak Mozdok civarında küçük bir Hristiyan cemaat mevcuttur. Bölgede 1830'da 113 cami mevcuttu fakat günümüzde bu sayının kesin bilinmemekle birlikte 10-15 civarında (köyler dahil) olduğu tahmin edilmektedir. Orman, su ve hayvan varlığını korumak amacıyla oluşturulmuş birçok koruma alanı (zapovednik) ile hayvan varlığını koruma ve üretme alanı (zakaznik) vardır. Buralar birer turistik alan özelliği de kazanmıştır. Bunların başlıcaları Çegem ve Çerek Irmaklarının kaynak kısımlarını da içine alan 'Kabardino-Balkarski visokogorni gos. Zapovednik' ile bunun doğusunda kalan ve Kuzey Osetya'ya ulaşan uzantılarıdır. Buralarda ormanlar ile soyu tükenmeye yüz tutmuş dağ keçisi, kızıl geyik, ayı, vaşak, yaban tavuğu ve yaban sığırı gibi hayvanlar yetiştirilmekte ya da koruma altında bulundurulmaktadır. Kabardey-Balkar Cumhuriyeti'nde dağcılık ve kayakçılık turizmi gelişmiştir. Bu bakımdan tüm Kuzey Kafkasya'da en önemli turizm merkezleri burada kurulmuştur. Dağ turizminde turların başlangıç yeri Nalçik'tir. Buradan ırmak vadileri boyunca uzanan yollar izlenerek güneye, Ana Kafkaslara doğru gidilmektedir. Yollarda çok sayıda konaklama yerleri, özellikle Elbrus (Oşhamahue) önlerindeki vadilerde turistik otel, motel ve kampingler bulunmaktadır. Bölgedeki Adıge Edebiyatı ya da Kabardey Edebiyatı, Kuzey-Batı Kafkasya "Büyük Adıge Edebiyatı" nın önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Bilindiğine göre ilk Kabardey yazarı Şore Negume'dir (1794-1844). Kabardeyler özerklikten sonra (1920) sürekli yazıya kavuştular. 1924'te kabul edilen, giderek mükemmelleştirilen latin harflerine dayalı Adıge alfabesi, bir süre sonra Stalin'in Ruslaştırma politikasının bir sonucu olarak 1936'da yasaklandı. Yerine bugün de kullanılan kiril alfabesi getirildi. Sonuç olarak, bir duraklama ve zor günler dönemi başladı; Ruslaştırılmaya karşı çıkan çok sayıda aydın ve yazar cezalandırıldı. 1920 sonrasının iki önemli yazarı Paş'e Beçmırze (1854-1936) ile Şogentsuk Ali'dir (1900-1942). Paş'e Beçmırze'nin şiirleri, Şogentsuk Ali'nin de hem şiirleri, hem de "Khambot ile Latse" adlı şiir romanı yayımlandı. Daha sonra K'işoko Alim, K'uaş Betal, Şorten Askerbiy, Şogentsuk Adem, Aksıre Zalimhan ve Teune Haçim gibi güçlü yazarlar da edebiyata katıldılar. Balkar Edebiyatı'nın öncüsü, 1945'te sürüldüğü Orta Asya'da ölen Kazım Meçiyev (1859-1945) de sürgünde yazdığı şiirler ve konuşmalarla Balkar halkına moral vermiştir. Balkar Edebiyatı'nın uluslar arası üne kavuşmuş bir şairi de şu anda yaşamayan Kaysın Kuliyev'dir. Kaynakça; Dünden Bugüne Kuzey Kafkasya Özdemir Özbay Sh. 163,164. Kaf-der yayınları http://odur.let.rug.nl/~bergmann/russia/regions/rus07kb.htm www.kbr.ru www.kbsu.ru Nalchik R.H. Barrayeva, A.S.Şakmursayev, V.L.Zakakov Nalchik 1995 http://www.iwpr.net/index.pl?caucasus_index.html [Derleyenler : Anıl Sevim, Sine Göksoy, Ömür Enes]+''+Kaffed

Resort Nalçik

Nalçik, Kabardey-Balkar bölgesindeki yegane termal suya dayalı tedavi (balneolojik), iklimsel ve şifalı çamur bulunan dinlenme yeridir. Burası Kafkas sıra dağlarının Kuzey eteğinde yer alır ve her dem yeşil ağaçlarla kaplı yarım ay şeklindeki dağlar ile çevrilmiştir. Hem kışın hem yazın hakim olan ılıman iklimi, uzun ve sıcak sonbaharı, bol oksijenli saf dağ havası ile kuşatılmış ortamı ile gerek sanatoryum tedavilerinde gerek her mevsim dinlenme amacı için çok uygundur. Sanatoryum tesisi çok çeşitli ağaçlar ve doğal orman parkları ile çevrili bir vadide yer almaktadır. +''+ Dinlenme alanında 7 binden fazla yatak kapasiteli 15 adet sanatoryum, 4500 kişilik şifalı çamur banyoları, 40'dan fazla çeşitte doğal tedavi yöntemleri uygulanan 340 tedavi alanı bulunmaktadır. Tedavilerde, mineral suları, şifalı çamur, biyo-iklimsel kaynaklar, tıbbi tedavi yöntemleri ile birlikte uygulanmakta ve aynı zamanda fizyoterapi ve tıbbi fiziksel yöntemlere de başvurulmaktadır. Resort-Nalçik, Rusya ve diğer ülkelerde oldukça yüksek popülariteye sahip, modern ekipman ve bilgili elemanları ile çok yönlü bir tesistir. Bölgeye olan ilgi gün geçtikçe artmakta, tesise gerek Rusya ve gerekse yurt dışından hastalar gelmektedir. Her bir sağlık merkezinde teşhis ve tedavi, ultrasonik teşhis, laser, magnetik terapi ve daha bir çok modern yöntemler ile yapılmaktadır. Resort polikliniği, hastaları tedavi etmekte, sanatoryumdan ve diğer sağlık kuruluşlarından gelen hastalara dinlenme imkanı yaratmakta ve yardım isteyen herkese hizmet vermektedir. Bölgenin doğal iklim özelliklerinden yararlanılan ve her türlü modern teşhis ve tedavi yöntemlerinin kullanıldığı Resort Nalçik'te, fizik-tedavide özellikle yaşlı ve çocuklarda % 95-98'e varan başarı sağlanmıştır. Kabardey-Balkar, 100 yılı aşkın süredir günlük debisi 6000 m3 e varan geniş mineral su stoklarına sahiptir. Bu sular, ender rastlanan balneolojik özelliklere sahip, hidrojen sülfit, silis, iyot-bromin gibi mineraller açısından oldukça zengin ve aynı zamanda karbonik ve radon gazları içeren suları ile az bulunur bir kombinasyona sahiptir. Sular hem şifalı içecek olarak hem de balneolojik tedavi yöntemlerinde kullanılmaktadır. Tüm resort alanı içerisindeki 14 mineral kaynağından 5'i çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır. Resort-Nalçik'te bulunan şifalı çamur, 900 bin m3'lük stoka sahip, güçlü sülfit ve çeşitli minerallere sahip alüvyon içeren Tambukan gölünden sağlanmaktadır. Bu çamur çok çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır. Balneolojik faktörler, kardiyo-vasküler ve sinir sistemi rahatsızlıkları, deri ve jinekolojik hastalıklar başta olmak üzere pek çok rahatsızlığa şifa olmaktadır. Rusya'nın çeşitli bölgelerinden radyo-nükleer kirlenmeye maaruz kalmış hastaların, 1988-1995 yılları arasında ve günümüze kadar olan periyotta yapılan tedavileri şaşırtıcı bir şekilde yüksek oranda gelişme göstermiştir. Rehabilitasyonda çok önemli yeri olan sanatoryum tedavileri insan sağlığının korunmasında çok önemli bir yere sahiptir. Resort-Nalçik'te bilimsel yöntemlerle desteklenen doğal tedavi uygulamaları, sanatoryum tedavisinin etkinliğini artırmakta ve her türlü kronik rahatsızlığın tedavi ve dinlenme evrelerinde büyük başarılarla sonuçlanmaktadır. Tesislerde 9 uluslararası ve ulusal bilimsel-deneysel konferans gerçekleştirilmiş, bu kapsamda 200'ün üzerinde bilimsel makale yayımlanmıştır. Uzman doktorlar ve hemşireler, radyoaktif etkiye maruz kalmış kişilerin tedavilerini bu tesislerde yapmışlardır. Resort-Nalçik sizlere huzurlu bir dinlenme, modern kaliteli tedavi, doğayla başbaşa güzel günler garanti ediyor. Misafirperver Kabardey-Balkar bölgesine yapacağınız ziyaretten dolayı asla pişmanlık duymayacaksınız... Genel Müdür: Boris M. Ibragimov Tel: 007-86622-23580 [ İngilizceden çev: Rahmi Lale ]+''+Kaffed

Güney Osetya Sorunu

Sovyet yönetimi altında, Kuzey Osetya ile Güney Osetya birbirinden ayrı iki statü ile yönetilmişlerdir. Kuzey Osetya Rusya Federasyonu içerisinde önceleri özerk bölge statüsü taşırken, sonra 1936 yılında Özerk Cumhuriyet statüsü kazanmıştır. Güney Osetya'ya ise 1922 yılında, Gürcistan Özerk Cumhuriyeti içerisinde Özerk Bölge Statüsü verilmiştir. Ancak Sovyet Yönetimi süresince Gürcistan sınırları içerisinde yaşayan Osetler tıpkı Abhazlar gibi "Gürcüleştirme" politikasına maruz bırakılmışlardır. +''+ 1989 yılında, Sovyet Yönetiminin sonlarına doğru ise bu politikaya yeniden hız verilmiş, örneğin Gürcü Hükümeti kamusal alanda, okullarda ve üniversitelerde Gürcü dilinden başka dillerin kullanılmasını yasaklamıştır. 1991 yılında bağımsız devlet olarak seçimlere giden Gürcistan'ın ilk Cumhurbaşkanı Gamzahurdia'nın ilk işi ise, Gürcistan'ın "Gürcülerin devleti" olduğunu ilan etmek olmuştur. Bunun anlamı Gürcistan toprakları üzerinde hiç bir özerk statüye izin verilmemesidir. Böylelikle Güney Osetya'nın özerklik statüsüne son verilmiş, Gürcüler ülkenin sahipleri, Abhaz ve Osetler ise "misafirleri" ya da ayrı millet olma taleplerini sürdürdükleri takdirde "düşmanları" olarak ilan edilmişlerdir. Diğer yandan 1991 yılında Gürcistan'ın bağımsız devlet statüsü elde etmesiyle birlikte dünyanın bölünmüş halklarından birisi olan Güney Osetler için eskiden mevcut -ve ehven-i şer olan durum- yeni bir boyut kazanmıştır. Kuzey ve Güney Osetler eskiden aynı devlet içerisinde yönetsel olarak ayrı yaşıyorlarken, bu defa iki devletin sınırlarıyla birbirlerinden ayrı düşmüşlerdir. Bu durum Güney Osetya'da yaşayan Osetleri Rusya Federasyonu sınırları içerisinde kalan Kuzey ile bağlarını yitirip, Gürcistan toprakları içerisinde büsbütün içlerine kapanıp, yalnızlaşmak durumunda bırakmıştır. Gürcistan'ın Gürcüleştirilmesi politikasında Osetler'e düşen ilk pay, 1989 Kasım ayının 23'ünde Gamsakhurdia'nın 40.000 askerinin Güney Osetya'nın Başkenti Tskhival'i işgale girişmesi olmuştur. Bu durumda Güney Osetya için iki seçenek kalmıştır. Ya Gürcistan'dan eski Özerk Cumhuriyet statüsünün yeniden tanınmasını istemek ya da Kuzey Osetya ile birleşmek. Birinci seçeneğin önü, 1990 Mart ve Haziran aylarında Gürcistan Yüce Sovyeti'nin aldığı kararlarla kapanmış, Güney Osetya'nın siyasal özerkliğinin teminatı olan anayasa maddeleri askıya alınmıştır. Ancak Güney Oset Özerk yönetimini temsil eden kurumların çalışmasına engel olunamamış, sadece Osetler'in yeni koşullara uygun biçimde yeniden siyasal yapılanmaları engellenmiştir. Bu baskılar karşısında ise Osetler Güney Osetya Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını ilan etmek durumunda kalmışlardır. 9 Aralık 1990 tarihinde seçimlere gidilmiş, 11 Aralık tarihinde ise Gürcistan parlamentosu Güney Osetya'nın özerkliğine son vererek, Osetler'in yaşadığı bölgelerde sıkıyönetim ilan etmiştir. 6 Ocak 1991 tarihinde ise Gürcistan Ordusunun askerleri ile çeşitli aşırı milliyetçi partilerin destek verdiği milis güçler, Tskhival'i işgal ederler. Oset Halk Cephesi, Ademon Nykhas Güney Osetya'nın verdiği mücadelenin başını çeker ve Osetlerin büyük kayıplar verdiği çatışmalar 1992 Haziran ayına kadar kısa aralıklarla devam eder. Bir çok Oset köyü yakılıp, yıkılır, katliamlar yapılır. 100.000 kadar Oset Kuzeye ve Rusya'nın diğer bölgelerine göç etmek zorunda kalır. Gürcü kuvvetleri Tskhivali'yi terk ederken, kenti abluka altına alırlar. Her alanda tam bir ambargo uygulayarak, Güney Osetya'nın Kuzey ile ilişkisini büsbütün kesmek üzere, Rouk tünelini kapatırlar. Böylelikle bölgenin elektriksiz, yiyeceksiz, ilaçsız kısacası her türlü gereksinimden yoksun bırakılması hedeflenir. Güney Osetya'nın ambargo altındaki durumu, 28 Nisan 1991 tarihinde bir çok evi, yolu, işletmeyi tahrip eden depremden sonra daha da kötüleşir. Gamsakhurdia rejiminin 1992 Ocak ayında düşürülmesiyle birlikte Osetler'in durumunun iyileşmesi umutları yeşermeye başlarsa da beklenenin tam tersi gelişmeler olur. Osetler üzerindeki baskılar uluslararası camiada "demokrat" olarak ünlenmiş, Shevardnadze'nin iktidara gelip de, Gürcistan'ın bağımsız devlet statüsünün tanındığı dönemde daha da artmıştır. Yeni yönetim de "askeri çözümü" tek yol olarak görmektedir. 1992 Nisan ve Mayısında Tskhinval yeniden ateşe tutuldu ve kentin doğusu işgal edildi. 20 Mayısta Rouk tüneline doğru yola çıkmış olan Oset göçmenlere saldırılarak, yapılan katliamlara bir yenisi eklendi. (Çoğu kadınlardan oluşan 36 kişi öldürülür). Bu arada Kuzey Osetya'ya göçedenlerin sayısı 80.000'i bulmuştur. Göçmenlerin çoğu Vladikavkas'a yerleştirilmiştir. Göçmenlerin gelişi ile birlikte Kuzey Osetya'nın ekonomik durumu kötüleşmiştir. Buna rağmen, Kuzey, Rusya'dan aldığı elektriği Güneye ileterek, ambargonun yarattığı sorunları bir ölçüde hafifletmeye çalışmıştır. Bu arada da Gürcüstan'a giden doğal gaz hattını kapattığı için Kuzey Osetya Gürcistan ile bir savaşın eşiğine gelmiştir. Rusya arabulucu olarak araya girmek zorunda kalmıştır. Üzerindeki ekonomik baskılar ve uluslararası alanda prestij kaybına uğramak tehlikesi nedeniyle Gürcistan Rusya'nın da araya girmesiyle 26 Haziran 1992'de ateşkes ilan etmek durumunda kalmış ve müzakereler başlamıştır. Ancak müzakerelerin tarafları Gürcüler ve Osetler değil, Gürcüler ve Ruslar olur. Böylelikle temeldeki sorunlara hiç bir siyasal çözüm getirmeyerek, fiili durum üzerinden çözümler arayan bir süreç başlatılmıştır. Oset, Gürcü ve Rus askerlerinden oluşan bir barış gücü oluşturulmasına da karar verilmiştir ve uygulamasına başlanmıştır. Güney Osetya'da çatışmalar durmuş, ama hiç vakit geçirmeyen Gürcü ordusu 1992 Ağustos ayına gelindiğinde Abhazya üzerine yürüneceğinin sinyallerini vermeye başlamıştır. Söz konusu yeni dönemde Güney Osetler bir yandan 3 yıl süren ambargo koşullarına direnirlerken, diğer yandan Kuzey ile daha yakınlaşmanın yollarını araştırmışlardır. Bu arada da Kuzey Kafkas Halkları ve Cumhuriyetleriyle daha yoğun bir ilişki içerisine girmiş. 1993-1994 özellikle belirginleşen bu gelişmede, başlıca itkiyi Güney Osetya'daki yeni yönetim ile, Moskova'dan beklenen desteğin alınamaması oluşturmuştur. Güney Osetya'nın Kafkas Halkları Federasyonu ile yakınlaşmasına Kuzey Osetya da destek vermiştir.** Kafkas Halkları Federasyonu ise, özellikle Abhazya'da elde edilen başarıdan sonra, Gürcistan'ı, Güney Osetya'ya askeri bir müdahalede bulunmaması konusunda uyarmıştır. 1994 yılı Şubat ayında Gürcistan ile Rusya Federasyonu aralarında bir anlaşma imzalamışlardır. Bu anlaşma ile Rusya, Gürcistan'ın "toprak bütünlüğünü" kabul etme karşılığında kendisi için geopolitik açıdan çok önemli olan Gürcistan'daki askeri varlığına meşruiyet kazandırmıştır. Söz konusu anlaşmanın Abhaz ve Güney Osetlerin verdikleri mücadele üzerinde ileride nasıl etkiler yaratacağı henüz bilinmemektedir.. Ancak bütün Kuzey Kafkas Halkları ile Diyaspora Çerkesleri, Güney Osetya ile Abhazya'da olup bitenleri yakından izlemeye devam etmektedir. +''+Kaffed

Dağıstan Cumhuriyeti

nan+''+ Başkent : Mohaçkala tr> Yüzölçümü : 50300 km2 tr> Nüfus : 2.082.000 (Temmuz 1995) tr> Nüfus Yoğunluğu : 41.4 kişi/kmkare tr> Önemli Yerleşkeler : Hasavyurt, Derbent, Kizilyar, Boynaks, Kizilyurt, Babayurt, Kaspiyak tr> Devlet Başkanı : Magomed Magomedov tr>table> Dağıstan Kafkasya'nın kuzeydoğusunda, Hazar Denizi'nin kuzeybatı sahilinde yer almaktadır. Dağınık halde yaşamakta olan Dağlılar, 20 Ocak 1921'de bağımsız bir devlet yönetimi altında toplanmış, ancak bu devlet kısa bir süre sonra Bolşevizm tarafından yıkılmıştır. Dağıstan'da otuzu aşkın halk yaşamakta; ülkede, bunların sayısından daha fazla, hatta yüzlerle ifade edilen sayıda dil konuşulmaktadır. Anlaşma dili olarak ise ülke genelinde Rusça kullanılır. Dağıstan'da nüfusun yaklaşık bir çeyreğini teşkil eden Kumuk, Nogay ve Azeriler başta olmak üzere Türk kökenli kavimler, Dağlı diğer kavimlerle sosyo-kültürel bakımdan bütünleşmiş bulunmaktadır. Nüfusun 1 milyon 210 bini (%58) dağ ve köylerde, 870 bini de (%42) şehirlerde yaşamaktadır. Dağıstan, bir dağlar ülkesidir. Avrupa'nın Güneydoğu ucundaki bu küçük ülkenin doğu sınırları boyunca Hazar (Kaspi) Denizi uzanır. Batısında Çeçenistan Cumhuriyeti yer alır. Kuzeyindeki Rusya ile sınırlarını Kuma nehri belirler. Ülkeyi sulayan sayısız ırmaklardan bazıları Terek, Samur, Sulak, Kurak vb.dir. İklimi karasal sayılabilir. Yazları sıcak ve kuraktır. Temmuz ayında sıcaklık 23 derece civarındadır. Dağlarda yaz geceleri bile oldukça soğuktur. Dağlık bölgenin bitki örtüsü yüksek tepelerde çam ve huş ağacından, kanyon ve vadilerde ise yaprak döken ağaçlı ormanlardan oluşur. Ağaç sınırının üzerinde Alp çayırları bulunur. Hazar denizi sahillerinde genellikle tuzlu bataklıklar ve yer yer kumsallar bulunmaktadır. Ülkenin Rusya sınırına yakın bölgesi yarı çöl yarı bozkır özellikleri gösterir. Tarih boyunca çeşitli ulusların göç yolları üzerinde bulunan Dağıstan önemli bir geçit yeri olması sebebiyle muhtelif sebeplerle yurtlarını terk eden insanların bir kısmı buraya yerleşmiş, böylece ülke nüfusunun çeşitlenmesini sağlamışlardır. 1897'de Çarlık Rusya'nın bir vilayeti durumunda iken 571 bin nüfusa sahip olan, 1926'da 1 milyon 300 bin nüfusa ulaşan Dağıstan'ın 1916 yılı sayımına göre nüfusu 81 ayrı ulustan oluşuyordu. Bunlardan 32'si Dağıstan'ın yerli halkıydı. Yani diyebiliriz ki Dağıstan büyüklüğüne kıyasla dünyanın en çok etnik nüfusuna sahip bölgedir. Dağıstan nüfusunu oluşturan bu etnik grupların çoğunluğu Kafkas, Türk ve İranlıdır. Yerli 32 halk içinde 11'i nüfusça diğerlerinden üstündür: Avarlar, Kumuklar, Darginler, Lezgiler, Laklar, Tabasaranlar, Nogaylar, Rutullar, Sakurlar, Agullar ve Tatlar. Etnik grupların nüfusa oranları şu şekilde açıklanabilir: Avarlar-500 bin(%25.7), Darginler-247 bin, Kumuklar-240 bin, Lezgiler-190 bin, Tabasaranlar-85 bin, Laklar-84 bin, Nogaylar-70 bin, Çeçenler-60 bin, Rutullar-20 bin, Agullar-10 bin, Tatlar-10 bin, Sakurlar-7 bin, Ruslar-250 bin. Tatça konuşan Yahudiler ve Ermeniler nüfusun kalanını oluşturur. Müslüman olmayan son dört etnik grup nüfusun %15'ini teşkil etmektedir. Dağıstan, 7.yüzyılda Emeviler döneminde İslamiyet'i tanımıştır. İmam Şamil'in Ruslar'a karşı yürüttüğü bağımsızlık savaşı ile 1990'larda cereyan eden Azeri-Lezgi anlaşmazlığı örneğinde olduğu gibi, din birliği en zor anlarda Dağıstan halklarını bir araya getirmeye yetmiştir. Dağıstan nüfusunun çoğunluğu Sünni Müslüman'dır. Komünizmin dini kurumları henüz yıkmaya başlamadığı 1928 yılında 810 medrese ve camilere bağlı 400 okul bulunmaktaydı. Çar ordularının 19.yüzyılın başlarında Dağıstan'a yaptığı hücumlara tek başına karşı koyamayan hanlık ve beyliklere karşılık; Gazi Muhammed, Hamzat Bek ve İmam Şamil gibi din adamları Ruslara karşı başarıyla karşı koymuşlar; Dağıstan, Çeçenistan ve Batı Kafkasya halklarını açtıkları İslam bayrağı altında bir dönem toplamayı başarmışlardır.Bunun yanı sıra geçmişten günümüze gelen geleneksel el sanatları; süs eşya yapımcılığı, silah yapımcılığı, kama ve kılıç kabza ve kıllıf süslemeciliği, bayan takı eşyaları yapımcılığı, at takımları süslemeciliği alanında Dağıstan zanaatkarlarının büyük bir ünü vardır. Tarihte Dağıstan en iyi silahların yapıldığı, en iyi süslemelerin bulunabileceği bir yer konumundaydı. Günümüzde hızla yokolması ile birlikte halen bu alanda faliyet gösteren insanlar mevcuttur. Dağıstan'da taş heykelciliği, demircilik ve halıcılık geleneksel el sanatları arasındadır. Tabasaranlar dokudukları halı ve kilimlerle dünyaca ünlüdürler. Petrol ve doğalgaz yönünden zengin topraklara sahip Dağıstan'da kömür cevheri, azrak metal ve demir içermeyen metal yatakları da vardır. Diğer önemli sanayiler makine yapımı, inşaat malzemeleri yapımı, kereste işleme, cam, şarap ve gıda işleme alanlarındandır. Ülke ekonomisinde Hazar Denizinde balık ve havyar üretimi de önemli yer tutar.Eğitim ve öğretim ilk üç yıl mahalli dillerde, üçüncü sınıftan itibaren Rusça yapılmaktadır. Ülkenin her yerinde kullanma serbestisi olan on bir dilden dokuzunda kitaplar basılabilmekte ve radyo yayını yapılmaktadır. Başlıca endüstri kaynakları petrol, doğalgaz ve kömür olan Dağıstan'da petrol ve gaz sondaj makineleri üretimi, gıda ve hafif endüstriler ile hububat tarımı ve hayvan besiciliği yoğun olarak yapılmaktadır. Dağıstan'ın doğu sınırlarını kuşatan Hazar (Kaspi) Denizi sahilleri geniş kumsallara sahip olması nedeniyle, su sporları bakımından potansiyel oluşturmaktadır. Ayrıca yılın 12 ayı zirveleri karla kaplı dağlar dağcılık ve kayak turizmini olası kılmaktadır. Kaynaklar ; Dünden Bugüne Kuzey Kafkasya - Özdemir Özbay shf. 213, 214, 215 http://odur.let.rug.nl/~bergmann/russia/regions [Derleyenler: Anıl Sevim, Sine Göksoy, Ömür Enes]+''+Kaffed

Çeçen Cumhuriyeti – İçkerya Anayasası, 1992

Okuyucularımızın bildiği gibi dergimizde toplumumuzu ilgilendiren konularda önemli belgeleri yayınlıyoruz. Bu kapsamda Kafkas Cumhuriyetleri anayasalarını yayınlamaya ayrı bir önem veriyoruz. Adığey ve Abhazya Cumhuriyetleri anayasaları daha önce Kaf Der Bülten'de yayınlanmıştı. Nart'ın bu sayısında, 12 Mart 1992 günü Çeçenya Cumhuriyeti Parlamentosu tarafından kabul edilen Çeçen Cumhuriyeti Anayasası'nın Anayasal Sistemin Temelleri bölümünü okuyucularımızın bilgisine sunuyoruz. +''+ Çeçen Cumhuriyeti Anayasası 7 bölüm ve 112 maddeden oluşmaktadır. Yasanın tamamı internette http://www.chechnya.org adresinden temin edilebilir. Dergimizin gelecek sayılarında diğer cumhuriyetlerimizin anayasalarını yayınlamaya devam edeceğiz. Madde 1. Çeçen Cumhuriyeti, Çeçen halkının kendi kaderini tayin hakkının bir sonucu olarak kurulmuş egemen, demokratik ve yasal bir devlettir. Toprakları ve doğal kaynakları üzerinde mutlak egemenliğe sahiptir; bağımsız olarak iç ve dış politikasını belirler; bölgesinde, egemen olup, anayasa ve kanunlarını işletir. Çeçen Cumhuriyeti'nin devlet egemenliği bölünmezdir.Madde 2. Çeçen Cumhuriyeti'nin halkı, devletin bütün gücünün tek kaynağıdır. Halk, kendi kendini yönetim organlarının yanısıra yasama, yürütme ve yargı organlarıyla dolaylı olarak ve direkt olarak kendisine bağlı olan bu gücü kullanır. Ne halkın, ne devlet yapısının bir bölümü ve ne de tek başına kişiler devletin gücünü yasadışı olarak kullanamaz. Gücün kanun dışı ele geçirilmesi çok ağır bir suçtur. Temsil organlarının seçimi, adayların serbest iştiraki ve gizli seçimle, herkese açık, eşit ve direkt olarak yapılır. Yürütme yargı organlarının olduğu gibi seçim organları ve devlet memurlarının organizasyonunu anayasa ve yasalara uygun olarak belirler.Madde 3. Devletin politikasının ana maddesi ve en yüksek değeri vatandaşıdır. Çeçen Cumhuriyeti, insan haklarını kabul eder ve korur; vatandaşlarının özgür gelişimi için fırsat eşitliğini sağlar; vatandaşlarının sosyal güvenliğini ve korunmasını sağlar. Çeçen Cumhuriyetinde insan hakları, uluslararası normlara ve teamüllere uygun olarak işletilir. Madde 4. Devlet organları ve memurları, halkının bir kısmına değil, tümüne hizmet eder. Sosyal adalet, sivil uzlaşma ve barış temellerinde Çeçen Cumhuriyetindeki tüm sosyal tabakaların ve grupların, insanların ve milletlerin korunmasını sağlar. Çeçen Cumhuriyetinde demokrasi politik ve ideolojik çoğulculuk temelinde uygulanır. Hiçbir ideoloji, resmi ideoloji olarak belirlenemez. Partiler ve diğer kamu kuruluşları anayasa çerçevesinde kurulur ve faaliyet gösterirler. Irka, millete, sosyal, sınıfsal veya dini düşmanlıklara dayalı propaganda yapan siyasi parti veya kamu kurumlarının kurulması; şiddete veya anayasal sistemin yıkılmasına çağrı yapılması yasaktır. Eğitim kurumlarında olduğu gibi devlet teşekküllerinde, devlet kurumlarında ve silahlı kuvvetlerde siyasi partiler faaliyet gösteremez. Parti organizasyonlarının kararları, devlet kurumları, resmi kurumlar, organizasyonlar, teşekküller ve buralarda resmi görevlerini yapan çalışanlar için bağlayıcı olamaz. Dini kurumlar devletten ayrılmıştır; bağımsız olarak çalışırlar ve devletin parçalarıyla ilişkileri olmaksızın faaliyet gösterirler. Devlet, dini kuruluşların, sosyal olarak faydalı faaliyetlerini destekler. Politik parti ve hareketlerin olduğu gibi kamu kurumları ve dini kurumların kayıt prosedürü kanunlar tarafından belirlenir. Kanunların belirlediği şekilde kaydı yapılan parti ve hareketler, kamu kurumları ve dini kuruluşlar, kendilerine ait yapı, mülk ve fonları kullanma ve işletme hakkına kanuni olarak sahiptirler. Devletin otoritesini kuvvetlendirmek, özelliklerini ve sembollerini korumak, bütün vatandaşlarının, kurumlarının ve medyanın görevidir. Madde 5. Devlet, bütün parçaları ve memurları, haklı ve anayasal sistemle bağlıdır. Anayasanın ve kanunların, Çeçen Cumhuriyeti'ndeki bütün diğer kural ve standartlara üstünlüğü vardır. Anayasaya aykırı olan kanunlar ve diğer kanuni standartların hukuki yaptırım gücü yoktur. Kamuoyunun bilgilendirilmesi için resmi olarak yayınlanmayan diğer kanuni standartlar vatandaşları bağlayıcı değildir ve mahkemelerde de uygulanmaz. Anayasanın normları doğrudan geçerlidir. Yasama, yürütme ve yargı, Çeçen Cumhuriyeti'nde, birbirlerinden ayrıdır; ve çalışmalarını, devleti oluşturan yapıtaşları olarak bağımsız bir şekilde sürdürürler; birbirleriyle ilişki içinde, dengeleyici olarak görev yaparlar. Madde 6. İnsan hak ve özgürlüklerine saygılı olan Çeçen Cumhuriyeti'nin dış politikasının temelleri, evrensel normlar, prensipler ve uluslararası haklardır. Bölgesinde ve dünyada, ortak insani değerlere dayanarak barışı hedefler; bütün ülkelerle karşılıklı işbirliğini geliştirmeye çalışır. Uluslararası toplumun, uluslararası haklara dayanarak kuvvetlenmesi için çalışmış olan Çeçen Cumhuriyeti uluslararası organizasyonlara, ortak güvenlik kuruluşlarına ve devletlerarası oluşumlara katılabilir. Madde 7. Medyaya sansür uygulanamaz. Medya, anayasa ve yasalara aykırı hareket etmeden halkı bilgilendirmekle yükümlüdür. Devlet teşekküllerinin, kamu kuruluşlarının, politik parti veya grupların , kişilerin medya tekelleşmelerine izin verilmez. Medya kuruluşlarının, kurulmaları,hak, zorunluluk ve sorumlulukları kanunla belirlenir. Madde 8. Çeçen Cumhuriyeti'nde vatandaşların, çalışma örgütlerinin ve her türlü mülkiyet şeklinin ekonomik özgürlüğü ve kanun önünde eşit hakları garanti edilmiştir. Kanunlar, kamu sermayelerini göz önüne alarak, çalışma örgütleri ve şahısların ekonomik özgürlüklerini kısıtlayabilir. Madde 9. Cumhuriyetteki metalar, devlete ve özel mülkiyete ait olmak üzere ikiye ayrılır. Toprak, yeraltı zenginlikleri, hava, su, hayvan ve bitki yaşamı doğal hallerinde tümüyle Çeçen Cumhuriyeti'nin halkına aittir. Toprağın, vatandaşların, şirketlerin, kuruluş ve organizasyonların mülkiyetine açılması, kamunun yararı ve ihtiyaçları gözetilerek, kanunlar tarafından sağlanır. Mülkiyetin ne şekilde, nasıl kullanılacağı kanunlarla belirlenir. Madde 10. Çeçen Cumhuriyeti'nin vatandaşlarının özel mülkiyeti kendilerine aittir ve nasıl kullanacağı kendi tasarruflarındadır. Bir kişiye veya gruba ait olan girişimlerin çalışma esasları kanun tarafından belirlenir. Kanun, kamu yararı için, farklı özel teşebbüs faaliyetlerini yasaklayabilir. Madde 11. Devlet, insanlarının sağlığını ve yaşamlarının normal şekilde devamını sağlamak için; toprağın, yeraltı zenginliklerinin ve çevrenin korunması için gerekli önlemleri alır.Madde 12. Çeçen Cumhuriyeti, ana ve çocuğu koruyan, toplumun temel taşı olan aileye gerektiğinde yardım eden ve yaşaması için gerekli maddi imkanları sağlayan bir insan ve nüfus politikası izler. Çocuklar toplumun sürekli sosyal koruması altındadır. Devlet, çocukların okul öncesi tesisleri ve dinlenme yerlerini oluşturmakla ve çocukların sağlığının korunması için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. Madde 13. Çeçen Cumhuriyeti, gençlerin genel ve mesleki eğitimini sağlamaya; yeteneklerine, isteklerine, eğitim seviyelerine ve toplumun ihtiyaçlarına göre çalışabilecekleri iş imkanlarını oluşturmaya dayalı bir gençlik politikası izler. Devlet, genç aileleri destekleyici programlar geliştirir ve uygular; gerektiğinde barınma ihtiyaçlarını karşılar. Devlet organları, gençlik organizasyonları ile, politik hayatın sorunlarıyla ilgili fikir alış-verişinde bulunur; sosyo-ekonomik, ekolojik ve diğer programların geliştirilmesinde görüşlerini alır. Madde 14. Çeçen Cumhuriyeti'nde sağlık hizmetleri, sosyal güvenlik, milli eğitim, kültür ve spor hizmetleri ücretsiz ve gelişmiş sistemler bünyesinde hizmet verir. Bu hizmetlerin sağlanması için devlet, maddi ve mali imkanları kullanır. Madde 15. Çeçen Cumhuriyeti, bilimin, sanatın, edebiyatın, ulusal yaratıcılığın gelişmesi için çalışır; toplumun akli, ruhi ve ahlaki seviyesinin yükselmesi için ortam yaratır. Toplumun ahlaki değerlerini yozlaştıran ürünlerin dağıtımına devlet izin vermez. Madde 16. Devletin yaşamıyla ilgili en önemli sorular, milli tartışmaya açılır; milli oylamayla referanduma gidilir. +''+Kaffed

İçkerya ve Dağıstan Halkları Kongresi Kararları, 1998

26 Nisan 1998 tarihinde İçkerya (Çeçenya) ve Dağıstan halk temsilcilerinin katılımıyla Cohar (Grozni) şehrinde bir kongre düzenlenmiştir. Aradan bir yıla yakın zaman geçmesine rağmen Kongre Kararları yeni elimize geçmiştir. Bu sayımızda kongrede alınan kararları okuyucularımızın bilgisine sunuyoruz. +''+ İÇKERYA VE DAĞISTAN HALKLARI KONGRESİ KARAR Kongre Başkanlığına Şamil Basayev seçilmiştir. Kongre Başkan Yardımcılığına Movladi Udugov Adollo Ali-Muhammad Tolgat İsmailov seçilmişlerdir. Karar onaylanmasıyla birlikte yürürlüğe girecektir. ol> KARARLAR Rabbimizin "Allah yolunda birleşin ve hiç ayrılmayın" emrine uyarak İçkerya ve Dağıstan Halklarının geleceğini ve iradelerini göz önünde tutmak suretiyle, asırlarca devam eden kardeşlik bağlarından da yola çıkarak, bu halkların ortak bağımsızlık mücadelesine dayanan kongre üyeleri aşağıdaki şu kararları almışlardır: İçkerya ve Dağıstan Halkları Kongresi devamlı kılınacaktır. Kongrenin Kuruluş Komitesi, Kongre Meclisi'ne dönüştürülecektir. Kongreye katılan ve üye olan kuruluşların, cemaatlerin, hareketlerin ve partilerin temsilci sayısını gerektiğinde yükseltme yetkisi Kongre Meclisi'ne verilecektir. İçkerya ve Dağıstan Halkları Meclisi'nde aşağıdaki komiteler kurulacaktır: Makhamat (Alimler Komitesi), Milli Hareketler Komitesi, İktisat Komitesi, Güvenlik Komitesi İki senede bir İçkerya ve Dağıstan Halkları Kongresi düzenlenecektir. Meclis, kongrenin çalışma alanlarını ve şekillerini belirlemekle görevlidir. Kongre tarafından bütün milletlere yönelik bir bildiri hazırlanacaktır. İçkerya ve Dağıstan Halklarının enformasyon ihtiyacını karşılamak için "Kafkas Teleradyo Şirketi"nin statüsü değiştirilecek, "Çeçen-Dağıstan Teleradyo Şirketi"ne dönüştürülecektir. Bu kararlar kongre tarafından onandıktan sonra yürürlüğe girecektir. İçkerya ve Dağıstan Halkları Kongresi ol> 28.4.1998 İÇKERYA VE DAĞISTAN HALKLARI KONGRESİNİN BİLDİRİSİ Rabbimizin "Allah yolunda birleşin ve hiç ayrılmayın" emrine uyarak İçkerya ve Dağıstan Halklarının geleceğini ve iradelerini göz önünde tutmak suretiyle, asırlarca devam eden kardeşlik bağları ve dayanışmasından yola çıkarak, bizim aramıza sokulmak istenilen düşmanlığa karşı koymak amacı ile 26 Nisan 1998'de İçkerya ve Dağıstan Halklarının seçtiği ve yetki verdiği temsilciler tarafından İçkerya ve Dağıstan Halkları Kongresi kurulmuştur. Bu büyük siyasi olay, dışarıdaki güçler tarafından Kafkasya'daki durumun en tehlikeli boyuta geldiği bir anda gerçekleşmiştir. Çekişmelerin en ağır şartlarında İçkerya ve Dağıstan Halkları Allah'ın kendilerine verdiği hakları için mücadeleye başlamışlardır. Halklarının meşru isteklerinin korunması ve gerçekleşmesi için İçkerya ve Dağıstan Halkları Kongresi Bildiriyor: İçkerya ve Dağıstan Halkları Kongresi Kafkasya'daki barış ve birliğin korunmasını her zaman için istemektedir ve bu konuda üzerine düşen görevleri yerine getirmeye her zaman hazırdır. Kongre, İçkerya ve Dağıstan'da manevi konu olarak İslam'ın ve İslam değerlerinin yeniden canlandırılması için çalışmaktadır. Kongre, halklarımız arasına kin ve düşmanlık sokma girişimlerine her zaman karşıdır. Kimsenin halklarımızı bölmesine izin vermeyecektir. Kongre, bütün halklarla iyi dost ve iyi komşu olmaya hazırdır. Kongre, Kafkasya'da her zaman barış ve huzur olmasından yanadır. Kongre, bütün Kafkasyalılar için "Birleşik Kafkasya Evi" kurulması düşüncesindedir. Kongre, bütün dünya Müslüman halklarının yanındadır. ol> İçkerya ve Dağıstan Halkları Kongresi 28.4.1999 İÇKERYA VE DAĞISTAN HALKLARI KONGRESİ MECLİS BİLDİRİSİ İçkerya ve Dağıstan Halkları Kongre Meclisi (KNİD), Dağıstan'ın başkenti Mahaçkale'deki gerginliğin silahlı çatışmalara dönüşmesini büyük bir endişe ile takip etmektedir. KNİD, Dağıstan'daki durumun Rus askeri ve siyasi kurumları ile Rus yanlısı Dağıstan hükümeti tarafından alevlendirildiğini bütün dünyaya ilan eder. Rus yanlısı olan Dağıstan hükümeti, Dağıstan Anayasası'nı kendi çıkarlarına göre değiştirerek kendisine duyulan güveni yitirmiş ve halkın protestolarına neden olmuştur. Maalesef bugün, Dağıstan'da hiçbir gücün duruma hakim olmadığını belirtmek zorundayız. Bu nedenle KNİD Meclisi Dağıstan'daki durumun normale dönmesi için gereken her şeyi yapmakta kararlıdır. KNİD Meclisi, Moskova yanlısı hükümetin silahlı birliklerinin Dağıstan halkına karşı planladığı zalimane hareketlerine izin vermeyecektir ve KNİD Meclisi böyle bir olayda herkesi şahsi bir sorumluluk taşıdığı konusunda uyarır. KNİD Meclisi Dağıstan halkının huzurunu sağlamak, barış ve birliği korumak için gerekirse barış kurumları kuracak ve Bağımsız Kafkas Devletlerinin desteği ile bu konuda her türlü yardımı yapacaktır. Kongre Başkanı Şamil Basayev ÇEÇEN CUMHURİYETİ İÇKERYA DIŞ İŞLERİ BAKANLIĞI'NIN DAĞISTAN'DAKİ SON DURUMLA İLGİLİ AÇIKLAMASI Çeçen Cumhuriyeti İçkerya'nın Dış İşleri Bakanlığı büyük bir endişe ile Dağıstan'daki olayları takip etmektedir. Durumun kötüleşmesi büyük ihtimalle Dağıstan'ın genelinde çıkan siyasi krizin sonucudur. Bu kriz Dağıstan ve Kaspiy bölgesindeki enerji kaynakları üzerinde hakimiyetlerini korumak isteyen Rusya'nın büyük finansal askeri ve siyasi grupları ile Batı Alyansı denilen ülkeler tarafından yapay olarak alevlendirilmektedir. Maalesef siyasi kriz silahlı çatışmalara dönüşmüştür ve insan kayıplarına neden olmuştur. Dağıstan'da kötü bir senaryo oynanmaktadır. Bu oyun, kontrol edilemeyen, birbiriyle çatışan ayrılıkçı grupların oluşmasına ve bölgelere parçalanmasına sebep olabilir. Çeçen hükümeti Dağıstan'ın üzerine gelebilecek bu tehlikeyi daha önceden de duyurmaya çalışmıştır. Fakat uyarılar şu anda yönetimde bulunan Dağıstan hükümeti tarafından dikkate alınmamıştır. Çeçen Cumhuriyeti İçkerya'nın Dış İşleri Bakanlığı, Çeçen Hükümeti adına krizin barışçı yollardan çözülmesi için her türlü çabayı gösterecektir ve çatışan tarafları soğukkanlı olmaya çağırmaktadır. Çeçen Cumhuriyeti Dış İşleri Bakanlığı, 22.5.1998  +''+Kaffed