KAFFED Kriz Masası Duyurusu

  Suriye'den Gaziantep'e gelen ve Kriz masamıza müracaat eden 3 kişilik aile Gaziantep Dernek Başkanımız tarafından üç gün boyunca evinde misafir edilmiş, kendilerine Göksun Saraycık Köyü'nde ev tahsis edilmesiyle Saraycık Köyü'ne gönderilmiş ve evlerine yerleştirilmişlerdir. Göksun Başkanımızın belirttiğine göre bölgelerinde kriz masasına tahsis edilmiş evler için ev eşyası ihtiyacı vardır. Bölgeye yakın yerlerden eşya verebileceklerin Kriz Masamıza(İsa  Elagöz  Bölge koordinatörü 0.555.9640904) veya Göksun Dernek Başkanımız Bedri Tokuç beye bildirmeleri rica olunur.(0.542.4539873) Kamuoyunun bilgisine saygı ile sunulur. KAFFED SURİYE KRİZ MASASInanKaffed

Bursa Derneğinde Minikler Adıgabze öğreniyor…

Dilimizin ve kültürümüzün geleceğe aktarılabilmesi için en iyi yatırım alanı çocuklarımız folklorun yanısıra anadillerini de öğreniyor. Hoth Yeşim Aslan'ın eğitmenliğinde, çocuklar için Adıgabze çalışmaları her Cuma akşamı 19.30-20.30 saatlerinde dernek binamızda devam ediyor. Drama yöntemi ile çocuklarımız oyunlar oynayarak ve eğlenerek anadillerini ve kültürlerini  öğreniyorlar. Adıgabze çalışmasının ardından miniklerimiz dans ekibi çalışmalarına katılıp ulusal oyunlarımızı öğrenirken aileler de birlikte sohbet ederek vakit geçiriyorlar. Bursa Çerkes Derneği   nanKaffed

KAFFED Yeni Anayasa İçin Çalışmaları Devam Ediyor

Federasyonumuz adına KAFFED Başkan Yardımcısı Av. Hasan Seymen'in içinde bulunduğu grup (Prof .Dr. Fuat KEYMAN, Prof. Dr. Gaye ERBATUR (CHP Eski Milletvekili), Feridun YAZAR (HEP Eski Genel Başkanı) ve NDI'dan Ebru AĞDUK) ile birlikte dün CHP Milletvekili Atilla KART ve Rıza TÜRMEN , BDP Milletvekilleri Altan TAN, Meral Danış BEŞTAŞ, Pervin BULDAN, Sebahat TUNCEL ve AK Parti Milletvekili Mehmet Ali ŞAHİN ile oldukça verimli görüşmeler yaptılar. Anayasa yapım süreci boyunca çalışmalarını devam ettirecek olan, Federasyonumuzun da içinde bulunduğu Denge ve Denetleme İzleme Grubu, hazırlayacağı raporları kamuoyu ve karar vericilerle paylaşarak, kamuoyu baskısının oluşması için çalışacak. Sivil toplumun anayasa sürecindeki sorumluluğunun sadece öneri vermekle kısıtlı olmadığı görüşünden hareketle, anayasa yapım sürecini kamuoyu gündeminde tutmak, kamuoyu baskısı oluşturmak ve yapılan önerilerin takipçisi olmak için çalışmalarına başlayan Denge ve Denetleme izleme Grubu, çok farklı görüşleri temsil eden 25 kişiden oluşuyor. Anayasa yapım süreci sırasında kamuoyunun düzenli olarak bilgilendirilmesi, sivil toplum ve yurttaşların verdiğin önerilerin göz önünde tutulması ve özellikle denge ve denetleme alanında yapılan önerilerin yeni anayasada yer alması için çalışmalar yürüten Denge ve Denetleme İzleme Grubunun deklarasyonu ekteki gibidir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur. KAFKAS DERNEKLERİ FEDERASYONU  nanKaffed

KAFFED Kriz Masası Duyurusu

  Suriye’den Anavatana dönmüş Soydaşlarımızdan vizesi bitenlerin sınır dışı edildiğine dair asılsız haberler paylaşılmaktadır. Bu verilen haberin maksatlı olarak çıkartıldığı bir gerçektir, zira Anavatan’da bu güne kadar böyle bir olay yaşanmamış olup, bunun teyidi de alınmıştır. Vize süresi dolanlara ivedilikle Anavatanda oturum izinleri çıkartılmaktadır. Anavatana dönmek isteyen soydaşlarımızın kafasını karıştırmaya yönelik bu söylemlere itibar edilmemelidir. Dün olduğu gibi bu günde bizler soydaşlarımızın Anavatanlarına dönmeleri gerekliliğini savunuyoruz, şartların oluşturulabilmesi için Anavatanımız ile birlikte koordineli çalışmalar yürütülmekte, gerekli şartları sağlanabilen soydaşlarımıza her türlü maddi  manevi destek vererek, Anavatana dönmelerini teşvik edilmektedir. Gerekli şartları sağlayamadıkları için mecburiyet karşısında Türkiye’ye gelmiş olan soydaşlarımızdan bize ulaşanların ve bizim ulaştıklarımızdan hiçbir birey şu anda kamplarda bırakılmamış, Bölge Derneklerimiz, Kriz Masamız ve Federasyonumuzun koordineli çalışmaları sonucu gerek tahsis edilen evlere, gerekse kiralanan evlere yerleştirilmiş, her türlü iaşeleri ve gereksinimleri karşılanmaktadır. Rusya vizesi alabilmeleri için Türkiye’den gerekli oturum izni alma çalışmaları devam eden kardeşlerimizden vizeleri alınabilenlerin Anavatana ulaştırılma çalışmaları yoğun bir şekilde devam etmektedir. 2013 yılı için Adıgey ve Kabardey için verilen 3.000 kişilik kontenjanın Suriyeli soydaşlarımıza yoğunluklu olarak kullandırılması girişimlerimiz devam etmektedir. Saygı ile duyurulur. KAFFED Suriye Kriz Masası  nanKaffed

Şarkışla Kafkas Derneği Yeni Yönetimini Seçti

Şarkışla Kafkas Kültür Derneği Genel kurulunu yaptı. 10 Ekim 2012 tarihli olağan genel kurulu toplantısı sonucunda belirlenen yeni yönetim kurulu ekteki gibidir. Göreve gelen arkadaşlara başarılar diliyoruz. YÖNETİM KURULU 1. HAKAN KAYA                           2. VEDAT ESAS  3. ŞEMSETTİN AKÇA  4. RAMİS TOK 5. DOĞAN ARSLAN  nanKaffed

Kanlı Olimpiyat Yaklaşırken

Önümüzdeki dönem Çerkesler için ciddi gerginliklere, saflaşmalara ve kartların yeniden dağıtılacağı yeni bir oyuna gebe görünüyor. Olimpiyatlar yaklaştıkça, durumun hem muhatabımız için hem bizim için adeta bir sinir harbine döneceğini söylemek bir kehanet olmaz sanırım. Görünen o ki, Rusya devleti dünyanın önünde bir sınava dönüşen bu olimpiyatları ne pahasına olursa olsun gerçekleştirecek. Bizim cephemizden görünen ise, Çerkes dünyasının her zaman olduğu gibi hamasi nutuklardan, içi boş söylemlerden öte bir adım atıp bu süreçten bir kazanç sağlayamayacağı yönünde. Bu konu gündeme geleli 5 yıl oldu aşağı yukarı. Peki biz ne yaptık bu 5 yıllık süreçte? Soykırıma ve sürgüne uğrayan halkımızın kemikleri üzerinde yapılacak bu olimpiyatlara karşı müşterek bir tavır geliştirebildik mi ? Bütün cemiyeti içerisine alan bir ortak karar üzerinde anlaşabildik mi? Sorunumuzu dünyaya duyurmak, sorunumuzun çözümü konusunda taleplerimizi muhatabımıza duyurmak konusunda ortak bir yol-yöntem-politika belirleyebildik mi? Maalesef tüm bu soruların cevabı koskoca bir hayır. Bir kesimimiz sadece karşı olmak üzerine kurulu, görüşme - uzlaşma süreçten istifade etme gibi kaygılardan uzak, sadece “istemezük” nutuklarından ibaret bir kampanya yürütüyor. Bir kesimimiz, bölgede başka hesaplar peşindeki bir takım güçlerin dümen suyunda ne istediğini dahi bilmeden sabahtan akşama günübirlik bir politika yürütüyor. Bir kesimimiz Olimpiyatların hikmetinden kerametinden dem vurarak, bu sayede başımıza nimet ganimet yağacağını iddia ediyor ve destekleyen bir politika yürütüyor. Peki, kurumlarımız ne yapıyor dersiniz? Onlar için de durum yukarıdaki manzaradan pek farklı değil. Diaspora tarafı kısmen daha net bir karşı duruş sergiliyor, ana vatan tarafı ise meselenin çok net farkında olmakla birlikte kendi koşulları gereği kısmen görmezden gelerek, kısmen konuyu önemsizleştirerek suya sabuna dokunmadan durumu idare etmeye çalışıyor. Şimdi yukarıda saydığım bütün bu kesimler olimpiyatlara karşılar, yine bu kesimlerin çok önemli bir kısmı bizim bir sürgüne ve soykırıma tabi tutulduğumuzun da farkında. Yani hepimiz aşağı yukarı sorunu net olarak biliyor, doğru olarak koyuyoruz. Cevapsız soru şu: Bizim bu olimpiyatlara karşı topyekun takınacağımız tavır nedir? Taleplerimiz nelerdir? Bu konuda yürüteceğimiz ve üzerinde uzlaşılmış politikamız nedir? Yani, falan grubun filan grubun yaklaşımından ziyade; koşulları analiz ederek, karşımızdakinin gücünü ve kendi gücümüzü tartarak, gerçekleşebilirliğini ve uygulanabilirliğini göz önünde bulundurarak hangi yaklaşımı benimsemiş bulunuyoruz? Hiç… Koskoca bir hiç… Artık kabul edelim ki, bizim bu olimpiyatları engelleyecek gücümüz yok. Rusya devleti de, kendisi için adeta bir onur meselesi ve dünyaya karşı bir sınava dönüşen bu olimpiyatları ne pahasına olursa olsun yapacak. O halde bu süreci akıllı yönetelim. Bizi bu süreçten azami kazançla çıkartacak talepler-politikalar geliştirelim. Ve bir defa, hiç olmazsa hayatımızda bir defa kendi küçük pencerelerimizden bakmaktan vazgeçip, geniş çerçeveden meseleye bakalım. Büyük bir aile, aynı sesi çıkartabilen büyük bir koro olalım. Tüm ömrümüzde bir kez olsun hamaseti bırakalım, aklı havada boş söylemleri, en iyisini ben bilirimciliği bırakalım ve bir çatı altında tek bir güç olalım. Zaman akıp gidiyor ve biz yine geç kalıyoruz. Biz bu olimpiyatları engelleyemeyiz. Ama bu olimpiyat sürecinde, bizi felakete sürükleyene ne yaptığını fark ettirebilir, yaralarımızı sarmasını uğradığımız haksızlığı gidermesini talep edebiliriz. Tam da dünyanın önüne çıkacakken muhatabımızı bu konuda pazarlığa zorlayabiliriz. Eğer barışçı - demokratik ve insani taleplerimize bir cevap alamazsak, o zaman sorunumuzu dünyanın önüne taşıyabilir uğradığımız haksızlığı uluslar arası arenaya getiririz. Fakat görünen o ki ne bu tür bir hazırlığın sahibiyiz, ne bu tür belirlenmiş bir yol haritamız var, ne bir politikamız ne de bir talebimiz var. Biz sadece olimpiyatlara karşıyız. Hepsi o kadar. Fazla zaman kalmadı artık. Ya bir araya gelir ortak bir ses oluruz. Ya da böyle darmadağın gidersek önümüzdeki süreç bizi daha da fazla parçalar. Eğer böyle giderse, bu sinir harbi Rusya ile Çerkesler arasında geçeceği kadar, Çerkeslerin kendi aralarında da baş gösterecek. Diaspora Çerkesleri ile Anavatan Çerkesleri arasında, şimdilik nezaketen sineye çekilen farklı bakış açıları ve yaklaşımlar zaman yaklaştıkça gün yüzüne çıkacak, bunun getireceği ayrışma ve birbirini kontrol etme çabaları da zirve yapacak doğal olarak. Son günlerde sık sık dillendirilen, DÇB seçimlerinin taa Moskova’dan izleniyor olmasının ve yerel idarecilerin söz birliği ederek DÇB için ortak bir aday çıkartmalarının hikmeti de burada aranabilir isteyenler için. Şunu asla unutmayalım; Diaspora Çerkesleri anavatanı göz ardı ederek, ana vatanın Moskova karşısındaki çaresizliğini göz ardı ederek bu konuda atıp tutmakla, sorumsuz ve kendileri için risksiz yöntemler dayatmakla bir yere varamazlar. Ana vatan da diasporayı yok sayıp diasporanın bu konudaki hassasiyetini görmezden gelerek, salt bu günün somut şartları üzerinden meseleye bakıp, geçmiş söz konusu olduğunda kör sağır rolü oynayarak hiçbir yere varamaz. Bu meselede; diaspora daha sorumlu, anavatan ise daha cesur ve onurlu bir duruş sergilemekle mükelleftirler. Daha fazla geç kalmadan, kendi gücümüze dayanarak kendi koşullarımızı analiz ederek bu hayati meselede politikamızı belirlemeli, izleyeceğimiz yol ve yöntemi netleştirerek cemiyetin önüne koymalıyız. Yoksa tarih bunun hesabını sorar er ya da geç. Kasım, 2012

AB Delegasyonu Kaffed ile Görüştü

Geçen hafta içerisinde Federasyonumuza randevu talebinde bulunan AB heyetine 12.11.2012 tarihinde Federasyon Merkezinde görüşmede bulunmak üzere randevu verilmişti. Yapılan görüşmeye Federasyon adına Genel Başkanımız Vacit Kadıoğlu, Genel Sekreter Murat Canlı, YK Üyesi Yıldız Şekerci ve Genel Koordinatör Betül Dinçer katıldı. Gelen heyet AB Milletvekili K. Kafkasya ve Gürcistan bölge sorumlusu Philippe Lefort, AB Türkiye Delegasyonu birinci Müsteşar Francois Naucodie AB Türkiye Delegasyonu Siyasi Danışman Atanas Baltov ve tercümanlarından oluştu. Görüşmede ağırlıklı olarak Gürcistan’da yapılan seçimlerin sonuçları, Gürcistan’ın Abhazya politikası, bizim bakışımız, AB’nin bakışı, Abhazya uygulanan Ambargo konusu Abhazya’nın bağımsızlığının tanınması için yapılanlar ve yapılması gerekenler ile Kuzey Kafkasya politikaları, Suriye konuları ele alınmış, uzun görüşmeler yapılmış, ortak yapılabilecek projeler konusunda görüş alış verişinde bulunulmuştur.  nanKaffed

Esed ordusu Çerkes köylerini bombalıyor

Azerice yayın yapan istiqamet.com haber sitesinin yaydığı habere göre Suriye'de yaşayan Kafkas kökenli Çerkeslerin durumu çok ağır.p>   TİMETURK / Haber Merkezib> Istiqamet.com'un Suriye'deki Çerkeslere dayanarak verdiği habere göre ülkedeki çatışmalar Çerkeslerin toplu yaşadıkları köy ve kasabaları da ciddi tehdit ediyor. Esed ordusu ile Özgür Suriye Ordusu arasındaki çatışmaların ortasında kalan bazı Çerkes köylerinde ölen ve yaralananlar var. Verilen son bilgilere göre Şam'ın 16 km yakınındaki Çerkes köyü olan Merc el Sultan köye 2 gündür Esed ordusu tarafından bombalanıyor. Köylülerin verdiği habere göre şu anda 7 binden fazla insan Esed ordusunun kuşatması altında. Hums'un 30 km yakınındaki diğer bir Çerke köyü Merc Aldur da aynı akibeti yaşamakta. Verilen son bilgilere göre şuanda Suriye'de 150 bin civarında Çerkes yaşamakta.   p>nanKaffed

Suriyeli Çerkesler Yararına Bilgi Yarışması Yapıldı

Gençlik komisyonumuz 10 Kasım Cumartesi akşamı Suriyeli soydaşlarımız yararına bilgi yarışması düzenledi. Çerkeslik ve Genel Kültür adıyla iki ana kategoriden oluşan yarışmada yarışmacı takımlara çoktan seçmeli ve klasik türde toplam 40 soru yöneltildi. Kıyasıya rekabetin yaşandığı yarışma sonunda 13 takım arasından sıyrılan Odtükaf, geçen sene olduğu gibi bu sene de bilgi yarışmasının şampiyonu oldu. Yarışmanın yanı sıra düzenlenen kermesle; hem katılımcılar hem de izleyiciler yapılacak yardıma katkı sağlarken, keyifli dakikalar da geçirdiler. Kermesten ve yarışmadan elde edilen 1100 TL KAFFED'in Suriyeli soydaşlarımız için düzenlediği yardım kampanyasına aktarılmıştır.strong>p> Yarışmanın hazırlanmasında ve gerçekleştirilmesinde tüm emeği geçenlere, katılan takımlara ve izleyicilere teşekkür ediyor, şampiyon Odtükaf’ı tebrik ediyoruz. Çerkes Derneği    nanKaffed

Zeynel Abidin Besleney – KAFFED Ortak Akıl Toplantısı Yorumu

10 -12 Aralık 2010 tarihleri arasında KAFFED tarafından Abant’ta düzenlenen ‘Ortak Akıl’ başlıklı toplantıya davetli olarak katıldım. Bu nedenle herşeyden önce bu toplantıyı düzenleyenlere, emek sarfedenlere ve beni davet etme nezaketi gösterenlere teşekkür ediyorum. KAFFED gibi büyük, bürokratik ve komplike bir kurumun Türkiye, Kafkasya ve dünyada Kuzey Kafkasyalılar açısından önemli sonuçları olan hızlı ve çarpıcı siyasi, kültürel ve teknolojik değişimlerin yaşandığı son yirmi yılı, hem bünyesindeki aktivistlerin hem de dışarıdan profesyonel akademisyenlerin katılımıyla analiz etmeye çalışması ve kurumsal geleceğine yön vermeye çalıştığı yönünde bir izlenim vermesi açısından bu toplantıyı değerli buluyorum. Bununla birlikte toplantı sonrasında ‘Sonuç Bildirisi’ olarak yayınlanan metnin çok ciddi problemler içerdiğini düşünüyor ve toplantının katılımcısı olarak bu konudaki düşüncelerimi belirtmeyi elzem görüyorum.  Herşeyden önce bu tip toplantılarda her zaman bir sonuç bildirisi yayınlanmaz, genellikle konuşmacıların söylemlerini özetleyen bir metin oluşturulur. Ancak her katılımcının üzerinde anlaştığı izlenimi verecek bir  metin oluşturulacaksa, ki 50 katılımcının üzerinde anlaşacağı bir metin oluşturmak pratikte çok zordur,  gerçekten de her katılımcının onayının alınması gereklidir. KAFFED sitesinde yayınlanan (metni hazırlayanların kim olduğunu bilmediğimden kuruma gönderme yapıyorum) bu sonuç Bildirisi biz katılımcıların bilgisi dışında oluşturulmuştur. Ya da kişisel olarak benim bilgim dışında demeliyim zira ben bu bildirgeden KAFFED sitesi aracılığıyla haberdar oldum. Toplantı sırasında da konusunun geçtiğini hatırlamıyorum. İlk ve temel itirazım bu metnin bu şekilde hazırlanıp kamuoyuna sunulmasıdır. Metodolojik olarak da, organizasyonel açıdan da bunun yanlış olduğunu düşünüyorum. Yaklaşık 12 yıldır Türkiye ve dünyanın diğer yerlerinde katıldığım onlarca toplantı ve konferansta böyle bir uygulamayla hiç karşılaşmadım. Bu benim kavramsal ve yöntemsel itirazım. Metnin içeriğine dair olan eleştirilerimi ve şerhlerimi ise önemli gördüğüm maddeler üzerinden giderek ortaya koymak istiyorum. Bildirge’nin ilk iki maddesi şu sekilde: “ 1864’de biten Kafkas savaşı sonrasında yurtlarından sürgün edilen Adığeler, Abazalar ve Ubıhlar (ve diğer Kuzey Kafkas halkları) bugün dünyanın en büyük ve en geniş diasporalarından birini teşkil etmektedir. Nüfuslarının büyük çoğunluğu diasporada yaşayan Adığe, Abaza ve Ubıhların, tarih boyunca sürdürdükleri kader birliği devam etmektedir. Birlikte yaşama ve birlikte mücadele etme ihtiyacı eskisinden daha yakıcıdır ve daha vazgeçilmezdir. Adığeler, Abazalar, Ubıhlar ve diğer kardeş Kuzey Kafkas halkları için, hem diasporada hem anavatanda toplumsal-ulusal varlığı sürdürmek, birlik ve dayanışma içinde mümkündür.”p> “Diasporada ve anavatanda yaşayan kardeş Kafkas halklarının kendi etnik-ulusal adlarını kullanmaları ve öne çıkarmaya çalışmaları elbette doğal haklarıdır ve teşvik edilmelidir. Ancak bunun diğerini dışlayıcı, ayrıştırıcı, birbirinden uzaklaştırıcı olması kabul edilemez. Bu bağlamda, 1908’deki ilk örgütlenmemizden bu yana olduğu üzere, özellikle diasporada  Adığe, Abaza, Ubıh ve diğer Kuzey Kafkas halklarını bütünleştiren, onlara siyasi hüviyet kazandıran ‘Çerkes’in ortak ad ve ortak siyasi tanım olarak kalması doğru olacaktır.”p> Özellikle ‘Bu bağlamda, 1908’deki ilk örgütlenmemizden bu yana olduğu üzere, özellikle diasporada  Adığe, Abaza, Ubıh ve diğer Kuzey Kafkas halklarını bütünleştiren, onlara siyasi hüviyet kazandıran ‘Çerkes’in ortak ad ve ortak siyasi tanım olarak kalması doğru olacaktır’cümlesine katılmadığım ve böyle bir fikri ifade etmediğim gibi o toplantıya katılanların arasında benim dışımda birçok kişinin de bu tanımlamaya farklı farklı nedenlerle karşı çıktığına şahit olduğumu belirtmek istiyorum.p> Sadece profesyonel akademisyenler açısından bakarsak bile, toplantıda olan 6 kişiden (Ayhan Kaya, Mithat Çelikpala, Sevda Alankuş, Erol Taymaz, Murat Papşu ve Zeynel Abidin Besleney) ikisi Çerkes terimini tüm Kuzey Kafkasyalılar için, biri siyasi bir kimlik projesi olarak Adığe, Abaza ve Oset’leri kapsayacak şekilde, bir diğeri genel olarak Adığe, Abaza ve Ubıh bağlamında ama zaman zaman da tüm Kuzey Kafkasyalıları kapsayacak şekilde ve ikisi de temel olarak Adığeler(Ubıhlar dahil) ve bir parantez açarak gelecek tahayyüllerini Adiğelerle birlikte yapan çift aidiyetli Kuzey Abazalarını (kendileri istedikleri sürece) kapsayarak kullanıyorlar. Yani akademisyenler arasında da böyle bir ‘ortak tanım’ yok. Olmaması da son derece normal zira sözkonusu tanımların her biri varolan realitenin bir yönünü yansıtıyor. Son tahlilde kimlikler cetvelle çizilebilecek ya da %100 formüle edilebilecek konseptler değil. Yaşadığımız hayat ve geçireceğimiz siyasal süreçler sahip olduğumuz etno-kültürel kimlikleri de bu kimliklerin tariflerini de yönlendirecektir. Hep birlikte yaşayıp göreceğiz. Ancak burada sözkonusu olan şey bu tanımların hangisinin doğru/geçerli olduğunun ya da herhangi bir kişinin ya da kurumun bu kimliklere genel-geçer bir tanım verme yetisinin olup olmamasından ziyade, KAFFED Sonuç Bildirisi’nde  söylendiği gibi ‘Çerkes teriminin tüm Kuzey Kafkasyalıları birleştiren bir tanım olarak kalması doğru olacaktır’ şeklinde toplu bir kararın alınmamış olduğudur. Toplantıda bu konuda bir oylama yapılmış izlenimi verecek şekilde bir söylem kullanmanın doğru olmadığını ve katılımcıların düşüncelerine saygısızlık anlamına geleceğini düşünüyorum. Akademisyenler haricindeki 44 katılımcının da en az üç ayrı tanımlamayı önerdiği/kullandığı bu toplantıda ortak bir karar çıkmamıştır. Ben bu konuda farklı düşünen herkesin düşüncesine saygı duyuyorum ve bu nedenle bu şekildeki ‘toptancı’ bir yaklaşımın doğru olmadığını metni kaleme alanlara bildirmek istiyorum. Toplantının düzenleyicisi olan KAFFED bir kurum olarak istediği kimlik tarifini kullanabilir ve bu kimlik üzerinden siyaset yapabilir ancak nihayetinde bu terminolojiyi Ortak Akıl Toplantısı’nın katılımcıları toplu bir karar alarak red ya da kabul etmemiştir. Bunun kayıtlara bu şekilde geçirilmesini toplantının organizatörlerinden talep ediyorum.p> ‘KAFFED, diasporada onyıllardır sürdürülen toplumsal-ulusal mücadeleyi temsil eden, bu mücadelenin omurgasını oluşturan, Türkiye’de yaşayan Adığe, Abaza, Ubıh ve ortak aidiyet hissi içindeki tüm diğer Kafkas halklarını bütünleştiren yegane örgütlenmemizdir. Bugün 60 derneği bünyesinde toplayarak büyük başarı gösteren bu örgütlenmemizi nicel ve nitel olarak daha da güçlendirmek ortak görevimizdir. Profesyonel kadroları artırmak ve daha nitelikli hale getirmek şarttır’p> Bu maddenin içeriğine ve doğruluğuna katılmadığım gibi ‘hegemonik ve kurumsal narsisizm’ izlenimi veren bir ifadenin sözkonusu kurumun kendi çalışanları tarafından dile getirilmesini ne uygun ne de zarif (en hafif ifadeyle) buluyorum. Ayrıca, bir asırdan fazla bir süre Türkiye diasporasında onlarca kurum ve grup siyaset yaptı ve hala da yapıyor. ‘KAFFED’in  tüm Kuzey Kafkas halklarını birleştiren yegane örgütlenme olduğu’ şeklindeki bir önerme, realiteye uymadığı gibi bu satırların yazarında KAFFED’e dair bir ‘kurumsal fetişizm’ algısı yaratıyor. Bu tip bir ifade Birleşik Kafkasya Dernekleri ve Kafkas Vakfı gibi formel ya da Kafkasya Forumu gibi enformel yapılara da haksızlıktır, şık da değildir. KAFFED üyesi dernekler de dahil olmak üzere bu ismi geçen kurumların hiçbirisine üye olmayan, aktivist de olmayan ama bu kurumları ve siyasetlerini izleyerek anlamaya çalışan bir araştırmacı olarak benim böyle bir ifadeye katılmam mümkün değil. Bu görüşlerimin de kayda geçirilmesini istiyorum.p> ‘Abhazya’nın bağımsızlığı, yüzyıllardır elde ettiğimiz en büyük kazanımdır. Gurur ve sevinç kaynağımızdır. Bağımsızlığın korunması, güçlendirilerek ileri taşınması tarihi sorumluluğumuzdur. Gürcistan’ın Abhazya’ya (ve G. Osetya’ya) yönelik ilhak hevesleri devam etmektedir. Sadece yöntem ve söylem değişiklikleri sözkonusudur. Gürcistan’ın, Abhazya’yı ve G. Osetya’yı Kuzey Kafkasya’dan soyutlayarak yalnızlaştırmaya yönelik çabaları dikkatle izlenmektedir. Bu çabaya bilerek-bilmeyerek angaje olanları tarih yargılayacaktır. Kuzey Kafkas halklarının, birlikteliği ve dayanışmayı daha da yükseltmeleri varlığımızı sürdürebilmenin olmazsa olmaz şartıdır. Aynı şekilde, Abhazya halkının ve yönetiminin de hem anavatanda hem diasporada birlik ruhuna halel getirecek hertürlü söylemden ve eylemden imtina etmesi ve bu yöndeki münferit adımlara müsamaha göstermemesi, beklentimizdir.’ p> Bu maddenin ilk ve son kısmına katılmakla birlikte Abhazya’nın bağımsızlığının korunmasının KAFFED’in ya da başka herhangi bir diaspora STK’sının tarihi sorumluluğu olduğu şeklindeki görüşü paylaşmıyorum. Bana göre Abhazya’nın bağımsızlığı, Gürcistan’la konfedere yapıda olması, Rusya Federasyonu’na ya da Avrupa Birliğine katılması veya şu anda kurgulayamadığım başka bir gelecek tahayyülüne yönelik çalışması öncelikle o devletin vatandaşları, kurumları ve de o devletle tarihsel bağ kuran Abaza diasporasının görevidir. Üyeleri arasında çok sayıda Abaza bulunan bir organizasyon olarak KAFFED’in de kendine böyle bir misyon belirlemesi kurumsal olarak anlaşılabilir bir şey. Saygı duyuyorum fakat benim katılmadığım bir fikrin ‘ortak’ olduğu ifade edilen bir metinde yer almasından dolayı kişisel şerhimi koymak istiyorum.   ‘Küresel süper güç Amerika’nın Kuzey Kafkasya’yı, Rusya’ya karşı  ‘oyun alanı’ olarak kullanmak istediği bellidir. Bu oyunun ‘merkez üssü’ Tiflis’tir. ABD amacına ulaşmak için büyük paralarla, silahlarla, askeri ve sivil personelle Tiflis’i bölgesel karargah haline getirmiştir. Ve Gürcistan’ın ihtiraslı liderleri-politikacıları bu tehlikeli oyunun taşeronluğunu yaparak kendi halklarına büyük acılar yaşattılar, yaşatıyorlar. Şimdi, diğer Kafkas halklarını da kendi kör kuyularına çekmek için canla-başla çalıştıkları açıktır. K. Kafkas halkları bu oyunun parçası olmayacaktır ve olmamalıdır. Kafkas halkları tarih boyunca  ‘ateşe uzanan maşa’ olmanın yakıcı deneylerini yaşamıştır. Artık ‘uğrunda ölünecek’ değil ‘uğrunda yaşanacak’ değerleri kutsallaştırmalı, başkalarının oyunlarında kahraman olmak yerine, kendi geleceğimizin mütevazı ama kararlı yolcuları olacak politikaları üretmeliyiz’p> Bir akademisyen olarak bu maddenin diline de içeriğine de katılmıyorum. Kafkasya’nın sorunlarını komplo teorilerinde kullanılan yüzeysel ve propagandist bir dille ve sadece Amerikan dış politikasına ya da başka uluslararası aktörlere gönderme yaparak açıklamaya çalışmayı da sağlıklı bir siyasi analiz metodu olarak görmüyorum. KAFFED’in böyle bir açıklamayı başka bir kontekste yapmasına birşey diyemem ama ‘Ortak Akıl Toplantısı’ katılımcısı olarak bu konunun, üzerinde konuşulup fikir birliği sağlanmış bir konu olmadığını belirtmek istiyorum. Eğer benim katılımım dışında bir oylama yapıldıysa (hava muhalefeti nedeniyle toplantıya 3 saat kadar geç katıldım) o zaman ben kişisel şerhimi koymak istiyorum. Bununla birlikte bu maddede, tam olarak belirtilmese de bir önceki maddeyle birlikte ele alındığında, konunun Abhazya bağlamından hareketle, bazı Adığe aktivistlerinin ve kurumlarının, zaman zaman Amerika ve Gürcistan’ın da konu olduğu ‘Çerkes Sorunu’na yönelik global ölçekteki siyasi aktivitelerine göndermelerin olduğunu gözlemliyorum. Çerkes halkının geleceği ile ilgili her siyasi tavrın ve aktivitenin ‘Abhazya’nın bekası’ üzerinden kurgulanmasını sağlıklı bir strateji olarak görmüyorum. Bu nedenle de toplantı sırasında da belirttiğim gibi son yirmi yılda Abhazya ile Adığe halkının ilişkilerini belirleyen paradigmada yaşandığını düşündüğüm değişiklikten kısaca bahsetmek istiyorum. Abhazya bağımsız bir devlet ve en önemli komşusu Rusya ile olan ilişkilerini ‘diplomasi ve uluslarası ilişkiler (en azından formel olarak)’ düzleminde sürdürüyor. Çerkesler ise, Rusya Federasyonu içerisinde yaşayan azınlık bir etnik grup ve bu nedenle Çerkeslerin Rusya yönetimi ile olan ilişkileri ‘hak arayan azınlık grubun merkezi otorite ile olan ilişkisi’ düzleminde sürüyor. Çerkeslerin coğrafi, idari ve etnik kimlil anlamında resmi açıdan bölünmüşlüğü  ve siyasi marjinalizasyon gibi sorunları var ve bu sorunların çözümü daha demokratik bir Rusya’dan geçiyor gibi görünüyor. Öte yandan Rusya’nın başında otoriter bir yönetimin olması Abhazya açısından daha güvenli zira daha demokratik ve liberal bir yönetim Gürcistan ve Batı dünyasıyla anlaşma yoluna gidebilir. Çerkeslerin hak arama mücadelesinin Rusya tarafından makul bir şekilde yönetilmesi hepimizin temennisi ancak bunun sıkıntılı bir süreç olabileceğini de gözönünde bulundurmak gerekir. Bu potensiyel sıkıntıların pratik anlamda ilk emareleri olduğunu gözlemlediğim, siyaset zemininde 2010 yılında Abhazya devleti ile farklı Adığe aktivist grupları arasında yaşanan sorunların, tabana da inerek  iki halk arasındaki hukuku bozmasının önlenmesinin yolunun ise muğlak ‘birlik ve bütünlük söylemleri’ ile konuyu ötelemekten ya da ‘yokmuş gibi davranmaktan’ değil, konunun muhatapları arasında açık ve doğrudan iletişimi arttırmaktan geçtiğini düşünüyorum. Bu yazının sınırları içerisinde ancak bu kadar basit ve kısa bir şekilde özetleyebileceğim bu ‘paradigma değişimini’ ve bunun sonuçlarını dikkate almadan politikalar üretmenin sakıncalarının gözönünde bulundurulması naçizane önerimdir. Son olarak toplantı sırasında zaman darlığından bahsedemediğim ama bu yazının uygun platform olacağını düşünerek ‘KAFFED’in artık kültürel bir kurum olmaktan çıkarak siyaset de yapan bir kurum olması’ şeklinde üst düzey KAFFED yöneticilerinin de yoğun olarak ifade ettiği temenni ve politika değişimi arzusuna değinmek istiyorum. Ben bu durum tespitinin, yani ‘KAFFED’in siyasal bir kurum olmadığı (anlaşılabilir siyasal ve hukuki nedenlerle)’ önkabülünün ‘siyaset yapma kavramı’ ile ilgili bir algı yanılsaması olduğunu düşünüyorum zira bence KAFFED uzun bir süredir diasporik siyaset yapıyor. Hem iç siyasete dahil oluyor hem de uluslararası siyasete bir aktör olarak katılıyor. Toplantı sırasında da belirtildiği gibi, seçimler sırasında belirli adayların desteklenmesi sıkça yapılan bir uygulama. Ayrıca KAFFED genel kurullarına bütün siyasi partilerin üst düzey yöneticileri katılıyor ve onlar kültürel değil siyasi mesajlar veriyorlar. Siyasi partilerin üst düzey yöneticileri İzmit, Sakarya, Düzce ve Bursa gibi kentlerdeki KAFFED üyesi derneklerde ağırlanarak bu aktiviteler sayesinde kurulan ilişkilerle  örneğin Abhazya’ya ulaşım konusunda veya Kefken’de Sürgün anıtı hakkında TBMM’de soru önergeleri verilmesi sağlanıyor. Aynı şekilde uluslararası ilişkiler bağlamında, KAFFED Abhazya konusunda Ankara’da görev yapan diplomatik misyonlarla ilişki kurarak Abhazya’nın pozisyonunu savunuyor, verilmesine aracı olduğu soru önergeleriyle ve başka metodlarla Türkiye’nin Abhazya politikasını kendi kurumsal amaçları doğrultusunda yönlendirmeye çalışıyor. Bunları yaparken, sorunun tarafları nezdinde kendi kurumsal profilini de yükseltiyor. Bunlar hem teorik hem de pratik anlamda ‘diasporik siyaset’ alanına giren aktiviteler ve aslında KAFFED’in diasporik bir kurum olarak bir siyasi aktör olduğunu gösteriyor. Kurumun içinden bakınca böyle algılanmıyorsa ya da yeterli bulunmuyorsa bile bu eylemlerin siyasi olmadığını söylemek çok zor. Ancak eğer bahsedilen şey bu aktivitelerden beklenilen sonuçlar alınmaması ise o zaman bu alanın, yanı diasporik siyaset alanının dünyada varolan uygulamaları ile karşılaştırmalı bir analizinin KAFFED tarafından yapılması doğru olabilir. Bu bağlamda bence esas üzerinde durulması gereken, ya da benim üzerinde durmak istediğim konu, KAFFED’in siyaset üretiminin Türkiye içerisinde bir partiye (CHP), Kafkasya’da ise bir tek bölge (Abhazya) özerinde yoğunlaşmış olduğu şeklindeki görüntü. KAFFED’in merkez yönetiminin insan malzemesi ve tarihsel altyapısının, diaspora olarak içinde bulunulan ülkenin bugünkü iktidar partisiyle(AKP) arasında bir kan uyuşmazlığı yarattığını görmek çok zor değil. Ancak 8 yıldır iktidarda olan ve uzun bir sure daha iktidarda kalması muhtemel, Türkiye halkının (muhtemelen Kuzey Kafkasyalıların da) büyük bir kısmının demokratik tercihiyle iktidara gelmiş bir partiyle sağlıklı ilişkiler kurmadan ve Türkiye siyasetinin genel (ve değişen) parametrelerini gözden kaçırarak diasporik siyaset yapmak oldukça zor. Bu anlamda KAFFED, Kuzey Kafkasya diasporasının kurumlarından biri olarak daha güçlü bir siyasi aktor olmak istiyorsa, siyaset üretmek istediği ülkenin iktidarıyla ve farklı siyasi gelenekleriyle yeni bir zeminde ilişki kurabilmenin yollarını aramalı. Kafkasya bağlamında ise KAFFED sadece Abhazya ile ilgili görünür ve aktif siyaset yapıyor. Abhazya üzerine siyaset üretmek ve diplomatik süreçlere katılmak, tabanının önemli bir kısmını Abazaların oluşturduğu bir kurum açısından son derece doğru. Ancak tüm Kuzey Kafkasya diasporasını temsil etme idiasındaki bir kurumun Kafkasya’nın diğer bölgeleri, yani Dağıstan, İnguşetya veya Karaçay-Balkarlarla ilgili görünür hemen hiçbir siyasi faaliyetinin olmaması, KAFFED’in kendi kimlik tarifiyle yine kendi görev tanımlaması arasında önemli bir çelişkinin olduğunu gösteriyor gibi. Aynı şekilde tabanın büyük çoğunluğunu oluşturan Adığelerin anavatandaki kısmıyla ilgili aktif siyaset üretemememesi  de bir başka sıkıntı (kültürel bağlamda çok başarılı işler gerçekleşiyor). Örneğin 2009 ve 2010 yılı içerisinde tarihi Çerkesya topraklarında Adığelerle diğer halklar arasında toprak sorunları, yoğun katılımlı mitingler, iki önemli Çerkes kişiliğin suikastlere kurban gitmesi gibi sorunlar yaşanırken KAFFED bu konularda etkin bir siyaset yürütemedi, tavır dahi alamadı. Doğu Kafkasya’da yaşananlara ise hiç değinmiyorum bile. Tabi şunu da görmek lazım, aslında KAFFED bu konularda da siyaset üretiyor. Fakat katılımcı ya da aktif denebilecek siyasi tavırlar yerine, siyaset biliminde ‘high politics (yüksek siyaset)’ diye adlandırılan bir yöntemle yani Rusya devletinin temsilcileriyle (büyükelçiler vs) görüşerek ve kaygılarını özel görüşmelerde dile getirerek siyaset yapıyor. Neticede bu da bir siyasi/diplomatik bir faliyet. Ancak eğer ortada bir sıkıntı olduğu kabul ediliyorsa ve KAFFED bir kurumsal analiz sürecinden geçiyorsa, belki bu yöntemin verimliliği ve Adığe (ve tabiki temsil edildiği söylenilen diğer K Kafkasya halklarının diasporalarının da) aktivist tabanında yarattığı atalet/Adığe siyasi dertleriyle ilgilenilmediği şeklinde oluşan izlenimi de irdeleme şansı doğabilir. Sonuç olarak Ortak Akıl Toplantısı’na katılan biri olarak ‘Sonuç Bildirisi’ etrafında oluşan bu sorunların ve benim kişisel şerhlerimin kayda geçirilmesini organizatörlerden bekliyorum, devamı geleceği açıklanan ‘Ortak Akıl’ toplantılarının, KAFFED’e aradığını söylediği siyasal dinamizmi getirecek düşünsel katkıları sağlamasını temenni ediyorum.   Saygılarımla, Zeynel Abidin Besleney  nanZeynel Abidin Besleney