Dünya Bir Sahne, İnsanlar da Aktörleridir…

Tanınmış Adığe tiyatro yazar ve artisti Çepay Murat'ın 60. doğum günü 18 Haziran 1999 tarihinde Maykop Sanat ve Kültür Sarayı'nda kutlandı. 60.yaş günü nedeniyle Çepay Murat ile gazeteci Sihu Goşnağo'nun yaptığı söyleşinin Türkçe çevirisini aşağıda sunuyoruz. +''+ Telaşlı olmayı kimden edindiniz? Annenizden mi, babanızdan mı? Ben babamı hatırlamıyorum ama onun yardımsever biri olduğunu anlatırlar. Geceleri evlerinden ışık görülmeyen ailelere gaz yağı gönderirmiş. Evimizin ardında evleri bulunan tecritli bir aile varmış. Fazlaca koyunları olduğu için zengin diye suçlanıp cezaya çarptırılmış ve sürgüne gönderilmişti. Ailenin reisi gözlerini kaybetmiş olarak sürgünden dönmüştü. Bu aileye yardımcı olmak yasaktı ve öylelerini tutukluyorlardı. Babam bu nedenle odunlarımızı ve otlarımızı tarlamızın kıyısına götürüp bırakırdı. Cezalı aile de geceleri gelip ihtiyaçlarını bizimkilerden alırlardı. Telaşlı olmam buradan kaynaklanıyor olabilir. Artist olmamı daha çok anneme bağlıyorum. Annem ve babam beni geç yaşta edindiklerinden çok önemsiyorlarmış. Ben doğduğumda onlar 36-37 yaşlarındalarmış ve beni beklemiyorlarmış. Babam çocukları olmayacağını düşünerek evi küçük yaptırmış ama bu esnada ben doğmuşum. Bu yüzden de beni biraz şımarık yetiştirmişler. Babamı hatırlamıyorum. Onu savaşa götürürlerken nasıl ayrıldığımızı annem sürekli anlatırdı. Babamı savaşa götürmek için Maykop'a götürdüklerinde ben de annemin sırtında Maykop'a gitmişim. Ayrılık saati geldiğinde ben uyuduğum için babam uyandırtmamış. Annemin kendisi için yaptığı tereyağının üzerindeki kağıdı kaldırıp benim parmaklarımı üzerine bastırmış. Anneme de her şeye rağmen beni okutmasını söylemiş. Babam romantik biri olmasaydı herhalde tereyağı üzerine benim parmak izlerimi almazdı diye düşündüğüm olmuştur. Tarlamızın etrafı akasya ağaçları ile çevriliydi ve onları yakacak olarak kullanırdık. Akasya ağaçlarına kuşlar çokça konar ve şakırlardı. Annem sabahları erkenden beni uyandırıp kuşların şarkılarını dinletirdi. Güneşin doğuşunu seyretmemi isterdi. Okumamış bir Adığe kadını olmasına rağmen böyle zevkleri vardı. Yaşamı süresince annem için hiçbir şey yapamadım. Onu sadece öğrenciliğimde iyi okumamdan dolayı sevindirebildim. Veli toplantıları olduğu zamanlar annemin en mutlu günleriydi ve düğüne gider gibi en iyi kıyafetlerini giyip giderdi. Bu toplantılarda beni sürekli övdükleri için annem bu günleri yeni yılı ve bayramı bekler gibi karşılardı. Annem çok çalışkandı. Kendi çıplak da olsa beni giydirir ve yedirirdi. Akrabalarımız babamızın bize açılmamış sandıklar bıraktığını söylerlerdi. Hiçbir zaman fakir olmadık. İnsanlar "yağ ve bal yiyeceksen Muratlara git" derlerdi. Kolhoza ödünç olarak mısır verirdik veya buğdayla değiştirirdik. İşten geldiğimizde mısır koçanlarını ufalayıp somakları ile ateş yakardım. Bu esnada annem hamuru yoğurup şelameyi pişirirdi. "Şarkı söyle yavrum" deyip bana şarkı söyletir, bu esnada kendisi ağlardı. O zamanlar niçin ağladığını anlayamazdım. Annem ileri görüşlüydü. Rusça bilmemiz gerektiğini iyi anlamıştı ve komşulara da "çocuklarımızı Labinsk veya Natırbova'da okutalım" derdi. Derslerimi çok önemser ve eğer dersim varsa bana başka bir görev yüklemezdi. Her ana çocuğunu mutlaka sever ama bence annemin sevgisi gibisi yok sanıyorum. Okuldan çıkışımı evden gözlerdi. Ben eve geldiğimde sofra hazır olurdu. Annemin bana uyguladığı bakım sayesinde güçlü yetiştim ve bugüne kadar sağlıklı yaşadım. Enstitüde okuduğum beş yıl süresince her eve gelişimde annemi, beni pencerede beklerken bulurdum. Benim döneceğim günleri daha çabuk getirmek için de takvimin yapraklarını günü gelmeden fazlaca yırtarmış. Şimdi mesleğinizle ilgili konuşalım. Eskiden Adığelere göre tiyatro artistliği prestijli bir iş değildi. Bugün de çocuğunu artist yapmak isteyen fazla kişi bulunmaz. Aileler çocuklarının hukukçu, doktor olmalarını veya çok gelirli meslekler edinmelerini isterler. Artist olduğuna hiç pişman olmadınız mı? Aile sahibi olduktan sonra başka bir iş yapmayı düşünmediniz mi? Artistliği sevdiğim için meslek edindim dersem yalan söylemiş olurum. Artistlerin bir eğitim aldıklarını dahi bilmezdim ve annem de öğretmen olmamı isterdi. Ancak bu mesleği seçtiğime de pişman olmadım. Mesleğim sayesinde çok yerler gezdim ve çok şeyler gördüm. Mesleğim çok şeyleri sevmeme neden oldu. Bunlar benim için çok değerlidir. Annemin hatırı için de sonradan herkesin alay konusu olarak öğretmen enstitüsünü bitirdim. Mesleğimi çok seviyorsam da çocuklarımın artist olmalarını istemedim. Mesleğimin zorlukları nedeniyle böyle düşündüm. Bense bu zorlukları severek çektim. Dünyada bundan daha iyi ve ilginç bir meslek olduğunu sanmıyorum. Zira mesleğimi içtenlikle ve yürekten seviyorum. Bizim gibi küçük halkların aktörleri fazlaca kazanamazlar. Ama insanın gönlünde yatan bir meslek vardır. Ben kendimi tiyatro için doğmuş biri olarak kabul ediyorum ve gönlümde yatan meslek de budur. Bazı kendini beğenmiş kişilere "artist" dendiği zaman çok üzülürüm. Bana göre aktörlük çok ciddiyet gerektiren bir sanattır. Artist kendine çok dikkat etmelidir. Bence akşam sahnede Othello veya Hamlet rolünü oynayacak olan kişi, gündüz pazardan elinde sepetle soğan patates getirirken insanlara görünmemelidir. Şehrimizde insanların sevdiği usta bir rejisör yaşardı. Kendisinin pazardan, elinde sepet olduğu halde ekmek ve yumurta getirmesine üzülürdüm. Bu da size has bir düşünce tarzı olsa gerek? Evet, bunu kimseden öğrenmedim, kendim düşündüm. Ben akşamleyin cimri şövalye rolünü oynayacaksam o gün sabahtan itibaren kimseyle konuşmam. O role adapte olmaya çalışırım. Ailemi veya başka bir sorunumu düşünmem. Her bir rol için çokça emek gerekir. Othello'yu oynamak için onunla ilgili yazılan her şeyi okudum ve birçok yeni şeyler öğrendim. Aynı şekilde Puşkin'in cimri şövalyesini oynamak için de bir yıl süreyle Puşkin'i öğrendim. Ona yazılan mektupları ve çeşitli oyunlarının tiyatroda nasıl sahnelendiğini okudum. Bunlar bana büyük coşku ve mutluluk vermektedir. Mutluluk veren diğer bir şey de, diğer insanların bir ömür yaşamalarına rağmen biz aktörlerin birkaç yaşamı bir ömre sığdırmamızdır. Ben bu şekilde yüz hayat yaşamış oldum. Ben yine ömrümün sahnede sona ermesini ve orada ölmeyi istiyorum. Bu ilginç. Evet bence öyle ve güzel. Kimileri ölümden ürküyorlar. Ben ölümden korkmuyorum. Akraba ve çocuklarımın öldüğümde annemin yanına gömülmek istediğimi biliyorlar. Çocuklarıma bu yeri gösterip "işte şu otlar benim üzerimde yeşerecek" diye söylüyorum. Bu bana ürküntü vermiyor. Çünkü yaşamın bir gün sona ereceğini biliyorum. Annemin ayak ucundan ayrılıp Moskova'ya gitmiştim, tekrar onun ayak ucuna döneceğim. Korkmamamın nedeni de bu olsa gerek. Akrabalarımdan bu söylediklerimi saçmalık olarak bulanlar var ama bence bunlar saçma değil. Bu benim dünya ve yaşama bakış tarzım. div> Sahne hayatına başladığınızdan beri hep başrolde oynadığınızı söylediniz. Peki gençliğinizde de başrollük bir oyuncu muydunuz gerçekten? Yaptığımız küçük etüdlerde hep öne çıkardım. Daima iyi olmak için çalışırdım. Bu alışkanlığımı hala koruyorum. Öğrenciliğimde de başarılı olmak için çaba gösterirdim. Thakumeşe Nalbiy'le tiyatro okulunda beraber okuduk. O rejisörlük bölümündeydi ve ünlü rejisörler A.Papov ile M.Knebel'in öğrencileriydi. Nalbiy dört yıl benimle çalıştı. Ben de ünlü Shakespeare uzmanı A.Anikst'in öğrencisiydim. Onun grubunda yer almak kolay değildi. Onun grubunda okumak benim için büyük şanstı. Fakültede okurken rolümü oynadığımda fakülte dekanımız ve sanat yönetmenimiz koluma girerek beni sahneden indirmiş ve çok övmüşlerdi. Ama ben övgülerine inanamıyor, üzülmemem için söylediklerini düşünüyordum. Hiçbir zaman fazla gururlu olmadım. Şimdi de ustalığın en üst düzeyine ulaştığımı kabul etmiy-orum. Bununla birlikte yaptığım rollerden dolayı mut-luluk duyduğum anlar olmuştur. Örneğin sahne öncesi kimseyle konuşmam. Gün boyunca akşam yapacağım rolün kişiliğine girer ve mutlu yaşarım. Ağlamam gereken yerde sahne arkasında biri gülerse gözyaşım gelmez. Beni üzmek de sevindirmek de çok basittir. Bu yüzden de mesai arkadaşlarıma çok sıkıntılar çek-tiririm. Mesleğimin ilginç bir yönü daha var. Rolünü ne kadar ustaca yaparsan izleyiciler yaptığın rolün çok kolay olduğuna inanırlar. "Şunun yaptığı şeyi ben de yaparım" diye düşünürler. Görev yaptığım Beyaz Ev'de (Wunefıj=Adığey Cumhuriyeti Parlamento Binası) birçok kişi bana "o sizin yap-tığınız şeyin alasını ben de çıkar sahneye yaparım" demiştir. Ancak böyle diyenler aldanmaktadırlar. Ak-tör rolünü ustalıkla yaptıkça onlara da böyle bir güven gelmekte ve aynı rolü yapabileceklerini sanmaktadır-lar. Bu aktörün gücünden olsa gerek. Evet aktörün ustalığından ve gücünden kay-naklanan bir durum. Bunda uykusuz geçirilen ge-celerin emeği vardır. Bir yıl süreyle Puşkin üzerine çalıştığım zaman geceleri yatakta kendimi cimri şövalyenin hazineleri içinde sanarak mutlulukla sa-bahlardım. Şair Beretar Hamit "Kafadan biraz eksiklik olmadan şair veya aktör olunmaz" derdi. Bu doğru olsa gerek. Tanınmış fizyolog Pavlov, insan bey-inlerini incelerken aktörlerin beyinlerini en sona bı-rakmıştı. Aktörün yaşamında yaptığı değişik rollerden dolayı beyninde de değişiklikler oluşmuş olabilir. 100'den fazla rol yaptınız. Hala oynamak istediğiniz rol kaldı mı? III.Richard ile Kral Lear'ı oynamak isterim. Bu rolleri bugüne kadar yapmak kısmet olmadı. Ulusumuzun uğradığı felaketi konu edinen bir piyeste rol almak ve böyle bir piyesi yazmak isterim. Adığe gelenek ve yaşam tarzını konu alan bir rolde oyna-mayı arzu ederim. Ve Çehov'un rollerini yapmak is-terim. Bugün için hem devlet me-murusunuz –Kültür Bakan Yardımcısı- hem de ti-yatrocusunuz. Benzeşmeyen bu iki işi bir arada yürütmek zor olmuyor mu? Bu gerçekten çok zor. Bakan yardımcısı olarak görev yaptığım on yıl içerisinde yarım bıraktığım bir tek piyesimi dahi ta-mamlayamadım. Bakan yardımcılığı zor bir iş. Bakanın yerine düşünerek bütün işleri yürütüyorsun. Bu işi de severek yapmıyorum. Ulusumuzun güçlü tiyatrosu ve televizyonu olsaydı ve sanatçı da sanatı ile geçinebilecek durumda olsaydı ben bu işi yapmazdım. Ama tiyatroda aldığın paranın on katını burada verirlerse imrenmeden edemiyorsun. Bu da tabii ki üzücü bir durum. Bakan yardımcılığı da benim rol-lerimden birisi ama iyi yaptığım bir rol olduğu söyle-nemez. Ve bence en zor olan rollerden biri. Başka biri bu görevi yapmış olsaydı bundan böbürlenerek söz eder ve kültüre yaptırdığı büyük gelişmeleri anlatırdı. Siz başka tür düşünüyor-sunuz ve çekinmeden düşüncenizi yiğitçe söylüyor-sunuz. Shakespeare "Dünya bir sahne, in-sanlar da aktörleridir" derdi. Ben de bundan dolayı on yıllık memuriyetimi bir rol olarak değerlendiriyorum. [Adığece'den Çeviren: İbrahim Çetav] div>+''+Murat Çepay

Abhazya, AGİT, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi’nin Gündeminde

Kafkas Halklarının anayurtlarından sürgün edilişlerinin 134.yılı anma etkinlikleri kapsamında Kafkas Derneği Ankara Şubesi ve Sincan Şubesi'nin ev sahipliğinde 23 Mayıs 1998 Cumartesi günü Ankara Sürmeli Oteli'nde Birleşmiş Milletler, AGİT ve Avrupa Konseyi'nde Abhazya Sorunu konulu panel ve ardından kokteyl düzenlenmiştir. Panelin sponsorları Aslan Bey Triko Tekstil Sanayi ve Ticaret Ltd.Şti. (Aslan Demiral), Aşan İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd.Şti. (Ersin Aşan), SN Müşavirlik Mühendislik Ticaret Ltd.Şti. (Necdet Canpolat) ve Harun Yüksel İnşaat Ltd.Şti.'ne (Eray Yüksel) katkılarından dolayı teşekkür ediyoruz. Panele konuşmacı olarak; Kafkas Kültür Derneği Genel Başkanı Muhittin Ünal, Bağımsız Milletvekili Cevdet Akçalı (Avrupa Konseyi Bşk. Yrd.), FP Milletvekili Abdullah Gül, DYP Milletvekili Mehmet Gölhan, DSP Milletvekili Arif Sezer ve CHP Milletvekili Yahya Şimşek katılmıştır.Abhazya Sorunu İle Gürcüstan Avrupa Konseyi'ne Girebilecek mi?Panele konuşmacı olarak katılan bağımsız milletvekili ve Avrupa Konseyi Bşk.Yrd. Cevdet Akçalı konuşmasında; Avrupa Konseyi'ne verilen raporda Abhazya hakkında objektif bilgiler verildiğini ve bu bilgilere göre anayasada yazılmış olmasına rağmen, henüz Gürcüstan Hükümeti'nin Abhazya'ya herhangi bir surette demokratik sistemin gitmesi için bir gayrette bulunmadığı hususunda kayıt olduğunu söyledi. Bu rapor doğrultusunda da Hukuk ve Siyasi Komisyon'da çalışmaların başladığını, Siyasi Komisyon'un bir raportör tayin edeceğini, raportörün de bir alt komisyon seçeceğini, böylece Gürcüstan ve Abhazya ile görüşmeler yapılarak, meselenin objektif bir şekilde Avrupa Konseyi'ne aktarılacağını belirtti. Bunlar arasındaki anlaşmazlık demokratik bir seviyeye geldiği takdirde Hukuk Komisyonu Gürcüstan'ın Avrupa Konseyi'ne girmeye layık olduğu hakkında rapor verecek, Genel Kurul da bu raporu tasdik edecektir. 8-12 Temmuz 1998 tarihlerinde Hukuk Alt Komisyonu'yla Gürcüstan'ı ziyaret edeceklerini dile getiren Sayın Akçalı, bu ziyarette Abhazya sorununu gerek Gürcüstan gerekse Abhazya yetkilileriyle görüşerek, elde ettikleri bilgileri Genel Kurul'a aktaracaklarını bildirdi. Avrupa'nın NATO'ya paralel savunma teşkilatı olan Batı Avrupa Birliği'nde yaptıkları çalışmalarda ise Abhazya konusunun halledilmediği takdirde Avrupa Güvenliği'nin tehlikede olduğuna dair rapor sunduklarını söyledi. Tüm Avrupa Konseyi'nin gayretinin meselenin sulh ve müzakere yoluyla halledilmesi, neticede buranın müstakil bir devlet mi, federasyon mu olacağı konusunda iki toplum arasında kararlaştırılması konusunda hem fikir olduklarını sözlerine ekledi.İki Bin Yıldır Kendi Topraklarında Yaşayan Ayrılıkçı Halk...Panel Başkanı Muhittin Ünal'ın, FP Milletvekili ve Avrupa Konseyi Üyesi Abdullah Gül'e bu konuda yönelttiği soru şu şekilde idi: "Arkeoloji ve tarih bilgilerine dayanarak Abhazlar 5000 yıldan beri o toprak üzerinde otokton halk olarak yaşıyorlar. Gürcü bilim adamları, yazarlar ve siyasiler 1989'daki bir miting sırasında yapmış oldukları konuşmalarda; M.S. 1. Yüzyıldan itibaren bu topraklarda "Abhaz yaşamasına rağmen" misafir olarak yaşadıklarını dile getirdiler. Bunun bir başka anlamı var: 2000 yıldan beri bir ulus bir toprakta yaşıyorsa ve yaşadığı toprağı, taarruza, işgale uğradığında meşru müdafaa halinde de olsa kendini savundu diye, Batılı kuruluşlar, basın organları, hatta Türk basın organları da dahil ayrıca Türkiye'deki konuyu derinlemesine bilmediklerinden olacak, yöneticilerimiz de dahil, Abhazlar'ı hep ayrılıkçı olarak nitelendirdiler. Bir bilim adamı olarak Sayın Gül'den bu konuya bir açıklama getirmelerini istiyorum." Sayın Gül'ün yanıtı ise şu şekilde oldu: "Tarihe, Kafkas Tarihi'ne baktığımızda Abhazlar oranın yerli halkı. Bunun da ötesinde, bu geçen tarih süreci içerisinde, varlığını ispat etmiş ve bunu resmiyete de dökmüştür. Yani birçok anlaşmalar yapılmış, gerek Çarlarla , gerek Komünist rejimle, gerekse ondan sonraki Gürcüstan-Rusya arasında bir araya gelinip, imzalar atılmış. Dolayısıyla hukuki bir statüsünün de olduğunu görüyoruz. 1992 yılında şu anki yönetim, Rus askerleri ile birlikte Abhazya topraklarına girip, tarihi gerçekleri yok farzederek asimilasyon niyetleri ortaya çıkınca, şüphesiz ki Abhazya'da buna karşı dirençler başlamıştır. Dolayısıyla ayrılıkçı güç olarak nitelemek doğru değildir. Ayrıca Abhazya'nın Gürcüstan'dan tamamen ayrılmak için bir talebi de söz konusu değildir. Tarihi gerçekleri kabul ederek orda barış, huzur içerisinde kendi kültür, geleneklerini yaşayacak, kendi içerisinde hiç değilse serbestliği olan bir yapı arzu etmektedir. O açıdan ayrılıkçı olarak kabuk etmek mümkün değildir." Türkiye Rusya İçin Bir Tehdit Unsuru...DSP Milletvekili Arif Sezer yapmış olduğu konuşma sonunda "Bölgedeki istikrarın sadece Türkiye'nin kararlı davranışlarıyla elde edilmeyeceğini, özellikle Rusya'nın Türkiye'yi ülkesi için etnik bağlamlardan dolayı ve toprak kaybetmek kaygısıyla tehdit unsuru olarak gördüğünü dile getirdi. Bu bağlamda T.C. Hükümeti'nin bu bölgeye yönelik politikasının ülkenin bağımsızlık, egemenlik, toprak bütünlüğü, eşitlik, içişlerine karışmama ilkeleri ışığında oluşturulması gerektiğini belirtti. Gürcü Cumhuriyeti'yle Abhaz Özerk Cumhuriyeti arasında oluşturulacak istikrarlı, barışçıl bir çözüm Türkiye'nin bu bölgedeki 21.yy.'da görmek istediği vizyon olduğunu da sözlerine ekledi. Kafkas Derneği Genel Başkan Muhittin Ünal Sayın Sezer'e "AGİT'in de Abhazya'ya bir parlamenter heyeti göndermesi konusunun hükümetin bir ortağı olarak talep etme; ayrıca parlamento veya daimi delegasyon toplantılarının herhangi birisinde Abhazya temsilcilerinden birisinin, sorunlarını kendi ağızlarından anlatabilme imkanını sağlamak kabil mi?" diye soru yöneltti. Sayın Sezer'in soruya yanıtı ise "Belirli talepleri partilerinin yetkili kurullarına ve genel başkanlarına iletileceği" yönünde oldu.Avrupa Konseyi Raporundaki Esaslar...Cevdet Akçalı'nın daha sonra söz alarak açıklamak gereği duyduğu rapordaki esaslar şunlardır: 1. Rus askeri orada bulunduğu sürece Abhazya sorununu halledemeyecek. Bu hemen hemen tüm Avrupa Konseyi üyeleri tarafından kabul edilmiştir. Rus askerlerinin oradaki mevcudiyetlerinin kaldırılması, 2. Ablukanın kaldırılarak Abhazya'nın dünyayla ilişkisinin temin edilmesi,3. Bu yapıldıktan sonra iki tarafın kendi hür iradesiyle müstakil devlet, federasyon, konfederasyon olarak mı bir araya gelmelerinin temin edilmesidir. Bunlar Avrupa Konseyi'nde geliştirilip rapor olarak geçilecek.1921 Gürcüstan Anayasası Abhazya'yı Hiçbir Süje Olarak Ele AlmıyorPanelde konuşan Abhazya Dayanışma Komitesi Başkanı Dr.Cemalettin Ümit; "1921 Gürcüstan Anayasasının Abhazya'yı hiçbir süje olarak ele almadığını, SSCB dağıldıktan sonra üniter devlet olarak Birleşmiş Milletler'e üye olduğunu ve 1921 Anayasasına döndüğünü tüm dünya kamuoyuna deklere ettikten sonra, 12 Ağustos 1992'de Abhazya'nın ılımlı bir şekilde kanunları konuşmak için Gürcüstan'a öneri getirdiğini, fakat Gürcüstan'ın bunu kabul etmediğini, 14 Ağustos'ta da Abhazya'nın baskına uğradığını" dile getirdi.Sorun Olan Abhazya'ya Yardım ŞenliğiPanelde ayrıca 24 Mayıs 1998'de yapılacak olan şenliğin, emniyete yapılan müracaatta Abhazya Temsilcisinin konuşmasına müsaade edilmemesinden dolayı yapılamaması gibi bir ambargo ile karşı karşıya kaldığı dile getirildi. Daha sonra Abhazya Temsilcisinin konuşmasının programdan çıkartılması ve yeniden müracaat sonucunda düzenlenebildiği belirtildi. Abhazya'nın yalnızca ülkesinin işgal edilmesine karşı haklı bir direnişte bulunduğu için ambargo uygulandığı da dile getirildi. Panel, Abhazya sorununda Türkiye'nin ilgisiz kalamayacağı, bu konuda da Türkiye'deki sivil toplum örgütlerine ve siyasi arenadaki kurum ve kuruluşlara önemli görevlerin düştüğü konusunda düşünceler dile getirilerek sona erdi. Panelden sonra ise bir kokteyl düzenlendi. 15 Mart 1989 tarihinde Çevçevadze toplumunun temsilcileri ile Gürcüstan Nasyonal Demokratik Partisi Sohumi'de müşterek bir miting yaptılar, işte konuşmacıların kelimesi kelimesine söyledikleri. Üçüncü konuşmacı:"Arkadaşlar bugün (ünlü Abhaz şairi) Lasuri'ye Rustaveli'nin adını taşıyan ödül verilmiş. Bunun gereksiz olduğunu düşünüyorum. Gürcü halkımızın buna ihtiyacı var mıydı?... Bu Abhaz topraklarında ev sahibi kim, misafir kim?... Sorunun cevabına gelince ev sahibi Gürcü'dür. Bunları Abhaz olarak çağırmak istiyorum. Bunlar gerçekten Abhaz halkının devamıdırlar. I. Yüzyıldan beri bu topraklarda oturuyorlar. Bu zamanın öncesiyle ilgili olarak Abhaz kabilesinin yaşadığına ilişkin bir bilgimiz yoktur."Kaffed

“Dilsiz Ulus Ölüdür”

Saygıdeğer misafirler, değerli hemşehrilerim, sevgili gençler hepinizi saygı ve sevgi ile selamlarım... Uzunyayla Kafkas Kültür Şenliği'nin kardeşliğe, sevgiye ve toplumsal dayanışmaya vesile olmasını Cenabı Allah'tan diliyorum. 20 yıl gecikme ile de olsa, böyle bir organizasyonun gerçekleşmiş olmasını bir mutluluk vesilesi kabul ediyor, emeği geçenlere sevgilerimle takdirlerimi sunuyorum. Şenliğin içinde gerçek anlamda bir düğün merasimi icra edilecektir. Dikkatle izlendiğinde kaybolmakta olan bir kısım törelerimizin, törensel uygulamasını göreceksiniz. Bunun eski kuşaklar için bir hatırlatma, gençler için bir bilgilendirme olmasını umuyorum. Cenabı Allah'ın bir lütfu ve dedelerimizin bizlere en büyük mirası, fazilet, dürüstlük, yiğitlik, insan ve doğa sevgisi gibi evrensel değerleri içeren Xhabzelerimiz, törelerimizdir. İnsanlara kişilik kazandıran inançlar ve törelerdir. Ancak bu değerleri koruyamamakla hiç sahip olmamak eş anlamdadır. Çalkantılar ve zorluklarla geçen toplumsal hayatımızda zaman azgın bir sel gibi manevi değerlerimizi beraberinde sürüklemiş ve erozyona uğratmıştır. Ancak dürüstlükle düşünelim, zaman zaman bir araya geldiğimizde geçmişimiz ve törelerimizden (Xhabzelerimizden) gururla bahsetmekten öte onu yaşamak ve yaşatmak uğruna bir gayretimiz oldu mu? Bunları geleceğe taşıyacak çocuklarımıza, torunlarımıza ne kadarını aktardık? Bir kısmımız bu töreleri yaşanmaz aşırı katı ve kuralcı kabul edip reddetmedik mi? Bunları tekrar tekrar düşünmek durumundayız. Bu vesileyle kadınlarımıza da seslenmek istiyorum. Çocuk eğitiminde en etken nokta olan analar, çocuklarınıza çok küçük yaşlardan itibaren dilini ve kültürünü öğrenmesinde ciddi çabalar göstermelisiniz. Çocuğunuzun kişiliği gelişirken, bu kişilikte sizlerin emeği ile kendi kültürlerinin motifleri de oluşur, yarın büyüdüklerinde kendileri ile en çök gurur duyacak olan yine sizlersiniz. Ve siz gençler, güzel bir vatanda, al bayrak altında yaşıyorsunuz. Bu bayrağın rengini veren şehit kanlarında en çok senin dedelerinin kanı var. Vatanın bütünlüğü, bu bayrağın gururla dalgalanması için her şeyi vereceksin. Öte yandan beş bin yıldan bu yana atalarının üzerinde yaşadığı Ata topraklarımızı da hiç unutmayacaksın. Oradaki soydaşlarının mutluluğu senin de mutluluğun olacak. Varsa sorunlarının aşılmasında yardımcı olacaksın. Bu sorumluluk bilinci ve törelerinin sana sunduğu manevi değerlerinle herkesin güven ve saygı duyduğu bir kişiliğe kavuşacaksın. Bizler her biri bir üniversite değerindeki büyüklerimizden yeterince yararlanamadık. Birer birer göçüp gittiler. Hepsine Allah'tan rahmet diliyorum. Ancak siz aynı hatayı yapmayın. Çok okuyun, araştırın ve büyüklerinizle sıkı ilişkiler kurarak kültürel değerlerinizi gün ışığına çıkarmaya çalışın ve bunları yazın, yayınlayın, yazılı hale getirilsin ki herkes istifade etsin. Kültür değerlerimizin kaybolmasının en büyük nedeni bu yöndeki çalışmaların kısıtlı olmasıdır. Kafkasya dışında yaşayan kesimimizin tek örgütlülüğü olan derneklerimiz, toplumumuzun odak noktalarıdır. Herkesin bu odaklar çevresinde yoğunlaşması gerektiğine inanıyorum. Bu yoğunlaşma; birliği, kuvveti, dayanışmayı, paylaşmayı, refahı kısacası en güzel yaşamı getirecektir. Bu dayanışma dilimizi, xabzelerimizi, kültürümüzü yok olma, asimile olma bataklığından çekip çıkaracak. Bu birliktelik, Abhazya'yı, Çeçenistan'ı, Güney Osetya'yı koruyacak en güçlü destek kaynağı olacaktır. Bu birliktelik, diğer cumhuriyetlerimize de arzulanan teknolojiyi, sermayeyi ve emeği taşıyacaktır. Bu dayanışma, Çerkes halkını uygar milletler ailesi arasında hak ettiği kata yükseltecektir. Bütün milletlerin dillerinde yer alan ve bizim dillerimizde de hak ettiği anlamı bulan bir özdeyiş vardır; "Dilsiz millet ölüdür" ya da başka bir ifadeyle "Dili olmayan toplum millet değildir". Halkımızın yaşama şansı olan dernekler çevresinde yoğunlaşarak, koruyabiliriz. Bizim okulumuz, radyomuz, televizyonumuz, yayın organlarımız, araştırma enstitülerimiz yok. Dilimizi korumak için izlenecek yöntemleri derneklerimizde yoğunlaşarak, güç birliği yaparak bulacağız. Yoksulumuzu, yetimimizi, güçsüzümüzü, hastamızı bu dayanışmalarla koruyup, kurtarabileceğiz. Kutsal bir amaçla toplanan siz sevgili kardeşlerim, ülkemizde soydaşlarımızın yaşadığı diğer ülkelerde, Ata yurdumuzda ve giderek tüm dünyada barışın, erdemin, sevginin sağlanması ve korunmasında en önemli etken olmayı sürdüreceğiniz inancı ve umudu ile sözlerime son veriyorum. "Allah bütün milletleri korusun, fakat bizi de unutmasın". Saygılarımı sunarım.Kuşha Fikri Özden

Uzunyayla Şenliği Üzerine

Türkiye’de mevcut Kafkas Derneklerinden 40’dan fazlasının bağlı ve irtibatlı bulunduğu Kafkas Derneği Genel Merkezi adına tümünüzü saygıyla selamlıyorum. Uzunyayla kültür etkinliğine hepiniz hoş geldiniz. Günlere bölünmüş çok detaylı programımız olmasına rağmen Genel Merkezimize üye olsun olmasın pek çok Dernek Temsilcilerimizin yüzlerce kilometre yol kat ederek aramıza katılmış olmalarının bizim için değeri ve anlamı çok büyüktür. Kendilerine özellikle teşekkür ediyorum. Bu birliktelik manzarasının oluşması için yıllarca emek veren inançlı dava arkadaşımız ve bir kaç gün önce kaybettiğimiz Özürlüler idaresi başkanı rahmetli Süleyman Yançatoral arkadaşımızın görmesini ne kadar isterdim. Ama yüce Allah O’nu erken aramızdan aldı. Kendisine ve yakında vefat eden tüm insanlarımıza Allah’tan rahmetler diliyorum. Sürgün sonrası bize ikinci vatan olan güzel Türkiyemiz’de bu gün takriben 7 milyon civarında Kuzey Kafkasyalı insanımız yaşamaktadır. Bilinen ortak adıyla Çerkesler, Anadolu ve Göksun yöresi kültür mozayiğinin önemli unsurlarından birisidir. Uzunyayla ve Göksun yöresi ise; yaşayan Kafkas Kültürünün orijinaline en yakın şekliyle bugüne kadar muhafaza edildiği 6 ayrı ilçe topraklarının ortasında kalan köyler topluluğudur. Geçen yıl Kafkasya’dan davet ettiğimiz geleneksel kültür değerlerimizle ilgili araştırmalar yapan Bilim adamlarının bulguları ve onları hayrete düşüren, hatta onların bize bakış açıkların dahi değiştiren tespitlerde bu görüşümüzü teyid etmektedir. Kentleşme sürecinin hızlanmasıyla birlikte Uzunyayla’dan çıkan, okuyan, iş düzeni kuran, değişik meslek dallarında çalışmalar yapan Uzunyaylalalılar zamanla birbirimizle irtibatımızı azalttık, birbirimizi tanıyamaz olduk. Yeni nesillerimiz büyüklerini bilemez oldular. Aynı kentte yaşadığımız halde birbirimizi tanımadığımız çok oluyor. Bu günkü kültür şenliğinin düzenleniş sebebi, yıllardır görüşmeyen insanlarımızı bir araya getirmek, hasret gidermek, birçok yöreden gelmiş kardeşlerimizle kucaklaşmak, ortak sevincimizi paylaşmak, hangi alanda tanışıyor olursak olalım birbirimizi tanıyıp yardımlaşma bilinciyle birbirimize ve özellikle ardıma ihtiyacı olanlara sahip çıkmak. Ve hepsinden önemlisi, geri dönüp bizi yetiştiren ama yıllardır yerinde sayan bu yöreye azda olsa borçlu olduğumuzu hatırlayıp bir şeyler düşünmek ve bir şeyler yapmaya başlamaktır. Bu amacın tahakkukunu teminen bu tür etkinlikleri her yıl olmasa bile birkaç yılda düzenlenen geleneksel bir festival haline getirmeyi düşünüyoruz. Dünyanın neresinde olursa olsun, savaş ve kan savaş ve kanı davet ediyor. Doğal olarakta insanlar büyük acı çekiyorlar. O acıların en büyüğünü yaşayan atalarımızın hassasiyetle bize intikal ettirdikleri geleneklerimizin temelindeki asıl harç, hangi toplumda ve nerede olursak olalım kardeşçe, barış ve huzur içinde birlikte yaşamaktır. Bizler bu temel kuralın yöremizde de, Ülkemizde de, bütün dünyada da hakim olmasını gönülden diliyor ve çalışmalarımızı bu doğrultuda yürütüyoruz. Türkiyemizin de Kuzey Kafkasyamızın da huzura olan ihtiyacının bilincinde olarak hareket ediyoruz. Bugüne kadar Kafkasyalı denilince insanlar bizi, güzel kıyafetler içinde özel ritmi ve ahengiyle folklor ustaları olarak tanıdılar. Oysa, o güzel folklorun temelinde çağdaşlarıyla kıyaslanamayacak derecede medeni bir eğitim, medeni bir yapı ve medeni bir sosyal yaşam vardır. Batılı yazar ve seyyahların son 3-5 yıl içersinde tercüme edilen eserlerine göz atmak bunu anlamak için yeterlidir. Allah’a şükür birçok yazarımızın çok kıymetli eserleri ortaya çıkmıştır. Araştırmacıların bilimsel çalışmaları yanında batıdan ve Kafkasya’dan yapılan tercümeler, Ege havzasının mitlerine temel olan mitologyanın kaynakları arasında NART mitolojimiz önde gelmektedir. Keza, Kuban havzası kazılarıyla gün ışığına çıkan paha biçilmez eserlerle de Ön Asya medeniyetinin yaratılmasındaKafkas Halklarının pay sahibi olduğu gün be gün açığa çıkmaya başlamıştır. Esasen geşmişinde medeniyet olmayan bir ırkın kendine has toplumsal yasalarında ve geleneklerinde medeni bir ruhun hakim olması zaten düşünülemez. Bu konuda değerli konuğumuz Ürdün Prensi Ali’nin söyleyeceklerinin olduğunu umarım Zira Kafkas Kültürü konusunda gerçekten şaşıtıcı bilgilere sahipler. 134 yıldır bu güzel ülkedeyiz. Kederde ve kıvançta ortak olarak yaşadığımız bu toprakların altında dört neslimiz yatmaktadır ve bu topraklar bizimde vatanımızdır.Laik ve demokrat Türkiye’nin bölünmez bütünlüğüne kastedecek hiçbir görüş ve düşünüşle aynı kefeye girmemiz mümkün değildir. Bunun çok net olarak bilinmesini özellikle istiyorum. Türkiye’ye,Irak’tan, Pakistan’dan, Afganistan’dan, Bulgaristan’dan, Romanya’dan Bosna’dan, Batı Trakya’dan gelen insanlar göçe neden olan sorunlar son bulduğunda kendi ülkelerine dönebiliyorlarsa ve bu olay nasılki doğal bir olaysa Kuzey Kafkasya’dan gelen insanlarımızdan dileyenlerin de tarihi vatanlarına dönmeleri o derece normal bir olaydır. Bu itibarla, zanaat sahibi ve işsiz, toprak işlemede usta ama topraksız olan insanlarımızın zorlanmadan yaşamaları mümkün olduğu içindir ki dileyenlerin Kuzey Kafkasya’ya dönüşünü destekliyoruz.Üretim olanakları dikkate alınarak on yıllık bir periyot içinde 200-250.000 insanın oraya dönmesi halinde Üretimin maksimum seviyeye çıkabileceğini söylemek kabildir. Türk düşünce ve mantığıyla yetişip oraya gidecek insanlar yarın Türkiyemiz ve Kafkasyamız arasında karşılıklı çıkar esasına dayalı sağlıklı bir ekonomik köprü kurulmasına vesile olacaklardır. Burada kalacak insanlarımızada dönenlere de kimsenin ve hiçbirimizin olumsuz bir söz söylemeye hakkı yoktur. Darboğazlarını kısa zamanda aşmış, Avrupa Topluluğuyla bütünleşmiş, insan hakları bakımından mevcut sıkıntılarını aşmış ve Uluslararası Camiada söz sahibi olacak geleceğin Türkiyesinin Batıdan kendi insanları için istediği çifte pasaport ve çifte vatandaşlık gibi haklara da kavuşmuş mutlu ve başarılı vatandaşlar olarak yaşamalarını, imkanları olduğunda da yerli ve yabancı ortaklarla Kafkasya’da yatırımlar yapmalarını diliyoruz. Birkaç gün öncesine kadar Kafkasya’daydım. İzlediğim bir konferansta Türkiyede oturduğumuz yerden sonucu düşünmeden söyleyip yazdığımız bazı şeylerin, büyük büyük komşumuzun yanlış algılayıp yorumlaması sonucu sıkıntıların doğduğu ve oradaki küçük Cumhuriyetlerimizin önüne bazı faturaların konduğu hususu gazete haberleri ve sonuçlarıyla birlikte gündeme geldi.Özellikle rica ediyorum, Kafkasya’daki Ekonomi ve Nüfus yönünden kendi ayakları üzerinde durabilmelerine katkı yapmayı düşünelim ama onların iç işlerine karışma anlamına gelebilecek söylemlerden de mutlaka kaçınalım. Kafkas Derneği Genel Merkezi olarak , dilimizi, kültürümüzü, yaşayarak yaşatmak, dersane imkanından mahrum olduğu için üniversite şanşı yakalayamayıp, kahvehane köşelerinde kalakalan gençlerimize, dershane, burs ve yurt imkanı sunmak, herhangi bir sosyal güvenlik kurumuyla ilgili olmayan fakirlerimize sağlık yardımı ulaştırmak, bol bol kitap ve dergi neşrederek kültürel yaşama katkıda bulunmak, oluşturulacak iktisadi işletmelerle istihdam yaratmak, son derece düşük maliyetlerle Kafkasya’ya turlar düzenleyerek çok sayıda insanımızın oraları görmesini sağlamak gibi amaçlarla güçülü bir örgütlenmeye doğru yavaş ve emin adımlarla yol alıyoruz. Geliniz aramıza sizlerde maddi ve manevi imkanlarınızla katılınız, “Ben” kavramından uzaklaşıp kendimizi aşalım ve daha güçlü olalım. O taktirde göreceksiniz ki bu toplum siyasi arena dahil her alanda layık olduğu yeri mutlaka alacaktır.Tekrar ediyorum geliniz şu üç günlük fani dünyanın kubbesinde hoş sedalar bırakmaya çalışalım. Pişman olacağımız sözlerle birbirimizi kırmayalım ve tabii doğup büyüdüğümüz Pınarbaşı ve Uzunyayla’nın payınada birşeyler ayırmaya şimdiden başlayalım. Zira, Uzunyaylalıların, köylülerimizin katılımları öylesine candan ve mükemmel ki ancak saygı duyulur. Daha zamanınızı alak istemiyorum. Sözlerime burada son verirken dinleme sabrı gösterdiğiniz için hepinize teşekkür ediyor ve saygılar sunuyorum.Muhittin Ünal

Susurluk Şenliği, 1999

Kafkas Derneği'nin (KAFDER) önderliğinde, Susurluk ve Balıkesir Kafkas Derneği şubelerinin organizasyonunda düzenlenen festival 3.000'e yakın hemşehrimizin katılımıyla 20 Haziran Pazar günü Susurluk’a bağlı Demirkapı köyünde gerçekleştirildi. Festival; İstanbul, İzmir, Manisa, Muğla, Aydın, Denizli, Bursa, Düzce, Yalova, Bandırma ve İnegöl bölgelerinden yoğun katılım vardı. Tertip komitesi adına yapılan açılış konuşmasından sonra kürsüye gelen Kafkas Derneği Genel Başkanı Sn.Muhittin ÜNAL birlik ve beraberliğin önemini vurguladığı konuşmasında Kafkasya’da meydana gelen gelişmelerle ilgili bilgiler verdi. Festivalde Adığey Cumhuriyeti’nden iki konuğumuz vardı. Dr.Necdet HATAM ve Adığey Üniversitesi profesörlerinden Shalako ABU. ABU yaptığı duygu yüklü konuşma ile böyle güzel toplantıların birlik ve beraberliği sağlamada çok önemli olduğunu dile getirdi. Konuşmalardan sonra festival alanındaki meşaleyi yakmak için geleneksel kıyafetleriyle alana giren Çerkes atlısı coşkuyu bir kat daha arttırdı. Festival programında sırasıyla; Kafkas Deneği Balıkesir Şubesi’nin Kafkas oyunları eşliğinde düzenlediği defile ve Kafkas Derneği Susurluk Şubesi’nin müzik ve oyun grubunun gösterisi konuklarda büyük takdir topladı. Geleneksel Çerkes kıyafetlerinin sergilendiği süreli açık arttırma başladığında konuklar arasında arttırmaya katılım için tatlı bir koşuşturmaca yaşandı, amaç bir yandan katkıda bulunmakken bir yandan da birbirinden güzel kıyafetlerden birine bu coşkulu günün hatırası ile sahip olmaktı. Açık arttırma sona erdiğinde şanslı katılımcının kıyafet seçiminde pek zorlanmasına gerek olmadan alandan yükselen sesler seçimi gösteriyordu. Üzerinde Adığey Cumhuriyeti bayrağının bezendiği bu güzel kıyafet konukların beğenisini ilk andan kazanmıştı zaten. Program sırasıyla Manisa Kafkas Derneği Minikler ekibinin gösterisi, Bağlarbaşı Kafkas Derneği Kusha Doğan müzik grubunun mükemmel müzik ziyafeti, Bandırma Kafkas Derneği folklor ekibinin gösterisi, Kafkas Derneği Bursa Şubesi Woreyda Müzik grubunun programı, Kafkas Derneği Manisa Şubesi’nin temsili gelin çıkarma oyunu, Kafkas Derneği İzmir Şubesi folklor ekibinin gösterisi ile sürdü ve konuklar tarafından beğeniyle izlendi. Finale gelindiğinde festival programında gözükmeyen Kafkas Derneği Ankara Şubesi Kafkas Halk Dansları Ekibi sürpriz bir programla ve profesyonel ekiplere tas çıkartacak mükemmellikteki performanslarıyla festival alanını ayağa kaldırdı. Programın sona ermesi ile festivale iştirak eden tüm ekipler sahneye davet edildi ve tabii ki mahalli oyun başladı. Unutmadan, değerli dostumuz Prens Ali, kardeşi ile birlikte iştirak ettiği programın renkli simalarındandı. Bu güzellikteki festivallerde en önemli unsurlardan biri de Türkiye'nin birbirine hayli uzak bölgelerinden gelen hemşehrilerimizin birbirleriyle tanışmaları kaynaşmaları ve kurdukları dostlukların, birlik ve beraberliğin sağlanmasında etken olması idi. Nitekim Manisalı Gökhan ile Düzceli Ayberg'in (Abrec) daha şimdiden başlayan dostlukları buna en güzel örnekti sanırım. Dostlukları ebedi olur inşallah. İşte böyle....bir festival de tatlı hatıraları, yeni dostlukları ve verilen mesajları ile Ege ve Marmara Bölgesini kucakladı.     [Düzce’den “Gutej” tarafından 24 Haziran 1999’da yazılan bu yazı http://www.geocities.com/Pentagon/bunker/4670/ adresinden alınmıştır. Haberleşmek için e-posta adresi: gutej@marketweb.net.tr]  Kaffed

Tokat Şenliği, 1999

Kafkas Derneği'nin (KAFDER) önder-liğinde ve Kafkas Derneği Tokat Şubesinin organizasyonunda düzenle-nen 2. Bölgesel Kafkas Festivali 5.000'e yakın hemşehrimizin katılımıyla 4 Temmuz Pazar günü To-kat DSİ Sosyal Tesisleri Gümenek mevkiinde gerçekleştirildi. Festi-vale; İstanbul, Ankara, Adana, Maraş, Kayseri, Sivas, Samsun, Si-nop, Çorum, Amasya, Konya ve Düzce bölgelerinden yoğun katılım vardı. Açılış konuşmasını yapmak üzere kürsüye davet edilen Kafkas Derneği Genel Başkanı Sn.Muhittin ÜNAL yaptığı konuşmada; 1864 Çerkes Sürgünü ve günümüze kadar geçen sürece dair bir değerlendirme yaptı ve Çerkeslerin ulusal kültür dinamiklerinin; özellikle anayurtla bütünleşmek suretiyle yok oluş sürecini yavaşlatabilecek, durdurabilecek potansiyele sahip olduğunu, bu potansiyeli ulusal amaçlar doğrultusunda ivedi biçimde örgütleyebilmek gerektiğini vurguladı. Toplumumuzun kültürüne olan özlemini gidermek, hemşehrilerimiz arasında birlik ve beraberliği sağlamak, kültürel yok oluşu durdurmak için bölgesel etkinliklerin önemli olduğunu dile getirdi. Kafkas Derneği Tokat Şube Başkanı Recep BAY da konuşmasında; Kafkas Kültürünün korunması, yok oluşun durdurulması amacıyla kurulan Kafkas Kültür Derneklerinin birlik ve beraberliği sağlamak amacıyla KAFDER yapısı altında birleştiğini ve Tokat Kafkas Kültür Festivali’nin de bu dayanışmanın doğal sonucu olduğunu dile getirerek, basta Sn. Muhittin ÜNAL olmak üzere katkısı olan kurum, kuruluş ve yöneticilere teşekkür ederek festivale katılanları selamladı ve hoşgeldiniz dedi. Ardından yapılan protokol konuşmalarından sonra programa geçildi. Festival programı KAFDER Ankara Şubesi Halk Dansları Ekibi Elbruz'un müzik ve şiir dinletisi ile başladı ve ekibin birbirinden güzel oyunları (Kafe Kuanshe, Çeçen) ile devam etti. KAFDER Pınarbaşı Şubesi’nin tiyatro gösterisi alanda bulunan misafirlere oldukça neşeli anlar yaşatırken bir yandan da yitirilen değerlerimiz adına derin düşüncelere dalınmasına vesile oldu. Bir dönem TV ekranlarında seyrettiğimiz Saklambaç programının canlandırıldığı gösteri, verdiği mesajlarla kültürümüze ancak bu denli güzel uyarlanabilirdi. Sırada festivale ev sahipliği yapan Tokat Şubesi Halk Dansları Ekibi vardı, yaşları 6 ile 14 arasında değişen ekip üyelerinin sergilediği mükemmel program kimi ebeveynleri gururla gülümsetirken kimilerini de sevinçten ağlattı. Tokat Şubesi’nin takdire değer çalışmaları neticesi oluşturulan bu ekibe sahip çıkılması ve devamının getirilmesi gerekliliği alandaki herkesin düşüncesi idi. Ekip üyesi miniklerin program sonunda hocaları ve aynı zamanda Ankara Şubesi ELBRUZ ekibinin çalıştırıcısı BESLAN ile paylaştıkları mutluluk görülmeye değerdi. Bu arada; programa verilen kısa aralarda çeşitli merkezlerden gelerek festivale iştirak eden gençler mahalli oyunlar için öbek öbek gruplar oluşturup tüm hünerlerini sergilediler ve birbirleri ile tanışarak yeni dostlukların temellerini attılar. Festival alanında açılan standlar konuklardan büyük ilgi gördü. Programda daha sonra sırasıyla Çorum Şubesi’nin müzik dinletisi ve Samsun Şubesi’nin Tiyatro gösterisi sergilendi. KAFDER Turhal Şubesi folklor ekibinin gösterisi büyük ilgi gördü. Müzik dinletisi ardından KAFDER Samsun Şubesi Nart Cocuk Klübü üyelerinin sergilediği oratoryo oldukça etkileyiciydi, Rus-Kafkas savaşlarından günümüze Çerkes tarihi kronolojisinin önemli olaylarının hatırlatıldığı gösterinin sonuç bölümü gündemdeki Abhazya ambargosunun kaldırılması için çağrı niteliğindeydi. Müzik ziyafeti denilince akla gelen klasik, tabii ki "Kusha Doğan Müzik Grubu". Grubun mükemmel yorumları festival alanında büyülü bir hava yarattı. Zengin programın konuklardaki coşkusunu en iyi anlatan kare, sahnenin önünde çimende oturan izleyiciler arasında bulunan ve parçalara coşkuyla tempo tutup hem de mırıldanan minik kızın görüntüsüydü. KAFDER Samsun Şubesi minikler ekibinin gösterisindeki coşku görülmeye değerdi, ekip gösteri finalini dinmek bilmeyen alkışların eşliğinde ikinci kez tekrarladı. KAFDER Kayseri Şubesinin sergilediği tiyatro gösterisi TV'lerde sıkça izlediğimiz talk showların bize uyarlanmış hoş bir canlandırması idi ve gösteri boyunca konuklar hoşça vakit geçirdiler. Finale yaklaşıldığında KAFDER Ankara Şubesi Halk Dansları Ekibi Elbruz'un müzisyenleri eşliğinde Sn.Hayri KAZBEK'in seslendirdiği parçalar konuklara coşkulu anlar yaşattı. ELBRUZ ekibinin zengin programı ve muhteşem gösterisi festivalin finalinin geldiğinin habercisi oldu. Zaten böylesi güzellikte bir organizasyonun finaline de böylesi mükemmel bir gösteri yakışırdı. Tokat festivali de birliğin ve beraberliğin öneminin tekrar tekrar vurgulandığı ve pek çok merkezdeki hemşehrilerimizin kucaklaştığı bir organizasyon olarak herkesi oldukça memnun etti. Kaffed

Susurluk ve Gümenek Şenlikleri, 1999

Genel Merkezimizin önerisi ve Başkanlar Kurulunun kararıyla 1999 yılında iki büyük Bölgesel Etkinlik düzenlenmesi kararlaştırılmıştı. Karar uyarınca; birinci etkinlik 20 Haziran 1999'da Susurluk'ta; Ege ve Marmara Bölgesinde yaşayan hemşehrilerimizi buluşturmaya yönelik olarak planlanmıştı. Yöre derneklerinin yöneticilerinden oluşan özel bir komisyonun gayretleriyle Demirkapı Köyü'nde gerçekleştirilen etkinlik oldukça sıcak bir atmosferde gerçekleşti. Ankara, Düzce ve İstanbul'dan da önemli katılım bulunan toplantıda, Ürdün Prensi Ali ve Haşim dışında eski DÇB Genel Başkanı Prof. Şhalako Abu başkanlığındaki 4 kişilik Adigey ekibi de hazır bulundular. Sahnede ter döken gençlerimizin gösteri ve şarkıları ile seyirci arasındaki iletişimin ve heyecanın görülmeye değer bulunduğu toplantıdan sonra Derneğimize çok sayıda tebrik ve teşekkür mesajları ulaşmıştır. İkinci Büyük bölgesel etkinlik 4 Temmuz 1999 tarihinde Tokat Gümenek'de, Susurluk toplantısının iki katına yakın (9-10 bin kişi) hemşehrilerimizin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Beş kişilik özel komisyonun ve yöre dernek yöneticilerinin büyük gayretleri ve katkılarıyla gerçekleşen güzel toplantıya (genel piknik alanında yapılmış olması nedeniyle iletişim bakımından eksikleri olmuşsa da) katılanlar; "bir toplumun fertleri olduğumuzun ve mükemmel bir kültürün sahibi olduğumuzun yeniden farkına vardık. Bu tür toplantıları lütfen her yıl gerçekleştirin...." istek ve temennileriyle oradan ayrılmışlardır. Bu yıl gerçekleştirilen her iki etkinlikte de çok sayıda müzik ve folklor grubunun yer almış olması, özellikle de küçük yaş gruplarının çokluğu ilerisi yönünden ümit vericidir. Tümünü ayrı ayrı kutluyoruz. Genel Merkez olarak, her iki etkinlikte ve 135.yıl panelinde emeği geçen komisyonlara dernek yöneticilerine ve katılımcı tüm hemşehrilerimize gönülden teşekkür ediyoruz. Dileyenler her üç etkinliğin de kasetini bedeli mukabili derneğimizden temin edebilirler. Kaffed

Çeçenistan Paneli Açış Konuşması

27 Şubat 2000 tarihinde Ankara'da Kafkas Derneği'nin düzenlediği "Çeçenistan" konulu panelde, Kafkas Derneği Genel Başkanımız Sayın Muhittin Ünal'ın yaptığı açış konuşmasını bilgilerinize sunarız. Saygıdeğer basın mensupları, muhterem konuklarımız ve değerli hemşehrilerim, Çeçenistan konulu panelimize gelmiş olmanız nedeniyle Genel Merkezimiz ve 33 şubemiz adına hepinize hoş geldiniz diyor, teşekkürlerimi sunuyorum. Asırlarca, sıcak denizlere ulaşabilme amacı ile Kafkasya'yı ve özellikle de Karadeniz sahilini ele geçirmeyi hayal eden Çarlar ve Orduları ile Kuzey Kafkasyalılar arasında uzun yıllar koşulları eşit olmayan savaşların sürdüğünü bilmeyen yoktur. Özellikle Şeyh Şamil'in teslim olduğu 1859 yılından sonraki son 5 yılda Kuzeybatı Kafkasya'nın hakiki sahipleri olan Adığe Boyları, Abazalar ve Ubıhlar büyük bir soykırıma maruz kaldıkları ve 1864 yılında da % 85-90'lar düzeyinde tarihi topraklarından sürüldükleri için bu gün Adığey, Abhazya, Karaçay-Çerkes Cumhuriyetleri ile Kıyıboyu Şapsığ Bölgesinde bu halkların azınlık durumunda oldukları malumunuzdur. Kuzeybatı Kafkasya'daki Cumhuriyetlerin, bu gün itibariyle en hayati sorunu; halen diasporada yaşayan Kuzey Kafkasyalıların % 80'ini oluşturan Adığe Boyları, Abazalar ve Ubıh Halkları'ndan bir bölümünün tarihi topraklarına geri götürülmesi suretiyle varolma mücadelesi vermek iken nüfus sorunu olmayan Dağıstan ve Çeçenistan gibi Kuzeydoğu Cumhuriyetleri'nde ise sorun, fiilen sahip olunan nüfus çoğunluğundan, yasaların tanıdığı haklardan ve konjonktürel gelişmelerden istifade ile birer bağımsız devlet olmaktır. Bu önemli farkı doğru algılamadığımız içindir ki oradaki cumhuriyetler hakkında yanlış değerlendirmeler yapabiliyoruz. 1991 yılında Nalçık kentinde kurulan Dünya Çerkes Birliği (DÇB)'nin kuruluş ve varlık nedeni de Adığe-Abhaz Boyları'nın tarihi ata topraklarında nüfus yeterliliğine ulaşmasına ve diasporada gün ve gün kaybolmakta olan geleneksel kültür değerlerimizin ebediyen öz vatanında yaşatılmasına katkıda bulunmaktır. DÇB'nin kuruluşuna katkıda bulunan Kaf-Kur'u nüve olarak kurulan ve bugün 33 şubesiyle ülke çapında faaliyet gösteren laik, demokrat ve bu ülkenin bölünmez bütünlüğüne saygılı bir çizgide yürüyen Kafkas Derneği topluluğu olarak bir taraftan kültürümüzü yaşatma mücadelesi verirken diğer taraftan da 1864 yılında iradeleri dışında topraklarından sürülen Adığe, Abhaz Boyları ve Ubıhlar'ın uluslararası hukuk kurallarının tanıdığı ve alt yapısı kısmen oluşan geri dönüş haklarının kullanılmasına olabildiğince katkıda bulunarak, Kafkas kökenli diğer kardeş halklarımızla elele Türkiyemiz ve Kafkasya'mız arasında sağlam bir ekonomi ve kültür köprüsü kurulmasına yardımcı olmaya çalışıyoruz. Bu amaçlar doğrultusunda çalışırken de hem Türkiye'nin hem de Kuzey Kafkasya'nın aleyhine yanlış yorumlanabilecek söylemlerden ısrarla ve bilinçli olarak sakınıyoruz. Zira hangi tür söylemlerin hangi amaçla ve nasıl saptırıldığının örneklerini yakinen biliyoruz. Bizler; Tarihi ve kültürel bağlarımız dışında, bölünmüş ailelerin çocukları olarak, kan bağımız bulunan Kuzey Kafkasya'nın sorunlarından, üzüntülerinden ve sevinçlerinden istesek de istemesek de kendimizi soyutlayamayız. Prensip olarak sadece Kafkasya'da değil Dünyanın her yerinde savaşlara karşıyız. Çünkü savaşlar yüzünden Güney Osetya, Abhazya ve Çeçenistan örneklerinde olduğu gibi arzu etmediğimiz nüfus kayıplarını ve yıkımları hep yaşadık. Bu da yetmiyormuş gibi son günlerde toplu mezarlarla karşı karşıya kaldık. Çeçenistan konusunda söyleyeceğimiz çok şey var. Ancak, konuşmacılarımızın alanına girmemeye özen göstererek, birkaç hususu vurgulayarak sözlerimi tamamlamak istiyorum. Söylem ve yöntem farklılıklarımız olsa da, ayrı adlar taşısak da, Kafkasya önceliklerimizin sıralaması değişik olsa da, dışımızdaki herkes şunu çok iyi bilsin ki, Kuzey Kafkasyalılar bir bütündür. Bu itibarla Abhazya da, Güney Osetya da, Çeçenistan da asla yalnız ve sahipsiz değildir. Yakın geçmişte Irak'tan, Bulgaristan'dan ve Kosova'dan gelen binlerce savaş mağdurlarına kapısını açan devletimiz yaklaşık 330 çocuk ve kadından oluşan savaş mağduru Çeçenlerin sorununa deva olamıyorsa bunu iyi düşünmek ve nedenlerini irdelemek zorundayız. Kuruluşlarına katılıp destek verdiğimiz Çeçen Dayanışma Komitelerimiz konuyu her işe tercihen ele almalı ve ne yapılması gerektiğini saptamalıdır. O insanlara sahip çıkmak, hem insan olarak, hem Kuzey Kafkasyalı olarak boynumuzun borcudur. Yugoslavya Federasyonu dağıldığı zaman Batılı büyüklerin bağımsızlığını ilan eden Cumhuriyetlere nasıl destek verdiklerini ve insan hakları ihlallerine bir noktadan sonra müsaade etmediklerini biliyoruz. Yugoslavya'daki Cumhuriyetlere nazaran konumu daha sağlam ve hukuki olan Çeçenistan'ın bağımsızlığı söz konusu olunca göstermelik çıkışlar dışında bir varlık göstermeyen Batılıların çifte standardı Çeçen soykırımının bugün ulaştığı uygulamalarda önemli bir payın sahibidir. Sivil toplum örgütlerinin gücü, o topluma ait aynı amaçlı kuruluşların birlikteliklerini tamamlayıp tamamlamadıkları ve seslerinin bir ve gür çıkıp çıkmadığı ile ölçülür. Ona göre de itibar görürler. Çerkes toplumu olarak örgütsel yapımıza bakınca, olmamız gereken noktanın çok gerisinde olduğumuz ve dolayısıyla sesimizin de etkimizin de giderek cılızlaştığı açıkça görülmektedir. O itibarla Vakıflar, Dernekler ve Komiteler olarak önyargılarımızdan uzaklaşarak, sorumlu ve bilinçli adımlar atarak, farklı misyonlar taşısak bile Kuzey Kafkasya'ya yönelik ortak politikalar belirleyip, örgütsel birlikteliğimizi en kısa zamanda sağlamak zorundayız. Panelimizden hemen sonra, Çerkes katılımı ile ilgili ortak deklarasyonunun neşredilmesi doğrultusundaki Çeçen Komiteleri'nin önerisi olumlu karşılanmış ve keyfiyet Vakıf, Dernek ve Komitelere istisnasız olarak bildirilmiştir. Bizzat gelip destek verenlere teşekkür ediyorum. Ankara'da olmamız nedeniyle Yabancı Misyon Şeflikleri nezdinde yapabileceklerimiz vardır. Deklarasyonun imzalanmasını takiben onları da bir bir yapacağız. Kafkas Derneği dışından katılan tüm kuruluşlarımızın da sivil toplum örgütlerinin harekete geçirilmesinde aynı hassasiyeti göstereceklerinden emin olarak hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ankara, 27.02.2000 Muhittin ÜNAL Kafkas Derneği Genel Başkanı  Muhittin Ünal

Çeçenistan Konulu Panel Düzenlendi

Kafkas Derneği Genel Merkezimizin 27 Şubat 2000 tarihinde TES-İŞ Sendikası Salonunda düzenlemiş olduğu Çeçenistan konulu panele büyük ilgi gösterildi. Başlangıçta Ankara'daki hemşehrilerimizi bilgilendirme amacıyla düzenlenmiş olan panel, Çeçenistan Devlet Bakanı Aslan Mashadov'un danışmanı Seyid Hasan Ebumüslim ve arkadaşlarının getirmiş olduğu öneri ve istem nedeniyle Türkiye'deki tüm dernek, vakıf ve komitelerin davetli olduğu geniş katılımlı bir panele dönüştü. Hatta yurtdışından, Ürdün Çeçenlerinden, Osetya'dan, Moskova'daki Karaçay Derneği'nden, Khabardey'den, Dağıstan'dan, Çeçen Kadın Derneklerinden ve Çeçen medyasından temsilcilerin katılımı ile bir nevi uluslararası nitelik kazandı. Araştırmacı-yazar Tarık Cemal Kutlu; Çeçenler Şeriatçı ve Vahhabi midir?diye soranların kafalarındaki soruları cevaplarıyla silerken, Erciyes Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Sedat Özden; 1864 Çerkes Sürgünü ve soykırımı ile bugünkü Çeçenistan uygulamaları arasındaki benzerlikleri ortaya koymuş, son konuşmacı, Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Hakan Kırımlı da 1990 sonrası gelişmelerle ilgili verdiği bilgiler ve Rusların Çeçenistan'daki uygulamalarına seyirci kalan yöneticilerimizi ve batılıları etkin bir ifadeyle eleştirisi zevkle dinlenilmiştir. TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Sayın Sema Pişkinsüt, Çeçenistan konusu ile ilgili komisyonlarının çalışmalarını ve özellikle Gürcüstan'a yaptıkları seyahat sırasındaki gözlemlerini vurgulu ve duygulu cümlelerle izleyicilere sunmuş, TBMM Avrupa Konseyi Üyesi Sayın Doç. Dr. Oya Akgönenç de siyasi içerikli ilk cümlelerini katmazsak Avrupa Konseyi toplantılarında Rus temsilcilerinin konuşmaları ve karşı tepkiler konusunda açıklamaları dikkatle takip edilmiştir. Ürdün Çeçen Derneği Başkanı ve Pensilvanya Üniversitesi eski öğretim üyesi değerli profesörümüz ise İngilizce konuşmasında, nelerin acilen yapılması gerektiğine dair önerilerini bir bir sıralamış ve arkadaşımız Sinem Vatanartıran da tercümelerini anında başarıyla gerçekleştirmiştir. Panelin sonunda özel bir komisyon tarafından hazırlanmış olan, Türk ve Dünya kamuoyuna Türkiye'deki Kafkas kökenli sivil toplum örgütlerinin seslenişini içeren bir DEKLARASYON'u sayın Avukat Yahya Gış okuduktan sonra panel başkanı Prof. Dr. Erol Taymaz da imzaya açılmadan önce okunana deklarasyonu izleyicilerin onayına sunmuş, alkışlarla ve oybirliği ile onaylandıktan ve deklarasyon 58 sivil toplum kuruluşu temsilcilerince imzalandıktan sonra toplantı sona ermiştir. (Deklarasyon metnini bu sayımızda bulabilirsiniz.) Paneli izleyen dördüncü gün deklarasyonla ilgili ne gibi çalışmalar yapıldığını sorduğumuz Kafkas Derneği Genel Başkanı Muhittin Ünal bize şu bilgileri verdi: "Deklarasyon metni Türkçe ve İngilizce olmak üzere 250 adet çoğaltıldı ve Dünyanın belli başlı Ajanslarına, televizyon ve gazetelerin Türkiye temsilcilerine, yerli gazete ve ulusal televizyonların tamamına, 54 büyükelçiliğe, insan haklarıyla ilgili tüm kuruluşlara ve vakıflara, sendika ve diğer sivil toplum örgütlerine, ayrıca yurt dışındaki tüm Kafkas Derneklerine ulaştırıldı. Aldığımız cevaplara göre de Fransa Parlamentosuna, AGİT'e, Avrupa Konseyi'ne, Birleşmiş Milletler'e değişik dillerdeki metinleri hemşehrilerimiz tarafından ulaştırılmıştır." Panelle ilgili haberi hazırlarken elimize ulaşan bazı dergilerde yer alan ve Kafkas Derneğini hedefleyen eleştirilere ilişkin olarak da Sayın Başkanın görüşünü almak ve hatta eleştirileri yanıtlamak istedik. Başkan bu isteğimize katılmayıp özetle şunları söylemekle yetindi: "Önümüze düşün, arkanızdayız diyerek kuruluşuna üye verdiğimiz Çeçen Dayanışma Komitesi'nin aldığı kararların hep arkasında olduk. Yaptıklarımız ortada. Maksatlı olmayan ve cevap verilmeye değer eleştiriler cevaplandırılır!..."Kaffed

Fatima Carım Türkiye’de

KAFİAD, KAF-DER ve KAF-DAV'ın daveti nedeniyle Türkiye'yi ziyaret eden Adığey Cumhuriyeti sayın A.Aslan Carım'ın eşi ve aynı zamanda "Adığey Kültür ve Sanatına Destek Vakfı" başkanı olan sayın Fatima Carım, yanında Vakıf sekreteri ve aynı zamanda Adığe Televizyonu'nda yapımcı ve tiyatro eleştirmeni olan Sveta Şhalaho ve kameraman Yuri Zinkovski olduğu halde 2 Haziran günü İstanbul Havaalanı'na inerek başlattığı ziyaretini 9 Haziran tarihinde tamamlayarak Adığey Cumhuriyeti'ne geri döndü. Atatürk Havalimanında Karşılama Sol başta Fatıma Carim, Mehmet Uzun div> 1947 doğumlu ve hukukçu olan sayın Fatima Carım, ülkemize yapmış olduğu ziyareti sırasında zerafeti, içtenliği, düşündüğü gibi her şeyi açık konuşması, ulusal sorunlarımızı çok net olarak ortaya koyması, değişik konulardaki bilgi birikimi, Adığe diline hakimiyeti ve dinleyenlerin ruhunu okşayan hatipliği ile herkesin saygısını kazandı ve arkasında hoş bir seda bırakarak ülkesine geri döndü. Haksızlık etmemek bakımından açıkça belirtmek gerekir ki, sayın Carım'ın iyi anlaşılmasında mükemmel tercüme ve izahlarıyla Mehmet Yediç de önemli rol oynadı. 2 Haziran 2000 tarihinde İstanbul Atatürk Havalimanı'na beklenen saatten erken inen Fatima Carım'ı; Kaf-Der ve Kaf-Dav Genel Başkanı Muhittin Ünal ve eşi Mihrican Ünal, Kafiad Genel Başkanı Cihan Candemir, Bağlarbaşı Kafkas Derneği Başkanı Mahmut Nedim Özel, Prof. Dr. Günseli Şurdum(Avcı), Muharrem Çurey ve eşi Güldane Çurey, Muammer Tuncer, Dr. Handan Demiröz, Yusuf Taymaz ile Adığe Mak gazetesi adına Fahri Huvaj'ın da aralarında olduğu kalabalık bir grup tarafından karşılanarak Taksim Meydanı'ndaki oteline götürülmüştür. Kısa bir dinlenmeden sonra kalabalık bir heyet halinde Topkapı Sarayı ve Sultanahmet Camii ziyaret edilmiş ve sayın Şurdum tarafından Saray içindeki meşhur Konyalı Lokantası'nda mükemmel bir öğle yemeği ziyafeti verilmiş ve akşam da Bağlarbaşı Derneği'nde ilk konuşmasını yapmıştır. Sayın F. Carım, Doğan Özden müzik grubu korosunu zevkle dinleyerek ülkemizdeki ilk gününü oldukça memnun tamamlamıştır. F. Carim İstanbul Bağlarbaşı Derneği'nde Gençlerle div> 3 Haziran günü sabah kahvaltısını takiben yine Prof. Dr. Günseli Şurdum'un organize etmiş olduğu 2 saatlik Boğaziçi motor turunu takiben 12.45'de feribotla Bandırma'ya hareket etmiştir. Bandırma'da; Bandırma Derneği, Biga Derneği, Kafkas Derneği'nin Çanakkale, Gönen ve Balıkesir şube yönetimlerinin de aralarında bulunduğu kalabalık bir hemşehri grubu tarafından liman içinde karşılanmış ve şerefine orda bir düğün yapıldıktan sonra dernek binasına geçilmiştir. Karşılama şeklinden çok duygulanan sayın Carım'ın liman içindeki basın demeci adeta boğazına düğümlenmiş sözcüklerle ve oldukça kısa olmuştur. Bandırma Derneği'nde sohbet div> Ziraatli Köyü'ne düzenlenen gezide daha çok köylü kadınlarla sohbet eden misafir; akşam dernek binasında kalabalık hemşehri grubuyla karşılıklı soru cevap tarzında sohbette bulunmuş ve gece konaklaması için Gönen kaplıcalarındaki Yıldız Oteli'ne hareket edilmiştir. Fatıma Carim Bursa'daki panelde div> 4 Haziran günü Gönen'de yapılan kahvaltı ve hemşehrilerle sohbetten sonra Bursa'ya hareket edilerek Kervansaray Oteli'ne yerleşilmiş ve öğle yemeğini takiben Kaf-Der Bursa Şubesi tarafından Kent Otel'de düzenlenen "Diasporada Çerkes Edebiyatı'nın oluşması" konulu panele katılarak ziyaretinin şekli ve amacı konusunda oldukça etkili bir konuşma yapmış ve paneli zevkle izlemiştir. Panele davet edilen yazar ve şairlerden Musa Uysal, Yaşar Bağ, Mevlüt Atalay, Ali Çurey, Muhittin Ünal, Tamer Adıgüzel, Turabi Saltık; Şamil Jane yönetimindeki oturumda diasporada Çerkes Edebiyatı'nın oluşumu ile ilgili olarak ilginç görüşler ortaya koyarken, nüfus cüzdanı suretiyle ikametgah belgesini zamanında göndermediği gerekçesiyle Sefer Berzeg'in konuşturulmamış olması özellikle tepki çekmiş ve eleştirilere neden olmuştur. Paneli takiben verilen yemeğe eşleriyle katılan çok sayıda hemşehrimiz ile ve özellikle gençlerle sohbet etmeyi tercih eden Fatima Carım, yaşadıklarından son derce memnun olarak oteline dönmüştür. Eskişehir'de Gençlerle div> 5 Haziran günü Eskişehir'e hareket eden Fatima Carım, Sveta Şhalaho, Yuri Zinkovski, Mehmet Yediç, Muhittin Ünal, Fahri Huvaj ve Emel Bezek'den oluşan kafile; Eskişehir Kafkas Derneği yönetimi ve gençleri tarafından İnegöl çıkışında karşılanarak kısa süreli bir düğünü takiben öğle yemeğinin yenileceği lokantaya götürülmüştür. Yemeği takiben gidilen dernek binasında basının da hazır bulunduğu bir sohbet toplantısı yapılmıştır. Saat 15.15'de Eskişehir'den ayrılan kafile, saat 18'de Ankara'ya ulaşmıştır. Fatima Carım, Akşam Kaf-Der Ankara Şubesi Hanımlar Komisyonu'nun hazırlamış olduğu Adığe yemeklerinden oluşan ziyafete katılmış ve yemek sonrasında da başkanı olduğu vakfın neden kurulduğunu, ne gibi çalışmalar yapmakta olduklarını, diasporadaki gözlemlerini, birlikte nelerin yapılabileceğini konu alan oldukça etkili bir konuşma yapmış ve kısa bir düğünü takiben oteline dönmüştür. Eskişehir Derneği'nde Bayanlardan sıcak karşılama div> 6 Haziran günü Olgunlaşma Enstitüsü, Anadolu Medeniyetleri Müzesi ve Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji ve Rusça bölümü yetkililerini ziyaret ettikten sonra dernek binasında gençlerle bir süre sohbet eden sayın F. Carım, Kafiad tarafından, Atlı Spor Kulübü'nde 20.00'de onuruna verilen kokteyle katılarak burada da güzel ve kısa bir konuşma yapmak suretiyle günü tamamlamıştır. Ankara'da Bayanlarla div> 7 Haziran günü sabah kahvaltısını takiben İstanbul'a hareket eden Fatima Carım, Düzcelilere deprem nedeniyle geçmiş olsun ziyaretinde bulunmuş ve öğle yemeğini Düzceli hemşehrileriyle birlikte yemiştir. İstanbul'a ulaşır ulaşmaz sayın Prof. Dr. Hayri Domaniç ve misafirlerini ziyaret ederek 2 saate yakın sohbet ettikten sonra İrfan Argun tarafından verilen akşam yemeğine katılmıştır. 8 Haziran gününü İstanbul'da serbestçe gezmeye ayırmasına rağmen, öğlen sayın Hakkı Kurmel'in verdiği yemeğe, akşam da seçkin davetlilerin hazır bulunduğu İstanbul Dostluk Kulübü'nün yemeğine katılmış ve böylelikle ülkemizdeki ziyaretini tamamlayarak 9 haziran günü saat 11.30'da Maykop'a dönmek üzere sıcacık duygularla yüklü olarak Türkiye'den ayrılmıştır. Ayrılırken Türkiye Çerkesleri arasında geçirdiği bir haftayı, bugüne kadar yapmış olduğu birçok seyahatten oldukça farklı ve unutamayacağı güzelliklerle dolu bir ziyaret olarak nitelemiş, kendisini davet eden ve ağırlayan dernek yetkililerine ve tüm hemşehrilerine teşekkür etmiştir. ADIĞE KÜLTÜR VE SANAT DESTEK VAKFINDAN TEŞEKKÜR MESAJI Sayın Muhittin Ünal ve Cihan Candemir, Davetiniz üzerine Vakfımız adına Türkiye'ye yapmış olduğunuz ziyaret sırasında, bizzat bizimle il il seyahat ederek sağlamış olduğunuz diyalog ortamına ve hemşehrilerimizin büyük ilgisine gönülden teşekkür borçluyuz. Türkiye'de yaşadığımız güzellikleri ve candan ilgiyi unutabilmemiz mümkün değildir. Bize ev sahipliği yapan İstanbul-Bağlarbaşı, Bandırma, Balıkesir, Biga, Gönen, Çanakkale, Bursa, Eskişehir, Ankara ve Düzce dernekleri ve yöneticilerine; Kafkas işadamları Derneği yöneticilerine, Sayın Prof. Dr. Hayri Domaniç ile arkadaşlarına ve sıcak ilgilerini esirgemeyen tüm hemşehrilerimize gönülden teşekkürlerimizi iletmenizi istirham ediyorum. Seyahat sırasında bize söylenenlerle ilgili her not Sayın Cumhurbaşkanımız Carım Aslan'a da arz edilmiş ve özel ilgiyle karşılanmıştır. Kaf-Der ve KAFDAV (Kafkas Araştırma ve Dayanışma Vakfı) ile vakfımız arasında imzalanan kültürel işbirliği anlaşmasıyla birlikte güzel şeyler yapacağımız inanıyorum. Bu vesile ile hepinize sağlık, esenlik ve refah diliyorum. Maykop, 14.06.2000 FATİME CARIMOVA Kaffed