IV. Kayseri Uzunyayla Kafkas Kültür Festivali

nan 17 Temmuz 2004 Cumartesi Günü Kayseri Fuar (Kültür Park) alanında Kayseri Kafkas Derneği ve Kayseri Büyükşehir Belediyesi işbirliği ile IV. Kayseri Uzunyayla Kafkas Kültür Festivali düzenlenecektir. Festival bu yılda geçmiş yıllarda olduğu gibi Türkiye'den ve anavatan Kafkasya'dan konukların katılımıyla gerçekleştirilecektir. Tüm Hemşehrilerimiz ve ilgilenenler davetlidir.KAYSERİ KAFKAS DERNEÐİİrtibat Telefon: (0 352 ) 222 28 18 & 222 64 81P>Kaffed

Adigey Parlementosu Başkanı ve Milletvekilleri Ankara’da

nan Adigey Cumhuriyeti Parlementosu Başkanı ve Milletvekillerinden oluşan heyet cumartesi günü Uzuntarla'da düzenlenen 13.Akrabalar gününe katıldıktan sonra, bugün Düzce Kuzey Kafkas Kültür Derneğini ziyaret ettiler. Yarın Ankara'da bulunacak olan heyet, TBMM'de görüşmelerde bulunduktan sonra akşam saat 20:00'da derneğimizde misafir edileceklerdir. Bu tanışma toplantısına bütün hemşehrilerimiz davetlidir. Kaffed

Adigey Parlementosu Başkanı ve Milletvekilleri Ankara’da

nan Adigey Cumhuriyeti Parlementosu Başkanı ve Milletvekillerinden oluşan heyet cumartesi günü Uzuntarla'da düzenlenen 13.Akrabalar gününe katıldıktan sonra, bugün Düzce Kuzey Kafkas Kültür Derneğini ziyaret ettiler. Yarın Ankara'da bulunacak olan heyet, TBMM'de görüşmelerde bulunduktan sonra akşam saat 20:00'da derneğimizde misafir edileceklerdir. Bu tanışma toplantısına bütün hemşehrilerimiz davetlidir. Kaffed

Derneklerimiz, Federasyonumuz: Nasıl Yapmalı?

Ne yapmalı? Bu soru, derneklerimizde çalışan insanların (kısaca dernekçi diyelim) her zaman gündeminde olan bir soru. Ne yapmalı sorusunun yanıtını, günlük işler arasında vakit bulduğumuzda sık sık tartışıyoruz, (çoğunu uygulayamamakla birlikte) her gün öneriler getiriyoruz. Mevcut dönemde, yani Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun kurulduğu, dernekler arası ilişkilerin yeni bir boyut kazandığı, Türkiye ve Kafkasya’da hızlı gelişmelerin yaşandığı, yeni fırsat ve tehditlerin oluştuğu bir dönemde, iş yapma yönteminin önem kazandığını, biraz da yöntem üzerinde durulması gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle acil olarak yanıtlanması gereken soru bence nasıl yapmalı? sorusu.p> +''+ Derneklerimiz, dernekçilerimiz ne yapıyorlar? Son yıllarda derneklerimizin gerçekleştirdiği etkinliklere baktığımızda kültürel etkinlerin ön planda olduğunu görüyoruz. Halk oyunları çalışmaları, özellikle Kafkasya’dan gelen hocaların da katkısıyla, son derece yaygınlaştı. Örneğin Ankara derneğimizde artık üç ekip birden çalışıyor: çocuklar, gençler ve hayatının ikinci baharını yaşayanlar. Derneklerimizin çoğunda profesyonel kalitede ekipler kuruldu. Çok değil, daha beş yıl önce söylenseydi, hayal diye ciddiye almayacağımız etkinlikler gerçekleşiyor, örneğin Aspendos ve Side antik tiyatrolarında. Tiyatrolar, dil kursları, müzik toplulukları, konserler, gösteriler, televizyon programları ... Eskiden büyük olay olan faaliyetler artık rutin oldu. Bölgesel etkinlikler, festivaller, akraba günleri binlerce insanın katıldığı kitlesel şenliklere dönüştü. 21 Mayıs hemen hemen tüm derneklerimizde aynı anda anılıyor, geniş katılımlı bölgesel anma programları düzenleniyor. Yayın faaliyetlerinde adeta bir patlama gerçekleşti. Sadece Kaf-Der’in yayınladığı kitap sayısı 20’den fazla. Derneğimizin web sayfasından satışa sunulan kitap sayısı 127! Ve bu kitapların çoğunluğu son yıllarda yayımlandı. Gazete, dergi ve televizyonlarda Çerkeslerle ilgili bir haber/yayın çıkması artık bizleri fazla heyecanlandırmıyor. Internet ortamında olağanüstü bir canlılık yaşanıyor. Çok sayıda dergi, haber sitesi, tartışma sitesi kuruluyor. Örneğin 1000’den fazla kişinin üye olduğu Marje her zaman canlılığını koruyor.p> Derneklerimiz, dernekçilerimiz ne yapamıyorlar? Derneklerimizin etkinlikleri, geçmişte gerçekleştirilenlerle karşılaştırıldığında önemli bir gelişmenin sağlandığını gösteriyor. Derneklerin etkinlikleri zenginleşti, nitelik yükseldi, katılım arttı... Fakat, paradoksal olarak, özellikle derneklerimizde uzun süredir çalışanlar bu faaliyetleri yetersiz buluyor, geçmişle karşılaştırıldığında yeterli heyecan olmadığı düşünülüyor. Bir dernekçinin belirttiği gibi “ancak bir arpa boyu yol gidildiği” hissi pek çok insan tarafından paylaşılıyor. Dernek faaliyetlerinin bunca gelişmesine karşın, bu çalışmalar niçin yeterli görünmüyor? Kanımca bunun üç nedeni var.p> İlk olarak, bazen araç ile amaç karışıyor. Dernek faaliyetlerinin çoğunluğu bir büyük amacı gerçekleştirmek için kullanılması gereken bir araç olarak düşünülüyor. Bunun en tipik örneği halk oyunları çalışmaları. Fakat derneklerin en önemli amaçlarından biri kültürün yaşatılması ve korunması ise ve kültür ancak insanların somut pratiklerinde ve toplumsal ilişkilerinde var olabilir ise, dernek faaliyetlerinin çoğunluğu aslında bir amaç olarak görülmelidir. Kültürümüzün önemli bir unsuru olan halk oyunları, ancak oynandıkça yaşayabilir, gelişebilir. Bu nedenle “yıllar boyunca sürdürülen halk oyunları çalışmaları sonucu ne elde edildi” sorusunun cevabı, kültürün bu unsurunun yıllar boyu yaşatıldığıdır. Bu, diğer kültürel etkinlikler için de geçerli tabii... İkinci olarak, hedeflerimiz ile gerçekleşenler arasında büyük farklar olması. Hedeflerimiz çok yüksek ve bu hedeflerimizin/isteklerimizin tamamının sadece dernekler tarafından gerçekleştirmesini bekliyoruz. Derneklerin, hem dernek, hem de iş ve işçi bulma kurumu, siyasi parti, sosyal yardım kuruluşu, yayınevi, öğrenci yurdu, yaşlılar evi, dershane, kahvehane, yemekhane, hastahane, üniversite, haber ajansı, kan bankası, Kızılay... olmasını, yani her derda deva olmasını istiyoruz. Tabii bu gerçekleşmesi mümkün olmayan bir istek. Son olarak, potansiyelimiz ile gerçekleştirebildiklerimiz arasında büyük farklar olması. Doğru, derneklerimiz geçmiş yıllarla karşılaştırılamayacak düzeyde etkinlikler gösteriyorlar, ama derneklerimizin, dernekçilerimizin potansiyeli de son derece arttı ve bu potansiyeli harekete geçiremiyoruz. 1970’lerden beri sürdürülen faaliyetlerin iki önemli sonucu oldu: dernek faaliyetleri sonucu hem çok önemli bir kültürel birikim yaratıldı, hem de beşeri sermayemiz nitelik ve nicelik açısından çok gelişti. Artık her alanda, politikada, ekonomide, sanatta, bilimde yetkinleşmiş insanlarımız var. Artık unumuz, suyumuz, şekerimiz, yağımız var, ama bir türlü güzel bir pasta yapamıyoruz. Derneklerimiz, dernekçilerimiz nasıl yapmalı? Güzel bir ev yapmanın iki ön koşulu var: inşaatta çalışanlar üzerinde anlaştıkları tek bir plana uygun olarak çalışmalı ve taş üstüne taş konmalı. Dernek faaliyetlerimiz de böyle. Türkiye’nin, hatta dünyanın dört bir yanına dağılmış derneklerimiz öncelikle ortak, uzun dönemli hedefler belirlemeli, yani binanın planını oluşturmalı. Burada Federasyonumuza büyük bir görev düştüğü açık. Hepimiz, 5 yıl sonra, 10 yıl sonra, dernek ve toplum olarak nereye ulaşmamız gerektiğini görmeliyiz. Uzun dönemli hedefler belirlendikten sonra herkes, birbirini tanımasa, birbiriyle ilişki içerisinde olmasa bile, yetenekleri ve olanakları ölçüsünde bu hedeflerin gerçekleştirilmesine katkıda bulunacak, taş üstüne taş koyacaktır. Yapılan işler somut olarak ortaya çıktıkça bu büyük imeceye daha fazla insan katılacak, katkıda bulunacaktır.p> Ortak, uzun dönemli hedeflerimiz, hayali değil ama iddialı hedefler olmalı, bu hedeflerin gerçekleştirilmesine yönelik programlar/projeler geliştirilmelidir. Örneğin belirli uluslararası örgütlerde katılımcı/gözlemci olmak, radyo/tv kurmak, anayurtta yeni yerleşimler kurmak gibi somut hedefler saptayabiliriz/saptamalıyız. Bu hedeflerin, ortak olması ve herkesin katılımının sağlanabilmesi için katılımcı bir süreç içerisinde oluşturulması gereklidir. Bu nedenle geniş katılımlı bir tartışma süreci başlatılarak, herkesin uzlaştığı ve özümlediği hedefler saptanmalı, bu hedeflere ulaşmak gerekli projeler oluşturulmalıdır. Sonuç olarak, Nasıl yapmalı? sorusunun yanıtı aslında kısa ve nettir: Sistemli ve uzun soluklu yapmalı!p>+''+Erol Taymaz

Ne Yapmalı

nan+''+ Yıllar öncesine dönmeye çalıştım dernek ne yapmalı diye düşünmeye başladığımda. Bu söz çok tehlikeli; yıllar öncesi. Dinleyici ya da okuyucu, ben de dahil, bu söz sonrası “işte gene eski hikayelere döndük, uyuduğum farkedilmese bari” serzenişini geçiriverir aklından. Yıllar öncesi dediğim de çok eski değil hani, 8-10 yıl öncesi... Dernek ne yapmalı? Bu ise, çok daha tehlikeli, çok daha hassas bir sorudur. 100 yıllık itaatkar cümlelerin dışında vereceğiniz her cevapta, muhakkak bir yanlışınız, bir eksiğiniz bulunacaktır, ki bu şanslı olduğunuz manasına gelir, çünkü aynı anda hem komünistlikle, dinsizlik veya anarşistlikle, hem de faşistlikle ya da şeriatçılıkla suçlanabilir, her ikisinden birden de yargılanmadan aforoz edilebilirsiniz. En rahatı, derneğin amacı Kuzey Kafkas Kültürü’nü korumak ve tanıtmaktır diye başlayan klişelerden birini kullanmak olabilir. Ya da, “hajı sence dernek yapmalı” diye sorduğumda en sık duyduğum baştan savma cevap; “kapatmalı”... Ben derneğe gelmeye başladığım ilk zamanları hatırlamaya çalıştım belki daha rahat bulurum senelerdir bir tek yeni kelime bile ekleyemediğim cevabı diye, o zamanlar neler konuşulduğunu, neler yapıldığını, nelerin yapılamadığını ya da nelerin yaptırılmadığını... Umutları, hüzünleri, kaygıları, dertleri, düş kırıklıklarını... Abhazya Savaşı’nı hatırladım, ilk Çeçen Savaşı’nı... İnsanların nasıl inançla, şevkle ve hızla biraraya geldiklerini, ve sonra nasıl sessizce sırtlarını dönüp dağıldıklarını. Çocuktum ben o zamanlar, zaten derneğe de emaneten uğrardık; neler olup bittiğini sonradan anladım. Ve tanıklık ettiğim kısacık döneminde bile derneğin ne kadar değiştiğini farkettim. Temel siyaseti dönüş olan derneğin, SSCB’nin dağılmasıyla ne yapacağını şaşırdığını hatırladım. Susuzluktan kırılan bir halkın, az kalsın nasıl selde boğulacağını... Dönemin tecrübeli dernekçilerinin de itiraf ettiği gibi dernek hazırlıksız yakalanmıştı Sovyet İmparatorluğu’nun çöküşüne ama asıl sorun bu duruma hazırlıksız yakalanmak değil, taşlar yerine oturmaya başladığında bile hala şaşkınlığımızı üstümüzden atamamış olmamızdı. Tahtanın en uysal piyonu bile bir adım daha atabilmek için bütün gücünü kullanırken biz altındaki siyah kare olmaktan öteye gidemedik. Sol Kafkasya, Sağ Kafkasya... Sağını solunu bulma çabasının ziyadesiyle örselediği derneğin, o zamanki neferlerinin çoğu, emekliliğin sefasını sürmek maksadıyla, elini ayağını çekerken, kalanlar da her adımda kendi aralarında bile onlarca parçaya bölündükleri birleşme çabalarında boğulurken, Özal sonrası apolitik, asosyal, umursamaz ve ardına ekleyebileceğim onlarca sıfatın sahibi genç nesil -ki ben de bu nesle dahilim- meşhur batı özentisi ile saçlarını uzatıp mayo ile kafe oynamaya dalınca, derneğin fikirsel faaliyetlerinin buzluktaki yemekleri ısıtıp yemekten öteye geçememesi ve bizim, elimizden kayıp giden pekçok fırsatın tarihin karanlık dehlizlerine gömülmesini farkedememiz kaçınılmazdı. Yıllarca sürgündeki Çerkesler’i hayata bağlayan içlerindeki dönüş ateşi geçtiğimiz birkaç yıl içinde neredeyse közlenmeye başladı. 3-4 yıl öncesine kadar derneğin en temel siyaseti olmaya devam eden Dönüş Düşüncesi, internet gruplarında azimle yazmaya devam bir kaç kalemşör hariç nerdeyse anılmaz oldu. Birleşmişliğin bir adım daha ileri götürülmesini ve aşikar pek çok idari kolaylığı sağlayan sancılı federasyonlaşma sürecini anadilde eğitim ve yayın talepleri, taleplere gelen tepkiler, fişlenme skandalları izlerken aslında yapılmaya çalışılan herşeyin dönüşe bir adım daha yaklaşmak ve her daim hazır olmak için yapıldığı gerçeği gözden kaçtı. İnsanın anadilini öğrenmesi, anadilinde konuşması, yazışması ve iletişim kurması onun en tabii hakkıdır ve Çerkesler’in bir şekilde bugüne kadar kullanmalarına izin verilmeyen bu haklarını kullanmak için mücadele etmelerinden de daha doğal birşey olamaz. Ama, bu haklı talebin, haklılığına gölge düşürmeyecek bir üslupla, cumhuriyet tarihinin her evresinde, ellerine geçen en küçük fırsatı bile, kendilerinden olmayanları ezmek, sindirmek hatta yok etmek için acımasızca kullanan malum çevrelere koz vermeyecek kanallarla, gerektiğinde uluslararası platformalara ve kurumlara başvurularak sağlanacak politik ve maddi destekle dile getirilmesi ve belki en önemlisi Çerkesler özelinde değil, evrensel insan haklarının korunması çerçevesinde bütün halklar için savunulması gerekli. Çerkesler anadillerini koruyabilmek için gereken herşeyi yapmalı, bütün sınırları zorlamalı, bütün yolları aşındırmalı hatta gerektiğinde bütün kapıları yumruklamalı. Ama ne yayın hakkı ne de eğitim hakkı Çerkesler’in yegane yaşam yolu, dönüşün, önüne geçememeli. Tabii ki diasporada yaşayan Çerkesler’in aynı anda yada topluca geri dönmeleri veya dönenlerin Türkiye’den, uğruna ölen atalarının mezarlarını, akrabalarını, arkadaşlarını bıraktıkları bu ülkeden kopmaları beklenemez, ki korunacak bağlar da en az dönmek kadar önemlidir ve kazanılacak haklar hızla küreselleşen dünyada Çerkesler’in ayakta kalması için vazgeçilmezdir ama közlenmeye başlayan dönüş ateşi tekrar ve daha güçlü yakılmalı, insanlarımıza damarlarında akan kanın hakettikleri hatırlatılmalıdır. Peki bütün bunlar ışığında dernek ne yapmalıdır? Önemli olan derneğin ne yapacağı değil, Çerkeslerin ne yapması gerektiğidir. Dernek Çerkesler ne yapmak isterlerse onu yapacaktır.p>+''+C'upe Murat Canlı

Elbruz Ankara Gösterisi

nan Ankara Kafkas Derneği Elbruz Halk Dansları Topluluğu 3 Temmuz 2004 Cumartesi günü Ulus Gençlik Parkı Anfi Tiyatro'da gösterisiyle izleyicilerinin karşısına çıkacaktır. Bütün hemşehrilerimiz davetlidir.TarihTD>03 Temmuz 2004 CumartesiTR>SaatTD>20:00TR>YerTD>Ulus Gençlik Parkı - AnkaraTR>Bilet Temin YerleriTD>Kafkas DerneğiŞenyuva Mh. Meriç Sk. 44 BeştepeTel: 312 - 222 85 89OptimaxMeşrutiyet Caddesi No:21/C KızılayTel: 312 - 419 74 96 TD>TR>TBODY>TABLE>P>Kaffed

Elbruz 13.Akrabalar Günü Etkinliklerinde

nanDIV>Bu yıl 13.sü yapılacak Akrabalar Günü 26-27 Haziran 2004 tarihlerinde Adigey Parlemantosu Başkanı Sayın Tiharkoaho Muharbiy başkanlığındaki 60 kişilik misafir heyet eşliğinde zengin kadrolu Ankara Kafkas Derneği Elbruz Kafkas Halk Dans'larının sunacağı gösteriler ile Uzuntarla Beldesinde kutlanacaktır. Daha geniş bilgi için www.akrabam.comA> adresini ziyaret edebilirsiniz. Kaffed

Elbruz Ankara Gösterisi

nan Ankara Kafkas Derneği Elbruz Halk Dansları Topluluğu 3 Temmuz 2004 Cumartesi günü Ulus Gençlik Parkı Anfi Tiyatro'da gösterisiyle izleyicilerinin karşısına çıkacaktır. Bütün hemşehrilerimiz davetlidir.TarihTD>03 Temmuz 2004 CumartesiTR>SaatTD>20:00TR>YerTD>Ulus Gençlik Parkı - AnkaraTR>Bilet Temin YerleriTD>Kafkas DerneğiŞenyuva Mh. Meriç Sk. 44 BeştepeTel: 312 - 222 85 89OptimaxMeşrutiyet Caddesi No:21/C KızılayTel: 312 - 419 74 96 TD>TR>TBODY>TABLE>P>Kaffed

Elbruz 13.Akrabalar Günü Etkinliklerinde

nanDIV>Bu yıl 13.sü yapılacak Akrabalar Günü 26-27 Haziran 2004 tarihlerinde Adigey Parlemantosu Başkanı Sayın Tiharkoaho Muharbiy başkanlığındaki 60 kişilik misafir heyet eşliğinde zengin kadrolu Ankara Kafkas Derneği Elbruz Kafkas Halk Dans'larının sunacağı gösteriler ile Uzuntarla Beldesinde kutlanacaktır. Daha geniş bilgi için www.akrabam.comA> adresini ziyaret edebilirsiniz. Kaffed

Dil

Tevfik Esenç ile 1990 yılında söyleşi yapmıştım. Esenç'e 'Son Ubıh' deniyordu. Gerçekten de bir Çerkes dili olan 'Ubıhça'yı konuşan yeryüzündeki tek kişiydi. Yani bir 'son'du. Manyas'ın Hacı Osman Köyü'nde yaşıyordu, 84 yaşında idi. +''+ Aradan birkaç yıl geçti, Hacı Osman Köyü'nden arayıp 'Son Ubıh'ın vefat ettiğini bildirmişlerdi. Yaşasaydı bugün 'TRT'de Kürtçe, Boşnakça, Arapça yayınlar başladı. Çerkesler de Kuzeybatı lehçesinde yayın yapılması için TRT'ye başvurmuşlar. Ne düşünüyorsunuz' diye sormak isterdim. Çünkü on dört yıl önce kendisiyle görüştüğümde 'Bu köye neden bir Ubıh dili enstitüsü kurulmuyor. Kurulsa, dünyanın her yerinden araştırmacılar gelip çalışmalar yapar. Hem köy kalkınır hem de dil yaşar' demiştim. O zaman pek 'globallik' lafları edilmiyordu ama Esenç tek başına 'global marka' olmuştu. Kapısını Norveçli'den Fransızı'na ve Çinlisi'ne kadar pek çok dilbilimci çalmıştı. Hacı Osman Köyü ise dört dörtlük bir 'global kültür merkezi' olabilecek niteliğe sahipti. Esenç nedense hep tarihten söz etmeyi yeğledi. Ubıhlar, Kafkasya'da 50 bin kişilik bir kavimmiş. Ruslar'a karşı verilen mücadelede sayıları yarıya inmiş. Ve 1864 yılında Türkiye'ye göç edip Bandırma yakınındaki Hacı Osman Köyü'ne yerleşmişler. Kökeni Hititler'e kadar dayanan ve bir Hint- Avrupa dili olan Ubıhça'nın konuşulduğu tek mekan Hacı Osman Köyü imiş. Söyleşiyi yaptığım sırada, dört bin kelimeli, alfebesi 82 sessiz ve 3 sesli harften oluşan ve bir Hint- Avrupa dili olan Ubıhça'yı yeryüzünde bilen tek kişi Tevfik Esenç'ti. Dil, kültürün dışavurumu ise Ubıhça'da Çerkes kültürünün inceliklerini yakalamak mümkündü. Esenç şöyle demişti: 'Biz kadına çok değer veriririz. Ubıhça'da kadın kelimesinin karşılığı 'sabah yıldızıdır'. Bizim dilimizde kadına 'iz', erkeğe ise 'en' diye hitap edilir!' Pozitif ayrımcılığın tartışıldığı şu günlerde bu da ilginç bir pozitif ayrımcılık örneği olmalı! Tevfik Esenç'in kapısını bir gün ünlü Fransız Hint- Avrupa dilleri uzmanı Prof. Dumézil çalmış. 40 dil konuşan Prof. Dumézil ile Esenç, Ubıhça'yı kurtarmak için çalışmaya başlamışlar. Hacı Osman Köyü-Paris hattı arasında gidiş- gelişler. Bu çalışmalar sonunda şimdi Paris'te Sorbonne Üniversitesi'nin Kütüphanesi'nde bulunan Fransızca-Ubıhça sözlük ortaya çıkmış. Bu bilgileri verirken Esenç'in 'Bir ömür bir dile yetmiyor. Dumézil yaşasaydı çalışmalarımızı daha da genişletebilirdik' dediğini anımsıyorum. Ne zaman bölge dilleri, yok olan diller, korunma altına alınması gereken diller vs. söz konusu olsa Esenç ile yaptığım söyleşiyi anımsarım. Ubıhça konuşan kaç kişi var Türkiye'de? Esenç'e çocuklarınıza öğrettiniz mi diye sorduğumda 'Hayır. Başka bir dil konuşursak çevredekilere ayıp olur diye düşünmüştük' yanıtını almıştım. Kadını 'sabah yıldızı' olarak algılayan bir dile yakınlık duymamak mümkün değil. Enstitüler, araştırmalar işte bunun için önemli. Töre cinayetlerinin, kadına yönelik şiddetin önlenemediği bir ülkede bazı kadınlara 'sabah yıldızı' deniyorsa bunun bilinmesinde sonsuz yarar var. Bu zenginlikler Kopenhag Kriterleri'nden önce yakalanabilmeliydi. Bu yazı 13.06.2004 tarihli Akşam gazetesinden alınmıştır.small>p>+''+Zeynep Atikkan