Nart'ın Dil Sayısı için benden istenen "Anavatandaki Dil Çalışmalarını" bütün boyutları ile irdeleyebilmek çok güç. Ancak var olan ana yaklaşımları şöyle sıralamak mümkün: +''+ İlk sözü edilmesi gereken Perestroikadan hemen sonra alevlenen latin temelli alfabeye geçilmesi görüşü. Bu konuda bilimsel olmaktan uzak denebilecek çok sayıda proje sunulmakta bunların çoğunun kendi iç mantığı bile bulunmamaktadır. Her sese bir harf ilkesi ön planda tutulduğu için bugün kullanımda olmayan, bilgisayar programlarında yer almayan işaretlerden oluşmuş spekülatif projeler çoğunluğu teşkil etmektedir. Giderek, alfabenin mutlaka kendimize özgü olması gerektiği düşüncesinden hareketle aile damgalarının harf olarak benimsendiği bir alfabe de oluşturulmuştur. Ancak takdir edilebileceği gibi bunun da pratik değeri yoktur. Ancak hemen belirtilmesi gereken, latin temelli bilimsel ve gerçekten dilimize uygun alfabe düzenlenebilse bile günümüzde bunun anavatanda uygulama şansının olmadığıdır. Bunun birincil nedeni, yönetimlerimizin üyesi bulunduğu Rusya Federasyonu'nun konuya karşı duyarlılığıdır. Rusya Federasyonu böylesi çalışmaları neredeyse ayrılıkçı hareket olarak algılamaktadır. Nitekim Rusya Federasyonu Devlet Duması'nda Federasyon içinde Kiril dışı alfabe uygulamasına geçilemeyeceği yasasını kabul edilmiştir. Yukarıdaki açıklamadan sonra, anavatanda latin kökenli alfabe uygulaması önündeki diğer engeller önemini yitirmiş sayılabilirse de çoğu dilcilerimizin, bilim adamlarımızın, yazarlarımızın böyle bir uygulamayı zaten yanlış bulduğunu vurgulamak gereğine inanıyorum. Yani Rusya Federasyonu engeli olmasaydı bile Latin kökenli alfabeye geçilemeyebilecekti. Ben, kendimin de aktif olarak katkıda bulunmaya çalıştığım DÇB ve destekçilerinin Adıge dili ve alfabesi sorununa yaklaşımını, soruna çözüm bulma çabalarını daha yararlı ve gerçekçi buluyorum. Peki nedir bu yaklaşımın önerileri: Adıgey ve Kabardey lehçeleri için tek alfabeye geçilmesi. Tek bir yazı diline geçilmesi. Muhacerettekiler için latin temelli alfabe düzenlenmesi. ol> Adıgey ve Kabardey lehçeleri için tek alfabeye geçilmesi: Bilindiği gibi günümüz Adıgey ve Kabardey alfabelerinde kimi ortak sesler farklı, kimileri de karşıt harflerle gösterilmiştir. DÇB ilk kurulduğu günden bu yana tek alfabeye geçilmesi çalışmalarını teşvik etmiş, dilcilerimizle birçok toplantı yapmış, Dünya Adıge Akademisi ile konuya yaklaşımda görüş birliği sağlanmıştır. Bu görüş birliğinden sonra çalışmalar daha sonuç alıcı olmuş, Prof. Dr. Kumakho Muhiddin'in projesi üzerinde anlaşma sağlanmıştır. Alfabenin uygulanır hale gelmesi yasama organlarının gerekli yasaları kabulünden sonra mümkün olacaktır. Bu konuda da ilk adım atılmış Kabardey-Balkar parlamentosu ortak alfabeye geçilmesi için gerekli yasal düzenlemeyi yapmıştır. Adıgey parlamentosunun da benzer yasayı kabulünden sonra belirlenecek süre içerisinde uygulamaya geçilecektir.p> Tek bir yazı diline geçilmesi: Tek dile geçilmesi elbette ki tek alfabeye geçilmesi gibi kolay olmayacaktır. Ancak DÇB kurulduğu günden bu yana bu görüşü savuna gelmiştir. Dilcilerimiz, yazarlarımızın çoğunun bunun olanaksız olduğu görüşünde olmalarına karşın DÇB kendi yaklaşımını savunmayı sürdürmektedir. Bu çalışmaların uzun erimli bir süreç olduğunun da bilincindedir. Ancak tek dil dendiğinde hep, günümüzde yazın dili olan iki lehçeden birinin diğerine tercih edildiği, ya da edilebileceğinin savunulduğu sanılmaktadır. Bu yanlış sanı özellikle DÇB görüşünün karşısında olanlarca yaygınlaştırılmaktadır. DÇB de günümüz politik-kültürel ortamında bunun, yani yazın dillerinden birinin ortak dil olarak kabulünün, hayata geçirilmesinin mümkün olmadığının ayrımındadır. Savunduğu da iletişim olanaklarından en üst düzeyde yararlanılması, çok uzun olmayacağını umduğumuz bir sürede, bir Adıgenin konuştuğunu diğerinin anlar hale gelmesidir. Radyo, Tv, gazete, kitap, tiyatro, okul programları vb. sayılabilecek daha birçok kanalla iletişimin yoğunlaştırılmasıyla tek dile gidilebileceğine inanmakta ve bu konularda çaba göstermektedir.p> Ancak son dönemde, alfabenin düzenlendiği yıllarda dilbilimcilerimizin yeterli olmadığı, dil bilgisi kurallarına temel olacak Adıgece metinlerin çok az olduğu, bunların sonucunda da alfabenin düzenlenmesinde olsun, dilbilgisi kurallarının belirlenmesinde olsun hatalar yapıldığı görüşü de dile getirilir olmuştur. Kişisel olarak bu görüşün gittikçe ağırlık kazanacağını, alfabenin yine Kiril temelli olarak yeniden düzenleneceğini, dilimizin dilbilgisi kurallarının da günümüz dilbilimi verilerinin yol göstericiliğinde yeniden belirleneceğini umuyorum. Bu arada, DÇB'nin Ağustos ayı içerisinde Nalçik'te gerçekleştireceği Dünya Gençlik Olimpiyatı ve altıncı genel kurul öncesi, çok önemsediği iki konuda daha toplantı düzenleyeceğini anmakta yarar görüyorum. İlgili bütün tarafların katılımının beklendiği "Anavatana Dönüş Sorunları" konulu ilk toplantı, 17 mayıs 2003 de Maykop'ta, "Dilimiz" konulu ikinci toplantı ise 7 haziranda da Çerkesk'te gerçekleştirilecektir. Bu ikinci toplantıda yukarıda sözünü ettiğim yeniden yapılandırma çalışmalarının daha yüksek sesle dile getirilebileceğini de söyleyebilirim. Çerkesk'de gerçekleştirilecek "Dilimiz" konulu toplantının gündem maddelerinden biri de tüm Adıgeler için "Adıge Dili Günü" belirlemek. Aslında bu konuda Adıgey'de uygulama zaten başlamış bulunuyor. Dönemin Adıgey devlet başkanı Carım'ın kararnamesi ile Bersey Wımar'ın hazırlamış olduğu bilinen ilk alfabemizin, 1853 yılının 14 Mart'ında yayımlanmış olması nedeniyle 2000 yılından beri her 14 Mart "Adıge Dili Günü" olarak kutlanmaktadır. Ayrıca okullardaki ders saatleri yetersizliğinin getirdiği olumsuzluklar en iyi dil öğretmeni, en iyi öğrenci, çeşitli konulara da açılan kompozisyon yarışmaları gibi etkinliklerle giderilmeye çalışılmaktadır. Kabardey-Balkar'da da Adıge Psalhe gazetesinin başlatmış olduğu sonradan Xase ve Eğitim-Bilim Bakanlığı'nın da katıldığı Si bze, si pse, si dunay adlı en iyi dil öğretmeni yarışmaları dört yıldır sürmekte gittikçe daha önemsenir hale gelmektedir. Muhaceretteki Adıgeler için latin temelli Adıge alfabesi düzenlenmesi: Ben DÇB'nin latin temelli Adıge Alfabesi'nin anavatandakiler için değil, sadece muhacerettekiler için oluşturulması, yaklaşımının daha gerçekçi buluyor bu konudaki çalışmalara da katkıda bulunuyorum. DÇB genel sekreterliğim sırasında, sürgünün 132. yılı nedeniyle Ankara'da yapılan "Dil konferansında" bu konuyu da gündemimize almıştık. Konuyu yönetimlerimizin de gündemine taşımak için konferansa Adıgey'den dönemin Eğitim Bilim Bakanı Bırsır Batırbi'nin, Kabardey-Balkar'dan da Eğitim Bilim Bakanı adına Oşhamaxue Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Wıt'ıj Boris'in katılımını sağlamıştık. Katılmış olanların hatırlayabileceği gibi konferansa katılanlar adına yönetimlerimizden "Muhacerettekiler için Latin Temelli Adıge Alfabesi" oluşturulması dileğinde bulunulmuştu.p> Ünlü dilbilimcimiz Ç'eraşe Zeyneb adına iki yılda bir düzenlenen dil konferanslarından ilkine, ki 27-29 mayıs 1998 de gerçekleştirilmiştir, Fahri Huvaj ile birlikte sunduğumuz öneriyi son dönemlerin bu konudaki en ciddi girişimi olarak değerlendiriyorum. Konferans özetlerinin sunulduğu kitapçıktan, muhaceretteki Adıgeler için latin temelli alfabenin neden gerekli olduğu savunmamızı aktarmadan önce bu gerekliliği fark etmekte geciktiğimizi itiraf etmeliyim. Uzun bir süre Türkiye'de latin temelli alfabeyi savunanların başında gelen Sefer Berzeg'e karşı çıkmıştık. Doğrusu ben daha Adıgey'e dönüş yapmadan önce kimi arkadaşlarımızın karşı çıkmasına karşın Fahri Huvaj ile çalışmaları başlatmıştık. Benim dönüşümden sonra Fahri teknik çalışmaları ilerletirken ben de alfabenin tartışılabilir, benimsenir zeminini hazırlama çabası içindeydim. Fahri Huvaj'ın Adıgey'de kaldığı sürede de çalışmaları sonlandırıp taslağımızı aşağıda okuyacağınız savunma ile Adıge Devlet Üniversitesi'nin düzenlemiş olduğu yukarıda sözü edilen konferansa sunduk. MUHACERETTEKİ ADIGELERİN ANADİLİNİ KAYBETMEMESİ İÇİN LATİN TEMELLİ ADIGE ALFABESİ GEREKLİDİR.p> F.Huvaj XHUAJ Adıgey Sosyal Bilimler Araştırma Enstitüsü N. Hatam MEŞFEŞ'U Çocuk Hastalıkları Hastanesi Doktor Bilindiği gibi günümüzde Adıgelerin büyük çoğunluğu (2/3 ten daha çok) Türkiye'de yaşamaktadır. Ancak üzücüdür ki Adıge dilini bilenlerin sayısı gittikçe azalmaktadır. Türkiye'deki Adıgelerin kiril temelli alfabeyi öğrenebilmeleri çok güçtür. Altmışlı yıllardan beri bu alfabenin öğrenilmesi çalışmaları yapılmış olmasına karşın başarılı olunamamıştır. Bundan sonra da öğrenilebileceğine inanılmamaktadır. Bunun çeşitli nedenleri yanında, kendilerinin Latin harflerini kullanıyor oluşunu, günümüz Adıge alfabelerinin Kiril temelli olması ve bu alfabelerin düzeninin güç anlaşılır olmasını da sayabiliriz. Türkiye ve diğer muhaceret ülkelerindeki Adıgeler Latin harflerini iyi tanımaktadır. Ayrıca Türkiye dışı diğer muhaceret ülke Adıgeleri de Latin harfli Türkçe alfabeye aşinadırlar. Muhaceretteki Adıgelerin, özellikle Türkiye'dekilerin anadillerini unutmamaları için kolay öğrenilebilecek, hemen uygulanabilecek Latin temelli Adıge alfabesi gereklidir. Zaten bugünkü uygulamada, Türkiye'de yayımlanan kitaplarda geçen Adıgece sözcükler Latin harfleri ile yazılmaktadır. Ancak benimsenmiş ortak bir alfabe olmadığı için, çoğunlukla farklı alfabelerle yazılmaktadır (bu konuda çok sayıda örnek sunabiliriz). Öyle olunca da sözcükler rahat okunamamakta, anlaşılamamakta, bu da Adıgece okuyup yazma isteğini azaltmaktadır. Bugün sizlere sunduğumuz Latin temelli alfabe benimsenir ve Türkiye'deki Adıgelere ulaştırılırsa dili bilen herkes, öğreticiye gerek kalmadan bir günde okur yazar olabilecektir (bunu da örneklendirmek mümkün). Muhaceret Adıgeleri bu kadar kısa sürede okur-yazar olduğunda benimsenen alfabe ile basılacak kitapların tirajının da bugüne göre çok daha fazla olacağı açık (Adıgece kitap yayımının yasak olduğu ülkelerde bu alfabe yasağı aşmada da yardımcı olabilecektir). Sunduğumuz latin temelli alfabe ile her iki diyalektimiz de rahatça okunup yazılabilecektir. Sürgünün 132. yılı nedeni ile Türkiye-Ankara'da düzenlenen dil konferansında katılanlarca, anavatandakilerin latin temelli ortak alfabe benimsenmesi konusunda muhacerettekilere yardımcı olunması dileğinde bulunulmuştur. Sözü edilen konferansa Eğitim-Bilim bakanımız Bırsır Batırbi ile Kabardey-Balkar Cumhuriyeti Eğitim-Bilim Bakanı adına Oşhamaxue Dergisi Genel Yayın Yönetmeni ünlü yazar Wıt'ıj Boris de katılmışlardı. Latin harfleri dünyanın her ülkesinde kolayca bulunabilmektedir. Dolayısıyla latin temelli Adıge alfabesiyle yazmak da kitap yayımlamak da daha sorunsuzdur. Her yerde bulunacak daktilo ve bilgisayarlarla, değişikliğe gerek duyulmadan yazmak, yazılanları sorunsuz olarak çoğaltmak mümkündür. Dolayısıyla sunduğumuz latin temelli bu alfabe için hiç olmazsa "Denenmesi uygundur" kararı alınabilirse hem Adıge diline hem de Adıge halkına yararlı olunacağı inancındayız. Konferanstan istenen sonucun alındığını söylenemez. Geçen sürede konu gündemden düşmemiş sözü edilen alfabenin ulusal varlığımız için ne kadar gerekli olduğu daha belirgin hale gelmiştir. Ancak alfabenin teknik sorunlarının Türkiye'de çözümleneceğine inanıyorum. Seçilecek alfabenin muhaceretin ve muhaceret ilişkilerinin ortak alfabesi olması konusunda DÇB'nin desteği sağlanmalıdır. Konferansa sunduğumuz alfabenin büyük değişiklik gerektirmeyecek iyi bir örnek olduğunu umuyorum.+''+Necdet Hatam
Euskadi ve Baskların Sesi: Egunkaria
Euskal Herria, Baskların ülkesi... Doğrusu hepimize bir yerlerden tanıdık gelen ve bir şeyleri çağrıştıran, ancak herhangi birimizin ne kendilerini ne de ülkelerinin yerini adamakıllı kestirebildiği bir ulus-vatan bütünlüğü Basklar ve Baskların ülkesi Euskal Herria. "Hiç kimse bir Basklı çocuğu-meselâ bir Gipuzkoalı'yı-büyük İspanyol milletinin asil bir üyesi olduğuna inandıramaz. Çünkü, o, büyük babasının Franco'nun birliklerine karşı İrun'un kuşatması sırasında savaşarak şehit düştüğünü bilir." Bu, Hakkı Açıkalın'ın Basklar hakkındaki bir değerlendirmesi. Demek ki Basklar İspanyol değil. +''+ Bask halkının Fransız kökenli olduğunu iddia eden ise hiç yok. Hoş, merhum Aydın Osman Erkan da bir makalesinde, "Basklar ırken ve lisanen Kafkasya'nın Abhaz-Abaza kavmine akrabadırlar. Tarihte Kafkasya isimli kitabında General Ismail Berkok, Baskların, Abask Abhaz halkı ile aynı soydan geldiklerini açıklayarak izah eder. Bunlara Kafkasya'da hala 'Baskheg' diye hitap edildiğinden bahseder." tespitinde bulunuyor. Yani Bask deyince kafamızda şekillenen anlam biraz muğlak kalıyor her seferinde. Aynı bir İspanyol'un "Çerkes" dendiğinde zihnini bulandıran muğlaklık gibi.Bask halkının yaşadığı coğrafyayla ilgili 'bulanık olmayan' bir açıklama yapmak mümkün: Basklar, İspanya'nın Pirene Dağları ve Atlas Okyanusu kıyıları ile Fransa sınırı yakınlarında yaşayan Avrupa'nın en eski kavimlerinden biri olarak ifade ediliyor. Yıllardır medya organlarından takip ettiğimiz ve hakkında Baskların kendilerinden daha çok şey bildiğimiz ünlü terör örgütü ETA (kuruluş:31 Temmuz 1959) ise bu halkın İspanya'nın içindeki mevcut özerk statüden tam bağımsızlığa geçişini sağlamayı hedef edindiğini öne süren illegal kanadı. Ne Bask halkının, ne de İspanyol ya da Fransız vatandaşlarının istediği şiddetli sıcak çatışmalar, bugün de varlığını sürdürüyor ve İrlanda'nın IRA'sıyla eylemsel anlamda bir paralellik izliyor Bask bölgesinde. Ancak Bilbao sokaklarında yıllardır bitmeyen kanlı çatışmaların bölge insanına sonuçtan çok acı ve umutsuzluk getirdiğine Basklılar artık hüküm vermiş olacaklar ki, haklarını korumanın ve varlıklarını devam ettirmenin yolunu çağın en etkili silahı olan medya organlarını kullanarak bulma yoluna gitmişler zaman içinde. Bugün ETA terör örgütünü ve onun siyasi uzantısı olan Herri Batasuna'nın söylem ve eylemlerini mutlak olarak reddeden ve bölgede barışçıl ortamı koruyarak Bask halkının sesi olmaya çalışan bir günlük yayın organı var: Euskaldunon Egunkaria. Euskaldunon Egunkaria, yani Türkçe'ye çevrildiğinde Baskların Gazetesi, 6 Aralık 1990 tarihinde yayın hayatına başlamış. Egunkaria şu anda Bask ülkesinde Bask halkı özelinde yayın yapan ve günlük olarak çıkan tek gazete. Bu nedenle de hatrı sayılır bir tirajı var. Bölgede Baskların ana şehri diyebileceğimiz Bilbao'dan başka hem Iparralde hem de Hegoalde bölgesinde (Franco İspanyası'nın belirlediği sınırların hem kuzey hem de güney kesimlerinde) Egunkaria'nın dağıtımı yapılıyor. Salı gününden Pazar gününe kadar haftada altı gün baskı yapan gazetenin Internet ortamında da her gün o günün baskısına göre güncellenen ve interaktif iskeleti olan bir online versiyonu da mevcut (http://www.egunkaria.com). Egunkaria, yayınlanmaya başladığı ilk dönemlerde otuz iki sayfalık bir mecmua formatındaymış. Günümüze gelene dek altmışa yükselen sayfa sayısı ve baskı-ajans kalitesiyle şimdiki görünümünü almış; böylece taşra gazetesi kimliğinden sıyrılıp daha profesyonel ve geniş okur kitlesine hitap edebilecek bir yapıya kavuşmuş. Bir günlük gazetenin hafta içinde okuruna sunabileceği ekleri de hesaba katarsanız, Egunkaria'nın sayfa sayısı ortalama olarak yetmiş altıyı buluyor. Gazete gerçekten de, Bask insanı için bir stand oluşturacak nitelikte bir içeriğe sahip. İçerik ve düzenlemesiyle herhangi bir İspanyol ya da Fransız gazetesinden geri kalır bir yanı yok: Makaleler, köşe yazıları, fikir yazıları, Bask bölgesindeki politik durum, Bask bölgesi halkının sorunları, ekonomi-finans, spor, bilim-sağlık-teknoloji, kültür, günün olayları ve televizyon bölümleri Egunkaria'nın ana başlıklarını oluşturuyor. Euskaldunon Egunkaria'nın merkez binası Andoain (Gipuzkoa)'de bulunuyor. Ayrıca Irunea (Pamplona), Baiona (Bayonne), Bilbao (Bilbao) ve Gasteiz (Vitoria) şehirlerinde de lokal basım ofisleri mevcut. Yüz elli çalışanı bünyesinde barındıran Egunkaria'nın 2001 yılı bütçesinin ise 5.9 milyon dolar olduğunu öğreniyoruz.Basklardan ve Baskların çıkarmakta olduğu günlük gazeteleri Euskaldunon Egunkaria'dan söz ettikten sonra gelelim aslında varılmak istenen konuya: Basklar İspanyollar ile Fransızlar arasında deyim yerindeyse sıkışıp kalmış, tam bağımsızlığını ilan edememiş, bu uğurda yıllarca sıcak savaşı yaşamış ve binlerce ölü vermiş istikrarsız bir bölge coğrafyasının halkı konumunda. Yaşadığı bu çatışmalar, sürekli terör ve siyasi belirsizlikle bu bölge daha çok Kuzey İrlanda'yı, Çeçenya'yı ya da Kosova'yı andırıyor. Ancak sorunun özüne inersek, diasporik olarak yaşayan Çerkesler olarak Basklarla paylaştığımız pek çok ortak noktanın var olduğunu görüyoruz. Basklar iki büyük devlet arasında, kökenine bakıldığında onlarınkinden çok daha farklı bir kültür (dil, davranış, gelenek) ve yaşam tarzını lokal olarak devam ettirmeye ve asimile olmaktan korumaya çabalayan bir etnik kitle (genel bakışla ve Çerkes ağzıyla Xabze). Kültürlerini asimilasyona kurban vermemeye göz kırpmadan çalışmak zorunda olan bir diaspora toplumu olarak biz Çerkeslerin kaderi, bu noktada Basklarınkiyle örtüşüyor. Bu nedenle Bask bölgesinde uygulanmakta olan günlük gazete modelinin Türkiye'de, Kuzey Kafkasya kurum ve kuruluşlarının ön ayak olmasıyla ya da bireysel girişimlerle Çerkesler adına uygulanabilir olup olmadığı sorusu söz konusu. Cumhuriyet döneminden önce Türkiye'de bir grup Çerkes aydın tarafından yayınlanan Ğuaze Gazetesi de bu konuda ve olası bir girişimde örnek teşkil ediyor. Bu konuda ülkemizde denenecek böylesi bir girişimin karşısına çıkabilecek sosyal, hukuki ya da politik sorunlar göz önünde bulundurularak ve her gün baskıya veriliyor olmanın doğurabileceği içerik doldurma, devamlılığı sağlama, profesyonel çalışma gibi problemlerin üstesinden gelinerek, Türkiye'deki Çerkes kitlenin dinamik ve 'her an duyulur' sesinin meydana getirilmesi toplumumuz için önemli pozitif getirileri olan ve çok da uzak bir olasılık olarak görülmemesi gereken bir atılım olacaktır kanısındayız. Türkiye'deki Çerkeslerin Egunkaria'sı kuşkusuz, dönemin "popüler ve etkin" silahı olan medyanın yerinde kullanımı ve gerekli altyapının oluşturulmasıyla yakın bir gelecekte hayat bulabilecektir. Ancak, günlük bir gazete çıkarmanın gerektirdiği sorumlulukları taşımak için çabalamanın ne kadar mantıklı olacağı ve ortaya çıkan sonucun bu gösterilen çabaya ne derece değeceği kafalarda soru işaretleri oluşturan bir başka önemli nokta. Bask Özerk Bölgesi'nde bugün, ETA'nın küçük çaplı eylemci kanadını oluşturan ve kendilerine "Jarrai" adını veren gençler ellerinde taş, sopa ve molotof kokteylleriyle bölge dahilinde saldırı, gasp, haraç kesme ve tehdit gibi faaliyetleri gerçekleştiriyorlar. Umut ediyoruz ki, Türkiye'de baskıya girecek bir "Çerkes Egunkariası", Kuzey Kafkasyalı gençlere Jarrai'den farklı olarak kültürlerini yaşatma ve iletişimi sağlama yolunda 'kalem' silahını hediye edecektir. Ama bir daha hatırlatmakta yarar var; gerçekten kararlı olduktan ve gerekli zemini ve ön hazırlığı tamamladıktan sonra. +''+Anıl Sevim
Khabardeyce Kelimelerin Oluşumu: Bir İnceleme
Şapsığca, Hatıkoyca, Bjeduğce, Besleneyce ve kısmen Abhazca ile aynı kökten gelen Khabardeyce kelimelerin çok muntazam ve mantıklı bir metodla oluştuğu ve Çerkesçe'nin bu yönden belli başlı Avrupa dillerinden üstün olduğu görüşünü içeren birinci inceleme örneği NART Dergisi'nin Ocak-Şubat 1998 sayısında yayınlanmıştır. Bu ilk incelemede (A) harfi ile başlayan kelimelerden Khabardeyce ile aynı kökten gelen diğer Kafkas dillerinde 'el' manasına gelen (A) kelimesinden türetilen 22 kelimenin oluşma şekli açıklanmış ve ilgililerin eleştirisine sunulmuştur. +''+ Bu denemeden amaç, Khabardeyce kelimelerin türeme şeklinin, diğer Dünya dillerine nazaran çok daha mantıklı ve çağrışım niteliğinin yüksek bulunduğunu dil uzmanlarına sunmak ve bu uzmanların yardımı ile bu dildeki bütün kelimelerin analizini Dünya Edebiyatına katmak olduğundan, alfabetik sıraya bakmaksızın, şimdilik çarpıcı birkaç örnek vermeyi öne alıyorum. (G) HARFİ İLE BAŞLAYAN KELİMELERDEN ÖRNEKLER: Khabardeyce (GU) kelimesinin, birbiri ile ilgisiz iki manası vardır: Kalp (yürek) ifade eden GU, Araba manasına gelen GU. I) Kalp (yürek) manasına gelen GU kelimesinden türetilen kelimelerden bir bölümü şöyledir: 1. Bir kumaşı kesip biçmek ifade eden BZIN sözcüğü ile GU kelimesi birleştirilmiş, iyi kesip biçen kalp, yani iyi düşünme, akıllılık manasına gelen GU-BZIĞA kelimesi üretilmiştir. 2. İyi manasına gelen FI kelimesi, kalp ifade eden GU ile birleştirilmiş, iyi kalp, temiz niyet manasına gelen GUF'I (GUF') türetilmiştir. 3. a- İyi kalp anlamındaki GUF' kelimesine de, sözcükleri fiilleştiren IN, İN, AN yahut EN eklerinden hece dizisinin ses uyumuna en uygun olanı, EN eki ilave edilerek kalbin iyi olması, yani mutlu olmak, sevinmek ifade eden GU-F-EN fiili oluşturulmuştur. b- Zaten kendisi belli belirsiz de olsa, bir sonradan olma hal anlatan bu sözcükten daha belirgin olarak da; taze, yeni demek olan JE sözcüğü kısaltılıp araya ustaca eklenerek, yeni baştan kalbin iyileşmesi, mutluluğun tazelenmesi, yeniden sevinme anlamındaki GU-FE-J-IN fiil kelimesi üretilmiş ve bir çırpıda söylenebilmektedir. 4. Aynı şekilde GU kelimesi: a- Dar sıfatını ifade eden ZEV kelimesi ile birleştirilerek, dar kalp, eski ferah halini kaybedip dara düşmüş, dardaki kalp, yani sıkıntılı, üzüntülü kalp anlamındaki GU-ZEV, b- Bu kelimeye EN fiil eki ilave edilerek, kalbi daralmak, sıkıntıya girmek, yani telaşlanmak demek olan GU-ZEV-EN, c- Bu fiilin arasına yeni = JE sözcüğünün kısaca J harfinin ilavesi ile de, yeniden sıkıntıya girmek, sil baştan telaşlanmak demek olan GU-ZEVE-J-İN, kelimeleri türetilmiştir. "Laf lafı açar" cinsinden yeri gelmişken burada, ses uyumuna göre ĞA yahut ĞO ve nadiren de ĞE olarak değişen ve • kelimenin başına gelirse ayrı, • sonuna takılırsa ayrı anlam katan, • ve her iki uçta birlikte de kullanılabilen, bir EK sözcük grubuna da değinmek gerekmiş ve bu yazıda Ğ harfi ile gösterilmek zorunda kalınan ses: • Türkçe Yağmur kelimesindeki Ğ, yumuşak G'den kalın ve boğuk, • Buna mukabil normal G'den daha hafif ve yumuşak, ve • Arapça ĞAYIN harfinin tam karşılığıdır. Rahmetli Yasin Çelikkıran'ın, Kafkasyalı yazar Sayın THARQUAXHO YUNIS A.'nın Maykop 1980 baskısı ADIĞE DİLİ DEYİMLER SÖZLÜĞÜ isimli eserinden de yararlanarak derlediği ÇERKES ATASÖZLERİ VE DEYİMLERİ, 1994 adlı eserinde GH harfleri ile yazıldığı görülen ve her Çerkesin mutlaka kulak aşinası olduğu söz konusu ses, bu yazıda kısaca Ğ olarak denenecektir. A- Kelimenin başına takılan ĞA / ĞO / ĞE ekleri: Çoğunlukla fiil ve sıfattan türeme fiil kelimelerin başına takılan ĞA, ĞO ve bazen de ĞE ekleri: • o fiilin direkt olarak değil de, başkası yahut başkaları tarafından, başkası aracılığı ile yapıldığını,• veya bu fiilin bir başkasının bir hareketi nedeni ile yahut onun bir hali sebebiyle meydana geldiğini, ifade eder. Buradaki başkası kavramına, üçüncü şahıslar dışında ben, biz-kendim, kendimiz gibi birinci tekil ve çoğul şahıslar da dahildir. Bazı örnekler: a- Kalbin iyileşmesi = sevinmek demek olan GU-FEN fiilinin başına ĞA takılarak başkasının / başkalarının kalbini iyi etmek yani sevindirmek kelimesi ĞA-GUFEN yapılır ve şahıs ifade eden sözcükler ilavesi ile kimin kimi sevindirdiği de kısaca ve ustaca belirtilir. Ya ğa-gu-fa-at = onlar onu sevindirmişti. Zıd ğa-gu-fe-j-as = kendi kendimizi yeniden sevindirdik. Sıb ğa-gu-fa-as = beni sevindirdin. Tham Wuıy ğa-gu-fe-j = buna karşılık Allah da seni sevindirsin... gibi. b- Kalbin daralması = telaşlanmak demek olan GU-ZEVEN fiilinin başına ĞA takılarak, başkasını telaşlandırmak ifade eden ĞA-GUZEVEN fiil kelimesi yapılır. Aynı şekilde; c- Korkmak fiili ŞINEN ile ĞA-ŞINEN = korkutmak, d- Ölmek fiili LEN kelimesi ile (derde düşürerek veya ihmal gibi bir nedenle) öldürmek, daha ziyade birinin ölümüne neden olmak, göz yummak, yahut mecazen perişan etmek demek olan ĞA-LEN, e- Daha kasti bir ifade ile öldürmek demek olan WUK'IN fiilinin başına ĞA takılıp kısaltılarak ĞA-WKIN = öldürtmek, f- En az iki kişinin vuruşması, kavga etmesi demek olan ZEWEN fiili ile vuruşturmak, kavgaya, savaşa sebep olmak, hatta mecazen ihmal suretiyle seyredip ayırmamak anlamında ĞA-ZEWEN, g- YİN = büyük sıfatından türeme Yİ-N-İN = büyük olmak fiili ile ĞA-YİNİN = büyütmek, mecazen abartmak, h- Buna benzer küçük olmak = ZSUG-IN fiili ile ĞA-ZSUGIN = küçültmek , ı- Fazla olmak = LEY-İN fiili ile ĞA-LEYİN = fazlalaştırmak, mecazen hatada, kusurda ileri gitmek, i- Azalmak fiili MAJE-N ile azaltmak anlamındaki ĞA-MEJEN, j- Düz, doğru olmak fiili ZAHO-EN kelimesi ile düzeltmek, doğrultmak ifade eden ĞA-ZEHOEN fiilleri türetilmiş ve başta gelen ĞA eki etkisinin örnekleridir. B- İsim ve sıfatlarla, fiilden türetilmiş kelimelerin sonuna takılan ĞA, ĞO, ĞE ekleri de, özetle hal (durum) ve zaman belirtir. Yukarıdaki BZI-ĞA kelimesinin ĞA'sı da bu cümleden olup, iyi kesip biçme hali, GU-BZI-ĞA da iyi kesip biçen, enine boyuna düşünen kalp hali, yani akıllılık, zekilik demektir. Zaman kavramı, yerine göre çok kısa bir anı veya daha uzunca bir süreyi, mevsimi, ömrün bir devresini, çağı kapsar ve ifade eder. Zaten bağımsız kelime olarak Çerkesçe ĞA yıl, ve ĞA-JE de yenilenen yıl sayısı yani ömür demektir. Zamanın gerektirdiği hal ve bunun karşıtı o halin mevcut olduğu zaman mefhumu grift (iç içe) de olabilir. Bu eklerle yapılan kelimeler, mecazen o zaman ve vaziyetin gereği ve beklentisi olan hak ve yükümlülükleri de hatırlatır. Bazı örnekler: 5. a- Asıl inceleme konumuz Yürek = GU isminin sonuna ĞA eki takıldığında, yürekli vaziyet, yüreklilik hali, netice olarak ümit kelimesi GU-ĞA yahut GU-ĞE türetilmiştir. b- Bu kelimeye de fiil eki EN sözcüğünün kısa hali 'N' sesinin ilavesi ile de, yürekli halde olmak, yani ümitli olmak demek olan GU-ĞAN fiili yapılır. 6. İyi yürek anlamındaki GU-F kelimesinin sonuna (birleştirici ek ses 'E' ile birlikte) ĞA ilave edilince de; yüreğin iyi hali, sevinçli zaman, yani mutluluk ifade eden GU-FE-ĞO türetilmiştir. 7. Dar kalp ifade eden GU-ZEV kelimesinin sonuna ĞA getirilerek de; kalbi daraltan durum veya zaman, kısaca telaşlı hal ve zaman anlamındaki GU-ZEVE-ĞO türetilir ve buna da Büyük anlamındaki ŞHO ilavesi ile büyük sıkıntı hali, yaman zaman ifade eden GU-ZEVE-ĞO-ŞHO yapılır. GU dışındaki kelimelerden bazı örnekler: a- Basitçe İnsan diye geçiştirilen SUH kelimesi, Bilmek fiili SUH-IN fiilinden alınmış- tır. SUH, bilen ve ZI-SUH de bir bilen demektir ve herhangi bir insanı değil, bilge bir insanı, aklı eren, yani REŞİT kişiyi tanımlar. Dilimizde, hane halkının çoluk-çocuk demeden hepsini ve nüfus sayımında herkesi kapsayan kelime NERİBGE'dir. Ve SUH = bilen insan sonradan olunur ve çocuğumuz SUH oldu diye sevinilir, herkes de olamayabilir. Bu "Bilen insan" anlamındaki SUH kelimesinin sonuna ĞA takıldığında; Bilen insan hali, yani bilen ve sadece bilmekle kalmayıp, gerçek bilginin gereği olarak iyi-ideal olarak tanınan özelliklere de sahip insan hali, kısaca İNSANLIK demek olan SUH-I-ĞA kelimesi türetilmiştir ve insan olmanın icabı olarak da dini kurallarla yasalara, örf ve adete uygun davranmayı içeren çok geniş bir kapsam ve anlam yüklüdür. aa- Bu kelimeye de yoksunluk ifade eden NŞE sözcüğünün eklenmesi ile üretilen SUH-I-ĞA-NŞE de bilge insanın iyi-ideal hususiyetlerinden yoksunluk hali, yani İNSANİYETSİZLİK demektir. bb- İnsansız demek olan SUH-I-NŞE kelimesinin sonuna ĞA takılarak yapılan SUH-INŞA-ĞE ise işe yarar adamı olmama halini ifade eder. b- Aynı şekilde; aa- Adam = Erkek ifade eden isim kelimesi LI'nın sonuna ĞA takılarak LI-ĞA = erkeklik hali yani yiğitlik başta olmak üzere, insan olmak ve üstelik erkek insan olmanın icabı olarak vatanını, karşı cinsi, çocukları, güçsüzleri korumak gibi pek çok ideal özellikler taşır. Gereğinde güç-zor kullanmalıdır, gereksiz kaba kuvvet göstermek makbul değildir ve erkeklikten sayılmaz. bb- Kuyruk ve ayrıca taraf-yön anlamlarına da gelen ve buradaki manası "sayesinde, ile" ifade eden GE' sözcüğü, erkeklik anlamındaki LI-ĞA kelimesinin sonuna getirilerek LI-ĞA-GE' yapılır ve daha ziyade erkekliğin gücünü kullanarak, erkeklikle zorla, cebren anlamında kullanılır. Haksız, yersiz istismarında yergi, yerinde-zamanında kullanıldığında övgü ifade eder. cc- LI-ĞA-NŞE ise, erkeklik hali yiğitlikten yoksunluk demektir. dd- LI-NŞE kelimesi de erkeği olmama, erkeksizlik ifade eder. c- Bir şeyi yarmak ifade eden GOVDIN fiilinden türetilen ve yarılmış, yarılan bir parçayı ifade eden ZIGOVDA kelimesinin sonundaki 'A' sesi 'I' olarak yumuşatılıp, buna da ĞA takılarak yapılan ZI-GOVD-I-ĞA kelimesi de; insanı yaran hal, zaman ve Türkçedeki en yakın karşılığı ile insanı çatlatan hal, zaman demektir ve genellikle bu hale sebep olan patavatsız, densiz kişi için kullanılır. d- Hayat evrelerinden: aa- Çocuk karşılığı Arapça SABİY ve Çerkesce NANUĞ kelimelerinin sonuna ĞA takılarak, çocukluk devresini ve onun masum, az bilir, sevimli halini ifade eden SABİY-I-ĞA ve NANUĞ-I-ĞA türetilmiştir. Aynı şekilde; bb- Genç erkek hali, çağı yani delikanlılık anlamında JELE-ĞO yahut JELE-ĞA; Evlilik çağı yerine; cc- Erkekler için gelin getirme çağı = GAŞEN-I-ĞO / GİŞEN-I-ĞO yahut daha kısaca GAŞE-ĞO / GİŞE-ĞO dd- Kızlar için gelin götürülme çağı = YAŞE-ĞO / YİŞE-ĞO ee- Eski anlamındaki JI kelimesi ile, eskilik, yaşlılık çağı = JI-ĞA ff- Bu kelimenin başına da (göreceli olarak, yani bir şeye kıyasla, başkalarına nazaran, DAHA...) anlamındaki NAH sözcüğünün takılması ile; birinden, birilerinden daha eski (yaşlı) olma halini anlatan ve bu büyüklüğün hak ve mükellefiyetlerini de hatırlatan NAH-I-JI-ĞA gg- Ve buna mukabil 'daha yeni' sözcükleri ile de, yaşça 'daha küçük' olma halini ifade eden NAH-I-JE-A-ĞE türetilmiştir. hh- L'HEN yahut L'EN olarak yazılabilen Ölmek fiilinin sonuna ĞA takılarak da, Ölüm hali, zamanı anlamındaki L'EN-I-ĞA kelimesi türetilmiştir ve yerine göre: - Bizzat ÖLÜM, Mecazen de ; - Ölüm gibi feci bir durum, - hatta, ölümü tercih ve temenni ettirecek, yani "Sı l'ame nahıft = Ölsem daha iyi idi" dedirecek derecede berbat durum, - Ümitsiz, ölümcül hastalık, (örneğin, ĞUZ ĞATILA ZİE = yatırıp uzatacak, yahut yerleşik ağrısı olan için "yi l'enığar kasas = ölümü yetişti" denmesi gibi) - Bazen de, ölümün yakın olduğu tahmin edilen aşırı yaşlılık ve ihtiyarlık (acizlik) Hali ve zamanı anlamlarına gelir. e- Mevsimlerden ; aa- MEOK = OT ve ona vurma anlamındaki YEVEN kelimelerinin sonuna ĞA getirilerek yapılan MEOK YEVE-ĞO, ot biçme zamanı ve bu iş için seferber olma halidir. bb- Ba'ze = Sineklerin canlanıp çoğaldığı ve hayvanlarla insanlara saldırıp vurduğu, buna karşılık sineklere de vurulduğu, kovulduğu zaman olarak BAZE YEVE-ĞO'nun kısa şekli BEZEVO-ĞA ise, başka dillerde rastlanamayacak bir nükte ile YAZ MEVSİMİ'ne isim olmuştur. C- Bir kelimenin her iki ucuna birden takılan ĞA, ĞO, ĞE ekleri: İstisna da olsa bu ekler, bir kelimenin başına ve sonuna birlikte eklenebilir ve aynı anda ona hem "başkası" kavramını, hem de "hal ve zaman" mefhumunu kazandırır. Örneğin bayramlar; eşi-dostu sevindirmenin ve birbiri ile münasebetleri bozuk dargınların arasını iyileştirmenin yani barıştırmanın tam zamanı olduğunu ifade ederken; a- ĞA-GUFE-ĞO'S = Sevindirme zamanıdır. b- ZE-ĞA-FIJI-ĞO'S = Birbiri ile barıştırma zamanıdır, denebilir. c- Yukarda kalp = GU kelimesinin sonuna ĞA getirilerek yürekli olma hali yani ümit karşılığı GU-ĞA ve bunun fiil şekli olup ümitli olmak anlamında türetilen GU-ĞA-N, kelimelerin sonuna takılan ĞA ekine örnek gösterilmişti. Bu kelimenin başına da ĞA eklenerek, yani GU kelimesinin her iki ucuna birden ĞA takılarak; ĞA-GU-ĞA-N = başkasını yürekli hale getirmek yani ümitlendirmek fiili yapılmıştır ve doğal olarak birisine söz vermeyi de içerir (PSALE YETİN). Sıb ĞA-GU-ĞA-T = sen beni ümitlendirmiştin. Ya ĞA-GU-ĞA-S = onlar onu ümitlendirdiler, söz verdiler. Wuz ĞA-GU-ĞA-IM = seni ümitlendirmiyorum, söz vermiyorum. Wuıy ĞA-GU-ĞA-RE = o seni ümitlendiriyor mu? Yahut bu işi yapabileceğini ümit ediyor musun? Becerebileceğini sanıyor musun? demektir. d- Yemek yemek fiili ŞGHEN kelimesinden (N) atılıp her iki ucuna bu ekler getirilerek ve hali hazır vaziyet ve zamanın başkasına yemek yedirmeye elverişli olmadığını ifade için, ĞA-ŞGHE-ĞO-IM = ziyafet çekmenin sırası değil denebilir. e- GO'DIN = kaybolmak fiilinin başına ĞA getirilerek ĞA-GODIN = kaybetmek ve sonuna da ĞO takılarak ĞA-GODI-ĞO = kaybetme zamanı yapılır ve tam ihtiyaç duyulan bir anda kaybedilen bir şey için; Yigi ar ĞA-GODI-ĞO-T = şimdi onu kaybetmenin sırası mıydı? Diye sorulabilir. D- Kelimenin başına getirilen HO eki: Burada değinmek gereği duyulan bu ek sözcük de, başına takıldığı fiilin bir başkası, yahut başkaları için, başkası lehine, yahut aleyhine ve hatta başkası yerine, vekaleten yapıldığını belirtir. Başkası kavramına yine, üçüncü şahıslar dışında, ben, biz ve kendim, kendimiz gibi birinci tekil ve çoğul şahıslar da dahildir. Fiil, duruma göre başkasının bazen yararına, bazen de zararına ve aleyhinedir. Olumlu hallerde dost için iyi günde-kötü günde bir müşterek duygu ve faaliyeti de ifade eder. Başına HO getirilerek: a- GUFEN = sevinmek fiili, HO-GUFEN = başkası için sevinmek, dostun iyi, düşmanın kötü hali nedeni ile mutlu olmak; b- GUZEVEN = telaşlanmak fiili, HO-GUZEVEN = dostun sıkıntılı hali için telaşlanmak ve müşterek bir duygu ile fiilen de sıkıntıya girmek; yahut düşmanın tehdit ve saldırısı nedeni ile telaşlanmak, sıkıntıya uğramak; c- ĞOYIN = ağlamak fiili, HO-ĞOYIN = başkasının üzücü bir hali nedeniyle, ona ağlamak; d- L'EN = ölmek fiili, HO-L'EN = başkası için, onun uğruna ölmek, yani mecazen abartı olarak bu derece sevmek; e- PSELEN = söz söylemek fiili, HO-PSELEN = duruma göre; - Dost lehine, vekaleten konuşmak, - Yahut birisi aleyhine ve gıyabında kötü söz söylemek, anlamlarına dönüşür ve şahıs ifade eden kısacık sözcükler yardımı ile de kimin, kim için ne yaptığı da anlaşılmış olur: aa- Onun için sevindik ve gözaydına da gittik derken: DI-HO-GUFAA'S; bb- Bize yardım niyetiyle hiçbir sıkıntıya girmedi, aldırmadı denecekse: KID-HO-GUZEVA-IM ; cc- Onlar bizim için hiç ağlar mıydı? Yerine: Aher zi T-HO-ĞOYIN-T ?; dd- Sakın senin için öldüğümü zannetme derken: SIB-HO-LE-IM; ee- Kendi başıma ve kendimi yere yere konuşuyorum yerine de: Si Zişha SI-HO-PSELEN-J denebilir ve ŞHA-HO-PSALE de kendi başına konuşan anlamında ustaca türetilmiş bir kelimedir. NOT: Bu incelemede Av. Mustafa Domaniç'in önemli katkıları olmuştur.+''+Hayri Domaniç
Khabardeyce Kelimelerin Oluşumu
Khabardeyce'de "kalp" ve "araba" olmak üzere birbiri ile ilgisiz iki esas anlam taşıyan "GU" kelimesinden üretilen ve her biri, gramerine sadık kalınarak, doğal bir şekilde, kolay, zevkli ve eşsiz kalitede türetildiği için, (çağlar boyunca ve hala yazı kullanılmamasına, yahut asırlarca sekteye uğ-ramasına rağmen) unutulmayan ve değişik şivelerinde de benzerleri bulunan kelime, deyim ve atasözlerini beş gruba ayırmak mümkündür: +''+ A- Bedenin bir tarafı, yön, organın bir bölümü, özellikle ortası, herhangi bir şeyin ve bir fonksiyonun merkezi, bölge, yer, coğrafi alan, yeryüzü, gökyüzü ifade eden ve yüreğin öneminden ve merkezi-yetinden mülhem bazı istisnai isim-ler, B- Olumlu duygular, C- Olumsuz duygular, D- Akıl, zeka, düşünce, anlayış, anlaşma, hatıra, E- Kalple hiçbir ilgisi bulunmayan "araba" ile ilgili grup, Türkçe "gönül" denilen kavramın, belli başlı batı dillerinde bulunmadığı ve genellikle doğuya has bu mefhumun batı lisanlarına henüz yeni yeni ithal edilmeye uğraşıldığı, dil konularıyla ilgilenenlerce ifade edilmektedir. Şayet böyle bir arayış varsa, Kafkas dillerine müracaat etmeleri gerekir. Zira, bizim dilimizde "gönül" ile az çok ilgisi olmayan kelime yok gibidir. Bu inceleme tamamlandığında, daha bariz bir şekilde görülecektir ki: adeta yüreği ile konuşan hemen hemen her sözü ve her fiili gönül terazisinde tartan ve yargılayan, neticede, GUM YEGK'U = Gönüle Yakışan'a itibar gösterip, GUM YEMUGK'U = Gönüle Yakışmayan'ı yadırgayan ve yasaklayan, cebri kuvvet desteğindeki yazılı kanun ve anayasaların beceremediğini, sadece bu YEMUGK = Ayıp sözcüğüyle tüm tarihinde başaran bu duygusal, zeki ve hatta filozof millet, sadece iki harften ve tertemiz gönlü ile dupduru zekasını buluşturduğu bir organdan ibaret GU sözcüğüne dayalı en az 700 kelime, deyim türetmiştir. Bu benzersiz muhteşem sayı, değişik ve kısacık ek ve ifadelerle 3-5 bini de bulabilir. Ve esasında, kuralına sadık üretim halen devam da etmekte olup, bu dil canlıdır, mana ve hayat doludur. THAM YA GUM HODU KARIYT ve THAM YA-G'U ZINESIM YA-İ LHE-A-SU DUNAYM TIRİYĞAT. (Allah, gönülleri gibi (tertemiz niyetleri gibi) zenginlikler ve güzellikler versin... Gönüllerinin-hayallerinin ulaşabildiklerine, fiilen elleri-ayakları ile de uzanıp ulaşabilsinler.) Böyle varolsunlar, aklı, zekayı, sevgiyi, yergiyi, anlaşmayı, ülkeyi ismen buluşturdukları tek yürek gibi bir ve beraber olsunlar. Nart Dergisi'nin Temmuz-Ağustos 1998 tarihli 8. sayısında yayımlanan 2 no'lu incelemede GU sözcüğünden türetilen 18 kelime irdelenmişti. Latin alfabesi ile yazımından kaynaklanan zorluk dışında, eleştirilmesi istenen müteakip kelimeler de şöyledir: A- "GU" KELİMESİNDEN ÜRETİLEN VE ÖZETLE ORGAN VE YER İFADE EDEN BAZI İSTİSNAİ İSİMLER: < Önemli bir sayı oluşturan bu grup kelimeler, tamamen istisna da olmayıp, yüreğin bedendeki yeri, fonksiyonu, hayatın ve her şeyin esası, önemli unsuru olmasından ilham alınarak türetilmişlerdir, kavram bütünlüğüne sahip bir silsile teşkil etmekte ve muntazam kurallara dayalıdır: 19) Evvela, istisnanın istisnası olarak GU kelimesi, mide anlamına da gelir. Mide de bedenin tam merkezinde ve önemli bir organ olduğundan buna GU denmiş veya kalple karıştırılmış da olabilir. 20) Veya Aç Karnına derken kullanılan GU-NEJ-U tarifi, sabah sabah uyanınca gönlün boş halini, yahut GU kelimesi aynı zamanda -ilerde inceleneceği üzere- akıl, kavrayış gibi anlamlar da taşıdığından, bilincin tam yerine gelmediği, boşlukta olduğu (JEY BEAŞKHO gibi) uyku semesi vaziyetini anlatıyor da olabilir. 21) El anlamına gelen "A" kelimesi ile basitçe kalp denilen GU kelimesi birleştirilerek türetilen A-GU (AG'u) kelimesi; elin kalbi, yani elin önemli bölümü, kalbin bedendeki gibi merkezi, ortası ve Türkçe tam karşılığı olarak AVUÇ İÇİ demektir. Kafkas danslarında avuç içlerini birbirine vurarak yapılan tempoya da AGU YEWOEN ve kısaca AGU denir. 22) Aynı şekilde LHE = Ayak kelimesi ile yapılan LHE-GU kelimesi de ayağın kalbi, ortası, yani avuç içi gibi merkezdeki çukur bölge, ayak altı ve özetle TABAN oluyor. (Buna benzer bir de, ayak altı anlamında LHA-BJE kelimesi de var ve sadece ayak için değil, genel olarak her şeyin altı için söylenebilir.) 23) Yukarıdaki kelimenin fiil şekli LHE-GU-N ise, ayak altı etmek ve yerleşik mecazi anlamıyla bir kuralı veya manevi değeri çiğnemek, ihlal etmek, hiçe saymak demektir. 24) JŞIPKHAR WU-LHE-GU-N deyimi de; yapılası şeyi, mesela gerçeği söylemek, dürüst davranmak gibi maruf (iyi olarak tanınmış) kuralları ayak altı etmek, çiğneyip geçmek anlamındadır. 25) LHE-PE-GU: Burun, ön, uç anlamındaki PE ile yapılan LHA-PE yahut LHE-PE; ayak ucu demektir. Yani ayağın ön tarafındaki taraklı, parmaklı kısma denir. Bu bileşik kelimeye bir de bölge-alan anlamıyla GU eklenerek türetilen LHE-PE-GU kelimesi de; bu defa bir küçük alanı, ayağın önünü merkez alan yakın çevresini ifade eder. Aynı ayak ucu bölgesini tanımlayan bir de LHE-PAĞ kelimesi var ve THAMIŞGKEM Yİ BPEŞŞHAĞ WUTEYLHİN NAH, BEYİM Yİ LHE-PAĞ WUİYLHİN atasözü de; "Fakirin başucunda/baş yastığının üstünde yatacağına, zenginin ayak ucu bölgesinde kıvrılmak daha iyidir, buna tenezzül etmek bile daha faydalıdır" anlamındadır. 26) ŞHA-FE-GU: ŞHA = baş; FE = deri, yüz, yüzey demektir ve ŞHA-FE de başın yüzeyini ifade eder. Bu kelimeye de orta-merkez anlamıyla GU eklenerek yapılan ŞHA-FE-GU ise tepenin tam ortasını tanımlar. 27) ŞHA-ŞU-GU kelimesi de yukarıdaki bileşik kelimenin aynıdır. Yüz, deri ifade eden sözcükteki "F" sesinin şive değişikliği ile "Ş" yapılmasından ibarettir. "Ş" sesini yoğun bir sıklıkla kullanmayan ve yerinde kullanan, örneğin; Şeker yerine ŞO-ŞUĞ değil, (atalarımızın ilk gördüğü anda, önceden tanıdığı tuza benzettiği toz şekerini tadınca edindiği izlenimle bu defa bala benzetip) Bal-tuz, bal gibi tatlı tuz anlamında FOW-ŞUĞ/ FO-ŞUĞ diye isimlendiren ve Kadın kelimesini de ŞUZ değil, FIZ diye seslendiren Uzunyayla Khabardey Adıyebze'sinde de her nasılsa kabul görmüş bulunan bu ŞHA-ŞU-GU kelimesi de yine ŞHA-FE-GU gibi başın, tepenin, tam ortasını ifade etmektedir. 28) NE-TE-GU: NE = göz demektir ve TE = üstü, yahut kaldıran = ZI-AT anlamıyla ilgilidir. Yani, NA-TE = gözün üstü, (belki de göz kapaklarını yukarı çeken, kaldıran) manasında ve her halükarda ALIN demektir. GU ilavesi ile yapılan NE-TE-GU kelimesi de alnın tam ortasını tanımlar. Mesela, Yİ NE-TE-GUM ŞER TIRİĞAHOEN = alnının ortasına kurşunu isabet ettirmektir. 29) NE-GU kelimesi de gözün içi, merkezi demektir. 30) NE-GUM ZI GOR YİLHİN = gözünün içinde, gözünde (kötü) bir şey olmak, bir şer, bir cürum işlemek üzere bulunmayı ifade eder. NEGU = Gözün içi'ne üç ayrı kavram girer: a- Bir cisim batabilir. b- Takdire mazhar kişi, mecazen göze girer. c- Bir de, ANI, HAYAL gibi canlanan bir görüntü de gözümüze girebilir ve film şeridi gibi resmi geçit yapabilir. 31) NEGUM KI XHEWOEN = gözün içine maddi bir şeyin vurması yani batmasıdır. 32) NEGUM JEHAN = Herhangi bir olumlu özelliği nedeniyle takdir edilen birinin mecazen göze girmesidir. 33) NEGUM KI JEBGKEN = gözün içine atlayan kelime anlamıyla ve zeka, beceri, atiklik gibi vasıflarla ister istemez kendini sevdirmek, ani ve zoraki kendini kabul ettirmektir. Yine, göze atlayan anlamındaki NE JEBGKE tanımı da, böyle afacan kişiye isim olmuştur. 34) NEGUM KI JEHAN = gözün içine (bir hatıra, bir tahayyül gibi) bir görüntünün girmesi; 35) NEGUM KI JEHOEN = böyle bir görüntünün gözün içine düşmesi, aniden canlanması; 36) NEGUM JEGKİN = Anıların göz içinde geçişmesi, adeta resmi geçit yapması; 37) NEGUM JEGKİJİN = Bu hatıraların gözümüzde yeniden canlanmasıdır. Yukarıdaki Göz içi = NEGU kelimesinden başka ve benzerliği nedeni ile onunla karşılaştırılabilecek bir de NE-GK'U kelimesi var ve gözlerin bulunduğu yanakları, çehreyi ifade eder. Okunuşu; Yakışan ve yakışmayan (yani ayıp) anlamındaki YEGK'U / YEMIUGK'U gibi seslendirilir. Örneğin; PLA = kızmış, kızarmış kelimesi ile yapılan NE-GK'UPLH; kızarmış yanağı, yani alyanağı tanımlar. HA NEGK'U denildiğinde köpek suratlı denmiş olur, mecazen (köpek gibi) arsız, utanmaz, yüzsüz demektir. Yİ NEGK'UM UPLE MIHKUN = suratına bakılmaz kötü kişi, Yİ NEGK'UM DAWRU WUİPLEN? = (utanmadan) yüzüne nasıl bakarsın? NEGK'UR ZEEHAN yahut ZEXHEHAN = çehrenin bulanması, karma karışık olup birbirine girmesi, kelime anlamıyla, kızma ve üzülme neticesi suratın asılması, NEGK'UR ZIUXHİJIN = Yukardaki surat karışıklığının açılması, kızgınlık ve üzüntünün dağılıp uzaklaşmasıdır. 38) NEGK'UR GUM Yİ ĞUNGES = yüz kalbin aynasıdır anlamındadır. 39) NE-PE-GU: NA-PE = Göz ve burnun tanımladığı yüz, surat demektir. NE-PE-GU ise, (mesela, yumruğu yerleştirmekle övünülen) suratın ortasını ifade eder. 40) Aynı şekilde, PE-GU = burnun ortasını, 41) Sırt anlamındaki JZIB kelimesi ile yapılan JZIB-U-GU kelimesi sırtın ortasını, 42) Çok kullanılmasa bile, A-JZIB-U-GU = elin sırtının (el üstü = A-JZI-U'da denilen) elin dışının tam ortasını, 43) Bel anlamındaki BĞİ ile yapılan BĞİ-GU kelimesi de belin ortasını, 44) Göğüs, döş ifade eden BĞA ile yapılan BĞA-GU kelimesi de göğsün, döşün ortasını gösterir. 45) Et anlamındaki LI eklenerek yapılan ve pişmiş tavuğun makul bir parçası olan BĞA-LI-GU-BE kelimesi de Göğsün orta eti anlamındadır. Bu kelimedeki GU-BE bölümünün aslı Ön ve Bağır anlamıyla GU-PE olabilir ve bu takdirde BĞA-LI-GU-PE; daha açık bir şekilde göğüs önü eti demektir. 46) BZE-GU = Dil organı: Evvela, BZE; konuşulan dil, yani lisan ve aynı zamanda bir lisana mensup (ona ait) söz demektir. Örneğin, TURKUBZE = Türkçe, ADIYEBZE = Adığece, KHABARDEYİBZE = Khabardeyce, HATIKOYIBZE = Hatıkoyca gibi. Bu BZE kelimesine (bir fonksiyonun merkezi yani organı) anlamıyla GU eklendiğinde ise, konuşma organını isimlendiren BZE-GU yapılır. Ve bu zengin kelime aynı zamanda Tad alma duyusunu fiilen gerçekleştirdiğimiz dilleme / dilimizle yalama anlamındaki YEBZEYİN kelimesini de içerir. Özetle, BZE-GU; öncelikle konuşma ve bu arada yalama / tat alma organı olan dildir. 47) Yİ BZE-GU KI HURİDZIN = dilini fırlatarak birine göstermektir. 48) Basit anlamlarıyla dil-kalp-burun gibi enteresan bir üçlüden oluşan BZE-GU-PE kelimesi de; konuşma ve tat alma organının burnu, yani dil ucu dur. 49) BZE-GUM yahut BZE-GU-PE-M ULHIN / UTIN deyimi, hatırlanmak üzere bulunan bir şeyin dilin (ve U = dudağın) ucunda olmasını ifade eder. 50) BZEGUR SE YİXHA / YİXHIĞ = Dil, yalın (kınından çıkarılmış) bıçak (kılıç) gibidir. 51) S'UH LHEPKIM YİPSER YİBZEG'U = İnsan soyunun canı dilidir. 52) BZEGUM S'UHXHER ZIREYĞAŞXHIJ = Dil insanları birbirine yedirir. 53) BZEGUM DUNEYR YE'AT = Dil, dünyayı kaldırır. 54) FOWUBZEGU ZIHOJIN = Menfaat için birine bal dilli davranmak, tatlı dil dökmektir. 55) BZEGU AFV'U, GU VFEY tanımlaması = Dili tatlı da kalbi pis anlamındadır. Ana kaide olarak, yalın haliyle BZE sözcüğü lisan/söz demek ve organ anlamıyla GU eklenerek yapılan BZE-GU kelimesi de konuşma organı Dil'i ifade etmekle birlikte, sözün gelişine uygun olarak "Lisan/söz" ve "dil organı" kavramları, biri diğerinin yerine ve bazen her iki manayı da içerecek şekilde kullanılmıştır. Mesela Türkçe ve Arapça'da olduğu gibi pek çok lisanda da Dil kelimesi hem konuşulan lisanı hem de konuşma organını ifade eder. Çeşitli örnekler: BZE-A-GO = Küt dilli, dili küt yani dilsizdir. BZE-MI-U' : Evvela OEN = Söz söylemek, seslenmek, ünlemek anlamlarını taşır. ĞA-OEN = söyleneni ünletmek, (haberi) yaymaktır. Söyleneni söylemek anlamındaki OER OETEN kelimelerinden kısaltılarak yapılan ORUWATE; Söylenti'dir ve kısaca nakleden kişiye de denebilir. THA-OEN = Tanrıya seslenmek, arz etmek anlamıyla Dua ve Tanrı ismi anılarak, Allah adı (veya mukaddes bir şey) üzerine yapılan Yemin'dir. Söz konusu OEN fiilinin kökü U = Dudak ve fiilin aslı da U-EN olup, Dudaktan seslenmek'tir. Çekiç yahut patlayan top sesi için de U-EN yahut O-EN fiili kullanılmakta ise de aslı, dudaktan, hatta insan dudağından ses çıkarmak ve hatta anlaşılır söz çıkarmak, (PSELHEN gibi) Söylemek'tir. Aynı kökten Dinlemek anlamında üretilen DE-OEN / YE DE-U-N kelimelerinin aslı da, bu Söyleneni dinlemektir ve atalarımız: aa) BP'OEN NAHRE DE-OEN = Konuşmaktan ziyade söz dinlemek (iyidir). bb) WU MI-DA'OME VU OE-HKUN = Söz dinlemezsen ünlenirsin, yani ZI-MI-HK'U / MI-JE = Bir olmaz / yapılmaz şey yaparsın da, kötü bir namın, söylentin olur demişlerdir. Netice olarak, Dil anlamındaki BZE sözcüğüne olumsuzluk eki "MI" ile OEN fiilinin kısaltılmışı "U" eklenerek yapılan BZE-MI-U' kelimesi; seslenemeyen, söz söyleyemeyen dili, yani BZE-A-GO gibi Dilsiz'i tanıtır ve mecazen derdini anlatamayan, adet-görenek bilmeyen anlamı da vardır. 56) ZİBZE-GU (ZİBZE) WUMIJŞEM WUAXHEHAME WU BZE-MI-U' = Lisanını bilmediğin topluluğa girersen dilsiz sayılırsın. Meramını anlatamadıkları için şefkate muhtaç hayvanlar da, BZE Zİ-MI-A THAMIŞGKE = dili olmayan zavallı yaratıklar olarak nitelendirilmişlerdir. Bütünün bir bölümü, genellikle yarısı olmayan = NIKO ve diğer bölümüne muhtaç = HO-NIKO kavramları ile yapılan BZE-NIKO kelimesi; tam ve mükemmel konuşmaya muhtaç, yarı/noksan dilli, yani peltek-pepe (ve biraz da adet-görenek bilmeyen) kişiyi ifade eder. 57) BZE-GU-REF kelimesi de; sürüklemek, oradan oraya sürüklemek anlamındaki LHEFIN / ZIRİLHEFEN fiillerinden üretilmiş ve dilini ağız içerisinde oradan oraya sürükleyen, rahat kullanamayan anlamıyla peltek, pepe demektir. Sağlam anlamında BIDE kelimesi ile yapılan ve Türkçe "ağzı sıkı" deyiminin karşılığı olan BZE BIDE = Sağlam dil, sıkı dilli; ZİBZE BIDEM NASIP YİES = Dili sıkı, sağlam olanın, yani sır tutabilenin, geveze olmayanın şansı vardır, kısmetlidir. Bir şeyi sakınmak, koruyup kollamak, hata yapmamaya dikkat ve itina göstermek anlamındaki HO-SAKIN fiili ile yapılan BZEM HOSAKIN / HO-M-SAKIN = Diline hakim olup, sakınmak ve karşıtı, sözünü sakınmamak, hiç dikkat etmemek; WUİBZEM KI-U-HAR JUMUA = dilinin ucuna uğrayanı (geleni) söyleme! Çok kötü bir söz söyleyen için denen WUİBZER PUH = Dilin kopsun; WUİBZER (WUİJER) WUBID = dilini (ağzını) tut, gevezelik etme; YİBZER YİWBUDAS = Felç gibi bir hastalık sebebiyle dili tutuldu veya aşırı heyecan, şok gibi bir nedenle nutku tutuldu, konuşamaz oldu anlamındadır. 58) Sert bir şeyi yumuşatmak, pelte hale getirmek ve bağlı bir şeyi çözmek anlamındaki ĞA-TDE'TEN fiili ile yapılan Yİ BZE-GU (Yİ BZE) KE ĞA-TE'TEN = dilini yumuşatmak, çözmek yani konuşmayanı konuşturmak; 59) BZEGUR ZE VFENEN = dilin takılıp dolaşması, yani bir an için konuşamamak; YİBZEM YEDZEKAJİN = Kazara veya pişmanlık yahut şaşkınlık belirtisi olarak kendi dilini dişlemek yani ısırmaktır. ZEZ = safra; NAHRE NAH = bir şeye kıyasla daha, DİG = Acı-buruk-ekşi; FOW = bal; AFV = tatlı, GATE = kılıç, JAN = keskin anlamında olmak üzere; "BZER, ZEZIM NAHRE NAH DİG, FOWUM NAHRE NAH AFV, GATEM NAHRE NAH JAN" atasözü; "Söz, safradan acı(buruk-ekşi), baldan tatlı, kılıçtan keskindir" anlamındadır. BZE kelimesine birleştirici "A" sesi ile birlikte, kötü anlamına gelen GE eklenerek yapılan BZE-A-GE = Söz bakımından kötü, yani arsız demektir. Her türlü huysuzluk için de söylendiği gibi, yerine göre biraz da takdir içeren korkusuz, yiğit anlamında da kullanılabilir. Yukarıdaki BZEAGE = Arsız kelimesine, yine kötü, fena anlamındaki EY ilavesi ile kısaltılarak yapılan, yani BZE kelimesine kötü anlamında iki ayrı sözcük; GE ve EY takılarak türetilen BZEGE-Y ise; Arsızın kötüsü, iyice arsız, çok arsız demektir. Ağız = JE kelimesi ile yapılan JE BZAGE ise, Arsız ağız yahut, Ağız ve dili kötü, yani incitici, acı sözlü kişidir. Tek başına kullanılmasa bile, aynı şekilde NE = göz kelimesi ile yapılan NE-A-GE kelimesi de; göz bakımından kötü, yani sert, fena bakışlı demektir. BZEGE-NAGE ikilisi de; hem dili, hem gözü kötü, yani sözü ve bakışı acı, saldırgan, tehditkar, bu haliyle toplum dışı, kısaca yaramaz-kötü kişiyi anlatan bir deyimdir. (FE-A-GE sıfatı da derisi, yüzü kötü kelime anlamıyla çirkini ve soluk benizliyi tanımlar.) Yukarıda (m-n-o-p) şıklarında yazılı ve BZE = Dil-söz köklü olup özetle arsız-huysuz ifade eden BZE-A-GE grubu kelimelerin; başına (göreceli olarak) "daha" anlamında NAH getirilerek, daha arsız, kötünün kötüsü, yahut sonlarına "oldukça" anlamında DIDE veya ŞE ekleri takılarak oldukça arsız, veya, "çok" anlamında KOD veya BE ilavesi ile çok arsız anlamında yapılan bileşik kelimelerle kavramlar zenginleştirilmiştir. Örneğin; NAH BZEGE NAGE WU-M-ĞOTIN = Daha huysuz/yaramazını bulamazsın; BZEGE DIDE = oldukça arsız, iyice yaramaz; BZEGE-Y-I-ŞE = oldukça arsızın kötüsü; KODU JE BZAGES = Ağız ve söz bakımından çok arsız. BZEGU/BZE kelimelerine götürmek, taşımak anlamındaki (HIN) fiili takılarak türetilen kelimeler: 60) BZEGU-HIN = Söz götürmek'tir. Olumsuzluk eki "MI" ilavesi ile yapılan BZE-MI-H = Söz götürmeyen demektir. 61) Bunun tam karşıtı BZE-GU-H ise; Söz götüren, insanlar arasında söz taşıyan, yahut taşıyıcı dil kelime anlamıyla dedikoducu'nun sıfat ve ismi olmuştur. 62-63) BLI = 7 sayısı olmak üzere dedikoducunun vasfı da BZEGUHIR (BZEGURIHIR) BZEGU-İ-BL atasözüne göre, dedikoducu sadece duyduğunu taşımakla da kalmaz, bildiğine pek çok ilave ve iftiralar da katar, adeta yedi dillidir. 64) YİXHİN = İçinden çıkarmak fiiliyle yapılan GU-R-İXH (GUR YİZİXH)= Yüreği yerinden çıkaran demektir. BZEGUH GURİXH ikilisi de; dedikoducunun yürek çıkaran, yani yürek hoplatan, can yakan türünü tanımlayan bir deyimdir. 65) BZEGU ZIREYHA = Yanında her zaman dedikodu türü malzeme taşıyor, hazır bulunduruyor, hep dedikodu yapıyor; 66) BZEGU HO-HIN = Birisi hakkında/aleyhinde söz götürmek, dedikodu yapmak; 67) BZEGU ZE-HO-HIN = Birbiri aleyhine söz götürmek, karşılıklı dedikodu yapmak; 68) Yeniden geri taşımak, yani geri getirmek anlamındaki KI-HUİ-HI-JIN kelimesiyle yapılan ve Türkçe "dilinin belasını çekmek" deyimine benzeyen YİBZEGU KIHUİHIJIN deyimi de; kişinin başkası aleyhine dedikodu ile amaçladığı kötülüğü, yahut karşılık olarak hakettiği belayı, dilinin kendisine geri getirmesi'dir. "GU" sözcüğüyle yapılan ve bir iş merkezi, yol, bölge-alan-arazi, coğrafi alan, ülke-vatan, dünya-yeryüzü, gökyüzü gibi, özetle en küçüğünden en büyüğüne kadar BİR YER ifade eden kelimeler: Evvela, yukarda geçen A-GU, LHE-GU gibi kelimeler de, "merkezi" anlamlarının yanında, bu grup kavramla da ilgilidir ve bedenin yahut organın bir bölümünü ve özellikle merkezinin, tam ortasının etrafındaki küçük bir alanı ifade etmektedirler. Ve özellikle, LHE-PE-GU = Ayak ucu bölgesi, ayağın dışında küçük bir alandır. Şöyle ki: 69) JZE-GU = Ocak: JZEN = Pişmek ve ĞA-JZEN = Pişirmek fiilinden kısaca alınan JZE ile, buradaki özel anlamıyla (bir fonksiyonu ifa yerini, iş merkezini) ifade eden GU sözcüğü birleştirilerek; Pişme yeri, pişirme merkezi, yani ocak demek olan JZE-GU türetilmiştir. 70) BJE-GU = Avlu: "Kapı" karşılığı BJE kelimesine "Alan-bölge" anlamıyla GU sözcüğü eklenerek yapılan BJE-GU kelimesi, -binanın içinde değil, dışında kalan bölge olmak üzere- kapı (önü) alanı, yani avludur. (Buna benzer bir de, kapı önü demek olan BJE-U-PE kelimesi de vardır. 71) ĞO-GU = Yol: Tartışmasız "yol" demek olan bu kelime, eki, bileşiği olmayan, yani tek ve bütün bir sözcük olabilir. Ancak, özellikle aşağıda açıklanan ve GU sözcüğünün bölge-alan-saha ifade eden manasıyla türetilmiş kelimelerin çokluğu ve muntazam silsilesi nazara alındığında, ĞO-GU kelimesinin de GU sözcüğüyle türetilmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Şöyle ki: ĞO = Yuva, in demektir. ĞO-A-NE kelimesinin delik ifade etmesi de, atalarımızın ilk tespitine göre İnin gözü kelime anlamında teşekkül etmiş olacak. Ve ĞO-NE-DES denilen tahtakurusu ismi de; tahtaya oyduğu Yuva gözünde, yani deliği içerisinde oturan anlamındadır. Hepsi birer filozof icadıdır. (ĞO sözcüğünün konumuzla ilgisiz ikinci anlamı da Sarı olup, yukarıdaki Yuva gözü = ĞO-A-NE kelimesinin tam tersyüz edilmesiyle yapılan NE-A-ĞO kelimesi bu defa, Sarı Göz, yani sarışın demektir ve dili bilen bunları hiçbir zaman karıştırmaz.) Söz konusu Yuva = ĞO kelimesine, bölge-alan anlamıyla GU sözcüğü eklenerek yapılan ĞO-GU ise; Yuva bölgesi, yani yuvaya geliş gidiş alanı'nı ifade eder. Bu saha, öncelikle yuva sahibinin ve yuvasına gelen-gidenin (KA GK'O / NA GK'O) kullanıldığı bir güzergah olup, iptidai (ilk, basit) oluşumu yuvadan ve BJE-GU = Avlu'dan başlar, haliyle ince uzun bir alandır, dönüp dolaşıp gelinecek yer yuvadır, her yol yuvaya çıkar ve her yuvanın zorunlu olarak bir yolu olacaktır. Özetle, ĞO-GU kelimesi öncelikle yuva ile ilgilidir. Sonradan zamanla, her türlü geliş gidiş istikamet ve güzergahına da, yuva manası hiç hatırlanmaksızın Yol = ĞO-GU denile gelmiştir. Not: Av. Mustafa Domaniç'in de önemli katkısı bulunan bu yazı, ĞO-GU ile ilgili pek çok kelime ve deyim örnekleriyle devam edecektir. Eleştirilerinizin 0 212- 244 54 52 numarasına fakslanması temenni olunur.+''+Hayri Domaniç
Tehdit Altındaki Dillerin Geleceği
Kaybolmakta Olan Bir Dil Nedir? Bugün dünyada 6000 dil mevcuttur ve bunların yarısının kaybolma tehdidi karşısında olduğu tahmin edilmektedir. Çoğu durumda, iki ya da birçok dilin bir arada yaşaması, içlerinden birini yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakır: Gerçekten de, yerleşik bir fikrin tersine olarak, çokdillilik konumlanışları, tekdillilik konumlanışlarından daha yaygındır. Çokdilliliğin egemen olduğu bir konumlanışta, bir dilsel cemaat, çocukları babalarınkinden başka bir dili kullanmayı yeğledikleri zaman, potansiyel olarak tehlikededir. Aynı şekilde, bir dilsel cemaat, eğer dili ve ekonomisi egemen durumda olan komşu cemaat, azınlıktaki yerel dili ortadan kaldırmaya yönelirse, tehdit altına girebilir. +''+ Burada, bir dili konuşanların sayısı ve yaşları işlevinde, o dil için pek çok zafiyet dereceleri ayrıştırmak gerekmektedir: Eğer o dili konuşanların en genç olanları 20 yaşında ise, dil yalnızca tehdit altındadır; eğer 50 yaşında ise, kaybolma yolundadır; eğer yalnızca çok yaşlı bazı kişiler o dili konuşuyorsa, can çekişmekte olduğu kabul edilir. Nihayet, eğer artık hiç kimse o dili konuşmuyorsa, elbette ölmüştür. Yine de bu son durum çok büyük ihtiyatla ele alınmalıdır, çünkü, ölmüş olduğu kabul edilen bazı dillerin yeniden yüze çıktıkları görülmüştür: Bir dil, kâh, İsrail devletinin kuruluşu sırasında İbranice'de olduğu gibi, çok güçlü bir siyasi irade sayesinde kendi külleri arasından yeniden doğar (ama burada tümüyle istisnai bir durum söz konusudur); kâh, gerçek pratiklerden habersiz oluşumuz, bizi kamusal erklerin haberi olmaksızın konuşulmakta olan bir dili yanlış olarak, ölü saymaya götürür. Eski Sovyetler Birliği'ndeki durum budur; burada, Sibirya'nın bazı dilleri uzun yıllar ölmüş olarak kabul edildikleri halde, gizliden gizliye konuşulmuştu. Tekdilliliğe Karşı Çokdillilik Uzunca bir süre, tekdil konuşan insanlar, azınlık dillerinin gereksiz ve sınırlı olduğunu düşündüler: Dolayısıyla onları egemenlikleri altına almaya, hattâ ortadan kaldırmaya çalıştılar. Bu, hiçbir direnişle karşılaşmayan bir proje oldu, çünkü, maalesef , küçük dilsel cemaatler, kendiliklerini, egemen dili benimsemeye mecbur hissettiler, oysa ki, ve bu konuya döneceğiz, azınlıktaki bir dili konuşanların, kendi etnik ve dilsel kimlik/özdeşliklerini korumalarına imkân vermek gerekir. İkidilliliği ya da çokdilliliği norm olarak benimsemek, bu tahripkâr sarmalı kırmak için iyi bir yol olurdu. Beri yanda, bir perspektif problemi de sık sık orta yere gelmektedir. Egemen bir dili konuşan insanlar, genellikle tekdillidirler ve tekdilliliğin norm olduğuna inanma eğilimindedirler, oysa ki, gerçekte Yeryüzünde var olan dillerin %50'si ikidilli ya da çokdilli insanlar tarafından konuşulmaktadır: Yeni Kaledonya'da, Papua Yeni Gine'de, Filipinler'de, Hindistan'da, İsviçre'de, Özbekistan'da, Orta Asya'da -yalnızca bu örneklerle yetinerek- halklar çokdillidirler. Çokdillilik lehinde çalışan bir başka argüman daha vardır: İkidilli ya da çokdilli bireyler, tekdilli öznelere kıyasla daha yüksek entelektüel yeğinliklere sahiptirler. Gerçekten de, onların bellekleri daha etkin ve daha seçicidir çünkü dilsel ve kültürel daha çok evreni depolamak zorundadırlar. Ve öğrenim yeğinlikleri de aynı şekilde daha geniştir; bu nedenle, yeni bir durum karşısında, değişime olumsuz, hattâ saldırganca tepki gösteren tekdilli insanlardan daha kolay bir şekilde uyum sağlarlar. Azınlık Diller Neden Korunmalıdır? Her dil dünyaya ilişkin benzersiz bir görüyü temsil eder, ve bu dil kaybolduğunda, onunla birlikte insan düşüncesinin, yazılı ya da sözlü edebiyatın ve mitolojinin bütün bir kısmı da yok olup gider. Gerçekten de, her dil, izlerini ve tarihini taşıdığı tikel bir etik kimlik/özdeşliğe tekabül etmektedir. Bu kimliğiyle, dil, insanlığın en başta gelen mirasıdır. Ulusal düzeyde, sorunlar aynı sorunlar değildirler, çünkü bir cemaatin dilini korumak onun haklarını da korumak demektir ve bu da, ulusal birlik kaygısı taşıyan yönetenleri, toprakları içinde konuşulan yerel bir dilin aşınmasına karşı mücadele açmaya hiçbir şekilde teşvik etmez. Dolayısıyla halihazırdaki durum uzun bir zaman fazla parlak olmamıştır: Bazı uzmanlar, XXI. yüzyılın sonundan önce, bugün yaşamakta olan dillerden %90'ının kaybolmuş olacağı tahmininde bulunabildiler! Ama, otuz yıl önce, oldukça kabul edilebilir gibi görünen bu öngörüler, ne mutlu ki, artık o kadar da kabul edilebilir değildirler. Bunun iki temel nedeni var. Bir yandan, hükümetlerin dilsel politikaları radikal bir şekilde evrim geçirdi: Bu politikalar eskiden baskıcı ve tahripkâr olma eğilimindeyken, bugün giderek daha dışa açık görünmekte ve azınlık dillerin gelişmesini desteklemektedirler. Örneğin, hükümetin Kızılderililer ya da Eskimolar karşısındaki tutumunu değiştirmiş olduğu Kanada'da olan budur, aynı şekilde, Aynu'lar karşısında, özellikle dilsel alanda bir açılma politikası uygulayan Japonya'da gözlemlenebilecek olan da budur. Öte yandan, zihniyet iklimlerindeki bu değişiklik yalnızca egemen (ve genellikle çoğunluk) grupta ortaya çıkmamaktadır: Eşzamanlı olarak, dünyanın her köşesindeki birçok azınlık gruplar da, özellikle de Asya, İskandinavya ve Japonya'da, kendi etnik kimlik/özdeşliklerini yeniden keşfetmişlerdir. Dilsel azınlıklar da, aynı şekilde, kendi dillerinin taşıdığı önemin bilincine varmışlar ve bu dili koruyup mirasçılarına aktarabilmenin yolları üzerinde kafa yormaya başlamışlardır. Bundan ötürü, ikidillilik ve çokdillilik, atıfları haline gelmiştir. Eskiden, kendini kökensel dilinde ifade etmek, o dilin taşıyıcı bir dilin altında yer aldığı koşullarda, toplumsal açıdan hiç de kolaylaştırıcı olmadığı halde, kökensel dil ister istemez kısıtlı toplumsal faaliyetlerde (aile içinde, geleneksel törenler vesilesiyle) kullanıldığı halde, bugün iki ya da daha çok yerel dili kullanabilme yeğinliği, fazladan bir koz gibi algılanmaktadır:Egemen bir dil ile bir azınlık dilini konuşan halklar, kendilerini, egemen bir dil bile olsa tek bir dili konuşanlardan üstün görmektedirler. Uluslararası Bilinçlenme ve Eğitimin Baskın Rolü Bu devinime eşlik eden uluslararası bir bilinçlenme, evrimin işareti olarak yüze çıkıyor. Örneğin UNESCO tarafından hayata geçirilen Linguapax projesinin iddialı amacı, tekdil konuşan liselileri en azından ikidilli liselilere dönüştürmektir. Bu program bir başarıdır ve yakın bir gelecekte, çocukların daha kolay öğrendikleri yaş olan, 6 yaş altındaki çocuklara doğru yaygınlaştırılacaktır. Beri yanda, böylesi bir program, azınlık dillerini daha çok korumak suretiyle, küçük çocuklarda mevcut (ama genelde, çocuk büyüdükçe kaybolan) ikidilliliği korumaya da imkân vermektedir. Okulda çokdilliliği desteklemek en verimli yollardan birini oluşturur görünüyor, çünkü, eğitim sisteminde birçok dilin kullanılabildiği çokdilli ülkelerde cereyan eden şeyin tersine, az sayıda dilin konuşulduğu ülkelerde, eğitim, genelde egemen dilde yürütülmektedir. Papua Yeni Gine'de mümkün olan şey, başka yerlerde neden mümkün olmayacaktır? Bu ülkede 700'ün üstünde farklı dil vardır ve bunların üçte biri eğitim sisteminde kullanılmaktadır: Ulusal dil nüfusun ancak çok küçük bir kesimi için anadildir, ama lingua franca olarak kullanılmaya devam edilmektedir. Eğitim elbette yazı üzerinde temellenmiştir ve şüphe yok ki, yüzlerce farklı dilde okul kitabı hazırlamak mümkün değildir. Bununla birlikte, Avrupa'da bile, çokdilli bazı bölgelerde, eskiden okullarda birçok dil kullanılıyordu: Dolayısıyla projemiz açısından özellikle zengin derslerle dolu olabilecek bu sistem tipinin yeniden keşfi yanlış olamayacaktır. İlkokulda, altı farklı dil konuşan çocuklar aynı bir sınıfta toplanabilirler: Genel eğitim egemen dilde yapılacaktır, ama, günün belli bir saatinde, sınıf, küçük gruplara ayrılacak ve her bir grup, mensuplarının azınlıktaki ana dillerine tekabül eden tarihi ve mitolojiyi öğreneceklerdir. Böylece, çocukların kendi dillerini konuşmaktan gurur duymalarına ve bu dilin aktarımını sağlamalarına yardımcı olunabilecektir. Bundan birkaç yıl öncesine kadar, pek az dilbilimci kaybolmakta olan dillere ilgi duyuyordu. Nitekim, aralarından birçoğu, dilin, Homo sapiens'in gelişmesinin sonucu olduğunu ve her dilin yapısının birbirinin eşi olduğunu düşünüyordu. Bu kurama göre, her dil, dünyayı aynı bir sayıdaki basit kavramlara bölmekteydi. Ama bugün bu kuram, çok sayıdaki egzotik diller üzerinde yürütülen direnleştirilmiş araştırmalar sonucu gündemden düşmüş bulunmaktadır. Bir dönem, bazı uzmanlar, İngilizce konuşulduğu andan itibaren, başka dilleri öğrenmenin gerekli olmadığını ve de İngilizceyle, insan diline ilişkin her şeyi anlamanın mümkün olduğunu düşünüyorlardı! Dilbilimciler, sonunda, her dilin biricik olduğunu ve farklı bir dünya görüsü yansıttığını anladılar. Dolayısıyla azınlık dilleriyle ilgilenmeye ve bunlardan bazılarının ortadan kalkmasından endişe etmeye başladılar. Aralarında Uluslararası Felsefe ve İnsan Bilimleri Kurıılıı ve Uluslararası Dilbilimciler Sürekli Komitesi'nin de yer aldığı çeşitli Hükümet Dışı Örgütlerinin eylemi, devletleri dil eğitimini desteklemeye yöneltti. Şu anki durumda neyi akılcı olarak düşünebiliriz? Bundan birkaç yıl önce bir Kaybolmakta Olan Diller Atlası yayımladık ve bu kitap düzenli olarak güncelleştiriliyor. Kaybolma yolundaki dillerin sayımını yapan ve böylece bu dili konuşan insanları onu kullanmaya devam etmeye teşvik eden, çok daha derinleştirilmiş daha başka dilbilimsel çalışmalar sürdürülmektedir ve yayım aşamasındadır. Şüphe yok ki, bu çalışmaların var olması, hayıflandığımız bir konumlanışa işaret etmektedir: Bugünkü durumda, çok sayıda dil can çekişir durumdadır ve onu konuşanların gözünde bile hiçbir değer taşımamaktadır. Ama birkaç on yıl öncesine kadar düpedüz ölmüş olan ve bugün her biri 100'ü aşkın insan tarafından her an kullanılan elli kadar dil biliyoruz. Bunlar, bu dillerin ve bu azınlık kimlik/özdeşliklerinin geleceği konusunda bizi iyimser kılan olumlu değişikliklerdir ve dillerin kaybolmasının bir gün son bulacağını ummayı sürdürüyoruz. Her türlü şıkta, yüz yıl içinde dillerin %90'ının kaybolacağına ilişkin kehanet somutlaşmamak zorundadır: 2100 yılına kadar, bugün var olan dillerin %40 ila %50'si yine konuşuluyor olmak zorundadır. Burada başat (ama önemi yeterince algılanmayan) bir hedef, ulusal çerçeveleri aşan bir proje söz konusudur ve bu projenin gerçekleştirilmesi için uluslararası kurumların yardımı belirleyicidir. * Uluslararası Dilbilimciler Sürekli Komitesi Başkanı, Dilbilim Profesörü, Australian National University'de Araştırma Müdürü. Avustralya Bilimler Akademisi Başkanı. Atlas of tlıe World Languages in Danger of Disappearing l Dünya Kaybolma Tehlikesi Altındaki Diller Atlası (1996) ııe Atlas of Languages of Intercultural Communication in the Pacific, Asia and the Americas l Pasifik, Asya ve İki Amerika'da Kültürlerarası İletişim Dilleri Atlası (1996) Yayın Yönetmenip> [İdea Politika-Demokrasi ve Siyaset Kültürü Dergisi, Bahar 2001, sayı:2001/10'dan alınmıştır.]small>p>+''+Stephen Wurm
Wubıh
Wubıh dili denince akla ilk gelen kişi ''Son Wubıh'' olarak isimlendirilen Tevfik Esenç'tir. Manyas'ın Hacıosman Köyünün bu efsane adamı Prof. Georges Dumezil ile yıllarca çalışarak bu dile emek vermiş ve dilin kayda geçirilmesine olanak sağlamıştır ancak ''Bir dile, bir ömür yetmiyor'' diyerek dile ait yapılacak bir çok şey olduğunu dile getirmiştir. +''+ Dünyada var olan diller arasında öğrenilmesi en zor dillerden biri olan Wubıh dili üzerinde kaynak kişi olması bakımından Tevfik Esenç dilbilimci akademisyenlerin ilgisini çekti. Wubıh dili ''Sessiz Harfler Senfonisi'' olarak tanımlanabilir. Diğer Kafkas kültürlerinde olduğu gibi kadına verilen önem dildeki karşılığından da anlaşılabilir. ''Kadın'', ''Sabah Yıldızı'' anlamına gelirken, kadınlara ''siz'' diye hitap edilir, buna karşın erkeğe ise ''sen'' diye hitap edilirdi. Ünlü Kanadalı dilbilimci J. Catford, kitabında ''Dillerin Dağı'' diye adlandırdığı Kafkasya için, kendisi dahil olmak üzere bir çok dilbilimci özelde zorluğu nedeniyle Wubıh diline ve diğer Kafkas dillerine ilgi göstermişlerdir. Macar J. Von Mészaros, yaptığı araştırmalarda Wubıh dilinde Wubıhların kendilerine, "Paekh" ve lisanlarina da "Paekhy" dediklerini yazmıştır. (J.Von Mészaros: Die Paekh-Sprache. Chicago 1934.) Fransız Akademisi (College de France) üyesi 30 civarında dil bilen Prof. Georges Dumezil, 1925 yılında İstanbul'da dinler tarihi dersi vermeye geldiğinde, yok olmaya yüz tutan Wubıh dili hakkında da çalışmalar ortaya koyar. Wubıh dili metinlerin ile diğer Kafkas dilleri ile karşılaştırmalı örneklerinin verildiği çalışmalarda bulunur, ''La langue des Oubykhs'' ve ''Le Verbe Oubykh'' adlı çalışmalarda bulunur. Prof. Georges Dumezil ölmeden önce Wubıh dilinin sözlüğünü çıkarmak istiyordu, fakat ömrü maalesef buna yetmedi. Aynı çalışmalar günümüzde Wubıh dili üzerinde en büyük otorite sayılan adaşı Prof. Georges Cherahidze tarafından Paris'te yürütülmektedir. Wubıh dili ile ilgilenen bir başka dilbilimci de Alman dilbilimci Prof. Adolf Dirr'dir. 1898 yılında İzmit-Kırkpınar'da çalışmalarda bulunan Danimarkalı Age Benediksen'in el yazısı ile tuttuğu notları, 1913 yılında Kafkasya öğretim bölgesi müfettişi ve Adıge dili üzerinde çalışan L. Lopatinsky'den alan A. Dirr, aynı yıl St. Petersburg'daki imparatorluk bilimler akademisi tarafından da Küçük Asya'ya gitmek ve Wubıh dilinde kurtarılabilecek ne varsa kurtarmakla ve korumakla görevlendirilmişti. Lopatinsky ve Uslar'ın Wubıh dili ile ilgili çalışmalarını da yakından takip eden Dirr'e göre, her Wubıh üç lisan biliyordu; Adıgece, Türkçe ve göreceli olarak (daha az) Wubıh dilini biliyorlardı. A. Dirr'e göre bu dilde güvenilir materyaller elde etmek oldukça güç bir işti. A. Dirr, 1924 yılında Gerhard Deeters ile beraber çıkarmaya başladığı ''Caucasica'' adlı bilimsel dergisiyle Kafkas biliminin yaygınlaşıp tanınmasına büyük katkılarda bulundu. 1934 yılına kadar yayımlanan Caucasica'nın yönetimini Adolf Dirr'in ölümünden sonra ise Gerhard Deeters üstlendi. Wubıh dili ile ilgilenmiş bir başka değerli dil bilgini ise Norveç'li Hans Kampstrup Vogt'dur. İlk makalesini 1930 yılında Ermeni dili üzerinde ''Les deu themes verbaux de l'armenien classique'' ismiyle yayınlamıştır ve bu yıllarda Gürcü dili çalışmalarına da başlayan H. Vogt, 1932-1933 yıllarında Gürcistan'da bulundu. "Esquisse d'une grammaire du georgienne moderne" adlı araştırması, modern Gürcü dilinin ilk bilimsel çalışmasıdır. Asıl ilgi alanı Gürcü dili olmasına rağmen, Hans Vogt'un, Tevfik Esenç ile birlikte hazırladığı Wubıh dili sözlüğü, dile yapılmış en önemli katkıdır. (HansVogt: Dictionnaire de la langue oubykh, Oslo 1963). Tevfik Esenç'in, Wubıh dili üzerine konuşmalarını, şarkılarını ses bantlarına da kaydeden H. Vogt, bize bu anlamda çok değerli yapıtlar bıraktı. Bu dili en son konuşan tek kişi olan Tevfik Esenç'le sadece dilbilimciler değil -film dünyası da ilgilenmiştir. Çekimi Eylül 1987'de tamamlanan ''Son Sesler'' adlı, belgesel-film 1-14 Mart tarihlerinde Paris'te gerçekleştirilen "Cinema du Reel Festivali"ne davet edildi. Yapımcılığını İstanbul Film Ajansının üstlendiği, Hasan Gergin'in görüntülediği bu film, anayurtları olan Kafkasya'dan kopan Wubıh halkı ve diline bir ağıttı. Wubıh dili ile ilgili Türkiye'de yapılan en önemli bilimsel çalışma Sumru Özsoy'un (Boğaziçi Üniversitesi) evsahipliğinde UNESCO tarafından desteklenen Kuzey Batı Kafkas Dilleri toplantısında gerçekleşti. Günümüzde Wubıh dili ile ilgili olan bir çok dilbilimci bu toplantıya katılmıştır. G. Cherachidze, M. Kumakhov, J. Catford, C. Paris, J. Colarusso, R. Smeets, W. Lucassen, G. Hewitt ve S. Chırıkba gibi dilbilimciler bu çalışmaya katılarak Wubıh diline katkıda bulunmuşlardır. Tevfik Esenç'in vefatı ile dili bilen kalmamıştır, kendi deyimiyle; köyündeki asırlık Meşe ağacı onunla birlikte dili bilen tek canlıydı, ancak Tevfik Esenç'in vefatı ile meşe ağacı da kurumuştur. Prof. Dr. Georges Dumezil'in, Tevfik Esenç'in Wubıh dilinde anlattığı hikayeyi dinleyerek "Etudes Oubykhs'' (1959) adlı yapıtına aktardığı hikayenin Fransızca'dan çevirisi aşağıda yer almaktadır. Kafkasya'da bir zamanlar (Hataqoap) diye biri yaşardı. Bir gün Wubıhlar Ruslara karşı büyük bir savaşa girdiler. Rus ordusunu yendiler ve bir çok askeride yaraladılar. Wubıh olan Hataqoap, yaralı bir Rus'u öldürmek üzere yaralıya eğilmişken, Rus "Beni öldürme!" diye bağırır. Böyle savaşan bir kahramanı öldürmenin utanç verici olacağını düşünen Hataqoap, Rus'u yerden kaldırır ve kendi evine götürür. Yaralarını özenle sarıp iyileşmesini bekler. Bir gün Hataqoap Rus'a "Artık istersen ülkene dönebilirsin" der. "Eğer aramızda yine savaş çıkarsa, kahramanca dövüşürüz" demeyi de unutmaz. Buna çok sevinen Rus, "Ben de senin yaptığın bu insanlığı geri ödemek isterim, sana hediye olarak da tabancamı vermek istiyorum" der. Bunu duyan Hataqoap, bu hediyeyi almak istemez "Bir kahramanın silahı alınmaz" der. Fakat Rus ısrar eder ve "Eğer bir gün olur da benim ülkeme gelirsen, beni "Tamaqan" diye ara, ben bir Prensin oğluyum" dedikten sonra ülkesine geri döner. Bir kaç yıl sonra büyük bir düğünle evlenen Hataqoap'ın bir süre sonra bir oğlu dünyaya gelir. Fakat işleri yolunda gitmez. Ve bir gün karısına Rus Prensini görmeye gideceğini söylediğinde, karısının: "Allah bugün rızkımızı vermezse; yarın mutlaka verir" demesine bile aldırmadan yola koyulur. Rus ülkesine varır ve sora sora Tamaqan'ı bulur. Tamaqan'ın huzuruna çıktığında, Tamaqan onu tanımasına ragmen adamlarına "Bu adamı baştan aşağı soyun ve Sibirya'ya yollayın, kendisine de 100 domuz vermeyi unutmayın" der. Sibirya'ya ilk gittiği sene Hataqoap'a verilen domuzların hepsi ölür. Bunu duyan Tamaqan ona bir yüz domuz daha yollattırır. 6 yıl boyunca Hataqoap'ın baktığı domuzlar hep ölür ve Tamaqan her sene ona bir o kadar domuz yollamayı ihmal etmez. 7. sene domuzların ölmediğini hatta yavrulayıp çoğaldığını duyan Prens, "Hataqoap'ı bana getirin, yıkayıp giydirin ve huzuruma çıkarın" der. Tamaqan, Hataqoap Sibirya'dan getirilip de huzuruna çıkarıldığında "Böyle yapmak bana düşmezdi, fakat sen buraya geldiğinde yüzünde insana benzer bir ifade yoktu ve iyilik de yapsam bundan istifade edemeyecektin, bir anlam çıkaramayacaktın" der. "Şimdi dile benden ne dilersen, ben bu ülkenin Prensiyim" diyen Tamaqan'a, Hataqoap ''Aman, bir şey istemem. Bana sadece özgürlüğümü ver ve ülkeme geri gönder beni, başka bir şey istemiyorum'' der. Bu isteğini kabul eden Temaqan, Hataqoap'a silahını geri verir ve "Ateşlemeden önce iyi düşün ve beni hatırla" der. Prensin verdiği at ve bir kese altınla ülkesine geri dönen Hataqoap, evine yaklaşıp da pencereden baktığında, yatağında karısının bir başka adamla yattığını görür. "Eyvah, karım ben gittikten sonra yatağımıza bir başka adamı aldı" diyen Hataqoap onları öldürmek ister. Fakat Prensin dediği aklına gelir ve sabahı beklemeyi tercih eder. Sabah olduğunda, karısının yanında yatan erkeğe, "Kalk oğlum bir misafir geldi" diyen karısının sesini duyduğunda Hataqoap " İyi ki onları dün gece öldürmemişim; yoksa karımı ve oğlumu öldürecektim" diye sevinir. Bundan sonraki yıllarını rahatlık içinde geçiren ailenin hayatı sadece masal olarak değil şarkı olarak ta söylene gelir; "Yamçın omzunun üstünde iken/ Lülen de ağzinda iken/ Ayağının her tarafı çamurlu iken/ Domuz çobanı da oldun zavallı Hataqoap/ Verdikleri yüz domuz ölüyor/ Bilmiyorum neden ben ölmüyorum/ Büyük Allah'ın kahrına uğrayan/ Uğursuz Rus dost yapmış olan/ Fakir olarak da kalmış olan/ Karısının sözünü de dinlememiş olan/ Domuz sürüsünün içinde kalan/ En büyük domuzun ismi Garji idi/ Yüzü gözü, her tarafı çamurluydu/ Domuz sürüsünün içinde kalan Zavallı Hataqoap"+''+Bgıy Talus
Kafkas Diasporası Saha Araştırmaları için Teknikler Öneriler
1990 yılına kadar diasporada yaşatılan Kafkas kültürüne ait değerler, çeşitli süreli dergiler ve sayıları birkaçı geçmeyen kitaplar aracılığı ile ve daima kişisel çabalarla araştırılmaya çalışılmıştır. 1860'lı yıllarda başlayan sürgünle anavatanlarından zorla koparılarak diasporada yaşamak zorunda bırakılan Kafkas toplumları bu süre içerisinde içe kapanık alt kültürler halinde hem kendi değerlerini hem de yaşadıkları ülkelerin hakim kültürlerini koruyarak yaşantılarını sürdürmüşlerdir. +''+ Sovyetler Birliğinin dağılma süreciyle birlikte bu toplulukların anavatanla olan bağları da yeniden kurulmuştur. Böylece diasporada yaşayan Kafkasyalıların hayatında birçok umulmadık ve yeni gelişmeler oluşmuştur. Aynı zamanda buna paralel olarak dünyanın içerisinde bulunduğu hızlı teknolojik gelişmeler diaspora hayatında da yepyeni açılımlar sağlamıştır. Böylece diasporada büyük değişimler meydana gelmiştir. Bu değişimlerden bir tanesi de çağın gerektirdiği bilgi birikimine duyulan acil gereksinimlerdir. Artık diasporada yaşayan insanlar kulaktan dolma veya sözlü anlatımlar aracılığıyla aktarılan bilgilerin yerine, bilimsel araştırmalar sonucunda tespit edilmiş, sınanmış, farklı açılardan ele alınmış, yorumlanmış ve çağın gerektirdiği normlara kavuşturulmuş bilgilere gereksinim duymaktadır. Ancak son yıllarda Kafkasya ile ilgili olarak üretilen bu eserlerde kültürel derleme ve araştırmaların yok denecek kadar az olduğu gözlemlenmektedir. Bu eksikliğin ancak bu tür konularda yapılacak yeni derleme ve araştırmaların artırılmasıyla ortadan kaldırılabileceği de bir gerçektir. Fakat diasporada bu tür çalışmaları organize edebilecek ve sistemini oluşturacak bir çatı henüz oluşturulamamıştır veya yeni yeni oluşturulmaktadır. Buna karşılık kişisel bazda yapılan çalışmalarda ise az da olsa bir hareketlilik görülmektedir. İşte bütün bu nedenlerle Kafkas Diasporasının, yaşadıkları kültürel ortamlarda derleme ve araştırma yapacak kişilere her zamankinden daha çok gereksinim vardır. Toplum olarak içimizde bu tür çalışma yapabilecek kişileri harekete geçirmek ve bilgi üreticisi konumuna taşımak zorundayız. Gençlerimize ve potansiyel üretici olan düşünen insanımıza ancak "Okuyan ve Araştıran" toplumların varlıklarını koruyabileceklerini mutlaka kavratmak gerekmektedir.Elinizdeki bu kitap da bir süredir yapmakta olduğumuz saha araştırmalarından elde edilen tecrübe ve deneyimlerin, çeşitli kaynaklardan derlediğimiz temel bilgilerle harmanlanması sonucunda şekillenmiştir. Genel amacıyla bu çalışma: Yaşadıkları veya ilgi duydukları çevrelerde halk biliminin kapsamına giren konularda kültürel derleme çalışması yapacak amatör araştırmacılara kaynaklık yapmak ve bazı pratik önerilerde bulunmak için hazırlanmıştır. Şüphesiz ki bu tür bir çalışmada bir çok eksiklikler bulunacaktır. Ancak bu eksiklikleri yok etmeye çalışmak da başlı başına bir çaba ve oldukça uzun bir süreç gerektirmektedir. Bilgi ve uzmanlığın "seviyesi ne olursa olsun" paylaşıldığı ölçüde bir anlam kazanacağına inanıyor bütün bu eksiklikleri baştan göze alarak, eksikliklerin süreç içerisinde farklı ilave yayınlarla çözümlenebileceğini düşünüyoruz. Ayrıca burada ileri sürülen öneri ve yorumların ne kadar eksik yönü de olsa mevcut haliyle bile, genç araştırmacıların kişisel veya grupla yapacakları araştırmaları sırasında karşılaşabilecekleri olası tatsız sürprizlere karşı uyarıcı bir etkiye sahip olacağına inanıyoruz. +''+Fatih İşler
Rusların Kafkasyayı İşgalinde İngiliz Politikası ve İmam Şamil
N.Luxemburg, Rusların Kafkasyayı İşgalinde İngiliz Politikası ve İmam Şamil, Çeviren: Sedat Özden, Kayıhan Yay., Kasım 1998, 320 sayfa. +''+ "....Çerkesler'in kaderlerinin tayin edildiği böyle bir dönemin tarihinin anlaşılması, günümüzdeki Kafkasyalılar'ın kendi kendilerini ve dünya içindeki konumlarını tanımlamaları için çok önemlidir. Bir millet olmanın gerektirdiği tarihi devamlılık şuurunun ötesinde, Çerkesler'in o dönem içinde ortaya koydukları tavrın günümüz nesli tarafından anlaşılarak takdir edilmesi, yerine getirilmesi gereken bir vazifedir. Burada önemli olan şartlanmalardan uzak olarak, olayların doğru tahlillerini yaparak, kendimizi sorgulamak olmalıdır...." Luxemburg'un bu çalışması İngiliz-Rus-Çerkes ilişkilerini ele aldığı dönem içinde birçok tarihi olaya ışık tutması açısından önemlidir. Aynı zamanda İngiliz–Rus rekabetinin geçerli olduğu dönem ve gerginliğin Kafkasya'ya yansımalarını gözler önüne sererek, İngilizler'in Kafkasya'ya yayılmakta olan Ruslarla kurdukları ilişkilerin gerçek anlamını da ortaya koymaktadır. Tarihin sayfaları arasında gezinmek isteyenlere... Musa Uysal(Emmi), Kalemim Kaydı, Gri Ajans, Ankara, Haziran 1999, 256 sayfa. "Çok dilli, ayrı dinli, çok halklı bu insanların kültüre verdikleri önemi de yazmadan edemedim" diyen Musa Uysal bu eseriyle, Kafkasya'daki gözlemlerini, yaşadıklarını dile getirerek, bu kadar ayrı dili konuşan, bu kadar ayrı halkın bir arada kardeşçe nasıl yaşadıklarına bizlerin de tanık olmasını sağlamıştır. Nereden Nereye, Sokakta Sözleşmiştik, Üç Atlı, Bir Aydınlık Ağacı yazarımızın diğer eserleridir. Etkileyici öykü dili ve fotoğraflarla zenginleştirilmiş gezi-gözlem eseri olan bu kitabı beğenerek okuyacağınızı umuyoruz. Semen Esadze, Çerkesya'nın Ruslar Tarafından İşgali Kafkas-Rus Savaşlarının Son Dönemi, Çeviren:Murat Papşu, Kafkas Derneği Yayınları, 1. Baskı, Haziran 1999, 134 sayfa. Gürcü asıllı bir Rus subayı tarafından yazılan bu eser Kafkasya bağımsızlık savaşlarının 1830-1864 yıllarındaki son dönemini, Ruslar açısından irdelemektedir. Bu açıdan Kafkasya hakkındaki Rusça eserlerin çoğu gibi onun da görüşleri tarafsız ve objektif değildir. Kafkas Savaşları'na Çarlığın emperyalist gözüyle bakmakta, Çerkesler'i "düşman halk" , istilacı Rus birliklerine karşı yurdunu savunmakta olan Çerkes askeri birliklerini "güruh" olarak adlandırmaktadır. Okuyucuların, yazılış amacının Rusya'nın Kafkasya'yı istila ve kolonileştirme politikasını haklı çıkarmak olduğunu unutmamak kaydıyla ve eleştirel bir gözle okuyarak, dönemin olayları hakkında bazı bilgiler elde edebileceklerini umuyoruz. Çocuklar İçin Çerkes Masalları, Çeviren: Seniye Berzeg, Kafkas Derneği Yayınları, No:10, Kasım 1999, Ankara, 121 sayfa. Kafkas Derneği'nin yayınladığı yeni kitaplardan olan Çocuklar İçin Çerkes Masalları kitabının içinde, Kurt ile Katır, Bülbülün Öcü, Üç Düzenbaz gibi hayvanlarla ilgili masalların yanı sıra; Açgözlü Kardeşler, Konuk Sevmeyen Aile, Denizi İçen Adam gibi insan ilişkileriyle ilgili masallar da yer alıyor. Resimlerle zenginleştirilmiş olan bu masallar kitabının küçük kardeşlerimiz tarafından ilgi göreceğini umuyoruz. Adolf Berje, Kafkasyalı Dağlı Kavimlerin Kısa Tasviri, Çeviren: Murat Papşu, Kafkas Derneği Yayınları, No:11, Kasım 1999, Ankara, 85 sayfa. Adolf Berje'nin 1858 yılında Tiflis'de yayınladığı bu kitapçık, adından da anlaşılacağı üzere o dönemde az bilinen Kafkasya'yı ve halklarını kısaca tanıtmayı amaçlıyor. O zamanki Kafkasya'nın genel durumu, olayları ve bunlara Rus gözüyle nasıl bakıldığı hakkında genel bir fikir vermesi açısından ilginç olan bu kitap, 1992 Nalçik baskısından Rusça'dan çevrilmiştir. Özellikle 19.yüzyılda Rusya'da bu tür kitaplar Rusya'nın imparatorluk politikasının bir gereği olarak yayımlanmıştır. Dolayısıyla, kitaptaki yanlı ve küçümseyici yorumları okurken Berje'nin, "vahşi dağlılara medeniyet götürme" misyonunu yüklenmiş olan Rusya'nın bu politik amaca hizmet ettiği unutulmamalıdır. Kafkasya'da yaşayan kavimler, her kavim hakkında ayrıntılı bilgiler içeren bu kitapta, konu; Abhaz kavmi (Azeğa), Svanlar, Çerkes kavmi (Adığe), Ubıhlar, Türk kavmi, Oset kavmi, Çeçen kavmi, Tuşlar, Pşavlar ve Hevsurlar, Lezgi kavimleri (Dağıstan) bölümleri altında ele alınmış.+''+N. Luxemburg
Kafkasya Yazıları
Çiviyazıları tarafından yayımlanan; Kafkasya tarihi, edebiyatı, politikası, sanat ve kültürü üzerine yazılar içeren Kafkasya Yazıları, 7.sayısını (Sonbahar 1999) çıkardı. Danışma Kurulu'nda Ömer Büyüka, Recai Özgün, Yaşar Bağ, Ali Çurey, Sefer Berzeg, Tarık Cemal Kutlu, Özalp Göneralp, Ali İhsan Aksamaz, Hayri Ersoy, Semih Dağıstanlı, Muazzez Yavuz ve Murat Papşu'nun yer aldığı derginin bu sayısında dosya konusu: "Rusya'da etnik çatışmalar ve sorunlar". Yazıların ağırlığını, sorunu çeşitli yönleriyle ele alan değerlendirmeler oluşturuyor. +''+ Dosyayı oluşturan yazılardan ilki Ronald Wixman'ın "Language Aspects of Ethnic Patterns & Processes in the North Caucasus" adlı incelemesinin bazı bölümlerinin çevirilerini içeriyor. Bu yazı SSCB döneminin etnik uygulamalarını, izlenen politikaların ardında yatan amaçları gözler önüne sermesi açısından önemli. Etnik grup ve etnik kimlik kavramlarıyla başlayan yazı, Sovyet Etnografi Teorisine değiniyor ve millet, milliyet, milli bilinç konularını ele alıyor. Daha sonra asimilasyon, asimilasyon sürecinin safhaları ve Sovyetler gibi çok dilli toplumlarda dil asimilasyonu inceleniyor. Yazı, Kuzey Kafkasya halklarının etnolinguistik durumu ve Kuzey Kafkasya halklarının nüfus değişimleri sunularak bitiriliyor. Tarık Cemal Kutlu'nun uzun araştırmalara dayanan çalışması "Mücadelelerin Bilinmeyen Bir Kahramanı" adını taşıyor. Ekim Devrimi'ni izleyen iç savaş yıllarında Kafkasya'da yaşananlar, birleşik kuvvetlerin komutanı Abhazların Kabba sülalesinden Kazım Kap'ın kişiliğinde tümüyle belgelere dayanılarak inceleniyor. Murat Papşu'nun Rusça'dan çevirdiği "Hadzimed Mudoytı'nın Ölümü" adlı yazı ise, yine fazla bilinmeyen bir dönemi ve trajediyi ele alıyor. Bu yazıda, II. Dünya Savaşı yıllarında, Kafkasya halklarının yaşadığı kararsızlıkları ve Nazilere katılan Kafkasyalıların yaşadıklarını bulacaksınız. Bir diğer araştırma yazısı ise Tarık Cemal Kutlu'nun "Şamil Basayev ve Şura Hareketi" adını taşıyan yazısı. Son aylarda yaşanan gelişmeleri ele alan bu yazı, Vahhabiliği, müridizmin Kafkasya'da aldığı biçimi, Rusya'nın olaylara dinsel içerik yükleme çabasının ardında yatan nedenleri değerlendiriyor. Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti'nde yaşananlar bir başka bölümün konusunu oluşturuyor. Bu cumhuriyette yapılan ve Semyenov'un üstünlüğüyle sonuçlanan şaibeli seçimlerden sonra, Çerkeslerin sonuca itiraz ederek sokağa dökülmesi, Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti Adığe Derneği tarafından yapılan açıklamayla değerlendirilmiş. Arşiv bölümünde Rusya'daki etnik sorunları anlamayı sağlayacak, Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti, Azerbaycan ve Osmanlı İmparatorluğu arasında yapılan anlaşmalar hakkında bazı belgelere yer verilmiş. İki sayıdır süren Ali Çurey'in Çerkeslerle Hititler arasındaki bağları araştıran, "Bilinen Dünyanın Bilinmeyen Ülkesi, Kuzey Kafkasya ve Çerkesler" başlıklı yazı dizisi üçüncü bölümüyle sona eriyor. Yalçın Karadaş kısa denemesinde "Çerkes" kavramını ve bu kavramın bir üst kimlik olarak Kuzey Kafkasyalıların tamamını tanımlayan özelliklerini ele almış. Yaşar Bağ ise "Büyükada'dan Kafkasya'yı Görmek" yazısıyla anayurt özlemini anlatıyor. Kafkasya tarihi, edebiyatı, politikası, sanat ve kültürü hakkında pek çok yazı bulabileceğiniz Kafkasya Yazıları'nı beğenerek okuyacağınızı umuyoruz. +''+Kaffed
Sanal Sayfalarda Çerkesler
Gelişen teknoloji ve bilgisayar olanakları ile biz Çerkeslerin sanal alemde iletişimi de artıyor. Hemşehrilerimizin güncel konularla ilgili görüş alış verişinde bulunmalarında, Kafkasya'nın sıcak bölgelerindeki son dakika haberlerine ulaşmalarında, Kafkasya ve diasporada yaşayan Çerkesler arası haberleşmeyi hızlandırmada çok etkin bir araç olan internet, son zamanlarda hayatımıza iyiden iyiye girmiş durumda. Bir taraftan dünyada yaşanan gelişmeleri takip edip, diğer taraftan dünyanın dört bir yanındaki akrabalarımızı bulduğumuz, vazgeçemediğimiz bir araç oldu artık internet. +''+ İnternette Çerkeslerle ilgili olarak gerek Kafkasya'da, gerek anavatan dışındaki pek çok ülkede (Ürdün, İsrail, Suriye, Amerika, Hollanda, Almanya gibi) hazırlanan çok çeşitli sayfalar var. Kurumların, derneklerin sayfaları olduğu gibi bireysel olarak hemşehrilerimizin hazırladığı sayfalar da mevcut. Biz de bu ve bundan sonraki sayılarımızda elimizden geldiğince Çerkeslerle ilgili sayfalardan örnekler sunacağız ve görülmesi gerektiğini düşündüğümüz bazı sitelerin adreslerini vereceğiz. Bu sayımızda 2 internet sitesini tanıtarak başlamak istiyoruz: İlki Konya'dan Osman Şahin'in hazırladığı, uzun zamandır faaliyette olan, başarılı bir sayfa. Diğeri de İstanbul'dan Negoey Baturay Tok ve Kushha Berslan Özden'in hazırladıkları yeni ve oldukça iddialı bir sayfa. Osman Şahin'in Sayfası: http://www.geocities.com/Athens/Oracle/8598 1996 yılı sonlarında sayfa tasarımı çalışmalarına başlanan site 1997 yılının ilk aylarında yayınlanmaya başlandı. Osman Şahin'e sayfanın hazırlanma çalışmalarını ve amacını sorduk: "O zamanlar 'Sanal Dünya' dediğimiz internet üzerinde Kafkas Kültürünü tanıtan sayfalar oldukça azdı. Bunlardan kuşkusuz ilki ve en önemlisi Edris Abzakh'in kişisel sayfasıdır. Benim çalışma amacım da yine Kafkas Kültürünü internet üzerinde tanıtmak, en azından insanların Kafkas Kültürü hakkında çok az da olsa bir fikir sahibi olabilmelerini sağlamak oldu. Sayfamda çeşitli dergilerden ve kitaplardan alıntılar yayınladım. Bu süre zarfında gördüğüm; sayfayı ziyaret eden insanların daha çok eğlence içerikli sayfalar aradığı oldu. İnsanları hem siteye çekmek hem de bilgi sahibi olmalarını sağlamak amacıyla bu tür konulara da yer verdim (tanışma sayfası, chat vb.)" diyor Sayın Osman Şahin. Sayfada Tarih, Kültür, Sanat, Eğlence gibi bölümler yer alıyor. Tarih kısmında; Çerkesler Kimdir?, Kuzey Kafkasya'nın Yakın Tarihi, Kurtuluş Savaşı'nda Kafkasyalılar gibi konulara, Kültür bölümünde; Nart Efsaneleri, Kafkas Motifleri, (Adığece ve Türkçeleriyle) Kafkas Atasözleri gibi alt başlıklara ulaşılabiliyor. Müzik, edebiyat, makaleler, şiir köşesi, folklor gibi konularla ilgileniyorsanız Sanat bölümü tam aradığınız yer olacaktır. Eğlence başlığı altında da hemşehrilerimizin tanışmasına, yeni arkadaşlıkların kurulmasına vesile olan Chat-Sohbet, ICQ Listesi, Tanışma Sayfaları gibi kısımlar mevcut. Bu sitenin en ilgi çeken kısımlarından biri sanıyorum ki "Tartışma Forumu" olsa gerek. Bu forum sayfasında serbestçe fikir belirtmek ve gönderilen yazıları okuyarak konu hakkında bilgi sahibi olmak mümkün. Amaç; herhangi bir konu hakkında herkesin aleyhte veya lehte özgürce fikrini belirtebilmesi ve karşı görüşteki insanların birbirlerinin fikirlerini anlayabilmesi. Forum sayfasında bugüne kadar 1000'in üzerinde mesaj yayınlandığını belirten Osman Şahin, ileri bir tarihte bu sayfaya gönderilen mesajları bir kitapçık halinde toplayıp yayınlamayı düşünüyor. Sayfadaki diğer bölümler: Kafkas Dernekleri –ki burada Türkiye'deki pek çok derneğin, telefon, faks numaralarına ve adreslerine ulaşmak mümkün- , Konya'daki Çerkes Sülaleleri, Çerkes Köyleri, Duyurular ve Linkler. Osman Şahin, Linkler kısmında çoğunlukla Türkiye'deki hemşehrilerimiz tarafından hazırlanan Çerkeslerle ilgili pek çok kişisel sayfaya bağlantılar yapmış. Bunun dışında sayfanın diğer ilgi çekici yanları da Ziyaretçi Defterine düşüncelerinizi yazıp, insanların değerlendirmelerini okumak, sayfa içinde arama yaptırmak ve Çerkesleri ilgilendiren güncel konularla ilgili hazırlanan anketlere katılmak, sonuçlarını görmek sayılabilir. İleriye dönük çalışmalarından birincisinin; insanlarımızın ve firma sahiplerinin birbirlerini tanımaları ve birlikte ticari faaliyetlerde bulunmaları amacıyla, hemşehrilerimizin sahip oldukları firmaların bir listesini sayfada yayınlamak olduğunu söyleyen Osman Şahin bunun ilk adımı olarak "Firmalar" bölümünü sayfasına eklediğini belirtiyor. İkinci çalışma ise bugüne kadar dergilerde vb. yayımlanmış olan makalelerin internet ortamına taşınması ve herhangi bir konu hakkında bilgi sahibi olmak isteyenlerin bu bilgiye derhal ulaşmasının sağlanması. Osman Şahin, yazıların düzenlenmesi işlemlerinin devam ettiğini ve çok kısa bir süre sonra bu bilgilerin de internet üzerinde yayınlanacağını söylüyor. Şimdiye kadar birçok insanımızdan olumlu yönde eleştiriler ve tebrik mesajları aldığını belirten Şahin, olumsuz mesajların da eksik olmadığını belirtiyor. Osman Şahin, Kafkas insanının her zaman herşeyin en iyisine layık olduğunu düşünüyor ve "Bizler birer kurum değiliz ve bu çalışmalarımız tamamen amatörce. Herşeyden önce bu işe zaman ayırmak (ayırabilmek) gerekiyor. İnanıyorum ki bu tür sayfalar yakın zamanda daha da artacak ve bu beraberinde kaliteyi de getirecek" diyor. Kendisine bu yararlı çalışmalarında başarılar diliyor tüm okuyucularımıza da bu sayfayı görmelerini tavsiye ediyoruz. Marje.net: http://www.marje.net Sitenin ismi, "A marje" şeklinde kullanılan ve "Ha gayret" anlamındaki bir nidadan geliyor. Bu adı seçmelerinin nedenini, tüm Kuzey-Batı Kafkasya halkları tarafından kullanılıyor olması şeklinde açıklayan Baturay Tok ve Berslan Özden'in uzun zamandır üzerinde çalıştıkları bu projenin öncelikli amacı (sitede belirtildiğine göre): Kuzey Kafkasya kültürünü, hiç bilmeyenlere ana hatlarıyla; bizim insanımıza ise detaylarıyla tanıtabilmek. Tarih, Coğrafya, Müzik, Sanat, Dernek ana başlıkları altında toplanan bölümler çeşitli ilgi alanlarına hitap ediyor. Tarih kısmında; Tarih Öncesi Dönem, Çarlık Dönemi ve SSCB Dönemi anlatılıyor. Abhazya, Adığey, Çeçenistan, Dağıstan, Kuzey Osetya, Güney Osetya, İnguşya, Karaçay-Çerkes ve Khabardey-Balkar cumhuriyetleri hakkında genel bilgilerin verildiği Coğrafya bölümünde cumhuriyetlerin haritaları da yer almış. Marje.net'ten Grup Badin'in ve çeşitli Çerkes müzik aletlerinin tanıtımlarının yanı sıra pek çok Çerkes şarkısına da ulaşmak mümkün. Folklor ekip kareografileri, Elbruz ekibi, İTÜ ekibi ve oyunların açıklamaları bulunan Sanat bölümü de ilgi çekici. AGİT dokümanları, dernek duyuruları, dernek aktiviteleri ve derneklerle irtibat konularına "Dernek" başlığından ulaşabilirsiniz. Marje, en kaliteli Kuzey Kafkasya sitesi olmak iddiası ile yola çıkmış, bunun için gerekli olanın; zengin içerik, devamlılık ve profesyonel bir yaklaşım olduğunun da bilincindeler. Marje'nin daha önce hiçbir sitede görmediğiniz doküman ve materyallere ulaşabileceğiniz bir site olması çabası içindeler. Bunların yanı sıra, Marje'nin Kuzey Kafkasya kültürü hakkında referans verilebilecek bir site olması yolunda, web'de yayınlanmış bazı materyaller, site sahiplerinden izin alınarak yayınlanacak. Devamlı olarak güncellenen sitenin kurucuları, sizlerden de, kendi yazdığınız veya bir yerlerde okuyup beğendiğiniz yazıları –kaynak belirtmek suretiyle- göndererek Marje'nin gelişmesine katkıda bulunmanızı istiyorlar. Bu yaratıcı ve üretken arkadaşlar "Bu yaptıklarımızın düşündüklerimizin yarısından azı olduğunu garanti edebiliriz. Bu sitenin zaman içinde kendini geliştirdiğini gözlemleyeceksiniz... Bu uzun soluklu çalışmada bizden desteğinizi esirgemez ve bize yardımcı olursanız seviniriz" diyorlar. Bunun dışında marje mail grubu da sanal iletişim girişiminin bir parçası olarak gelişmeye devam ediyor. Yaklaşık 220 üyesi olan Marje mail grubu, dernek aktivitelerinin duyurulması yanı sıra seviyeli bir fikir ve tartışma platformu da oluşturmakta. Marje mail listesine katılmak için http://www.egroups.com/group/marje/info.html sayfasına girmeniz ya da [email protected] veya [email protected] adreslerinden birine mesaj göndermeniz gerekiyor. Tabii Çerkeslerin gündemini takip etmek istiyorsanız...+''+Nejan Huvaj