KAFKAS DERNEKLERİ FEDERASYONU BASIN AÇIKLAMASI p> SURİYE ÇERKESLERİ ANAVATAN YOLUNDAp> 1864 Çerkes Soykırımı ve Sürgünü ile Çerkesleri anavatanlarından kopararak dünyanın dört bir tarafına savuran Çarlık Rusyası’nın mirasçısı ve devamı olan Rusya Federasyonu, tarihi ve insani sorumluluklarından daha fazla kaçmamalı, iki ateş arasında kalmış Suriye Çerkeslerinin vatanlarına dönmesinin önündeki her türlü engeli derhal kaldırmalı, kendi olanakları ile anavatanlarına dönemeyen Çerkeslerin acil ve sağlıklı tahliyesi için özel önlemler almalıdır...p> Yaklaşık iki yıldır Suriye’de kanlı bir iç savaş devam etmekte, her geçen gün çatışmalar daha da şiddetlenmekte, daha da vahşi bir hal almaktadır. Tüm savaşlarda, tüm çatışmalarda olduğu gibi Suriye'deki iç savaşta da yine en çok masum siviller etkilenmekte, taraf olmadıkları kirli bir savaşa kurban verilmektedir. Karanlık ittifakların parçası küresel ve bölgesel tüm aktörler, yine, yaşanan bu insanlık dramını, akan kanları, yitip giden hayatları umursamamakta, sadece petrol boru hatlarını, silah satışlarını, kendi büyük projelerini dert etmektedir. Savaşın, soykırımın, sürgünün, vatanından, yuvasından koparılmanın ne olduğunu çok iyi bilen Çerkesler, sebebi her ne olursa olsun, her ne uğruna yapılır ise yapılsın her türlü savaşa ve sivil halka yönelik her türlü şiddete karşıdır. Devam etmekte olan bu kanlı savaşın kamuoyunca pek bilinmeyen kurbanlarından birisi de Suriye’deki Çerkeslerdir. Suriye’de yaşayan Çerkesler, Rus – Kafkas Savaşları sonrasında, Çarlık Rusyası’nın uyguladığı soykırımının ardından Çarlık Rusyası, Osmanlı İmparatorluğu ve Biritanya Krallığı gibi dönemin egemen güçlerinin işbirliği ile anavatanlarından sürülen Çerkeslerin torunlarıdır. Tüm Çerkesler gibi Suriye’de yaşayan Çerkeslerin de anavatanı Çerkesya’dır ve hep öyle kalacaktır. Karanlık etrikalara kurban edilip vatanlarından kopartılan Çerkesler bir daha bu oyunlara gelmeyecek, ne Suriye’de, ne Türkiye’de ne de başka bir yerde, bir daha kimsenin projelerine malzeme olmayacaktır. Suriye’deki Çerkesler iki ateş arasında ölüm kalım mücadelesi vermektedir. Çerkes yerleşimleri bombalanmış, pek çok Çerkes hayatını kaybetmiş, yüzlercesi yaralanmış, binlercesi imkansızlıklar içinde sığınıklara hapsolmuş durumdadır. Binlerce Çerkes ailelerini, akrabalarını, dostlarını artlarında bırakarak belirsizlikler içinde evlerini, köylerini terk etmek, Türkiye, Ürdün, Lübnan gibi komşu ülkelere kaçmak zorunda kalmışlardır. Bine yakın Çerkes anavatanımızdaki cumhuriyetlerimize dönmeyi başarmışsa da hiç bir devlet desteği alınamadığı için kısıtlı yerel imkanlar ve yardımsever insanlarımızın destekleri ile ancak asgari ihtiyaçları karşılanabilir durumdadır. Yaşanan bu iç savaşın galibi kim olursa olsun, en büyük zararı taraf olmayan ve hiçbir devlet tarafından da desteklenmeyen Çerkesler görecektir. Suriye’de yaşayan Çerkeslerin feryatlarını anavatanlarında ve diasporada yaşayan Çerkes kardeşleri dışında kimse duymamakta, hiç kimse yardım elini uzatmamaktadır. Suriye Çerkesleri için bu ateş çemberinden tek çıkış anavatanlarına dönmektir. Rusya Federasyonu ve Türkiye Cumhuriyeti başta olmak üzere, tüm uluslararası aktörler, derhal Çerkeslerin kayıtsız şartsız anavatanlarına dönüş hakkını tanımalıdır. Kafkas Dernekleri Federasyonu, bu amaçla, defalarca Rusya Federasyonu yönetimine ulaşmayı denemiş, Rusya Federasyonu’ndan gerek tarihi, gerek büyük devlet olmanın gerektirdiği insani sorumlulukları gereği, kendi anayasasında da koruma altına alınan Çerkeslerin haklarına riayet etmesini, hiç bir önkoşul ya da uygulanması imkansız uzun ve zorlu prosedürler dayatmaksızın başta Suriye’de yaşayanlar olmak üzere tüm Çerkeslerin vatanlarına dönmelerinin önündeki engelleri kaldırmasını ve teşvik edici özel önlemler almasını talep etmiştir. Rusya Federasyonu yönetimi, maalesef, tarihi sorumluluklarından kaçmaya devam etmekte, yaşanan trajedinin farkında ve çözüm üretebilecek güce sahip olmasına rağmen Çerkeslerin sesini duymamakta, duymamazlıktan gelmektedir. Çerkeslerin yegane duası “Tanrı bütün insanları özgür ve mutlu kılsın, fakat Çerkesleri de unutmasın!”dan ibarettir. İnsanlığa, barışa, kardeşliğe olan tüm inancımıza, geleneklerimize ve demokrasiye olan tüm bağlılığımızla başta Rusya Federasyonu ve Türkiye olmak üzere, uluslararası kamuoyundan Suriye'de yaşanan trajediye evrensel insan hakları temelinde yaklaşmalarını, savaşın ve çatışmanın bir an önce durdurulması için yapıcı adımlar atılmasını istiyoruz, Ayrıca Rusya Federasyonu’ndan, tarihsel sorumluluklarından daha fazla kaçmamasını, kota, vize, oturum izni gibi haksız uygulamaları derhal kaldırarak başta Suriye’de yaşayanlar olmak üzere tüm Çerkeslerin, anavatanlarına dönüşlerine imkan sağlamasını, dönüşü özendirici önlemler almasını, Kosava örneğinde olduğu gibi, Suriye’de yaşayan Çerkeslerin de güvenlik içinde tahliyesini ve sağlıklı bir şekilde vatanlarına dönüşlerini sağlamasını, vatanına dönen ve bundan sonra dönecek Çerkesler için özel düzenlemeler yapılmasını, federal bütçeden acil durum fonları oluşturularak, barınma, gıda, sağlık ve eğitim gibi temel hizmetleri vermeye başlamasını, kısa vadeli eylem planları hazırlayarak, kardeşlerimiz için rehabilitasyon programları oluşturmasını ve 148 yıldır devam eden Çerkes Sürgünü’ne artık bir son vermesini talep ediyoruz. nanKaffed
İstanbul Kafkas Derneği Başkanlarına Saygı ve Vefa Gecesi
22 Kasım Cumartesi gecesi İstanbul Kafkas Kültür Derneği'nde, 1952'de günümüze derneğin 60 yıllık tarihine imza atan tüm başkanlarına bir saygı ve vefa gecesi düzenlendi. Gecede İstanbul Kafkas Kültür Derneği, kuruluşunun 60. yılında bu mücadeleye emek vermiş, yok olmamak adına, kendisi olarak yaşayabilmek adına, seçmiş-seçilmiş, çalmış-söylemiş, yazmış-çizmiş, gezmiş-tozmuş, düşünmüş-üretmiş….insanlarımızı anmak isteyerek 1 yıldan fazla sürede hazırlanan Andaç çalışması da katılımcıların huzuruna sunuldu. Gecede bir kaç aydır dernek bünyesinde çalışmalarını sürdüren müzik grubunun dinletisi beğeni toplarken, gecenin sonunda İKKD-GENÇ mensuplarının büyüklerini davet etmesiyle bir wuic halkası kuruldu ve bir ceug düzenlendi. Son olarak geceye katılan tüm konuklarla birlikte bir hatıra fotoğrafı çektirildi. Haber: Bezroko Setenay Dönmez nanKaffed
Yeni Yılınız Kutlu Olsun
Suriyeli soydaşlarımızın içinde bulunduğu durum nedeni ile yeni yıla buruk gireceğiz. Soydaşlarımızın sorunlarının öncelikli olarak çözüme kavuştuğu, Anavatanlarına dönmenin mutluluğunu yaşadıkları yeni bir yıl olması dileğimizle, 2013 yılının tüm insanlığa barış, huzur ve mutluluk getirmesini "Savaşların değil Barışın egemen olması" nı diliyoruz. Allah tüm hakları özgür ve mutlu kılsın bizleri de unutmasın... Saygılarımla Vacit Kadıoğlu Kafkas Dernekleri Federasyonu Genel BaşkanınanKaffed
Gaziantep’in Kuruluş Yıldönümünde Ali Şefik Özdemir Bey ile Anıldı
Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından Gaziantep’in düşman işgalinden kurtuluşunun 91. yıl dönümü nedeniyle düzenlenen resepsiyonda, Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Asım Güzelbey’in Gaziantep’te ilk kez yapılan 3 boyutlu gösterisinde tanıttığı Gaziantep savunmasının kahramanları, davetlilerin duygulu anlar yaşamasına neden oldu. Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başlayan gecede kürsüye çıkan Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Asım Güzelbey, Gaziantep’in kurtuluş savunmasından bugüne olan süreci anlattı. Gaziantep’in kurtuluşunda aslı Kürt olan Molla Mehmet (Karayılan), aslı Çerkes olan Ali Şefik Özdemir (Özdemir Bey) ve Şahinbey’in omuz omuza vererek bu memleketi kurtardıklarını anımsatan Güzelbey, “İşte biz böyle bir milletiz. Türkü, Kürdü, Çerkes’i, Sünni’si, Alevi’siyle birlikte olup bu vatanı kurtarmışız. Şimdi biz torunları ise yine bu topraklar üzerinde birlik ve beraberlik içinde kardeşçe daha iyi bir vatan yapmak için çalışıyoruz. Bu birlikteliğimizi ve beraberliğimizi bozmaya kimsenin gücü yetmeyecek. Çünkü burası Antep başka yere benzemez.” dedi. Terör örgütü PKK’nın 20 Ağustos 2012 tarihinde Gaziantep’te bomba yüklü araçla yaptığı hain saldırıyı anımsatan Başkan Güzelbey, “20 Ağustos tarihinde 90 yıl sonra Gaziantep’te yine kirli bir oyun sahneye konuldu. Ama Gaziantepliler birlik ve beraberlik içinde oldular. Onlara karşı pabuç bırakmadılar. Onlar aslında biliyordu burası Gaziantep başka bir yere benzemez. Biz birlik ve beraberlik içindeyiz biz güçlüyüz ve biz barış şehriyiz. Bu şehir daima bir huzur şehri olmuştur. Bugün değil dün de bu şehirde barış adına çok şey yapılmıştır” değerlenmesini yaptı. İLK KEZ YAPILAN 3 BOYUTLU GÖSTERİ BÜYÜK ALKIŞ ALDI Başkan Güzelbey, davetlilere, Gaziantep’te ilk kez gösterimi yapılan 3 boyutlu (İnteraktif hologram gösterisi) bir gösteri eşliğinde sunum yaptı. Güzelbey, ekrana yansıtılan 3 boyutlu görsellerle Gaziantep’in tarihten bu güne barış şehri olduğunu anlatarak, “Milattan önce 1255 yılına gidersek yani bundan 3 bin 500 yıl öncesine. O yıllarda da burası bir barış şehri ve kardeşlik şehriydi. O dönemde Mısırlılar ve Hititliler barış ve kardeşlik mesajları vermiştir” diye konuştu. Başkan Güzelbey, daha sonra İstiklal Savaşında Türkiye’nin birçok kahramanlık destanına sahne olduğunu belirterek, yine 3 boyutlu görsellerle Gaziantep’in kurtuluşunun kahramanlarından Şahinbey, Karayılan ve Ali Şefik Özdemirbey ile sohbet ortamında davetlilere unutulmaz anlar sahneledi. Gaziantep’te yapılan bu ilk gösteri davetlilerin duygulu anlar yaşamalarına neden oldu. Daha sonra kürsüye gelen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, Başkan Güzelbey’e düzenlediği geceden dolayı teşekkür ederek, “Başkanımıza bize bu coşkulu anı yaşamamıza neden olduğu için teşekkürlerimi sunuyorum. 91 yıl önce, atalarımız bu ruhla büyük bir mücadele vermişlerdir. Gaziantep savunması bir Plevne, ikinci bir Çanakkale’dir. Gaziantep’in savaşı, Gaziantep’in zaferi, azmin zaferidir, kararlığın zaferidir. İşte bu ataların torunları olarak, 91 yıl sonra bu toplulukta, bakıyoruz ve bu tarihli iftihar ediyoruz. Bu tarihe, bu geçmişe sahip bir millet olmaktan, bu topraklarda doğmaktan, bu medeniyetin bir parçası olmaktan, iftihar ediyoruz. O gün atalarımız nasıl bir mücadele verdi ise, köprünün başını tuttuysa, bugün dünya ne kadar büyüyorsa, benim ülkem daha fazla büyüyor. Benim şehrim daha da fazla büyüyor. Dünya ne kadar büyümeye çalışırken. Benim şehrimin insanı, risk alıyor, rızkını her yerde arıyor, bütün rakamları değiştiriyor.” şeklinde konuştu. Gaziantep Valisi Erdal ise, Gazianteplilerin birlik ve beraberlik ruhuna değinerek, “Gaziantep halkı hiçbir yerden yardım ve destek almadan canlı başla mücadele ederek, binlerce şehit vererek düşman işgaline son vermişlerdir. Eğer bugün bu topraklarda hür ve özgürce yaşıyorsak, bayrağımız göklerde dalgalanıyorsa bugün minarelerimizde ezan okunuyorsa bundan 91 yıl önce binlerce şehidimizin sayesindedir” diye konuştu. Gecede ayrıca sanatçı Nihan Devecioğlu gitaristiyle birlikte katılımcılar için birbirinden güzel şarkıları seslendirdi. Bakan Şahin, Vali Ata ve Başkan Güzelbey sanatçılara günün anısına çeşitli hediyeler verdi. Gecenin finali ise havai fişek gösterisi ile son buldu. Gaziantep'in Kuruluş Yıldönümünde Çerkes Komutan Ali Şefik Özdemir Bey ile anıldı {youtube}UGmaMy1jBqU&noredirect=1{/youtube} Başta Değerli Başkanımız Hakan Aydemir olmak üzere Gaziantep Kuzey Kafkas Kültür Derneği Yönetim Kurulumuza teşekkür ederiz... Kaffed
Yardım Kolileri Yola Çıkmaya Hazır
İKKD-GENÇ tarafından başlatılan ve İÇD GENÇLİK KOMİSYONU'nun tam destek verdiği, Suriyeli soydaşlarımıza yardım malzemesi toplamaya yönelik kampanya son aşamasına geldi. Toplanan malzemeler, tasnif edildi ve kargoya verilmeye hazır hale getirildi. {gallery}/haber/diaspora/2012/istanbul/ikkd_yardim{/gallery} nanKaffed
31 Aralık ‘ta İst.Rus Konsolosluğu Önünde Basın Açıklaması Okunacak
31 Ocaktaki "Suriye Çerkeslerinin Sesini Duyurmak" amacıyla İstanbul Rus Konsolosluğu önünde yapılacak eylem için çalışmalar sürüyor. Bahçelievler Kafkas Çerkes Derneği evsahipliğinde Çerkesya Yurtseverleri Gençlik Birimi ve Bahçelievler Kafkas Çerkes Derneği gençleri ortak bir şekilde eyleme hazırlanıyorlar. Haber: Rıza Yavuz {gallery}/haber/diaspora/2012/bahcelievler/31_aralik{/gallery} div> nanKaffed
31 Aralık’ta Ankara’nın Sokaklarındayız!
Suriyeli Çerkeslerin içinde bulundukları durum ve Rusya Federasyonunun konuyla ilgili olumsuz tutumu hakkında farkındalık yaratmak ve 5 Ocak Cumartesi günü saat 15:00'da Ankara'da Rusya Federasyonu Büyükelçiliği önünde yapılacak olan basın açıklamasını duyurmak üzere Çerkes Derneği olarak Ankara'nın sokaklarına çıkıyoruz.p> 31 Aralık 2012 günü 14:00'de Rusya Federasyonu Büyükelçiliği önünde Basın Bildirisi okuyacak daha sonra derneğimiz gençlerinin öncülüğünde Yüksel Caddesi ve Sakarya Caddesi'nde konuya ilişkin bildiri dağıtacak ve sorunlarımızı anlatacağız.p> Saygılarımızla Ankara Çerkes Derneği Rusya Federasyonu Büyükelçiliği Adres: Karyağdı sok., No 5, 06692, Çankaya (P.K. 35 Kavaklıdere), Ankara Türkiyep>nanKaffed
Kabardey Balkar Devlet Tarım Akademisi Rektörüne Suikast
Adığe Dil Öğretmenimiz Keriman Vurdem’in Kuzeni, Kabardey-Balkar Cumhuriyeti Devlet Tarım Akademisi Rektörü ve "Birleşik Rusya" Yüksek Konseyi Üyesi ve Boris Zherukov 25 Aralık 2012 tarihinde suikast sonucu hayatını kaybetmiştir. İki kurşunla başından vurulan Boris Zherukov'a suikast düzenleyen iki kişinin olaydan sonra kaçtıkları, aramaların devam ettiği öğrenilmiştir. Menfur suikastı lanetliyor, Boris Zherukova Allah'tan rahmet ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Kafkas Dernekleri FederasyonunanKaffed
Adığe Kızları Kaçmaz, Kaçırılırlar
Türkiye'de genç kızlar için "kaçmak", herkesin bildiği gibi, ailenin rızası olmadan evlenmek üzere habersizce evden ayrılmak anlamına gelir. Kendi vunafesini yaparak ailesine karşı gelen asi kızın üzerine bir çizik atılır ve uzun süreler adı anılmaz. Pek çok sülalede örnekleri vardır bu durumun. Genç kız kendi iradesi ve aklıyla vunafesini yapar ve ailesine durumu bildirir. Bu kararda ailenin beğenmediği bir durum varsa, kendince nedenler sıralayarak kızın tercihini yok sayar, onun kararını onaylamaz. Yaşı da küçük değildir kızın ama aile en doğrusunu bildiği için kızlarının yanlış! yapmasına izin vermez. Sonrasında da malum kaçış gerçekleşir. Küslükler, barışmalar birbirini izler. Türkiye'deki boyutunu herkes bildiği için oradaki eğrisini doğrusunu tartışmadan anavatanda Adığe kızlar neden ve nasıl kaçarlar kaçırılırlar bunu anlatmak istiyorum. Genç Kızın kendi rızası ile kaçırılması: Türkiye’deki "kaçtı!" kelimesi, bu olumsuz eylemi doğrudan kıza yükler ve ailesülaletoplum nezdinde bunun bir "suç unsuru" olduğunu da vurgular. Oysa anavatanda kızlar kaçmazlar, kaçırılırlar! Evlenme talebi olan bir genç tarafından götürülürler. Adığece "yadığuas": çalındı, "yahas": götürüldü kelimeleriyle ifade edilir kaçırılma eylemi. Bu nedenle de suç yoktur. Yani genç kız ailesine karşı iteatsiz, asi olarak suçlanmaz. Evlenmek üzere anlaşan gençler, "evlenme merasiminin" aşamalarının nasıl olacağına biraz kendileri biraz da aileleri ile beraberce karar verirler. Kızın ailesinin maddi durumu, kız isteme ve gelin alma fasıllarının masraflarını, eziyetini karşılamaya uygun değilse veya ailede ya da yakınlarda eğlenceye engel bir yas durumu varsa kızın kaçırılması çok kabul gören bir uygulamadır. Kız ve oğlan bu duruma açıkça konuşarak karar verirler. Aileler de bunu bilir ve onaylar. Kızın kaçırılacağı getirileceği zamanı çoğunlukla aileler bilse de bazen ailelerin tam olarak zamandan haberi olmadan da gerçekleştirilebilir. Delikanlı bir ya da bir kaç arkadaşı ile birlikte, genç kızı anlaştıkları yerden alarak oğlanın ailesinin evine götürürler (bazı bölgelerde oğlanın akrabalarından birinin evine götürülür). Kısa bir süre içinde kızın ailesine haberciler gönderilir. Haber üzerine kızın ailesinden, akrabalarından bir grup oluşturulur ve bir kaç saat içinde oğlan tarafına gelirler. Bu arada oğlan tarafı da hazırlıklarını yapmıştır. Sofralar kurulmuş, Adığe nikâhı (dini nikâh) için hoca çağrılmıştır. Kızın yakınlarından birisi kuzeni, dayısı vs. kim geldiyse kızın bulunduğu odaya girer ve kızlarına: "Kendi isteğinle mi geldin, gerçekten kalmak istiyor musun?" diye burada çok meşhur olan kader sorusunu sorar. Bu danışıklı döğüşün aktristi tabi ki "evet" der. Bu yanıtı alan temsilci akraba huzur içinde odadan çıkar ve keyifle sofraya yönelir. Durumu yanındakilere açıklar ve nikah kıyılır. Dilek ve temennilere boğulan sofrada taraflara uygun olan düğün tarihi belirlenir ya da bu iş de oğlan tarafına bırakılır. Böylece kız isteme ve gelin alma seremonisinin masraf ve sıkıntısından kurtulan kız tarafı sevinçle oradan ayrılır. Gençler o andan itibaren evlenmiş olurlar. Düğün tarihi belirlendiğinde kız tarafına da haber verilir. Düğün yapılacak ise kesinlikle yemekli olur. Restaurant, otel, gibi salonu olan mekânlarda ya da erkek tarafının evi uygun ise evde düğün yapılır. Kız tarafından da 5060 veya bazen çok daha fazla sayıda katılımla düğün olur. Resmi nikâh ise düğün saatinden önce, gelin ve damadın akranlarından oluşan akraba ve arkadaşlarının eşliğinde, nikâh salonunda standart bir törenle kıyılır. Daha sonra nikâhta bulunanlar konvoy halinde arabalarıyla şehir turu yaparak, kızın ailesinin evinin önünden klaksonlar çalarak geçerler, Abhaz meydanında kısa bir düğün yapıp, asıl düğünün yapılacağı salona ya da eve giderler. Düğün sahibi erkek tarafıdır ve kız tarafı misafir olarak gelir ve ağırlanırlar. Burada Türkiye'deki gibi bir çeyiz ya da eşya mentalitesi yok. Yukarıdaki "kaçırma ve kızın rızasını sorgulama" seramonisi bittikten sonra bir kaç gün içinde kızın ailesine alışveriş için haber verilir. Aile kızlarının giysi, ayakkabı vs. tüm ihtiyaçlarını beraberce gittikleri yerlerden alırlar. Bunların dışında kızın çeyiz olarak herhangi bir öteberisi olmaz, götürmez. Sadece kızın tarafından düğünde hediye gelirse onlar verilir. Bazen de ailenin maddi durumuyla ya da gösteriş kapasitesiyle orantılı olarak değişmekle birlikte, damada ev veya araba hediye eden aileler de vardır. Sonuç: Kız kendi isteği ile kaçırılmışgötürülmüştür. Aileler razıdır. Kız tarafında masraf yoktur. Oğlan tarafı her durumda zaten yapacağı masrafı yapacaktır. Yaşı küçük olan kızlar da bazen kendi istekleriyle kaçırılıyorlar. Bu durumda kızın ailesi haliyle evliliğe karşı çıkıyor ve o meşhur "hür irade" içeren kader sorusunu kıza sormadan kızları gittiği yerde kalmayı çok istese de kızgınlıkla ve hışımla kızlarını geri götürüyorlar. Dolayısıyla evlilik konusu da kapatılmış oluyor. Taki bu kaçırmalar bazen 35 sefere ulaşınca yılgınlık içine düşen kızın ailesi pes ederek evliliğe razı oluyor. Genç kızın zorla kaçırılması: Bu durum biraz eski Türk filmlerini çağrıştırsa da aynen olduğu gibi aktaracağım hiç bir abartısı olmadan; Bir delikanlı bir kızı beğeniyor ve bunu kendisine ifade ediyor. Kız istemiyorsa o da bunu belirtiyor haliyle. Uğraşlar kısa ya da uzun bir zaman erkek tarafından değişik şekillerde gösteriliyor. Kızın olurunu alamıyor ya da kız istiyorsa dahi zamanı, koşulları o anda uygun bulmadığı için hayır diyor vs. Sonuçta delikanlı bir ya da bir kaç arkadaşı ya da yakını ile kız kaçırma timini oluşturup, kızın hareket güzergahında mevzileniyor. Genç kız tam anlamıyla yakapaça derdest edilip arabaya tıkılıyor ve delikanlının (ailesinin) evine götürülüyor. Bazen kapı önünde eşofmanlarıyla, bazen direnme esnasında ayakkabısının teki ayağından çıkmış olarak, ama bunlar da çok önemli haller sayılmıyor. Kız arabada figan feryat ederken hemen arabadakiler tarafından: "bizim oğlan bir tanedir, dünyada eşi benzeri yoktur, bir elin yağda, bir elin balda olacak " türündeki çok ikna edici söylemlere başlıyorlar. Bu arada kız da boş durmuyor tabi ki: "beni hemen geri götürün, yoksa boksör ağabeyim sizi gebertir" şeklindeki tehditlerini savuruyor ancak arabadakileri vazgeçirmeyi başaramıyor. Oğlanın ailesiyle birlikte yaşamakta olduğu eve ulaşıyorlar. Ev halkı kızın getirileceğinden bazen haberdar bazen de değildirler. Gerçi haberli ya da habersiz olmaları bir şeyi değiştirmiyor. Aile fertleri hemen bir araya gelerek, zorla getirilmiş olan kızı ikna etmek üzere varını yoğunu ortaya koyuyor. Bu arada zaman geçirmeden kızın ailesi yukarıda anlattığım gibi haberdar ediliyor. Kız tarafı gelene kadar kız ikna edilemediyse ki bu zorla kaçırmalarda pek ikna edilemiyor kızın yakınları geldiğinde kıza: "Kendi isteğinle mi geldin, kalmak istiyor musun?" kader sorusunu soruyorlar ve kız: "Hayır, asla, hemen sizinle geliyorum" yanıtını veriyor ise hemen kızı alıp oradan ayrılıyorlar. Burada gayet olağan karşılanıyor bu durum, herkes hayatına bıraktığı yerden devam ediyor. Kız için de oğlan için de ciddi bir olumsuzluk doğurmuyor bu durum. Hatta kaçırılıpta geri gelen kızlar " talipsiz" olmadıklarını, beğenildiklerini de ispatlamış oluyorlar bir nevi. Gelelim diğer duruma. Yani zorla kaçırılıp da oğlanın yakınları tarafından kalması (evlenmesi) yönünde ikna edilen kızlara. Zorla kaçırılmış olan kız, hane halkı ya da orada bulunan yüksek ikna kabiliyeti olan kişilerin baskılarına dayanamayarak bazen de "tamam" diyebiliyor. Bunun üzerine kızın yakınları meşhur kader sorusunu sorduklarında "evet" yanıtını alıyorlar. Kızlar tabi ki hiç tanımadıkları birisiyle evlenmek üzere ikna olmuyorlar. Kaçıran kişiye direniyorlarsa eğer; ya oğlanı çok fazla beğenmedikleri için, ya beğenseler de kaçırıldıkları tarih kendilerine uymadığı, evlenme hazırlığı yapmadıkları için vs. nedenler söz konusudur. Bunları es geçebilenler ya da başka bir kısmet çıkmazsa endişesi taşıyanlar kalmaya ikna oluyorlar ve kendi rızası ile kaçırılanlar gibi Adığe nikâhı ve sofra seramonisi başlatılıyor. Sonuçta da gençler evlenmiş oluyorlar. Bunun peşinden aynen yukarıdaki gibi diğer uygulamalar başlatılıyor. Yani alışveriş, düğün, resmi nikâh vs. Aynı kişi tarafından ya da farklı kişiler tarafından defalarca kaçırılıp evlenmeyi kabul etmediği için geri gelebiliyor genç kızlar. Kimse kimseden şikâyetçi olmuyor. Gelenek, alışkanlık böyle diyorlar. Sıfırdan ev kurma maliyetinin oluşturduğu baskı yok gençlerin üzerinde. O yüzden de birine talip olmak hiç zor değil. Çeyiz kavramı da olmadığı için, kızlar için de evlenmek zor değil. Kaçırarak evlenme burada oldukça sık rastlanan bir durum olsa da "gelin alma" seremonisiyle yapılan düğün törenleri de var tabi ki. NART Dergisi 82. Sayı+''+nan+''+Gupse Altınışık
Mahmut Çerkez anlatıyor: Limasol Çerkez Çiftliği
“Geldiklerinden bir süre sonra insanlarımız malaryaya tutulmuşlardı. Bu yüzden birçok insanımızın öldüğünü söylerdi büyüklerimiz bizlere…”p> 19. yüzyıl ortalarından itibaren Kuzey Kafkasya'nın otokton (yerli) halklarından Çerkesler için sürgün artık kaçınılmaz bir gerçekti. Çarlık Rusya'sı Kuzey Kafkasya'yı işgal ederken, bölgenin otokton halkını da eski Osmanlı coğrafyasına doğru sürgün ediyordu... Çerkesler için bilinmezliğe doğru yol alışın resmen onaylanması 1864'tür. Çerkesler Osmanlı'nın çeşitli bölgelerine yerleştirilmekle birlikte, kimi Çerkesler bireysel veya küçük topluluklar halinde süreç içinde dünyanın çeşitli yerlerine de dağılıyorlardı. Osmanlı İmparatorluğu'nun bir parçası olan Kıbrıs'a da belli sayıda bir Çerkes nüfusun geldiğini biliyoruz. Gelen Çerkeslerin sayısının o dönemde daha fazla olması mümkün olmasına karşı, o dönemde gerek Kıbrıslı Rumların, gerekse Kıbrıslı Türklerin tepkilerinden dolayı, Çerkeslerin Kıbrıs'a iskanları sınırlı tutulmuştu. Kıbrısa gelen bazı Çerkes erkeklerin lejyon asker olarak Fransız ve İngiliz ordusuna dahil olmalarında, o dönemde Larnaka'daki Fransız ve İngiliz konsolosluklarının rolü olduğu hala halk arasında bir söylencedir. İlgili lejyon askerlerin daha sonra dünyanın dört bir yanındaki sömürgelere dağıldığı düşünülmektedir. Bununla birlikte, İngiliz asillerinin güzel Çerkes kızlarını Kıbrıs'tan alma girişimleri de bilinmektedir. Bu bağlamda P. T. Barnum'un yanında çalışan ve Kıbrıs'a giden John Greenwood'a Mayıs 1864 yılında yazdığı mektup manidardır. (bkz. http://chnm.gmu.edu/lostmuseum/lm/312) İlk olarak, 15. yüzyılda Memlük Çerkesleri ilk olarak Kıbrıs'a ayak basmışlardı. 19. yüzyılda ise bir sürgün sonucu Çerkesler yine Kıbrıs'a ayak basıyorlardı ve yerleşiyorlardı. Kafkasya'nın Çarlık Rusya'sı tarafından işgalini takiben, uzun bir yolculuğun ardından gemilerle Larnaka'ya geliyorlardı (Karpaz yarımadası yakınlarında da Çerkesleri taşıyan bir geminin de battığı bilinmektedir). Larnaka civarındaki köylerin (Arçoz, Tremeşe ve Vuda) yanı sıra, bir kısım Çerkes de toplu olarak Limasol'da daha sonra Çerkez Çiftliği olarak adlandırılan bölgeye yerleştiriliyorlardı. Araştırmacı, yazar Mete Hatay, "Kıbrıs'a gelen Çerkeslerin büyük bir kısmı Müslüman'dı fakat, aralarında Hıristiyan Çerkesler'de vardı" diyor. (Kıbrıs'ta Çerkes denildiğinde gerek halk arasında gerekse araştırmacılar arasında hem Adığeler hem de Abhazlar algılanmaktadır.) Çerkeslerle ve Limasol'daki Çerkez Çiftliği'ne ilişkin hislerini, düşüncelerini ve anılarını Mahmut Çerkez bizlerle paylaşıyor. p> Çerkeslerin Kanson ailesinden olan Mahmut Çerkez, kapısını ne zaman çalsak bizleri ret etmiyor, öncelikle ona bu noktada teşekkürü bir borç bilirim. Misafirperverliği de tam bir Çerkes misafirperverliği. Bununla birlikte aynı şekilde asil, ama mütevazi bir yaklaşımı da gözlerden kaçmıyor. Kapısını çalıyoruz Mahmut Çerkez'in eski öğrencim Çağrı Tosun'la birlikte... Çağrı, el öpmeye yöneliyor, ben el öpmüyorum ve ekliyorum, “Çerkesler el öpmez ve öptürmez” diyorum... Mahmut Çerkez hemen söze giriyor: "Doğrudur”, diyor “El öpme adedi yoktu bizde, babam ve dedemin elimi öpün dediklerini hiç hatırlamam, zamanla değişti işte buralarda" diyor. Mahmut Çerkez'in ikramlarıyla birlikte sohbetimiz derinleşiyor... Muhittin T. Özsağlam: Öncelikle Çerkez Çiftliği'nden başlayalım. Nasıl gelindi, nasıl kuruldu bu çiftlik? p> Mahmut Çerkez: Siz de biliyorsunuz ki Kafkas savaşında dağlardan çarpışa çarpışa buralara geldik. Çerkesler Türkiye'de, Eskişehir, Kayseri, Adapazarı gibi yerlere yerleştirildiği gibi, Kıbrıs'a da yerleşti sürgün sırasında. Gemilerle geldi atalarımız buraya ve çeşitli bölgelere yerleştiler. Bu yerleşilen bölgelerden bir tanesi de Limasol'daki Çerkez Çiftliği'dir. Muhittin T. Özsağlam: Kaç kişi yerleşmişti çiftliğe?p> Mahmut Çerkez: Tam rakam veremeyeceğim ama sanırım 6070 kişi kadardı çiftliğe yerleşenler. Geldiklerinden bir süre sonra insanlarımız malaryaya tutulmuşlardı. Bu yüzden birçok insanımızın öldüğünü söylerdi büyüklerimiz bizlere. Çiftlik kayıtlara geçtikten sonra Çerkesler, kendi birikimleriyle çiftlik içerisine cami ve mezarlık yapmışlardır. Çiftliğe muhtarlık yapanlardan birisi de benim dedemin kardeşi, yani büyük amcam Kırmızı Hasan'dı. Kırmızı Hasan caminin ve mezarlığın masraflarından dolayı evkafa devredilmesini önerdiydi. Sonra dedemle kavga ettiler, dedem istemediydi evkafa devri ve Kırmızı Hasan terk etti çiftliği, ailesiyle. Bunun üzerine dedem muhtar oldu, dedemin ölümünden sonra ise babam muhtar oldu. Çiftlikten ayrılmamız söz konusu olduydu, kardeşim vefat ettikten sonra babam çiftlikteki hakkımızı sattı ve Muttayaka (Mutluyaka)'ya yerleştik. Çok iyi hatırlarım ayrılırken çiftlikten, mezarlığın anahtarı hala daha babamdaydı... Lanidis almıştı bizim mallarımızı ama Lanidis orta vadede tüm çiftliğe sahip oldu daha sonra... Bu konuya gene döneriz... Muhittin T. Özsağlam: Gelme sürecine ve yaşama dair konuşuyoruz da Çerkesçe (Adığece) nasıl oldu da unutuldu hiç konuşulmuyor muydu çiftlikte? Siz biliyor musunuz Çerkesçe?p> Mahmut Çerkez: Gelelim o konuya evet. Çerkes Ethem'i bilirsiniz, vatan haini ilan edildiydi. Çerkesler Türkiye'de o dönemde bazı çevreler tarafından hain görüldüydüler. Bizim büyüklerimiz arasında da bir çekince vardı ve o yüzden sadece kendi aralarında konuşurlardı Çerkesçe'yi gizlice. Ben en büyük çocuk olduğum için hatırlarım o günleri, amcamla babamın Çerkesçe konuşmaları hala aklımda ve elbette bazı kelimeleri biliyorum. Daha sonra çevrenin etkisiyle elbette bu dil unutuldu. Müslüman olduğumuz için Türk okuluna gittim ve Türk halkının içine karıştık. Bak, babam Rum okuluna gitti, etrafta Türk okulu yoktu diye, onun için babam Rumca okurdu, Rumca yazardı. O dönemlerde Ethem Bey'i bizler hain sanırdık. Öyle görürdük. Şunu da söyleyeyim hiç unutamam, 1938'de annem fırına ekmek salardı ve o gün babam Leymosun (Limasol)'dan geldiydi ve ağlardı Atatürk ölmüştü diye. Ethem Bey'i bize vatan haini diye anlatmışlardı. Bizler Çerkesliğimizi ret etmedik ve çiftliği terk ettikten sonra soyadımızı alırken babam "Çerkez" soyadını aldı. 1974'ten sonra, adanın Kuzeyi'ne geldikten sonra Türk Silahlı Kuvvetleri'nden Çerkes kökenli çok komutanla tanıştım. Hemen hemen tayini Kıbrıs'a çıkan Çerkes komutanların tümüyle tanışmıştım. Daha sonra bu komutanların bazıları bana kitaplar verdiler, Ethem Bey'le ilgili o kitapları okuyunca anladım ki Ethem Bey'in çok iyiliği geçmiştir Türk milletine ve hizmet etmiştir savaşarak Türkiye için. Unutmayalım ki birçok isyanı Ethem Bey bastırmıştır. Ne zaman ki İsmet İnönü ikinci adam oldu, ondan sonra Atatürk ile Ethem Bey'in arası açıldı. Elbette Ethem Bey'in kardeşi Reşit Bey'in de bu süreçte bir rolü vardı. İnönü ikinci adam olunca, Ethem Bey de hem o dönemdeki karışıklıktan hem de hasta olmasından dolayı Türkiye'yi terk etmek zorunda kalmıştı. Yaşamını Ürdün'de sürdürmüştü. Biliyorsunuz orada da birçok Çerkes yaşamaktaydı o dönem ve halen de... Öyle ki kraliyet muhafızları hala daha Çerkeslerdir... Ben şunu da söyleyeyim; Türk toplumuna hizmet etmeye çalıştım toplumlararası çatışmalar başlayınca. Ziya Rızkı, Sevim Ebeoğlu ve Kemal Şemi ile birlikte çalıştım o dönemde, Kıbrıs Türk halkının mukavemeti için... Bizler Müslüman oluşumuzdan dolayı Türk halkına katıldık. Öyle ki 1959'dan itibaren TMT'ye de katılmıştım. Ama Çerkes olduğumu inkar etmem ve Çerkes olduğumdan dolayı da gurur duyduğumu söylerim. Muhittin T. Özsağlam: Peki dönelim Lanidis'in Çiftlik arazisini alma olayına. O noktada az önce bir şeyler konuşacağız demiştiniz… p> Mahmut Çerkez: Evet dönelim o konuya, babam çiftlikteki mezarlığa, camiye ve geriye kalan arazilere sahip çıkalım diyordu. Çünkü Lanidis satın aldığı maldan fazlasına sahip çıkıyordu. Babam ve ben konuyu Lefkoşa'ya taşıdık ve sürekli Çerkeslere de söylerdik, “sahip çıkalım atalarımızın mallarına” diye. Fakat, o Çerkeslerden bazıları hiç ilgilenmedi. İsimlerini hade söylemeyim... Bazı arazileri satmıştık ama bazıları satılmamasına karşın Lanidis bunlara da el koydu. Bu yüzden İngiliz döneminde babam Lanidis'i dava eder. Çünkü Lanidis mezarlığın ve caminin tam olduğu yere domuz mandırası yaptırdıydı. O dönemdeki İngiliz Mahkemesi'nin kararıyla domuz mandırası oradan kaldırıldı. Yetkililerden şimdi de sahip çıkılmasını istiyorum, oradaki en azından mezarlığa ve bununla birlikte caminin olduğu yere. Dedemin ve kardeşimin mezarları hala orada... Muhittin T. Özsağlam: Ben çok teşekkür ediyorum bu tatlı sohbete ve en son şunu sormak istiyorum; Sizden sonraki aile fertleri Çerkes kimliğine sahip çıkıyorlar mı? Biliyorlar mı Çerkes olduklarını? Ve Kafkaslara gitmek ister miydiniz? p> Mahmut Çerkez: Elbette bilirler hepsi de Çerkes olduklarını, ama bir torunum var, Mahmut Çerkez Ergoren ismi. İngiltere'de, Leicester'da doktora yapar, o çok meraklı ve ilgilidir Çerkesliğe. Kafkaslara tabii ki gitmek isterim, ama sağlık durumum elvermez şu anda gitmek için maalesef... Daha önce Rus televizyoncularla beraber gelmiştin hatırlarsan, onlara da söylediydim, ne vakit duydum Abhazya bağımsızlığını kazandı, heyecanlandıydım oturduğum yerde... NART DERGİSİ 82. SAYI +''+nan+''+Muhittin Tolga Özsağlam