Yeni Yıla Girerken

Son günlerde Anavatanda acı bir gündem var. Etnograf Aslan Tsipinov’un katledilmesi, şüphesiz son dönem cumhuriyette gelişen en önemli olaylardan bir tanesidir. Aslan Tsipinov bir Çerkes milliyetçisiydi. Kendi halkını seven, kendi milletine değer veren, kendi tarihini ve tarihe mal olmuş geleneklerini yeniden canlandırmaya çalışan bir yurtseverdi Aslan Tsipinov. Bir akşamüstü, eli silahlı iki katil evine kadar gelerek dışarı çağırdılar bu değerli insanı. Kafasına iki kurşun sıktılar ve geldikleri gibi gittiler… Kalleşçe kahpece bir cinayettir bu! Hangi yüce dava, ideal, inanç için yapılırsa yapılsın, insanlık dışı ve alçakçadır. Savunmasız silahsız ve muhtemelen misafir buyur etmek gibi insani bir amaçla yanlarına gelen bir adama kurşun sıkarak kaçmak, olsa olsa bu tür beyni yıkanmış ve damarlarında zerre kadar Çerkes kanı kalmamış ruhsuz satılmışların yapabileceği bir iştir. Nedir Aslan Tsipinov’un günahı? Bildiğimiz kadarı ile bir etnograf ve filolog olan bilim adamının en önemli suçu, Çerkes geleneklerini ve atalarımızdan bize miras kalan kültürü yeniden canlandırmaya çalışmış olmaktır. Çerkes yeni yılı kutlamalarını başlatan kişidir Tsipinov. O çok bilinen Abhazya meydanı düğünlerini başlatan kişidir. Çerkes geleneklerine uygun evlilik ve düğün organizasyonlarını yeniden başlatan kişidir. Çerkes töresini ve yaşayış biçimini hayatın her alanına hakim kılmaya çalışan kişidir. Kısacası, dünde kalan ve unutulmaya yüz tutan neyimiz varsa onun bir şekilde ilgi alanındadır. Katıksız bir Çerkes milliyetçisidir o. Elbette bu durum birilerinin gözünden kaçmadı. Onun, insanları kendi geçmişleri ile yüzleştirmesi; Çerkes gençliğini tarihi kültürü ve atalarının mirası ile buluşturması hoşuna gitmedi birilerinin. Bir akşamüstü karanlık çökerken, vicdanı kara gözleri kara iki tetikçinin kurbanı oldu Aslan. Bu işin acı bir yüzüdür. Diğer acı ve utanç verici olan ise, aynı günlerde gelen yeni yıl kutlamalarının havailiğine kendisini kaptırmış bir toplumun, böylesi bir cinayete tepki vermemiş olmasıdır. Bunca sivil toplum kuruluşundan ses çıkmadı… Yıllarca görev yaptığı üniversitede bir tören yapılmadı… Yıllarca görev yaptığı enstitüde bir tören yapılmadı… Bunlar yapılmadığı gibi, o kurumların başında mevki işgal eden adamlardan tek bir yürekli ses çıkmadı bu olayı lanetleyecek. Kendileri için mücadele eden aydınlarını, böylesine sahipsiz bırakan bir cemiyetin geleceği olamaz. İçlerinden çıkmış en seçkin insanlardan birisine kurşun sıkıldığında sus pus oturan bir toplum, adaletten asaletten vicdandan merhametten söz edemez. Bundan sonra her yeni yılda, oturup bir aydınına sıkılan kurşuna ses çıkartamamış olmanın utancını yaşasın Çerkes halkı. Bu utanç bize yeter. Bu olaydan sonra toplum vicdanının için için kanadığını görüyorum. Bire bir konuşmalarda, sokaktaki insanların bu olan bitenden ne büyük üzüntü duyduklarına bizzat şahit oluyorum. Fakat sadece o kadar… Bu cemiyetin sesi yok. Bu cemiyetin, haksızın başına inecek yumruğu, katilin yakasını kavrayacak kuvveti, suçlunun bulunmasını sağlayacak kudreti ve cesareti yok. Bu ülkenin yurttaşları, bir sinema solundaki seyirciden farksız, sadece izliyorlar olan biteni. … Sen yanmasan, Ben yanmasam, Biz yanmasak, Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa… Birileri bu ülkenin caddelerinde Nazım’ın o meşhur dizelerini söylemeli bu günlerde. *** Yaşanan son olayın bir de tuhaf olan tarafı var. Tabii bu kısmı komplo teorileri sınıfına giriyor, ama yine de söylemeden edemeyeceğim içimdeki kuşkuyu. Bildiğiniz gibi, Moskova’da sıradan bir futbol taraftarlığından kaynaklanan tartışmanın provoke edilip, Rusya’nın çeşitli yerlerinde faşist grupların sağa sola saldırıları için bahane olarak kullanılmasının üzerinden çok zaman geçmedi. “Kafkasyalılar Moskova’yı terk etsin” sloganları da hala kulaklarımızda uğulduyor. İşte tam da bu anda, sinirlerin oldukça gergin olduğu ve Kafkasyalıların durumlarını yeniden sorgulamaya başladıkları, herkesin kendi milletine yüzünü döndüğü bir zamanda bu olay oldu. Çerkes milliyetçilerinin önde gidenlerinden birisi öldürüldü. Çok geçmeden de fısıltı gazetelerinde “arkası gelecek” mealinde mesajlar yayılmaya başlandı. Şimdi ben merak ediyorum ve soruyorum: Bu olay, yükselen Çerkes milliyetçiliğini sindirmek için bir çaba olmasın sakın? Veya tam tersine, halkları birbirine düşürmek için bir kışkırtma. Bu olaydan sonra yeni yılın ilk günlerinde, fal bakan sözüm ona büyü yapan veya gaipten haber veren bir Adığe, bir Balkar ve bir Yunanlı öldürüldü. Şehirde bir restoran bombalandı. Bu güne kadar sadece Çerkes Çerkes’i öldürüyordu, ölen de bizdendi ne yazık ki, öldüren de. Fakat son üç cinayet; “bizleri, bu olanların Çerkes milliyetçilerine bir saldırı veya bir kışkırtma olmadığına inandırmak, zihinlerimizi bulandırmak için özellikle mi tasarlandı” diye sormadan edemiyorum. Seçmece her milletten bir kişi. Tsipinov olayında yapılan iş fazlaca sırıttığı için dengeleme ihtiyacı doğmuş olmasın? Kesin böyledir demiyorum, elimde özel bir bilgi ve belge de yok, ama aklım beni bu soruyu sormaya zorluyor. O nedenle, bu olayın bir an önce çözülmesi sağlanmalı, katilleri adaletin önüne getirilerek akıllarda uyanan şüpheler ortadan kaldırılmalıdır. Yukarıda söylediklerim kafamda oluşan bir şüphedir sadece. Fakat kesin olarak bildiğim bir şey var; Eğer bu halk, aydınlarına kültür adamlarına ve sanatçılarına bundan başka sahip çıkmayacaksa, bizim için gelecek ümidi yok, bu gerçeği kabul edelim. Eğer halk baskıya bu kadar çabuk boyun eğecek, bu kadar kolay sinip köşesine çekilecekse, olur olmaz her yerde söylenen ve adeta slogan haline gelen “mücadele edelim, geleceğimizi kuralım” sözleri, içi boş bir temenniden öte hiçbir anlam ifade etmiyor. Eğer bu halk, eli silahlı üç beş çapulcu istemedi diye kendi kültüründen, tarihinden, geçmişinden vazgeçecekse hamasi nutuklar atarak birbirimizi kandırmayalım. Ve biz, bundan başka onlara sahip çıkmayacaksak, ulusal sorunlara ilgisiz ve sessiz kalan Çerkes aydınlarını da boşuna suçlamayalım. Daha önce çeşitli olaylara sessiz kaldıkları için “kimliksiz ve kişiliksiz” diyerek suçladığım aydınlardan, kültür adamlarından, tarihçilerden ve eğitimcilerden de bu vesileyle özür diliyorum. Halkı için can veren bilim adamına rahmet diliyor, kendi halkının evladına kurşun sıkabilen satılmışlara da lanet okuyorum. *** Bölgemizi birileri karıştırmaya çalışıyorlar. O birileri bir başkalarını taşeron, işbirlikçi veya maşa olarak kullanıyorlar. Ve şu anda fillerin tepişme sahasına döndürülmek istenen bu yer bizim vatanımızdır. Tamam, bu çatışmalara alet olmamalı, akılsızca kışkırtmalara gelmemeli, kendimizi kullandırmamalıyız. Fakat, evimizin orta yerinde tepinenler, halkımızın evlatlarını kirli oyunlarının kurbanları haline getirmeye başladılarsa, geleceğimizin böylesine harcanmasına daha fazla suskun kalamayız. Bu cemiyet “katilleri bulun” diyerek yüksek sesle haykırmalıdır. “İster bir dış güç, ister iç güç, isterse bir inanç grubu olsun, halkımıza ve vatanımıza yönelen her tehdit top yekûn düşmanımızdır” diyerek durduğu yeri belli etmelidir bu halk. Kendisini göz ardı edenlere varlığını yeniden hatırlatmalıdır. Diaspora da bu iradeye destek vermelidir kayıtsız şartsız. Bu bölgeye Çerkes halkının evladı olmak dışında başka vasıflarla ve başka amaçlarla girenlerin, girmek isteyenlerin bir kez daha düşünmesi sağlanmalıdır.

Yalnızlığın Yanlışlığı

"Tarih tekerrürden ibarettir" derler. Doğru, ders almasını bilmeyenler için tarih tekerrürden ibarettir. Tarihten ders almasını bilmeyenler aynı hataları tekrarlayıp, aynı felaketleri yaşarlar. Büyük acı ve trajedilerle dolu Çerkes tarihinden alınabilecek çok dersler vardır. Şüphesiz en büyük ders, en büyük trajediden, Büyük Çerkes Sürgünü'nden alınabilir. Çerkesler yüzyıllar boyu yurtları ve özgürlüklerini işgalcilere karşı savunmuş, en kötü durumlarda Kafkas Dağlarına sığınarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Son olarak Çarlık Rusyası'nın yayılmacılığına karşı yüz yıldan fazla direnmiş, fakat sistemli ve sürekli bir şekilde uygulanan kolonyalist politikalara yenik düşüp yurtlarından kitlesel olarak sürgün edilmişlerdir. Hepimizin çok iyi bildiği bu insanlık trajedisinin en önemli dersi, birlik olunmadığı zaman güçlü olunamayacağı gerçeğidir. 19. yüzyılda Çerkeslerin birlik olması belki nesnel olarak mümkün değildi, fakat savaşın son yıllarında direnişe devam edebilen kabilelerin örgütlülüğü bile birlikteliğin ve ortak tutumun yaşamsal önemini göstermiştir. İşte bu ders 1992-93'de tarihin tekerrür etmesini engellemiştir. Abhaz halkı, gerek Kuzey Kafkasya'daki, gerekse diasporadaki kardeşlerinin de desteği ile Gürcistan'ın şoven yöneticilerinin başlattığı soykırımdan korunabilmiştir.  Saldırganların "15 bin gencini öldürürsek bütün Abhaz halkının genetik varlığını yok ederiz" diyerek Abhazya'ya girmesinden sadece bir gün sonra gönüllüler Abhazya'nın yardımına koşmuş, Kuzey Kafkasya'da düzenlenen kitlesel etkinlikler Rusya'nın Abhazya'ya karşı tutumunu değiştirmeye zorlamıştır. Bu dayanışma ve birlik sonucu Abhazya artık bağımsız bir ülkedir. Zarf ...p> Kuzey Kafkasya halklarının adlandırılmasına ilişkin bir tartışma son bir kaç yıldır devam ediyor. Kavramlar tarihsel ve toplumsal bağlamından kopartılarak "Çerkes"in kim olduğu yeniden tanımlanmaya çalışılıyor. İşin ilginç yanı, bu tartışma Çerkeslerin kendilerini nasıl tanımladığı üzerinden değil, diğer dillerde Çerkeslerin nasıl tanımlandığı üzerinden yapılıyor. Kuzey-batı Kafkasya halkları için diğer dillerde en yaygın olarak kullanılan terim, "Çerkes". Farklı dillerde veya tarihsel dönemlerde Şerkas, Tarkasiey, Circassian gibi farklı şekillerde söylenmiş/yazılmış bu kelimenin kökeni kesin olarak saptanabilmiş değil. Tarihçiler bu terimin kökeninin Latin, Fars veya Türkçe olabileceğini söylüyorlar. Bu terim en erken 13. yüzyılda kullanılmış. İngilizce ilk yazılı kullanımı ise çok daha sonra, 1555 yılında. Ermeni tarihçi Arsen Avagyan'ın Çerkesler isimli kitabında kapsamlı olarak anlatıldığı gibi, "Çerkes" terimi seyyahlar ve eski tarihçiler tarafından çok farklı anlamlarda, kimi zaman bazı Adığe kabileleri için, kimi zaman tüm Adığeler için, çoğu kez de Kuzey-batı Kafkasya'nın ve hatta Kuzey Kafkasya'nın (kimi kapsadığı açık bir şekilde tanımlanmadan) tüm yerli halkları için kullanılmış. Çerkes teriminin kullanımında belirsizlik ve karmaşa olması aslında çok doğal, çünkü yazılı kültürün olmadığı Kuzey Kafkasya ve halkları 19. yüzyıl sonlarına kadar kapsamlı olarak tanınmamış, bilinmemiş. Öyle ki, 19. yüzyılda Çerkesler üzerine en önemli çalışmaları yapan Kafkasya uzmanlarından Adolf Berje bile 1858'de yayımladığı Kafkasyalı Dağlı Kavimlerin Kısa Tasviri kitabında, Kafkasya'nın kendileri için terra incognita ("bilinmeyen ülke") olduğunu söylemekte. Doğal olarak, bilinmeyen halkların net bir şekilde tanımlanması da mümkün değil.p> 18. ve 19. yüzyılda Çerkesler ve Kafkasya, Rusya ve Avrupa'nın ilgisini giderek daha fazla çekmiş, seyyahların ve Puşkin, Lermentov, Byron gibi şairlerin de katkılarıyla egzotik, vahşi ve saf güzelliğin simgesi haline gelen bir "Çerkes imgesi" oluşturulmuştur. Beyaz ırka "Kafkas" ırkı denilmesi Avrupa'da ve hatta Kuzey Amerika'da yaygınlaşan bu Çerkes imgesinin sonucudur. Tahmin edilebileceği gibi bu dönemde "Çerkes" terimi, genellikle belirli bir kabile veya halkı değil, muğlak bir "Kafkas Dağlısı"nı tanımlamış. Bu nedenle, Kuzey Kafkasya'nın yerli halkları için "dağlı" terimi de yaygın olarak kullanılmaya başlanmış. Çerkes teriminin sadece Adığe halkını içerecek şekilde kullanılması, 19. yy sonlarından itibaren Rus ve Batılı tarihçilerin ve dilbilimcilerin çalışmaları sonucu olmuştur. Dilbilimcilerin çalışmaları ile Kafkas dilleri ayrı bir dil ailesi olarak ele alınmış ve Kafkas dilleri sınıflanmaya başlanmıştır. Bu sınıflama ile birlikte, Kafkas halkları da daha net bir şekilde tanımlanmış, Adığe dili için Rusça Cherkess ve İngilizce Circassian terimlerinin kullanılması yaygınlaşmıştır. Kafkas dilleri uzmanı Rieks Smeets, "Çerkes [Circassian] terimi çeşitli anlamlarda kullanılmaktadır; en az belirsiz olan anlam, dilbilimsel olanıdır: Çerkesler, ana dili -veya, günümüzde, ikinci dili- Çerkesce olan gruplara mensup insanlardır" derken bu gerçeği dile getirmektedir. Bu evrim sonucu günümüzde Rusça (черкес) ve İngilizce (Circassian) "Çerkes" terimi, genellikle Adığeler için kullanılmaktadır. Türkçede de Çerkes teriminin kullanımı tarih içerisinde bir evrim geçirmiştir. 19. yy ortalarına kadar "Çerkes" terimi, bazen sadece Adığeler, bazen sadece Kuzey-batı Kafkasya halkları (Adığe-Abaza-Wubıh), bazen de tüm Kuzey Kafkas halkları için kullanılmıştır. Çerkes Sürgünü'nden sonra Osmanlı topraklarına Adığelerin ve Abazaların kitlesel olarak, Oset, Çeçen ve Dağıstan halklarının da daha küçük ölçeklerde yerleştirilmesi sonucu, benzer/ortak kültürel özelliklere sahip olan, sürgün, muhaceret ve kültürel yok oluş süreçlerinde aynı potada birleşen bu toplumların hepsine "Çerkes" denilmeye başlanmıştır. Ve bu kullanım günümüze kadar devam etmiştir. Her toplumun, halkın, ulusun, kendi dilinde, kendisini tanımlamak için kullandığı bir terim vardır. Toplumlar genel olarak bu isimleri önemserler, başka dillerdeki tanımlamalarla ilgilenmezler. Örneğin Türkçe, İngilizlere "İngiliz" denilir. Türk Dil Kurumu'na göre bu kelime Türkçeye İtalyancadan (inglese) geçmiştir. Türkçede İngiliz terimi genellikle Britanya adasında yaşayan tüm insanlar için ("British"in karşılığı olarak) kullanılır, fakat kelimenin aslı bu adada yaşayan halklardan sadece birini tanımlamaktadır ("English"; diğerleri Galler ve İskoçlar). Bir başka deyişle, Türkçe'de "British" ve "English" arasında net bir ayrım yoktur, fakat herhalde hiç bir İngilizin aklına "Türkler niye hepimize İngiliz diyor" diye tasa etmek gelmez. Başka dillerdeki adlandırmayı tasa etmek konusunda bir istisna Türkiye'de yaşanmıştır. Türkiye'de bazı kişiler ve hükümetler, Türkiye'ye İngilizce Turkey denmesinden, "turkey"in aynı zamanda hindi anlamına gelmesinden dolayı rahatsız olmuş, İngilizce "Turkey" yerine "Türkiye" kelimesinin kullanılmasını istemiş, bu konuda kampanyalar düzenlemiş, hatta üzerinde "Turkey" yazan mektupların Türkiye'de dağıtılmamasını talep etmişlerdir. Bütün bu çalışmaların sonucu ortada... Bu konuda ikinci istisna yine Türkiye'de yaşanıyor. Bazı arkadaşlarımız Türkçedeki "Çerkes" kelimesinin sadece Adığeleri kapsayacak şekilde kullanılmasını istiyorlar. "Çerkes" kavramının sahip olduğu siyasal içerik boşaltılıyor, Çerkeslerin hiç bir demokratik talebi telaffuz dahi edilmiyor ve tüm sorun dernek tabelası haline indirgeniyor. Hatta, Çerkes kültürünün en önemli unsurları, örneğin Çerkeslere yüzyıllardır kucak açan dağların ve ülkenin ismi (Kafkasya) veÇerkes kültürünün en önemli ve özgün unsurlarından biri olan mitoloji (Nart) gibi ulusal-kültürel unsurlar, "Çerkes" kelimesine yer açmak için küçümseniyor, göz ardı ediliyor. Adığelerin kendilerini nasıl tanımladığı değil (ki doğal olarak bu konuda hiç bir belirsizlik yok), Türkçede Adığelerin nasıl tanımlandığı, Adığelerin uluslaşmasının en önemli koşulu olarak görülüyor. Herhalde bu post-modern bir uluslaşma süreci...p> Bu adlandırma sorununun, gündemdeki konular açısından çok önemli olmadığını düşünüyorum, çünkü önemli olan zarf değil, mazruftur. ... ve mazrufp> Adlandırma konusundaki tartışmaların özü, kime Çerkes denildiği değil, kimlerin ortak sorunları olduğu ve ortak örgütlenmesi gerektiği konusudur. Konuya KAFFED özelinde bakarsak, sorun KAFFED'in kimin sesi/sözcüsü olacağıdır. Diasporada kurulmuş bir yapı olarak KAFFED sadece Adığelerin (veya Abazaların) sesi/sözcüsü olacaksa adlandırma sorunu zaten ortadan kalkar, adını Adığe Dernekleri Federasyonu veya Abaza Dernekleri Federasyonu yapar, konu biter. Şayet KAFFED, Türkiye'de yaşayan Adığelerin, Abazaların ve diğer Kuzey Kafkasyalıların sesi/sözcüsü olacaksa, adlandırma konusu ancak bu durumda gündeme gelir, fakat bu durumda da adlandırma sadece bir teferruattır. Türkiye'de yaşayan tüm bu insanlara, şimdiye kadar kullanıldığı gibi, Çerkes diasporası da denilebilir, Kuzey Kafkasya diasporası da, Nart da, dağlı da, Adığe-Abaza da, Çerkes-Abaza da... İnsanlar birlikte örgütlenmek istediği zaman ortak bir ismi her zaman bulacaklardır.p> Bu nedenle sorulması gereken temel soru, "Türkiye'de Adığeler, Abazalar, Wubıhlar ve diğer Kuzey Kafkasyalılar ortak örgütlenmeli mi?" sorusudur. Bu sorunun yanıtı bence açık; evet, ortak örgütlenmeli.p> Çerkeslerin sürgünden günümüze kadar muhaceretteki en yaygın örgütlenme biçimi dernekler düzeyinde olmuştur. Bu derneklerin bir araya federasyon çatısı altında toplanması ise, tüm engellemelere karşın, 1990'lardan sonra başarılmıştır. Bu derneklerin iki temel işlevi olmuştur. İlk olarak, dernekler kültürün yeniden-üretilmesini, yani sürekliliğini sağlamaya çalışmaktadır. Kültür ve dil ancak insan ilişkilerinde var olur. Dernekler de hem kültürün yeniden-üretimi için insanların bir araya geldiği, hem de belirli kültürel unsurların (halk oyunları, müzik, el sanatları, dil, vb) öğretildiği/aktarıldığı bir ortam sağlamaktadır. Bu derneklerin kültürel işlevidir. Kültürün korunması ve geliştirilmesi doğal olarak sadece bu etkinlikler ile sağlanamaz. Özellikle dilin öğrenilmesi/ kullanılması başta olmak üzere kültürel hakların güvence altına alınması, anayurt ile ilişkilerin geliştirilmesi ve dönüş hakkı gibi siyasal hakların tanınması derneklerin siyasal işlevleri arasındadır. Kültürel ve özellikle siyasal taleplere ilişkin etkinliklerin bir elden yürütülmesi, hem taleplerin daha güçlü bir şekilde dile getirilmesini sağlayacak, hem de etkinliklerin eşgüdüm içerisinde daha etkili olmasına katkıda bulunacaktır. Derneklerin bir üst çatı (federasyon) kurması bu nedenlerle gereklidir. Bu iki işlev açısından değerlendirildiğinde, Türkiye'deki Kuzey Kafkasyalıların ortak örgütlenmesinin  herkesin yararına olacağı açıktır. Çünkü tüm Kuzey Kafkasyalılar gündelik pratikte benzer kültürel değerleri ve davranış biçimlerini paylaşmakta, bu nedenle aynı dernek çatısında bir araya geldiklerinde herhangi bir yabancılık çekmemektedir. Ayrıca, özellikle diasporadaki nüfusları anayurttan daha fazla olan Adığe, Abaza ve Wubıhlar açısından, sorunlar, çözüm yolları ve talepler aynıdır. İşte bu nedenlerledir ki, muhaceret tarihindeki en önemli örgütlenmelerden biri olan Çerkes Teavün Cemiyeti'nden günümüze tüm bu toplumlar ortak bir isim altında ve bir arada örgütlenmeyi tercih etmişlerdir. Diasporada dağınık bir yerleşim sergileyen ve var oldukları bölgelerde iç içe yaşayan Kuzey Kafkasyalıların ortak örgütlenmesinden ve (ne olursa olsun) ortak bir isimle anılmasından daha doğal ne olabilir? Tarihin bize acımasız bir şekilde öğrettiği bu yalın gerçeğe rağmen, aslında aynı siyaseti izleyen, bir madalyonun iki yüzünü oluşturan bazı Abaza ve Adığeler, birbirlerini bahane ederek, "artık beraber olamayız" diye sesleniyor. "Anayurttaki gerçeklere, Kafkasya'daki yapılanmalara bakın! Kafkasya'da olduğu gibi artık Abhazlar (Abazalar? Apsualar?) ve Çerkesler (Adığeler?) ayrı örgütlenmeli, bu uluslaşmamız için zorunlu" diyorlar. Diasporadaki kültürel erozyon ve yok oluş gerçeği görünmezden gelinip, diasporada darmadağınık yaşayan Abazaların ve Adığelerin "kendi" kültür derneklerine sığınarak uluslaşacakları düşünülüyor. Abhazya ve Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerinin çıkarlarının farklı olduğu, Abhazya'nın Rusya yanında, Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerinin de Rusya'ya karşı tavır alması gerektiği iddia ediliyor. Kafkasya'ya içeriden, Kafkas halklarının gözüyle değil, dışarıdan, Kafkas halklarını piyon olarak görenlerin gözüyle bakan bu yaklaşım, tüm Kafkas halklarının ortak çıkarının bölgede barış ve istikrarın tesis edilmesi olduğunu inkâr edip, Kafkas halklarını çatışma ve savaşların bir aracı olarak görüyor. Kafkasya'da Abhaz, Adığe ve diğer halkların çıkarları hiç bir zaman çelişik değildir, tüm bu halkların ortak çıkarı, içinde yaşadıkları bölgede demokrasi, huzur ve refahın gelişimidir. Kafkasya'yı büyük satranç tahtasının bir parçası olarak görenler ise, 19. yüzyılda olduğu gibi günümüzde de Kafkasya'da çatışma ve savaşların sürdürülmesini isteyecekler, bu amaçla da Kafkasya'nın halklarını birbirlerine düşürmek için her yolu deneyeceklerdir.p> İşte bu nedenle Gürcistan, Abaza-Adığe ve anayurt-diaspora arasındaki işbirliğini bozmak için tüm gücüyle çalışmaktadır. Gürcistan'ın şoven yöneticileri de tarihten kendilerine göre ders almaktadır. Gürcistan, "işgal altındaki bölgelere ilişkin" yeni stratejisinde açıkça ilan ettiği gibi bir taşla iki kuşu vurmak, Abaza-Adığe birlikteliğini engelleyerek hem Abhazya'yı yalnızlaştırmak, hem de Kuzey Kafkasya'da Adığeler üzerinden yeni bir çatışma ve savaş ortamı yaratarak Rusya'yı zorlamak istemektedir. Gürcistan'ın ABD'deki akıl hocaları da bu konuda aktif olarak çalışmakta, Adığeler için yeni gündemler yaratarak Abaza-Adığe birlikteliğini dinamitlemeye çalışmaktadır. Başarılı olduğu taktirde bu sürecin Abhazya'nın zararına olduğu açık, tarihten dersler alanlar için Adığelere getireceği yıkım da ortada. İşin ilginç yanı, ABD ve Gürcistan'daki soğuk savaş yanlısı şoven siyasetçilerin bu politikası, Rusya'daki soğuk savaş yanlısı ve federalizm düşmanı siyasetçilerin politikası ile çakışıyor. Onlar da Abaza-Adığe birlikteliğinin parçalanmasını, Kuzey Kafkasya'daki halklar ve cumhuriyetler arasındaki ilişkilerin zayıflamasını istiyorlar. Çünkü onlar da çok iyi biliyorlar ki Rusya Federasyonu'ndaki cumhuriyetlerin yalnızlaşması ve ortak hareket edememesi, cumhuriyetlerin fesh edilmesi ve demokratik hakların ortadan kaldırılmasını kolaylaştıracaktır. Hiç şüpheniz olmasın, bugün "Anayurttaki gerçeklere, Kafkasya'daki yapılanmalara bakın! Abazalar ve Adığeler uluslaşmak için diasporada ayrı örgütlenmelidir" diyenler, çok yakında aynı mantıkla Adığey Cumhuriyeti'ni de yalnızlaştırmaya çalışacaklar. Ayrılıklar için bahane bulma konusunda sonsuz bir yaratıcılığa sahip kişiler çıkacaklar, yine, "Anayurttaki gerçeklere, Kafkasya'daki yapılanmalara bakın! Adığey ve Kabardey iki ayrı cumhuriyet. Kabardeylerin hiç bir sorunu yok, onlar kendi cumhuriyetlerinde zaten çoğunluk. Biz sadece Adığey'e bakalım, bunun için diasporada öz Adığe örgütlerini kuralım" diyecekler. Bu da gerçekleşirse, Krasnodar Eyaleti içerisinde yer alan 450,000 nüfuslu Adığey Cumhuriyeti'nde yaşayan 120,000 Adığenin geleceği ne olacak? Bu soruyu yanıtlamak için tarihe bakmaya bile gerek yok sanırım.p> Bugün diasporadaki Kuzey Kafkasyalıların, özellikle Adığe, Abaza ve Wubıhların öncelikli hedefi, ortak sorunlarına ortak çözüm bulmak için ortak örgütlülüklerini güçlendirmek olmalı. Bu, hem kültürlerini korumak ve yaşatmak için, hem yaşadıkları ülkelerde demokrasi ve insan haklarının gelişmesine katkıda bulunmak için, hem de anayurtları ile bütünleşmek için zorunludur. Bütün bir muhaceret tarihinin kanıtladığı gibi böylesi bir örgütlülüğün nesnel ve öznel koşulları mevcuttur.  Anayurtta yaşayan Kuzey Kafkasyalıların öncelikli hedefi, kendi aralarındaki birlikteliği ve işbirliğini güçlendirmek, Kafkasya dışındaki diğer cumhuriyetlerin halkları ile güçbirliğine gitmek ve Rusya'daki demokrat kesimlerle dayanışma içinde demokrasi ve federalizmi güçlendirmek olmalıdır. Ancak bu şekilde Kafkas halkları tarihte nesne değil özne olarak yer alabilir, başkalarının çıkarları için ölmek yerine, kendi ülkelerinde yaşamlarını sürdürebilirler. Sonuç olarak, diasporada iç içe yaşayan, kültürel pratikleri aynı olan, sorunları ve talepleri ortak olan Kuzey Kafkasyalılar, bu sorunlarına çözüm yolları bulabilmek için ortak örgütlerde bir araya gelmekte, kendi yollarında hep beraber, omuz omuza yürümektedirler. Önemli olan bu somut gerçektir, bu gerçeği tanımlamak için kullanılacak herhangi bir sözcük, gerçeği değiştirmeyecektir.  nanErol Taymaz )

Adığece ve Abazaca Eğitiminde Yeni Bir Dönem

Kafkas Dernekleri Federasyonu Anadil Eğitimi Komisyonu'nun çalışmaları sonucu anadil eğitiminde tarihi bir adım atıldı. Anadil Eğitimi Komisyonu, hazırladığı Adığece ve Abazaca Okuma-Yazma Modül Programları ile Milli Eğitim Bakanlığı Çıraklık ve Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğü'ne başvurarak Adığece ve Abazaca kursların Halk Eğitimi bünyesinde verilmesi için çalışmalara başlamıştı.p> Bu çalışmalar sonucu söz konusu programlar 23 Ağustos günü onaylandı ve kursların müfredatları Halk Eğitim Otomasyon Sistemi'ne eklendi. Halk Eğitim Merkezleri kendi şifreleri ile otomasyon sistemine girerek Adığece ve Abazaca kursları müfredatlarına ulaşabilecekler. Derneklerimiz artık, Halk Eğitim Merkezlerine müracaat ederek Adığece ve Abazaca dil kursları açabilecekler. Dil kursları eğitmenlerinin ücretleri Halk Eğitim Merkezleri tarafından karşılanacak. Ayrıca bu kurslardan mezun olanlar da sertifika alacak ve yeni kursları açmaya hak kazanacaklar. Hazırlanan müfredata göre dil kursları her biri 120 saatlik eğitimden oluşan üç seviyede verilecek. Birinci seviye kurslarda dört ünite (alfabe, basit cümleler, fiiller, sayılar ve zaman), ikinci seviye kurslarda beş ünite (isim ve sıfat tamlamaları, bağlaçlar, doğa, evimiz ve eşyalarımız, şimdiki zaman, ekler) ve üçüncü seviye kurslarda dört ünite (gelecek zaman, uzak geçmiş zaman, cümle çeşitleri) işlenecek. Özverili çalışmaları ile Adığece ve Abazaca dillerinin öğrenilmesi ve yaşatılmasına büyük katkılarda bulunan Anadil Eğitimi Komisyonu'nu kutluyoruz.p>nanKaffed

NART Akademisi Kuruluş

Kardeşimle yapmış olduğum bir sohbette kültür değişimi ile ilgili bir konuda bir yıl içinde okuduğu birkaç kitaptan sonra ulaştığı hatta kendince keşfettiği neredeyse avreka! diyerek sunmaya çalıştığı tespitleri bana yabancı değildi. Bende "ağabey"liğimden güç alarak lafı biraz ağzından kapıp heyecanla devam etmiştim konuşmaya. Birden bana;p> - Ağabey, ben uzun süredir okuyup ulaştığım bu sonuç için neredeyse kendimi kutluyordum. Sen, benim bulduğumu sandığım sonucu bana "pat" diye söyleyiverdin. Heyecanımın yersiz olduğunu düşünmeye başladım dedi.p> Bende biraz düşündükten sonra şu cevabı vermiştim:p> - Evet "pat" diye söyleyiverdim. Ancak senin bir yılda okuyarak rahatlıkla geldiğin sonuca, ben yaşayarak 20 yıl sonra gelebildim. Ne mutlu sana, aynı heyecanla devam etmelisin.p> Toplumumuzda bizim kuşak en çok İsmail Berkok’un Tarihte Kafkasya’sı ve İzzet Aydemir’in Kafkasya Kültürel Dergi’si ile beslenerek büyüdük. Son yıllarda toplumumuzla direk veya endirekt ilgili, yayınlanan Dergi, Gazete ve Kitapları izlemek zorlaştı. Bu açıdan günümüz gençlerinin çok şanslı olduklarını düşünüyorum.p> Üniversite yıllarımızda bulunduğumuz ortamlarda "Anavatan" demek, ulusunu yaşatma iddiasında bulunmak yasaklar içindeydi. Hemen kendinizi üzerinize yapıştırılmış bir etiket içinde bulurdunuz. Anavatan’da Cumhuriyetlerimiz vardı, ideal sistemler üzerine kurulu, bizi kurtarmaya hazır. Ah bir adım atabilsek…p> Derken Sosyalist sistemin koruyucu şemsiyesi altında olan Cumhuriyetlerimizde yaratılmakta olan zengin kültürel ürünler varken, sistemin çöküünü takip enden karmaşa ve kapitalist düzenin "kar" dan başka bir şeyi gözünün göremediği ortamda birden bire toplumsal değerlerin alt üst olduğu, Cumhuriyet statülerinin ne olacağının konuşulduğu, aydınların, sanatkarların ne olacağının net olmadığı, dünyada sınırların belirsizleştiği, hatta çok yerde sınırların açıldığı, kimine göre bu "Yeni Dünya Düzeni"nde ulusal değerlerin önemini kaybetmekte olduğu, kimine göre de mikro milliyetçiliğin güçlendiği, tüm kültürlere önem veren yeni bir anlayışın gelmekte olduğu bir ortama giriveriyoruz. Oysa kaldırılan ulusal değerler değil, "ulus devlet" yapısıydı, güçlenen "mikro milliyetçilik" değil, ulus devlet yapısı içerisinde yok sayılan milliyetlerdi.p> Bir tarafta ağır ağır kapitalist cendere altına giren Anavatan, bir tarafta tabu diye öğretilen yasakların bir bir kalktığı, ancak yaşatmak istediklerimizin tükenmekte olduğu diaspora. Hiçbir yerde henüz taşların yerine oturamadığı, karmaşık, çok bilinmeyenli bir ortamda, kendi kültürünü yaşayamadan bunu yaşatacak politikaları tartışmak durumunda kalan gençlerimizi hem çok şanslı, hem de zor bir yükün altında görüyorum.p> Peki, bu kadar karamsar mı olmalı?p> Neden profesyonel yönetim tekniklerinin, politik mücadelelerin deneyimleri kullanılmasın ve iki nesilin artıları birleştirilip bir sinerji yaratılmasın?p> Yaratılabilir. Bunu kendi profesyonel yaşantımdan da biliyorum. Temel eğitime sahip genç mühendisler, mimarlar, maliyeciler yönetim teknikleri konusunda uzmanlaşmış, bu uzmanlıklarını yaşadıkları ile pekiştirmiş insanların çizdiği eğitim programları için hazırlanan "hap" gibi paket eğitimlerle tartışmalı bir ortamda hızla yetiştiriliyorlardı. Bunları yaşarken, üniversite yıllarımızda politik guruplarda aktif pek çok arkadaşımızın da benzeri yöntemlerle kendi politikaları doğrultusunda hızla eğitildiklerini hatırlayıveriyorum.p> Her kuşağın temel görevi sonrakine deneyimlerini aktarmak, sağlıklı bilgilerle ve daha iyi yetişmesini sağlamak olmalıydı. Artık sadece köşe yazılarında ben bunu yaptım, sen bunu yanlış yaptın söyleminin çok dışına çıkamayan, basit, benmerkezci mantığın ötesine geçme zamanı çoktan gelmiş olmalıydı.p> Bilinçlenme ve örgütlenmenin temeli için hızla ulaşılabilen sağlıklı bilgi gerekli, ancak yeterli değildi. Eğitimin bir düzen içerisinde yapılması, tartışmalarla pekiştirilmesi ve görevlendirmelerle neden öğrenildiğinin bilincinin verilmesi ve disiplin içerisinde uygulanması gerekiyordu. İşte bu farklılığı vurgulamak için Nart Akademi'sinin hedefi "öğretim" değil "eğitim" olmalıydı.p> İşte Nart Akademisi bu düşüncelerle ortaya çıktı.p> 1960, 1971, 1980 sosyal çalkantılarını, Berlin duvarının yıkılışını, en büyük Sosyalist devletin birden en Kapitalist bir devlete dönüşümünü yaşayan kuşak, izlenemeyecek kadar çok sayıda yayın, bu yayınları hazırlayan uzmanlaşmış insanlarımız ve 1980 ile susturulmuş ancak eğitimli, tartışmaya açık bir gençlik!p> Nart Akademisi eğitimi kısaca Eğitim ve Uygulama diyebileceğimiz iki temel üzerine kuruldu:p> Eğitim içinde,p> Temel tarihi-kültürel bilgiler, bir halkın geleceğini tartışabilmek için temel politik bilgiler, bu bilgileri sağlıklı bir şekilde kullanabilmek için temel iletişim ve yöneticilik yetenekleri verilmeliydi.p> Uygulama içinde,p> Öğrenilenlerin nerede ve nasıl kullanılabileceği, görev bilinci oluşturulmalıydı.p> Bunun içinde sadece öğrenmek için bu eğitime aday olmak gerekli ancak yeterli değildi. Bu nedenle adaylarda aşağıdaki özellikler arandı:p> Geleceği kuracak gençler olmalıydı (18-30 yaş aralığında),p> O güne kadar olan çalışmaları ile kendini topluma adayacağını göstermiş olmalıydı.p> Günümüz haberleşme-etkileşim araçlarını iyi kullanan kişiler olmalıydılar.p> Ufak aksamalarla da olsa ilk uygulamada bunlara uyulduğunu söyleyebiliriz.p> Ancak içeriğinde tarihi-kültürel bilgilerin, politikanın, yöneticiliğin temellerini taşıyan bu temel eğitimin 45-50 gence verilmesi neredeyse dünyanın en karmaşık sorunları içerisinde olan toplumsal sorunlarımızın çözümü için yeterli olamazdı.p> Bunun için, Nart Akademisi süreklilik kazanmalı, temel eğitim üzerine uzmanlık eğitimleri inşa edilmeliydi.p> Bu nedenle sürekliliği olan bir eğitim planlandı. Eğitim ve uygulamalar süresince belirli doğrultularda yetenekli oldukları görülen veya zaten kendi gayretleri ile belirli bir düzeye kadar kendisini yetiştirmiş olan gençler için her temel eğitim dönemini, birazda zaman içerisinde netlik kazanacak olan,p> Medya yönetimi,p> Tarih, kültür,p> Politika,p> Yöneticilik,p> vb. konulardan birinde geliştireceği, biraz daha detaylı eğitimlerin izleyeceği, bir çeşit 2. aşama diyebileceğimiz bir eğitim takip etmeliydi.p> Eğitim başlıkları belirlendikten sonra bu konuda destek vereceklerinden emin olduğumuz birikimli arkadaşlarımızdan istediğimiz destek beklentilerimizin biraz da üstünde "böyle bir programa destek vermekten mutlu olurum", "ne güzel, gençleri yetiştireceğiz" gibi güzel tepkilerle cevaplandı.p> Bu temel düşünceler kurulduktan sonra, kurumsallık içinde Kaffed Yönetim Kurulu ve bu uygulamada bizlere en büyük desteği verecek olan Dernek Başkanlarımızın onayları alındı. 8 Bölgede gençlerle düzenlenen toplantılarda yüzlerce gençle bir araya gelindi, eğitimin içeriği, hedefi ve önemi anlatıldı.p> Gençler istekli, eğitmenler istekli, ilk ders zili çaldı. Güzel katılımlı bir hafta sonu eğitimi ile Nart Akademi'sinin açılışı 19 Haziran 2010 tarihinde yapılmış oldu.p> İlk uygulama görevi verildi. Bu yaz her bölgenin gençleri Nüfusa Ulaşım projesi için 3 köyde yapacakları çalışma ile ilk örneği oluşturup çalışmanın tamamlanması için ilk uygulama deneyimini yaşayacaklar. Değerlendirmeleri Ekim ayında yapacağız.p> Nart Akademisi temellerini kuruyor,p> Gençlerden umutluyuz…p> NART dergisi 73. sayıp> nanŞamil Jane

NART Akademi Açıldı

Günümüze kadar, büyük emek ve fedakarlıklarla getirilen derneklerimiz toplumumuzun tek buluşma ortamı olmuştur. Ancak, toplumsal sorunlarımızın yoğunluğu ve karmaşıklığı yöneticilerimizden beklentileri arttırmaktadır. Bu nedenle derneklerimizin kendi tarihini, kültürünü, temel politikaları ve profesyonel yöneticilik tekniklerini bilen kişiler tarafından yönetilmesi, yönlendirilmeleri gerekmektedir. Bu nedenle toplumsal sorunlarımıza duyarlı, kadro olabilecek gençlerin desteklenerek yetiştirilmeleri planlanmış ve bir eğitim programı hazırlanarak 19-20 Haziran tarihlerinde ilki olmak üzere NART AKADEMİSİ başlatılmıştır. KAFFED'e bağlı derneklerimizin gençleri arasından seçilen ve zamanı uygun olan gençlerimizin katılmış oldukları ilk eğitim, bir ilk olmasına rağmen konusunda deneyimli eğitmenlerimiz Doç.Dr. Cahit Aslan ve Murat Papşu´nun hazırlıkları eğitimler, gençlerin katılımcı soru ve açıklamaları ile oldukça başarılı geçmiştir. I. Eğitimin ilk gününde KAFFED Eğitim ve Teşkilatlanma Sekreteri Şamil Jane gençliğin örgütlenmesi ile ilgili bilgiler vermiş, gençliğin sorunları ve çözüm yolları üzerinde durulmuştur. 2. gün ilk oturumda Cahit Aslan Kimlik ve etnisite üzerine eğitim vermiş, ikinci oturumda ise Araştırmacı Yazar Murat Papşu genel olarak Kafkas dilleri, Adığe-Abaza dilleri, dil politikaları konularında bilgiler vermiştir. Nart Akademisi başlangıç olarak üç ana başlık altında toplanan aşağıdaki temel konularda eğitim vermeyi hedeflemektedir: KÜLTÜR VE TARİHİMİZ  Genel olarak Kafkas dilleri, Adiğe-Abaza dilleri, dil politikaları.( 20 Haziran tarihinde Murat Papşu tarafından verildi) Adiğe ve Abaza halklarının toplumsal gelişimi, tarihi,  Kafkasya nın tanıtımı, Nartlar, Xabze, Sürgün, Osmanlı topraklarına iskan Diasporada örgütler ve dönüş düşüncesi (1908-1980) POLİTİKA KAFFED ilkelerinin tanıtılması, Kimlik ve etnisite (20 Haziran tarihinde Dr. Cahit Aslan tarafından verildi)  Asimilasyon nedir, nasıl önlenebilir, Uluslararası gelişmeler ve Kafkasya, Milliyetçilik ve Diaspora, Ulusların Kaderlerini tayin hakkı, İnsan hakları, azınlık hakları:  YÖNETİCİLİK BECERİLERİ Misyon,vizyon, swot analizi, iş planı, İletişim, empatik iletişim, Toplantı yönetim, zaman yönetimi, motivasyon. Eğitimler sırasında görevlendirmeler yapılarak, elde edilen sonuçların sunulması ve tartışılması ile eğitimlerin pratikle pekişmesi sağlanacaktır. Bu amaçla ilk çalışma konusu olarak Nüfusa Erişim Projesi için her bölgede 3 köyde örneklem çalışması yapılma kararı alınmıştır.  Bu konuların verilmesi için görüşülebilen eğitmenlerimizden aşağıda isimleri yazılı olanlardan katkıda bulunacakları teyidi alınmış olup farklı eğitim modelleri için farklı kişilerle görüşmeler devam etmektedir : Cahit Aslan Murat Papşu  Setenay Nil Doğan Hasan Kanbolat  Mitat Çelikpala Muhittin Ünal Rahmi Tuna Zeyenel Abidin Besleney Ö.Aytek Kurmel  Özdemir Özbay  Şamil Jane Erol Taymaz Ergün Özgür Sevda Alankuş Fethi Açıkel  19-20 Haziran tarihlerini takiben Ekim 2010 da 2.ncisi yapılacak olan eğitimler 2011 Haziran ayında tamamlanacaktır.  nanKaffed

İnguşetya

nan+''+ Başkent : Magas tr> Yüzölçümü : 3500 km2 tr> Nüfus : 412.529  (2010) tr> Nüfus Yoğunluğu : 118 kişi/kmkare tr> Önemli Yerleşkeler : Magas, Malgobek, Nazran tr> Devlet Başkanı : Yunus-Bek Yevkurov tr> tbody> table> İnguşetya, Kafkas Dağlarının kuzeyinde yer almaktadır. Komşuları Kuzey Osetya Cumhuriyeti-Alanya, Çeçen Cumhuriyeti ve Gürcistan'dır. İnguşetya'daki en yüksek tepe olan Gora Şan'ın yükseliği 4451 m'dir. İnguşlar Kafkasya'nın yerli halkarındandır. Kendilerine "Galgay" derler. İnguşların, komşuları olan Çeçenlerle çok yakın etnik ve kültürel ilişkileri vardır. İnguşca ve Çeçence birbirine çok benzemekte olup, aynı kökenden gelmektedir. İnguşetya'nın Çarlık Rusyası tarafından işgali 1858 yılında tamamlandı. 1917'de Çarlık Rusyası'nın yıkılmasından sonra, Çeçenistan ve İnguşetya 1921'de kurulan Dağlı Sovyet Cumhuriyeti'ne bağlandı. Dağlı Sovyet Cumhuriyeti daha sonra 1922-1924 yıllarında Çeçen Özerk Bölgesi, İnguş Özerk Bölgesi ve Kuzey Osetya Özerk Bölgesi'ne ayrıldı. Çeçen ve İnguş özerk bölgeleri 1934'de Çeçen-İnguş Özerk Bölgesi olarak birleştirildi ve 1936 yılında özerk bölgenin konumu "Özerk Cumhuriyet"e dönüştürüldü. 1944'de Çeçen-İnguşların anayurtlarından sürgün edilmesi sürecinde Çeçen-İnguş Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti (ÖSSC) lağvedildi. Çeçen-İnguşlarının haklarının tanıması ile birlikte 1957'de Çeçen-İnguş ÖSSC tekrar oluşturuldu. Sovyetler Birliği'nin dağılması sürecinde, Mayıs 1991'de Çeçen-İnguş ÖSSC bağımsızlığını ilan etti. Bu cumhuriyet daha sonra Çeçen Cumhuriyeti ve İnguş Cumhuriyeti olarak ikiye ayrıldı. Çeçenistan ilk devlet başkanı Dudayev'in yönetiminde bağımsız bir devlet olarak örgütlenirken, İnguşetya Rusya Federasyonu'nundan ayrılmama kararı aldı.  +''+Kaffed

KBC Üniversite Eğitimi Alacak Öğrencilere Yeni Olanaklar Sağlıyor

Kabardey Balkar Cumhuriyeti'nde Üniversite Eğitimini Yapacak Öğrencilere Yeni Olanaklar Sağlanıyor   Dünya Çerkes Birliği’nden Federasyonumuza gönderilen mektup ile KBC’de Üniversitelerde okuyacak öğrencilere tanınacak yeni olanaklar konusunda bilgi verilerek, diasporadaki  hemşerilerimize de iletmemiz istenmiştir. KBC’de okuyan ve okumak isteyen öğrencilerimizi ilgilendiren bu mektubu sizlerle paylaşmaktan memnuniyet duyuyoruz. Mektup metni şöyledir. Sayın Cihan Candemir Kafkas Dernekleri Federasyonu “KAFFED” Başkanı Ankara, Türkiye   Sayın Başkan, 5 Haziran 2010 tarihinde DÇB’nin destekleriyle, Kabardey-Balkar Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Arsen Kanoko’nun başkanlığında, bu yıl KBC Devlet Üniversitesini ve KBC Devlet Ziraat Akademisini bitirecek hemşeri öğrencilerle bir toplantı yapılmıştır. Toplantıya üniversitelerdeki master ve doktora öğrencileri de katılmıştır. Cumhurbaşkanı, mezun olacak tüm öğrencilere Cumhuriyette kalmaları halinde sürekli ikamet imkanı sağlamayı teklif etmiştir. Aynı zamanda kalıcı olarak yerleşeceklerin konut sahibi olabilmesi için mortgage kredisi temininde yardımcı olunacağını söylemiştir. Sayın Kanokov, alınacak konutun mortgage kredisinin %50’sinin özel bir fondan karşılanacağı sözünü vermiştir. Cumhurbaşkanı, yaşamlarını Moskova veya Adıgey Cumhuriyeti’nde sürdürmek isteyenlere de iş bulma konusunda yardım sözü vermiştir. Toplantı sırasında, üniversitelerini bitirdikten sonra KBC’de kalmak ve yaşamlarını sürdürmek isteyen öğrencilerin isimleri belirlenmiştir. Ayrıca, kalıcı öğrencilerle, Cumhurbaşkanlığı yönetimi ve Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı bünyesinde koordinasyonu sağlayacak yapılanma belirlenmiştir. Toplantı gündemin içinde,  KBC Devlet Üniversitesi (KBSU) ve KBC Devlet Ziraat Akademisi (KBSAA) bünyesinde okuyacak yabancı ülke hemşeri öğrencileri kotası sorunu görüşülmüştür. Mevcut sorunlar hakkında bilgi verilen Sayın Kanokov, Rusya Eğitim Bakanlığındaki ilgili kurumlara gerekli mektupları yazarak, KBC üniversitelerine daha fazla yabancı ülkelerde yaşıyan hemşeri öğrenci kotası talep etmek,  sözünü vermiştir. Ayrıca problemin kısa zamanda çözümü için değişik çözüm alternatifleri düşünülmesini istemiştir. Cumhurbaşkanı, yabancı ülkelerde yaşıyan hemşeri öğrenciler için 100 kişilik sürekli bir kontenjan temin etmeyi arzuladığını ifade etmiştir. Sayın Cihan Candemir, bu bilgileri size size memnuniyetle iletiyor ve Türkiye’de yaşayan Çerkes diasporası ile paylaşmanızı diliyoruz. K.M. Azhakhov Dünya Çerkes Birliği Başkanı nanKaffed

Açılım tartışmaları konusunda KAFFED’in bildirisi

Son günlerde hükümetin inisiyatifi ile başlatılan “AÇILIM” çalışmaları Federasyonumuzca dikkatle takip edilmekte ve değerlendirilmektedir. Bu gün itibarıyla gelinen noktayı değerlendirmeyi ve düşüncelerimizi kamuoyu ile paylaşmayı Kafkas Dernekleri Federasyonu olarak önemli tarihi bir görev addediyoruz. Hükümet’in başlatmış olduğu “AÇILIM” çalışmalarının içeriğini tam olarak anlamamış olmakla beraber, seçilen çalışma yönteminden, “AÇILIM” paketinin (adıyla birlikte),  fikir olarak tartışmaya açıldığı anlaşılmaktadır. Paketin içeriğinin ise mevcut siyasi partiler, sivil toplum örgütleri ve toplum önderlerinden gelecek fikirler çerçevesinde zaman içinde doldurulması yönünde bir çalışmanın Sayın İçişleri Bakanı tarafından yürütüldüğü şeklinde bir görünüm mevcuttur. Ancak gerek konunun tartışmaya açılış biçimi, gerekse bu güne kadar yapılan görüşmelerden, hükümetin, yeterli ön çalışmayı yapmadan ve gerekli yol haritasını çıkarmadan, belirli bir tarih öncesinde inisiyatif almak için taktiksel bir çıkış yaptığı endişesini taşımaktayız. Bu gözlemimizi öncelikle belirtmekte yarar görüyoruz. Bu şekilde bir taktiksel yaklaşım kamuoyunu çıkacak sonuca hazırlamak açısından yararlı görülebilir. Ancak gelinen noktadaki tartışmaların içeriği ve üslubunun, “paket ile amaçlanan ülke birlik ve bütünlüğünün güçlendirilmesi” yerine, ayrışma endişelerini ön plana çıkartmış olması, “paket”in geleceği açısından karamsarlık vericidir. Gelinen aşamada yapılması gerekenler bizce şunlardır: 1-  Acilen “AÇILIM” paketinin adı amacına uygun şekilde konulmalıdır. Ülkemizde bu güne kadar uygulanan yanlış politikalar yüzünden acı çekmiş, baskı görmüş, birçok insan vardır. Paket’i bir etnik kimlik ile adlandırmak yanlıştır ve ülke birlik ve bütünlüğüne büyük zarar verecektir. Bizce “AÇILIM” kavramı, Türkiye’nin, ülke geleceğine yönelik olarak “Demokratik Açılım”ı ifade etmeli, adıyla ve içeriğiyle Türkiye’de yaşayan tüm vatandaşları etnik, dinsel veya cinsel kimlikleri ile kapsamalı, Güçlü bir Türkiye’nin geleceğini garantiye alan “TOPLUMSAL BARIŞ” projesi olmalıdır.p> 2-  Ülkemizde yaşayan tüm kesimleri barıştıracak, Devlet ile vatandaşı barıştıracak bir projenin yaşama geçmesi için, sonucun Türkiye Büyük Milleti Meclisi’nden fikir birliği ile çıkması kaçınılmazdır. Çıkacak proje TBMM’de mevcut tüm siyasi partilerce benimsenmiş olmalı ve desteklenmelidir. Bu konuda Başbakan ve Cumhurbaşkanı’na büyük görev düşmektedir. Konu siyasi bir polemik ve siyasi rant malzemesi olmaktan çıkarılmalıdır.  Tüm parti başkanlarıyla görüşmeler bizzat Başbakan tarafından yürütülmeli, Cumhurbaşkanı uzlaştırıcı rolünü üstlenmelidir. İçişleri bakanlığınca yürütülen teknik ve istişari çalışmalar ise tüm etnik, dinsel ve diğer kesimleri kapsamalı, görüşleri alınmalı, sorunları dinlenmelidir.p> 3-  “PAKET” içerik olarak ana hatlarıyla şu konuları kapsamalıdır:p> A-Türkiye’de yaşayan tüm etnik, dinsel, cinsel ve diğer grupların, kimliklerini ifade koruma ve geliştirme özgürlüğünü eşit şekilde sağlamalıdır. Bu özgürlüklerin kullanılabilmesi için tüm engeller kaldırılmalı, devlet desteği sağlanmalıdır. B-Anayasamız ve Evrensel İnsan Hakları içerisinde yer alan bireysel özgürlüklerin kullanılmasını engelleyen tüm engeller kaldırılmalıdır. Bireysel özgürlükler güvence altına alınırken, devletin üniter yapısını güçlendirecek olan, tarih boyunca oluşmuş birlikte yaşama, kaderde ve tasada birlik olma bilincini besleyecek, saygı ve hoşgörü ortamı geliştirilmelidir. Devlete bu konuda düşecek görevler tanımlanmalıdır. C- Ortak, eşit, özgür bireylerin güçlü bir vatandaşlık bilincini oluşturmak, gerçek anlamda demokratik bir yasal çerçeve oluşturmak nihai hedef olmalıdır. Federasyonumuz kurulduğu günden beri yukarıda ifade ettiğimiz düşünceleri savunmaktadır. Bu düşüncelerimiz, Federasyonumuzun “ilkeleri” ile somutlaştırılmıştır. İçişleri Bakanı’nın henüz Federasyonumuz ile ve benzer STK’lar ile henüz görüşmemiş olması büyük eksikliktir. Ancak zaman içerisinde, şayet hükümetimiz projenin hayata geçirilmesinde samimi ise, bu eksikliğin de giderileceğini umuyoruz. Kafkas Dernekleri Federasyonu olarak, ülkemizin birlik ve bütünlüğünü sağlayacak, Türkiye’yi güçlü bir dünya ülkesi haline getirmek için kanayan yaraları iyileştirecek, her çalışmayı önemli görüyor, bu çerçevede “AÇILIM” paketinin başarıya ulaşması için temsil ettiğimiz toplumumuz adına üzerimize düşenleri yapmayı görev addediyoruz. Tüm kamuoyuna saygılarımızla. KAFKAS DERNEKLERİ FEDERASYONU  nanKaffed

Maykop Devlet Teknoloji Üniversitesinde var olan fakülte ve bölümler

MAYKOP TEKNOLOJİ ÜNİVERSİTESİ FAKÜLTELER  td> tr> TEKNOLOJİ li> ul> td> tr> ÇEVREBİLİMLERİli> ul> td> tr> TIP li> ul> td> tr> MÜHENDİSLİK-EKONOMİli> ul> td> tr> FİNANS-EKONOMİ li> ul> td> tr> YENİ SOSYAL TEKNOLOJİLERli> ul> td> tr> YÖNETİMli> ul> td> tr> ZİRAİ TEKNOLOJİLERli> ul> td> tr> ULUSLAR ARASI EĞİTİMli> ul> td> tr> EKONOMİ VE HUKUKİ BİLGİ SİSTEMLERİli> ul> td> tr>   tr> MAYKOP TEKNOLOJİ ÜNİVERSİTESİ BÖLÜMLER  td> tr> HUKUKli> ul> td> tr> TİCARİ BİLİMLERli> ul> td> tr> ZİRAAT MÜHENDİSLİĞİli> ul> td> tr> TEKNOLOJİK MAKİNA VE EKİPMANli> ul> td> tr> BİTKİSEL GIDALARli> ul> td> tr> İNŞAATli> ul> td> tr> TARLA BİTKİLERİli> ul> td> tr> TARIMSAL ÜRETİMLERİ GELİŞTİRME VE ÜRETİM TEKNOLOJİLERİli> ul> td> tr> ZOOTEKNİK (EVİL HAYVANLARIN YETİŞTİRİLMESİ)li> ul> td> tr> TOPRAK YÖNETİMİ VE ENVANTÖRÜli> ul> td> tr> GIDA ÜRETİM VE SATIŞ TEKNOLOJİSİli> ul> td> tr> YÖNETİM li> ul> td> tr> DEVLET VE YEREL YÖNETİMLERli> ul> td> tr> TANITIM VE HALKLA İLİŞKİLERli> ul> td> tr> KÜTÜPHANE VE BİLGİ FAALİYETLERİli> ul> td> tr> BİLGİ GÜVENLİĞİli> ul> td> tr> SERVİSli> ul> td> tr> TURİZMli> ul> td> tr> ORMANCILIKli> ul> td> tr> PEYZAJ MİMARLIĞIli> ul> td> tr> AYDINLANMA ENDÜSTRİSİ ÜRÜNLERİ TEKNOLOJİSİli> ul> td> tr> TEKNOLOJİK GÜVENLİKli> ul> td> tr> UYGULAMALI BİLGİSAYAR BİLİMLERİli> ul> td> tr> OTEL VE YİYECEK İÇECEK SERVİSİli> ul> td> tr> PETROL VE GAZ İŞLETMELERİli> ul> td> tr> TAŞIMACILIK İŞLETMESİ-MAKİNE VE SİSTEM İŞLETMELERİli> ul> td> tr> TAŞIMACILIK TEKNOLOJİLERİli> ul> td> tr> EKONOMİli> ul> td> tr> TIPli> ul> td> tr> ECZACILIKli> ul> td> tr> tbody> table>  nanKaffed

Sıkça Sorulanlar

  tr> Hazırlık okuyacak öğrenciler ne zaman gidecekler?p> Hazırlık sınıflarının 1 Ekim 2011'da açılıyor olması nedeni ile öğrencilerimiz, Eylül'ün son haftası içerisinde gideceklerdir.    Nasıl gideceğiz?p> Burslu ve paralı gidecek tüm öğrenciler kendilerine bildirilecek olan Eylül'ün son haftası içerisindeki bir günde saat 18.00 de Ankara’da federasyon genel merkezinde bir araya geleceklerdir. Burada kendilerine birçok konuda detaylı bilgiler sunulacak ve tüm soruları yanıtlanacaktır. Vizeleri alınmış pasaportları kendilerine dağıtılacak olan öğrenciler saat 24.00 de aynı otobüsle İstanbul’a hareket edecekler ve oradan da Nalçik'e uçacaklardır.  Uçak fiyatları ne kadar?p> Uçak fiyatları değişken olmakla birlikte şuandaki gidiş-dönüş uçak bileti fiyatı Nalçık için 350$ dır. Uçak biletimi nasıl almalıyım?p> Giderken tek yönlü gidiş alıp oradan gelirken gidiş dönüş ve dönüş tarihi belli olduğu için dönüşü kapalı alınmalıdır. Aksi takdirde uçak bileti bulmakta zorluk çekilecektir. Uçakta ne kadar bagaj götürebilirim?p> 20 kg kadar bagaj 5 kg da elinizde çanta götürebilirsiniz. Bu kg aşıldığında her bir kg için 7 dolar ödemek durumunda kalırsınız. Yanınıza gereksiz eşya almamanızı tavsiye ediyoruz. Özellikle yanıma almam gereken bir şey var mı?  p> İki adet nevresim takımı, özel eşyalar, Rusca-Türkce-Rusca fono sözlük, Rusca fiil ve gramer kitabı vs. Öğrencimize nasıl para göndereceğiz?a>p> Öğrenci velilerinin, Nalçik'te okuyacak çocuklarına istediklerinde para gönderebilmeleri için aşağıdaki işlemleri gerçekleştirmeleri gerekmektedir: * Herhangi bir Garanti Bankası şubesinden, vadesiz TL. hesabı açtırılacak,p> (Türkiye'deki bankalar arasında muhabir banka olarak sadece Garanti Bankası'nın kartları ile Nalçik'teki bankamatiklerde işlem yapılabilmektedir.)p> * Bu hesaba ilişkin iki adet bankamatik kartı (Para Kart) talep edilecek,p> * Alınan "Para Kart"lardan birisi öğrenciye verilecek, diğeri velide kalacak,p> (Böylece veli elindeki kartla Türkiye'deki Garanti Bankası ATM'lerinden para yatırabilecek, öğrenci de parasını oradan alabilecek. Bankadan aldığımız bilgiye göre, para gönderirken herhangi bir havale masrafı alınmıyor, ancak sadece aradaki kur farkından doğan küçük farklar olabiliyor. Yani buradan yatıracağınız Türk Lirasını, öğrenci oradan ruble olarak çekeceği için, iki para birimi arasındaki kur farkı yansıyacaktır...)p>   Not: Lütfen başkaca sorularınız varsa bize iletin... info@kaffed.orgstrong>td> tr> tbody> table>nanKaffed