Suriye’den Gelen Bir Aile Tokat’a Yerleştirildi

Suriye'den Gaziantep'e gelen dört kişilik Aile, Gaziantep Dernek Başkanı ve KAFFED Suriye Kriz Masası Üyesi Sayın Hakan Aydemir tarafından karşılanmış, misafir edilerek ihtiyaçları giderilmiştir. Ailenin yerleştirileceği ev ile ilgili olarak daha önce hazırlık yaptıkları bilgisini Kriz Masamıza bildiren Tokat  Dernek Başkanımız Sayın Handan Yeşilyurt ile irtibata geçilmiş olup ailemiz Tokat'ta misafir edileceği eve yerleştirilmek üzere 26.12.2012 tarihinde Tokat'a yolcu edilmişlerdir.   Kamuoyuna Saygı ile Duyurulur.   KAFFED SURİYE KRİZ MASASInanKaffed

Çerkes Derneği Çağdaş Hukukçular Derneği’ndeydi

Ankara Çerkes Derneği, Suriye’de yaşanan savaş nedeniyle Çerkeslerin yaşadığı zorlukları kamuoyuyla paylaşmak ve farkındalık oluşturmak amacıyla sivil toplum kuruluşları ile görüşmeler yapmaya devam etmektedir. Bu amaçla, 25.12.2012 tarihinde bir diğer görüşme Çağdaş Hukukçular Derneği’nde (ÇHD) gerçekleştirildi. Dernek Başkanı Yinal KOZOK, Genel Koordinatör Sibel PAK’ ın katıldığı toplantıda, Çağdaş Hukukçular Derneği’nde Ankara Şube Başkanı Murat YILMAZ ile görüşüldü. Görüşmede şu anda Suriye’de yaşanan olaylar, iki ateş arasında kalan Çerkeslerin yaşadığı zorluklar, Türkiye ve Anavatana sığınmak durumunda kalan insanların karşılaştığı sorunlar, bu sorunların çözümüne dair öneriler ve izlenilecek yollar Murat YILMAZ ile paylaşıldı, konuya dair fikirleri ve önerileri alındı. Görüşülen konulara dair gereken desteği sağlayacaklarını dile getiren YILMAZ, mağdur olan tüm insanlar gibi Çerkeslerin de haklarının savunulması gerektiğini ifade etti ve bu konuda yapılacak olan, toplantı, kampanya ve benzeri etkinliklere katılım sağlayacaklarını ifade etti. Kendisine konuya gösterdiği ilgi ve kurum olarak verdikleri destekten dolayı tüm kamuoyumuz adına teşekkür ediyoruz. Çerkes Derneği - AnkarananKaffed

5 Ocak’ta İstanbul’dan Ankara’ya Otobüs Kaldırılacak

KAFFED Yönetim Kurulu, Suriye Kriz Masası ve DÇB Yönetim Kurulu üyelerinin katıldığı toplantıda alınan karar gereği, Rusya Federasyonu’na iletilen taleplerimiz, bir kez de  Rusya Federasyonu Büyükelçiliği (Ankara) önünde tüm derneklerimizin katılımıyla, 5 Ocak 2013 Cumartesi, 15.00 de yapılacak bir “BASIN AÇIKLAMASI” ile daha yüksek bir sesle dile getirilecektir.p> Derneğimizce, Ankara'ya gidiş için ücretsiz otobüs ayarlanacaktır. Katılmak isteyenlerin 3 Ocak Perşembe akşamına kadar derneğe rezervasyon yaptırılması gerekmektedir.p>   Toplanma yeri           ; Dernek (Bağlarbaşı) Kesin hareket saati    ; 07.30  Basın Açıklaması adres : Rusya Federasyonu Büyükelçiliği, Karyağdı sokak, Çankaya / ANKARAnanKaffed

Geleneksel Adığe Koreografisi

Adığe Koreografi Sanatı Geç Antik’e kadar uzanır. Dansçıların seyirciler üzerinde özel bir etkiye sahipolduğunu fark eden Aristo "Poetika"da (Sanat Öğretisi) şöyle der: "Onlar ritmik hareketlerle karakterleri, ruhsal durumları ve eylemi tasvir ediyorlar." Adığe dansının ulusal karakteri ve bu milletin kendisine özgü olan özsaygısını içerdiğini vurguladı. Geleneksel Adığe Koreografi Sanatında bazı kurallar ve bireysel plastik şekille Adığe danslar birkaç çeşide ayrılabilir: Zefagh, Kabardey Kafe, İslamey, Kabardey İslamey, Zığetlat, Vuic, Tlhepeças. Antik Adığe danslarından biri Achekash en eski pagan döneminde bereket ve tarım tanrısı Thağelec onuruna düzenlenen dini bir ritüelle ilişkili olarak ortaya çıktı. "Achekashu" nun çevirisi Keçi dansıdır. Her kutlama vuicle bitirilirdi  Dairesel bir danstı. Bu dansta daire içerisinde birbirlerinin ellerini tutarak, belirli bir ritimde hareket ederek yürürlerdi. Diğer danslarda temas yasakdı. Vuic? Antik Adığe Dansları "Ulusal Adığe Dansları" kitabında Araştırmacı Ş. S. Şu; Kendini güneşin çocuğu sayan Adığeler güneş şekli gibi olan daireye büyüsel değer verirlerdi. Hemen hemen birçok sayıda ve farklı modern Adığe halk danslarında, güneşe doğru hareket tarzında dansın hareketi izlenir. Böylece nesilden nesile aktarılan kareografik figürlerde yansıtılan güneş kültü yankısı modern Adığe sanatına girmiştir. Adığe Khabze içerisinde insana, kendi duygu ve durumlarını gösterebilen Çerkesler'in dansı çok etkileyiciydi. Özellikle bu gençlerin kendilerini beğenen kızları davet edebildikleri eşli danslarda belirgindir. Gerçek hayatta olduğu gibi dansta da erkekler asil ve ölçülü, kadınlar ise zarif ve şıktı. Genç adam bir şövalye, genç kadın ise prenses idi. Adığe dansı iletişimi belirli düzeydeki birbirlerine bağlı gençlerin tanışma ve sosyalleşme biçimiydi. Örneğin, Zafagh kızla gencin ilk karşılaşmasıydı. Onun kareografik figürü, dansçıların yakınlaşma ve uzaklaşması mutlu bir gösteriydi. Bu dansın adı Türkçeye "karşılıklı gitmek " gibi çevirilir. İslamey en romantik danslardan biridir. Bu dansta çemberin etrafında birbirine büyük bir güvenle hareket ederek dans eden bir çift vardır.  Çerkes Profesyonel Çağdaş Plastik Sanatı alanında, bu temel dansların eski Çerkes figürlerinin güncel yorumuyla, Adıgey Devlet Akademik Halk Dansları Topluluğu "Nalmes" ortaya çıkıyor. Rusya Federasyonu ve Adıgey Cumhuriyeti devlet sanatçısı ve grubun sanat yönetmenliğini yapan Muhamed Kulov, internet portalı "Roskultura" için Adığe dansı hakkında konuştu. Baştan pagan bir karakter taşıyan dans, insanın ortaya çıkışıyla doğdu. İnsanlar profesyonel kareografik bir sanat olmada yeni yollar düşünmeye başladı, geliştirdi. Adığelerde putperest inanışlar ve şıble gibi dinsel karakter taşıyan ayin olarak yapılan ilk dansları da vardı. Şimdiki günde biz, koruduğumuz, savunduğumuz, yeni kompozisyonlar ve görüntüler oluşturduğumuz tarihsel dini danslar temelinde geliştirilen zengin bir kareografik kültüre sahibiz. Nalmes, 75 yıldır var olan Çerkes gençlerinin favori topluluğu olarak plastik sahne ve kostümler aracılığıyla geleneksel tarzda müzikal formlu danslarda, koreografilerde çok deneyim kazanmıştır. Topluluk turnelerle dünyanın hemen hemen her kıtasında bulundu. Fransa, İtalya, Çek, Türkiye, İsrail, Amerika, Japonya, Hindistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Libya ve Suriye vs. ziyaret etti. Tarih, ayin ve dini Çerkes dansları hakkında bilimsel bilginin yardımıyla inşa edilen "Nalmes"in oynadığı tüm oyunlar, bu yüzden eski orjinaline en yakındır. Topluluk kostümleri oluştururken Ulusal Adıgey Müzesi'nden malzemeleri kullanır.    NAFİSET SHKHALAKHO ÇEV: ŞAGUJ HALE AKTAS  NART DERGİSİ 82. SAYI       +''+nan+''+Nafiset Shkhalakho

Mez Karina Dağların yürekli, Adığe kızı: Mez Karina

  Yer: Everest Dağı  yükseklik: 8848 metre, dünyanın en yüksek noktası.p> Tarih: 21 Mayıs 2011 saat: 01:10 p> Kim gururlanmaz ki!   O yüksekliğe çıkmayı başarabilen dünyadaki sayılı dağcıların arasına girdi Karina, hem de 21 Mayıs'ta! Mez Karina, Nartkale'nin Germencik köyünden. 29 yaşında, güzel mi güzel ve çok sevimli, esprili bir dağcı, bir alpinist. Aslında KabardeyBalkar Cumhuriyeti Devlet Üniversitesi Ekonomi Fakültesi mezunu ve mesleği olan muhasebeciliğe dağcılığı tercih etmiş.   Dağcılığa nasıl başladın Karina?p> Babam teknik personel olarak dağ turizminde hizmet veren tesislerde çalışırken, ben de küçük yaşta dağlarla tanışmış oldum. Küçükken İngilizce tercümanlık yapmayı hayal ederdim, alpinist olmak gibi bir hayalim yoktu açıkçası.  Ailecek yaptığımız dağ gezintileri ile babamın biraz teşviği oldu aslında. Her ne kadar annem  endişelense de dağcı ruhu sardı beni yavaşça. Küçük yaşlarda dağlarla, kayakla tanışmış olsam da kendime "alpinist "diyebildiğim zaman aslında 1718 yaşlarımdır. Hobi olarak dağcılık yaparken bunu bir "iş" olarak yapmaya rehberlik ile başladım. Yani dağa tırmanacak turist gruplarına rehberlik yaparak.  Elbrus'a kaç kez çıktın? Ne kadar sürede çıkılabiliyor? Rehberlikten biraz sözeder misin?p> Elbrus'a (5.650 m) 100 den daha fazla kez çıktım. Rehber olarak turist dağcı grupları çıkarttım. Bu gruplar 56 kişiden 20 kişiye kadar değişik sayılarda oluyor. Bu tırmanışı ilk kez yapacak olanlar için 1 haftalık hazırlık süresi yeterli oluyor. Bazıları ise hiç hazırlanmadan da çıkabiliyorlar. Grubun kapasitesine ve hava koşullarına göre, çıkış+iniş 8 saat ile 14 saat arasında değişebiliyor. Yılda 5 binden fazla tırmanış oluyor Elbrus'a. Sayı bu kadar fazla olunca  tırmanışta ya da inişte karşılaşılan  olumsuzluklar da fazla oluyor haliyle. Hatta ölümle sonuçlanan durumlar da olabiliyor. Elbrus kadar yüksek olmasa da ondan çok daha zor tırmanışı olan Gürcistan'daki Uşba dağına da (4.700 m) çıktım. Bu zorlu dağa çıkmak alpinistler için prestijdir. Hatta bu zorlu çıkışı bilen alpinistlerin tüm dünya genelindeki katılımla kurdukları bir de "Uşba klübü" var. Hatta K2 kadar zor bir dağ diyebilirim. Genç ve üstelikte güzel bir bayan dağcı olarak rehberlik yapacağın turist dağcıların sana güvenmediklerini hissettiğin oldu mu? p> Tabi ki. Özellikle de erkek turistler güvenmediklerini bir şekilde belli ediyorlar. Ben de 5.000 metre tırmanışa kadar istedikleri şekilde düşünmelerine fırsat veriyorum ancak, bu yükseklikten sonra tırmanma koşulları o kadar çetin oluyor ki işte o zaman herkes yerinin farkına varıyor ve gücün kimde olduğunu gösteriyorum. Onlar da daha sonra saygı ve güvenlerini açıkça gösteriyorlar zaten. Tırmanışlarda ciddi tehlikeler yaşadın mı?p> Hava koşullarından dolayı bazen beraberimdeki insanlar için endişelendiğim zamanlar oldu. Başkalarının sorumluluğunu taşırken, onlar size güvenirken iş daha da zorlaşıyor. Aşırı fırtınalı havalarda görüş mesafesi sıfır oluyor. Endişelenmemek mümkün değil haliyle. Alpinizm gibi extrem sporları yapan insanlar da adrenalin tutkusu oluşuyor ve hep bu duyguyu yaşamak isterler diye duymuştum, gerçekten böyle mi, sende de var mı bu? Evet doğru. Bende de var.  Everest  8.848 metre ile dünyanın en yüksek noktası, çıkmaya nasıl karar verdin? p> Tamamen kendi irademle karar verdim. Herkes bilir, bu tırmanış pahalı ve çok zordur. Çok istersin ancak olanakların yoktur yapamazsın, ya da olanaklar vardır gözün yemez, yani istemezsin. Ben hem istedim hem tecrübem vardı hem de olanaklar oluştu. Bunlar bir araya gelmeden başarmak mümkün değil. Bir de insanların dağcılığa ilgilerini çekmek için zaten çarpıcı bir şey yapmak istiyordum bu gerçekleşti. Yalnız şunu da belirtmek isterim  bu zorlu tırmanışta sadece istek ve tecrübe de yeterli olmuyor bence. İnsanda "yüksekliği kaldırabilme potansiyeli" doğuştan olmalı diye düşünüyorum. Hem çok istemek hem de yapabileceğinin bilincinde olmak  lazım. Ayrıca bu zorlu tırmanış için 6 ay  1 yıl gibi bir hazırlık sürecini de göze alabilmek gerekli. Tabi ki finansmanı da. İşte tüm bu nedenlerle Everest'e fazla sayıda dağcı çıkamıyor. O yüksekliğe bizler ya rüyalarımızda ya da uçaklarla  çıkabiliyoruz, öylesi bile korkutmaya yetiyor insanı, sen korkmuyor musun Karina?p> Herkes gibi ben de korkuyorum. Bizim işimizde korkuyu sevenler ve korkudan korkanlar var. Çok emin değilim ama sanırım ben de korkuyu sevenlerdenim. Bazen tehlike karşısında organizma kendisini kitliyor, bazen de korkuyu yapay bir şekilde bertaraf ediyor ve işte o zaman büyük bir rahatlama doğuyor. Ben kendim için yoğun korkular yaşamıyorum. Ya benim yüzümden başkaları zarar görürse endişesi oluşuyor. Özellikle de grup rehberliği sırasında sorumluluğunu taşıdığım, bana güvenen insanlara sıkıntı yaşatmaktan korkuyorum. Herhangi bir dikkatsizliğin doğurabileceği sorunlardan ya da yanımdaki insanlarda oluşabilecek sağlık sorunları beni endişelendiriyor. Örneğin Everest'de bizim grubumuzda bir kişi gözümüzün önünde hayatını kaybetti. Ona yardım edemedik çünkü enjekte edilecek ilaç donmuştu. İşte böyle şeyler insanı çok etkiliyor ve korku yaratıyor. Everest'de pek çok dağcının kaldığını okuyoruz. Neden orada can verenler aşağıya indirilmiyor?p> Doğru. Hatta orada can veren dağcıları görerek tırmanıyorsun ve bu çok acı veriyor insana. Hatta bazılarının bu yüzden psikolojileri de bozuluyor.  Ben de onların orada kalmasının onlar açısından anlamlı olduğunu düşünüyorum. Aileleri illaki mezarlarına çiçek bırakabilsinler diye aşağıya taşınmaları gerekmemeli. Dağda  ölen kişiyi aşağıya indirmek hem çok sayıda insan gerektiren bir iş  hem de bu insanlar için de ciddi riskler taşıyan bir iş, ayrıca da çok maliyetli. Bu yüzden olsa gerek. Everest'e çıkış programını anlatır mısın? Nasıl hazırlık yaptın?p> O bölgede hazırlık  çalışmalarımız 1,5 ay sürdü. Hazırlık ve adaptasyon kapsamında önce Çangze adındaki 7.543 mt. yüksekliğindeki  dağa çıkıp indik. Bir süre sonra da Everest tırmanışımız başladı. Çamalungma adındaki en yüksek nokta olan 8.848 metreye 4 günde ulaştık. 10 kişilik bir grubumuz vardı. Ben grubun tek bayanı olarak 3 kişiden sorumlu olan bir rehber ile, diğer 7 kişide 1 rehberle olmak üzere hepimiz peşpeşe çıktık. Tırmanışımız 4 gün sürdü. Zirveye 4. gün, 45 derecede, 6,5 saatte, 21 Mayıs saat sabaha karşı 1'i 10 gece ulaştık. Herşey yolunda gitti ve planladığım gibi bu tarihe denk getirebildim. İnişi ise 1 günde yaptık. Yapmak zorundaydık da. Aksi halde oksijen yetersizliği organizmayı çok olumsuz etkilediği için insanı ölüme dahi götürebiliyor. Normal olarak gerçekleşmiş olan çıkış inişlerde bile bir süre sonra beyin hücreleri ölebildiği için, bazı dağcılar uzun süreler tedavi olmak zorunda kalmışlardır. İniş sonrası organizmanın uyumu için uyurken de düşük ayarda oksijen maskesi kullanmak gerekiyor. Dünyanın en yüksek noktasına çıktın. Bundan sonra ki hedefin nedir?p> Everest çıkışı ile benden beklentiler de arttı. Yani çıta yükseldi. Dolayısıyla benim sorumluluklarım da arttı. Everest en yüksek nokta ama daha zorları da var. Benim daha zorunu başarabileceğime inanan insan sayısı arttı. Bu da beni motive ediyor. Ayrıca internette de sosyal paylaşım gruplarında düşüncelerimi paylaştım ve çok kişi beni yüreklendirdi ve güç verdi. Önümüzdeki yıl Ocak ayında yani 2012’de Afrika'daki Klimanjaro dağına (5.895 m) tırmanacağım. Yüksekliği fazla değilse de çok zorlu bir tırmanış olacak.  Her dağ için, her tırmanış için tehlike vardır. Dağlar için senin daha önce nerelere tırmandığının bir önemi yoktur. O seni 2.000 metrede de yenebilir. Daha sonra ise Himalayalardan Pakistan'daki K2 zirvesine (8.611 m) tırmanmak istiyorum. Ailemin sorumluluğunu taşıdığım için şu anda biraz erteliyorum bunu. Çünkü K2 ye çıkmayı  son elli yılda başarabilen kadar da başaramayan insan var. Dünyada sadece 7 kadın zirveyi görmeyi başarabilmiş. Yedinci kadın ise ancak 7 yıllık bir mücadeleden sonra başarabilmiş. Bu dağın yüksekliği Everest'ten daha az olmasına rağmen teknik olarak kıyaslanamayacak kadar zor. Everest'e çıkış sana bağlı, oysa K2 de tamamen dağa teslim oluyorsun. Eğer ki o isterse seni kendine alıyor. Ancak kanımın beni oraya çektiğini hissediyorum. Çok zor ama yapılabilir de. Bence K2 kader çıkışıdır. Kaderimde varsa başarabilirim.  Oksijen maskesi kullanmadan da çıkış planları yapıyorum. 7.600 metreye kadar maskesiz çıktım. Kalan 400 metreyi de maskesiz çıkabileceğimi düşünüyorum. Yani Everest olmasa da 8.000 metrelik bir başka zirveye de maskesiz çıkmayı planlıyorum. Ayrıca  Sovyetler Birliği zamanında alpinistler arasında düşünülmüş olan ve halen geçerliliği bulunan "Karların Pars'ı" ünvanını haketmek istiyorum. Bu ünvan en az 7.000 metre yüksekliğinde ve belirlenmiş olan 5 dağa tırmanabilenlere veriliyor. Ben bunlardan birisi olan Tiyanşan dağına (7.010 m) çıktım. Diğerlerine de çıkmak istiyorum. Asıl önemli olduğuna inandığım bir başka proje de Spor Bakanlığımızın şimdi hayata geçirmeye hazırlandığı dağcılık okuludur. Benim talebimle gerçekleşiyor bu proje. Ben de orada eğitmenlik yapacağım. Çocukların, gençlerin bu konuya ilgi duymaları benim için çok önemli. Bizim dağlarımızın rehberliğini şu anda başka yerlerden gelen yabancılar yapıyorlar. Bu kadar işsizlik varken neden bizim gençlerimiz bu işi yapmasınlar. Kesinlikle  bizim insanımız yapmalı diye düşünüyorum. İşte bu nedenle onları yetiştirmek beni çok mutlu edecek. Daha çok insanımızın bu spora ilgi duymasını sağlamak asıl hedefim. Alpinist olmak sana ne gibi değerler kattı?p> Dağlar insanı yeniliyor, sağlık veriyor. Ayrıca dünyanın hemen heryerindeki dağcılarla güzel dostluklar kurabiliyorsun. Rehberlik yaparken insanların sana güvenmeleri, kendilerini sana emanet etmeleri insanın kendine olan güvenini tazeliyor.  Yani kendimi iyi hissediyorum.  Karina, seninle gurur duyuyoruz. Başardıkların için seni kutluyor, başarmak istediklerin için de şansın açık, kader de hep senden yana olsun diliyoruz. Nart Dergisi 82. sayı div>+''+nan+''+Gupse Altınışık

NART Dergisi 85. Sayısı Çıktı

NART Dergisi 15. yılında, 85. sayısı ve yeni tasarımı ile sizlerle... İşte 85. sayımızdan başlıklar:p> editörden dergimizin 15. yılı ve 85. sayısı / filiz kaplan p> uzman gözüyle osmanlı-çerkes ilişkileri ve çerkeslerin osmanlıya sürgünü / erdoğan boz  görüş - düşünce küllerinden doğmak / sezai babakuş görüş - düşünce oshamafe / kalmık sinejan federasyondan çerkes soykırım ve sürgünü 148. yılı anma etkinliği osmanlıda iz bırakanlar çerkes hasan vak’ası / zecekho ismail seçer gezi  vatana böyle de gidilir... / volkan yıldız gezi toprağını saklayan ülke / hasan okan işcan röportaj şenibe nejan / kıp gupse altınışık röportaj nahit serbes / k’ebişe filiz kaplan araştırma  adığe damgaları... / nafiset shkhalakho köylerimiz kamışcık köyü / ponej nadir yamaç Адыгэбзэм и Дырзэхэр  анэм и бзэр ар бзэ lэфlи / Бакъ Зерэ, профессор тщыщ гор  Хымэ хэгъэгум и1апл1 / Тэу Замир kültürümüz geleneğimiz kafkasya’da yerleşim biçimleri / rahmi tuna kitap geri dönüşçünün el kitabı - her yönüyle abhazya / bağ behice özveri farklılıklarımızla var olmak istiyoruz / KAFFED tek bir kitapta yaşam öyküsü ve anılarıyla özdemir özbay / beğ özgür çetinkaya nart çocuk masal - boyamap>     » Yıllık Abonelik (6 Sayı) :p>    Yurt İçi: 45 TLfont>p>    Avrupa: 45 Efont>UROb>p>    ABD :    70 USDfont>p>   » Yurtiçi ve yurtdışı fiyatlarımıza posta ücreti dahildir.p>   ABONELİK İÇİN HESAP NUMARALARIp> Ziraat Bankası Emek Şubesi ANKARAp>  TL. Hesabı IBAN NO:TR020001000765355861485001font>td> tr> Dolar Hesabı IBAN NO:TR720001000765355861485002font>td> tr> EURO Hesabı IBAN NO:TR450001000765355861485003font>td> tr> tbody> table> div>  p> Posta Çeki Hesap Numarasıp> 1911687p> » Havale ile yaptığınız ödemeleri  mail yada telefon ile bildiriniz...p> td> tr>   tr> Abonelik ile ilgili her türlü soru ve sorununuzu nartdergisi@kafkasfederasyonu.org adresine bildirebilir ayrıca  0 312 222 85 89 nolu telefonu arayabilirsiniz.font>p> td> tr> tbody> table>  nanNart Dergisi

Gaziantep’deki Suriyeli Aile Kayseri’ye Yerleştiriliyor

Gaziantep'te Kriz masamızın üyesi ve dernek başkanımız Sayın Hakan Aydemir tarafından  misafir edilen altı kişilik Suriyeli aile için, Kayseri  Kriz  masası ile irtibata geçilmiştir .   Kayseri  kriz masasının uygun ev  temin ettiği ve hazırladığı bilgisi üzerine soydaşlarımız evlerine yerleştirilmek üzere 25.12.2012 tarihinde saat 12.00'de Kayseri'ye gönderilmek üzere yola çıkartılmışlardır.   Kayseri'ye göndermiş olduğumuz aileyi  kriz masası üyesi Sayın Zafer Bolat Bey karşılayacaktır ve kendilerine tahsis ettikleri eve yerleştirecektir.   Örgütün gücü, örgütlülüğün gerekliliği  bu zor günlerde daha da önem kazanmaktadır.   Kamuoyuna saygı ile duyurulur.   KAFFED SURİYE KRİZ MASASInanKaffed

Suriyeli Savaş Mağduru Çerkesler Yalnız Değildir

  Bütün kamuoyunun malumu olduğu üzere bugün komşumuz Suriye’de kanlı bir boğazlaşma vardır.  Bir yılı aşkın zamandır süre gelen bu iç savaş, duyarlı her insanın olduğu gibi bizlerin de yüreğini acıtmaktadır.   Bütün dileğimiz ve arzumuz kardeşin kardeşi öldürdüğü bu vahşetin son bulması ve kadim uygarlıkların merkezi bu güzel ülkenin bir an önce onurlu bir barışa, insan haklarına ve demokrasiye kavuşmasıdır.   Onurlu bir kazananı olmayacak bu kanlı savaşın şimdiden bizlere gösterdiği bir şey vardır: O da Suriye’nin artık bir daha eski Suriye olamayacağıdır. Oysa Ortadoğu’nun bu kadim ülkesinin geçmişten beri gelen en köklü özelliklerinden biri de birçok dini ve etnik azınlığı renkli bir mozaik gibi bağrında barındırmasıdır.   Bu renklerden biri, belki de en küçüğü Suriye’de ki Çerkes halkıdır. Ama ne yazık ki, son yüzyılda iki sürgünle ağır bir trajedi yaşayan Suriye Çerkesleri, maalesef bugün de benzeri bir trajediyle karşı karşıyadır.   Suriye Çerkesleri (dede- oğul -torun) üç kuşağın bile aynı toprakta yaşayamadığı, mezarlarının ayrı ayrı ülkelere savrulduğu talihsiz bir halktır. Önce Çarlık Rusya’sının vahşi saldırısıyla binlerce yıldır özgür yaşadığı çayırlarından sürülmüş, daha sonra gittiği Balkanlarda yeni bir sürgün yemiş ve bir tespihin kopuk taneleri gibi Ortadoğu’nun kızgın çöllerine savrulmuştur.   Bugün aynı halk özel bir baskı ve talanla karşı karşıya bulunmaktadır. Suriye’deki bu vahşi ve kural tanımaz iç savaşta, büyük bir kısmı taraf tutmayan ve her türlü dönüşüm ve değişimin barışçıl yollarla olmasını savunan Çerkes halkı, bu tavrından dolayı her iki tarafın da ağır saldırısı altındadır.   Bu trajik durumun sonlandırılması için özellikle Rusya Federasyonuna büyük bir sorumluluk ve görev düştüğüne inanıyoruz. Çerkeslerin anavatanı bir asır önce sürüldükleri Kafkasya olduğu tartışılmaz tarihsel bir gerçektir. Bugün, Suriye’deki insanlık dışı savaştan ve etnik kimliklere yönelik kırımdan uzaklaşmak isteyen Çerkesleri, Rusya Federasyonu’nun her türlü imkânını seferber ederek Kosova örneğinde olduğu gibi Kafkasya’ya kabul etmesi  gerekirken, Çerkeslerin en üst örgütlenmesi olan Kafkas Dernekleri Federasyonun bu doğrultuda yaptığı başvurulara bugüne kadar olumlu bir yanıt vermemesi ama kendi vatandaşlarını bu ülkeden çıkarmak için bu günlerde bir gemi gönderme hazırlığı içinde olması ayrıca düşündürücüdür.  Oysa Suriye’deki Çerkes azınlık açısından durum, savsaklanamayacak, ertelenemeyecek derecede vahimdir.   Biz Kafkasyalı Yazarlar Birliği Derneği olarak Rusya Federasyonu’nu bu tarihsel ve insani sorumluluğunu, bir an önce yerine getirmeye çağırıyor, aksi bir durumu şiddetle protesto edeceğimizi bildiriyoruz. Bu doğrultuda Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun yaptığı girişimleri destekliyor ve bu haklı ve insani davalarında sonuna kadar yanlarında olduğumuzu kamuoyuna açıklıyoruz.   Kafkasyalı Yazarlar Birliği Derneği Yönetim KurulunanKaffed

Çerkes Derneği, Suriyeli Çerkesler İçin STKlar İle Elele..

Ankara Çerkes Derneği, Suriye’de yaşanan savaş nedeniyle Çerkeslerin yaşadığı zorlukları kamuoyuyla paylaşmak ve farkındalık oluşturmak amacıyla sivil toplum kuruluşları ile görüşmeler yapmaktadır. Bu bağlamda, 24.12.2012 tarihinde ilk görüşme İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkezi’nde gerçekleştirildi. Dernek Başkanı Yinal KOZOK, Yönetim Kurulu üyesi Erdoğan BOZ ve Genel Koordinatör Sibel PAK’ın katıldığı toplantıda, İnsan Hakları Derneği Genel Merkezi’nde Genel Sekreter İsmail BOYRAZ ile görüşüldü. Görüşmede şu anda Suriye’de yaşanan olaylar, iki ateş arasında kalan Çerkeslerin yaşadığı zorluklar, Türkiye ve Anavatana sığınmak durumunda kalan insanların karşılaştığı sorunlar, bu sorunların çözümüne dair öneriler ve izlenilecek yollara dair karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu. Konuya dair gereken desteği sağlayacaklarını dile getiren BOYRAZ, görüşmeden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Kendisine konuya gösterdiği hassasiyet ve kurum olarak verdikleri destekten dolayı kamuoyumuz adına teşekkürlerimizi sunuyoruz. Aynı tarihte ikinci toplantı ise Mazlumder’de (İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği) gerçekleştirildi. Genel Başkan Ahmet Faruk ÜNSAL, Genel Yönetim Kurulu Üyesi Abdurrahim SEMAVİ ve Genel Koordinatör Nurcan AKTAY’ ın katıldığı görüşmede, konuya dair karşılıklı fikirler paylaşıldı. Genel Başkan Ahmet Faruk ÜNSAL görüşme sonunda; gerek Suriyeli Çerkesler gerekse yapılacak diğer faaliyetlerde Çerkes Derneği’ nin yanında olacaklarını ifade etti. Bu konuda gösterdikleri samimiyet ve desteklerinden dolayı kamuoyumuz adına teşekkürlerimizi sunuyoruz. Ankara Çerkes Derneği nanKaffed

Anadil Tehdit Olamaz

Ezberbozan açıklama... Kaliforniya Üniversitesi'nden dilbilimci Ayla Bozkurt Applebaum, anadil tartışmalarıyla ilgili konuştu: 'Dil hiçbir zaman tehdit unsuru olmamıştır. Ama farklı dillerin toplumu zenginleştirdiğine ilişkin büyük kanıtlar var' SERAY ŞAHİNLER / İSTANBULp>   Gündemden düşmeyen ana dil tartışmalarıyla ilgili çarpıcı açıklama... ABD Santa Barbara'daki Kaliforniya Üniversitesi'nde Ses Bilim ve Kuzey Batı Kafkas Dilleri üzerine çalışan dilbilimci Ayla Bozkurt Applebaum AKŞAM'ın sorularını yanıtladı. İnsanların anadilleriyle konuşmasının hiçbir zaman tehdit unsuru olmayacağını belirten Applebaum, 'Dil tek başına ayrı bir ulus olmayı belirlemez' diyerek şöyle konuştu:   3 RESMİ DİLLİ İSVİÇREdiv> - AYNI dili konuşan insanlar farklı bağımsız ülkeler oluşturabilir ya da farklı dilleri konuşan insanlar aynı devlet bütünlüğü içinde birlikte yaşayabilir. Örneğin İngiltere ve İskoçya bugün aynı dili konuştukları ve küçük bir coğrafyayı paylaştıkları halde birbirlerinden politik olarak tamamen ayrılıp farklı iki ülke olmak üzereler. Bunun yanı sıra İsviçre'de üç resmi dil bir arada.   AYRIMCILIĞA SEBEP DEĞİLdiv> - DÜNYANIN her yerinde etnik gruplar çeşitli nedenlerle bağımsız olarak yapılanmak isteyebilir ama genel olarak insanlara anadillerinde konuşma hakkı verildiği için ayrımcı olmuyorlar. Elimizde buna ilişkin bir kanıt yok. Türkiye'de de insanların anadillerini konuşmaları, ana dillerinde eğitim almak istemeleri artık daha az tehdit edici bir unsur olarak görülüyor ki bu da iyi bir gelişme.   ÇOK DİLLİ YAŞAMAKdiv> - BİRBİRİNDEN farklı dillerin, kültürlerin bir arada yaşadığı toplumlarda bilimde, teknolojide, sanatta, bir şekilde yaratıcı fikirler, ürünler daha çok gelişiyor. O nedenle çok dilliliğin bir toplumda kısıtlanması bugünkü dünya koşullarında imkansız. Çok dilliliği başarıyla yöneten birçok ülke var. Hindistan bunların arasında... Hindistan'da 20'nin üzerinde yerel dil var ve Hindistan'da bugün ortalama bir insan kendi yerel dili, Hintçe ve İngilizce olmak üzere en az üç dil konuşuyor.   KAYBOLMUŞLUK HİSSİdiv> - İNSANIN kendini ifade etme biçimlerinin en temeli olan anadil, kendilik algımızın ve kimliğimizin en önemli parçalarından biri. Dillerini ve kültürlerini ifade edemeyen guruplarda kaybolmuşluk hissi, kızgınlık, kendini değersiz hissetme duygusu, sosyal ve kültürel olarak çok değerli bir şeyi kaybetmiş olmanın acısı ve sorumluluğu yaygın olarak gözlenebilen davranışlar.   UNESCO dikkat çekmiştidiv> 2012'de yayınlanan UNESCO raporuna da  dikkat çeken Ayla Bozkurt Applebaum, şöyle devam etti: 'Rapora göre dünyada yaklaşık 6 bin 800 dil var. Bu dillerin çoğunluğu yazılı değil. Yazısı olan diller bizim tahminlerimizin çok altında. Önümüzdeki 100 yılda bu dillerin yarısından çoğu kaybolacak.   BUGÜN 11 dominant dili yaklaşık 100 milyona yakın insan anadili olarak konuşuyor. Bu da dünya nüfusunun yüzde 51'ini oluşturuyor. Bu diller Mandarin Çincesi, İngilizce, İspanyolca, Arapça, Urduca, Portekizce, Bengalce, Rusca, Japonca, Fransızca ve Almanca. Hızla globalleşen bir dünyada yerel dilleri konuşarak iş yapmak çok zor. Tabii ki, çok kolay ulaşılabilen ve hızla gelişen televizyon, internet ve yasaklayıcı ülke politikaları bu süreci hızlandırıyor.   http://www.aksam.com.tr/ana-dil-tehdit-olamaz--156026h.html  nanKaffed