Gökçe Köyü / Çorum

Eski adı Çerkes Hamallı olan Gökçeköy, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Çorum ilinin Sungurlu ilçesine bağlı, etrafı meşe ağaçlarıyla çevrili şirin bir Çerkes (Abzeh) köyüdür. Sungurlu'ya uzaklığı yaklaşık 25 km., Çorum'a uzaklığı ise 50 km.dir.p> Köyümüzün Çerkesçe bir ismi yoktur. Ama Türk Hamallı Köyü'ne yakınlığı nedeniyle ilk olarak Osmanlıca Hamallı Çerkesi ismini almış, cumhuriyet döneminde de Çerkes Hamallı adı verilmiştir. Son olarak 1970'li yıllarda bu isim de değiştirilerek Gökçeköy adını almıştır. Çevre köyler ise köyün ismini çoğunlukla Çerkes Hamallı olarak bilirler. Çerkes köylerinde de "Hamale" dendiğinde köyümüzden bahsedildiği bilinmektedir.   TARİH Yaşlı bir ninemiz* tarihimizi aşağıdaki şekilde anlatmıştır: Kafkas- Rus Savaş’ında yenilgiye uğrayan Çerkesler, 1864'te Osmanlı topraklarına sürgün edildiler. 1864 Sürgünü ile beraber Abzeh bölgesi ağırlıklı olmak üzere Kuzey Kafkasya’nın boşaldığını gören ve köyümüzün ana unsurunu oluşturan Abzeh aileler, 1895 yılında küçük topluluklar halinde devam eden sürgünle Rus çarının zulmünden kurtulmak amacıyla yaşlı, kadın ve çocuklardan oluşan aileler devlet yardımı almadan kağnı ve atlarla Osmanlı topraklarına doğru yola koyulmuşlar. Gençlerinin büyük bölümünü savaşta kaybeden köylülerin sağ kalan gençleri ise hala ormanlarda savaşa devam ediyormuş. Soçi'den çok eski gemilere taşıma kapasitesinin çok üstünde kalabalık gruplar halinde binmişler. Karadeniz açıklarında hastalıklardan dolayı büyük kayıplar vererek Samsun'a gelebilmişler. Samsun'da bir süre diğer Çerkeslerle bir arada konaklamışlar. Burada da sıtma başta olmak üzere diğer hastalıklar nedeniyle ölümler olmuş ve oralarda gömülmüşler. Ölenlerin çoğunun yaşlılar ve çocuklar olduğunu gözleri dolarak an-lattı saygıdeğer nenejimiz. Nenejin anlatımına göre aileler bir süre sonra Samsun'dan İstanbul Beşiktaş'a getirilmişler. Burada da toprak dağıtımı için saray tarafından yapılan planlamanın sonucunu uzun bir süre beklemişler. Bazıları İstanbul'da toprak iskan planının bitmesini beklerken iş bulup yerleşmişler. Anadolu'ya geçip çiftçilik yapmayı planlayanlar ise 1890'lı yılların sonlarında Düzce'ye yerleştirilmiş, pek çok sülale birbirinden ayrılmış. O nedenle köyümüzde bulunan sülalerden (Dzibe, Siyuh, Şaguc vd.) Düzce'de de bulunmaktadır. Düzce'de yer verilmeyen kafileler yollarına devam ederek, Ankara üzerinden Yozgat - Akdağmadeni Sarıgüney (Bahşayış, Çevirme) köyünde durmuş ve bazı aileler kafileden ayrılarak bu köye yerleştirilmiş. Bu yerleştirilmeden sonra kalan grup yola devam etmiş ve iskan planında son köy olarak bilinen Yozgat Çekerek Sulucaalan’a (Melej) varmışlar. Plana göre herkesin artık Melej'de yerleştirilmesi gerekiyormuş. Dzıbe ve Şaguc sülalesinden arkadaş olan iki genç, yerleştirildikleri köyün geçinmek için kendilerine yetmeyeceğini düşünerek yeni ve verimli bir yer aramaya başlamışlar. Uygun bir yer ararken Çorum’un Sungurlu ilçesinin Hamallı köyü yakınlarında aradıklarına yakın bir arazi bulmuşlar. Buldukları arazinin uygunluğuna dağların arasında, düşman baskını olması halinde en kolay savunmayı yapabilecek orman içinde, yüksekçe düz bir alan olması; bahçe işlerinde kullanılacak suyun Sulucaalan'a nazaran daha çok olması; bölge-de yer sincaplarının (p'çıhaju) çok olması (arazinin verimli ve sulak olduğunu gösterir) gibi nedenlerle karar vermişler. Çevrede başka Çerkes köylerinin bulunması da bunda etkili olmuş. Yer sincaplarının barınağı olan bu arazi Türk Hamallı köyüne (şimdiki adı Beyyurdu) uzaktır. Şaguclar köye uzak bir tarlayı yaşlı bir Hamallı köylüsünden bir gümüş kadın kemeri ve bir kamaya satın almışlar. Eski sahibinin arpa ektiği bu tarlaya, ortasında büyük bir armut ağacı olmasından dolayı Kujaye adını vermişler. Hamallı Çerkesi köyü, yer sincaplarının yaşadığı yerde ilk evler yapılarak kurulmuş. Daha sonra Dzıbe ve Şaguc aileleri kendi akrabalarını Melej'den gelip bu köyde yaşamaya ikna etmişler. Kendi akrabalarıyla birlikte Melej'den başka sülaleler de gelmiş. (Yer sincapları ise halen köyde yaşama sevinci vermeye ve köy harmanında yaşamaya devam ediyorlar) NÜFUS İlk yıllarda (1898-1900) 10-12 hane olarak kurulan köyde, diğer Çerkes ailelerin de katılımıyla nüfus hızla artarak 70 haneye kadar çıkmıştır. Tüm yurtta gelişen sosyo-ekonomik gelişmeler sonunda eğitim ve geçim problemleri gibi nedenlerle şehre göç başlamış, köy nüfusu oldukça azalmıştır. 1997 yılında yapılan nüfus sayımında 154, 2000 yılında ise 116 kişinin köyde yaşadığı belirlenmiştir. Günümüzde neredeyse yaşlılardan oluşan köyde 10 civarında hane kalmıştır. Şehirden gelip köyde tatil yapma amaçlı birkaç konut yapılmışsa da onların da nüfus kayıtları yaşadıkları şehirlerdedir. KÖYDES projesiyle tekrar köye dönüş için çalışmalar başlatılmıştır. Zaman içerisinde emekli olanların tekrar köye yerleşmek istemeleriyle köy nüfusunun artması beklenmektedir. Projenin başarılı olup olmadığını zaman gösterecektir. İKLİM VE COĞRAFYA Gökçeköy, Doğu Karadeniz bölgesinde, Çorum ilinin Sungurlu ilçesine bağlıdır. Sungurlu'ya uzaklığı yaklaşık 25 km, Çorum'a uzaklığı ise 50 km.dir. Ankara-Samsun karayolundan yaklaşık 9 km. mesafededir. İklimi ne Karadeniz kadar sert ve yağışlı, ne de İç Anadolu kadar sıcak ve kuraktır. Tüm yaz boyunca köy İç Anadolu'ya kıyasla serin ve yeşil sayılır. Etrafı meşe ağaçlarıyla çevrilidir. Meşe ağaçlarından oluşan üç koruluk (Şhaçeriyeçape, Mezçıje ve Mezıblağe) bulunmaktadır.         Köyün doğusunda Movdiric', güneyinde Mezıblağe, batısında Hameleçayır ve kuzeyinde de İsipkırançepej (Beylice köyü yokuşu) bulunmaktadır. ALT YAPI Köyümüzde bir cami, kullanılmayan bir ilkokul, meşe ağaçları içinde bir mezarlık, son 5-6 yıl içinde yapılan iki katlı köy konağı (hac'eş) vardır. 40 yıl önce köyümüzde toplam 4 hac'eş vardı. Mezarlıktaki ilk kabirlerden birinde Siugh büyüklerinden birinin mezar taşında Çerkes sülale damgası vardır. Köy içindeki çeşmeye Psıneblağe ismi verilmiştir. 1990'lı yıllarda tüm evlere su verilmiştir. Yaz aylarında su azaldığından su sıkıntısı çekilmektedir. KÜLTÜR: Köyümüzde 1980'lere kadar devam eden Çerkes gelenek ve görenekleri son yıllarda sürdürüleme-mektedir. Köyde nüfusunun büyük bir bölümünün muhtelif şehirlere taşınması sonucu Çerkes kültürünün yaşatılması ciddi tehlike altına girmiştir. Eskiden düğünler sadece mızıka veya akordeonla yapılmaktayken günümüzde davul zurna, son dönemlerde de saz kullanılmakta, adeta gönüllü bir asimilasyon yaşanmaktadır. Düğünlerde içki ve silah yasağı uzun yıllardır uygulanmaktadır. Çerkes olmayanlarla evliliklerin artmış olması, Çerkesçenin konuşulmuyor olması ve khabzenin gençler arasında uygulanmaması maalesef kültürü yok olmanın eşiğine gelmiştir. YEMEKLER: Psıhaluj, c'eko-şıha, şıps-mamıse vd. geleneksel Çerkes yemeklerinin yanı sıra, Çorum yöresine özgü yemekler de yapılmaktadır. ŞENLİKLER: Son 5 yıldır mayıs ayında önceden belirlenen bir tarihte yapılan Hıdrellez şenliğine, uzak şehirlerde ikamet eden köylülerimiz de katılmaktadır. Ağustos ayında şehirlerde yaşayan hemşerilerin de katılımıyla, Mısır (Darı) Festivali düzenlenmektedir. GEÇİM KAYNAKLARI: Cumhuriyet döneminin başlarında köyde tarım ve hayvancılık alanında olumlu ekonomik gelişmeler yaşanmıştır. Köyün batı tarafındaki derin vadilere C'ey bölgesi denir. Çoğunlukla kabak, salatalık, patates, vb. yetiştirildiği Kocehate denilen bu bölgede sebze bahçeleri vardır. Doğu tarafındaki daha derin ve büyük vadiye ise C'eyişho bölgesi denir. Bu bölgenin meyve ağaçları ve bağları ünlüydü. Artık her iki tarafta ilgisizlik sonucu verimsizlikten dolayı yaban hale gelmiştir.               Kavak ağacını ilk olarak köye Şaguc Amin 1950-1960'lı yıllarda getirmiş ve Kocehate'ye dikmiştir. Bu kavaktan çoğaltılarak diğer bahçe çevreleri de kavak yapılmış, Kocahate ve dışındaki bazı sulak yerler erkek çocuklar büyüdüklerinde satılıp düğün masraflarını (başlık ağırlıklı) karşılamak maksadıyla zaman içerisinde tamamen kavaklık yapılmıştır. (Yaklaşık 20 yıldır böyle bir uygulama yoktur.) 1950-1960'lı yıllarda C'eyişho bölgesinde özellikle Şhaçeriyeçape'nin alt taraflarında kalan kısımlarda üretilen üzümleri henüz korukken Alaca ilçesinden tüccarların satın almakta acele ettikleri anlatılır. Aynı yıllarda köylülerimiz, Tokat'a atlarla giderek tütünü yapraklar halinde satın alıp işleyerek, Çorum çevresinde satarak tütün ticareti yapmışlardır. Şu anki geçim kaynakları endüstriyel olmayan tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Her ne kadar büyükbaş hayvan alım satımı yapanlar varsa da yüzlerce ineği veya koyunu olan yoktur. Büyükbaş hayvanlardan sığır, manda, küçükbaş hayvanlardan koyun yetiştirilmektedir. (Keçi üretimi 1980 yılında "Kenan Evren yasakladı" şeklinde bir söylenti nedeniyle tüm Çorum'da durduruldu.) Bu hayvanların sütünden en az şekilde yararlanıl-makta, ahırda yemle beslenmekte zamanı geldiğinde satılmaktadır. Bu tür faaliyetler köyün ekonomik durumunu vasatın üstüne çıkaramadığından evin gençleri ve gücü yetebilen büyükler dışarıda çalışmakta, çoğunlukla inşaat işlerinden geçimlerini sağlamaktadırlar. Köyde yaşayanlar buğday, arpa, mısır, nohut, mercimek, bazen ayçiçeği olmak üzere muhtelif tahıl üretimi yaparlar. Armut, kayısı, ahlat, kiraz, vişne, erik, dut, üzüm gibi meyveler yemek ve kurutmak için bol miktarda vardır. Satılıp ticareti yapılmamaktadır. Kayısı köyde bol miktarda olduğundan yazın kurutulup kışın değerlendiril-mektedir. ULAŞIM: Köyün ana yollara bağlantısı asfalt yoldur. Ankara'dan Çorum'un Sungurlu ilçesine, oradan da 18 km. sonra Arifegazili beldesine ve oradan Çorum'a devam ederken 1-1,5 km. sonra sağdan Beyyurdu, Beylice ve Gökçeköy, Ekmekçi Köyü yol ayırımından sapmak gerekir. Samsun ana yolundan 9 km. sonra köyümüze adres levhalarını takip ederek gelebilirsiniz. KÖYDE BULUNAN SÜLALELER: Çevredeki Çerkes köyleri Gökçeköy’ü biraz farklı lehçesi nedeniyle Abzeh köyü olarak bilseler de aslında karışık bir köydür. Abzehlerden başka Brakiy, Çemguy, Mehoş ve Yecerıkuaylar da vardır. Ancak onlar artık sülale olarak anılmaktadır. Abzeh sülaleleri: Brante, Daçe, Dzıbe, Hapkuaş, Hapzeko, Huaj, Papınıko, Siugh, Şaguc, L'ışe. Ayrıca köyümüz kurulduğundan beri ikamet eden bir Kürt ailesi de mevcuttur. ANILAR… Yaşlılar köyün ilk kurulduğu zamanki nüfus azlığına bakarak, Kafkasya'daki kalabalıktan ‘kala kala ne kadar kişi kaldık’ anlamında "Kıtpıtekure kıtpıtekure mıfedize tıkenejığağ" (Arı kovanının arıları gibi döküle döküle bu kadar kalmıştık) diye benzetme yaparlardı. Ayrıca köyün daha kuruluş aşamasında çok genç bir kızın veremden ölmesi köylülerin moralini çok bozmuş ve "Köy nasıl kurulursa öyle devam eder, inşallah devamı gelmez" diye üzüntüyle yorumlarda bulunmuşlar. Köyün yeni kurulduğunu ve tarla dağıtımının henüz yapılmadığını duyan diğer Çerkes ailelerden de köye gelip katılanlar olmuş. Ama iki kardeş olarak gelen Brakeylerden biri ilk yılın sonunda bir sabah köyden kağnıyla ayrılmış ve kendisinden bir daha haber alınamamış. Kimi söylentilere göre Kafkasya'ya dönmüş, kimine göre de Türkiye’de uzak bir yere yerleşmiş, fakat halen kesin bir bilgi yok… Bir kış ayında akrabalarının yanına yerleşmek amacıyla Çerkes Kalehisar köyüne giden bir Abzeh aile köyümüzde konaklar. Köylüler aileye "İsterseniz burada kalabilirsiniz, size toprak da veririz" teklifinde bulunurlar. Aile önce bu teklifi reddeder fakat sabah kalktıklarında her yerin karla kaplı ve şiddetli tipi olduğunu görür ve yolculuğun imkansız olduğunu anlarlar. Aile, yolculuklarına devam edebilmek için havanın düzelmesini bekler fakat hava bir türlü düzelmez. Köyde uzun süre kalan aile teklifi tekrar değerlendirir ve köye yerleşir. Bu ailenin kendi sülale adı olmasına rağmen köylüler bu aileye "Tihaçeher" (“misafirlerimiz”) demeye devam etmektedirler. Köyün kurulduğu ilk yıllarda Çorum'un köyünden koyun sürüsü sahibi bir Kürt köyde yaşamak için başvurur; khabzeye uymak şartıyla köyde yaşayabileceği söylenir. Kürt aileye khabze açıkça anlatılır: "Bizim gençler köyde herhangi birinin evine girer, tavuğunu, koyununu alır, keser ve yerler. Komşu ile akraba bir sayılır. Tavuğu, koyunu kümesinden\ağılından alınan kimse ortalığa çıkıp hırsız var diyemez. Çünkü gençler ak-raba\komşu gördüğü insanın sonradan bir şey demeyeceğini bildiği için tavuğunu\koyununu alır. Bunları an-layışla kabul ediyorsan köyümüzde kalabilirsin. Bizden veya başkasından sana, ailene ve mal varlığına bir zarar gelmez." derler. Arazi dağıtımı sırasında Kürt aileye de arazi verilir. Bu ailenin torunu bir Çerkesle evlidir. Çerkesce konuşmakta, mızıka çalabilmekte ve hala köyde yaşamaktadırlar. Köylülerle akraba olmuşlardır ve herkes kadar saygınlıkları vardır. Çok yakın zamanlara kadar yaşlılarımız, "halam, dayım, amcam, v.s. yaşlandılar, beni görmezse darılır, mutlaka ziyaret etmem gerekiyor," diye yola atla çıktıklarında bilirdik ki ya Melej'e ya da Sarıgüney köyüne gidiliyor. Zaman zaman o köylerin gençleri de düğünlerimizde bizleri şereflendirmektedirler. Onları karşılayan gençlerimiz "Köyünüze hoş geldiniz" diyerek şakayla karşılayıp ağırlanmalarına özel önem göstermektedirler. Hamallı köyünden bir yaşlı köyün hemen yakınında, içinde iki büyük ceviz ağacı olan bir bahçeyi Gökçeköy’e bağışlamış. (Bu iki ceviz ağacı 1970'lere kadar verimli şekilde yaşadı. Ama köy ihtiyar heyeti kararı ile kesildi ve köyün ilkokulunun yapımında masa ve sıralar olarak kullanıldı. Bu cevizler artık yoksa bile o alana halen Deşhuaye deniyor.) Yaşayan çocuklarına bahçenin hikayesi sorulduğunda o cömert ve iyiliksever insanlar da "Babamız bize; ‘o bahçeyi Çerkes'lere bağışladım, yedikleri her ceviz sevabımıza’ dedi” demişler.              +Dzıbe Rafet

Feriha Kankoç

Feden 3

“El Sanatları” bölümümüzün üçüncü dersinde, birinci ve ikinci dersimizde gördüğümüz feden örme tekniğine  devam ediyoruz. Unutmamamız ve unutturmamamız gereken el sanatlarımızı, elinize alacağınız değişik malzemelerle, hocalarımızın tarifine ve şekildeki tariflere bakarak, yazılı açıklamalarla birlikte yapmayı deneyebilir, siz de bilmeyenlere öğretebilirsiniz. (*)Feden: Deriden dikiş amaçlı olarak kesilmiş ip gibi ince uzun sırıma verilen isimdir.   Anlatmak çok kolay birkaç resim altına da bir iki satır yazdığımız zaman olay bitiyor. Fakat adıge el sanatlarını yapmak oldukça zor ve zahmetlidir. Kullanışlı olmasıyla birlikte zarifliğin ve estetiğin simgesi sayılabilecek bu ürünleri yapmak anlatmaktan çok zordur. El sanatlarımıza gönül vermiş habzeyi yaşama ve kültürümüzü yaşatma yolunda ciddi emekler veren Kayserili Thamade’lerimizden Kerami Tok. Amcayı’da buradan saygıyla selamlıyor, yanda gümüş simden yapmış olduğu kamçıyı görüyorsunuz.(bu kamçı düğünlerde kızlar tarafından  pseluglarına hediye olarak verilen bir süs kamçısıdır.)   Genel olarak Adıgeler ata sağdan biner sağdan iner. Binicinin soldan inmesi kötü bir haber geldiğini düşündürür. Eğer üzerinde duruş dik olmalıdır. Dizgin tay derisindendir ve iki elle tutulmaz. Sol elle dizgin hakimiyeti sağlanır, sağ elde kamçı bulundurulur. Kamçı gümüş sap, deri kırbaç ve manda derisinden çınttuhempe adı verilen şaklayıcı parçadan oluşur. Yüzük parmağı kamçı bağına geçirilerek elden düşmesine izin verilmez. Yaşlılar kamçıyı sağ elde tutup kırbaç kısmını atın boynunun sol tarafına aşırabilirler. Kamçıyı sarkıtmak yakışıksız görülür. Binici atın yanında kamçıyı toplu tutmaya, kırbaç kısmını ata göstermemeye dikkat eder.Kamçı ile ata hızlı vurmak boyun ve kuyruk civarını kamçılamak hoş karşılanmaz. Kadınların ve yaşlıların yanında ata hızlı vurmak ayıptır. Ayrıca Çerkes kamçının küçük bir hareketiyle atın binicinin isteğini anlamasını istediği için atı kamçı darbesine alıştırmaz. İki atlı karşılaştığında eğerlerinden hafifçe doğrularak birbirlerini selamlarlar. Atlı, kendisini karşılamak üzere bekleyenlere direkt karşıdan yaklaşamaz, kalabalığın sol tarafından yaklaşır ve onları sağa alır. Topluluğa karşı at oynatmak, koşturmak, kamçılamak ayıp görülür. Hele kadınlara atla yaklaşılmaz, yanlarından hızlı geçilemez. Bir gencin yaşlıların yaya olduğu yerde atla yanlarından geçmesi de yemux olarak değerlendirilir. Atlılardan kendisine saygı gösterilen kişi sağ tarafta durur. Eskiden Çerkes evlerindeki askılıklarda kamçı asılırken kamçının ucu evin dışına doğru bakar halde asıldıysa; konuk bunu yaparak fazla kalmayacağını belirtmiş demekti. Eğer ki kamçının ucu içeri dönükse, konuk bir süreliğine kalacağını söylemek istemiştir. Ev sahibi de hazırlığını buna göre yapardı.         Önceki sayıda kamçının iç kısmının ve sırımların nasıl hazırlanması gerektiği açıklamış ve örmenin temellerini düz olarak göstermiştik. Şimdi de kamçı içinin üzerine, kesmiş olduğumuz sırımların nasıl örülmesi gerektiği aşağıdaki şekilde detaylıca görüyorsunuz.           Önceki sayıda şekil 1-6 olarak gösterdiğimiz dikim şeklinin kamçının iç kısmı ile örmede kullandığımız sırımların başlangıcının birbirine dikilmiş ve sapı ile nasıl birleştirildiğinin  yandan ve üstten görüntüsü bulunmakta (üstte). Solda ise, kamçının uç bağlantısı ve kamçı içi uç kısmının kenarlarının yukarıdaki şekilde olduğu gibi örüldüğünün resmini görmektesiniz.   Örülme işlemi bitirilmiş bir kamçı görmektesiniz.. Umarım sizlerde kültürümüzün tamamen yok olmaması için bir nebze katkıda bulunur bu tip eşyalarımızın korunmasına azami dikkat eder gelecek nesillere aktarırsınız.   NART DERGİSİ 55. SAYI Hazırlayan: Abaze SüleymanAbaze Süleyman

Kuru Et – Nermin Hanım’ın Mutfağı: Adapazarı

Malzemeler:1.5 kg et4 kaşık acukaYarım çay bardağı sıvı yağToz kişnişBol sarımsakYapılışı:6 diş sarımsak soyularak rondonun içine konur. Üzerine 1 tatlı kaşığı tuz eklenerek rondodan geçirilir. 1,5 kg et kumaş halinde döndürülerek ince ince uzun parçalar halinde kesilir ve tepsiye konur. Rondodan geçirilmiş olan tuzlu sarımsaklar etin üzerine dökülür ve 1 tatlı kaşığı toz kişniş ile yarım çay bardağı sıvı yağ (Ayçiçek, fındık, zeytin yağı da olabilir). Tüm bu karışım et ile harmanlanır. Önceden 200 derecede ısıtılmış fırın 150 dereceye getirilerek 40 dakika pişmeye bırakılır. Yemeğimizin yapılış süresi 50 dakika olup, 4-6 kişilik servis edilir. p>+''+nan+''+Kaffed

Sızbal – Nermin Hanım’ın Mutfağı: Adapazarı

Malzemeler:4-5 yemek kaşığı yoğurt1 yemek kaşığı acuka1 yemek kaşığı kaymak1 kase yeşil taze soğan1 kase taze kişniş1 tatlı kaşığı tuzYapılışı:Soğanlar ile taze kişniş yıkanır ve suyu süzülür. Ardından taze soğanların yeşil kısımları ince ince doğranır. Suyu süzülen taze kişnişler de ince ince doğranarak orta boy bir kaba alınır. Ayrı bir kapta 5 yemek kaşığı yoğurt, 1 çay kaşığı tuz ile 1 yemek kaşığı acuka tortu kalmayacak şekilde karıştırılır. Üzerine önceden doğradığımız taze soğan ile taze kişniş eklenerek harmanlanır. Harmanlanan malzemeye 1 yemek kaşığı kaymak özdeşleşene kadar karıştırılır. Sızbalın yapılış süresi 10-15 dakika olup 4 kişilik servis edilebilir.  p>+''+nan+''+Kaffed

Lepsi – Nermin Hanım’ın Mutfağı: Adapazarı

Malzemeler:2 kg kemikli et3 adet soğan Bolca sarımsak1 tatlı kaşığı tuz1 yemek kaşığı acuka2 yemek kaşığı sıvı yağYapılışı:15-20 diş (büyüklüğüne ve tercihe göre değişebilir) sarımsaklar soyulur ve sudan geçirilir. 2 kg kemikli parça et, sudan geçirilerek temizlenir. 3 adet kuru soğanın kabukları soyularak iri küpler halinde doğranır. Düdüklü tencereye 2 kaşık sıvı yağ (Ayçiçek, fındık ya da zeytinyağı olabilir) üzerine 3 adet doğranmış kuru soğan, 1 yemek kaşığı acuka eklenerek orta ocak ateşte 1-2 dakika harmanlanır. Ardından 2 kg parça kemikli et, 15-20 diş soyulmuş sarımsak ile malzemelerin üzerini bir parmak kalınlığında geçecek kadar su eklenir ve kapağı kapatılır. Buharı çıktıktan sonra ocak ateşi kısılır ve ortalama 40-45 dakika pişirilir. Yemeğimiz 4-6 kişilik servis edilir. p>+''+nan+''+Kaffed

Haluj (Peynirli) – Nermin Hanım’ın Mutfağı: Adapazarı

Malzemeler:h3> Yarım kg un2 yemek kaşığı tereyağı1 tatlı kaşığı tuzAlabildiğince suİç Harcı:em>1 Kase rendelenmiş sepet peyniri 1 tatlı kaşığı tıbrıkaYapılışı:Plastik orta boy bir kaba yarım kg un, 1 tatlı kaşı tuz ve kulak memesi kıvamına gelene kadar alabildiğince su eklenerek yoğrulur. Yoğrulan hamur, iç harç hazırlanana kadar dinlendirilir. Ayrı bir kapta 1 kase rendelenmiş sepet peyniri ile 1 tatlı kaşığı tıbrıka karıştırılarak harmanlanır. Hamurumuz 2 adet yufka kalınlığında açılarak bardak yardımı ile yuvarlak dilimler halinde kesilir. Kesilen dilimlerin içerisine alabileceği kadar tıbrıkalı peynir konularak kapatılır. Kenarları sıkı sıkı kapatılan halujun kenar kısımlarına burgu şekli verilir (el yardımı ile). Daha önceden büyük boy herhangi bir tencereye 1,5 litre su konularak yüksek ocak ateşte kaynatılır. Kaynayan suyun içerisine hazırlanmış olan halujlar atılarak 5-10 dakika pişirilir. Halujların suyu süzülerek servis tabağına alınır. Kıvamı ve görünümü mantıya benzer. Orta ocak ateşte 2 yemek kaşığı tereyağı eritilip, pişmiş olan servis tabağındaki halujların üzerinde gezdirilerek dökülür. Halujun yapılış süresi 30 dakika olup, 4-6 kişilik servis edilebilir. p>+''+nan+''+Kaffed

Cevizli Lahana – Nermin Hanım’ın Mutfağı: Adapazarı

Malzemeler:2 su bardağı ceviz3-4 kaşık yoğurt2 yemek kaşığı acukaÇerkes pastasıTane kişnişİnce kıyılmış yeşil taze soğanBeyaz lahanaYapılışı:Beyaz lahana göbek salata gibi olduğundan ince ince doğranır. Ardından yüksek ocak ateşine ortalama 1 litre su konularak kaynatılır. Kaynayan suyun içerisine doğranmış lahanalar eklenir. Suyun lahanalar ile aynı hizada olması gerekmektedir. Lahanalar yumuşayıp haşlanana kadar pişmesi gerekir (haşlanan lahanalar tam anlamıyla suyunu çekmez ise süzgeç ile süzebilirsiniz). Çerkes pastası için, orta boy herhangi bir tencerenin 4’te 3’ü kadar su konur, ardından kaynayan suya bir kase yardımı ile alabildiğince mısır unu ilave edilerek bir kaşık yardımı ile karıştırılır. Su ve mısır unuyla karışan harç hamur kıvamına geldiğinde Çerkes pastası hazırlanmış olur. 2 su bardağı ceviz, 2 yemek kaşığı acuka rondoda uzun süre çekilir; amaç acuka ile cevizin birleşiminden çıkan yağı elde etmektir. Ortalama 1 çay bardağının 4’te 1’i kadar yağ elde etmiş oluruz. Katı olan acuka ile ceviz birleşimine 3-4 kaşık yoğurt konarak yumuşak, sulu kıvama getiririz. Orta boy bir kâseye taze yeşil soğanlar yıkanarak ince ince kıyılır (yeşil sap kısımları). Ardından haşlanmış olan lahanalar, taze soğanlar ile karıştırılarak harmanlanır. Ayrı bir kapta hazırlamış olduğumuz sosa 1 tatlı kaşığı taze kişniş eklenerek karıştırılır. İçerisine önceden hazırladığımız Çerkes pastasının 4’te 2’sini alarak sos ile harmanlanır. Bu hazırlamış olduğumuz sos lahanalar ile birleştirilerek özleştirilir. Önceden elde ettiğimiz 1 çay bardağının 4’te 1’i kadar olan yağı üzerinde gezdirerek dökülür. Cevizli lahananın yapılış süresi 40-45 dakika olup 6 kişilik servis edilebilir. p>+''+nan+''+Kaffed

Çerkes Tavuğu – Nermin Hanım’ın Mutfağı: Adapazarı

Malzemeler:5 adet tavuk but1 bardak tavuk suyu3 diş sarımsak1 adet kuru soğanSos İçin;em>1 bardak ceviz2 yemek kaşığı acukaÇerkez pastasıYapılışı:Çerkes pastası için, herhangi bir tencerenin 4’te 3’ü kadar su konulur, ardından kaynayan suya bir kase yardımı ile alabildiğince mısır unu ilave edilerek bir kaşık yardımı ile karıştırılır. Su ve mısır unuyla karışan harç, hamur kıvamına geldiğinde Çerkes pastası hazırlanmış olur. Çerkes pastasına asla yoğurt, mayonez konmaz. Çok zor durumda da kalmadıkça ekmek içi eklenmez. 5 adet tavuk butu üzerindeki yağlarından arındırılarak sudan geçirilir. Büyük boy tencereye 5 adet tavuk butu 1 adet kabukları soyulmuş dörde bölünmüş kuru soğan, 3 diş kabukları soyulmuş sarımsak ile üzerini iki parmak kalınlığında geçecek kadar su eklenerek orta ocak ateşe konur. Tavuklar haşlanırken kaynama başladığında içerisine 1 tatlı kaşığı tuz eklenerek yeniden haşlamaya devam edilir. Tavuk butları tam anlamıyla yumuşadığında herhangi bir kaşık yardımı ile içerisinden suyu süzülerek ayrı bir kaba soğuması için alınır. Tavuğu haşladığımız su, sonraki aşamalarda kullanılacağı için dökülmez. Tavuğun haşlanma süresi ortalama 45 dakikayı bulabilir. Tavuklar soğuduktan sonra iri parçalara ayrılır. Çerkez tavuğunun sosu için 1 bardak ceviz, 2 yemek kaşığı acuka rondodan geçirilerek birleşiminden oluşan yağı elde ederiz. Ortalama bu yağ 1 çay bardağının 4’te 1’i kadardır.  Önceden hazırlamış olduğumuz Çerkes pastasının 4’te 2’si, yarım bardak tavuk suyu ve cevizli acuka yeniden rondodan geçirilir. İri parçalara bölünmüş tavuğun üzerine hazırlamış olduğumuz harç eklenerek harmanlanır. Önceden elde ettiğimiz yağ, üzerinde gezdirilerek dökülür. Çerkes tavuğunun yapılış süresi 1 saat olup 6 kişilik servis edilir. p>+''+nan+''+Kaffed

Ezme Fasulye – Nermin Hanım’ın Mutfağı: Adapazarı

Malzemeler:2 su bardağı kırmızı fasulye3 adet kuru soğan1 demet yeşil soğan5 diş sarımsak2 yemek kaşığı acuka2 yemek kaşığı kişniş 1 tatlı kaşığı reyhan otuYapılışı:3 adet kuru soğanın kabukları soyulur ve sudan geçirilir. 2 kaşık taze kişniş yıkanır, süzülür ve doğranır. 1 demet yeşil soğan temizlendikten sonra yeşil olan kısımları ince ince doğranır. 5 diş sarımsak soyulur ve sudan geçirilir. Barbunya fasulyesi sudan geçirilerek ıslatılır. Düdüklü tencereye 2 su bardağı kırmızı fasulye, 3 adet küp küp doğranmış soğan, 5 diş doğranmış sarımsak, 2 yemek kaşığı acuka konarak üzerine önceden kaynatılmış 1 litre sıcak su eklenir ve orta ocak ateşe konur (normal tencerede yapılacaksa pişme süresi uzar). Buharı çıktıktan sonra ortalama 30-35 dakika koku gelene kadar pişirilir. Ancak buharı çıktıktan sonra orta ocak ateşteki düdüklü tencerenin altı kısılır. Yemeğimiz piştikten sonra önceden hazırladığımız 2 yemek kaşığı doğranmış taze kişniş, 1 demet doğranmış yeşil taze soğan ile 1 tatlı kaşığı reyhan otu eklenerek blendır yardımıyla tüm malzemeler sıvı kıvama getirilir. Ezme fasulyemiz çorba kıvamında olmalıdır. Ezme fasulyenin yapılış süresi 45 dakika olup, 4-6 kişilik servis edilir. h3>+''+nan+''+Kaffed