Suriye Beer-Ajam Köyü

Golan tepelerindeki Beer-Ajam köyünden iki resim... Biri Setenay heykeli, diğeri yarım kalmış bir inşaat. Köyün Adığe kültürü ile ne kadar iç içe olduğunu gösteren iki resim..  İki ateş arasındaki kardeşlerimiz için desteğimizi esirgemeyelim....   SURİYELİ KARDEŞLERİMİZ İÇİN YARDIM KAMPANYASIdiv>   Ve bu köyde 2009 yılında çekilmiş bir video için burayı tıklayınız...div>    nanKaffed

Suriyeli Soydaşlarımız İçin Yardım Eli Bu Kez Avrupa’dan

Suriyeli Soydaşları için yoğun bir tempoda çalışmalarını sürdüren KAFFED Suriye Kriz Masası'na ulaşarak, "başarılı çalışmalarınızı taktirle izliyoruz", diyerek taktir ve başarı dileklerini belirten Avrupa'da yaşayan kardeşlerimiz, "bizde elimizden gelen katkıyı sizler aracılığı ile sunmak isteriz" diyerek yardım kampanyamıza destek vereceklerini belirtmişler ve bu desteklerini yardım kampanyamıza ulaştırmışlardır. (yardım tutarları sitemizde yayınlanan bağış listesinde yayınlanmıştır) Duyarlılık göstererek kampanyamıza destek olan Adığe Xek Pxante, Oyten Tscherkessischer Kültür Derneği ve Mönchengladbach Kuzey Kafkas Derneği yöneticileri ve üyelerine destek veren kardeşlerimize teşekkür ederiz. Kamuoyuna saygı ile duyurulur. KAFFED SURİYE KRİZ MASASIp>nanKaffed

Çorum Derneği Suriye’deki Çerkesler İçin Dayanışma Gecesi Düzenledi

  Çorum Kafkas Derneği Suriyeden gelen Çerkeslere destek olmak amacıyla dayanışma gecesi düzenledi. Kafkas Derneği GençlikKomisyonu tarafından düzenlenen gecede, Devlet Tiyatro Salonu tamamen doldu.  Elbruz Kafkas Halk Dansları Topluluğu ve Nıbjeug Tiyatro Topluluğu'nun sahne alarak birbirinden güzel gösterilere imza attığı geceye Vali Yardımcıları Hamdi Bolat, Ali Deniz Sürmen, İl Genel Sekreteri Ömer Arslan ve çok sayıda davetli katıldı.  Sürgün ezgileri ve görüntüleri eşliğinde başlayan gecede sahne alan oyuncular Çerkes Sürgününü canlandırdı. Kimi zaman duygusal anların yaşandığı gecede, Suriye'den mülteci olarak gelen bir ailenin hikayesi paylaşıldı. Çorum Kafkas Derneği Gençlik Komisyonu Başkanı Büşra Atik, "Suriye halkı için tek yürek olma vakti" sloganıyla düzenlenen gecede elde edilen gelirin Suriye'de yaşayan Çerkesler'e ulaştırılacağını ifade etti.   nanKaffed

İDK Suriyeli Çerkesler İçin Yardım Gecesi Düzenledi

İstanbul Dostluk Kulübü, Suriyeli Çerkesler için yardım gecesi düzenledi. Suriye'de yaşanan kriz, bu ülkedeki Çerkesleri de derinden etkilerken Türkiye'deki Çerkeslerden dostluk eli uzandı. İstanbul Dostluk Kulübü, Suriyeli Çerkesler için düzenledikleri gecede bu sorunu gündeme getirdi.   Geceden elde edilen gelir, ikinci sürgünlerini yaşamak zorunda kalan Suriyeli Çerkeslerin, anavatanlarına dönmeleri için kullanılacak.   İDK yöneticileri yardım gecesine ilişkin açıklamalarında etkinliğin Türkiye ve dünyadaki diğer Örgütlere de örnek olması dileğinde bulundu.  İDK Başkanı Sayın Muammer KOÇER konuşmasında "Suriye'de olan kargaşa bizim hemşehrilerimizi ve soydaşlarımızı da olumsuz yönde etkilemektedir. Oradan Türkiye'ye gelmek zorunda kalan hemşehrilerimize yardım amacıyla federasyonumuz bünyesinde kurulan kriz komitesine destek amaçlı düzenlenmiş bir gecedir" dedi.   KAFFED Genel Başkanı Vacit KADIOĞLU  geceye katılanları bilgilendirerek, "İstanbul dostluk kulübünü Suriyeli soydaşlarının yarasına merhem olmak için yaptığı bu organizasyondan dolayı canı gönülden kutlamak istiyorum. Bizim müdahil olmadığımız kirli bir savaş dönüyor Suriye'de. Suriye'nin içindeki Türkiye diasporası, dostluk kulüpleriyle, dernekleriyle ve tüm kurumlarıyla Suriyeli soydaşlarının yanında olmak için karınca kararınca birşeyler yapmaya çalışıyor. İstanbul dostluk kulübünün yaptığı bu organizasyon eminim diğer derneklere de örnek olacaktır" dedi.    nanKaffed

Suriyeli Bir Aile Daha Anavatan Yolunda

Suriye'den gelip Gaziantep Dernek Başkanımız ve Kriz Masası üyesi Hakan Aydemir tarafından, sınırda karşılanıp, misafir edilen dört kişilik aile 21.12.2012 Günü Gaziantep'ten Anavatana yolcu edildiler. Kamuoyuna saygı ile duyurulur KAFFED SURİYE KRİZ MASASInanKaffed

Suriyeli Çerkesler için Yardım Gecesi, İDK

İstanbul Dostluk Kulübü, Suriyeli Çerkesler için Yardım Gecesip> Kaynak: Kaffedp>  nanKaffed

Gaziantep’in Yıldönümünde Ali Şefik Özdemir Bey Anılacak

Gaziantep Kurtuluşunun 91. yılı etkinliklerine, Gaziantep Büyük Şehir Belediye Başkanı tarafından Federasyonumuz, Bölge Dernek Başkanları ve Gaziantep Kafkas Kültür Derneği Yönetim Kurulu davet edilmiştir. Etkinliklerde, Ali Şefik Özdemir Bey İnteraktif Holoğram gösterisi sergilenecek ve mezarı başında anma töreni yapılacaktır. nanKaffed

Suriye Çerkesleri için İmza Kampanyası

Suriye Çerkeslerinin Abhazya'ya dönmesini kolaylaştırmak amacıyla vatandaşlık hakkının tanınması için bir imza kampanyası başlatıldı. "AYDGILARA AAMTA!" adıyla başlatılan çalışmada Abhazya Devlet Başkanı Aleksandr Ankuab ve  Abhazya Cumhuriyeti Parlamentosu'na verilmek üzere bir mektup hazırlandı.  İmza kampanyası sadece Abaza (Apsua-Aşuva-Aşharuva) ve Ubıhlara yönelik olarak ama Suriyeli Çerkesler için başlatıldı.p> Aydgılara Aamta sitesinde yapılan açıklamada "Abhazya Cumhuriyeti'nin doğal vatandaşı olan Abaza ve Ubıhlar olarak, bizi vatandaşı kabul eden devletimizden Suriyeli Çerkes kardeşlerimiz için daha fazla aktif rol almasını bekliyoruz." denilirken geri dönüş sürecinde yaşanacak maddi ve manevi yükümlülüğün sadece çağrının muhatabı olan Abhazya Devlet Başkanı ve Abhazya Cumhuriyeti Parlamentosu'nun değil, tüm Kuzey Kafkasyalıların olduğu belirtilerek tüm halklarımız, yardım faaliyetlerine omuz vermeye davet edildi. Kampanyaya katılmak isteyenler Aydgılara Aamta sitesine buradan erişebilirsiniz.p> Kampanya kapsamında hazırlanan mektup söyle: Değerli Devlet Başkanımız Aleksandr Ankuab'a, Abhazya Cumhuriyeti Parlamentosu'na, Bizler, Abhazya Cumhuriyeti Parlamentosu'nun 15.10.1997 tarihinde aldığı kararlarda belirtildiği üzere, Rus Çarlığı'nın 19. yy'da uyguladığı soykırım sonucu topraklarından sürgün edilen Abaza ve Ubıhların, Türkiye diasporasına mensup torunlarıyız. Rahmetli devlet başkanımız Sergey Bagapş'ın Tükiye ziyaretinde bir kez daha ilan ettiği gibi Abhazya Cumhuriyeti'nin doğal vatandaşları olan bizler, siz değerli liderimiz Aleksandr Ankuab'a ve bugün milli kimliğimizin ve ulusal onurumuzun koruyucusu olan Abhazya Parlamentosu'na bu çağrıyı yapmak için, tarihimiz ve zor durumda olan kardeşlerimiz adına kendimizi sorumlu görüyoruz. Bir süredir Suriye Arap Cumhuriyeti'nde yaşanan kanlı olaylar, Suriye diasporasının en kalabalık nüfusunu oluşturan Adige kardeşlerimizi kaçınılmaz bir biçimde etkiliyor. Boydan boya ateşin sardığı Suriye'de, sokaklarda patlayan silahlar, uçaklardan atılan bombalar kardeşlerimizi, evlerini, köylerini vuruyor. Taş üstünde taş kalmamış Adige köylerinin, katledilmiş gençlerimizin, kadınlarımızın, yaşlılarımızın, çocuklarımızın acı haberleri; yerle bir edilen ocakları gibi içimizi yakıyor. Bu ateşin büyüyeceği ve topraklarından kopartılmış nesillerin torunlarının, iki ateş arasında kalarak daha fazla kayıp verecekleri ne yazık ki kimse için bir sır değil! Her geçen gün artan şiddet sonucu gelecekleri gittikçe belirsizleşleşen Adige halkının etrafındaki çember daralmaktadır. Geç kaldık ama yarın için daha fazla geç kalmamak adına aşağıda imzası olan bizler,  bu kutsal sorumluluğu Abhazya Cumhuriyeti ile beraber omuzlayıp, bugün tüm Kuzey Kafkasya diasporasıyla kenetlenmiş bir halk olarak her alanda üzerimize düşeni yapmaya gönüllü olduğumuzu ilan ediyor ve tek bağımsız cumhuriyetimiz olan Abhazya Cumhuriyeti'nin bu trajik süreçte daha fazla rol almasını bekliyoruz. Abhazya Cumhuriyeti'nin, tüm dünyadaki biz Abaza ve Ubıhlara sağladığı vatandaşlık haklarını; ata topraklarına dönüşte bir ara durak ya da kalıcı olarak yerleşme talebinde bulunacak olan, iç savaş mağduru Adige kardeşimize de sağlamasını talep ediyoruz. Trajik tarihimizin Arap çöllerine savurduğu tek bir ailenin bile Kafkasya'nın herhangi bir köşesine kavuşturulması, bizler için paha biçilmez bir değere sahiptir. Bin yıllara dayanan kardeşlik bağımız gereği, Adımızı yaşatan, özgürlüğümüze ve geleceğimize anlam katan töremiz, Kabze'miz gereği, Bugün Gudauta'da yatan ve Abhazya'nın özgürlüğü için toprağa düşmüş Suriyeli Adige kardeşimiz Tsey Hasan Carkas ve o yolda canını esirgemeden mücadele edip kan dökmüş Suriyeli silah arkadaşlarının şahsında tüm şehit ve gazi Adige kardeşlerimize olan borcumuz gereği “BUGÜN AYDGILARA AAMTA, DAYANIŞMA GÜNÜDÜR” diyoruz!p> Abhazya topraklarını ateşin ortasına düşmüş Adige kardeşlerimize açacağınıza, denizin öte yakasından yükselen sesimizi duyarak acımıza duyarsız kalmayacağınıza inanıyoruz!  nanKaffed

Kaybolan Sesler

Dil bildiğimiz en yoğun ve en kapsamlı sanat, bilinmeyen nesillerin muazzam ve bilinçsizce yarattığı bir eseridir.p> (Edward Saphir) İnsanları bütün diğer canlılardan ayıran en belirgin niteliklerden birisi dildir. Fakat bu gerçeği bu kadar açık bir şekilde dile getirebiliyor olmak dille ilgili karmaşık, tarihin derinliklerinden gelen pek çok ayrıntının önemsiz olduğu anlamına gelmez. Her ne kadar insana has bir özellik olsa da dil, modern insanın ortaya çıkışından çok daha gerilere giden evrimsel bir donanımdır. Beyin korteksinde dille, özellikle de seslerin çıkartılmasıyla doğrudan ilgili olduğu bilinen Broca alanının Homo rudolfensislerde mevcut olduğuna dair fosil kanıtlar mevcuttur [1]. Homo rudolfensislerin yaklaşık 1.8 ila 1.44 milyon yıl [2]kadar önce yaşadıkları düşünülürse insan dilinin gelişiminin modern insanın tarih sahnesine çıkışından milyon yıldan uzun bir süre önce başladığı anlaşılır. Peki, dilin gelişiminin bu denli eskilere gidiyor olması bizim için ne anlama gelmektedir? Her şeyden önce bugün konuşulan ve yazılan ve ayrıca tarihsel kayıtlardan bilebildiğimiz kadarıyla geçmişte konuşulmuş ve yazılmış bütün dillerin ortaya çıkışından çok daha eskiye giden bir dilsel gelişim söz konusudur. Elbette bahsedilen bu dil yine bu gün bildiğimiz ve kullandığımız dilden/dillerden çok daha farklı bir dilsel duruma karşılık geliyor olsa gerek. Fakat her halükarda, dilin, insanın varoluşunun bir parçası olduğunu ve bugün itibariyle bildiğimiz bütün dillerin kapsamından çok daha fazlasını ifade ettiğini bilmek gerekir. Bunun bilinmesi anadili denilen şeyi anlamlandırmak ve dillerin neden korunması gerektiğini anlamak açısından önemlidir. Dil Çeşitliliği– Farklı Dünyalarp> Günümüzde konuşulmakta olan dillerin tam bir sayısını vermek mümkün olmasa da SIL (Summer Institute of Linguistics)’in yoğun dil araştırmalarının bir sonucu olarak ortaya çıkan Ethnologue:LanguagesoftheWorld'da 116 farklı dil ailesine mensup 6909 dil listelenmektedir [3]. Bütün bu diller patent yasalarıyla korunmayan, tek bir kişiye değil fakat bir topluma ait olan ve başka hiç bir yerde yazılı olmayan bir yerel bilgi birikimini kendi içinde barındırmaktadır [4]. Bu dillerin her biri farklı bir kültüre karşılık gelmekte ve bir dilde ifade edilebilen kimi kültürel pratikler, düşünceler ya da yerel bilgiler başka bir dile doğrudan çevrilememektedir. Dilsel çeşitlilik bizlere insan zihninin işleyişine dair eşsiz bilgiler sunmaktadır çünkü dil, insan topluluklarının deneyimlerini düzenleme ve sınıflandırma şekillerini gösteren eşsiz bir kayıt sistemidir [5]. Bugün konuşulmakta olan binlerce dil, bahsi geçen insanlaşma sürecinin en azından bir bölümü boyunca elde edilmiş pek çok insani, kültürel birikimi kendi içinde barındırmaktadır. Bu bağlamda her bir dil farklı bir hayatta kalma şeklinin ifadesi, farklı bir dünya tasarımıdır. Dilbilim açısından bakıldığında, hem bir insan özelliği olarak ‘Dil’ hem de farklı toplulukların konuştuğu farklı dillerin işleyişinin, özelliklerinin ve kökenlerinin anlaşılabilmesi açısından dilsel çeşitliliğin korunması önemlidir. Öyle ki, dilbilimsel veriler, yalıtık diller olarak adlandırılan, başka dillerle bilinen bir ilişkisi olmayan ve genellikle çok az sayıda insan tarafından konuşulan dillerin yapısal olarak, yaygın kullanıma sahip ve büyük dil ailelerine dâhil olan İngilizce, İspanyolca, Çince gibi dillerden çok daha karmaşık olduğu görülmektedir [6]. Bu karmaşık yapıların anlaşılması ‘Dil’ hakkında daha kapsamlı bir bakış sağlayacaktır. Ekolojik dilbilim alanında yapılan çalışmalar dünyadaki dilsel çeşitlilik ve biyolojik çeşitlilik arasında da bir bağlantı olduğunu düşündürmektedir. Tablo 1'de görülebileceği gibi dünyada biyolojik çeşitliliğin en yüksek düzeyde olduğu 17 ülkenin 7'si aynı zamanda dilsel çeşitliliğinde en fazla olduğu 9 ülke arasında yer almaktadır. Tablo 1: Biyolojik ve dilsel çeşitliliğin en yüksek olduğu ülkeler [7]p>   td> En Yüksek Biyolojik Çeşitliliğe Sahip Ülkeler td>  En Yüksek Dilsel Çeşitliliğe Sahip Ülkeler td> tr> Afrika td> Demokratik Kongo Cumhuriyeti td> Demokratik Kongo Cumhuriyeti td> tr>   td>   td> Kamerun td> tr>   td>   td> Nijerya td> tr>   td> Madagaskar td>   td> tr>   td> Güney Afrika td>   td> tr> Amerika td> Brezilya td> Brezilya td> tr>   td> Kolombiya td>   td> tr>   td> Ekvador td>   td> tr>   td> Meksika td> Meksika td> tr>   td> Peru td>   td> tr>   td> ABD td>   td> tr>   td> Venezuela td>   td> tr> Asya td> Çin td>   td> tr>   td> Hindistan td> Hindistan td> tr>   td> Endonezya td> Endonezya td> tr>   td> Malezya td>   td> tr>   td> Filipinler td>   td> tr> Pasifik td> Avustralya td> Avustralya td> tr>   td> PapuaYeni Gine td> PapuaYeni Gine td> tr> tbody> table> Dahası en fazla endemik - o ülke sınırları dışında konuşulmayan - dilin bulunduğu 25 ülkenin 16'sı aynı zamanda en fazla endemik – o ülke sınırları dışında bulunmayan - omurgalı canlının da bulunduğu ülkeler listesinde yer almaktadır [8]. Dolayısıyla, dilsel çeşitliliğin korunması, kültürel ve dilsel kodlar yoluyla yerli halkların yaşadıkları bölgelerdeki biyolojik çeşitlilikle ilgili belleklerine işlenmiş olan bilginin ve bu yolla biyolojik çeşitlilik ile bu çeşitlilikten yararlanma şekillerinin korunması anlamına gelmektedir. İşte bu yüzden tek tek dillerin nesilden nesile aktarılmaya devam etmesi, birer anadil olarak kullanılmaya devam etmesi önemlidir. Harita 1: Bitkisel ve Dilsel Çeşitlilik [9] (Yeşil renk açıktan koyuya doğru artan çeşitliliği göstermekte siyah noktaların yoğunluğu dilsel çeşitliliğin yüksek olduğu yerleri göstermektedir)p> Dil Ölümü– Çok Seslilikten Tek Sesliliğep> Ne yazık ki, mevcut süreç dilleri yok oluşa itmekte, 7000 civarındaki dilin büyük bir kısmı biyolojik çeşitliliğin yok oluş hızından çok daha büyük bir hızla yok olmaya devam etmektedir. Bugün bilinen balık türlerinin %5'i, bitkilerin %8'i kuşların %11'i ve memelilerin %18'i yok olma tehlikesiyle karşı karşıyayken, yaşayan dillerin %40'ından fazlası hâlihazırda yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır [10]. Dillerin kaybolma nedenlerini ise dört ana başlık altında toplamak mümkündür [11]: *    doğal afetler, kıtlık, hastalıklar *    savaşlar ve soykırımlar *    genellikle 'ulusal birlik' adı altında açık baskı ya da asimilasyon *    kültürel/politik/ekonomik üstünlük Belirli durumlarda bu nedenlerden sadece birisi söz konusu olduğu gibi birkaç nedenin birarada bulunması da mümkündür. Geçtiğimiz yüzyılın sonlarına doğru Türkiye'de yok olan Wubıh dilinin yok olma nedenlerinin başında Rus-Kafkas Savaşları ve Çarlık Rusyası tarafından Wubıhlara uygulanan soykırım ve sürgün gelirken, bu dilin Türkiye'de ki akıbeti ise bir asimilasyon hikâyesinin hüzünlü sonudur. Grafik 1: En yaygın kullanılan 10 dili konuşanların dünya nüfusuna oranı [12]p>   Ethnologue'a göre, bilinen 6909 dilden en yaygın kullanılan 10 tanesi dünya nüfusunun yarısı tarafından konuşulurken 6899 dil geri kalan nüfus tarafından konuşulmaktadır. Tek başına bu veri dahi kimi diller için durumun vahametini ortaya koymaya yetse de kötü haber sadece bundan ibaret değildir. Dillerin %55'ini konuşan sayısı 10.000 kişinin altındadır ve bu dillerin çok büyük bir kısmının önümüzdeki 100 yıl içinde kaybolacağı düşünülmektedir. Tablo 2: Anadili olarak konuşanların sayısına göre dillerin dağılımı [13]p> Nüfus Aralığı td> Diller td> Konuşan Sayısı td> tr>   td> Sayı td> Oran td> Kümülatif td> Sayı td> Oran td> Kümülatif td> tr> 100.000.000 - 999.999.999 td> 8 td> 0,1 td> %0,1 td> 2.308.548.848 td> 38,73721 td> %38,73721 td> tr> 10.000.000 - 99.999.999 td> 77 td> 1,1 td> %1,2 td> 2.346.900.757 td> 39,38076 td> %78,11797 td> tr> 1.000.000 - 9.999.999 td> 304 td> 4,4 td> %5,6 td> 951.916.458 td> 15,97306 td> %94,09103 td> tr> 100.000 - 999.999 td> 895 td> 13,0 td> %18,6 td> 283.116.716 td> 4,75067 td> %98,84170 td> tr> 10.000 - 99.999 td> 1.824 td> 26,4 td> %45,0 td> 60.780.797 td> 1,01990 td> %99,86160 td> tr> 1.000 - 9.999 td> 2.014 td> 29,2 td> %74,1 td> 7.773.810 td> 0,13044 td> %99,99204 td> tr> 100 - 999 td> 1.038 td> 15,0 td> %89,2 td> 461.250 td> 0,00774 td> %99,99978 td> tr> 10 - 99 td> 339 td> 4,9 td> %94,1 td> 12.560 td> 0,00021 td> %99,99999 td> tr> 1 - 9 td> 133 td> 1,9 td> %96,0 td> 521 td> 0,00001 td> %100,00000 td> tr> Bilinmeyen td> 277 td> 4,0 td> %100,0 td>   td>   td>   td> tr> Toplam td> 6.909 td> 100,0 td>   td> 5.959.511.717 td> 100,00000 td>   td> tr> tbody> table> Sayısı binlerle ifade edilen dilsel çeşitliliğe rağmen dünyada kullanılan resmi dillerin sayısı, devletlerin kabul ettiği yerel ve azınlık dilleri de dâhil olmak üzere 350 civarındadır [14]. Kaldıki resmi dil olarak kabul edilseler de, bu 350 dilin  dahi büyük bir kısmı demografik, ekonomik ve politik olarak o ülkelerde yaygın kullanıma sahip dillerin sürekli baskısı altındadır. Dilsel haklar bir çok uluslararası belgeyle güvence altına alınmış olmasına rağmen, pek çok ülke bu belgelerin dillerle ilgili bölümlerine çekinceler koymakta, kendi içlerindeki dilsel çeşitliliği yok saymakta, bunun da ötesinde sistematik asimilasyon politikalarıyla yok etmeye devam etmektedir. Bağlayıcı, etkili uluslararası sözleşmelerle toplumların dil varlığı yasal güvence altına alınarak bu konuda ciddi ve gerçekçi adımlar atılmadığı sürece insanlığın bu dillerin kendisine sunduğu hazineden mahrum kalması kaçınılmazdır. Buna karşı yapılması gereken, Anadil Günü gibi sembolik değeri olan etkinlilerle bu konudaki farkındalığın arttırılmasının yanı sıra, devletlerin kendi sınırları içindeki bütün dezavantajlı ve azınlık dillerinin korunmasına yönelik somut adımlar atmasını sağlayacak yöntemler geliştirmektir.   Kaynakçap> Austin, P. K., & Sallabank, J. (Dü). (2011). The Cambridge Handbook of Endangered Languages. Cambridge: Cambridge University Press. Harrison, K. D. (2010). The Last Speakers: The Quest to Save the World's Most Endangered Languages. Washington, D.C: National Geographic Society. Jurmain, R., Kilgore, L., & Trevathan, W. (2009). Essentials of Physical Anthropology. Wardsworth: Cengage Learning. Levinson, D., & Christensen, K. (1996). The global village companion: an A to Z guide to understanding current world affairs. Gt Barrington: Berkshire Publishing Group. Lewin, R. (2005). Human Evolution: An Illustrated Introduction. Oxford: Blackwell Publishing. Lewis, M. P. (Dü.). (2009). Ethnologue: Languages of the World. Dallas: SIL International. (Online sürüm: http://www.ethnologue.com Nettle, D., & Romaine, S. (2000). Vanishing Voices: The Extinction of the World's Languages. Oxford: Oxford University Press. Skutnabb-Kangas, T., Maffi, L., & Harmon, D. (2003). Sharing a World of Difference: the earth's linguistic, cultural, and biological diversity. Paris: Terralingua.   [1] Lewin, R. (2005). Human Evolution: An Illustrated Introduction, s.222 div> [2] Jurmain, R., Kilgore, L., & Trevathan, W. (2009). Essentials of Physical Anthropology, s.188 div> [3] Lewis, M. P. (Dü.). (2009). Ethnologue: Languages of the World.Onlinesürüm: http://www.ethnologue.comp> div> [4] Harrison, K. D. (2010). The Last Speakers: The Quest to Save the World's Most Endangered Languages. Washington, D.C: National Geographic Society. div> [5] Nettle, D., & Romaine, S. (2000). Vanishing Voices: The Extinction of the World's Languages, s. 11. div> [6] Nettle, D., & Romaine, S. (2000). A.g.e., s.11 div> [7] Skutnabb-Kangas, T., Maffi, L., & Harmon, D. (2003). Sharing a World of Difference: the earth's linguistic, cultural, and biological diversity. div> [8] Skutnabb-Kangas, T., Maffi, L., & Harmon, D. (2003). A.g.e., s.39. div> [9] http://www.terralingua.org/wp-content/uploads/2011/04/plants_ div> [10] Harrison, K. D. (2010)., A.g.e. div> [11] Austin, P. K., & Sallabank, J. (Dü). (2011). The Cambridge Handbook of Endangered Languages, s.5 div> [12] Grafikte kullanılan veriler Lewis, M. P.’den uyarlanmıştır. div> [13] Lewis, M. P. (Dü.). A.g.e. div> [14] Levinson, D., & Christensen, K. (1996). The global village companion: an A to Z guide to understanding current world affairs, s.74. div> div>+''+nan+''+Erdoğan Boz )

Haremden Sürgüne, Bir Osmanlı Prensesi

  Kitap, Mislimelek Hanım'ın 1891-1953 yılları arasındaki anılarını kapsar. Anılarını içeren evraklar, Mislimelek Hanım'ın ölümünden sonra Dürrüyekta Hanım tarafından 1965 yılında erkek kardeşi Ali Marşanoğlu'na verilmiştir. Ali Marşanoğlu evrakı muhafaza etmiş, O'nun da vefatı ile evraklar oğlu Veysel Marşanoğlu'na kalmıştır. Mislimelek Hanım'ın anıları Veysel Marşanoğlu'nun torunu Nemika Deryal Marşanoğlu tarafından yeniden derlenerek, bazı mahrem anılar çıkartılarak kitap haline getirilmiştir.p> Kitapçılarda gezinmeyi severim. Yeni çıkan kitap-ları tek tek elden geçiririm. İlgimi çekenleri hemen alırım. Benim sevdiğim kitaplar, güncel ve geçmiş tarihle ilgili gerçekleri bulabileceğim kitaplardır. Bu nedenle kütüphanem okunmayı bekleyen kitaplarla doludur. Yine bir gün kitapçıda dolaşırken bir kitap ve yazarı dikkatimi çekti. Kitabın adı: "Haremden Sürgüne, Bir Osmanlı Prensesi" idi ve kapağın alt kısmında, "Hazırlayan: Nemika Deryal Marşanoğlu" yazıyordu. Kapaktaki açıklamada ise " II. Abdülhamit'in gelini Mislimelek Hanım, istibdat döneminin bilinmeyenlerini anlatıyor." yazıyordu. Ben oldum olası II. Abdülhamit dönemini merak ederim. Abdülhamit döneminin bize resmi tarihle anlatılan "zulüm ve istibdad"tan ibaret olmadığına inanırım. Tarih kitaplarında bize "Kızıl Sultan" olarak tanıtılan ve "nefret" ettirilen II. Abdülhamit 1842'de doğmuş, 1918'de ölmüştür. Osmanlı İmparatorluğu'nun en sıkıntılı döneminde 33 yıl hükümdarlık yapmış ve imparatorluğu ayakta tutabilmiştir. Okuyup araştırdıkça gördüm ki babası Sultan I. Abdülmecit, annesi bir Çerkes kadını Tir-i Müjgan Kadın efendi olan II. Abdülhamit'in bize öğretilenlerin dışında farklı bir insanlık kişiliği, milliyetçilik anlayışı var. II. Abdülhamit, "zulüm ve istibdat"tan ibaret değildir. Kitap, işte o dönemde yaşanan gerçekleri, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküp, yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin kodlarını taşımakta. Bunlar kitabı alırken benim bulmayı ümit ettiğim konuların bir bölümü idi. Diğer taraftan kitabın "önsözü" ne baktığımda Osmanlı Haremi ile ilgili açıklamalar vardı. Bu konu da senaryosunu da sevgili bir arkadaşımızın yazdığı "Muhteşem Yüzyıl" dizisinin yaşamımıza soktuğu "Osmalı Harem Yaşamı" ile ilgili anlatılanları daha iyi anlamamamıza yarayacaktı. Zira Osmanlı Sultanlarının yetişmesinde "yeteneklerinin" veya "ruhsal dünyalarını" oluşumunda çok önemli rolü olan "Harem Dünyası" hakkında şehir efsaneleri dışında yeterli bilgimiz olmadığına inanıyorum. Kitapta bu konuda da yeterli malumata sahip olabildim. Sunuş bölümünde ise kitabı derleyen Nemika Deryal Marşanoğlu, kitabın nasıl yazıldığını ve nasıl basıldığını anlatır. Kitabın yazarı Mislimelek Hanım, Padişah II. Abdülhamit'in oğullarından Abdülkadir Efendi'nin 5 eşinden birisidir. Abdülkadir Efendi ile bizzat Sultan II. Abdülhamit'in isteğiyle evlendirilmiştir. Mislimelek Hanım'ın esas adı Pakizedir. 1883 yılında İstanbul'da doğmuştur. 1891 yılında, henüz 8 yaşında iken saraydaki halası Faika Eryal'in ölümü üzerine öksüz kuzeni Nemika Sultan'a refakat etmek üzere saraya alınmıştır. 1891 yılında da Padişah II. Abdülhamit'in isteğiyle şehzade Abdülkadir Efendi ile evlendirilmiştir. Saray geleneğine göre Mislimelek adı verilen Pakize Hanım 1891-1909 yılları arasında Yıldız Sarayı'nda yaşamıştır. Bu dönem Yıldız Sarayı anıları ve II. Abdülhamit hakkında anlattıkları duygusal olmakla beraber, o dönem hakkında farklı ipuçları sunmaktadır. 1909 yılında Meşrutiyet döneminde Kızıltoprak'taki köşke taşınan, ailesiyle birlikte sürgüne gönderildikleri 1924 yılına kadar burada yaşar. Ailevi ilişkileri, kocasının ihanetleri, saray efradı arasındaki kıskançlıklar, Osmanlıyı iflasa götüren israfın boyutları ve işgal günleri Mislimelek Hanımın gözünden anlatılır. Sonra 1924 yılında sürgün dönemi başlar. Mislimelek Hanım sürgün günlerinin zorluklarını, Macaristan'daki tükenişi, Sofya'daki "kuru ekmeğe muhtaç" sefalet günlerini, Arnavutluk'a gidişini ve Nazi kamplarındaki sefil yaşamını bu asil ve zarif Mislimelek Hanımın kaleminden okurken içinizin acımaması imkânsız olur. II. Dünya Savaşı sonrasında, 1946 yılında Arnavutluk'tan ayrılıp Beyrut'a giden Mislimelek Hanım 1955 yılında orada vefat etmiştir. Kitap, Mislimelek Hanım'ın 1891-1953 yılları arasındaki anılarını kapsar. Anılarını içeren evraklar, Mislimelek Hanım'ın ölümünden sonra Dürrüyekta Hanım tarafından 1965 yılında erkek kardeşi Ali Marşanoğlu'na verilmiştir. Ali Marşanoğlu evrakları muhafaza etmiş, O'nun da vefatı ile evraklar oğlu Veysel Marşanoğlu'na kalmıştır. Mislimelek Hanım'ın anıları Veysel Marşanoğlu'nun torunu Nemika Deryal Marşanoğlu tarafından yeniden derlenerek, bazı mahrem anılar çıkartılarak kitap haline getirilmiştir. Ben kitabı büyük bir merak ile okudum. Zaman zaman saray efradının isimleri arasında yorulsam da bu asil Çerkes kadınının ağzından sarayı, saraydaki Çerkes varlığını, Saray- Çerkes göçmenlerinin ve yaşadıkları köylerle ilişkilerini, diğer tarihi anılar yanında çok ilginç buldum. Bir Çerkes olarak kendisini ve duygularını çok iyi tahlil edebildiğimi ve de anlayabildiğimi sanıyorum. NART DERGİSİ 84. SAYI div>  +''+nan+''+Cihan Candemir