KAFFED Genel Kurul Delegelerinin Dikkatine!…

Olağaüstü Genel Kurul Duyurusu ve Davetip> Sayın Delege, 31 Mart 2013 Pazar 11:00’de Federasyonumuz genel merkezinde toplanan yönetim kurulumuzun aldığı karar  aşağıdaki gibidir. Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı'na katılımınızı bekleriz. Saygılarımızla Kafkas Dernekleri Federasyonu   Olağanüstü Genel Kurul duyurusu: Federasyonumuza ulaştırılan, 104 adet, imzalı dilekçe ile Federasyonumuzun isminin “Çerkes Dernekleri Federasyonu” olarak (ilgili tüzük maddeleri ile birlikte) değiştirilmesi gündemi ile Olağanüstü Genel Kurul talebi dilekçesi ve genel kurulun toplanması hususunu düzenleyen tüzüğümüzün 10/b maddesi gereğince 21 Nisan Pazar günü Olağanüstü Genel Kurul yapılmasına, çoğunluk sağlanamaması durumunda 28 Nisan Pazar günü ikinci toplantının yapılmasına, karar verilmiştir.p> Toplantı yeri ve saati :p> TES İŞ Sendikası binası   21 Nisan Saat 11.00'de toplanılacaktır.(Çoğunluk sağlanamadığı takdirde Genel Kurul aynı yerde ve aynı saatte 28 Nisan tarihinde yapılacaktır.)nanKaffed

KAFFED Olağanüstü Genel Kurul Çağrısı ve Başkanlar Kurulu

Sayın Başkan,   31 Mart 2013 Pazar 11:00’de federasyonumuz genel merkezinde toplanan yönetim kurulumuz;   1. Federasyonumuza ulaştırılan, 104 adet, Federasyonumuzun isminin “Çerkes Dernekleri Federasyonu” olarak (ilgili tüzük maddeleri ile birlikte) değiştirilmesi gündemi ile Olağanüstü Genel Kurul talebi dilekçesi ve genel kurulun toplanması hususunu düzenleyen tüzüğümüzün 10/b maddesi gereğince 21 Nisan Pazar günü Olağanüstü Genel Kurul yapılmasına, çoğunluk sağlanamaması durumunda 28 Nisan Pazar günü ikinci toplantının yapılmasına,    2. Olağanüstü Genel Kurul hazırlıkları ve isim değişikliğinin istişare edilmesi amacı ile Başkanlar Kurulunun, Genel Başkan tarafından 7 Nisan Pazar 11:00’de toplantıya çağrılmasına,   3. 24.02.2013 tarihinde 143/3 numaralı karar ile 14 Nisan 2013’de yapılmasına karar verilen istişare toplantısının 20 Nisan Cumartesi tarihine ertelenmesine karar vermiştir...   Alınan bu kararlar ışığında;   i. Federasyonumuzun isim değişikliği önerisinin Olağanüstü Genel Kurulumuz öncesinde, kültürümüze, örgütümüze ve teammüllerimize yaraşır bir Genel Kurul süreci geçirmemizi sağlamak amacıyla 7 Nisan Pazar 11:00’de Federasyonumuz genel merkezinde gerçekleştirilecek Başkanlar Kurulu toplantısının arz ettiği yüksek önemin bilinciyle katılım konusunda gerekli özeni göstermenizi,   ii. Genel kurul hazırlıklarımızın zamanında tamamlanmasını sağlamak amacıyla, güncel delege listenizi, iletişim bilgileri ile birlikte en geç 4 Nisan 2013 Perşembe günü mesai bitimine kadar Federasyonumuz genel merkezine yazılı (posta, fax ya da e-posta) olarak bildirmenizi,   iii. Gazete ilanının görülememesi, gözden kaçması ihtimalini dikkate alarak, 21 Nisan Pazar günü gerçekleştirilecek olağan üstü genel kurulumuz ve katılımlarının önemi konusunda delegelerinizi bilgilendirmenizi,   iv. 20 Nisan Cumartesi gerçekleştirilecek istişare toplantısı konusunda tabanınızın bilgilendirilmesini rica, eder çalışmalarınızda başarılar dileriz...   Saygılarımızla.   Vacit KADIOĞLU Genel Başkan   Murat CANLI                     Genel Sekreter                  nanKaffed

Tokat Derneği Etkinlikleri Devam Ediyor

30 Mart 2013 tarihinde Dernek Başkanımız Handan Yeşilyurt'un önayak olmasıyla tertip edilen bu etkinlikte Suriye'den gelen bayan misafirlerimiz çocuklarıyla birlikte, Tokatlı Çerkes hanımlarımızla Tokat Çerkes Derneği'nde bir araya gelerek  Psıhalwe/Haluje  ve Çerkes Peyniri yapıldı. Suriye'den gelen misafirlerimizin ihtiyaç duydukları Çerkes Peyniri bu yolla tedarik edilmeye çalışıldı ve hepimizin bayılarak yediği Psıhalwe/Haluje birlikte yenildi. Şenlikli sofralar kuruldu lezzetli yemekler yenildi.  {gallery}/haber/diaspora/2013/tokat/yemek3{/gallery}nanKaffed

Sakarya Kafkas Derneği Eğitim Faaliyetlerinin 3.sü Yapıldı

Sakarya Kafkas Kültür Derneği eğitim programı çerçevesinde, Sakarya Üniversitesi Yönetim ve Organizasyon Anabilim Dalı'ndan Arş. Gör. Şule Aydın Turan ile görüş alışverişinde bulunuldu.p> Yapılan toplantıda, Derneğin amaç ve stratejisinin belirlenerek, bu amaca yönelik insan kaynaklarının en verimli halde nasıl kullanılacağı, derneğin kurumsal bir yapıya dönüştürülmesinin alt yapı çalışmalarının nasıl olması gerektiği uzun uzun konuşuldu. Varılan mütabakat sonucunda haziran ayından itibaren, hocamızla sürekli bir program çerçevesinde çalışılmasına karar verildi. {gallery}/haber/diaspora/2013/sakarya/egitim3{/gallery}nanKaffed

KAFFED Yönetim Kurulu Toplantısı Kararları

KAFFED'in 31.03.2013 tarihinde gerçekleştirilen yönetim kurulu toplantısında alınan kararlar aşağıdaki gibidir. Topantı Tarihi : 31 / 03 / 2013 Karar Sıra No : 146 Yönetim Kurulumuz 31.03.2013  tarihinde Genel Merkez toplantı salonunda toplanmıştır: Gündemin görüşülmesinin ardından aşağıdaki kararlar alınmıştır: 1. Suriye’yi terk etmek zorunda kalmış, federasyonumuz tarafından Türkiye’de misafir edilen Çerkeslerin ihtiyaçlarının karşılanması ve anavatana dönüşlerinin hızlandırılmasına yönelik çalışmaların değerlendirilmesi amacı ile 6 Nisan 2013 Cumartesi 11:00’da federasyonumuz genel merkezinde Yönetim Kurulu, Suriye Kriz Masası ve yönetim kurulunca katılımı uygun bulunacak isimlerin iştiraki ile değerlendirme toplantısı yapılmasına,p> 2. 25 Mayıs 2013 Cumartesi Samsun’da gerçekleştirilecek “21 Mayıs Çerkes Soykırım ve Sürgünü Anma Etkinlikleri” öncesinde derneklerimizin kendi bölgelerinde gerçekleştirecekleri etkinliklere bölge yönetim kurulu üyelerimizin eksiksiz katılımına,p> 3. 25 Mayıs 2013 Cumartesi Samsun’da gerçekleştirilecek “21 Mayıs Çerkes Soykırım ve Sürgünü Anma Etkinlikleri”nin genel merkez orginazsyonu için Murat Canlı, Erol Taymaz, Demir Kızılkaya, Murat Eğir, Betül Dinçer’in görevlendirilmesine,p> 4.  Federasyonumuza ulaştırılan, 104 adet, federasyonumuzun isminin “Çerkes Dernekleri Federasyonu” olarak (ilgili tüzük maddeleri ile birlikte) değiştirilmesi gündemi ile olağan üstü genel kurul talebi dilekçesi ve genel kurulun toplanması hususunu düzenleyen tüzüğümüzün 10/b maddesi gereğince 21 Nisan Pazar günü olağan üstü genel kurul yapılmasına, çoğunluk sağlanamaması durumunda 28 Nisan Pazar günü ikinci toplantının yapılmasına,p> 5. Olağan üstü genel kurul hazırlıkları ve isim değişikliğinin istişare edilmesi amacı ile başkanlar kurulunun, genel başkan tarafından 7 Nisan Pazar11:00’de toplantıya çağrılmasına,p> 6. 24.02.2013 tarihinde 143/3 numaralı karar ile 14 Nisan 2013’de yapılmasına karar verilen istişare toplantısının 20 Nisan Cumartesi tarihine ertelenmesine,p> 7. Abhazya Cumhuriyeti Ticaret ve Sanayi Odası ile federasyonumuz arasında iyiniyet ve işbirliği anlaşmasının imzalanmasına,p> oy birliği ile karar verilmiştir.nanKaffed

KAFFED Ankara’da Toplanıyor

30 Mart tarihinde Ankara'da Federasyon Merkezinde KAFFED Danışma Kurulu DÇB Türkiye Yönetim Kurulu üyeleri ve KAFFED Yönetim kurulunun katılacağı toplantıda gündemimizdeki acil konular görüşülecek fikir alış verişlerinde bulunulacaktır. 31 Mart tarihinde ise KAFFED Yönetim Kurulu toplantısı yapılacak olup başlıca Suriye, Soçi, Anayasa çalışmaları, 21 Mayıs etkinlikleri ve diğer gündemdeki konular görüşülecek ve alınması gereken kararlar alınacaktır. Alınan kararlar her zaman olduğu gibi Çerkes kamuoyu ile paylaşılacaktır. Kamuoyuna duyurulur. Saygılarımızla KAFFEDnanKaffed

KAFFED Suriye Kriz Masası Mart 2013 Harcamaları

Mart 2013 ayında yapılan yapılan harcama tutarları, harcamayı yapan kişi ve kuruluş ile harcamanın nerelere yapıldığını Duyarlı Çerkes Halkının bilgisine saygı ile sunarız. Saygılarımızla KAFFED SURİYE KRİZ MASASI     Hakan Aydemir'e havale Antep Başkanı 650 Antep'ten Düzce'ye gönderilen 7 kişinin yol parası olarak dernek hesabına havale edilen 04.03.2013 tr> Hakan Aydemir'e havale Antep Başkanı 100 Antep'ten Ankara'ya gönderilen kişiler için ulaşım parası olarak havale edilen 08.03.2013 tr> Burhan Bay      (Tokat) 380 Maykop'a gönderilecek 13 kişinin davetiye ücreti (kendisi Maykop'ta ödemişti) olarak hesabına havale edilen 12.03.2013 tr> Erdoğan Yaşar'a Havale 1.408 Kayseri'ye 8, Tokat'a 14, Toplam 22 kişinin ulaşım ve Yemek masrafı olarak havale edilen 14.03.2013 tr> Bedri Tokuç Göksun Başkanı 700 Göksun köylerindeki ailelerin ihtiyacı  olarak talebe istinaden dernek hesabına havale edilen 19.03.2013 tr> Gupse Altınışık'a Havale - Nalçik 7.020 Perit Xase'nin düzenlediği davetiyeler ve oturumların karşılanması için Gupse Hanım hesabına yapılan havale(3870$) 20.03.2013 tr> İsa Elagöz Adana Başkanı 720 Çorum'a gönderilen aile ve Antalya'dan gelen kıyafetlerin kargo ücreti olarak havale edilen 25.03.2013 tr> Betül Dinçer 650 $ Tokat'tan Maykop'a gönderilecek 13 kişinin vize ücreti olarak konsolosluğa ödenen 25.03.2013 tr> Betül Dinçer 20 Konsolosluk taxi ücreti olarak ödenen 25.03.2013 tr> Murat Caymaz Düzce 500 Doğan Bebeğin ihtiyaçlarına istinaden ailesine verilmek üzere havale edilen 27.03.2013 tr> tbody> table>      nanKaffed

Türkiye’ye Gelen ve Gelecek Olan Suriyeli Kardeşlerimiz Konusunda Son Durum

Suriye'deki iç savaştan mağdur olup bu güne kadar Kriz masamız ile irtibata geçerek Türkiye'ye gelen soydaşlarımız Kriz masamız koordinesinde Bölge Derneklerimizin üstün gayretleri ve duyarlı insanlarımızın katkıları ile  bin kişiye yakın kardeşimiz Türkiye'nin  çok değişik bölgelerine yerleştirilmişlerdir. Elimizdeki ev imkanlarının bitmesi, gelen insanların sorunlarının çözümlenebilmesi, gelenlerin Anavatana yönlendirilmeleri, yeniden yerleşim yeri envanteri hazırlanması çalışmaları yapılacağından bugünden itibaren üzülerek gelecek insanlara ev temin edemeyeceğimizi duyurmak durumundayız. İmkanlarımız ölçüsünde sadece Anavatana gitmek isteyenler işlemleri tamamlanıncaya kadar geçici bir süre (Davetiye ve Vize işlemleri tamamlanıncaya kadar ) misafir edilmeye çalışılacaktır. Yeni yapacağımız çalışma neticeleninceye kadar KAFFED Kriz masası olarak  Suriyeli Soydaş ailelerden şimdilik kimseyi  alamayacağımızı ev tahsis edemeyeceğimizi kardeşlerimizi burada da mağdur etmemek için duyuruyoruz. Saygılarımızla KAFFED SURİYE KRİZ MASASI  nanKaffed

Adığe Damgaları

Damga sosyal ilişkilerin özellikle de mülkiyetin bir parçasıydı. Onun yardımı ile hayvan sahipleri kendi hesaplamalarını yaptılar ve üretilen işaretlerden ayırt edici olarak faydalandılar. Bu işaretin kendisi miras yoluyla yayıldı ve korundu.  XVI- XX yüzyılın başlarında, işaretler, aile armaları, mülkiyet sembolleri hayvan vücudunda ve eşyalarda gösterilen damgalar ve çeşitli fonksiyonlu işaretler Kuzey Kafkas Halklarının hayatında önemli bir rol oynadı. Onlar düğün bayraklarında işlendiler, mezar taşlarına oyuldular. Damgalar kendi kodlanmış bilgi hazinelerini taşırlar: Siyasi, sınıf-hanedan, ritüel, ekonomi. Bilim adamlarının bu ritüel üzerine yaptıkları çalışmalarında hem ulus içerisindeki hem de bir etnik grubun dışındaki işgücünün göç süreci izlenebilmektedir. “Kuzey Kafkasya Damgaları” adlı kitabında H. Yahtanigov, Kafkas Halk Damgaları Ünlü Araştırmacısı V. P. Pojidayeva’nın tanımını şöyle aktarır: “Kuzey Kafkasya ve Transkafkasya’daki damgalar; koyun, inek ve at sürülerini diğer sürülerden ayırt etmek için hayvan sahipleri tarafından konulan işaretlerle adlandırılıyorlar. “Damga sosyal ilişkilerin özellikle de mülkiyetin bir parçasıydı. Onun yardımı ile hayvan sahipleri kendi hesaplamalarını yaptılar ve üretilen işaretlerden ayırt edici olarak faydalandılar. Bu işaretin kendisi miras yoluyla yayıldı ve korundu. Feodalizm döneminde Kuzey Kafkasya’da prensler soylular gibi sadece üst sınıfların temsilcileri kullanım hakkına sahipti. Daha sonra diğer sınıfa mensup insanlar da bu hakkı elde ettiler. Onlar herhangi bir sülalenin işaretini benimsediler. Sülale sembolleri çalışmasıyla birçok araştırmacı uğraştı. Bunlardan ilki 1772 yılına kayıtlı iki işaret bulan D. Kantemir oldu. Birçok araştırmacı yeni damga arama çalışmalarıyla uğraştı. Bunlardan bazıları bulunan işaretleri daha derinlemesine analizden geçirdi. Böylece farklı ulusların çeşitli sülale sembollerini karşılaştıran araştırmacılar ikisi arasındaki ilişkiyi takip ettiler. En ünlü damga araştırmacıları: D. Kantemir, L. İ. Lavrov, V. P. Pojidayev, E.T. Solovyev, akademik, P.S. Pallas, F.A. Kolenati, K. Kostenkov, V. Prijetslavskiy, A. P. Gramotin’dir. “Tamige” olarak seslendirilen temel Adığe işaretleri, insan hayatının pratik tarafının bir özelliği olarak toplumdaki ilişkilerin farklı taraflarını belirlemede yardımcı oluyorlar. Onlar, sadece bir aile sembolü değil aynı zamanda ticari işaret ve markaların korunduğu modern dünyada aynı yüksek seviyede korunan önemli bir işarettir.   Ve bugün Adığe toplumunda damga kültürünün yeniden doğuşu gözleniyor. Damgalar daha çok estetik karakter taşıyor ve ayırt edici sülale işaretleri olarak faydalanılıyor.    Çerkesler çok hassas bir toplumda yaşarlardı ve onlar için en önemli şey onurdu. Onlar büyük bir titizlikle sülale işaretlerini korurlardı, çünkü bir kez herhangi bir şey için kendini tehlikeye atan adam, bütün ailesine gölge düşürmüş olurdu ve herkes onun sahtekar olduğunu bilirdi. Damgayı sadece sahipleri kullanma hakkına sahipti. Fakat sembolün arkadaş ve komşuya geçtiği durumlar vardır. Bu büyük saygı ve güven ölçütünün göstergesidir ve yeni sahiplerine bazı sorumluluklar getirmektedir. Çerkeslerin ritüel kültürü gelişmişti ve bir çok törenin sembollerinden biri damgalı bayrak oldu. Örneğin atalık dönüşüyle ilgili kendi ailesinin gençlerini içeren ve yüzlerce insanın, süvarilerin taşıdığı yeşil işaretli bayrağı almaya çalıştıkları bir tören vardı. Düğünlerde sülale sembollerini alan bayrakların taşınmasının zorunlu olduğu spor etkinlikleri yapılırdı. Bir bebek doğduğunda Adığeler evlerinin çatısına veya duvara kendi damgalarını taşıyan bir bayrak asarlardı. Av sezonu sonunda yapılan etkinliklerde bayrak çalma ve kaçırma kovalama oyunu düzenlenirdi. Ve bu törenlerin hepsinde bayrağı kaybetmek büyük bir utanç unsuru olarak görülürdü.   Savaş olaylarında damga kullanılırdı. Araştırmacı O.V. Miloradoviç şöyle belirtir: “Geziye çıkan her Kabardey Prensi, kendi sülale damgasıyla süslenmiş bayrağını kaldırırdı.” Günümüz Adığeleri de kendi sülaleleriyle gurur duyarlar ve sıkça damgalarını kullanırlar: Düğünlerde, atalarının yaptığı gibi kendi işaretleriyle süslenmiş mücevherler taşırlar, elbiselerine sembollerini işlerler. Şimdiye kadar Kafkas Savaşı zamanında Türkiye’ye taşınan Adığelerin çoğu Türk isimleriyle bulunan birçok mezar ve mezar taşlarını korudular. Çerkeslere Türkler tarafından verilen bu mezarlara kendi sülale hakkındaki bilgileri bırakmak için kendi damgalarını oydular. ( S. Şhalohova yayınından)    Bugün damgalar, prensipte sadece Kafkas çalışmaları için değil aynı zamanda Çin, Japon ve diğer kültürlerle birlikte global grafik sanatları bağlamında eski hat sanatı türleri içerisine dahil edilebilir.   Nafiset Shkhalakho çev: Şaguj Hale Aktaş © NART Dergisi 85. sayıdiv> div>+''+nan+''+Kaffed

Ahmet Cevdet Paşa’nın Kaleminden Çerkes Hasan Vak’ası

“Yüzbaşı rüetbesinde olan Çerkes Hasan, Şüray-ı Devlet Re­isi Mithat Paşa’nın evinde toplantı halinde bulunan zamanın Bakanlar Kurulu’nu (Heyet-i vükelâ) basarak, eniştesi Padişah Sultan Abdülaziz’i haksız yere tah­­­tından indirerek, öldürtüp intihar süsü veren, Padişahın eşi, kız kardeşi Neş’erek Kadıefendinin ölümüne neden olan cuntanın lideri Milli Savunma Bakanı(Serasker) Hüseyin Avni Pa­şa’yı ve Hariciye Nazırı Raşit Paşayı öldürmüş, Bahriye Nazırı Kayseri’li Ahmet Paşa’yı ya­ra­lamış ve kendisine engel olmak isteyen görevlilerden bir kısmını öldürmüş, bir kıs­mını da yaralamıştır. Bakanlar Kurulu’nun di­ğer üyeleri baskın sırasında kaçışıp harem dairesine sığınmaları sonucu canlarını kurtarmışlardır. Olay “Çerkes Hasan Vak’ası” olarak tarihteki yerini almıştır. Zamanın toplumu Çerkes Hasan’ı bir halk kahramanı ka­­bul ederek kutsamıştır. Hakkında ağıtlar, tür­küler yakılmıştır. Olayın cereyan şekli tarihçiler tarafından değişik şekillerde anlatılmıştır. Olay yerinde bulunanlardan birisi de Osmanlı’nın ünlü devlet adamlarından tarihçi Ahmet Cevdet Paşa’dır Ahmet Cevdet Paşa daha sonra Padişah Sultan Ab­dülhamit’e bir arize ile olayı anlatmıştır. Biz burada olayı Ahmet Cevdet Paşa’nın kaleminden sunmaya çalışacağız. Padişah Sultan Abdülazizp> Sultan Abdülaziz, hakkında en çok çürütme yapılan padişahların başında gelmiştir. Cumhuriyet tarihçilerinin çoğunluğu onu koç, horoz dövüştüren, bir oturuşta bir kuzu yiyen, önüne gelenle güreş tutan kaba saba birisi olarak göstermekte ısrarlı olmuşlardır.  Oysaki Sultan Abdülaziz sağlıklı, görkemli hatta oldukça heybetli bir fiziki yapıya sahip olmanın yanında Akşehirli Hasan Efendi’den gramer ve Arapça dersleri alarak son derece iyi yetiştiği, oldukça edebi nitelikte şiirler yazdığı, bunların bir kısmını bestelediği, ileri derecede neyzen olduğu, içki, tütün ve işretten uzak durduğu, dindar yapıda olup devamlı olarak mutad ibadetlerini yerine getirdiği, harem ve kadınlar konusunda ağabeyi Sultan Abdülmecit’in aksine son derece ciddi ve ilkeli olduğu bilinmektedir.  Tarihçilerden Yılmaz Öztun’a ‘Bir Darbenin Anatomisi’ adlı eserinde, Abdülaziz’in bestekâr, neyzen, ressam, si­lah ve donanmaya iptila derecesinde meraklı, sert miza­cının yanında merhamet ve şefkat hislerinin kuvvetli olduğunu Ali ve Fuat Paşaların devrinde parlak dönemler geçirildiğini, Osmanlıların en büyük deniz gücünün onun zamanında oluşturulduğunu, ordunun ve deniz gücüne verilen önemin İngiltere’yi ürküttüğünü, Şura-yı Devlet, Di­­van-ı Ahkâm-ı Adliye, Divan-ı Muhasebat’ın (Danıştay, Yargıtay, Sayıştay) o devirde kurulduğunu böylece mo­dern yönetim, modern yargı ve modern eğitimin ilk temellerinin atıldığını, imar faaliyetlerini güçlendirildiğini, demir yollarına önem verildiğini hatta “şimendifer geçsin de sırtımdan geçsin” dediğini belirtmektedir.  Tarihçi Ramazan Balcı da “Beyaz Atlının Ölümü Abdülaziz” adlı eserinde; Abdülaziz’in çok zeki anlayışlı, dünya ahvalini çok iyi bilen bir Padişah olduğunu, devleti içerde ve dışarıda mükemmel şekilde temsil ettiğini ve tebası tarafından en çok sevilen padişahlardan birisi olduğunu yazmaktadır.  Tarihçi Cemal Kutay “Abdülaziz’in Avrupa Günlüğü” adlı eserinde; Abdülaziz’in Avrupa seyahatinin Osmanlı tarihinde bir ilk ve son olduğunu, yanına sonradan padişah olacak olan Sultan V. Murat ve Sultan Abdülhamit’i de alarak Mısır, Avusturya, Almanya, Fransa ve İngiltere’ye yap­tığı seyahatlerle ilk defa ve son defa bir Osmanlı Sultanı’nın dünya kamuoyu önüne çıktığını ve İmparatorluğu mükemmel şekilde temsil ettiğini, böylece gerçek dışı tabuların yıkıldığını ve seyahatle vakarlı bir duruş sergilediğini, bunun Avrupa’da da hayranlık uyandırdığını belirtmektedir.  Abdülaziz’in en büyük talihsizliklerinden birisinin halk tarafından, Rus yanlısı olması nedeniyle “Nedimof” olarak lakap takılan Mahmut Nedim Paşa’nın sadarette kalmasıdır. Mahmut Nedim Paşa’nın basiretsiz yönetimi devleti aşırı derecede borçlu hale getirmiştir. Bir diğer talihsizlikte annesi Abaza asıllı Pertevniyal Valide Sultan ile kendisinden sonra tahta çıkarılan V. Murat’ın annesi yine Abaza asıllı Şefkefza Valide Sultan arasındaki felaketlere yol açan korkunç çekişme ve rekabettir. Şefkefza Valide Sultan oğlu V. Murat’ın tahta çıkabilmesi için Abdülaziz’in cunta tarafından tahttan indirilmesinde işbirliği yaptığı belirtilmiştir.  Pertevniyal Valide Sultandiv> Abdülaziz’in annesi Pertevniyal Valide Sultan’dır. 1829 yılında Pedişah II. Mahmut ile evlenmiştir. 1831 yılında Ab­dülaziz’i doğurmuştur. Oğlunun 25 Haziran 1861 yılında tahta geçmesiyle Valide Sultan olmuştur. Hayır hasenatı, kimsesiz çocuklara sahip çıkması ve yardımseverliği ile ünlüdür. Aksaray’da meydanda görülen görkemli Valide Sultan Camisi ve Külliyesi, Pertevniyal semtindeki okulu ve eklerini yaptıran O’dur. İstanbul’da beş sebil ve dört çeşmenin banisidir. Şebinkarahisar’da üç çeşme, Kon­ya’da Aziziye Camisini, Adana’da bir cami yaptırmıştır. Maalesef oğlu Abdülaziz’in darbeyle tahttan indirilmesine ve daha sonrada öldürülmesine tanıklık etmiş, darbe sırasında hakaret görmüş son yıllarını acı içinde beddua ederek tamamlamıştır.  Nesrin Neş’erek III. Kadınefendi div> Ubıh asıllı İsmail Bey’in kızı, Çerkes Hasan’ın ablasıdır. 1868 yılında Abdülaziz’le evlenmiştir. Güzel, narin yapılı, fevkalade duyarlı bir Çerkes kadınıdır. Haksızca yapılan darbeyle, eşi Abdülaziz’in tahttan indirilmesi ve sonrasında öldürülmesi, kendisinin nakil sırasında üstü açılmak suretiyle aranması yapılan hakaretler ve boğazın soğuğunda çıplak omuzları yağmura maruz bırakılarak hastalanması sonucunda, Abdülaziz’in öldürülmesinden üç gün sonra kederler içinde vefat etmiştir.  Cunta ve Eylemleri div> Dörtlü cuntanın başı Serasker (Genel Kurmay Başkanı) Hüseyin Avni Paşa’dır. Tarihçi İbnülemin Mahmut Kemal onu “fevkalade kindar, kibirli, hırslı ve tamahkâr, fesat, şeh­vetine düşkün rüşvetçi biri” olarak tanımlamaktadır. Cev­det Paşa “büyük hırsızlıkta Mahmut Ne­dim Paşa’dan daha ileride idi” demektedir. Zamanın tarihçisi Süreyya Bey ondan “ırz düşmanı bir sefih” olarak söz etmektedir. Cuntanın diğer elemanları ise, Sadrazam Rüştü Paşa, Bahriye Nazırı Kayseri’li Ahmet Paşa ile Şuray-ı Devlet Reisi Ahmet Mithat Paşadır. Müşterek tarafları Sultan Abdülaziz’e olan kin ve garezleridir. Daha önce defalarca görevden alınmalarından dolayı padişaha muğberdirler. Yaptıkları toplantılarda padişahın hal’edilmesine karar vererek bu konuda Abdülaziz’in yerine tahta geçirilecek olan V. Murat ve annesi Şevkafza ile de anlaşmışlardır. Hal’ kararı Serasker Hüseyin Avni Paşa tarafından yerine getirilmiştir. Ardından Sultan Abdülaziz önce kayıkla itilip kalkılarak Dolmabahçe Sarayı’ndan Topkapı Sarayı’na nakledilmiş, burada Padişah III. Selim’in boğdurulduğu odaya konmuş, üç gün sonra da bu defa Topkapı Sarayı’ndan Beşiktaş’taki Feriye Sarayı’na nakledilmiştir. Nakiller sırasında Pertevniyal Valide Sultan’ın odasına girilerek aranmış, ele geçirilen mücevher ve takılar yağmalanmış, kulağındaki küpeler ve bilezikleri alınmış, hatta ağzı açılarak hoyratça bakılmış, ayrıca Nesrin Neş’erek III. Kadınefendi’nin mücevherleri alınmış, kayığa bindiği esnada üzerindeki şalı çekilerek omuzları ve kolları açıkta kalmış, boğazın soğuğuna ve şiddetli yağan yağmura maruz bırakılmıştır.    Sultan Abdülaziz Beşiktaş’daki Feriye Sarayı’nda iken, ayrıntıları daha sonra yıldız mahkemesinde tesbit edildiği gibi darbenin lideri Serasker Hüseyin Avni Paşa’nın talimatıyla yönetilen suç şebekesi tarafından, 4 Haziran 1876 tarihinde katledilmiş, ancak buna intihar süsü verilerek halka bu şekilde açıklanmıştır. Bundan birkaç gün sonra da bütün bu felaketlere dayanamayan narin ve naif yapılı Abdülaziz’in hanımı III. Kadınefendi Nesrin Neş’erek hanım, iki çocuğunu öksüz bırakarak vefat etmiştir. Kamuoyu olanlardan üzgündür. Abdülaziz’e türküler yakılmaktadır. Ve Çerkes Hasan Çerkes Hasan Ubıh asıllı Çerkes Gazi İsmail Bey’in oğludur. Gazi İsmail Bey Rus zulmünden dolayı Kafkasya’yı bırakarak Osmanlı’ya göçen ve Silivri yakınlarına yerleştirilen bir Çerkes beyidir. Burada üç çocuğu olmuştur. Nesrin Nesteren hanım 1848 doğumludur. O zaman adet olduğu üzere küçük yaşlarda saraya verilmiş, sarayda büyümüş, yetişmiş ve 1868 yılında Sultan Abdülaziz’le evlenerek Neş’erek ismini almış, üçüncü Kadınefendi olarak saray protokolüne girmiştir. 1850 doğumlu Hasan ile 1851 doğumlu Osman ismindeki erkek çocuklar ise o zaman Çerkes toplumu tarafından tercih edilen askerlik mesleğine yönlendirilmeleri sonucu subay olmuşlardır. Çerkes Hasan iyi derece ile okulu bitirmiş, çok yakışıklı olmanın yanında son derece gözü pek bir deniz subayı olmuştur. Atıcılıktaki başarısı dillerdeydi. Hatta bu özelliği Serasker Hüseyin Avni Paşa tarafından da bilinmekte, silah alımlarında kontrol Çerkes Hasan’a yaptırılmaktadır. Ayrıca Galata ve Beyoğlu tarafında bazı kabadayılarla giriştiği çarpışmalarından dolayı ismi korkuyla anılmaktadır. Özellikleri nedeniyle Veliaht Yusuf İzzet Efendi’ye yaver olmuş, yaver kordonları da takılmıştır. Cunta tarafından Abdülaziz’in tahttan indirilip öldürülmesi, Valide Pertevniyal Sultan ve ablası Padişahın eşi Nesrin Neş’erek hanıma yapılan hakaretler, bundan birkaç gün sonrada Neş’erek hanımın kahrından ölmesi bütün toplumu üzdüğü gibi Çerkes Hasan’ı da üzmüş germiştir. Ayrıca cuntanın lideri Serasker Hüseyin Avni Paşa Çerkes Hasan’ı tanıdığı ve ondan bir zarar gelebileceğini düşündüğü için tedbiren onu oldukça uzağa Bağdat’a tayinini çıkartmıştır. Bütün bunlar bardağı taşırmıştır. Kolağası Çerkes Hasan 15 Haziran 1876 tarihinde Bakanlar Kurulunun toplanacağını öğrenmesi üzerine, önce Sultan Abdülaziz ile ablası Neş’erek Hanım’ın evlatları olan ve bir haftada hem babalarını hem de annelerini kaybeden yeğenlerini ziyaret edip okşamış sevmiştir. Ardından üniformalarını giyip yaver kordonlarını takmış, iki tabancasını beline bir tabanca ile bir bıçağını çizmesine yerleştirmiş, Çerkes kamasını da beline takarak toplantının yapıldığı Mithat Paşa’nın Beyazıt’taki konağına gelmiştir. Kapı ağalarının kendisini tanıması üzerine Seraskere haber getirdiğini belirterek yarattığı kararlılıkla kapı ağalarını atlatarak toplantı odasına kolaylıkla girmiştir.  Çerkes Hasan tabanca elinde içeri girince, içerde neler olmuştur? Bakanlar nasıl tepki vermişlerdir? Olay değişik kimseler tarafından değişik şekillerde anlatılmıştır. Olay yerinde (toplantıda) bulunanlardan birisi de zamanın ünlü tarihçilerinden saygın devlet adamı Ahmet Cevdet Paşa’dır. Ahmet Cevdet Paşa maarif nazırı sıfatıyla toplantıya iştirak etmiştir. Olayın en doğru şeklini öğrenmek isteyen Padişah Sultan Abdülhamit yazılı şekilde Ahmet Cevdet Paşa’dan olayın cereyan şeklini anlatmasını istemiştir. Ahmet Cevdet Paşa “Arize” başlığı ile Padişaha sunmuştur. Metin aynen aşağıda ufak sadeleştirmelerle ve birebir şekliyle verilmiştir.  Arizeem>div> “Hüseyin Avni Paşa’nın Mithat Paşa konağında kat­le­­dildiği gece kulları da orada bulunmaktaydım. Olayın ayrıntıları ile anlatılması emrini almam üzerine tanık olduğum olaylar aşağıda anlatılmıştır.div> O vakit devletin idaresi üç kişinin yani Rüşti, Mithat ve Avni Paşaların elinde idi. Hükümet ise ortak kabul etmediğinden her biri diğerini defedip tek başına hükümet etmek sevdasında bulunmaları esasen normaldi. div> Asker, Avni Paşa’nın elindeydi. Kaptan-ı Derya Kayseri’li Ahmet Paşa’da onun gölgesi hükmündeydi ve deniz kuvvetleri onun elindeydi. Binaenaleyh Rüştü ve Mithat Paşaları aradan çıkarıp kendisi diktatör olmak sevdasında bulunduğu anlatılır. Zaten kötü huylu, korkunç bir insandı. div> Mithat Paşa ise genç, Türkler arasında sayılan birkaç şahsın liderleri mevkiindeydi. İngiltere sefareti Mithat Paşa’ya ziyadesiyle sahip çıkıyordu…div> Oturduğumuz sofanın sağ tarafında Avni ve Kaptan Paşalar oturuyorlardı. Sofanın alt tarafında bir odaya açılan bir kapı vardı. O kapının sağ tarafındaki sandalyede ben oturuyordum. Alt tarafımda Rıza Paşa, onun alt tarafında Mithat Paşa oturuyordu. Karşımızda Raşit Paşa, Şerif Hüseyin Paşa ile Maliye Nazırı Yusuf Paşa oturmuşlardı. Halet Paşa iki taraf arasında gidip gelmekteydi.div> O sırada merdivenlerden kaputu sırtında bir subay çıkıp üzerimize geldi ve yaklaştığı sırada ‘davranma Serasker Paşa’ diye hızla yürüdü. Raşit Paşa’nın hizasına gelir gelmez elindeki rovelver tabancasını Avni Paşa’nın sinesine ateşledi. Mithat Paşa ile Rıza Paşa hemen harem kapısına kaçıp, sıvıştılar. Şerif Hüseyin Paşa ile Yusuf Paşa ise yan odaya kaçtılar. Ben de arkalarından aynı odaya girdim. O sırada selamlık merdiveninden sofaya doğru bir kalabalık çıkmakta ve avludan tabanca sesleri işitilmekteydi. İsyancı bir grubun meclisi bastığı aklıma geldi. Odanın diğer kapısından çıkmak istedim. Meğer sofanın kiler merdiveninin başına varmışım. Hademeden bir grup, silahlı olduğu halde kapıyı tutmuşlardı. İçlerinden birini tanıdım. Onun yardımıyla aşağı indiğimde kendi uşağıma rastladım. O da bir bıçak bularak müdafaa durumuna geçmişti. Yukarıda tabancalar sıkılıyor ancak ne olduğunu bilemiyorduk. div> Çerkes Hasan’ın yalnızca ferdi olarak konağı bastığı kimsenin aklına gelmiyordu. Uşak ve fener getiren arabacı ile avluya çıktık. Bu arada Koska’daki askeri bir müfreze gelip konağa girdi. Bende geri dönüp durumu öğrendim. Mithat Paşa ve Yusuf Paşa ile ben kulları selamlık dairesine kaçtığımızda Avni Paşa ağır yaralanmış olduğu halde revolverini çıkarmaya çalışırken Çerkes Hasan üzerine doğru yürüyünce Kaptan-ı Derya Kayseri’li Ahmet Paşa arkadan yanaşıp kollarını kavrayarak tutmuş, Rüştü Paşa hemen yerinden kalkıp arkadan kaçarak Raşit Paşa’nın yanındaki odaya girmiş. Halet Paşa ile aynı odada birleşmişler. Çerkes Hasan ise kendisini tutmakta olan Ahmet Paşa’nın önce kulaklarını yırtmış, arkasından kendisini kavrayan parmaklarını Çerkes kamasıyla doğrayarak silkinip kurtulmuş, avını kaçırmış avcı gibi tekrar Avni Paşa’yı büyük salonda yakalayarak, sıktığı bir iki kurşunla yetinmeyip, kamasıyla karnını yarmış ve birçok yerini pare pare eylemiş. Sonra sofaya geri dönmüş sandalyede oturan Hariciye Nazırı Raşit Paşa’yı görünce başına bir kurşun sıkmış, Paşanın hiç kımıldamadan oturduğuna bakılırsa daha evvel korkusundan can verdiği anlaşılmıştır. Çerkes Hasan, sonra Rüştü Paşa’nın bulunduğu odanın kapısına yüklenmişse de açamamış, odanın diğer kapısına hücum etmişse de o kapıyı da Halet Paşa muhafaza etmiştir. Çerkes Hasan, Rüştü Paşa’ya ‘sen milletin babasısın, Rıza Paşa da velinimetimdir. Size bir şey yapmayacağım. Kayserili’yi verin’ demiş. Rüştü Paşa da ‘evladım şimdi çok hiddetlisin savuş git’ demişse de Çerkes Hasan bu defa kapılara kurşun sıkmaya başlamıştır. Mithat Paşa’nın Ahmet Ağa ismindeki uşağı arkadan sokularak Çerkesi ensesinden yaralamış, O da geri dönerek uşağa tabanca sıkıp öldürmüştür. O arada müdahale eden bir subayı da çizmesinden çıkardığı tabanca ile vurup öldürmüştür. Bu kısımları ben görmedim. Bunlar duyduğum şeylerdir. Olaydan sonra Rıza Paşa’nın saraylı Çerkes hanımının ‘Çerkes Hasan elleri nur olsun ne iyi etmiş’ dediğini işittim. div> Ahmet Cevdet Paşa daha ayrıntılı olan yukarıdaki yazılı beyanını imzalayarak, Padişah Sultan II. Abdülhamit’e takdim etmiştir. div> Yargılama ve Sonuç div> Çerkes Hasan ertesi gün alelacele yargılanmış. Sorgusu sırasında; ‘Şuray-ı Devlet Reisi Mithat Paşa ile Bahriye Nazırı Kayserili Ahmet Paşa’yı öldüremediğime, biçare za­bit ve muhafızları istemeden öldürdüğüme müteessi­rim. Nefsim için yapmadım, millet için yaptım’ demiş. Yaralarını tedavi etmek isteyen hekime ‘hiç uğraşma, nasıl olsa asılacağım’ diyerek tedaviyi kabul etmemiştir. 17 Ha­­­­ziran 1876 tarihinde Divan-ı Harp’de askerlikten tard edilerek idamına karar verilmiştir. Hüküm aynı gün Beyazıt Meydanı’nda, büyük giriş kapısının sağ tarafındaki dut ağacına asılarak yerine getirilmiştir. Sultan Abdülhamit saltanatının ilk günlerinde bu dut ağacını kökünden kestirmiş ve Edirne Kapı Mezarlığı’na yaptırılan kabrinin üzerine de ‘genç yaşında veliyyünnimeti uğrunda feday-ı can eden Çerkes Hasan Bey’in ruhu için Fatiha’ yazdırmıştır. Halk, Çerkes Hasan’ı kahraman olarak kabul ederek kutsamıştır. Hakkında mersiyeler yazılmış, türküler yakılmıştır.div> Eşref Paşa tarafından yazılan mersiyenin bir beyti ş­ö­y­­ledir: “Rabb-i izzet cennet etsin kabrini Çerkes Hasan Kamet-i Avni’ye ol esnada biçmişti kefen” Çerkes Hasan benzersiz bir cesur yürek örneğidir.    * ZECEKHO İsmail Seçerdiv> 1858 yılında Karaçay-Çerkess Bölgesinden sürgün edilmeleri üzerine Türkiye’de Çorum İlçesine bağlı Gökören Köyünü kuran ZECEKHO sülalesindendir. Aynı köyde doğmuş olup Ankara’da ikamet etmektedir. div>   © NART Dergisi 85. sayı     +''+nan+''+Kaffed