Ankara’da Çerkes Ressamlar Sergisi

Ankara Çerkes Derneği'nin 21 Mayıs Sürgün ve Soykırımı anma etkinlikleri kapsamında düzenlediği, 36 Çerkes sanatçının resimlerinden oluşan resim sergisinin açılışı Ankara Çağdas Sanatlar Merkezi'nde 17 Mayıs tarihinde yapıldı. Çerkeslerin ve Çerkes dostlarının büyük ilgi gösterdiği açılışa Çankaya Belediye Başkanı Sayın Alper Taşdelen de katıldı. Sayın Taşdelen konuşmasında Çerkeslerin yaşadığı sürgün ve soykırımının sanat yoluyla ifade edilmesinin önemine değindi.   Çerkes Sürgün ve Soykırımının sanat yoluyla ifadesinin en güzel örneklerinin görülebileceği sergi 22 Mayıs tarihine kadar Çağdaş Sanatlar Merkezi'nde ziyaret edilebilir.   {gallery}/haber/diaspora/2016/Ankara-Buyuk-Cerkes-Surgun-Soykirimi-Sergisi-1805{/gallery}            nanKaffed

Abhazya Dışişleri Bakanı Chirikba’nın Mesajı

Abhazya Dışişleri Bakanı V.A. Chirikba, Kafkas Dernekleri Federasyonu tarafından 14 Mayıs günü Kefken'de düzenlenen 21 Mayıs Anma Etkinliği nedeniyle bir mesaj gönderdi. Sayın Chirikba'nın mesajını okuyucularımızın bilgisine sunuyoruz. 13 Mayıs 2016 Kafkas Halklarının Büyük Trajedisinin 152. Yıl Dönümü Abhazya Devleti Dışişleri Bakanı V.A.Chirikba’nın Demeci Değerli halkımız, kıymetli kardeşlerimiz! Size Sürgünün152. yılı ile ilgili yaptığınız bu anmanın büyük anlamı olduğunu belirtmek istiyorum. Sadece Kafkasya için değil, tüm insanlık içinde büyük felaket olan bu günde diaspora temsilcilerini ilgi ile izliyorum. Bu gün diasporada yaşayan Kuzey Kafkas halkları 19. yüzyılda yaşanan, ortak tarihimizde acı izler bırakan, aralarına Karadeniz'i sokarak birbirinden ayıran felaketi anmak için bir araya geldiler. Zorla sürgün edilenlerin Kuzey Kafkasya dışında yaşamak zorunda bırakılan torunları 150 yılı geçen ayrılığa karşın tarihi anavatanları ile ilgilerini kaybetmediler. Kalplerinde Kafkas kültürüne, geleneklerine, halklarına karşı olan özlem hala yaşıyor. Bizi bir arada tutması açısından, 19. yüzyıldaki olayları anmak ile anavatana duyulan özlem eş değerdir. Bu gün biz dedelerimizi anarken, onlara verdiğimiz değeri belertirken, bütün dünyaya bir halk olduğumuzu da gösteriyoruz. Değerli kardeşlerimiz! Size karşı tüm saygı ve iyi duygularımla belirtmek isterim ki, Abhazya Dışişleri Bakanlığının yanı sıra Türkiye ve diğer ülkelerdeki Kuzey Kafkasya halklarının diasporası temsilcileri Anavatan  Kafkasya ile yakın ilişkilerin gelişiminde yer alacaktır. Barış, başarı ve kolaylıklar dilerim. V.A. Chirikba nanKaffed

Abhazya Devlet Başkanı Hacimba’nın Mesajı

Abhazya Cumhuriyeti Devlet Başkanı Raul Hacimba, Kafkas Dernekleri Federasyonu tarafından 14 Mayıs 2016 günü Kefken'de düzenlenen 21 Mayıs Anma Etkinliği'ne video mesaj gönderdi. nanKaffed

Çerkes Soykırımı ve Sürgünü Kefken’de Anıldı

Kafkas Dernekleri Federasyonu (Kaffed) tarafından 14 Mayıs 2015 Cumartesi günü düzenlenen 21 Mayıs Çerkes Soykırımı ve Sürgünü Anma Etkinliği Kefken'in  Karaağaç ve Babalı köylerinde gerçekleştirildi. Anma proğramı Kafkasya'dan sürgün edilen Çerkeslerin Anadolu’da karaya ilk ayak bastıkları ve yerleştikleri yerlerden biri olan Karaağaç Köyü mezarlığındaki Sürgün Anıtı'nda saat 18:00'de başladı.  Kahramanmaraş Kafkas Kültür Derneği Gençlik Komisyonu tarafından büyük bir ekip çalışması ile yaptırılan "dünyanın en büyük Adige Bayrağı"  mezarlıkta açılarak gençler tarafından proğram boyunca dalgalandırıldı. Kaffed Genel Başkanı Yaşar Aslankaya'nın konuşmasının ardından anıt hakkında açıklama yapıldı, soykırım ve sürgün yollarında hayatınu kaybeden atalarımız ve Karaağaç köyü mezarlıklarında yatan Çerkesler için dualar okundu. Anma programının ikinci bölümünde Babalı Köyü Merkez Camii önünde bir kortej oluşturuldu ve Babalı sahiline yüründü. Kaffed Yönetim Kurulu Üyesi ve DÇB Genel Başkan Yardımcısı Recami Bursa'nın Adıgece duasından sonra thamedeler ve dernek başkanları hep birlikte “21 MAYIS 1864” yazılı çelengi denize,  yürüyüşe katılan da ellerindeki karanfilleri sahil boyunca kumsala bıraktı. Sayın Aslankaya'nın konuşmasından sonra anma programına geçildi. Adığece, Abazaca, Osetce ve Çeçence ağıtlar okundu, Çerkes soykırımı ve sürgünü hakkında bilgi verildi. Sahnede kurulan büyük LED ekranda Abhazya Devlet Başkanı Raul Hacimba'nın etkinliğe katılanlara gönderdiği video mesajı gösterildi. Anma programı Nart Ateşi'nin yakılması ve meşaleli yürüyüşden sonra meşalelerin sahile dizilmesiyle sona erdi. {gallery}/haber/federasyon/2016/21Mayis{/gallery} Abhazya Develt Başkanı Sayın Raul Hacimba'nın mesajina buradan erişebilirsiniz (video için tıklayınız).p> Kaffed Genel Başkanı Sayın Yaşar Aslankaya'nın mesajını okuyucularımızın bilgisine sunuyoruz. Sayın Protokol ve Saygıdeğer Büyüklerim, Değerli Dernek Başkaları ve Yöneticileri, Sevgili Abazalar, Adıgeler, Çeçenler, Osetler ve yürekli dostlarımız, Kıymetli basın ve yayın emekçileri, Kafkas Dernekleri Federasyonu tarafından her yıl düzenlenen “21 Mayıs, Çerkes Soykırım ve Sürgününü Anma” etkinliğine hepiniz hoş geldiniz. Çerkes Soykırım ve Sürgününde yaşamını kaybettiklerimizi saygıyla anıyor, aziz hatıralarının önünde saygıyla eğiliyorum. Benzer acıları Allah kimseye yaşatmasın. Bilindiği üzere 21 Mayıs 2016, Çarlık Rusyasının kolonyalist politikaları ve stratejik hedefleri doğrultusunda, halkımıza uyguladığı soykırım ve sürgünün 152. yıldönümüdür. Dünyanın dört bir yanına dağıtılan halkımızın evlatları, atalarının yaşadığı acıları ve anayurtlarını hiçbir zaman unutmadılar, unutmadık. Bugün burada, Çarlık Rusyası ordularına karşı 101 yıl direnen atalarımızın, tüm dünyayı hayran bırakan mücadele azmini, gururla ve saygıyla anmak için toplandık. Bugün burada, el ele, omuz omuza, ulusal varoluş mücadelemizdeki kararlılığımızı tüm dünyaya göstermek üzere toplandık. Bu ulusal bilinç ve dayanışma ruhuyla aramızda olan herkese şükranlarımı sunarım. Hepimiz biliyoruz ki, bugün kendi vatanımızda 20 milyonluk bir halk olarak değil de, farklı ülkelerin vatandaşı olarak yaşıyorsak ve sadece 6-7 milyon kaldıysak, bunun sorumlusu uğradığımız soykırım ve sürgündür. Bugün bizler, vatanını sevmekten ve korumaktan başka derdi olmayan atalarımızın maruz kaldığı acıları, hem de vatanımızdan farklı topraklarda yad ediyorsak, bunun birinci derece sorumlusu Çarlık Rusya’sıdır. Yine bugün ben bu konuşmayı, anadilimde değil de, sonradan öğrendiğim bir dilde yapmak zorunda kaldıysam, bunun da en büyük sorumlusu üzerinde yaşadığımız toprakların yönetimleridir. Bu toprakları ayak basmayı başaran atalarımız, dağınık iskan politikası nedeniyle birbirlerinden koparıldılar. Bu dağıtılmışlığın üstüne gelen inkar ve asilimasyon politikaları nedeniyle, dilimizi, kültürümüzü, kimliğimizi koruyamaz hale geldik. Uzun yıllar anavatan ve diasporamız birbirine ulaşamadı. 90’lı yıllarda, Sovyetlerin yıkılmasıyla başlayan süreçte birbirine kavuşan anavatan ve diaspora örgütlerimiz, ulusal sorunumuzun ve taleplerimizin gündeme girmesi için yoğun çaba gösterdi. Anavatan Cumhuriyetlerimizin parlamentoları, 1992’de başlayarak farklı tarihlerde, yaşananları soykırım olarak tanımlayan kararlar aldılar. Devamında halkımızın yaşadığı tarihsel acıların telafisi için Rusya Federasyonu’na gerekli başvurularda bulundular. Türkiye’de ise, Federasyonumuzun öncülü kurumlarımızın girişimleriyle 1989 yılında başlayan 21 Mayıs Anma Programları sayesinde Çerkes Soykırım ve Sürgünü hem toplumumuzun hem de ülkenin gündeminde yerini aldı.  Buradan hepinizin huzurunda tekrar çağrıda bulunuyorum; Muhataplarımız Rusya ve Türkiye ulusal sorunumuzun varlığını koşulsuz kabul etmelidir. Ve devamında Rusya, Türkiye yönetimleri ile Anavatan ve Diaspora temsilcilerinin katılımıyla, halkımızın maruz kaldığı trajedinin tarihsel boyutları ve günümüze yansımaları uluslararası görüşmelerde ele alınmalıdır. Bu görüşmeler sonrasında; Rus İmparatorluğu'nun mirasçısı olan Rusya Federasyonu yönetimi: * Kendi tarihi ile yüzleşerek, Çerkes Soykırım ve Sürgünü’nü tanımalı ve halkımızdan özür dilemelidir. * Diasporada yaşayan halkımıza anavatanına kayıtsız şartsız dönüş ve çifte vatandaşlık hakkı vermelidir. * Anavatana dönüş yapak isteyenler için gerekli yasal teşvik ve altyapıyı sağlamalıdır. * Diasporada yaşayanlara dilimizin ve kültürümüzün yaşatılması için destek olmalıdır. Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasçısı olan Türkiye Cumhuriyeti yönetimi ise: * Halkımızın maruz kaldığı dağınık iskan, inkar ve asimilasyoncu politikaların sonuçları ile yüzleşmeli, telafisi için gerekli yasal düzenlemeleri yapmalıdır. * Temel insan haklarına ve evrensel normlara uygun, sivil, çağdaş bir anayasa hazırlamalıdır. * Tüm yurttaşların anadillerini ve kültürlerini korumaları için sadece izin veren değil, teşvik eden, destekleyen olmalıdır. * Devlet okullarında anadili eğitimi yaygınlaştırılmalı ve devamında anadilde eğitime geçilmelidir. * Anadilimizde televizyon ve radyo yayınları yapılmalıdır. * Abhazya ve Güney Osetya tanınmalı ve direk ulaşım sorunu giderilmelidir. Muhataplarımız Rusya ve Türkiye yönetimlerinin halkımızın bu taleplerine sorunlarına yapıcı bir şekilde yaklaştığını söylememiz mümkün değildir. Dile getirdiğimiz talepler her iki ülke yönetimin sessizlik duvarına çarpmaktadır. Sovyet coğrafyasında 1990’da başlayan, göreceli özgürlük ortamı, maalesef 2000 yılından sonra gerilemeye başladı. Özellikle 2010 yılı Ocak ayında yürürlüğe giren Kuzey Kafkas Federal Bölge sistemi, bölgedeki tüm dengeleri halkımızın aleyhine olacak şekilde değiştirdi. Türkiye’de ise son yıllarda hepimizi umutlandıran bazı gelişmeler oldu. Hükümet, kendimizi ifade ve anadili öğrenme gibi konularda önemli adımlar attı. Verdiğimiz mücadelenin etkisiyle artık siyasiler veya bazı örgütler, “Çerkes Soykırım ve Sürgünü kabul edilmelidir” demeye başladılar. Kişiler, partiler veya kurumlar, halkımızın acılarını paylaşan mesajlar yayınlıyorlar. Ancak olumlu gelişmeler, ne hikmetse, son birkaç yılda adeta durma noktasına geldi. Türkiye hükümeti yetkilileri “artık inkar, red ve asimilasyon dönemi sona erdi” veya “anadilin eğitimi için fırsat yarattık” diyorlar ancak başka kelimelerle şunu ima ediyorlar; “Bizden bu kadar, bundan sonrasında başınızın çaresine bakın”. Tüm bunların yanı sıra iki ülke arasında gerginliğe neden olan uçak krizi hâlihazırdaki kazanımlarımıza da büyük ölçüde zarar vermiştir. Rusya’da soydaşlarımıza yönelik gerçekleştirilen yargısız infazların yanı sıra Türkiye’de yaşadığımız sorunların çözümü için başvurduğumuz mercilerin tutumları bizi yeniden yalnızlığımızla yüzleştirmiştir. Dolayısıyla belirtmek gerekir ki; bir musibet bin nasihatten iyidir. Bugün görmekteyiz ki toplumsal taleplerimizin yılmadan dile getirilmesi ve takipçisi olunması artık çok daha önemlidir. Ancak birlikteliğimizden doğan bir güç ve kararlılığımız ile Türkiye ve Rusya yönetimlerin tavır ve tutumlarını değiştirebiliriz. Unutulmamalıdır ki biz bir ışık olabiliriz. Yaşadığımız onca acıya rağmen Türkiye ve Rusya sürdürülebilir bir işbirliği ve istikrar için toplumumuza muhtaçtır. Bu ise ancak taleplerimizin yerine getirilmesi, haklarımızın yasal olarak korunması ile mümkün olacaktır. Bu akşam burada yakılacak ve her an yüreğimizde yanan NART ATEŞİ oldukça anavatandaki kardeşlerimizle buluşmamıza kimse engel olamayacaktır. Sevgili Soydaşlarım, Burada kendimiz ile ilgili bir konuyu da vurgulamak isterim. Türkiye diasporasında özellikle son beş-altı yıllık dönemde, yeni aktörler ve farklı yapılanmalar ortaya çıktı. Aradan geçen zaman içinde tüm örgütlenmelerimiz arasında ciddi sorunların yaşandığına tanık oluyoruz. Özellikle sosyal medya üzerinden yürümekte olan tartışmaların üslubu ve yöntemi kabul edilemez bir noktaya gelmiştir. Dışarıdan bakanların hayretle izlediği bu dağılmışlık hali ve kutuplaşmanın halkımızın varoluş mücadelesine katkı sunmayacağı hepimizin malumudur. Halkımızın sorunları için çalıştığını iddia eden tüm kişi ve kurumları itidalli davranmaya davet ediyorum. Federasyonumuzun bazı kişisel ve kurumsal saldırıları cevapsız bırakması veya bazı tartışmalara müdahil olmayışı, kimi çevrelerde acizlik olarak algılanıyor. Ancak bizim bazı konulardaki “sükutumuz ikrardan” değildir, ortamın daha fazla gerilmesine araç olmamaktandır. Sayın Dernek Başkanları ve Yöneticileri, Geçen yıl Türkiye’nin hemen her yerinde özverili çabalarınızla bölgelerinizde 21 Mayıs anma etkinlikleri düzenlediniz. Toplumumuzda büyük farkındalık yaratan etkinliklerin bu yıl da aynı kararlılıkla ve çok daha büyük katılımlarla yapılacağına inancım tamdır. Değerli Büyüklerim, Sevgili Kardeşlerim, Bizler bugün burada, yüzyıllar süren bir savaşın kurbanlarının sürgündeki torunları olarak buluştuk. Ancak biliyoruz ki, anavatanda yaşayanlarımızla ve dünyanın 40 ülkesine savrulan kardeşlerimizle birlikte, biz hala bir bütünüz. Biliyoruz ki bugünlerde hepimizin yüreğinde aynı acı, dudaklarımızda aynı titreme ve gözlerimizde aynı gözyaşı var. Biz yüzyıllardır yok edilemeyen yürekli bir halkız. Atalarımız bu topraklara gelirken sadece yaşanmış acıları değil, o eşsiz dilimizi, kültürümüzün yanı sıra saygı ve saygıya dayalı bir yaşam biçimini de getirdiler. Bu kıymetli mirası yaşayarak ve yaşatarak, bugünlere gelmesini sağlayan herkese minnettarız. Bugün atalarımızın bu topraklara ayak bastığı ilk yerlerden biri olan bu mekanda,  geliniz atalarımızın eşsiz mirasını, karşılıklı sevgi ve saygı içinde, sonsuza dek yaşatmak için kendi kendimize ve birbirimize yeniden söz verelim. Federasyon olarak inancımız odur ki, böylesi etkinlikler hepimizin, özellikle de genç nesillerin, ortak tarih ve ulus bilinci etrafında bir araya gelmesini sağlayacaktır. Ve bu anlamlı birliktelikler, daha iyi bir gelecek kurmamızı mümkün kılacaktır. En güzel dileklerimle, hepinizi bir kez daha saygı ve sevgiyle selamlıyorum… Dönüş yolunda hepinize iyi yolculuklar dilerim. Sağsalim evlerinize varırsınız inşallah… Son olarak, öncelikle bu organizasyonda emeği geçen herkese, özellikle bölge derneği yöneticilerine ve genç kardeşlerime, destek veren Kocaeli Büyükşehir Belediyesine, Kandıra Belediyesi ve diğer resmi makam temsilcilerine teşekkür etmek isterim. Sağlıcakla kalın…nanKaffed

Sayın Hacimba’nın 21 Mayıs Anma Etkinliği Mesajı

Abhazya Devlet Başkanı Raul Hacimba, Kafkas Dernekleri Federasyonu tarafından Kefken'de düzenlenen 21 Mayıs Anma Etkinliği'ne bir video mesajı ile katıldı. Etkinlik kapsamında video olarak yayınlanan mesajı okuyucularımızın bilgisine sunuyoruz. Değerli soydaşlarımız, can kardeşlerimiz, kız kardeşlerimiz; 19. yüzyıldaki büyük Kafkas savaşları sonucunda Abhaz, Adıge ve diğer Kafkas toplumlarından çok sayıda insanımız vatanlarından ayrılmak zorunda bırakıldı. O dönemde yaşanan trajediler, birçok Abhaz köyünün, kasabasının ve bölgesinin tamamen boşalmasına neden oldu. Ulusumuz ikiye bölündü. Sürgün yollarında ise halkımızı açlık, yokluk ve benzeri görülmemiş zorluklar beklemekteydi. Ancak her şeye rağmen Abhaz kimliğimizi, binlerce yıllık bir sürecin içerisinden geçirerek getirdiğimiz örfümüzü, dilimizi ve kültürümüzü günümüze dek korumayı başarabildik. Bugün Türkiye, Suriye ve Ürdün’de yaşayan soydaşlarımız bulundukları ülkelerin onurlu birer vatandaşı olup, oradaki sosyal yaşamın da ayrılmaz bir parçası konumundalar. Diasporalarımız oluşturdukları kurumlar sayesinde Abhaz geleneklerini günümüzde de yaşatmaktalar. Ayrıca her şeyden önemlisi, bağımsız Abhazya Devleti’ni gündemlerinde tutma, onunla dayanışma içerisinde olma ve anavatanlarına geri dönüş konularında da ellerinden geleni esirgememeleridir. Abhazya yönetimi olarak bizler de bu alanda üzerimize düşen her türlü sorumluluğu yerine getirme gayreti içerisindeyiz. Bu çabamız önümüzdeki dönemde de artarak devam edecektir. Kanımca bugün çeşitli uluslararası sorunlardan kaynaklanan bazı sıkıntıları da zamanla aşmayı başarabileceğiz. Bu yıl, manevi değerleri bizce son derece büyük olan Ömer Beyguaa ve Orhan Aşamba ile ilgili Abhazya ve Türkiye’de düzenlenen etkinlikler de bizleri gelecek adına oldukça umutlandırıyor. Hepinize bundan sonrası için sağlık, mutluluk ve başarı dolu bir gelecek diliyorum. Kafkas Savaşları’nın yol açtığı trajedilerde yaşamlarını yitiren ve o kötü kaderi yaşamak zorunda kalan soydaşlarımızın anıları sonsuza dek unutulmasın! Yüce Tanrım bundan böyle benzeri felaketleri yaşamaktan hepimizi korusun! Yaşasın Abhazyamız!p> Yaşasın aynı kanı taşıyan Abhaz-Adige halkının birliği ve kardeşliği…p> Raul Hacimba Abhazya Cumhuriyei Devlet Başkanı   Not: Video mesaj için tıklayınız.p>    nanKaffed

Oradaydık: Nart Ateşi Asla Sönmeyecek

Oradaydık... İstanbul'dan, İzmir'den, Mersin'den, Kahramanmaraş'tan, Turhal'dan, Samsun'dan, Türkiye'nin her yanından gelen... Çocuğu, genci, yaşlısı, kadını, erkeği, binlerce yürek... 152 yıl önce yaşanan acıları unutmayan, unutturmayan, halkının acılarını tüm benliğinde hisseden Çerkesler ve Çerkes dostları... 14 Mayıs'ta hep beraber bir kez daha gösterdik ki Nart Ateşi Asla Sönmeyecek!p> Kafkas Derneklei Federasyonu  nanKaffed

Medet Önlü Davasında Karar Verildi

Medet Önlü suikasti davasında karar duruşması 13 Mayıs 2016 günü Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. Tutuklu sanıklar Murat Aluç ve Mehmet Akif Cömert’in hazır bulunduğu duruşmaya Medet Önlü’nün ailesi, avukatları ile çoğunluğu Kafkas Diasporası’ndan oluşan kişiler izleyici olarak katıldı. Sanıklardan Murat Aluç, esas hakkındaki savunmasını mahkemeye yazılı olarak verdi. Mahkeme başkanının söz vermesi üzerine Aluç, ”Kullanıldığımın farkına daha sonra vardım. Pişmanım” dedi. Sanık Mehmet Akif Cömert ise olayla herhangi bir alakasının olmadığını iddia etti. Son savunmaların ardından kararı açıklayan mahkeme, sanık Aluç’a, “tasarlayarak öldürmek” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, “ruhsatsız tabanca bulundurmak” suçundan da bir yıl hapis cezası verdi. Sanık Cömert, “insan öldürmeye iştirak” suçundan 18 yıl, diğer sanıklardan İbrahim Şimşek “suçluyu kayırmak”tan 4 yıl hapis cezasına çarptırılırken Hakan Şimşek, Ömer Şimşek, Mehmet Kara ve Cihan Çetinkaya aynı suçtan altışar ay hapse mahkum edildi. Hiçbir sanığın cezası için takdiri indirim uygulamayan mahkeme, sanıklardan Hakan Şimşek, Mehmet Kara ve Cihan Çetinkaya’nın cezalarına ilişkin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi. Davayı büyük bir kararlılıkla sürdüren avukat Erdal Doğan, Twitter'den yaptığı açıklamada "Medet Önlü cinayeti sanıklarından yakalananlar gereken cezaları aldılar. Şimdi sıra ilk sıra yakalanma kararı olan Ömer Peltek ve Rızvan Ezbulatov'da. Medet Önlü cinayeti yargılamasında yol alınmışsa bunda; ailenin çabası, Kafkas ve insan hakları kurumlarıyla medyanın desteği çok önemli olmuştur." dedi.nanKaffed

Medet Önlü Cinayetinde Karar Günü

22 Mayıs 2013 günü, Ankara'da bulunan ofisinde uğradığı silahlı saldırı sonrası yaşamını yitiren Çeçen İçkerya Cumhuriyeti Fahri Konsolosu Medet Önlü davasında sona gelindi. Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinde bugün görülecek davada karar çıkması bekleniyor. Duruşma savcısı, bir önceki celsede mütalaasını açıklamıştı. Medet Önlü cinayeti ile ilgili tutuklu iki sanık bulunuyor. Tetikçi Murat Aluç ile, cinayete azmettirdiği öne sürülen firari sanık Rızvan Ezbulatov'u Murat Aluç ile tanıştıran Mehmet Akif Cömert cinayet kapsamında tutuklu bulunuyor. Ezbulatov ve Ömer Peltek, firari sanık olarak davada yer alırken, İbrahim, Hakan, Ömer Şimşek ile, Mehmet Kara ve Cihan Çetinkaya tutuksuz olarak yargılanıyor. TETİKÇİ İÇİN MÜEBBET TALEBİ Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 8.’inci duruşması geçtiğimiz 2 Mayıs’ta yapıldı. Duruşma savcısı Yasemin Banu Aksoy son celsede, tutuksuz iki sanık dışındaki sanıklar hakkında mütalaasını açıkladı. Savcı mütalaada  Murat Aluç hakkında, tasarlayarak öldürme suçundan müebbet hapis cezası istedi.  Mütalaada, İbrahim Şahin ve M. Akif Cömert için cinayet suçundan beraat istenirken, bu iki kişi için ‘suçluyu kayırma’ suçundan savcılığa suç duyurusunda bulunulması istendi. Duruyma savcısı diğer sanıklar, Hakan-Ömer Şimşek ile, Mehmet Kara ve Cihan Çetinkaya için de berat talep etti. AZMETTİRİCİ GÖNDERİLDİ Önlü ailesinin avukatı Erdal Doğan ise  mütalaa sonrası duruşmada yaptığı açıklamada özetle şunları söyledi: “Rızvan Ezbulatov, Atatürk Havalimanı’nda çıkarılıp gönderildi. Murat Aluç'un İstanbul’da olduğunu söylediğimizde yakalandı. Yakalanmaması konusunda direnç vardı. Medet Önlü, özellikle 2011’den itibaren Çeçen ve Kafkasların Ortadoğu’ya gitmemeleri için direnç gösterdi. Kaynak: Hürriyetp>  nanKaffed

KAFFED, Çerkeslerin sorunlarını değerlendirdi

Ankara'da Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) tarafından "Gelenek ve Gelecek: Türkiye Çerkeslerinin Güncel Sorunları" konferansı CHP Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu ve KAFFED Başkanı Yaşar Aslankaya'nın katılımıyla başladı.  Bahçeşehir Üniversitesi'nden hocaların da desteği ile KAFFED tarafından "Gelenek ve Gelecek: Türkiye Çerkeslerinin Güncel Sorunları" konulu konferans düzenlendi. Konferansta konuşma yapan CHP Ankara Milletvekili Kuşoğlu, "Maalesef biz birbirimizi seven, sayan, kültürel bağı yüksek olan insanlarız ama bunu bir türlü siyasete ve ticarete dönüştüremiyoruz. İş siyasi bir boyut kazandığı noktada ya da ticari bir boyut kazandığı noktada pes ediyoruz ama birbirimizi tanıyoruz, biliyoruz, seviyoruz. Kültürel yönden mükemmeliz, herkes bize imreniyor ama onun dışında bazı gerçekleri maalesef göremiyoruz bu da üzüntümüzdür tabii ki" ifadelerini kullandı. "UÇAK KAZASI SANKİ ERDOĞAN İLE PUTİN'İN ÖZEL SORUNUYMUŞ GİBİ ŞEKİLLENDİ" "Bugün federasyonumuz hakikaten çok önemli konulara yer vermiş" diyen Kuşoğlu, "Hem dil öğrenme hem de Rusya ile ilişkiler ki bundan sonrası çok önemli Türkiye'nin geldiği bu noktada Türk dış politikasının bundan sonra nasıl şekilleneceği ki önümüzdeki günlerde yeni bir hükümet kurulacak. Şimdiye kadar önemli ölçüde hem danışman olarak hem Dışişleri Bakanı olarak hem de Başbakan olarak Türk dış politikasına yön vermiş olan Sayın Davutoğlu ayrılıyor. Türkiye'de mecburen yeni bir yön çizmek zorunda dolayısıyla da Rusya ile ilişkiler de çok önem kazandı. Şimdiye kadar olan görünürde uçak kazasıyla olan biraz bireyselleştirildi sanki Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Putin'in özel sorunuymuş gibi şekillendi ama ticari ve siyasi olarak da derinleşen noktaları var" değerlendirmesini yaptı. "TÜRKİYE'NİN, TÜRK CUMHURİYETLERİ POLİTİKALARINDA EKSİKLİKLER VAR" Bundan sonraki gelişmelerin çok önemli olduğunun ve ileriki günlerde takipçi ve etkili olunması gerektiğinin altını çizen Kuşoğlu, "Aslında şimdiye kadarki politikalarda bu konuyla ilgili olarak çok doğru değildi, çok yanlışlıklar vardı Türkiye'nin Kırım politikası, Kafkas politikası, Türk Cumhuriyetleri politikasıyla ilgili çok önemli eksiklikler var. Bunların hep birlikte de düşünülmesi gerekiyor, değerlendirilmesi gerekiyor ama detaylarla ilgili olarak da özellikle Kafkas politikası çok önemli. 1864'te Osmanlı'nın, Osmanlı padişahlarının o zamanki Osmanlı yönetiminin gereken değeri vermemesi, olayı yeterince görmemesiyle nedeniyle Kafkasya'yı kaybetti. Bugünde benzeri durumların ortaya çıkmaması gerekir diye düşünüyorum" şeklinde konuştu. "ADİGECE, UNESCO'NUN KAYBOLMAK ÜZERE OLAN DİLLERİ STATÜSÜNDE" KAFFED Başkanı Aslankaya ise, Çerkeslerin ana vatanları Kuzey Kafkasya'dan 1864'te savaşı kaybedip soykırım ve sürgüne tabii tutulduklarını vurgulayarak şunları kaydetti: "1864'te ne yazık ki çok ilkel koşullarda ana vatanlarından sürgün edildiler. Ne yazık ki 500 bin civarında insanımızı kaybettik. O günün ihtiyaçlarına binaen Osmanlı'nın da iskan politikasından kaynaklı bir toplum, topluluk toplu yaşamadığı zaman kendi iç dinamiklerini geliştiremezler. Dolayısıyla bir güvenlik sınır hattı gibi iskan edilmeleri sonucu birbirinden kopuk yaşayan halkımız dil, kültür, kimlik gibi sorunlar ve travmalar yaşamakta. Bu yaşadığımız sorun ve travmaların birinci sorumlusunu dönemin Çarlığı ve mirasçısı Rusya Federasyonu, ikincisi de Osmanlı İmparatorluğu'nun iskan politikası ve sonrasında yaşanan asimilasyon sürecine bağlamaktayız." Gönüllülük esasıyla bir araya geldiklerini ifade eden Aslankaya, "53 şubeden oluşuyoruz. Kendi çabalarımızla bu kaybettiğimiz dil, kültürü yeniden kazanmamız imkansız gibi gözüküyor. Türkiye'den beklentilerimiz izin veren değil aynı zamanda destekleyen bir pozisyonda olması çünkü Çerkes kültürü, dili dünyanın en zengin kültürü ve diline sahip. UNESCO'nun kaybolmak üzere olan diller statüsüne ne yazık ki Adigece'de düşmüş durumda şu anda. Bir an önce üzerinde çalışıp toparlayamazsak Ubıhça şu anda dünyada kaybolduğu gibi diğer diller gibi Adigece'yi de kaybetmek üzereyiz. Dolayısıyla beklentimiz bu sivil toplum kuruluşlarının çabalarıyla düzelecek gibi gözükmeyen dil, kültür sorunumuzu her türlü sorumluluğunu yerine getirdiğimiz Cumhuriyetimizin, ülkemizin destekliyor pozisyonda olmasından geçiyor diye düşünüyoruz. Bizim bir sloganımız var, 'Biz bu ülkenin sınırlarının güvenliği için savaşırken Türkçe bilmiyorduk şimdi kendi ana dilimizi bilmiyoruz' bu süreçte malum nedenlerle dilimizi kaybettik yeniden kazanmak için desteğe ihtiyacımız var." Konferansta, Türkiye-Rusya ilişkilerinin Çerkeslere etkileri, Türkiye ile Rusya ilişkilerinin bozulması sonucunda Türkiye'de bulunan Çerkeslerle Kafkasya'daki Çerkeslerin ilişkilerinin zarar görmesi üzerine tartışıldı. Kaynak: İHA, 13 Mayıs 2016p>nanKaffed

Artık, inanmışız bir kere…

Biz de biliyoruz, öyle ha deyince olmaz düşlediğimiz gelecek...   Biz de biliyoruz, uluslararası konjonktür, dünya devleri, bilmem kaç yıllık planlar, stratejik örgütler...   Farkındayız, enerji tröstleri, silah ticareti, satılık-kiralık ordular, teknolojik bağımlılık, modern milliyetçilik, evrensel hukuk...   Öyle cahil değiliz... Bedelsiz bir bardak su alınamazken, bu kadarcık zahmetle vatan kurtarılır sanıyor değiliz...   Elbette görüyoruz, dönen bunca dolabı, çevrilen oyunları... Her şeyin nedeni var, kolay mı sanırsınız?   Çocuk değiliz artık, hayalle yaşamıyor, ümitle doymuyoruz, tabii ki biz de anlıyoruz neyiz, ne yapabiliriz...   Böyle konferansla, mitingle, böyle şarkılarla yürüyüp, dualarla ağlayıp, böyle kabaran yüreklerle...   Yetmeyeceğini görüyoruz elbette hedefteki düşlere...   Bak bir buçuk asır geçmiş, dünyanın sınırları defalarca değişmiş, savaşlar, savaşlar, hiç bitmemiş, kırılmış, yenilmiş, sürülmüş, yok edilmişiz...   Kimse olmamış yanımızda, hiç bir konjonktür, plan, dünya devi, strateji, örgüt, hukuk bilmem ne hiç biri görmemiş bizi, hem de yüzyıllarca...   Şimdi öyle basın açıklaması, şimdi çelenk bırakma, şimdi düşmanı lanetlemek, geçmişe ağlamak...   İşte Türkiye, bir nesil daha sonra dilin konuşulmayacak, işte Suriye, evin bile yok artık, işte Irak, Ürdün, İsrail, Avrupa, küçücük adacıklarda bir kaç çaresiz dernek, bir varolma çabası, yok olmama gayreti...   Biz de biliyoruz, çok zor bizim işimiz...    Yıllar yılı bitmemişken bu mazlum halkın sırtından çıkar devşirmeye koşanlar...    Kimi politik rol kapmanın, kimi ünvan, kimi şan, kimi ticari şöhret, şöyle kahraman, bu kadar işte aslan kaplansınız diye kimi kan peşindeyken hala...    İşine gelmeyince gözünü bile kırpmadan her türlü yaftayı yapıştırırken öz kardeşine, hele bir de menfaatine dokun, bak neler dinliyorsun...    Bir buçuk asır sonra bile herkesin derdine yanmaktan Çerkes'in derdine sıra gelememişken işte yaşadığımız bu diasporalar, yürüdüğümüz bu sokaklarda...   İşte  iki ülke her nasılsa birbirine ters düşünce, bunun bile ceremesini çekmek senin halkına patlıyorsa...   Bir de Anavatan, soydaşlarımız, kardeşlerimiz, tarihimiz, dilimiz, geleneğimiz, geleceğimiz, kültürümüz diye çabalarken küçümsenmiş, alay konusu yapılmış, sanki kaç kuruş kazandırdın millete diye siygaya çekilmekteysen tek öçüsü kuruşlardan ibaret olanlarca...   Biz de gayet iyi biliyoruz, kolay değil işimiz...   Kolay değil evet, zor alabildiğine...   Görüyoruz, farkındayız, biliyoruz bilmesine de...     Artık, inanmışız bir kere...    Ne olsa vazgeçmeyiz, İnanmışız bir kere...   Böyle Çerkes inadı, kararımızı vermişiz...   Yeminimizi etmişiz ya bir kere...   Bugün pençeleri sökülmüş, bugün gagası kırılmış, tüyleri yolunmakta olan bu kartal...   Bugün başını eğmiş, milletinin adını, dedesinin adını doğru dürüst telaffuz edemeyen, bu kaybolmaya itilen, bu acımasızca kendi kendine düşman edilen, bu talihsiz nesil...   Bir gün 'çok iyi biliyoruz' bir gün, gözlerini açacak... Kim kardeş, kim arkadaş, kime el uzatılır, pırıl pırıl görecek... Adım gibi eminim, dilini konuşacak, şarkısını söyleyip, kanadını açacak...   Yemyeşil çayırlarında anayurdunun, karlı doruklarında Kafkas Dağlarının, atların toynakları kıvılcımlar saçarken, kendi dilinde merhaba, kendi dilinde hoşgeldin...   Izdırap dolu sürgün yıllarının, kaybedilmiş bu bir buçuk asır ömrünün, yok sayılmış hayallerinin, toprağa gömülmüş ümitlerinin...   Adının, geçmişinin, geleceğinin yine tek sahibi olacak...    O Vatan benimdir, bu kültür, bu dil, bu gelenek, bu şarkı, bu dans benimdir, elimden almaya çalıştınız, bana unutturmaya çalıştınız, beni vazgeçirmeye uğraştınız, bak bir buçuk asır geçti, bak hala başaramadınız, bak hala kararlıyız, hala yolumuzdayız, bizim olan bizimdir ve sahip çıkacağız, hiç unutmayacağız, bak yok edemediniz işte, edemeyeceksiniz de...   Bunun için yollardayız, bunun için birlikteyiz, omuz omuza, kol kolayız, imkanımız azmış, sıkıntımız çokmuş, görenimiz, halden anlayanımız yokmuş... Ne zaman var oldu ki?..    İşte bu sürgün yeri, bu karanlık mağaralar, bu yürek sızlatan rüzgar, bu kumsalda vatanına, kardeşine, talihine ağlayanlar...    Yeminimiz, sözümüz var, bu iş burada kalmayacak, dağlar kadar borcumuz var...   Bunun için vazgeçmiyoruz, bunun için yorulmuyoruz, bunun için bıkmıyoruz...   Biz de gayet iyi biliyoruz, kolay değil işimiz...   Ama, inanmışız bir kere...nanŞ. Şamil Koç