Ardzınba’yı Saygı ve Özlemle Anıyoruz

Abhazya Cumhuriyeti’nin Kurucusu, Abhazya Kurtuluş Savaşı'nın Başkomutanı, Büyük Devlet Adamı Vladislav Ardzınba'yı aramızdan ayrılışının 9. yıldönümü. Vladislav Ardzınba , siyasi liderliği askeri liderlikle bütüneştiren “başkomutan” olarak zaferin en büyük mimarıydı. Ardzınba, sadece Abhazlar için değil tüm Kafkas halkları için halkını bağımsızlığa taşıyan büyük bir lider ve kahraman olarak hem halkının yüreğinde hem de tarihin onurlu sayfalarında yerini almıştır. Ardzınba en umutsuz anlarda bile herkes umut veren bir liderdi: “Biz Abhazların başkasına ait olanda gözümüz yoktur. Biz kimseye saldırmadık. Saldırıya uğrayan bizleriz. Tüm dünyanın olduğu gibi bizim de vatanımız ve özgürlüğümüz için mücadele etme hakkımız vardır. Bizim istediğimiz, büyük Allah’ın bize layık gördüğü kaderimize yazdığıdır. Öyleyse, bizler zafere ulaşacağız. Ben sizlerin buna yürekten inanmanızı istiyorum.” Abhazya Ardzınba'nın liderliğinde özgürlüğüne kavuştu, Abhazya bağımsızlık, demokrasi ve refah doğrultusunda kalkınmaya başladı. Ardzınba'yı sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz. Kafkas Dernekleri FederasyonunanKaffed

Yeni Yetmeyiz O Zamanlar

Yeni yetmeyiz o zamanlar, “kentli” ol-durul-maya uğraş-ıl-an köyden çıkmalarız. Kenar mahalleliyiz, şehrin zengin bölgeleri uzak bize henüz. Sinema, çarşı, sahil, kordon lafları duyuyoruz abilerden, merak ediyoruz ama daha onların peşine takılacak durumda değiliz. Mahallemizde bizim gibi, ama bizim gibi olmayanlar var. Biz onların şivesine gülüp gırgır geçiyor, taklit ediyoruz, onlar da bizimkine gülüyor. Sonra yakınlaşıyor, beraber oyunlar oynuyoruz, çamurlu inşaat çukurlarının, yeni oluşmaya başlayan sokakların arasında. Birbirimizin evine girmeye başlıyoruz. Çok farklı değil evlerimiz ama farklı. Büyüklerimizin de giyimi, duruşu, konuşması ne bileyim farklı yani, hissediyoruz. Bizimkilerden birinin evinde biz de farklıyız bir de… Daha bir rahat, daha bir iyiyiz. Okul başlıyor, mahallenin çocukları, hep beraber gidip geliyoruz. Orada da farklıyız. Bunu bizim gibi öğretmenler de biliyor. Sonra, onlar da biliyor, farkı fark ediyorlar mutlaka. Beraber büyüyoruz; beraber değiliz. Bizim evimizde İmam Şamil resmi var. Sonra bir kamçı var, diğerlerinde yok. Bizimkilerin bazısında daha iyi kamçı, sonra bir tencere var, “şoven” diyor bizimkiler, baste yapılıyor içinde, onlar bilmiyor. “Kheblağ” diyor bizimkiler birbirine, onlar bunu da bilmiyor. “Nıse?” bilmiyorlar, “geragho?” yok. “Nan? Ğuegmakho?” “Yahu bunlar” diyoruz, “hiçbir şey bilmiyor”. Küfürler öğreniyoruz, sonra abiler duyuyor, dayağı yiyip tövbe ettiriliyoruz. Derneğe gidiyor büyükler. Düğün ya da Gece olursa bizi de götürüyorlar. Tanıdık yüzler, abiler, ablalar, teyzeler filan. Gülerek konuşuyor, şakalaşıyorlar. Biz de eğleniyoruz, bazen uzun konuşmalar yapılıyor, sıkılıyor, kovalamaca filan oynuyoruz. Tiyatro oynanıyor dernekte; şaşkınlık ve ilgiyle izliyoruz. İşte bazı söylediklerini anlayamıyoruz ama artık. Sonra mızıka çalınıyor, büyükler, gençler el çırpıyor, öyle bir oynuyorlar ki… Büyüleniyoruz. Hele düğün açık havada ise silahlar peş peşe patlıyor. Çılgına dönüyoruz, kulaklarımızı tutuyor, sonra yerden mermi kovanı alıyoruz, elimizi yakıyor, geri fırlatıyoruz. Gizli saklı taklit ediyoruz hareketlerini, “işte falan abi de şöyle oynadı” diye gülüyoruz. Diğerleri bilmiyor. Şaşkın izliyor, yapamıyor, bir komik oluyorlar. Öğretmene söylüyorlar, “Oynayın göreyim” diyor öğretmen; mızıka yok, nasıl oynanacak? El çırpmayı gösteriyor, öyle tempo tutturup oynuyoruz işte… Aferin alıyoruz, kıskanıyorlar. Onlar da kendince oynuyor ya, bizim gibi değil işte. Taklit ediyorlar, maskaralığa dönüşüyor bazen, yumruklaşıyor, birbirimize giriyoruz, çocuk kavgası ne olacak, aileler karışmaya gerek görmüyor, sonra barışıyoruz. Artık derneğe daha çok gidiyoruz. Mızıka çalıyorlar, oynuyoruz, gülüyorlar, yanlışımızı gösteriyorlar, doğrusunu öğretiyor abiler, ablalar. Öyle kızlı erkekli oturup sohbet ediyorlar, mızıka çalıyor, şarkı söylüyor, bize gazoz ısmarlıyor, konuşturup, oynatıp gülüyorlar. Misafir kız varmış diyorlar, Kaşen olma kavgası yapıyorlar. Oynamaları yarışa dönüyor, ya bunlar hiç küsmüyor, döğüşmüyor, sövmüyorlar. Bir büyük gelince hepsi ayağa kalkıyor, sesleri kesiliyor, öyle asker gibi duruyorlar. Biz de öyle yapıyoruz, sonra dışarı çıkıyorlar, biz de çıkıyoruz. Büyükler tavla oynuyor, çay içiyor, artık unuttuğumuz sözlerle konuşup sohbet ediyorlar. O küçücük mahallede, iki sokak boyunca değişik köylerden Abaza, Adige, Kuşha, Çeçen aileler vardı. Çevremizde Yörükler, Kürtler, Araplar otururdu. Herkes geçim derdindeydi bir yandan; sigara bulunmazdı, bütün giysiler el dikimiydi, peynirin karaborsaya düştüğünü bilirim… Her şeye rağmen mesela bir düğün olacak olsun, evler terzihaneye döner, ondüle maşası elden ele gezer, sonra bir düğün olurdu ki o, var ya bu devirde hayal bile edemezsin… Bir hanede sekiz nüfus, bir odada altı kardeş; işte o şartlar altında geçinir gider, yer, içer, çalışır, yorulur… Banyo kazanı yakılacak, elde çamaşır yıkanacak, onca misafir ağırlanacak, köydeki hasta tedaviye gelmiş, o da o evde günlerce yatacak, o kenar mahalle insanlarını yine de ne bir gün suratları asık görürsün, ne de moralleri bozuk… Hey Allah’ım, bir de şu halimizi gör… Altımızda arabalar, şehrin ışıklı semtlerine dağılmışız, iyi kötü ünvanlı işler tutmuş, kendimizce çevre yapmışız yapmasına da… Cenaze mesajı SMS ile geliyor, işten çıkıp gidemiyorsun, Wunafe nedir bilen kalmadı, düğüne gidiyoruz ya tadı tuzu yok, sohbet edemiyor, birbirini iğneliyor insanlar, gençleri bıraksan kapışıverecekler sanki, hepimizde bir afra tafra, çocuklarımız servis-okul-bilgisayar üçgeninde hapis, arkadaşları yok, oyun oynamayı bile bilmiyorlar… Üstelik artık birbirimizi de beğenmiyor, tanımıyor, anlamıyoruz. Bir araya da gelemiyoruz ki anlaşalım... Şu ülkede sağ-sol kavgası ile kan dökülürken bile biliyor musunuz, bu kadar uzak değildik birbirimize. Son bir şey diyeyim yine de… Mayası sağlamdır bu milletin, ben buna inanırım. Derneklerin sinek avladığı bir zamandı, Abhazya’da savaş patladı, nasıl toparlanıverdik biz bile şaşırmıştık, Çeçen savaşı başladığında, o artık bitti sandığım, birbirinden uzak insanların nasıl omuz omuza yürüdüğünü de gururla izledi bu gözler… O abileri, ablaları saygıyla, hasretle anıyorum, keşke hep o mahallede kalsaydılar… Şimdi artık diğerleri gibi, bizim çocuklar da fazla bir şey bilmiyor… Bir buçuk asır geçti biz bu topraklara konalı, kopmadık köklerimizden. Şöyle asalet, böyle nezaket iyi, güzel de… Sonrasını da düşünmek lazım biraz… Ya bir çare bulur bir araya geliriz… Ya da böyle garip, başkalaşmış, kendi kendine yabancılaşmış bir kitleye dönüşürüz… Kalpak varsa önünüze koyup düşünün derim… Yoksa gidip edinin bir tane…    nanŞ. Şamil Koç

Akparti Kayseri Milletvekilimiz Hülya Atçı Nergis, Federasyonumuzu ve Ankara Çerkes Derneğini ziyaret etti

Akparti Kayseri Milletvekilimiz Hülya Atçı Nergis, Federasyonumuzu ve Ankara Çerkes Derneğini ziyaret etti. Görüşmede sivil toplum kuruluşlarımızın rolünün altı çizilerek; siyaset, ticaret ve diğer bütün alanlarda halka dayalı, çoğulcu nitelikteki kurumlarımızın merkezinde olacağı ortak hareket alanlarının geliştirilmesinin önemi vurgulandı. Ankara Çerkes Derneği Üyesi kadınların toplantısına da kısa süreli uğrayıp kendileri ile de görüşen vekilimiz, iyi dileklerini ve desteklerini belirtti. Sayın Vekilimiz Hülya Atçı Nergis’e nazik ziyaretleri ve ileriye dönük çizdiği vizyon nedeniyle teşekkür ediyoruz. p>         {gallery}/haber/federasyon/2019/190228_Hulya_Nergis{/gallery}p>    nanKaffed

Kamuoyuna Duyuru

  KAFFED Genel Başkanı Sayın Yaşar Aslankaya 18-20 Şubat tarihleri arasında bir heyetle birlikte Maykop’a bir çalışma ziyareti gerçekleştirdi. Bu sırada Türkiye’de, Yerel Seçimlere ilişkin listeler 19 Şubat’ta YSK’ya teslim edildi.   Genel Başkan Yaşar Aslankaya, bu listelerde Yenimahalle Belediye Meclis Üyeliği listesine Büyükşehir Belediye Meclisi’ne girebilecek sıradan alınmıştır. Teamül gereği Genel Başkan Yaşar Aslankaya, siyasi tecrübe sahibi çeşitli kanaat önderleriyle istişare ettikten sonra KAFFED Yönetim Kurulu ile konuyu değerlendirmiştir.  Bu değerlendirmeler neticesinde, KAFFED Yönetim Kurulu, Yaşar Aslankaya’nın Federasyon Başkanlığı’ndan ayrılarak, siyasete devam etmesinin mevcut şartlarda daha uygun olacağı sonucuna varmıştır.   Genel Başkanımız Yaşar Aslankaya, 5,5 yıldır sürdürdüğü Federasyon Genel Başkanlığı görevinden istifa etmiştir.  Yönetim Kurulu, 3 Mart 2019 tarihinde toplanarak, ilgili mevzuat hükümleri gereğince zorunlu Olağanüstü Genel Kurul sürecini ve diğer hususları karara bağlayacaktır. Sayın Yaşar Aslankaya’ya topluma çeşitli kademelerde  yaklaşık 40 yıldır sürdürdüğü hizmetleri ve Federasyonumuza katkıları için teşekkür ediyor; çıktığı bu yolda başarı diliyoruz.   KAFFED YÖNETİM KURULUnanKaffed

Diller Dünyamızın Zenginliğidir

  Bir dil sadece onu kullanan halkın değil, bütün insanlığın ortak mirasıdır. Diller, ortak yanları ile kardeşliğin, farklı yanları ile zenginliğin işaretlerini taşırlar.   Son iki yüzyıl içinde insanlık, bilimde, teknolojide ve zenginlikte olağanüstü bir ilerleme yaşarken; farklı dillerin giderek hızlanan yok oluşu ile kültürel bir gerilemeye tanıklık etmektedir.   Bu çelişkili durumun pek çok farklı nedeni bulunmaktadır. Birkaç istisna ülke dışında günümüzde, çoğunlukta olanlar, diğer halkların kültür ve dillerini yok saymakta, hatta birçok durumda tehdit olarak görmekte veya adil bir kamusal desteği sağlamamaktadır.   Birçok dil, yaygın öğrenim sisteminden dışlanma, kitle iletişim araçlarında şans bulamama ve küresel yaşam tarzının giderek herkes için aynılaşması gibi nedenlerle hızla yok olmaktadır. Türkçe gibi ulusal resmi diller dahi küreselleşme ile yaygınlaşan bir kültürel erozyonla mücadele etmek zorunda kalmaktadır. Türkçe’nin resmi dil statüsünde olmadığı, azınlık dili olduğu ülkeler ile gurbetçilerimizin yaşadığı ülkelerde ise daha büyük sorunlar yaşanmaktadır. Buna karşı güçlü bir yerel yaklaşımın ülkemizdeki tüm dilleri şemsiyesi altına alabilecek şekilde oluşturulmasını önemli bulduğumuzu belirtmek isteriz.    Dünya Anadili Günü, olumsuz önyargıları yıkmak, dillerin insanlığın ortak bir hazinesi olduğunu hatırlatmak ve korunmasına vurgu yapmak için özel bir öneme sahiptir.   Ülkemizde de özellikle Avrupa Birliği uyum süreci çerçevesinde, bu alanda birçok önemli reformlara imza atılmıştır. Federasyonumuzun gayretleri ile kurulan Düzce Üniversitesi Çerkes Dili ve Edebiyatı Bölümü ilk lisans  mezunlarını verdi ve doktora düzeyinde  eğitimlere başladı. Erciyes Üniversitesi  de bu yıl lisans düzeyinde öğrenciler aldı. Yine Federasyonumuzun girişimi ve desteği ile Boğaziçi Üniversitesinde yıllardır Adıgece ve Abazaca dersler verilmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı nezdinde yürüttüğümüz çalışmalar sonucu, 2012 yılından itibaren orta öğrenimde Seçmeli dersler arasına giren Adıgece ve Abazaca dil dersleri için komisyonlarımız tarafından öğretim kitapları ve CD’ler hazırlanmış, Düzce, Turhal, Hendek ve Kayseri’de açılan sınıfların ardından bu yıl Çorum’da da sınıf açılmıştır. Ortaöğretim bünyesindeki seçmeli derslerin yaygınlaştırılması için de Anadili Komisyonumuz koordinesinde çalışmalar devam etmektedir.  Hayatboyu öğrenim Genel Müdürlüğü ile yaptığımız çalışmalar sonrasında, Halk Eğitim Merkezleri programlarına Adigece ve Abazaca modülleri eklenmiştir. Derneklerimiz bünyesindeki kurslar bu destekten yararlanmaya başlamışlardır. Rusya Bilim Merkezi ile işbirliği içerisinde her yıl anavatan üniversitelerine öğrenci gönderme çalışmalarımız artarak devam etmektedir.   Ancak tüm bunların yeterli olmadığı açıktır. Geçmişte köylerde bir ölçüde korunabilen dil, kentleşme ve küreselleşme karşısında büyük ölçüde korunaksız kalmıştır. 2018 yılı bu yetersizlikler hakkında önce bir farkındalık yaratmak, ardından da hep birlikte çözümler üretebilmek adına  KAFFED  tarafından “Anadil Yılı” ilan edilmişti. Anadilimizin yaşatılması yönündeki gayretlerin daha da yoğunlaştırılması,  bu çerçevede gerek geçmiş çalışmaların sonuçlandırılması, gerek yeni stratejilerin ve çalışmaların ortaya konması yönünde  çalışmalar yapmak üzere Federasyonumuz bünyesinde oluşturulan Anadil Komisyonu çalışmalarını sürdürmektedir.   Bütün bileşenleriyle Federasyonumuz yasalar ve ekonomik olanaklar çerçevesinde, mevcut araçları geliştirmeye devam edecektir. Yasalarımızın Adige, Abhaz, Oset, Çeçen, Dağıstan vb. dillerin korunması yönünde daha ileri götürülmesi, kurumsal ve yasal güvencelerin geliştirilmesi, MEB deki seçmeli derslerin etkinliğinin artırılması, TRT’de bir kanal açılması diğer taleplerimiz olmaya devam edecektir.    Eğer Çerkes toplumunda anadilimizi korumanın asıl yolunun; anadilini bir hak olarak çekinmeden talep etmek ve her durumda savunmaktan geçtiği fikri uyandırılabilirse; bu da en büyük kazanımımız olacaktır.   Tüm dünya dillerini hep birlikte koruyalım...    Kafkas Dernekleri Federasyonu       (*)Uluslararası Ana dili Günü Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Genel Kurulu tarafından 17 Kasım 1999'da 21 Şubat olarak açıklanmıştır. Uluslararası Ana dili Günü'nün asıl adı Ana dili Hareketi Günü'dür. Bu gün Bengali Dili Hareketi için Bangladeş polisi ile çatışan Bangladeşli üniversite öğrencilerinin öldürülmesinin yıl dönümü olarak anılmaktadır. İlk kez 2000 yılında, dünya çapında kültürel çeşitliliği ve çok dilliliği desteklemek amacıyla “Dünya Anadili Günü” etkinlikleri düzenlenmeye başladı. UNESCO’nun yaptığı ‘Tehlike Altındaki Diller Dünya Atlası’ çalışmasına göre, dünyadaki 6000’den fazla dilin 2500’ü yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Gerekli önlemler alınmadığı takdirde 21. yüzyılda insanlığın konuştuğu dillerin % 90’ından fazlası yok olacak. 30’dan fazla dilbilimcinin çalışmalarıyla ortaya çıkan atlasa göre Türkiye’de konuşulan 15 dil de tehlike altında.          nanKaffed

Adigey Cumhurbaşkanı Murat Kumpilov ile Verimli Bir Görüşme

Adigey Cumhurbaşkanı Murat Kumpilov, Maykop'ta temaslarda bulunan Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) ve Kafkas İş Adamları Derneği (KAFİAD) heyeti ile bir araya geldi. Murat Kumpilov  görüşmede, diasporayla ilişkilere büyük önem verdiklerini  ifade ederek; "Çerkesleri birleştiren Türkiye'nin en büyük Sivil Toplum Kuruluşu olan Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) ve Çerkes yatırımcıları bünyesinde toplayan Kafkas İşadamları Derneği (KAFİAD) ile Kültür, dil, ekonomi ve yatırım alanlarında işbirliği için büyük planlarımız var" dedi. Kumpilov, "Yurtdışında yaşayan soydaşlar büyük bir potansiyele ve Adigey ekonomisine yatırım yapma arzusuna sahipler. Biz de bu konularda onlara her türlü yardıma hazırız" dedi. Görüşmede alınan kararlara göre öncelikle iş dünyasının Adıgey'de yatırım imkanları araştırılacak. Bu kapsamda Adigey Cumhuriyeti DEİK'e katılım için resmi başvurusunu yapacak. Karşılıklı resmi ziyaretler organize edilecek. Sosyal ve Kültürel alanlarda da işbirliği kapasitesi genişletilecek. Düzce Üniversitesi Çerkes Dili ve Edebiyatı Bölümü ile yakın işbirliği içerisinde programlar yapılacak. KAFFED ile ortak sportif ve kültürel faaliyetler ile çocuk ve gençlik kamplarının sayısı artırılacak. Görüşmeye; KAFFED Genel Başkanı Yaşar Aslankaya, KAFFED Genel Başkan Yardımcısı Yıldız Şekerci, KAFİAD Başkanı Yusuf Kamil Taymaz, KAFİAD Yönetim Kurulu Üyesi Selahattin Turan, Adigey Cumhurbaşkanı Yardımcısı Pyotır Garnaga, Halkla ilişkiler ve Haberleşme Komitesi Başkanı  Şhaleho Asker, İnsani Yardım Enstitüsü Başkanı Lıuju Adam, Ekonomi ve Ticaret Bakanı Kuane Anzaur, Eğitim ve Bilim Bakanı Çeraşe Anzaup, Kültür Bakanı Aule Yuri, Adigey Kamu Yönetimi Başkanı Thakuşine Murat, Adige Cumhuriyeti Parlemento Başkanı Vlademir Narojnıy ve Adige Derneği Başkanı Lımışeko Ramazan katıldı.     {gallery}/haber/federasyon/2019/1902_Kaffed_Kafiad_Kumpil_Ziyaret1{/gallery}p>      nanKaffed

KAFFED KAFİAD Ortak Heyeti Maykop’ta

Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) Genel Başkanı Yaşar Aslankaya ve Kafkas İşadamları Derneği (KAFİAD) Başkanı Yusuf Taymaz Adıgey'de. KAFFED ve KAFİAD heyeti bu sabah ilk olarak Maykop'a yerleşen soydaşlarla buluştu. Heyet Adigey Cumhurbaşkanı Murat Kumpilov ile da biraraya gelecek.                           {gallery}/haber/federasyon/2019/1902_Kaffed_Kafiad_Kumpil_Ziyaret{/gallery}div>nanKaffed

İKKD Kitap Günleri

  Cemil Meriç “Meçhule açılan bir kapıdır kitap. Meçhule, yani masala, esrara, sonsuza” demiş. Modern insan giderek bu kapıdan uzaklaşıyor. Hayatından masalı, esrarı, gizemi çıkartıyor. Hayatını adeta sahne ışıkları altında yaşıyor. İpek bir örtü gibi yaşamı kuşatan mahremiyet hoyratça çekilip atılıyor, her şey faş ediliyor. Bu kolaycılık ve hazırcılıktan şüphesiz bizim Çerkesler de nasibini alıyor. Ama biz devamlı umudumuzu muhafaza etmek durumundayız ve umudumuzu yaşatan güzel gelişmelerden biri de son dönemlerde Çerkes düşün dünyasına yeni kalemlerin arzı endam etmesi ve bu kalemlerin cömertçe kabul görmesi. Geçtiğimiz hafta sonu İKKD tarafından Hayriye Melek Hunç anısına Bağlarbaşı Kongre Merkezi’nde tertip edilen ve davetlisi bulunduğum kitap günleri etkinliği yukarıda tarif ettiğim gibi işte tam da böyle umut verici bir etkinlikti. Beklenilenin üstünde katılımın olduğu, söyleşilerin yapıldığı salonun hınca hınç dolduğu, bereketli bir organizasyondu. Çocuk kitaplarından romanlara ve anadilde yazılmış şiirlere farklı kitapların ve yirminin üzerinde yazarın katıldığı bu organizasyon göz doldurdu. Söyleşilerde katılımcıların yazarlara yönelttiği sorular, seçilen konuların yerindeliğinin yanı sıra daha çok konuşulması gereken konu başlıkları olduğunun da bir göstergesiydi. Aslında bu tip organizasyonlar, Çerkeslerin hızla akıp giden hayatın karşında sürüklendikleri çıkmazlardan kurtulmalarının bir yolunun da bir araya gelip konuşmak, dertleşmek, tartışmak olduğunu gözler önüne seriyor. Şerif Mardin’in bahsini ettiği Türkiye’deki kompartıman tipi sosyal yapının başkalaşıma uğradığını, artık farklı tipte çok sayıda alt ve üst kompartımana bölünen toplumun uğradığı değişim ve başkalaşımın, son elli yılda kentleşen Çerkesleri de kapsadığı yadsınamaz bir gerçeklik. Buradan hareketle, farklı sosyo-ekonomik tabakalara ayrılan Çerkeslerin birbirini tanıma ve anlama sorununun giderek büyüdüğü ve arada uçurumlar oluşmaya başladığı da bu hakikatin bir parçası. Çerkeslerin artık toplumu oluşturan tüm “cemaat”ler gibi (burada “cemaat” kavramı etnik-dini-siyasi tüm topluluklar/gruplar anlamındadır) kamusal yaşamda yani ticarette, siyasette, ekonomide, kültürde, sanatta, sporda vs görünür olmak ve tanınmak anlaşılmak istedikleri çok açık. Ancak diğer yandan Çerkeslerin kafalarının karışık olduğu da aşikar. Çerkes kimdir?, Kafkasya neresidir? (Ana)vatan hangisidir? Çerkes olmak için anadili konuşmak yeterli midir? Anadili konuşamamak topyekün kimliğin kaybı mıdır? Din hayatımızın neresindedir?, Khabze değişmeli midir? Değişmeli ise, nasıl değişmelidir? Değişime karar verecek aktörler kimdir? Thamade kavramı günümüze nasıl adapte edilecek?... gibi saymakla bitmeyecek  konuların konuşulmaya ve tartışılmaya ihtiyacı var.             Oturumun kapanış konuşmasını yapan İKKD Başkanı Prof. Dr. Ümit Dinçer, kurumu ve kendi adına aldığı notları dile getirirken, bu etkinlikten Çerkes toplumunun bu tür toplantılara daha çok ihtiyacı olduğu yönünde önemli çıkarımlar yaptığını ifade ederek verilen mesajların yerine ulaştığını da gösterdi. İKKD emekçilerine bu güzel organizasyon için teşekkür ederken, temennimiz KAFFED’in Ankara başta olmak üzere başka kentlerde de bu etkinliğin devamını getirmesi ve toplumumuzun kültürel etkinliklere katılım ve katkılarının artarak sürmesi…  nanAtila Doğan

Sakarya Kafkas Kültür Derneği’miz Genel Kurulu’nu Yaptı

Sakarya Kafkas Kültür Derneği'miz 29 Ocak 2019 tarihinde Olağan Genel Kurulu'nu yaparak yeni Yönetimini seçti. Orhan SARI'nın başkanlığında seçilen yeni Yönetim Kurulu'na başarılar diliyor, önceki yönetimde görev alan herkese teşekkür ediyoruz.   YÖNETİM KURULU 1- Orhan SARI 2- Alaattin ÖZMEN 3- Serpil AYDIN 4- İbrahim KOCA 5- Emel YAVA 6- Atalay GÜRBÜZ 7- Devrim YÜKSEL 8- Ediz HUN 9- Emre AKCAN 10- Harun AKAR 11-Murat ERBAY 12- Nazmi YILMAZ 13- Ömür YÜCE 14- Tijen ORAL 15- Yasin DURMAZ 16- Yusuf VURDEM 17- Şenay GUMA   {gallery}/haber/federasyon/2019/2019_Sakarya_GK{/gallery}p>  nanKaffed

Kendi Kendimizi Özlüyoruz

Sıradan insanlarız. İşçiyiz, memuruz, esnafız, çalışıyoruz, iyi – kötü geçiniyoruz, bir gün arkasından “İyi bilirdik” diye anılacak kişileriz. Evlatlar yetiştiriyoruz, okutuyor, “Bir işi - gücü olsun, kimseye minnet etmesin, onuruyla iki ayağının üzerinde dursun” diyoruz.   Hemen hemen hepimiz köy kökenliyiz, kısmet buymuş, şehirde yaşıyor, köyü özlüyoruz. Aslında o kuru bozkırın, soğuk ve geçimi zor toprakların özlenecek nesi var ki? Biz çocukluğumuzu, gençliğimizi, mutluluğumuzu; biz kendimizi özlüyoruz. Kendimiz olabildiğimiz, huzur bulabildiğimiz, neyi nasıl yapacağımızı çok iyi bildiğimiz o dünyayı arıyoruz. Buralarda bulamıyoruz. Eksik kalıyor bir tarafımız. Tamam, iyiyiz, rahatız, imkânlarımız geniş ama bir şeylerin yokluğunu hep hissediyoruz.   Üstelik artık git gide oraya da yabancılaşıyoruz. Fark etmiyor musunuz? Biz kendimize yabancılaşıyoruz. Buralara alışmışız, ayağımız çamur olmuyor artık, bir de olursa bozuluyoruz. Düğündü, cenazeydi, bir çare bulup gidiyoruz bazen neyse de ama artık oralı da değiliz. Giyimimiz başka, oturmamız, konuşmamız başka olmuş. Köylümüzün, akrabamızın o ustaca, rahat, uyumlu hareketlerinin, konuşmasının yanında yabancı gibi duruyoruz. Belki bir süre kalabilsek biz de öyle olacağız, hani o halimizi bulacağız ya… Kalamıyoruz, geri dönüyor; şaşkın, bir garip özlemeye devam ediyoruz.   Hissediyoruz varlığımızı kaybettiğimizi. Bu âşık olduğumuz, bu daha iyisini hiç görmediğimiz, bu dünya güzeli kültürümüzün böyle yavaş yavaş, böyle göz göre göre silinip gitmesini istemiyoruz. Köyü de bıraktık ya bir de, sanki sorumlusu bizmişiz, sanki bizim yüzümüzden bu değerler kayboluyormuş gibi basbayağı bir ıstırap duyuyoruz.   Bizim gibileri bulmak için derneğe gidiyoruz. Aynı duyguları paylaştığımız insanlarla bir arada olma ihtiyacı hissediyoruz. İşte o bir bizim anlayabildiğimiz şakaları yapalım, bir bizim anlayabildiğimiz dili duyalım, konuşalım, bir bizim bildiğimiz şarkıları beraber söyleyelim, beraber dans edelim, ceug filan bahane, "varsın kâğıt oynayalım da birbirimizi görelim yahu, hasret giderelim, kendimize gelelim" aslında evet, kendimizi bulalım istiyoruz.   Bu kadarının yetmeyeceğini biliyoruz. Bak işte şurada “Merhaba” deyip kimi öpüşerek, kimi kafa tokuşturarak selamlaşanlar da bizim gençlerimiz. Onların çoğu köyü filan hiç görmediler. Neyi kaybettiklerini bile bilmiyorlar. Neyi nasıl yapmalarının doğru ve yakışır olduğunu, misafir ağırlamayı, asker uğurlamayı, düğünü, cenazeyi, küçüğü, büyüğü, Thamate’yi, Xabze’yi… Ne bileyim işte bir Çerkes genci olarak nasıl yaşayabileceklerini, görevlerini ve sorumluluklarını hiç düşünme şansları olmadı ki… Ne gösterdik bu gençlere de ne bekliyoruz?   İşte benim gördüğüm; bizim görevimiz, sorumluluğumuz, o ıstırabı hafifletme, o omuzumuzda hissettiğimiz yükü azaltma çabamız da burada başlıyor. Karınca kararınca, gücümüz yettiğince, “Hay Marje ne yapabilirsek!” diyoruz. Evden, işten, çoluk çocuğumuzdan, işte fırsat bulamadığımız dinlenmemizden zaman arttırıyor, bir şeyler yapmaya uğraşıyoruz. Adımız “dernekçi” oluyor, artık bununla anılıyoruz. “İşin mi yok, derdin ne?” diyenlere bile oturup, “örgütlenme, kültür, anadil, toplum, millet” deyip duruyoruz. Kendi dilimizde bir konuşma, işte bir telefonun zil sesini mesela, duyunca yanına gidiyoruz, hemen “Kimsin, nerelisin?” ne hayrımız dokunursa işte... En hayırsızını bile sevdiğimiz bu toplum, bizim neredeyse bütün çevremiz. Mesela hasta olsak, gidemesek bir düğüne, hemen belli olur eksikliğimiz ya da bizsiz kalkmayacakmış gibi bir cenaze, o gün orada olmak en önemli işimiz.   Uzun sözün kısası; bizim büyüklerimiz, Kafkas Dağlarındaki cennet yurtlarından koparılıp bu tarafa fırlatıldılar. Biz, geçim derdine düştük, kentlerin betonları arasına hapsolduk. Saksıda yetiştirilmeye çalışılan bozkır çiçeği gibi renksiz, biçimsiz bir hale dönüştük. Rengimizi, kokumuzu, toprağımızı, varlığımızı hissedebileceğimiz bir bu dernekler kaldı. Kimine kızıp küseriz, kimini de toplumu politik ya da ticari çıkarları için kullanmaya çalışmakla eleştiririz, kimine “Böyle Çerkeslik mi olur, bu ne biçim davranış?” der darılırız. Biz eleştiriyi çok seven bir milletiz. Ama doğruların da ancak eleştirmekle bulunabileceğini genlerimizde, atalarımızdan miras alıp getirmişiz.   Varsın aramızda bunlar da olsun, biz o derneğe gider, hiç olmazsa bu kasvet ortamından bir anlık sıyrılıp, bu kültürün nefesini içimize çekeriz. Yok olup gitmektense, burada alabildiğimiz o bir nefesle işte, yaşayabildiğimiz kadar yaşarız. Hiç olmazsa aldığımız nefesten bir şey anlar, halen yaşadığımızı, var olduğumuzu hissederiz. Sizlere de tavsiye ederiz, bırakın bir kenara bahaneleri, hepinizi derneğe bekleriz…nanŞ. Şamil Koç