“Zor” İle “Daha Zor” Arasında

Türkiye diasporasında 2000 yılından beri tartışılagelen Dünya Çerkes Birliği (DÇB) ile ilişkiler konusu, son 3 yılda daha da yoğunlaşarak gündemi meşgul etmeyi sürdürüyor. Son 2 dönemdir Türkiye delegasyonu ve kamuoyunun da yakından izlediği gibi, çalışmalarının yetersizliği ve daha önemlisi “Çerkes Sorunsalı”na yaklaşımı eleştirilerin hedefi haline gelen, Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) içerisinde ciddi rahatsızlıklara ve tartışmalara yol açan DÇB süreci, dönemin KAFFED Genel Başkanı Yaşar Aslankaya’ya Rusya Federasyonu’na giriş yasağı konmasıyla iyice içinden çıkılamaz hale gelmiştir. KAFFED’in bütün müzakere girişimlerine karşı, sorun Yaşar Aslankaya’nın yasaklanmasına indirgenmiş, sorunun özüne ilişkin DÇB organlarında ve görüşmelerde ortaya konan eleştiriler ile ilgili maalesef somut ilerleme kaydedilememiştir.  Türkiye diasporasında DÇB ile ilgili yaygın hissiyat, “Kuruluş ve hemen sonraki süreçte pek çok eksiklik ve aksaklığa rağmen kendinden bekleneni vermek konusunda samimi, çalışkan, gerek diasporada Çerkes sorunsalına gerekse anavatandaki problemlere halkından yana tavır alan bir kurum” şeklinde idi. Ancak aynı diaspora, DÇB’nin zamanla enerjisini kaybetmeye, Çerkes sorunsalını hafifsemeye, gerçek sorunların dışında tali, hayati olmayan problemlerle vakit yitirmeye, toplumda birliği sağlamak bir yana toplumsal ayrışmalara zemin hazırlamaya doğru evrildiğini düşünmeye başlamıştır.  Gerek delegasyon ve gerekse DÇB YK Türkiye üyelerinin de yürüttükleri istişari toplantılar sonucunda sorunların çözümü ve ele alınması noktasındaki en yetkili organın Genel Kurul (Kongre) olduğundan hareketle mevcut durum Eylül 2018 tarihinde Nalçik’te yapılan kongreye götürülmüş ve  “KAFFED Delegasyonunun ortak görüşü” olarak sunulmuştur.  1. DÇB gerek anavatanda ve gerekse (bileşenleri itibarı ile) diasporada Çerkeslerin problemlerini iyi okuyamamakta  ve etkili bir bir vizyon ortaya koyamamaktadır.div> 2. Kimliğin adeta damgası olan dil her yerde hatta maalesef anavatanımızda dahi sürekli engellenirken, yok edilmeye çalışılırken yapılan tüm uyarılara karşın konuyu cılız ve yetersiz bir perspektifte ele almaktadır. RF da son düzenlemeler esnasında maalesef iyi bir sınav verememiş, gerek diaspora gerekse anavatanı oyalamayı tercih etmiştir. Özellikle son dil yasasına olan tutum DÇB ‘ye karşı ciddi bir güvensizlik oluşmasına yol açmıştır. (Bu duruma itiraz kimi çevreler tarafından “Türkiye ve KAFFED ne yapıyor ki?” anlayışı ile ele alınsa da, konu temelde Anadilimizin yaşayıp gelişebileceği en önemli vasatın anavatan olduğundan hareketle ele alınmalıdır.)div> 3. DÇB’nin görevi (tüzükte de belirtildiği gibi)  dünyanın dört tarafına dağılmış Çerkeslerin “birlikte hareket ederek kendi geleceklerini ve kültürlerini muhafaza edebilmeleri için çalışmak, bu amaca yönelik olarak gereken faaliyetleri yürütmek, topluma ışık olmaktır”. Lakin özellikle son 15 yılda gelinen nokta DÇB nin demokrat ve sivil yapısını terk ederek daha devletçi ve bürokratik entegrasyona yöneldiği kanısını giderek güçlendirmektedir. Diaspora anavatan olmaksızın yaşayamaz, diaspora her ne kadar kalabalık gibi görünse de halen kültürel ve moral olarak anavatandan beslenmektedir. Hal böyle iken anavatana ulaşım, giriş çıkışlar, iş kurma, okuma, mülk edinme gibi meselelerde projeler geliştirmesi beklenirken saydığımız konulara dair dişe dokunur hiçbir proje üretilememiştir. div> 4. Çerkeslerin çatı örgütü olması ve bağlı örgütleri çalıştırması, görev vermesi ve politika belirlemesi gerekirken DÇB lokal bir dernek gibi çalışmayı tercih etmektedir. Oysa dünyanın her tarafında yürütülmesi gereken mücadeleler vardır. Türkiye, Suriye, Ürdün, İsrail, Avrupa, ABD Çerkeslerinin talep ve istekleri de DÇB kimliği altında dile getirilmeli ve mücadelede bu bayrak yükseltilmelidir. DÇB sadece yöneticilerinin vizyon ve düşünceleri ile dünya çapında bir mücadeleyi yükseltemeyeceğini bilmeli, bileşenlerinin öneri ve eleştirilerini dikkate almalıdır. Lakin bu gün muhalefet eden, tartışan kişi ve kurumların etkisizleştirildiği bir süreci hep birlikte yaşıyoruz. Bu duruma DÇB yüksek sesle itiraz etmeli, kanuni ve hukuki mücadelede üyelerinin yanında yer almalıdır.div> 5. Anavatan diaspora ilişkileri halen kişilerin bireysel çabaları ile yürümektedir. Bu çabalara devlet mekanizması tarafından kolaylıklar sağlanmadıkça, kurumsal alt yapı kurulmadıkça, özendirilmedikçe ve kanuni garanti sağlanmadıkça sağlıklı şekilde sürdürülmesi mümkün değildir. DÇB bu konuda gerek Rusya Federasyonu ve gerekse Çerkeslerin yaşadığı ülkeler nezdinde girişimlerde bulunmalı, politik mekanizmalara müdahil olmalıdır. Lakin bugün DÇB nin bu kolaylaştırıcı rolünün olduğuna maalesef emin değiliz. div> 6. Aslen bir sivil toplum örgütü kimliğini taşıması gereken DÇB her geçen gün daha devletçi, daha resmi bir yapıya evrilmektedir. Yukarıda belirtilen sorunların dev boyutlarda sorunlar olduğu; öte yandan DÇB nin etki ve gücünün sınırlarının olduğu da herkes tarafından kabul edilmektedir. Ancak DÇB’nin temel işlevi bu sorunları, ilgili mercilerin ve toplumun önüne getirmek ve ulusal ve uluslararası düzeyde gündeme taşımaktır. Bu şekilde hareket ettikçe destek ve taraftarının artacağı unutulmamalıdır.  div> İkinci değerlendirme alanı DÇB’nin yönetim biçimi, yöneticilerinin tutum ve davranışları konusundadır. KAFFED tarafından önceki genel kurulda özellikle yönetim anlayışından kaynaklanan sıkıntılar dile getirilmiş ve bunların giderilmesi, yapılan önemli açıklama ve beyanların “bileşenleri ile istişare edilerek ve kurumsal olması” istenmiş bunların olmaması halinde KAFFED’in pozisyonunu gözden geçireceği dile getirilmişti.  Ancak son yıllarda bu anlayış kökleşmiş ve sürekli tartışma konusuna dönüşmüş, DÇB Başkanı Sohroko Hauti’nin tavır ve tutumlarında önemli bir değişiklik olmamış, bireysel değerlendirmeler ve dar grup anlayışı yine etkinliğini sürdürmüştür. Son 7 yıllık yönetim sürecinde Başkan Sokhroko Hauti’nin bu noktada  olması gereken yerde durabildiğini söyleyebilmek maalesef mümkün değildir. Bu kadar sıkıntılı geçen iki döneme rağmen Sohroko Hauti yeniden aday olmuş ve 3. kez DÇB Başkanlığına seçilmiştir. Kuşkusuz bir meşruiyet tartışması açmak yersiz ve gereksizdir lakin bir kurumda tekraren yöneticiliğe adaylık iki şeyi gerektirir: birincisi geçen dönemde mutlak ve gözle görülür başarılı performans, ikincisi geleceğe yönelik olarak umut ve dinamizm. Üzülerek söylemek gerekirse KAFFED-DÇB ilişkilerinin çok sıkıntılı olduğu son 3 yıl da dahil olmak üzere DÇB Başkanı Sohroko Hauti’nin iyi bir performans sergilediğini söylemek mümkün değildir.   KAFFED, DÇB’nin kurulduğu günden beri içinde olan, hatta kuruluş felsefesine ve sürecine en önde katkı sağlayan diaspora örgütüdür. KAFFED birliğe ve birlikten doğan sinerjiye, güce inanan bir kurum olarak DÇB nin içinde olmayı hep doğru ve yararlı pozisyon olarak benimsemiş ve şartların elverdiği ölçüde gereğini yerine getirmiştir. KAFFED ve diaspora, DÇB ye işte bu noktada (isminden de anlaşıldığı gibi) tüm dünya Çerkeslerinin ortak örgütü ve danışma meclisi olarak bakmakta ve bu şekilde çalışmasını arzu etmekte idi. Ancak yukarıda özetlenen gerekçeler ve KAFFED bileşenleri tarafından da eleştirilen bu anlayış sebebiyle Yönetime oy verilmemiş ve KAFFED’in bu dönemde Yönetim Kurulunda 1 Gözlemci Üye ile temsil edilmesi karara bağlanmıştır.  Şunu unutmamak gerekir ki gerek KAFFED-DÇB ilişkileri ve gerekse DÇB’nin genel çalışmaları ile ilgili eleştirilerin çoğu samimi ve yapıcı eleştirilerdir. Ancak gelinen noktada tartışmanın çalışmaları kilitleyen, ilişkilere zarar veren boyutlara ulaşmasını engellemek, KAFFED içindeki uzayıp giden tartışmaları artık bir neticeye bağlamak gerekir. İşte bu noktada konunun asıl muhatabı KAFFED Genel Kuruludur ve karar yetkisine sahip olması nedeni ile bu perspektiften konuyu nihayete erdirmelidir. Genel kurul tarihi bir sorumluluk üstlenecek ve DÇB üyeliğinden ayrılmak veya üyeliğe devam etmek şeklinde bir karar alacaktır. Ancak her iki durumun ardındaki değerlendirmeyi de yapmak zorunluluğu mevcuttur. KAFFED Kurucusu olduğu DÇB üyeliğinden ayrılınca ne olabilir? Genel kurulu zorlayacak en önemli sorulardan biri budur ve mutlaka pratik bir takım sonuçları olacaktır. Halihazırda Türkiye Diasporası ve örgütlerinin Kabardey-Balkar Cumhuriyeti nezdindeki ilişkileri büyük ölçüde (yanlış olmakla birlikte) DÇB üzerinden yürümektedir. Bu ilişkilerin sekteye uğraması,  politik ve bürokratik kimi engellemelerin olması ihtimal dâhilindedir. Her ne kadar çok yönlü ilişkiler ile bunun etkilerinin hafifletilmesi mümkün görünse de bunun zaman ve emek isteyeceği açıktır. Herkesçe kabul edilen bir gerçek şudur ki tüm anavatanda ilişkileri DÇB üzerinden kurgulamak potansiyel riskler barındırmakta, görece sivil oluşumlarla ilişkileri engellemektedir. Ancak Rusya Federasyonu içerisinde mevcut rejimin durumunu da göz önüne aldığımızda “Devlet Bürokrasisi” ve yerleşik nizam dışında kalarak ilişkileri ve işleri yürütmenin zorluklarını da göz ardı etmemek gerekir. Öte yandan KAFFED’in birlikten ayrılması durumunda Türkiye’den yeni partner arayışlarına girebileceğinin sinyallerinin genel kurul sonrası radyo demeçleri ile “etkili” kimi isimler tarafından da dillendirildiğini de unutmamak gerekir. İkinci seçenek DÇB ile yola devam etme kararı olabilir. Zira Genel Kurulumuz, KAFFED’in kuruluşuna destek verdiği ve uzun yıllardır birlikte çalıştığı kurumda kalarak, demokratik mücadelesini sürdürmesine, kurumu dönüştürmeye çalışmasına ve hatta yönetimine talip olmasına yönelik bir karar alabilir. Ancak bu seçeneğin  KAFFED bileşenleri açısından ne denli sancılı olacağını, ne gibi potansiyel riskler barındırdığını tahmin etmek zor değil. Zira KAFFED gerek bazı kurumsal bileşenleri ve gerekse üyeleri tarafından “DÇB’nin günahlarına ortak olmak ve sessiz kalmakla” yüksek perdeden eleştirilmeye başlandı. Kimi kurumlar ve kişiler bu birliktelikte ısrar edilmesinin KAFFED’de derin çatlaklar oluşturacağı hatta mevcut yapısını tehlikeli bir şekilde sarsabileceğini dile getirmektedir ki bu durum tehlikeli bir sürecin kapısını aralayabilir.  İşte bu zor dönemeçte KAFFED Olağanüstü Genel Kurulu, hem olağan genel kurula dek görev yapacak Genel Başkan seçimini yapacak hem de ortak aklı aracı kılarak “tarihi” bir sorumluluk üstlenecektir. Önümüze gelecek seçenek, “zor” ile “daha zor” arasında seçim yapmaktır. Geçirdiğimiz 20 yıllık süreci duygusallıktan arındırıp akılla değerlendirerek, toplumumuzun yararına atılması gerekli adımları  “potansiyel bedellere” rağmen atmak halkımızın geleceği için tayin edici olacaktır.nanŞogen Ümit Dinçer

İstişare Toplantımıza Davetlisiniz

Federasyonumuz kurumsal olarak her Genel Kurul öncesinde, serbest kürsü formatında istişare toplantıları yapmaktadır. 7 Nisan 2019 Pazar günü gerçekleştirilecek olan Olağanüstü Genel Kurul öncesinde, İstişare Toplantımız 6 Nisan 2019 Cumartesi günü saat 13.00'te TES-İŞ Konferans Salonu'nda (Beştepe Mah. Meriç Sk. No:23 Yenimahalle/Ankara) yapılacaktır.   Derneklerimizin yöneticileri, delegeleri, üyeleri, gönüllüleri ile toplumsal sorunlarımıza duyarlı tüm halkımızı değerli görüş ve önerileri ile toplantımıza katkıda bulunmaya davet ediyoruz.   İstişare Toplantısı gündemi: 13:00 - 13:15 Açılış 13:15 - 14:30 Dünya Çerkes Birliği (DÇB) ile İlişkiler 14:30 - 17:30 Serbest Kürsü 17:30             Kapanış    nanKaffed

Yeni Yılımız Kutlu Olsun

Адыгэ илъэсыщ1эмк1э дынывохъуэхъу!strong>p> Адыгэ Илъэсык1э хъяр Тхьам къытэт!strong>p> YENİ YILIMIZ KUTLU OLSUN!span>p> Geleneksel Yeni Yıl Kutlamalarımıza ilişkin Ergün Yıldız'ın sitemizde daha önce yayınlanan aşağıdaki yazısında detaylı bilgiler mevcuttur:em>u>p> Adıge Yeni Yılı Her şeyden önce belirtelim ki Adıge yeni yılı olarak kabul ettiğimiz 21 Mart tarihi tüm kuzey yarım kürede çeşitli şekillerde kutlanan doğu toplumlarının aşağı yukarı hepsinde çeşitli isimler altında daha ziyade de nevruz adı ile bilinen önemli bir gündür. div>   21 – 22 – hatta bazı yerlerde 23 Mart (Azeri ve Türkmenlerin bir kısmında) çeşitli farklılıklarla pek çok toplumda yeni yılın gelişi, baharın gelişi, kışın sona ermesi, doğuş günü gibi çeşitli nedenlerle kutlanmaktadır. Kökleri çeşitli araştırmacılar tarafından eski Mısır’a bir kısım başkaları tarafından Farsa ve İran'a dayandırılan bu kutlamaların bu gün kalan Kızılderili kültüründe bile mevcut olduğundan bahsedilir. Bu demektir ki nevruz veya baharın gelişi insanlığın eskilere dayanan ve toplumların dini inanışlarına göre çeşitli farklılıklarla çok yaygın kutlanan bir gündür. Nevruz eski Sovyet cumhuriyetlerinde resmi tatil olarak kutlanır. Kürtlerde, Afganlarda, Balkanlarda ve daha pek çok yerde çeşitli adlarla kutlanır. Türkiye’de de son dönemde politik kaygılar ve farklı amaçlarla resmiyet kazanmaya ve kutlanmaya başlamıştır. Yani Adığe yeni yılı olarak kutladığımız bu gün aslında pek çok halkta anlam farklılıkları ile de olsa kutlanan belirlenmiş bir gündür. Biz, Adıgeler ile ilgili kısmını ele alarak kısaca inceleyelim. ESKİ ADIGELERDE YENİ YIL 21 – 22 Mart tarihleri Adıgelerde yeni yılın başlangıcı olarak kabul edilir. (“Ğemre yat’emre şızexek”— veya bir başka ifade ile “Vağueber ş’ım qışıxek”) diye tanımlanan bu gün aslında gece ile gündüzün eşitlendiği gündür ve yeni yılın başlangıcı olması yanısıra, aynı zamanda ilkbaharın başlangıcı olarak da kabul edilir. Bu olayı daha detaylıca anlatmadan önce Adıgelerin yaşamında çok önemli bir yeri olan yıldızların ve gökyüzünün izlenmesi konusuna kısaca biraz değinmek istiyorum. **** Etnograf Mafedz Serebiy'in yazdığına göre Adıgeler yılın dönemlerini ve önemli olayları gökyüzü cisimlerinin konumuna göre belirliyorlardı. Yine araştırmacı Kalmık İbrahim’in yazdığına göre de Adıgeler yıldızların durumuna göre yaşamlarını düzenlerlermiş. Çiftçiler yıldızların doğuşuna batışına göre işlerini planlar, denizciler yıldızların durumuna göre denize açılırlarmış. Akşam “vağue” denilen (beşli yıldız grubu) ile iftar saatlerini, Nehuşvağue denilen(zühre yıldızı) ile sahur saatlerini belirlerlermiş. Mesela avcılar ve savaşçılar yollarını yıldızların durumuna bakarak bulurlar, gidecekleri hedefe hiç şaşmadan ulaşırlarmış. Söylencelerde yerini almış şu kalıplaşmış ifade bunun en iyi göstergesidir : “Madem ava çıkıyorsunuz Şıxulhağue (samanyolu) yi izleyin,o sizi hiç şaşırtmaz.” Adıgelerin astronomi bilgisinden istifade ile geleceğe dair tespitlerinden bahseden Hanceriy "kutup yıldızı, büyük ayı ve samanyolunu sürekli yön belirlemek için kullandıklarını, yıldızlara bakarak doğada olabilecek önemli değişimlere dair tahminlerde bulunduklarını ve bu tür yetenekleri olan kişilerin Adıgeler arasında çok itibar gördüklerini" anlatır bir yazısında. Yeni doğan ay'ın durumundan ve hilalin uç kısımlarının kıvrılışından o ay iklimin ve havanın nasıl olacağına dair tahmin yürütülür, günlük hava tahminleri ise güneşin doğuşuna batışına göre tahmin edilir tarım ve benzer işlerle uğraşanlar buna göre işlerini düzenlerlermiş. ***** Yaşamlarını düzenlerken gökyüzü ile bu kadar bağlantılı olan Adıgelerde, bu gün bahsedeceğimiz yeni yılın gelişi de yine bir gök cismine bakarak belirlenirmiş. Adıgelerin “Vağuebe” adını verdikleri (yunus-delfin) takımyıldızı Kuzey Kafkasya’nın gökyüzüne yerleştiğinde (21 Mart’a tekabül eder) bu olay ilkbaharın ve aynı zamanda yeni yılın başlangıcı sayılırmış. Bu yıldızın gökyüzünde görünmez oluşu ise sonbaharın başlangıcı olarak kabul edilirmiş. Yılın mevsimleri de bu yıldıza göre tayin edilirmiş. İlkbaharda topraktan çıktığına inanılan bu yıldızın, yazın tarım alanlarını, sonbaharda ormanları ve yüksek ağaç tepelerini aydınlattığına, kışın ise yine toprakta kaybolduğuna inanılırmış. (‘Ğemre yat’emre şızexek’ sözünün nereden geldiği net şekilde kendiliğinden ortaya çıkmaktadır gördüğünüz gibi)  “Вагъуэбэр щIым къыхэкIащ” “Vağuebe topraktan çıktı”, “Вагъуэбэр гъавэм(мэшым) къыхэплъащ” “Vağuebe ekine baktı”, “Вагъуэбэр жыг щхьакIэм хэхьащ” “Vağuebe ağacın dallarına girdi”, “Вагъуэбэр щIыгум хэхьэжащ” “Vağuebe (yeniden) toprağa girdi” biçiminde bu dönemleri tanımlayan deyişler vardır dilimizde. Bu tanımlamalar aslında Adıge yılının mevsimlerini ifade eder aynı zamanda. Bu dönenceler arasında 90’ar gün vardır ve bunlar (21-22 Mart-21 Haziran) ‘vağueber ş’ım qıxek’as’ denilen dönem ilkbahar mevsimine, (21-22 Haziran – 21 Eylül) ‘Vağueber meşım qıxeplhas’ denilen dönem yaz mevsimine, (21-22 Eylül – 21 Aralık) ‘Vağueber jığ şx’ak’em xex’as’ denilen dönem sonbahar mevsimine, 21-22 Aralık – 21 Mart arası)  ‘Vağueber Ş’ıgum xex’ajas’ denilen dönem ise kış mevsimini ifade eder. Bu mevsimlerin arasındaki tam bir dönence ise 360 günden oluşmaktadır. Eski Adıge halk takviminde bir yıl çeşitli olaylarla adlandırılan 18 ayrı zaman dilimi halinde bölümlenmiştir. Burada kullanılan ay isimleri günümüzde kullanılan gregoryen takvime aynı şekilde geçmiştir. Bir küçük not olarak: Yazın ve kışın en soğuk ve en sıcak günlerinin bu yıldız ile ilgisi olduğu düşünülür mevsim normalleri dışındaki havaların bu yıldızın konumundan kaynaklandığına inanılırmış. Yazın en sıcak günleri ‘Ğemahue şıle’ 16-17 Temmuz / 24-25 Ağustos arası, Kışın en soğuk günleri ise ‘Ş’ımahue şıle’ ise 16-17 Ocak / 24-25 Şubat arası döneme denk düşer.p> Yeni yıl geleneğinin çıkışı ve kutlanışı hakkında… Çok eski çağlardan bu yana Adıgeler bu günü büyük eğlencelerle kutlarlar. Yazılanlardan bu geleneklerin 5 bin yıl öncesine kadar dayandırıldığı görülmekle birlikte bunun ispat edilebilirliği yoktur doğal olarak. Fakat kutlamanın biçimine bakıldığında İslam’dan çok öncesine Adıgelerin ateşe taptıkları Mecusilik dönemine dayandığı görülmektedir. Bu açıdan yeni yıl kutlamalarının kültürümüzde çok eski bir yeri olduğunu söyleyebilmekteyiz. Esasında bu kutlamaların halkımızın kültürü ile veya inancı ile bağlantısının ne olduğu konusuna artık pek de bakılmamaktadır günümüzde. Fakat 21 Mart tarihi son bir kaç yıldan bu yana Adıgey’de net bir tanımlama ile “Adıge yeni yılının başlangıcı” olarak kutlanmaktadır. Bu kutlamalar kültür bakanlığının ve çeşitli kültür araştırmacılarının da desteği ile artık bir resmiyet ve devamlılık kazanmıştır. Diğer bölgelerde de bu kutlamalar aynı şekilde yapılıyor olmakla birlikte eski Adıge geleneğinin bir devamı olarak tekrar edilmekte, tam olarak Adıgey’de olduğu gibi net bir yeni yıl kutlaması vurgusu yapılmamaktadır. Fakat bu bölgelerde o şekilde kutlanıyor olması durumu değiştirmez. Çünkü incelendiğinde görülmektedir ki diğer halklarda baharın başlangıcı, kışın bitişi şeklinde kabul edilen Delfin yıldızının görünmesi olayı, Adıgelerde aynı zamanda bir takvim yılının başlangıcı manasına da gelmekte yukarıda açıkladığımız şekilde bir yılın bölümleri bu yıldızın gökyüzündeki hareketine bağlı olarak tayin edilip belirlenmektedir. Adıge yeni yılının çıkışı hakkında Maf’edz Serebiy şöyle yazmaktadır: “Bu kutlamalar, gece ile gündüzün eşitlendiği zamanda Mecusi inanışından kalma bir gelenekle ateşin tanrısına kurban kesilmesine ve bütün ailenin bu nedenle bir araya gelerek kutlamalar yapıp tanrıya saygılarını sunmasına kendilerini koruması için dualar etmesine dayanan bir ibadet tarzı kutlamadır.” (Bu gün hala bu kutlamalara ‘maf’eşx’a ced wuk’ın’ denilmektedir bazı yerlerde) Yani Mafedz Serebiy’e göre 21 Mart’ta yapılan bu kutlamaların asıl çıkışı ateşin tanrısına yakarış mahiyetinde bir törene dayanmaktadır. Bu gün de insanlar güçleri yettiği oranda kimisi sığır, kimisi koyun, kimisi tavuk hindi, her neye gücü yetiyorsa bir kurban keser bütün aile bir araya toplanarak yemek yenir ve sadece o gün tüm aile büyük küçük ayırımı yapılmaksızın hep birlikte sofraya oturur. Çünkü bu yemek bir ibadet olarak kabul edilir ve sonunda topluca dualar edilir. Bu gün halkımızın büyük bir kısmı Müslüman olmuş olmasına rağmen, bu kutlamalar hala devam etmekte ve İslam dini ile bir ilişkisi olmadığı halde devam ettirilmektedir. Çünkü bu günün yukarıda açıkladığımız Adıge yeni yılının başlangıcı olması gibi özel bir anlamı daha vardır halkımız için. Öte yandan Adıgey Cumhuriyeti’nde yapılan kutlamalarda bu günün yeni yıl özelliği daha fazla ön plana çıkmakta, en azından yapılan kutlamalarda çeşitli kültür araştırmacılarının bilim adamı ve yazarların katıldığı toplantılar düzenlenmektedir. Bu toplantılarda günün Adıge yeni yılı olma özelliğine yönelik yapılan aratırmalar ve çalışmalar sunulmakta böylece 21 Mart tarihinin olması gereken bu yönü ile yerleşmesine çalışılmaktadır. Bu toplantılarda konuşan Adıgey tarih araştırmacıları Jendar Mariyet ve Wuneroqu Mir’ın verdikleri bilgiler; Adıgelerin bu güne göre bütün bir yılı yorumladıklarını gösteriyor. 21 Mart günü eğer sıcak ve güneşli ise yılın iyi geçeceğine, hava bulutlu ve yağmurlu ise yılın sıkıntılı geçeceğine inanılır, ayrıca turnaların hareketlerinden yılın gelişi hakkında yorumlar yapılırmış. Jendar Mariyet’in verdiği bilgilere göre, bu gün ile ilgili çeşitli inanışların da olduğunu görüyoruz. Mesela o gün kötü ruhların serbest kaldığı ve yeni yıl ile eski yılı birbirine karıştırdıkları gibi bir inanış mevcutmuş halk arasında. Bu nedenle onları uzak tutmak için evlerin ocaklarında ateşler yakılır, dumanı kapı ve pencereler önünden geçirilir, külleri evlerin etrafına serpiştirilir ve böylece büyülerden ve büyücülerden ve kötü ruhlardan korunulacağına inanılırmış. 21 Mart günü süslenen ağaca çeşitli hediyeler asılır, ailelerin bütün fertleri sofrada olmak üzere toplanarak bu ağacın altında yemek yenilirmiş. Daha sonra dualar edilerek istenen şeyler için yakarılır, hastaların şifa bulması, yoksulların zenginleşmesi için dua edilir, güneşe ve sıcağa yakararak bereket iyilik güzellik dilenirmiş.p> Kaynaklar: M.Papşu, Çerkeslerde Eski Takvimler (çeviri derleme). E.Yıldız, Çerkesler ve Gökyüzü (çeviri derleme). E.Yıldız, Adığe Psalhe + Adıge Maq, Mart 2005 Elot.ru, 21 Mart 2006 sayısıp> div>nanKaffed

14 Mart Anadilimize Karşı Sorumluluklarımızı İhtar Ediyor

Federasyonumuz ve üye derneklerimiz tarafından 14 Mart Adıge Dili ve Edebiyatı Günü bu yıl da farklı şehirlerde çeşitli etkinlikler ile kutlanmaktadır. Dün soykırım, etnik temizlik, dağınık iskan ve asimilasyon politikalarının olumsuz etkisine maruz kalan dilimiz ve kültürümüz, bugün de kentleşme ve popüler kültür karşısında okullarda dil eğitiminin hala yeterli güvenceye alınamamış olması nedeniyle, ciddi risk altındadır.p> Bu riski göğüsleyecek ve üstesinden gelecek bir toplumsal kimlik bilinci geliştirilmesi, bu bilinç etrafında örgütlü mücadele azminin yükseltilmesi konularını, gerek kurumlarımızda gerek ailelerimizde gündemimizin üst sıralarına taşımamız gerekiyor. Bu bilincin gerek anavatanımızdaki Cumhuriyetlerimizde gerekse başta en büyük nüfusumuzun bulunduğu Türkiye olmak üzere diaspora ülkeleri arasında yaygınlaştırılması için daha fazla çalışmamız gerekiyor. Dilimizin anavatanımızdan, orada gelişen bilimsel, edebi, sanatsal ve politik kaynaklardan kopuk bir şekilde yaşatılması ve anlamlı bir ölçekte geliştirilmesi mümkün değildir. Anavatanımız ile Türkiye ve diğer diaspora ülkeleri arasında dil, sanat ve edebiyat alanlarındaki işbirlikleri artırılmalıdır. Anavatandan kopuk yaklaşımların dilimize ve kimliğimize de ket vuracağını bilerek bu gibi yaklaşımlara karşı toplumumuzun uyanık olması özel önem taşımaktadır. Üniversitelerimizde açılan bölümlerin, ortaöğretim kurumlarına konulan seçmeli derslerin ve son olarak da bu yıl Federasyonumuzun katkıları ile kabul edilen Halk Eğitim Merkezleri tarafından anadili kurslarının desteklenmesi imkânının toplumumuzun sahip çıktığı ölçüde yaşatılabileceğini ve ileriye taşınabileceğini göz ardı etmemek gerekmektedir. Bu konuda gerek ailelerimize gerek kurumlarımıza önemli görevler düşmektedir. Bir dilin yok oluşunun önlenmesi, sadece bireylerin, ailelerin ve Sivil Toplum Kuruluşlarımızın altından kalkabileceği bir yük değildir. Çeşitli vesilelerle gündeme getirdiğimiz gibi dilimize ve kimliğimize dair taleplerimizi demokratik kanallardan kamusal alanlara taşımalıyız, kamu kurumları ile karşılıklı saygıya dayalı yapıcı diyaloglar ile özellikle AB süreci ile elde edilen kazanımların geliştirilmesi için çalışmaya devam ediyoruz. İnkar ve asimilasyon politikalarından önemli ölçüde dönülmüş olması, merkezi ve yerel yönetimlerin pek çok hususta yapıcı desteklerinden büyük memnuniyet duyuyoruz. Bu yaklaşımın tüm kamu kurum ve kuruluşları ile toplumun geneline yayılması en büyük arzumuzdur. Ancak demokratik bir toplum düzeninde tüm dil ve kültürlerin korunması ve geliştirilmesi hususunda kamu kurumları desteklemenin ötesine geçip doğrudan sorumluluk almalıdır. Bugüne kadar pek çok kurum ile yürüttüğümüz işbirliğinde olduğu gibi yarım asrı geçen kurumsal kapasitemiz ile böylesi bir demokratik anlayışa yönelecek tüm kamu kurumlarına desteğe hazırız. Bunun ilk adımı olarak da kamu yayıncısı olan TRT nin Çerkesce TV kanalı açmasına yönelik uzun yıllara dayalı talebimizin hayata geçirilmesine dönük beklentimizi yeniliyoruz. Kimliğimizi ve dilimizi koruma taleplerimizin, bir buçuk asırdır Türkiye’de birlikte yaşadığımız diğer kimliklere mensup dost ve komşularımız tarafından da büyük bir içtenlikle desteklenmesinden de özellikle mutluluk duyuyoruz. Küçük bir azınlığın zaman zaman sergilediği ve bilgisizliklerinden kaynaklandığına inandığımız nefret söylemine varan söylemleri ise demokrat ve vicdanlı çoğunluğun desteği karşısında göz ardı ediyoruz. Ülkemizin demokratikleşmesi her kimlikten ve kesimden insanımızın lehinedir ve kamu yararınadır. Toplumsal barışı ve huzuru güçlendirecek olan yol da budur. Bu duygu ve düşünceler ile atalarımızın bize mirası ve ülkemizin de kültürel bir zenginliği olan Adige Dilini, tüm dünya halkları ile dayanışma içerisinde, nice 14 Mart’lara taşıyacağımız inancı ile, Adige Dili ve Edebiyatı Günümüzü kutluyoruz. KAFFED ANADİLİ KOMİSYONU div>nanKaffed

Düzce Üniversitesi’nde Adıge Dil Günü Kutlanıyor

Düzce Üniversitesi her yıl olduğu gibi bu yıl da "Adıge Dil Günü"nü kutluyor. Düzce Üniversitesi Çerkes Dili ve Edebiyatı programının ev sahipliğinde, Düzce Adıge Kültür Derneği, Adıge Dili ve Edebiyatı Derneği, Köprübaşı Ömer Efendi (Haçemziye) Köyü Adıge Kültür Evi Derneği, Adıge Düşünce Derneği ve Düzce Dostluk Kulübü 'nün ortaklaşa düzenledikleri, Ankara Çerkes Derneği Minkler Dans ekibi ve Hantse Guaşe grubunun da yer alacağı "14 Mart Adıge Dil Günü" etkinliği'ne anadiline değer veren herkes davetlidir. 14 Mart Adıge Dil Günü Tarih: 16 Mart Cumartesi Saat: 15:30 Yer: Düzce Üniversitesi İstiklal Konferans Salonu  p>nanKaffed

Düzce Üniversitesi’nde Adıge Dil Günü Kutlanıyor

Düzce Üniversitesi her yıl olduğu gibi bu yıl da "Adıge Dil Günü"nü kutluyor. Düzce Üniversitesi Çerkes Dili ve Edebiyatı programının ev sahipliğinde, Düzce Adıge Kültür Derneği, Adıge Dili ve Edebiyatı Derneği, Köprübaşı Ömer Efendi (Haçemziye) Köyü Adıge Kültür Evi Derneği, Adıge Düşünce Derneği ve Düzce Dostluk Kulübü 'nün ortaklaşa düzenledikleri, Ankara Çerkes Derneği Minkler Dans ekibi ve Hantse Guaşe grubunun da yer alacağı "14 Mart Adıge Dil Günü" etkinliği'ne anadiline değer veren herkes davetlidir. 14 Mart Adıge Dil Günü Tarih: 16 Mart Cumartesi Saat: 15:30 Yer: Düzce Üniversitesi İstiklal Konferans Salonu  p>nanKaffed

Olağanüstü Genel Kurul Duyurusu

  Genel Başkanımız Yaşar Aslankaya’nın istifası nedeniyle tüzüğümüzün 13. maddesi gereğince,  Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) Olağanüstü Genel Kurulu, 24 Mart 2019 Pazar günü saat: 11.00'de TES-İŞ Sendikası Konferans Salonu,Beştepe Mh. Meriç Sokak No: 23, Yenimahalle /Ankara adresinde aşağıdaki gündemle yapılacaktır. Daha önce Başkanlar Kurulumuzun almış olduğu tavsiye kararı uyarınca Dünya Çerkes Birliği (DÇB) konusunda yaşanan sorunlar da bu Olağanüstü Genel Kurul gündeminde görüşülecektir.   İlk toplantıda çoğunluk sağlanamaması halinde ikinci toplantı, çoğunluk aranmaksızın, 7 Nisan 2019 Pazar günü saat: 11.00'de, TES-İŞ Sendikası Konferans Salonu, Beştepe Mh. Meriç Sokak No: 23, Yenimahalle /Ankara adresinde yapılacaktır. Genel Kurul tarihinden bir gün önce, 06 Nisan 2019 Cumartesi günü saat 13.00'te, yöneticilerimiz, delegelerimiz, üyelerimiz ve halkımızın sorunlarına duyarlı tüm kesimlerin katılacağı İstişare Toplantısı yapılacaktır. Toplantı yeri daha sonra ilan edilecektir. Genel kurulun Çerkes halkının geleceğine ışık olacağı inancımızla ilanen duyururuz.   Saygılarımızla,   Kafkas Dernekleri Federasyonu     KAFFED  Olağanüstü Genel Kurul Gündemi:   1- Açılış,yoklama ve saygı duruşu   2- Divan heyetinin teşekkülü   3-Genel Başkanın açılış konuşması   4- Misafir ve Protokol konuşmaları   5- Dünya Çerkes Birliği (DÇB) hakkında görüşmeler   6- KAFFED Genel Başkan adaylık için başvuruların kabul edilmesi   7- Genel Başkan adaylarının tanıtım konuşmaları   8- Seçim ve sandık kurulunun oluşturulması   9- Seçimin yapılması   10- Seçilen Federasyon Başkanı’nın teşekkür konuşması   11- Dilek ve Temenniler  nanKaffed

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü

8 Mart, kadınların hak ve eşitlik isteklerini dile getirdikleri, kadın olmaktan dolayı yaşadıkları sorunlarına dikkat çektikleri, örgütlenme, özgürleşme ve dayanışma  günüdür. KAFFED olarak, 8 Mart’ın kadın mücadele ve dayanışmasında bir dönüm noktası oluşturmasını diliyoruz. Bu vesileyle, başta Federasyonumuz ve Üye derneklerimizin Yönetim Kurulları ile komisyonlarımızda ve ekiplerimizde dilimizin, kimliğimizin, kültürümüzün ve haklarımızın korunması için toplumsal mücadelemize omuz veren Setenay Guaşelerimiz olmak üzere, tüm dünya kadınlarının eşitlik ve özgürlük mücadelesine desteğimizi bir kez daha yineliyor, emeklerine teşekkür ediyoruz.nanKaffed

Milli Eğitim Bakan Yardımcısı İbrahim Er ile Sorunları Görüştük

  KAFFED Genel Başkan Vekili Yıldız Şekerci başkanlığındaki heyet Ak Parti Kayseri Milletvekili Hülya Atçı Nergis’in de katılımı ile Milli Eğitim Bakan Yardımcısı İbrahim Er’i ziyaret etti. Görüşmede, Milli Eğitim Bakan Yardımcısı İbrahim Er ile anadile ilişkin sorunlar ve talepler detaylı bir şekilde ele alındı.   Ortaöğretimde seçmeli derslerin yaygınlaşmasının önündeki mevzuat ve uygulama kaynaklı sorunları ileterek çözümü konusunda destek istenildi.   Ayrıca Halk Eğitim Merkezleri ile ortaklaşa yürütülen anadili kursları ile Düzce ve Kayseri’de açılan bölümlerin mezunlarının öğretmen olarak atanmasına ilişkin talepler de gündeme getirildi. Yine ders kitaplarında Çerkes Ethem konusunda yer alan ibarelerin düzeltilmesine ilişkin talebimiz de ifade edildi.   MEB Bakan Yardımcısı İbrahim Er, toplumumuza dönük herkesin olumlu bir algısı olduğunu, anadilini bir hak olarak gördüklerini, korunması ve geliştirilmesi konusunda gerekli desteği vereceklerini, sorunları inceletip çözümü için çalışacaklarını belirtti. nanKaffed

Kamuoyuna Açıklama

  KAFFED eski Genel Başkanı Sayın Yaşar ASLANKAYA’nın, 31 Mart yerel seçimlerinde, bir siyasi partinin Belediye Meclis Üyeliği aday listesinde yer alması ve bu yolda devam edeceği yönünde kararını ifade etmesi üzerine,  KAFFED’in bütün siyasi partilere eşit mesafede durma ilkesinden hareketle, Yönetim Kurulumuz kendisinden aynı akşam istifasını talep etmiştir.  Başkanlık makamının boşalması ile girdiği yeni süreci doğru değerlendirmek amacıyla KAFFED, izleyen hafta sonunda, derhal Yönetim Kurulu ve Başkanlar Kurulu  ile durum değerlendirmesi yapmak ve ortak akıl geliştirmek üzere toplantılar yapmıştır. Toplantı sonucu alınan kararlar bu hafta içerisinde KAFFED internet sayfasında paylaşılacaktır. Özetle, KAFFED tüzüğü de göz önüne alınarak, Genel Başkan seçimi için zorunlu Olağanüstü Genel Kurula gidilmesine; Genel Kurula kadar Genel Başkan Yardımcılarından Sayın Yıldız ŞEKERCİ’nin vekaleten Genel Başkanlık görevini yürütmesine oy birliği ile karar verilmiştir. Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adaylarından Mehmet ÖZHASEKİ’nin Federasyonumuzu ve Ankara Çerkes Derneği’ni (AÇD) ziyaret talebi yaklaşık bir ay önce iletilmiş, ziyaret planı yapılmıştı. Ancak, toplumun rahatsızlığına neden olan olaylar, KAFFED Yönetim Kurulu’nun toplantı halinde olduğu saatlerde gerçekleşmiştir.  Konu, herkesi rahatsız eden bir boyuta ulaştığından, Pazar günü yapılan Başkanlar Kurulu toplantısında ele alınmış, toplantıda Dernek Başkanı Sayın Demir KIZILKAYA konunun gelişimi ve detayları hakkında bilgi vermiştir. Özetle olayın gelişimi şu şekilde olmuştur: "Sayın ÖZHASEKİ’nin gelmesinden önce, Emniyet birimleri ve parti görevlileri binaya gelip, ortam ve üst araması yapmak istediklerini ilettiklerinde Sayın KIZILKAYA  kendilerine bunun uygun olmayacağını ifade etmiştir. Emniyet görevlilerinin, canlı bomba ve benzeri güvenlik ihbarları nedeniyle bunun zorunlu bir prosedür olduğunu belirtmesi üzerine; Sayın KIZILKAYA o anda dernekte bulunanların emniyetini de düşünerek, güvenlik görevlileriyle yaptığı müzakereler sonucu resmi üniformalı polislerin binadan uzaklaştırılmasını sağlamış, üst aramasını nispeten yumuşatmış, ancak bu telaş içerisinde üst salona asılan pankartlar dikkatten kaçmıştır." KAFFED YK toplantısı bitmeden bazı üyeler salona girmişlerdir. Bu aşamadan sonra, KAFFED ve AÇD yöneticilerinin de rahatsız olduğu pankartlarla ilgili olarak, durumu daha da olumsuz bir hale getireceğinden üyelerimiz yanında misafirlerle polemiğe girmekten kaçınılmıştır. KAFFED’in veya bağlı derneklerinin herhangi bir siyasi partiyi desteklemesi söz konusu değildir. Aşırı güvenlikçi alışkanlıklar ve siyasilerin üsluplarındaki farklılıklardan kaynaklanan bu gibi durumların tekrarlanmaması için daha çok dikkat edilmeli, bu gibi durumların istismar edilmesine müsaade etmemeliyiz. Bu vesileyle KAFFED’in ve bağlı derneklerinin tüm siyasi partilere eşit mesafede durduğunu tekrar vurguluyor; herhangi bir siyasi partiyi desteklemenin veya herhangi bir siyasi partiye karşı olmanın ilkelerimiz çerçevesinde söz konusu olamayacağını kamuoyuna saygılarımızla bir daha hatırlatıyoruz.nanKaffed