Kafkasya’da Mezolitik Çağ (GÖ 12.000-10.000/MÖ 10.000-8000)p> İnsanlık tarihine yön veren ve yaklaşık 2,6 milyon yıl süren Buzul Çağı yani Pleistosen 11,700 yıl önce sona ermiştir. Sonrasında başlayan ve hala devam eden dönem, jeolojik zaman tablosunda, Holosen olarak tanımlanmıştır. Günümüzün de içinde bulunduğu jeolojik süreç olan Holosen, genel olarak çok ciddi boyutlarda iklimsel değişikliklerin meydana gelmediği dengeli bir buzularası (interglacial) dönemi temsil eder gibi görünmektedir. Gerçekten de Son Buzul Doruğu’ndan sonra iklimde görülen ani ve kısa süreli değişikliklere karşın, belirgin olarak buzularası iklim koşulları söz konusu olmuştur. Ancak Holosen dönem içinde genel olarak sıcak iklim koşulları hüküm sürmüş olmasına rağmen daha soğuk dönemler de görülmektedir. (Karakoç 2015: 28) p> Holosen döneminin ilk iki binyılı, yaklaşık GÖ 12.000-10.000 yılları arası, tarihöncesi biliminde (Eski Yunancadaki Mesos=Orta ve Lithos=Taş sözcüklerinden türetilerek) Mezolitik Çağ olarak tanımlanmıştır. Daha önceki dönemlerde olduğu gibi Mezolitik dönemin de başlama ve bitiş tarihleri bölgelere göre farklılık göstermektedir. Bu dönem aynı zamanda Üst Paleolitik ile Neolitik arasında bir geçiş dönemi olarak kabul edilmektedir… Bazı bilim insanları Mezolitik dönemi, Üst Paleolitik dönemin son aşaması olarak kabul etmektedirler, diğer bazıları ise Neolitik dönem ile ilişkilendirmektedir. (Açugba 2015: 7)p> Mezolitik çağın “bir geçiş dönemi” olduğu vurgusu farklı kaynaklarda yer almaktadır. Bununla birlikte kimi kaynaklarda, bazı bölgeler özelinde, Mezolitik yerine Epipaleolitik kavramı kullanılmaktadır. Mezolitik ile ilgili bilim insanlarının bazıları tarafından benimsenen, bazıları içinse halen tartışma konusu olan bir diğer unsur da, bu döneme Yakındoğu ve Akdeniz’i kapsayan coğrafya için Epipaleolitik adının verilmesidir. Mezolitik ile benzer özelliklere sahip olan epipaleolitik, insanın halen göçebe bir yaşam sürdürdüğü, avcı-toplayıcı ekonomik sistem ile belirli bir yerde yerleştiği, üretip, tarım yaptığı, hayvanları evcilleştirdiği ekonomik sistem arasında bir geçiş dönemi şeklinde, üst paleolitiğin bir uzantısı olarak görülmektedir. (Topdemir–Özsoy 2015: 23-24)p> Epipaleolitik ile Mezolitik arasındaki geleneksel ayrım, karşı karşıya olduğumuz toplum türlerinden çok kronolojiye dayanır. “Mezolitik”, Avrupa arkeolojisinden gelen, o bölgedeki Holosen dönemin avcı-toplayıcı toplulukları için kullanılan bir kavramdır. Bu Avrupalı Mezolitik avcı-toplayıcı-balıkçı toplulukların bazıları yerleşikken, bazıları geziciydi ve daha küçük gruplar halinde yaşıyordu. Yerleşik avcı-toplayıcı-balıkçı yerleşimler Yakındoğu’da da bulunmuştur, ancak bunların pek çoğu Pleistosen’in son binyılına tarihlenebilir. Dolayısıyla bu yerleşmeler, Mezolitik’ten çok Epipaleolitik olarak sınıflandırılmıştır. (Düring 2016: 48)p> Günümüzden yaklaşık 18 binyıl öncesinden itibaren havaların ısınması ve buzulların kuzeye doğru çekilmeye başlamasıyla birlikte bitki örtüsünde, hayvan türleri-sayılarında farklılaşmalar olmuştu ve buna bağlı olarak insanların beslenme ve geçinme yöntemlerinde yeni döneme uyum sağlayacak önemli değişimler yaşanmıştı. Ancak yaklaşık 13 bin yıl önce başlayan ve insanların yaşamlarını binyıldan fazla bir süreyle zorlaştıran yeni bir soğuk dönemin olumsuz etkileri, Mezolitik dönem insanlarına miras kalmış gibi görünmektedir. Son Buzul Çağı'nın sonu ile en eski tarımsal yerleşimlerin ortaya çıkmasının öncesinde, bazı ani iklimsel değişikliklere tanıklık eden bir zaman aralığı olarak, Mezolitik dönem yer almaktadır. Buzul Çağı sonrası dönemlerde sıcaklıkların kademeli olarak yükselmesinden sonra, Avrupa ve Yakın Doğu'daki avcı-toplayıcı topluluklar, Genç Dryas (Younger Dryas) dönemi olarak bilinen ve MÖ 10.800-9500 yılları arasında süren şiddetli soğuklara uyum sağlamak zorunda kaldılar. Bu kurak ve şiddetli soğukların ardından ısınma eğilimi devam etmiştir ve bir tarım ekonomisini harekete geçiren İklimsel Optimum (Climatic Optimum) sırasında zirveye ulaşmıştır. Paleolitik dönemde olduğu gibi sıcaklıklardaki bu salınımlar, Mezolitik toplulukların davranışlarını, değişen doğal çevreye göre, uyarlamalarını gerektirmiştir. Diğer birçok açıdan, Üst Paleolitik ile Mezolitik avcı-toplayıcı toplumlarını ayırt etmek zordur. Örneğin, Mezolitik dönemi tanımlayan mikrolitik taş aletler, Paleolitik dönemin taş alet endüstrilerinde ortaya çıkmıştır. Benzer şekilde, Mezolitik'in sonu ile erken Neolitik arasındaki sınır ise özellikle Mezolitik çağı buluntularının 'Çömlekçilik Öncesi Neolitik' dönemiyle karıştırılabildiği Kafkasya'da net değildir. (Sagona 2017: 68-70)p> Younger Dryas soğuk-kurak iklim koşulları ve buzullaşmaları sadece Grönland ve çevresinde değil fakat aynı zamanda tropikal ve yarı-tropikal iklim bölgelerini de etkisi almış görünmektedir. Küresel bir soğuk dönem olarak da tanımlanan bu süreçte iklimde yaşanan değişikliklerin özellikle Yakındoğu’da yaşayan Epi-paleolitik dönem avcı ve toplayıcı insan grupları üzerinde çok önemli etkileri olduğu öne sürülmektedir. Bu soğuk iklim koşulları tahıllar gibi bazı doğal bitkisel ürünlerin yetişmesinde bir düşüşe ve yetiştikleri alanlarda daralmaya yol açtığı gibi, bu bitkisel ürünlere dayalı beslenme modeline sahip insanların yaşadıkları doğal çevreyi sınırlamıştır. Bunun yanı sıra Younger Dryas buzullaşması, gerek Yakındoğu ile Anadolu ve Balkanlar gerekse Avrupa’da yaşayan bu dönem avcı-toplayıcı insan gruplarının temel besin kaynaklarını oluşturan av hayvanları ile bitkisel kaynaklarda da doğal bir azalmaya yol açmıştır. (Karakoç 2015: 26-27) p> Aslında Kafkasya Mezolitik dönemi için alıntı yapılan kaynaklarda oldukça sınırlı bilgilere yer verilmektedir. P. Dolukhanov bu konuya şu cümleyle vurgu yapmıştır: “…Mezolitik (tarım öncesi) yerleşmelerin neredeyse tamamen bulunmayışı, en önemli engellerden birini oluşturmaktadır.” (1998: 309) p> Alıntı yapılan diğer kaynaklarda aynı konuda hakkında özetle şu bilgiler yer almaktadır: Kafkasya Mezolitik döneminin mutlak kronolojisinin oluşturulması sorunu henüz emekleme aşamasındadır. En temsili tarih serileri İmeretya bölgesindeki Kotias Klde yerleşiminden elde edilmiştir. Söz konusu verilere göre Batı Gürcistan Mezolitik dönemi MÖ 10.450-8350 arasına tarihlenebilir ve genel olarak Kuzey Kafkasya'daki (Chygai, Dvoynaya, Badynoko) sitelerden alınan verilerle çelişmezler. Bu kronolojiden elde edilen en önemli sonuç, Kafkasya Mezolitik yerleşmelerinin Pleistosen’den Holosen’e geçiş döneminde, Geç Dryas döneminde, oluşması ve Ortadoğu'daki Seramik Öncesi Neolitik A ile eşzamanlılığıdır (MÖ 9500-8500). (Cherlenok 2013: Мезолит История изучения-Mezolitik Çalışma Tarihi)p> Mezolitik, önemli ölçüde farklı iki varoluş biçimi, avcı-toplayıcılığın son dönemi ile besin üretiminin başlangıcı, arasında sıkışmış kritik bir aralıktır. Ancak yine de Mezolitik, karmaşık bir kültürel bağlantı olarak görülmemelidir. Bu dönemin toplulukları, geçmişin geleneklerinden yararlanırken, geleceğin yeniliklerinin habercisi, sosyal organizasyon, sanat ve teknoloji alanlarına önemli katkılar sağladılar. Kafkasya kuşkusuz yeni bir çalışma alanıdır, ancak yine de eksikte olsa bir çerçeve çizmek her zaman mümkündür. (Sagona 2017: 67)p> Buzul Çağı’nın sona ermesiyle oluşan doğal çevre koşullarında, bitki örtüsündeki değişimlere bağlı olarak, buzul çağının iri hayvanlarından daha küçük ve daha çevik hayvanlar çoğalmaya başladılar. Dönemin avcılık-toplayıcılık ile geçinen toplulukları, av hayvanı havuzundaki bu farklılaşmaya bağlı olarak, avcılık aletlerini değiştirmek-geliştirmek zorunda kaldılar. Böylece, Mezolitik toplulukların alet çantalarında, önceki dönemin çeşitli taş aletlerinin yanı sıra minitaşlar (mikrolitler), birleşik araçlar ve bazı balıkçılık malzemeleri de yer almaya başladı. Mikrolit, genellikle üç santim veya daha ufak boyutlu üçgen, dikdörtgen ve kare biçimli olabilen küçük taş aletlerdir. Yaygın olarak çakmaktaşı ve obsidiyenden üretilen mikrolitlerin, ahşap, kemik ve boynuz ile birleştirilmesiyle keskin bıçaklar, mızraklar ve oklar elde edilmiştir.p> Kültürel olarak, hem Kafkasya'daki hem de diğer bölgelerdeki Mezolitik dönemin karakteristik bir özelliği, mikrolitik endüstrilerin yaygın bir şekilde ortaya çıkmasıdır. Kafkasya'da, Epipaleolitik anıtların envanterindeki mikrolitleşme eğiliminin zaten kaydedilmiş olduğuna dikkat edilmelidir; buralarda geometrik mikrolitler bile bulunmuştu. (Cherlenok 2013: Мезолит История изучения-Mezolitik Çalışma Tarihi)p> Mezolitik taş alet topluluğunun incelenmesinden yola çıkarak, bunların doğrudan doğruya, yerel Üst Paleolitik geleneklerin gelişiminden doğduğu görülebilir. Üst Paleolitik alet çantasını oluşturan hemen hemen bütün ana öğeler, yan kazıyıcılar, üçgen kalemler (burin), bizler, Gravet uçlar, çontuklu ok uçları vs., burada bulunmuştur. Yeni öğeler arasında mikro kazıyıcılar, mikro kalemler ve sırtlı dilgiler yer almıştır. Daha sonraki yerleşmelerde, daha sınırlı sayılarda geometrik mikrolitler (hilâl biçimli ve trapezoid) ortaya çıkar. Bazı yerlerde zıpkın serileri bulunmuştur. Gürcistan’daki Trialeti Dağları’nın eteklerindeki yerleşmelerden ikisi, Edzani ve Zurtatekhi, ilgi çekici bir taş alet koleksiyonu vermiştir. Karadeniz bölgesinin tersine, burada geometrik mikrolitlerin oranı dikkat çekicidir; asimetrik hilâl biçimliler, trapezler ve üçgenler en yaygın olanlarıdır. Çeşitli türde ok uçlarının, mikro kazıyıcıların hem dilgilerden hem de yongalardan yapıldığı görülür. Aynı zamanda Üst Paleolitik alet çantası, daima, doğrudan bir kültürel sürekliliği vurgulayacak biçimde mevcuttur. (Dolukhanov 1998: 311; Meshveliani-Bar-Oz vd. 2007: 49; Sagona 2017: 67),p> Kuzeydoğu Karadeniz, Güney Kafkasya ve Dağıstan’da tespit edilmiş Mezolitik yerleşmeler hakkında alıntı yapılan kaynaklarda yer alan genel bilgileri şöyle özetlemek mümkündür: Çok sayıda yerleşim yeri Mezolitik döneme atfedilmiştir. Bu yerleşimler, Kafkasya'nın Karadeniz kıyılarından 2.100 metre rakımlı dağların tepelerine kadar çeşitli yükseklik ve ortamlar boyunca yayılmış durumdadır. Erken dönem kazılarına göre hazırlanan bir şemada, Kafkasya için dört bölgesel Mezolitik gelenek önerilmektedir. Bu bölgelerden bir tanesi, kuzey ön bozkır topraklarına dek uzanan Kuzeydoğu Karadeniz kıyısı boyunca yer almaktadır. Bu bölgede bulunan ve daha ziyade mağaralardan oluşan yerleşim yerleri şunlardır; Atsinskaya, Iashtkhva, Kvachara (Kuaçara), Dzhampala (Campal), Tsivi, Achara, Apianchi (Apiançi), Kholodnyi (Holodnıy), Yaştkhua (Yaştukh), Khuapınipşahüa, Maçagua. Bölgede açık hava yerleşimleri daha az sayıda olup bunların en büyüğü Entseri’dir. İkincisi İmeretya varyantıdır ve bu bölgede tespit edilen yerler ise Sagvardzhile, Chakhati, Darkveti, Kvedi, Kudaro ve Tsona’dır. Üçüncü bölge Mezolitik yerleşmelerin yoğun olduğu ve toplulukların yakınlardaki obsidiyen kaynaklarına erişebildiği, güneybatı Gürcistan’daki Trialeti dağlarının etekleridir. Bu yerleşimler Trialeti yaylalarındaki Gudaleti, Edzani ve Zurtatekhi’dir. Sonuncusu, Çokh açık yerleşimi ile karakterize edilen, aynı zamanda Kozma-Nokh ve Mekegi yerleşimlerinde de varlığı kanıtlanmış Dağıstan Mezolitik dönemidir. (Sagona 2017: 67; Dolukhanov 1998: 310-311; Açugba 2015: 7-8; Meshveliani-Bar-Oz vd. 2007: 49) p> Kuzey Kafkasya’daki Mezolitik döneme ait yerleşim yerlerine dair genel bilgiler özetle şöyledir: Bir önceki döneme göre açık anıtlar daha az bilinse de Kuzey Kafkasya’da Mezolitik Çağda da insan yaşamının izlerine rastlanmaktadır: Kabardey-Balkarya’da Sosruko Mağarası ve Alebastır Sundurması, Karaçay-Çerkesk’de Sataney/Gubski VII/Sundurması ve Yavor yerleşimi, Kuzey Osetya’da Çyornı Mağarası ile Mıştulagtı Lagat, Dağıstan’da Çokh, Mekegi ve Kozma Nokh yerleşimleri. Dağıstan’ın diğer Kafkas kalıntılarıyla birçok ortak yönü olan Mezolitik kültüründe, aynı zamanda Batı Türkmenistan’ın Hazar havzasına ait Mezolitik Çağ anıtlarının materyalleriyle ortak özellikler görülür. (Tuallagov 2017: 13)p> Kafkasya’daki bazı Mezolitik dönem yerleşimleri hakkında, kimi kaynaklarda, detaylı bilgiler yer almaktadır. Bunlardan bir tanesi, daha eski kaynaklarda bahsi geçmeyen ama 2003-2005 yılları arasında detaylı kazı çalışmaları yapılan, Gürcistan’daki Kotias Klde yerleşim bölgesidir. Kotias Klde, yukarıdan aşağıya, Neolitik (Katman A), Mezolitik (Katman B) ve Üst Paleolitik (Katman C) döneme uzanan bir diziye sahiptir. Taş aletler ve fauna kalıntıları açısından zengin Katman B, radyokarbon yöntemle GÖ 12.400 ile 10.300 [kal.] arasına tarihlenmiş üç alt evreye (B1–B3) sahiptir. Bu zaman çizelgesi, Kuzey Kafkasya'daki Chygai ve Dvoynaya'daki son kronometrik tarihlerle oldukça uyumludur. Katman B’deki taş aletler, çoğunlukla her ikisi de yerel olarak temin edilebilen, çakmaktaşından veya kaya kristalinden ve Güney Gürcistan'daki Chikiani kaynağından elde edilen obsidiyen yongalardan kesilerek/vurularak kopartılmıştır. (Sagona 2017: 67-68; Meshveliani-Bar-Oz vd. 2007: 50)p> Mezolitik endüstrinin mikrolitik yapısı, bazıları 2 mm'den daha az genişlikte olan çok sayıda kırık sırtlı dilgiciklerde açıkça görülmektedir. Ana araç grupları, eğik olarak kesilmiş türler de dahil olmak üzere, sırtlı ve düzeltili dilgicik çeşitleridir. Bununla birlikte, Mezolitik endüstrinin ayırt edici alet türleri, çoğunlukla bıçak ve dilgiciklerin iki kutbunun düzeltilmesiyle şekil verilen çeşitkenar ve ikizkenar üçgenlerdir. Ayrıca birkaç kemik alet ele geçirilmiştir. (Meshveliani-Bar-Oz vd. 2007: 52; Sagona2017: 68, 70) Ön kazıyıcılar da yaygındır ve üçgen kalemlerde olduğu gibi Üst Paleolitiğin geç döneminin gelenekleri devam ettirilmiştir. Uçlar ve delikli geyik boynuzundan kulp da dahil olmak üzere birkaç kemik alet ele geçirilmiştir. Kotias Klde buluntu topluluğu, Darkveti kaya sığınağı buluntularına benzemektedir. (Sagona 2017: 70; Meshveliani-Bar-Oz vd. 2007: 56)p> Kotias Klde sakinlerinin beslenme kaynağı çoğunlukla memeli hayvanlardı. Hayvan kemiklerinin yüzde elli biri yaban domuzuna aittir. Karaca ve kızıl geyik eşit olarak yüzde onu ile temsil edilir. Boz ayı kalıntıları, kemik topluluğun yüzde otuz dördünü oluşturan yüksek temsili nedeniyle kayda değerdir. İskeletlerinin bütün halinde geri kazanılması, düzenli olarak avlandıklarını ve Kotias Klde topluluğunun yaşamında önemli bir rol oynadıklarını göstermektedir. Nitekim araştırmacılar, bir dizi etnografik arkeolojik kanıta dayanarak, boz ayıların öncelikle etleri için değil, kürkleri ve sembolik nedenlerle avlandıklarını öne sürmektedir. (Sagona 2017: 70; Meshveliani-Bar-Oz vd. 2007: 56)p> Abhazya’nın Üst Paleolitik yerleşmelerinden biri olan Holodnıy Mağarası, Mezolitik dönemde de kullanılmıştır. Mezolitik çağda Abhazya’da yaşayan insanların dış görünüşü hakkında en geniş materyal Holodnıy mağarasında bulunmuştur. Sakinlerinin yemek artıklarını attıkları mağaranın derinliklerindeki niş araştırılmıştır. Burada çok sayıda insan iskeleti, ayrıca kafatası parçaları bulunmuştur. Tanınmış Sovyet antropolog M. Gerasimov, bu kemiklerden hareketle eski Tsabal’lının yüzünü yeniden canlandırmış ve 12-15 bin yıl önce Abhazya’nın dağ geçitlerinde ve vadilerinde yaşayan insanların bariz şekilde Afrikalı fizyonomiye sahip oldukları sonucuna varmıştır. Aynı netice Avrupa’nın Akdeniz’e kıyısı bulunan birkaç bölgesinde de (İspanya, İtalya, Yunanistan vb) tespit edilmiştir. (Abhazya Tarihi 2014: 29)p> Kuzeybatı Kafkasya yerleşimlerden Chygai Kaya Sığınağı ve Dvoynaya Mağarası kaynaklarda detaylı ele alınan yerleşimlerdir. Chygai Kaya Sığınağı (Gubskiy-5), Batı Kafkasya’daki Krasnodar Krayı Mostovskoy bölgesinde, Gubs Nehri'nin sol kıyısında yer almaktadır. Chygai’nin Mezolitik (3-8) katmanlara ait buluntu topluluğu az sayıdadır ve dönemi temsil edebilecek nitelikte değildir. Katman 5’in buluntu topluluğu çok yetersizdir, sadece 56 taş eser bulunmuştur (32 yonga, 2 bıçak, 16 dilgi ve 4 dilgicik, 1 dar yüzeyli tek platformlu çekirdek, 1 üçgen kalem). Taş alet buluntu topluluklarının en büyük bölümü gri-kahverengi ve renkli çakmaktaşı kalıntılarından oluşmaktadır. Gri-kahverengi çakmaktaşı Gubs vadisinden (kireçtaşı kayalarda veya nehir yatağında katılaşmış halde) gelir ve renkli çakmaktaşı (beyaz, sarı) 30 km içerisinde bulunabilir. Buluntu topluluğu içinde az sayıda küçük obsidiyen eser bulunmaktadır. Bilinen en yakın obsidiyen kaynağı Baksan vadisindedir (Merkezi Kuzey Kafkasya, yaklaşık 250 km). Taş alet yontma işlemleriyle dilgicik ve mikro-dilgicik üretmek amaçlanmıştır. Ön kazıyıcılar baskındır, üçgen kalem grubu (çoğunlukla iki yüzeyli veya uç kesimleri düzeltili) çok daha azdır. Buluntu topluluğu, sırtlı dilgicikler, kesik uçlu ve ucu çift taraflı kesik dilgicikler, kenar kazıyıcılar ve ayrıca özel formlara sahip kambur sırt noktaları ile parçalı sırtlı mikro ön kazıyıcılı sırtlı dilgicikleri içermektedir. Taş aletlerin yanı sıra bir kemik uç parçası ve deliği kesik bir iğne bulunmuştur. (Leonova 2014: 43-45) Chygai Kaya Sığınağı 3. katmanı için radyokarbon tarihlendirme yoktur. Daha alttaki katmanlar 4 ve 5 için ise belirlenen dört tarih, MÖ 10.500 ilâ 9500 arasıdır (MÖ 8900-8600; MÖ 10.100-9500; MÖ 10.500 ve MÖ 11.000 [kal.]). (Leonova 2020: 1)p> Chygai Kaya Sığınağı’nın doğusundaki Dvoynaya Mağarası'nın 3. ve 6. katmanları, radyokarbon verilerine göre GÖ 11.800 ilâ 8300 tarihleri arasında birikmiş ve kısmen fosilleşmiş kabukları içermektedir. (Leonova 2014: 47) Dvoynaya’nın 6. katmanı Erken Mezolitik, 4. ve 5. katmanları ise Geç Mezolitik dönemini temsil etmektedir. Katman 6’da, çeşitli renklerdeki çakmaktaşından, özellikle gri-kahverengi, yapılmış yaklaşık 3.000 taş alet bulunmuştur. Ek olarak aletlerin sahada üretildiğine dair bol miktarda kanıt vardır. Buluntu topluluğu, düzeltili bıçaklar ve dilgicikler ile dişli ve çentikli aletler içermesine rağmen, ön kazıyıcılar özellikle popülerdi. Aynı zamanda önemli sayıda geometrik mikrolit parçası da bulunmuştur ancak kemik aletler nadirdir. (Sagona 2017: 71; Leonova 2014: 46) Geç Mezolitik tabakaları 4 ve 5’ten elde edilen arkeolojik malzeme; 1.500'den fazla taş eserden, birkaç kemik alet ile parçalar ve mikrofaunal kalıntılardan oluşmaktadır. Buluntu topluluğu, mikro dilgicikleri yontmada kullanılan tek platformlu çekirdeklerden oluşur. Ön kazıyıcılar taş alet grubunda kesinlikle egemendir ve üçgen kalem sayısının beş katıdır. Koleksiyon, çentikli aletleri, pullu parçaları ve bir taş baltanın küçük kısmını da içermektedir. (Leonova 2014: 46)p> Kaynaklarda Kuzey Kafkasya’nın farklı yerleşimlerinde ortaya çıkarılan taş aletler arasında bazı farklılıklar veya benzerlikler olduğuna, ayrıca Orta Asya ve Kırım bölgeleri ile benzerlikler tespit edildiğine dair vurgular vardır. Anlaşıldığı kadarıyla, Baksan vadisindeki Zayukova obsidiyen kaynağı, daha önceki dönemlerde olduğu gibi Mezolitik dönemde de Kuzeybatı Kafkasya’daki yerleşimlerin başlıca obsidiyen kaynağı olmaya devam etmiş. Dvoynaya'nın Erken Mezolitik dönem taş aletleri karakteristik olarak Merkezi Kafkasya'daki (Elbrus bölgesindeki) Sosruko kaya sığınağına çok benzemektedir, ancak alet teknolojisi geliştikçe Dvoynaya’daki malzeme topluluğu, eğik kesimi ve oluklu kemik uçları ile Badynoko kaya sığınağı aletlerine (Sosruko kaya sığınağı ile aynı bölgededir) daha çok benzemeye başlamıştır. Yaklaşık 250 km uzaklıktaki Merkezi Kafkasya ile kapsamlı temasın bir başka kanıtı, büyük olasılıkla Zayukovo kaynağından (Baksan Vadisi) gelen obsidiyen parçalarıdır. (Sagona 2017: 71; Leonova 2014: 47)p> Avcılık-toplayıcılık döneminin en son bölümü Mezolitik aslında, Üst Paleolitik geleneklerin bir uzantısı olarak görülmektedir. Kafkasya'nın kuzeyindeki ve güneyindeki bölgeler alet çantaları açısından farklılıklar göstermekteyken, birincisi Kırım ile benzerlik göstermektedir. Genel olarak konuşursak, Erken Mezolitik alet çantası, daha sonraki dönemde Kuzey Kafkasya’da geometrik mikrolitlerin, özellikle trapezlerin tercih edildiği, bol miktarda mikrolit ile karakterize edilir. Eski Dünya’nın diğer bölgelerinde oldukça yaygın olan mermi noktaları (projectile points), Kafkasya'da nadirdir. Avlanma stratejileri dağ silsilesinin her iki tarafındaki bölgeler arasında farklılık gösteriyordu. Güneyde, erken dönemlerde bir aranın yaşandığını göstermekle birlikte, topluluklar büyük memelileri avlıyorlardı, oysa kuzey bozkırları avcıları daha küçük memelileri hedef alıyorlardı. (Sagona 2017: 83)p> “Boyunlu” trapezler, Kuzeybatı Kafkasya'daki (Kamennomostskaya Mağarası) ve Kuzeydoğu Kafkasya'daki (Çokh Bölgesi) Mezolitik sitelerde bulunmuştur ve bu form Orta Asya'nın Erken Neolitik bölgelerinde oldukça yaygındır. Bütün bu buluntu toplulukları arasında, muhtemelen, Zayukovo kaynaklı bazı obsidiyen eserler vardır. Bu durum, obsidiyenin 250 km alan içerisinde yaygın bölgesel kullanımının veya Merkezi Kafkasya nüfusu ile bazı temasların kanıtı olabilir. Mezolitik endüstrilerin gelişiminin (veya değişiminin), geometrik mikrolitlerin trapezlerin hâkim olduğu daha erken dönemlerden (trapezsiz ve çok parçalı), daha geç dönemlere gelişiminin ortak yönü, Kırım dağlarının Mezolitik endüstrisinin gelişim (veya değişim) yönü ile örtüşmektedir. (Leonova 2014: 43, 47)p> Sonuç olarak, günümüzün iklim ve çevresel koşullarına oldukça benzeyen şartlarda yaşanan Mezolitik dönemde önemli kültürel değişimler yaşanmıştır. Buzul çağı süresince geçimlerini avcılık ve toplayıcılıkla sağlayan göçebe topluluklar, Mezolitik çağında geleneksel çizgiden ayrılarak iri cüsseli memeli havyaların yerine, kısa yabanıl otlarla beslenebilen küçükbaş hayvanları avlamaya başlamıştır. Daha önceleri mağara-kaya altı sığınağı gibi mekânları geçici olarak kullanan bazı gruplar bu dönemde, ormanların içindeki açık alanlara, deniz ya da göl kıyılarına ve nehir yataklarına da yerleştiler. Devamında, bitki örtüsündeki değişimle birlikte gelişme ortamı bulan yabanıl tahılları topladılar-hasat ettiler ve daha uzun süre kaldıkları konutlar inşa ederek yavaş yavaş yerleşik yaşamın temellerini attılar. Mezolitik, yeni ekolojik ortama sadece teknolojik değil kültürel bir geçişi de yansıtan dönemdir. Dolayısıyla bir geçiş dönemi olarak ele alınan ve önceki dönemlere kıyasla daha kısa sürdüğü kabul edilen Mezolitik dönem insanlarının elinden çıkan yenilikler, çok önemli dönüşümlerin yaşandığı bir sonraki dönemin altyapısını oluşturmuştur. Ancak alıntı yapılan kaynaklarda da vurgulandığı üzere Kafkasya coğrafyasında Mezolitik dönem henüz yeterince araştırılmamış ve incelenmemiştir. Kaynaklarp> Abhazya Tarihi, (Yazarlar: Argun, Prof. Dr. Aleksey – Agumaa, Anzor, vd. Editörler: Lakoba, Dr. Stanislav - Voronov, Prof. Dr. Yuri, vd.), (2014), (Çev: Uğur Yağanoğlu), İstanbul: CSA.p> Açugba, Prof. Dr. Timur, (2015), Kronolojik Abhazya Tarihi, (Çev: Oktay Chkotua) İstanbul: Yeni Anadolu Yayıncılık.p> Cherlenok, Е. А., (2013), “Мезолит История изучения/Mezolitik Çalışma Tarihi, Археология Кавказа (мезолит, неолит, энеолит) ”, Санкт-Петербург, http://saunje.ge/index.php?id=1879&lang=enp> Dolukhanov, Pavel, (1998), Eski Ortadoğu’da Çevre ve Etnik Yapı, (Çev: Suavi Aydın), Ankara: İmge Kitabevi.p> Düring, Bleda S., (2011), Küçük Asya’nın Tarihöncesi: Karmaşık Avcı-Toplayıcılardan Erken Kentsel Toplumlara, (Çev: Azer Keskin), İstanbul: Koç Üniversitesi Yayınları, 1. Baskı.p> Karakoç, Murat, (2015), Son Buzul Çağı ve Holosen Başlangıcında Anadolu ve Balkanlar, Ankara: Midas Kitap.p> Leonova, Elena V., (2014), “Investigation of Mesolithic and Upper Paleolithic multilayer sites in the North-West Caucasus” Erişim tarihi: 2020.02.06. https://www.researchgate.net/publication/283365070_Investigation_of_Mesolithic_and_Upper_Paleolithic_multilayer_sites_in_the_North-West_Caucasus.p> Leonova, Elena V., (2020), “Late Mesolithic or Early Neolithic: was there the ‘Neolithic hiatus’ in the North Caucasus?”, Erişim Tarihi: 2021.04.18. https://meso2020.sciencesconf.org/325710/documentp> Meshveliani, T. - Bar-Oz, G., vd. (2007), “Mesolithic Hunters At Kotias Klde, Western Georgia: Preliminary Results/ Batı Gürcistan Kotias Klde'de Mezolitik Avcılar: Ön Sonuçlar”, Erişim Tarihi: 2020.12.15. https://www.persee.fr/doc/paleo_0153-9345_2007_num_33_2_5220p> Sagona, Antonio, (2017), “The Archaeology of the Caucasus Chapter 2 - Trailblazers: The Palaeolithic and Mesolithic Foundations”, Erişim Tarihi: 2020.06.13. https://www.cambridge.org/core/books/archaeology-of-the-caucasus/trailblazers-the-palaeolithic-and-mesolithic-foundations/98A276B7D6AA594A6F4EA6729CF491EE;p> Topdemir, H.Gazi - Özsoy, Seda, (2015), Uygarlık Tarihi, Ankara: Pegem Akademi, 2. Baskı.p> Tuallagov, Alan A., (2017), İskitlerden Erken Alanlara Kuzey Kafkasya, (Çev: Orhan Uravelli), Ankara: Kafdav.p> Kafkasya'nın Mezolitik Anıtları (sayılar metinde bahsedilen yerleri göstermektedir)p> Anıtlar: 1) Holodnıy Mağarası (Холодный грот); 2) Kuaçara/Kvaçara (Квачара); 3) Kotias Klde (Котиас-Клде); 4) Edzani (Эдзани); 5) Gobustan (Кобы-стан); 6) Çokh (Чох); 7) Sosruko (Сосруко); 8) Badynoko (Бадыноко); 9) Chygai ve Dvoynaya (Чыгай и Двойная).p> Kültürler: A) Ön Karadeniz (Причерноморская) ; Б) İmeretya (Имеретинская); В) Trialeti (Триалетская); Г) Çokh (Чохская)p>+''+nan+''+Zeki Kartal )
“ İLERİ GÖRÜŞ “ ( JIJAPLE ) Öğren ve Anlat Yarışması Sonuçlandı
Değerli Çerkes Çuşha İzzet Aydemir anısına gerçekleştirilen yarışmada lise öğrencisi gruplar yarıştılar. Yarışmanın formatı, gençlerin kendilerine verilen güncel konuları araştırmaları ve öğrendiklerini anlatmaları üzerine kuruluydu. Gençler, yarışma şartnamesi ile duyurulan 8 konudan istediklerini seçerek hazırlandılar ve anlatımlarını video çekimi ile Xaseye yolladılar. Yarışma konuları: Dünyamızı fazla atıktan nasıl koruyabiliriz Plastiğin zararları nelerdir ve hayatımızdan plastiği nasıl çıkarabiliriz İz bırakarak yok olmuş uygarlıklar Tarihte dönüm noktası olan olaylar Arıların insanlık için önemi Ortadan kalkacak meslekler Yapay zeka Tarım zehirleri ve sağlıklı gıda ul> Yarışmaya 5 grup katıldı. Aşağıda paylaştığımız linklerde sunumlarını izleyebilirsiniz. Yarışma sonuçlarını değerlendiren Jürinin Kabardey’deki ayağında; Hağajey Beslen (avukat-aktivist), Stash Ahmet (iş insanı-aktivist), Asker Atila (iş insanı-aktivist) görev aldılar. KAFFED ’in öncülüğünde oluşturulan Türkiye’deki Jüride ise Hapae Bilge Eken, Pşıhoj Fikret Kınık, Tekulan Yakup Temel, Bilanıkho Alpaslan Arı, Dzeşokho Ahmet Çelik, Karatshuk İlkay Karaduman, Nazar Hamit Yüksel, Mamreş Aziz Aytek Atalar ve Bram Alaattin Bayram görev yaptılar. Her iki jürinin puanları birleştirilerek dereceler tespit edildi. Grupların puanları birbirine çok yakın olsa da aşağıdaki dereceler ortaya çıktı. https://www.facebook.com/bzexasestrong>p> Birinci Grup : Karmahable Köyü lise öğrencileri. Öğretmenleri Lıh Luda. https://fb.watch/5QUgM4zcWn/strong>p> İkinci Grup : Babıguey Köyü lise öğrencileri. Öğretmenleri Meşıkho Asyat ile Kutshe Rima. https://fb.watch/5QU6XvuP-Y/strong>p> İkinci Grup : Janhothable Köyü lise öğrencileri. Öğretmenleri Hurey Lusena. https://fb.watch/5QUeSnwRfP/strong>p> Üçüncü Grup : Koğulıkhoy Köyü lise öğrencileri. Öğretmenleri Tenaş Marita (Fizik öğretmeni). https://fb.watch/5QU9wdn1ec/strong>p> Üçüncü Grup : Toktamışey Köyü lise öğrencileri. Öğretmenleri Kanıkhoy Raya ile Hağajey Suzanna ( Biyoloji öğretmeni) https://fb.watch/5QUcdXhLgc/strong>p> Değerli büyüğümüz Cuşha İzzet Aydemir’in ( 1925-2005 ) halkı için verdiği mücadele ve emeklerini bir kaç cümleye sığdırarak ifade etmek mümkün olmasa da okuyucuya hatırlatmak isteriz. Cuşha İzzet Aydemir Kilis’te doğmuştur. Ailesi Anapa’dan Balkanlara oradan da Ürdün’e ikinci sürgün olarak gönderilmiş ve daha sonra Kilis’e yerleşmiştir. Orta öğrenimini farklı şehirlerde tamamladıktan sonra, Ankara Üniversitesi, Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi, Sanat Tarihi Bölümü’nü son sınıfta bırakmak zorunda kalmıştır. 1977 yılında İller Bankası‘ndan emekli olmuştur. Ankara Kuzey Kafkas Kültür Derneği kurucularındandır. 1964-1975 yılları arasında Kafkasya Kültürel Dergisi’ni çıkartmıştır. Anavatanla ilk ilişki kuranlardandır. Anavatan seyahatlerinde edindiği izlenimleri bu dergide yayınlayarak anavatan Çerkeslerine dikkati çekmiştir. ‘’Göç, Çerkes Sürgünü ‘’, ‘’ Muhaceretteki Çerkes Aydınları ‘’ kitaplarının yanı sıra birçok makalesi yayınlanmıştır. Mücadeleci ve cesaretli iyi bir Çerkes olarak sürdürdüğü yaşantısını Çerkes kültürü ve dilini korumaya adamıştır. 1992 yılında Kabardey’e yerleşerek bir süre yaşamış ve Düzce’de vefat etmiştir. Saygı ve minnetle anıyoruz. Ruhu şad olsun.nanKaffed
Bir Yazar Bir Eser: KAFDAĞI’NIN ATEŞİ (Büyük Sürgün) – Setenay Özbek
Kafkas Araştırma Kültür ve Dayanışma Vakfı (KAFDAV) sorumlusu sevgili Murat Duman’ın gönderdiği, KAFDAV yayıncılık tarafından yeni yayımlanan, üzerinde dumanı tüten sıcacık kitapları inceliyorum.p> “Kafdağı’nın Ateşi” ilgimi çekiyor, başlıyorum okumaya…p> Kitap, farklı bakış açısı ve üslubuyla beni alıp götürüyor.p> Yazar, Setenay Özbek’i tanımıyorum. Hemen araştırıyorum.p> Karşıma çıkan tablodan sonra, üzülüyorum, utanıyorum, kızarıyorum… Resim sanatında bu kadar popüler olmuş, yığınla ödül almış, kitaplarıyla gönüllere girmiş, benim dışımda herkesin tanıdığı bu sanat, edebiyat ve kültür insanını ben nasıl olur da bugüne kadar tanıyamamışım?p> Hemen Setenay Hanım’la yazışıyorum. Kim bu dünyanın tanıdığı, benim tanımadığım Çerkes sanatçı?p> Sanat ruhlu, duyarlı, zarif insan, hemen arıyor ve uzun uzun sanatı, edebiyatı, kitabı konuşuyoruz. Sıra dışı bir gönül insanıyla çok geç de olsa tanışmış olmanın hazzını yaşıyorum.p> YAZAR VE DİĞER SANATÇILARIN KÜLTÜRE KATKISI p> Sohbet sonrası şöyle bir kendimi dinliyorum. Toplumumuzda yetişen sanatçıları… Ressamları, yazar ve çizerleri, müzisyenleri…düşünüyorum.p> Kim bilir, ulaşamadığımız, anlayamadığımız, keşfedemediğimiz, kıymetini bilemediğimiz daha ne çok değerimiz vardır!p> Bu değerler ki kültürü ölümsüzleştirecek, topluma ışık tutacak sanatçılar! Biz, yeter ki birbirimize sahip çıkalım, bakın o zaman ne cevherler çıkacak ortaya!p> Yeni sanat eserleri, yeni kitaplar, yeni sanatçılar, yeni sergiler, yeni albümler, yeni filimler, yeni belgeseller…p> Yeter ki birbirimizi anlayalım, yeter ki birbirimizi kollayalım!p> Yeter ki kimsenin yüreğine, bileğine basmayalım! Yeter ki değerlerimizle gurur duyalım, onları önemseyelim…p> Babası Ubıh, Dechen Orhan Özbek ve annesi Kaberdey, Nehuş Sine Tan olan Setenay ÖZBEK, “Yürekte olmayan dile gelmez.” atasözü ile başlamış yüreğindekileri yazmaya. Yürekten yazılanlar, yüreklere işlemiş, işte Setenay Özbek’in ifadeleri de işlemiş derinden derine yüreklere…p> “Kafdağı’ nın Ateşi”, aslında Setenay Özbek’in babaannesi Ubıh Şukuashe Behice Hanım’ın hatıralar niteliğinde yazmaya başladığı kendi ailesinin hikâyesi.p> Pelür kâğıtlara yazılmış hatıraların olduğu dosyanın bulunmasıyla başlamış bu romanın hikâyesi. Küçük Setenay’a annesinin anlattığı masallar, nasıl da etkili olmuş, nasıl renklendirmiş küçücük çocuğun ruh dünyasını?p> p> p> p> “ÇOK ACI ÇEKTİM!”p> Yazarken acı çektim, diyor Setenay Özbek, sanki biz okurken acı çekmemişiz gibi.p> Setenay Hanım, ben de çok acı çektim, ağladım, kahroldum bu kitabı okurken! Samimi, sıcak ifadeleriniz, beni de alıp götürdü acılara, sızılara, sürgüne, ölüme… p> “Kafdağı’nın Ateşi” beni de yaktı! Ben de ağladım acı dolu savaş yıllarına, o kara tabloya… Güzel vatan Kafkasya’da yaşananlara, Karadeniz’de çekilen tarifsiz çileye, acı dolu anlara, insanlık dışı uygulamalara, salgın hastalık, açlık, sefalet, çaresizliğe…p> Bu büyük sürgüne, bu soykırıma, bu hayatta kalma mücadelesinin acı hikâyesine ağladım.p> Ben de çaresizlik içinde evlerde yaşanan korku dolu anları yaşadım. Tüylerim diken diken oldu benim de…p> Ben de gözyaşlarımı tutamadım yüreğim titreyerek ağladım. Çaresizliğe ağladım, bu kara kadere ağladım, yıkılmış yakılmış köylere, öldürülen dağ gibi yiğitlere, yaşlı annelere, güzel kızlara, bebeklere…p> Yaşadım, ben de derinden yaşadım, Aslanuk Bey ve eşi Zızıv’ın yaşadığı acıları sahne sahne yaşadım. Üzüldüm, kahroldum.p> Ya güzel çocukları Yenal, Dinemis ve Sıpse’ nin çığlıkları, çaresizlikleri…p> Tecrübeli Mezguaşe’nin endişeleri?p> Bu; acı, sancı, belirsizliklerle dolu çileli hayatı nefes nefese yaşadım.p> Silah sesleriyle ben de irkildim, ben de çaresizlik içinde çığlık attım.p> Yaşanan vahşet karşısında benim de kanım dondu…p> Bu büyük haksızlık, bu tarifsiz zulüm yüzünden ben de deliye döndüm!p> ANAVATANA DUYULAN ÖZLEM p> “Kafdağı’nın Ateşi” şu ifadelerle başlıyor. “Bu hikâyedeki onurlu insanlar, vatanlarını kaybetmiş olmanın derin üzüntüsü içindeler. Canları pahasına savaştıkları halde yitirerek sürüldükleri topraklarına duydukları özlem içinde ailelerini ve vatanlarını bu ölüm yolunda kaybetmenin acısı yüz elli yıldan fazla onları sessiz kalmaya mahkûm etmiştir.p> Yurtları, dillerinden düşürmedikleri, özlemle andıkları, Kafdağı’nın ardındaki bir masal ülkesine dönüşmüştür.”p> Dechen SETENAY ÖZBEK KİMDİR?p> Ubıh asıllı.1990 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne ve Görüntü Sanatları, Sinema Televizyon Ana Sanat Dalı’ndan dereceyle mezun oldu.p> 1983-1986 yıllarında İstasyon Sanat Akademisi’nde Sabri Berkel, Hülya Düzenli, Erkan Özdilek, Ergül Özkutan tarafından verilen resim derslerine devam etti.p> 2006 yılında Royal Academy of Arts - Londra, İngiltere’de 238 inci Yaz Sergisi’nde yapılan, 9.000 den fazla eserin katıldığı yarışmada “Funfair” ve “Harvest” adlı resimleri finale kaldı.p> Uluslararası PEN Yazarlar Derneği Türkiye Merkezi ve Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği (UPSD) üyesi olan sanatçı, çalışmalarına Bodrum Yalıkavak´ taki atölyesinde devam etmektedir.p> Ödüller p> 2009 Uluslararası Beşinci Taşkent Bienali Contemporary Art, "3. lük ödülü", "En iyi çağdaş resim ödülü"p> 2009 Bakraç Sanat Galerisi 30. yıl Resim Yarışması 1.lik Ödülü Yayınlanan Kitaplarıp> 2002 Gecenin Mavisi (Gendaş Kültür Yayıncılık) Öykü Kitabıp> 2005 Hiç Kimse Bir Başkası Olamaz (Cadde Yayınları) Öykü Kitabıp> 2021 Kaf Dağı´nın Ateşi (Kafdav Yayıncılık) Romanp> Filmlerinden Bazılarıp> 1988 Altın (17´ Belgesel -TRT)p> 1989 Profesör Ergin İnan (20´ Belgesel) 1990 Nazar Boncuğu (20´ Belgesel –TRT p> KİTABIN “ÖN SÖZ” ÜNDENp> “Geçmişi olmayanın geleceği de yoktur!” ifadesiyle başlayan ön sözde Setenay Özbek şu düşüncelerin altını çiziyor: Romanımı yazma sürecinde büyüklerimden dinlediğim yaşanmış hikâyeler, okuduğum romanlar, tarih kitapları ve topladığım belgeler yol gösterici oldu. p> Gerçek, yalın ve içtenlikle yazmayı istedim. Bu roman, tüm Kafkasyalı sürgünlere adanmıştır.p> Doğduğunuz topraklar gibisi yoktur. Onun kokusu bile bir başkadır. Oradan gidince o toprağı özlersiniz. Sizi kucakladı, besledi, büyüttü diye düşünür, aslında alıştığınız şeyleri seversiniz. Aidiyet duygusunun getirdiği korunma hissini reddedemezsiniz.p> Yıllarca aynı toprakta yaşamış insanların kökleri, nereye giderlerse gitsinler onların peşini bırakmaz, tutar.p> Hele ki sürgün olmak duygusu, bir yerden diğerine göç etmek duygusu gibi de değildir. Daha da zordur.p> Sürgün olmak sizi parçalar, böler ve özünüzü, kimliğinizi yok eder. Sonra sormaya başlarsınız kendi kendinize, “Ben kimim? diye…p> Bir halkın yüzyıllarca bitmeyen korkunç savaşlarla, kıtlık ve salgınlarla acımasızca yok edilişinin, dağlardan, vadilerden, köylerden koparılıp düzlüklere, bataklık ovalara, bir başka ülkeye sürgün edilmelerinin ve tüm bunları yaşamış genç bir kadının felaketlerle dolu kısacık hayatının öyküsü bu.p> Kafkasya, efsanelerin, destanların, masalların gerçek hayatla iç içe geçtiği gizemli bir dünyadır.p> Yüzyıllarca Ruslarla süren bu amansız savaşların sonunda 1864 yılında Sürgün kararı alındı. Kafkasya'dan Osmanlı topraklarına sürgün edilen Çerkesler, yeni yurtlarında dillerini ve geleneklerini bilmedikleri töreleri farklı bir toplumda karşılaşmışlardı. p> Göçmenlerin, Osmanlı topraklarında Türkçeyi öğrenmeleri zaman almıştı. Düğünlerde pşıne ile kızlı erkekli el çırparak dans ederlerdi ve aralarında kaçgöç yoktu.p> Bu adetlerin onların yaşam biçimleri olduğu anlaşılana kadar çok yadırgandılar. Onların en ritimli, en hareketli şarkılarında bile gizli bir hüzün vardır.p> Orada olup yüce dağları görmek, rüzgârın sesini duymak, dolunayda ata binip çağlayanlara gitmek istersiniz.p> Bilirsiniz o topraklarda gökyüzüne baktığımızda yıldızlar daha yakın, ay daha parlaktır.p> Pşınenın sesinde insanın aklına onlara yapılan haksızlıklar, çekilen acılar geldi mi melodileri daha bir anlamlı olur.p> Çerkes anneler, çocuklarına sadece Kafkas dağlarının hikâyelerini değil, mitolojik öyküleri de anlatırdı. Yüksekten uçan kartallar, vahşi atlar, ulu meşe ağaçları, yalçın kayalıklar, lacivert dalgalı çılgın deniz ve dağlarda yanan, hiç sönmeyen büyük bir ateş süslerdi.p> Yiğit Nartların çocuklar, düşmanlarını sadece kaba kuvvetle değil, ince zekâları ve cesaretleri ile yenen son derece akıllı ve usta savaşçılardı.p> Nerede olurlarsa olsunlar, o kadim ülkenin en derin, en sessiz köşelerinden gelen hüzünlü şarkıları çalıp söyler, hâlâ savaşır gibi dans ederler.p> KAFDAV YAYINLARI p> 192 sayfadan oluşan “Kafdağı’nın Ateşi” gururla KAFDAV Yayıncılık logosunu taşıyor. Ayrıca, kitabın kapak görseli de Setenay Özbek’e ait. (Göç, tuval üzerine yağlı boya, 2014)p> Yazar, anlatacaklarım bitmedi diyor. Zaten, nefes nefese romanın son kısmına geldiğinizde bu romanın mutlaka ikinci bölümü olmalı diyor insan.p> Setenay Hanım, demedi demeyin; mutlaka ikinci kitabı bekliyoruz. Hem de sabırsızlıkla…p> KİTAPTAN KISA KISAp> Aslanuk Bey de bu şölende misafirlerinin kusursuz bir şekilde ağırlanmasını istiyordu. Ateşler yakılmış, kuzular çevriliyor, sofralar kurulup kaldırılıyor, şarkıların biri bitiyor diğeri başlıyordu. Bu coğrafyada hiçbir sevinçli kutlama kâfe’siz ve wuig’siz olmazdı…p> Köyde büyük bir coşku vardı, herkes heyecan içindeydi. Aslanuk Bey'in oğlu Yenal, atalığı Aytek Efendi'nin evinden genç bir adam, Abrek olarak gümüş eğerli, gümüş dizginli safkan atı kızıl Beçkan’ın üstünde baba evine dönüyordu. (s.18)p> Silah seslerine karışan dumanın arasında Yenal, yeni baştan saldırmaya devam eden Kozakların vahşice bağırdıklarını duydu. Genç adam, henüz tabancasını ateşlemeye bile fırsat bulmadan deli gibi saldıran bir Kozak’ın göğsüne giren kamanın ve fışkıran kanın farkına vardığında ise atının üzerinde bayılmıştı. Beslan, Yenal’ın kanlar içinde atının üstünde yere yığılışını gördüğünde çıldırmış gibiydi. Yanına gittiğinde genç adam nefes alıyordu, yaşadığı belliydi ama yarası çok ağırdı. (s.34)p> Zızıv, elinden sıkıca tutup “Si guaşe, seni de vatanım gibi canımdan çok severim. Evlatlarımız sana emanet!” Dediğinde Zızıv, onu bir daha dünya gözüyle göremeyecekmiş duygusuna kapılmıştı. Ağlayabilse belki geçerdi ama ağlayamıyordu. Hiçbir güç Aslanuk Bey'i bu vatan sevgisinden, bu sevgili ülke için ölmekten vaz geçiremezdi. Karısının güzel gözlerinin içine bakıp... (s.52)p> “Sana acı bir haber vermek zorunda olduğum için üzgünüm! Gelinim, cesur ol! Bundan sonra sen artık çocuklarının hem anası hem babasısın!” dediğinde kolu kanadı tümüyle kırıldı Zızıv’ın… (s.54)p> Hıçkırıkları gözyaşları dinmiyordu. Çocukları Dinemis ve Sipse’yi akrabalar ve komşu kadınlar alıp götürdüler… (s.56)p> Dinemis, gözlerini kaparken uyuyabilmek için çok sevdiği koca dağları, zirvelerindeki karlarla kaplı kayalıkları, göçmen kuşları, sürüler halinde uçan kırlangıçları düşündü. Sonra birden sevdikleri geldi aklına babasının… (s.62)p> Bir yandan herkes kendi acılarının yasını tutuyor, diğer yandan da memleketlerinde olup bitenleri öğrenmeye, savaşın ülkede yarattığı genel durumu izlemeye çalışıyordu. Ülkenin her bölgesinde devam eden savaşın değişik hikâyelerini, onları ziyarete gelenlerden dinleyerek çok üzülüyor ve iyice evhamlanıyordu.p> Kasabadaki evlerden bazıları tümüyle boşaltılmış, yakılan köylerden dağlık bölgelere kaçanlar açlıktan kırılmalarına rağmen ölene kadar direnmeye devam ediyorlardı… (s.75)p> Rusya'nın Kafkas halkını sürgüne zorlamak için her yola başvurduğu açıkça görülüyordup> Geçim kaynakları tükenmekte olan, köyleri yakılıp yıkılan ve atları kaçırılıp yok edilen, yüzyıllardır savaşan bir ulus tüm savaş gücünü kaybetmişti. Diğer kasabalara ve köylere yardım yolladığında bazen kimseyi bulamıyorlardı. Aniden terk edilmiş evler, vahşice öldürülmüş insanlar, yataklarında ya da yemek yenen bir sofrada öldürülenlerin cesetlerini buluyorlardı. Gelen haberler herkesin kanını dondurmuştu.p> Gözyaşları ateş topları olmuş süzülürken yanaklarını yakıyordu. Sevdiği adamın kokusunu anımsamak istedi. Nedense onun sadece yüzü gözlerinin önündeydi. Anıları geldi gözlerinin önüne… (s.77) p> Kasabadan çıkıp toz, toprak içindeki yollardan geçip yeşilliğe ve ormana kavuştuklarında Zızıv, derin rahat bir nefes aldı. Ancak yine de aklından hiç çıkmayan “Göç etmek mi, memlekette kalmak mı gerekiyor? düşüncesiyle gittikçe artan kaygısı sürüyordu… (s.79)p> Eğer Osmanlı'ya gitmek zorunda kalırlarsa Hançeri ve o, gemi yolculuğuna dayanabilecekler miydi acaba? (s.82) Anadolu’ya gitmeyi düşünürken diğer yandan da kocasının emaneti topraklarını bırakmayı göze alamıyor ne yapacağını bir türlü bilemiyordu. İstanbul'da karşılaşacakları güçlükleri düşününce içi daralıyordu. Onların ne dillerini biliyordu ne de adetlerini… (s.84)p> Gökyüzünde sanki onunla alay edercesine parlak ve güzel bir dolunay vardı… Issızlığın içinden derinden derine köpek sesleri geliyor, ağaçların gölgeleri uzuyor, yaprakların hışırtıları Ağustos böceklerinin seslerine karışıyordu…p> Zızıv, hâlâ üzerinden çıkarmadığı yas elbisesinin içinde çok zarif ve narin görünüyordu. Yüzü solgun ve endişeliydi. Bu vatanı terk etmek fikrini ruhu şiddetle reddediyordu. Hiç tanımadığı bir başka iklimde, tanıdık, bildik her şeyden uzakta yaşamak düşüncesiyle kalbi sıkışıyor, kendini kapana sıkışmış gibi hissediyordu… (s.86) p> Bizim evlerimizi tutuşturup yaktılar atlarımızı aldılar, ekinlerimizi yaktılar, koca köyde kimse, tek bir genç erkek kalmadı. Artık bir karar vermelisin! Belki bu gece bile çok geç olabilir!.. (s. 94) p> Diyorlar ki, tekrar Rusların saldırıları başlamış. Tüm Çerkes köylerini bir bir ele geçirmişler ve ordudaki Kozak birlikleri de köyleri yağmalayıp yakıp yıkıyorlarmış… (s.95) p> Savaş hiç bitmiyordu. Son yıllarda hiç barış olmamıştı. Zızıv’ın içi yine yandı. Gözleri yine doldu. Hem vatanı elden gidiyordu hem de evlatlar bir bir yitiriliyordu… (s.104) p> Evine, yuvasına uzaktan uzun uzun baktı. Bu evdeki mutlu günleri, geceleri, Aslanuk Bey’i, oğlu Yenal’ı, çocuklarının doğum sevinçlerini, hayatı, kocasına duyduğu bitmeyen aşkını, her şeyi özlemle anımsadı. Bahçedeki erik ağacının altındaki kerevete oturup kimselere görünmeden gizlice hıçkıra hıçkıra ağladı…p> Artık yüce Kafdağı'nın karlı zirvesindeki beyaz bulutlar... (s.106) Canpolat, kızgın bir ses tonuyla sözlerine devam etti. Silahlı Rus askerlerinin nezaretinde binlerce insan, istif edilircesine teknelere, gemilere bindiriliyormuş. (s.109)p> Ellerinde, avuçlarında ne varsa gördükleri kıymeti eşyaları da zorla alıyorlarmış. Atını vermek istemeyen bir genci, atı ile birlikte vurmuşlar. Hastalıktan, zayıflamış açlıktan kıvranan binlerce Adıge görmüş orada. Keşke savaşa devam edebilsek ama kaybetmişiz! (s.109) p> Ölümden korkarsan düşmanı yenemezsin. Senin vatanının bir avuç toprağı, sana ait olmayan ülkenin altın kemerinden daha iyidir can kızım! Yabancı bir toprakta sığıntı gibi yaşamaktansa kendi vatanında ölmek iyidir! (s.115) p> Gemi ile gitmek nasıl bir şey? Yani suyun üstünde olmak nasıl oluyor? Gitmesek olmaz mı? Karadeniz'in kara dalgaları bizi yutar mı? Sorular, sorular... (s.123) p> Rus komutan, onlara köyü hemen hiç beklemeden terk etmeleri gerektiğini emrediyordu. Yanlarına bazı eşya, birazcık yiyecek ve su almalarına izin veriyorlardı. Köyden ayrılırken hepsinin gözleri evlerinde, köylerinde, hep arkalarındaydı.p> Yaşlı kadınlar giderken düşmanı haykırarak lanetler okuyarak ağlıyorlardı. Bir daha geriye dönemeyeceklerini anlamışlardı. Herkesin boynu bükülmüştü ve çok üzgünlerdi. Tüm köy halkı, kafile halinde üzerlerinde çevrili silahların arasında, gözyaşları içinde, ağıtlar yakarak limana doğru yola çıkarıldılar. (s.126) p> Sıra onlara gelmişti Rus askeri işaret ettiğinde tek söz etmeden onun dediğini yaptılar. Birbirlerinin ardından gemiye alelacele binerken Mezguaşe ve Hançeri'nin artık bir adım bile yürüyecek halleri kalmamıştı. İkisi de güçlerini sonuna kadar harcayarak gemiye bindiler. (s.137) p> Artık yuvaları, evleri, sevdikleri, eşyaları, atları, hiçbir şeyleri kalmamıştı. Bilmedikleri bir dünyaya doğru zorla sürgün ediliyorlardı. (s.140) p> Babamı, ağabeyimi, dayılarımı, tanıdığım birçok insanı, köyümüzü, evimizi, topraklarımızı, her şeyimizi kaybettik. Lanet olsun! Uzaklaşan gemiden sahile baktıklarında... (s.141)p> Koskoca bir halk, her biri ayrı yerlere sürülmüş dağılıp gitmiş, yok olmuştu...p> Henüz doğru dürüst bir evleri bile yoktu. Geçici olarak yaşadıkları kulübelerde yoksulluk ve yokluk içindeydiler... Kimse büyük, küçük, yaşlı, genç, önder, ana, baba... düşünemez hale gelmişti. Artık bir araya geldiklerinde hüzünlü şarkılar dinliyorlardı. Tüm şarkılar, vatan hasreti ve yitip gidenler için birer ağrıttı. Pşınenin nağmeleri ortalığa hüzünle yayılıyordu… (s.170)p> p> TEMENNİp> Umarım duyarlı toplumumuz, bu güzel eserden layıkıyla faydalanır. “KAFDAĞI’NIN ATEŞİ” nin çok kişiye ulaşması, çok kişi tarafından okunması, eserden toplumumuzun âzâmi derecede istifade etmesi temennisiyle...p> nanYemuz Nevzat Tarakçı )
Kafnet.biz Logosunu Arıyor!
Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) ve Kafkas İşadamları Derneği (KAFİAD) işbirliği ile kurulan Kafkas Girişim ve İş Ağı (KAFNET) platformunun web sitesi kafnet.biz için logo tasarım yarışması açılmıştır. KAFFED Girişim ve İstihdam Komisyonu’nun düzenlediği yarışmanın amacı kafnet.biz web sitesine kurumsal kimlik kazandırmaktır. Bu doğrultuda camiamızda bulunan yetenekli tasarımcılardan gelecek öneriler oluşturulan jürinin elemesinden geçerek seçilecektir. Yarışma Detayları: • Kafnet.biz web sitesi kuruluş amacına uygun logo tasarımı. • Kazanan tasarımcıya üzerinde sülale armasının bulunduğu Şharhon hediye edilecektir. • Yapılan tasarımların PDF formatında info@turanakin.com adresine iletilmesi gerekmektedir. • Son katılım tarihi 30 Haziran 2021’dir.nanKaffed
Umut Biterse At Koşmaz
Kafkas Dernekleri Federasyonu bünyesinde yer alan Nart Akademi komisyonu tarafından düzenlenen “Meşe Altı Toplantıları” na üçüncü kez katıldım. Farklı bölgelerden, farklı fikir yapılarına sahip gençler aylık belirlenen konu üzerine konuşuyorlar.p> Bazen hemfikir olunuyor bazen farklı düşünceler dile getiriliyor. Ama kim ne düşünürse düşünsün bence en önemlisi herkes fikirlerini bir saygı çerçevesinde anlatıyor Ve karşı fikre saygı duyuyor. Herkes birbirinden bir şeyler öğreniyor. “Meşe Altı Toplantıları” nda hoşuma giden diğer bir durum ise toplantılara kadın katılım oranının yüksek olması. Kısaca, “Meşe Altı Toplantıları” nın her manada Çerkesler için özlenen, istenen şeyleri barındırdığını söyleyebilirim. Son toplantı, “21 Mayıs Çerkes Soykırımı ve Sürgünü”nü anma etkinlikleri kapsamında, 23 Mayıs 2021’de, saat 21.05’te yapıldı ve Federasyonumuzun hem Youtube hem de Facebook hesaplarından canlı yayınlandı. Konu “21 Mayıs ve Gelecek”; soru ise “Halkımızın geleceğinden umutlu musunuz?” idi. Toplantı, herkese açık bir canlı yayın olmasına rağmen, toplantıya katılan arkadaşlar fikirlerini açık bir şekilde dile getirmeye çalıştılar. Sevindirici nokta, sanırım Çerkes gençleri olarak bizi sınırlandıran kabukları kırmaya başladık. Eksiklerimiz ya da fazlalarımız olsa da bu halkın geleceği için bizim de söyleyeceklerimiz var; bunu gösterdik. Toplantıda önce problemler dile getirildi. Gördük ki, düşünülenlerin aksine Çerkes gençliği halkının durumundan, problemlerinden bihaber değil, sorunları görebiliyor. Çözüme yönelik de herkes farklı açılardan düşüncelerini söyledi. Ortaya konulan tüm çözüm önerileri bir bütünün parçalarıydı; bir yap-bozun parçaları gibi hepsi birbirini tamamlayan düşüncelerdi. Geçmişe dair bilgilerimiz önceden azdı. 21 Mayıs neydi, ne değildi tam adlandıramıyorduk. Bazen “göç” bazen “muhaceret” bazen de sadece “sürgün” olarak adlandırdık. Bir dönem “Kafkas Sürgünü” dedik. SSCB'nin dağılmasından sonra, hem tarihte yaşananlarla ilgili bilgimiz arttı, hem de bildiklerimizi anlatabilmek için şartlar daha uygun hale geldi. Bugün ise taşlar artık yerine oturdu ve gençler şunu çok iyi biliyor ki 21 Mayıs 1864’e kadar yaşananlar bir soykırımdı. 21 Mayıs ise “Çerkes Soykırımı ve Sürgünü”nün simgesel tarihi. Vatanımızdaki Cumhuriyetlerimiz çok önceden bu yönde kararlar almışlardı. Kabardey Balkar Sosyalist Sovyetler Cumhuriyeti Sovyeti (Parlamentosu) Çerkes (Adıge) Soykırımının kınanması ve bunun Rusya Federasyonu Yüksek Sovyeti (Parlementosu) tarafından tanınması için 1992 yılında bir karar almıştı. Benzer bir karar, 1996 yılında, Adıgey Cumhuriyeti Parlamentosunda da kabul edilmişti. Bu kararlar halen geçerlidir. Ben, Çerkes halkının bugün yaşadığı tüm sorunların sebebinin tarihte yaşadığımız bu trajedi olduğunu ve bu trajedinin; yani “Soykırım ve Sürgün”ün, “Çerkes Sorunu”nun kendisi olduğunu düşünüyorum. Ve bu sorunun çözümü yaşananların telafisi ve tazminiyle mümkün olacaktır. Bu aşamada bize düşen nedir? Öncelikle kavram kargaşasına son vermeliyiz. Biz Çerkesler, bu konuyu Cumhuriyetlerimizde tanımlandığı şekliyle; yani “Çerkes (Adıge) Soykırımı” olarak ele almalıyız. Ve sadece yaşanan trajediyi veya haksızlığı dile getirmemeli, başta Rusya Federasyonu olmak üzere tüm dünyaya çözüm yollarını işaret etmeliyiz. 21 Mayıs "Çerkes Soykırımı ve Sürgünü Günü"nde, diaspora Çerkeslerinin kayıtsız şartsız vatana dönüş haklarının tanınması, dönüş yaptıkları tarihi vatanlarında herkesle eşit hak ve özgürlüklere sahip olmaları; diasporada yaşayan Çerkeslere “sürgünde yaşayan halk” statüsünün ve çifte vatandaşlık hakkının verilmesi gibi taleplerimizi, doğru yol ve yöntemler ile, herkesin bizi duyacağı ve goreceği yer ve platformlarda dile getirmeli, diğer halkların vicdanlarına seslenmeliyiz. Bunlara paralel olarak gençler olarak, Çerkes halkında kimlik ve vatan Çerkesya bilincini geliştirmeli, yaşadığımız ülkelerde tarihi ve sosyal araştırmalar, politik çalışmalar yapmalıyız. Adalet yerini bulana kadar mücadele etmeliyiz. Peki bu adalet ne zaman yerini bulacak? St. Petersburg Gazetesi, Çarlık Rusyası askerlerinin 21 Mayıs 1864’te “Atkuac”da, yani bugünkü “Krasnaya Polyana”da düzenledikleri askeri geçit törenini şu başlıkla duyurmuştu dünyaya: "ÇERKESYA ARTIK YOK! İşte bir gün gazeteler “ÇERKESYA ARTIK VAR” diye başlığı attıklarında, adalet yerini bulmuş olacaktır. Bunlar güzel hayaller mi? Evet, şimdilik hayal. Ama zaten bütün yolculuklar güzel hayallerle ve umutlarla başlamaz mı? Güzel bir Çerkes atasözü var: “Umut biterse, at koşmaz” (Гур кIодымэ шыр чъэрэп) diye. Benim geleceğe dair çok büyük umutlarım var! nanHakhu Nart
Acı Geçmişten Umutlandıran Geleceğe Doğru
Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) Nart Akademi Komisyonu tarafından düzenlenen "Meşe Altı Toplantısı canlı yayını", 23 Mayıs akşamı gerçekleştirildi. Gençlerin ilgisi ve büyüklerimizin desteğiyle gerçekleştirilen toplantı sonrasında geleceğe umut fidanları dikmekte kayıtsız kalamıyor insan.p> 21 Mayıs Çerkes Soykırımı ve Sürgünü'nde güzel bir ivme yakalayan gençler, geleceğe ışık saçarak, kendilerine güvenilmesi gerektiğini bir kez daha kanıtlamış oldular. p> Toplumumuzda yaptığımız her şeyin büyüklerimizin önderliğinde olması ve son kararın büyüklerimize bırakılması nedeniyle kendini geri planda bırakılmış hisseden gençler; artık geleceğin kendilerine emanet olduğunun tam anlamıyla farkında ve "Meşe Altı Toplantıları"yla biraz daha cesaretlendiler.p> Geçmişten günümüze süregelen 21 Mayıs dramatizasyonlarının ötesinde, tarihin anlam ve önemini yitirmeden toplumsal bir uyanış olacağını artık görebiliyoruz. Şimdiye kadar, intikam ve acı söylemleriyle bir yol alamadığımızın farkına varmış bulunuyor, bundan sonraki süreçte birlik beraberlik içinde bilinçlendirme çalışmaları ve adalet çağrısıyla yola çıkıyoruz.p> Biz gençler, muhattabımızı/muhattaplarımızı bir çatı altında sınırlandırmıyor; ulaşılabilecek en son noktaya kadar ulaşmayı hedefliyoruz. Globale yayılarak Çerkes Soykırımı ve Sürgününü, bilmeyen, duymayan, görmeyen kalmasın istiyoruz.p> Amacımız, önce Çerkes Soykırımı ve Sürgünü'nü anlatmak ve tanıtmak. Bu sonuca kısa zamanda ulaşmak; Türkiye, Ürdün, İsrail gibi bir çok ülkedeki ve "soykırım ve sürgün" sonrası azınlık durumuna düştüğümüz Anavatanımız'daki Çerkes Gençleriyle birlikte hareket ederek mümkün olacaktır. Bunu biliyor ve bu doğrultuda hareket edebilmeyi umuyoruz.p> Anavatan'a dönüş konusunda belki kalıcı, belki dönemsel çözümler üretmeye çalışıyoruz. Bunun için ilk olarak konferanslar düzenlenmesi yönünde girişimlerde bulunarak Anavatan ile ilgili bilmediğimiz ya da yanlış bildiğimiz şeylerin düzeltilmesini talep ediyoruz. Tarihi vatanımız Çerkesya ve Çerkes tarihiyle ilgili nerdeyse hiç bir şey bilmiyor çoğu gencimiz. Bunun için çalışmalar yapılmasının önemli ve gerekli olduğunu düşünüyoruz.p> Değerli ve Saygıdeğer Büyüklerimiz,p> Biz yapılan hata ve yanlışlardan ders alıyor, doğru adımlarla amacımıza ulaşmayı hedefliyoruz. Bu hedefe sizlerin desteğinizi de alarak ilerlemek istiyoruz. Sizlerin desteği ve güveni bizim için sizin düşündüğünüzden çok daha önemli. p> Geçmişi olmayanın, geleceği olmaz. Sizler bizim geçmişimiz, önderlerimizsiniz. Bizlere inanarak, fikirlerimizi, düşüncelerimizi dikkate alarak geleceğin global önderlerinin yetişmesinde öncü olabilirsiniz.p> Anavatan'da okumak isteyip de maddi yetersizlikler nedeniyle gidemeyen ya da karşısına ne çıkacağını bilmediği için gitmekte tereddüt eden gençlerimiz var. Bildiğiniz şeyleri bizimle paylaşmanız demek bizim Anavatan'a biraz daha yaklaşmamız demek. Orada okumak isteyen arkadaşlara burs verme imkanı olan büyüklerimizin gençlere destek olması Anavatan'a çok daha yaklaşmamız demek.p> Sizden ricamız bizi duyun. Çerkesliği yaşatmak, Çerkesce'yi yaşatmak, Anavatanımız'a dönebilmek, "Çerkes Soykırım ve Sürgünü"nü duyurabilmek istiyoruz. Siz büyüklerimizin desteği olmadan yarımız. Bizi yarım bırakmayacağınızı umuyoruz.p> p>nanPsımıt Kübra Alagöz
” VUSEPSE ” Şiir Okuma Yarışması Sonuçlandı
KAFFED ile Hatokşokho Gazi Adige Dil Derneği’nin organize ettiği yarışmaya Kabardey'de bulunan, ilkokul birinci, ikinci , üçüncü ve dördüncü sınıf öğrencisi çocuklar, aile üyeleri ile birlikte katıldılar. Her yıl yüz yüze, çok sayıda çocuğun izleyiciler önünde okuduğu şiirler ne yazık ki bu sene pandemi koşulları gereği yine internet üzerinden video paylaşımı şeklinde yapıldı. Yarışmaya 45 aile katıldı. Yarışma her zaman aile içinde yoğun heyecan ve paylaşımlara neden oluyor. Küçük çocuklar için şiir ezberlemek pek zor olmasa da aile üyelerinden bazıları ile anadilde şiir paylaşmak katılımcıları biraz daha fazla heyecanlandırıyor. Yarışmanın asıl amacı, anadil farkındalığı yaratmak adına, aile içi anadil eğitimine dikkati çekmek. Bunun için ailelerin çocukları ile birlikte anadille sunum yaparak aynı ortamı paylaşmalarını sağlamak. Şiir ezberleyerek, sunum mizanseni ile başkalarıyla bunu paylaşmak çocukların zihinsel ve ruhsal gelişimlerine de katkıda bulunduğu gibi, ilköğretim çağı çocuklarının anadillerini kullanarak yarışmaları etkinliğe ayrı bir güzellik katıyor. ‘’ Vusepse ‘’ Şiir Okuma Yarışmasının Kabardey jürisini; aktivist Guğotıj Artur, tiyatro oyuncusu-yönetmen Kankul İslam, tiyatro oyuncusu Kanıkhuey Zalina, Üniversite kütüphanesi yetkilisi Şampar Madina, Adige TV programcısı Cedu Sakinat oluşturdular. https://fb.watch/5IMiijQ3ej/strong>p> KAFFED ’in öncülüğünde oluşturulan Türkiye’deki jüride; Hapae Bilge Eken, Bram Alaattin Bayram, Pşıhoj Fikret Kınık, Tekulan Yakup Temel, Bilanıkho Alpaslan Arı, Dzeşokho Ahmet Çelik, Karatshuk İlkay Karaduman, Nazar Hamit Yüksel ve Mamreş Aziz Aytek Atalar yer alıyor. Türkiye’deki ve Kabardey’deki jürinin puanları birleştirilerek dereceler belirlendi. 1-2-3 ve 4. Sınıflar ‘’ VUSEPSE ‘’ Şiir Okuma Yarışması sonuçları : BİRİNCİ SINIFLAR : Birinci : Aşağı Hatokşıkhuey Köyü, Şığuşe Elina.Öğretmeni Joldaş Lena. İkinci : Konhable Köyü, Bağı İlane.Öğretmeni Haşıkoy Vialetta. İkinci : Hasanbiy Köyü, Şıkho Vialetta.Öğretmeni Kanamet Luiza. Üçüncü : Hasanbiy Köyü, Tutay Diyane.Öğretmeni Kanamet Luiza. Üçüncü :Hasanbiy Köyü, Şıkho Hadije.Öğretmeni Kanamet Luiza. Üçüncü :Hasanbiy Köyü, Husin Aliya .Öğretmeni Kanamet Luiza. İKİNCİ SINIFLAR : Birinci : Yukarı Hatokşıkhoy Köyü, Aşebekho Aleysa.ÖğretmeniApşe Kudas. İkinci :Şegem-1 , Beğot Yasmin.Öğretmeni Karden Madina. Üçüncü :Aşağı Hatokşıkhuey Köyü, Authle Amine.Öğretmeni Hamırze Zareta. Üçüncü : Nalçik, Ulbaş Larina. Öğretmeni Şokal Valentina. ÜÇÜNCÜ SINIFLAR : Birinci : Dokşıkoy Köyü, Hajkara Dayane. Öğretmeni İvan Madina. İkinci : Nalçik, Kanemğot Amira.Öğretmeni Dehu Rita. İkinci :Dıgulıbgoy Köyü, Phıtık Ariyelle.Öğretmeni Şocen Maryana. Üçüncü : Nalçik, Kabarde Ruzanna.Öğretmeni Dehu Rita. Üçüncü : Nalçik , Nıc Diyane.Öğretmeni Şokal Valentina. DÖRDÜNCÜ SINIFLAR : Birinci : Nalçik, Şığuşe Liliyana. Öğretmeni Kanlo Elbina. İkinci :Nalçik, Seyin Yasmina.Öğretmeni Kanlo Elbina. İkinci :Tıjey Köyü, Atalık Dane.Öğretmeni Balkar Ludmila. Üçüncü : Aşağı Hatokşıkhoy Köyü,Abrokho Diyane.Öğretmeni Abaze Juleyta. Üçüncü :Arşıdan Köyü, Katina Dayane. Öğretmeni Nalşık Emma. Üçüncü :Arşıdan Köyü, Sunş Zalim. Öğretmeni Şhağapsou İnna. Üçüncü : Şecem, Şevey Temirlan.Öğretmeni Zemıh Kristina. Dereceye giren çocuklarımızın videolarını aşağıda linki bulunan Hatokşokho Gazi Adige Dil Derneği sayfasından izleyebilirsiniz. https://www.facebook.com/bzexasestrong>p>nanKaffed
‘’ ORSER ‘’ Edebi Eser Canlandırma Yarışması
KAFFED ve Hatokşokho Gazi Adige Dil Derneği anadil için işbirliğini sürdürüyor. ‘’ Hatko Ömer Seyfettin ‘’ anısına düzenlenen yarışma 18 Nisan 2021 tarihinde sonuçlanmıştır. Aslında sahnede sergilenen performanslardan oluşan yarışmanın formatı video paylaşımı şekline dönüştürüldü. Çocukların Adıge edebiyatının zenginliğini kavramaları için güzel bir yöntem olduğunu düşündüğümüz yarışmada , çocuklarımız kendi seçtikleri edebi bir eserden beden dillerini de kullanarak bir kesit canlandırdı. 5 - 8. sınıfa kadar olan öğrencileri kapsayan yarışmaya 19 öğretmenin hazırladığı 49 çocuk katıldı. Her bir sınıf için değerlendirme ayrı yapıldı. Bu yıl 5. sınıftan katılım olmadığı için 6, 7 ve 8. sınıflar ayrı ayrı değerlendirildi. Hem diasporada anadil farkındalığı yaratmak hem de ana vatanda anadile emek verenleri yüreklendirmek düşüncesi ile Hatokşokho Gazi Adige Dil Derneği ve KAFFED işbirliği yaparak , yarışma katılımcılarını her iki kurumun jürileri birlikte değerlendirdi. KAFFED ’in öncülüğünde oluşturulan ‘’Anadil Değerlendirme Grubu’’: Bram Alaattin Bayram, Pşıhoj Fikret Kınık, Tekulan Yakup Temel, Bilanıkho Alpaslan Arı, Dzeşokho Ahmet Çelik, Karatshuk İlkay Karaduman, Nazar Hamit Yüksel, Mamreş Aziz Aytek Atalar ve Hapae Bilge Eken’ nin takdir ettikleri puanlar ile Nalçik’teki jürimizi oluşturan Kankul İslam, Mahue Marina, Kanıkhuey Zarina ‘nın puanları birleştirilerek dereceler belirlendi. SONUÇLAR AŞAĞIDA LİSTELENMİŞTİR: 6.sınıf öğrencileri değerlendirme sonuçları : Birinci : İslamey Köyü , Vurıs Nurbek, öğretmeni Gaysın Fatima.İkinci : Dohşıkhue Köyü, Karden Temirlan, öğretmeni Neğud Amina.İkinci : Nalçik , Kensheli İslam, öğretmeni Dehu Rita.Üçüncü : Abukhable Köyü, Apşe Elina, öğretmeni Bey Jansuret.Üçüncü : Lafıjhable Köyü, Peunej Dane, öğretmeni Karden Fatima.Üçüncü : Hapshey Köyü, Merzey Dayane, öğretmeni Fokıje Maya. 7.sınıf öğrencileri değerlendirme sonuçları : Birinci : İslamey Köyü, Melıho Kantemir, öğretmeni Melıho Samara.İkinci : Toktamışey Köyü, Kuşha Arina , öğretmeni Kanıkhoy Raya.İkinci : Abukhable Köyü, Abrokho Radima, öğretmeni Bey Jansuret.Üçüncü : Hapshey Köyü, Çerim Elina, öğretmeni Fokıje Maya.Üçüncü : İslamey Köyü, Gaysın Alla, öğretmeni Gaysın Fatima.Üçüncü : İslamey Köyü, Stepan Milana, öğretmeni Melıho Samara. 8.sınıf öğrencileri değerlendirme sonuçları : Birinci : Koşırgoy Köyü, Lıh Adelina, öğretmeni Kazanş Nina.İkinci : İslamey Köyü, Hamırze Milana, öğretmeni Ganşevey Aksana.İkinci : Hapshey Köyü, Şamırza Alina, öğretmeni Fokıje Maya.Üçüncü: Koşırgoy Köyü, Yan Darina, öğretmeni Mahuethl Larisa.Üçüncü: Mertezey Köyü, Kumuk Rozana, öğretmeni Verzey Juletta.Üçüncü: Hatuvey Köyü, Laşe Maryana, öğretmeni Kanlo Amina. Dereceye giren çocukların videolarını aşağıdaki sayfadan takip edebilirsiniz. https://www.facebook.com/bzexasestrong>p> nanKaffed
Gençler Meşe Altında Geleceğimizi Tartıştı
Kafkas Dernekleri Federasyonu 21 Mayıs Çerkes Soykırımı ve Sürgünü Anma Etkinlikleri kapsamında, 23 Mayıs 2021 Pazar günü 21.05 – 23.30 saatleri arasında gençlerin katılımları ile Meşe Altı Toplantıları 21 Mayıs Özel Canlı Yayını gerçekleştirildi. Toplantının konusu “21 Mayıs ve Geleceğimiz” idi. Konu geçmiş, güncel ve geleceğe dönük boyutları ile ele alındı. Toplantının moderatörlüğünü Meşe Altı Toplantıları organizasyon ekibinden Feyza Önal yürüttü. Toplantı farklı şehirlerdeki derneklerimizden ve üniversite öğrenci topluluklarımızdan (ÜNİKAF) gençlerimizin katılımlarıyla gerçekleştirildi. Meşe Altı Toplantılarının tanıtılmasıyla başlayan canlı yayın tanışma turuyla devam etti. Gençler tanışma bölümünde moderatörün yönelttiği “Halkımızın geleceğinden umutlu musunuz?” sorusuna cevaben yaşanılan çevre ve küreselleşen dünya göz önüne alındığında umudun azaldığını fakat umudun her zaman varolması gerektiğini; diasporada ve anavatanda son dönemlerde yaşanan gelişmelerden dolayı umutlarının arttığını, Meşe Altı Toplantıları gibi platformlarda gençlerin gelecek hakkında konuşuyor olmasının bile umudun varolduğunun bir göstergesi olduğunu, kimliğinin bilincinde bir gençlik olduğu sürece umudun daima olacağını ve konuşmayı bıraktığımız zaman ancak umudun biteceğini dile getirdiler. İzleyiciler için, farklı formal ve informal yapıdan gençlerin bir araya gelerek Twitter’da yürüttükleri 21 Mayıs hashtag/gündem çalışması hakkında bilgi verildi. Ardından pandemi koşulları dahilinde anavatanda gerçekleşen anma törenlerinden kısaca bahsedildi. Siyasi partilerin ya da parti üyelerinin 21 Mayıs günü önceden hazırlanmış metinleri, fotoğrafları sosyal medyada yayınlayarak sorumluluklarını yerine getirmiş sayılmayacakları, iki üç saatlik toplantılar sonrasında yeterli hiçbir adımın atılmadığı, siyasi mecralarda daha aktif ve başarılı olabilmek için etkin lobi çalışmasına ihtiyaç olduğu tespitinde bulunuldu. Bundan sonra önemli olanın “22 Mayıslarda” neler yapılacağı ve bir sonraki 21 Mayısa kadar neler yapılması gerektiği olduğunun altı çizildi. Muhaceret, göç, sürgün ve soykırım kavram karmaşasına değinildi. Soykırımın tanınması için öncelikle Çerkes toplumunun tanınması gerektiği; 21 Mayısı sadece bir gün konuşup bırakmamamız ve daha geniş bir zamana yayılmasına ihtiyaç olduğu; 21 Mayısın büyük bir soykırım olduğunu diğer toplumlara anlatmak için geçmişi, günümüzü ve geleceği ele alarak, önce kendi çevremize anlatmakla başlayıp, sonra büyük kitlelere hitap ederek, belirli rutinler dahilinde video paylaşımları, yayınlar ve sosyal medya gündemi oluşturma gibi çalışmalar yapılabileceğine ilişkin önerilerde bulunuldu. Dünya üstünde soykırıma uğramış ve belli hakları iade edilmiş milletlerin yapmış olduğu lobi çalışmalarının incelenebileceği; hangi hakların hangi yöntemlerle talep edilmesi konularında çalışılabileceği dile getirildi. Ayrıca toplumun siyasi ve ideolojik temellerde bölünmesinin önüne geçilmesi gerektiği; demokratik çoğulcu bir zeminde tüm farklılıklara rağmen “Birlikteysek Güçlüyüz” mottosu altında bir araya geldiklerini belirten gençler, çalışmalarını gelecek yıllarda daha fazla genci dahil ederek devam ettirmek istediklerini dile getirdi. Programın kapanışında gençlerin büyüklerinden beklentileri ile ilgili görüşleri de dile getirildi. Gençlerin karar süreçlerine dahil edilmesi; anavatan ile ilişki kurulması konusunda burs gibi, organizasyon desteği gibi konularda gençlere yardımcı olunması; farklı ülkelerdeki diasporaların ve anavatanın gençlerinin bir araya gelebileceği imkanların çoğaltılması gerektiği vurgulandı. Haber : Feyza Önal {gallery}/haber/federasyon/2021/210523_Mesealti_{/gallery}p> p> p>nanKaffed
Ethem Bey Bir Minnet Yazısı
Ömrüm boyunca milliyetçi tanımların bir önemi olmadığını düşünerek, daha çok bir insanlaşma çabası içinde olmuş birisi oldum. Kendimi bir…