Sözlü Tarih Nedir?

Geçmiş deneyimlerin, tanıklıkların anlatıcının izniyle sansürsüz bir biçimde kaydı, deşifresi ve arşivleme çalışması olarak tanımlanan sözlü tarih, bir araştırma ve tarih saptama yöntemidir. Bu yöntemle, kişilerle görüşülerek anıları kaydedilir ve tarihi açıdan önemli olan sözlü kaynaklar belgelenir. Bireysel tarihle toplumsal tarihin çakışma noktasında sözlü tarih vardır. +''+ Sözlü tarih bir bilimsel disiplinden çok bir bilimsel yöntemidir. Ancak disiplin olarak tarihe yakındır ve antropoloji ile benzerlikler gösterir. Çünkü sözlü tarih çalışması salt bir kayıt faaliyeti değildir. Görüşme hazırlığı, görüşme süreci ve sonrası "katılımcı gözlemcilik" tekniklerinin de kullanıldığı bir anlama faaliyetidir. Sözlü tarihçiler tıpkı antropologlar gibi, bir kişi ya da grubun davranış kültürünü onunla kurdukları ilişki içinde yaşayarak anlamaya çalışmakta ve böylece kaydedilen sözlerini tamamlayan raporlar oluşturmaktadır. Ancak aradaki fark, antropologların bu işlemi yıllara yayılan sürelerde yapması, sözlü tarihçilerin ise saatlere bağlı olmasıdır.Sözlü tarih 1960'lı yıllarda batıda gelişmeye başlamıştır. Klasik tarih yöntemleri daha çok üst sınıfların belirlediği tarihi saptamaktadır. Buna karşılık sözlü tarih daha çok alt sınıfların tarihini oluşturmada kullanılan bir yöntem olmuştur. Böyle olmakla birlikte sözlü tarihçiler klasik tarihi yadsımamışlar onunla birlikte sözlü tarih yöntemini kullanmışlardır.Sözlü tarihin geleneksel biçimi kişisel yaşam öykülerinin saptanmasıdır. Böyle olduğu için kişisel arşivler önem kazanmaya başlamıştır. Ancak zamanla kurum tarihi, olay tarihi sözlü tarih çalışma konuları arasına girmiştir. Sözlü tarih, kişileri günlük yaşam felsefecileri olarak görmektedir. Kişi, anılarını ve yaşadıklarını anlatırken asla bir iletken değildir. Anlatılar, kişinin hayatı kavrayış tarzıyla yoğrulan ürünlerdir. Yaşanmış olanla kişinin anısı arasında bir yeniden üretim süreci vardır. Bize ulaşan bu yeni üründür. Ve bu yeni ürünün içinde hikaye edenin, tüm bireysel özellikleri vardır.Bu nedenle sözlü tarih ürünleri tamamlayıcı belgeler olarak tanımlanmaktadır. Diğer tarihsel belgeleri tamamlayan, teyit eden veya çürüten ya da destekleyen işlevleri vardır. Bir konuda hiçbir yazılı belge yoksa işte o zaman yöntemine uygun sağlanmış sözlü tarih belgeleri aksi kanıtlanıncaya kadar gerçeğe uygun kabul edilebilir.Sözlü tarihin temel ilkesi görüşülecek kişinin korunmasıdır. Görüşülen kişiyi korumak üstün değerdir. Görüşülecek kişinin hakları üstün haklardır. İlkesel olarak bire bir görüşme esastır. Ayrıca focus grup çalışması denen bir biçim de kullanılmaktadır. Ancak bu grup çalışması geleneksel biçime göre çok daha zordur. Bu çalışma tipinde kişisel yaşam öyküsü yerine somut bir konu ya da sorun eksenli görüşme esas alınmaktadır. Odak grup çalışması özellikle kurum tarihlerinde veya aynı olayla ilgili görüşülecek kişi sayısının çok fazla olduğu çalışmalarda denenebilecek bir yöntemdir.Bir özetleme yapmak gerekirse; sözlü tarih görüşmeleri, günümüzde tarih, antropoloji, toplumbilim ve halkbilim araştırmalarında gitgide yaygınlaşan bir araç haline gelmektedir. Böylece geçmişe tanık olmuş veya katılmış olanlardan, bu geçmiş hakkında bilgi, yani olaylar, insanlar, kararlar ve süreçler hakkında yazılı belgelerde ve kayıtlarda bulunmayan veriler toplanmaktadır. Sözlü tarih çalışmaları esas olarak belleğe dayalı yapılır. Bilindiği gibi, bellek, geçmişi kaydetmenin her zaman güncelle ve bireysel psikolojiyle biçimlenen öznel bir aygıtıdır. Dolayısıyla sözlü tarih çalışmaları, bireysel değerlerin ve eylemlerin geçmişi nasıl biçimlendirdiğini ve geçmişin bugünkü değerleri ve eylemleri nasıl biçimlendirdiğini de ortaya çıkartan bir araç olmaktadır.Her sözlü tarih çalışması aslında benzersiz, eşi olmayan bir olaydır; bu da, bu çalışmanın keyifli yanıdır. Her ne kadar genel kabul gören, izlenmesi gereken bir takım kural ve yöntemler varsa da, "sözlü tarihin nasıl yapılacağını öğrenmenin biricik yolu, sözlü tarihi yapmaktır". Sözlü Tarih Çalışmasına İlişkin Hazırlık ve Uygulama Sorunlarıp> Görüşme araçları olarak; video kaydı, kaset teyp kaydı, yaka mikrofonu kullanılmalı, zorunlu hallerde açık uçlu sorularla anket tekniği kullanılabilir. Esas olan birebir görüşme olmakla birlikte bu çalışmada grup görüşmeleri yapılması zorunlu gözükmektedir. Ancak grup görüşmeleri sonucu, elde edilecek ürünlerin bilimsel ölçütlere uygun olması için "tarih sohbetleri" biçiminden farklı tarzlar uygulamak gerekecektir. Bu uygulamada öncelikli ilke konu ya da olay eksenli grup görüşmesi organizasyonudur. Ayrıca, bu görüşmelerde, görüşme planının (konu başlıklarını ve soruları içeren) önceden gruba katılacaklara verilmesi ve hazırlık yapmalarının sağlanması istenilebilir. Aynı olaya ilişkin farklı anılar arasındaki birbirini çürüten aktarımların ayıklanması (örneğin mantıksal tutarsızlıklar, anakronizm, tarih çelişkileri gibi...) veya farklılıkların bütünlük içerisinde ifade edilmesi konusunda çeşitli yöntemler (tartışma tekrarı, yazılı belgelere başvurma, başka tanıklıkları devreye sokma gibi) kullanılması gerekebilir.Daha sonra araştırma sahasının tanımlanması gerekmektedir ve ön hazırlık, (teknik hazırlık, psikolojik hazırlık, bilgilenme) görüşme planı ve formları, randevu, görüşme yeri, görüşme yöntemi, görüşme süresi konularında bir rapor hazırlanması gerekmektedir.Kayıt işlemi ve çözümleme; teyit işlemi, orijinal kaynağın korunması, ürünlerin görsel-işitsel ve yazınsal alanlarda araştırmacıların kullanımına açma, doğrudan bilimsel çalışmalarda yararlanma, doğrudan öyküler olarak yayınlama, arşiv çalışması ve teknikleri (orijinal ve türev kaynaklar yönünden), izin belgeleri, yasal sorunlar ve önlemler, kullanıma açma ve açıklama sorunları olarak sıralanabilecek bir çok ayrıntıyı içeren bu projenin, ayrıntılar düzeyindeki hazırlığı yapılmalıdır. Ayrıca dijital ortamda arşiv için hazırlıklar sözlü tarih çalışmaları başlamadan tamamlanmalıdır. Arşivlemede de dijital ortam ile klasik arşiv birlikte kullanılmalıdır.+''+Kaffed

Sözlü Tarih Çalışmaları

Dergimizin "Sözlü Tarih" konulu bu sayısı için, yayımlanan kitaplarında sözlü tarih çalışmalarından yararlanan büyüklerimizle görüşmeler yaptık. Bizlere bu çalışmaları nasıl yaptıklarını ve sözlü tarih araştırmalarının toplumumuz için ne kadar önemli olduğunu anlatan büyüklerimizin bu konu hakkındaki görüş ve düşüncelerini yayınlıyoruz. +''+ Osman ÇELİKp> Doğu milletlerinde günlük tutmak ya da hatıra yazmak pek gelişmediği için, sözlü edebiyat önem kazanmıştır. Dinlemeye ve gözleme dayanan bilgi birikimi, nesillerin sözlü olarak birbirine aktardığı değerli bir hazinedir.Modern çağda yaşamama rağmen, sözlü kaynaklardan ben de yararlandım. Yazılı edebiyata geçmeden, vatanlarından sürülen bir topluluğa mensuptum. Kuzey Kafkasya'dan ilk çıkan göçmenler, kitap-defter edinmemişlerdi. Bütün bildiklerini, hatıralarını hafızalarında saklamışlardı. Dinleyen, merak eden olursa, özellikle yeni nesillere, bildiklerini anlattılar.Kesin tarihini hatırlamıyorum; ilkokula yeni başladığım yıllardı. Yaşlı babaannem, bir yere oturmaya giderken, beni ve kız kardeşimi yanına alırdı. Genelde bu, gece oturması olurdu. Konuşulanları merakla dinlerdim. Yıllar sonra bunları yazılı hale getirmek isteyince başarılı olamadım. Çünkü sözlü kaynak, yer yer kopmuştu.Buna rağmen; "Efsaneler, Hikayeler, Portreler" isimli kitabımda bulunan "Nenof", "Kutsal Dul", "Meryem" adlı hikayelerim, çocukluk yıllarında dinlediğim kaynaklardan esinlenerek yazılmıştı.Meryem ile Nenof, benim hayalimin ürünü değildi. Gerçektir. İlkokula başladığımda ikisi de sağdı. Sas Nenof'un yaşı yüzün çok üstündeydi. Meryem Nenof ise sanırım yetmişini geçmişti.Meryem Nenof'u bugünkü değer ölçülerimle tanısaydım, onu daha dikkatli dinlerdim. Sesini yükseltmeden, sözcükleri tane tane oturtarak, sanki şiir okur gibi konuşurdu. Biz çocuklarla konuşurken, bir büyükle konuşuyormuş gibi davranırdı. Yüz hatları anlamlı, yaşına göre hala güzeldi.Dinlediğim büyükler sadece bunlar değildi. Halamın beyi saatçi Recep Hoca, köyümüzün imamı Eyüp Efendi dikkatle dinlenecek, bilgi düzeyi yüksek kişilerdi. Üniversite çağında; Ahmet Canbek, Şerafettin Erel, Dr. Vasfi Güsar Beyler saygıyla hatırladığım kişilerdir.Kazanuko Jabağ adlı kitabımın ikinci baskısı yapılacağı zaman, bazı bölümleri zenginleştirmek istedim. Bu konuda, en büyük katkıyı Şogen Ali ile Saim Tuç Beyler yapmışlardır. Her ikisini de saygıyla anıyorum.Özellikle belirtmek istiyorum: Şogen Ali Thamate çok iyi değerlendirilmelidir. Tabir caizse beyni yıkanmalıdır. Bütün bildikleri kayda geçirilmelidir. Şüphesiz sözlü kaynaktan alacağınız bilgiler hamdır. İşlenmesi gerekir. Belli başlıklar altında toplanmalıdır. Sözlü kaynak görevi yapacak kişiler gün geçtikçe azalmaktadır. Zaman kaybedilmeden birikim sahibi büyüklerimiz tespit edilerek, Onlardan istifade edilmelidir.+''+Osman Çelik

Yüzyıl Süren Adıge-Rus Savaşları

Rusya XVIII. YY.da güçlü bir imparatorluk olmuş, bunun da çok iyi farkına varmıştı. Bunun sonucu olarak Kuzey Kafkasya'ya hakim olmak istiyordu. Çar, Kuzey Kafkasya ile ilgili yeni politikalar üretiyor, Rusya'nın güney sınırını K. Kafkasya'ya hakim olarak emniyete almak istiyordu. Rusya'nın imarında, güçlenmesinde, bu günlere gelmesinde Adıge prenslerinin yaptıkları unutulmaz katkılar, Adıge-Rus halklarının müşterek düşmana karşı verdikleri mücadele, iki halk arasında yapılan dostluk antlaşmaları, akrabalık bağları ve asırlardır devam eden iyi komşuluk ilişkileri unutulmuş, neredeyse inkar edilmişti. +''+ Osmanlı İmparatorluğunun da asırlardır Kafkasya'ya ilgisi vardı. O toprakları sınırları içine almak onun da çok işine geliyordu. Bu uğurda çok da çaba sarf etmişlerdi. Adıgelere gelince, yıllardır komşu olarak beraber yaşadıkları Ruslarla dost kalmak, eskiden olduğu gibi barış içinde yaşamak istiyorlardır. Bunun için yeteri kadar imkan ve sebep vardı, aklın yolu da buydu. Ama Çar en kötüsünü seçmişti: SAVAŞI...Bundaki maksadını da gizlemiyordu: Adıgelerin içinde yaşamadığı Kuzey Kafkasya'yı topraklarına katmak. Dünya tarihinde insanoğlunun hatırladığı en zalim, en adaletsiz, en kanlı savaşların başında Adıge – Rus savaşları gelir. Bu savaşların yüz yıl devam ettiği kaydedilir. Tarihteki adı ise Kafkas Rus savaşlarıdır. Ancak vatanları ve hürriyetleri için savaşan, vatanları yağmalanan, halkları yok olma noktasına getirilen Kuzey Kafkasya'da yaşayan en büyük halk Adıge halkıydı. O yüzden bu büyük savaşın Adıge – Rus savaşı bölümünü ayrı olarak ele almak daha uygun olacak. 1761'de Çariçe olan II. Yekaterina, Avrupa ülkeleriyle gizlice yaptığı antlaşmalar sonucu hiç de akıllıca olmayan bir politikayla, Kuzey Kafkasya ile savaşa bir an önce başlamak istiyordu. Aslında bu çirkin planın temeli I. Petro zamanında atılmıştı. I. Petro bu iş için bazı ön hazırlıklar da yapmıştı, Azak Denizi çevresini elde etmek, Pers İmparatorluğu'nu ziyaret etmek gibi. I. Petro K. Kafkasya'yı elde etme başarısını gösterecek komutanlar için 1714'te özel madalyalar hazırlatmıştı ancak ömrü kafi gelmemiş, bu konuda ondan daha zalim olan II. Yekaterina tahta geçmişti. II. Yekaterina K. Kafkasya savaşını başlatmış, ilk olarak Terek Irmağı kenarında Mezdegu'da ilk kale inşaatını 1761'de başlatmıştı. Burası Kabardey topraklarıydı. Tam bu sırada Kabardey prensleri arasında bir anlaşmazlık çıkmıştı. 15 Kabardey prensi Rusların başlattığı bu savaşta Osmanlı ve Kırım Hanlığı tarafı olalım Ruslara karşı koyalım diyordu. Bunların dışında kalan 13 Kabardey prensi ise Ruslarla dost kalalım,savaşı durduralım diyordu. İşte bu 15 prensin temsil ettiği bölgeye Büyük Kabardey, 13 prensin temsil ettiği bölgeye ise Küçük Kabardey (Cılahsteney) dendi. 1763'de Rusya, Mezdog'da inşa ettiği kaleyi korumak ve savaşta ileri karakol görevi yapmak amacıyla büyük bir köyü aynı bölgede kurmuştu. Rus Çariçesine olan yakınlığı sebebiyle Kabardey prensi Cılahsten Kurgovko'ya Mezdog yakınlarında Ruslar tarafından bir saray inşa edilmişti. Rusların Kabardey topraklarındaki bu hazırlıkları, yakında büyük savaşa başlayacaklarının en büyük belirtisiydi. Bu büyük tehlikeyi sezen Adıge halkı ileri gelenleri derhal toplanarak bir karar aldılar ve II. Yekaterina'ya bir grup elçi gönderdiler. 1764'te giden grubun liderleri Kesın Ketıko ile Kundet Cebez-Ceriy idi. Çariçeye Kabardey topraklarında yapılan kalelerin uygun bir davranış olmadığını, Kabardey halkının buna razı olmadığını, bunu kabul edemeyeceklerini izah etmişlerdi. Ancak Çariçe bu konu üzerinde fazla kafa yoramayacağını ve başlattıkları işi sürdürmek ve neticelendirmek istediklerini elçilere hissettirmişti. Çariçe, yaptığı kabalığı örtmek maksadıyla elçilere değerli hediyeler ve para verilmesini emretti ancak Adıgeler bunları asla kabul etmeden vatanlarına geri dönmüşlerdir. Elçilerin getirdiği haber üzerine Kabardey'de büyük bir toplantı yapılmış, bütün Adıge prensleri, köy thamadeleri, söz sahibi, itibarlı, saygı duyulan tüm Adıgeler bu toplantıya çağrılmıştı. Adıgeler her türlü olasılığı gözden geçirmiş, yurdun üzerine çökmeye başlayan bu büyük belaya karşı nasıl hareket edeceklerini görüşmüşlerdi. Büyük toplantıda, tarih boyunca hep kendine saygı duymuş, binlerce yıllık tarihi içinde hür kalmış, kimseye diz çökmemiş Adıge halkı bu büyük belaya silahla karşı koymaktan başka çare bulamamıştı. Bunun manası şuydu: Sebepsiz işgal edilen Adıge yurdunu ve Adıge bağımsızlığını tehlikeye sokan Rusların bu hareketine artık silahla karşı konacaktı. Ve böylece, resmen Adıge-Rus savaşı 1764'te başlamış oluyordu. İlk savaş böylece Kabardey yurdunda başlamış oluyordu. Bir çok defa karşılıklı saldırılar olmuşsa da esas büyük savaş 1769'da kendini göstermişti. Adıgelerin ilk hedefi Mezdog kalesi ve çevresine kurulan Kazak-Rus köyünü yok etmek, yakmak, yıkmaktı. Adıgelerin bu gizli planını öğrenen Ruslar da son sürat tüm güçleriyle hazırlanıyorlardı. Top ve diğer silahlar kuşanmış güçlü Rus ordusunun komutanı Fransız asıllı dö Melem idi. Rus ordusuna yardım etmek için Han Vubaşi komutasındaki 20 bin kişilik Süvari Kalmuk ordusu da Mezdog'a gelmişti. Adıgeler, Kalmukların böyle bir şey yapacaklarına asla ihtimal vermemişlerdi. İki birleşik ordu Mezdog'un bütün kilit noktalarını emniyete almışlar, Kalmuk süvarilerini de gizli bölgelere yerleştirmişlerdi. Bütün bu olup bitenden habersiz Adıge ordusu Mezdog yakınında iki ordunun kuşatması altında kalmış, geri dönmek; kaçmak gibi bir adeti tarih boyunca yaşamamış olan Adıgeler "ya ölürüz ya Adıge gibi hür yaşarız" parolasıyla sayı ve silahça kendilerinden çok güçlü olan düşmana saldırırlar. Çok kanlı geçen savaş sonunda her iki taraftan binlerce insan ölürken, bir çok Adıge lideri de şehit olur. Bu savaştan sonra General dö Melem ordusunu Meşıko yamaçlarına getirmiş ve Adıgelere elçiler göndermiş, gaye, sözde, Adıgeleri korkutup Adıge yurdunun Rusya'nın himayesine girdiğine onları inandırmaktı. Adıgeler ona şu cevabı vermişlerdi: "Biz ne Rusya'ya, ne Osmanlı'ya ne bir başkasına tâbiiyiz, kimsenin gölgesinde yaşamayız, biz vatanımızı ve hürriyetimiz savunacağız." Bu cevap General dö Melem'i çok kızdırır ve Nartsane yakınında 1769 Haziran ayında yeniden şiddetli bir savaş başlatır. Bu savaşta üstün gelen taraf olmamış, her iki taraf da çok zaiyat vermişti, bu savaşta en büyük kahramanlığı gösteren Adıge lideri Bemate Misost idi. O ordusunu üstün manevralarla sevk ve idare ediyor, gizli mevzilere sokuyor, beklenmedik anda düşmana saldırıp, büyük darbeler vuruyordu. Yabancı bir toprağı işgal eden düşmana huzur vermiyor, General dö Melem'i büyük hayal kırıklığına uğratıyordu. Koca Rus İmparatorluğunun Adıgelerle yüz yıl süren haksız, adaletsiz savaşta ilk darbeyi yiyen Kabardeyler, Çarın-Çariçenin ne kadar merhametsiz olduğunu ve bu savaşın hiç bir uluslararası kurala uymadığını anlamışlardı. Rusya da "uslanmaz Adıgeler"in kolay pes etmeyeceğini, asla diz çökmeyeceklerini, keyfi savaşlarla onlarla baş edemeyeceğini, başlattığı bu savaşın, umduğu gibi kısa olmayacağını ve çok kanlı olacağını anlamıştı. Bu yüzden bütün kuvvetlerini Kuzey Kafkasya'da toplamaya, peşpeşe kaleler inşa etmeye ve Adıge topraklarına Kazak-Rus köyleri (stanitseleri) kurmaya başlıyordu. Kısa zaman içinde kurulan Kazak-Rus köyleri: Galygayevsk, Yişersk, Nayursk, Mekansk, Kalinovisk, Lukovsk ve diğerleri. Bu köylere getirilen aileler, Rusya'nın muhtelif yerlerinden zorla getirilip bedava verilen topraklara sanki Rusya'nın kendi toprakları gibi yerleştiriliyorlardı. Bu insanlar, Adıgelerle çatışmaya her an hazır olmalı ve gerektiğinde savaşmalıydılar. General dö Melem ile Kalmuk Hanı'nın dostluğu uzun sürmemiş, Han, Generalin iki yüzlülüğünü ve onu bulaştırdığı belanın kendisine fayda getirmeyeceğini çabuk anlamış. Han ve halkı, 1771'de, 28.000 aile olarak Volga Nehri kenarına göçmüşlerdi. 1771–1772 yıllarında Keremırze Sokur komutasındaki Adıge süvari birliği bir çok Rus kalesini işgal etmiş, yine bir çok stanitse (Kazak-Rus köyü) yakılmıştı. Çok geçmeden anlaşılmıştı ki Rusya sadece Kabardey bölgesiyle yetinmeyecek, cepheyi genişletecekti. Savaşın ateşi kısa sürede Psıj (Kuban) ve Yinjıc Adıgelerine de ulaşacaktı. Aşağı Adigey (şimdiki Adigey) de bu beladan nasibini almıştı. 1787 yılında General Tekkeli komutasındaki Rus ordusu Kuban'ı geçerek Adıgelere saldırmıştı. Savaşa hazır olmayan Adıgeler büyük zaiyat vermiş, 300'den fazla Adıge köyü yakılmış, yıkılmıştı. 4.000 araba yükü çeşitli mal, eşya yağmalanan köylerden götürülmüş, otlar, ekinler yakılmıştı. Tüm bunlar, ilerleyen yıllarda Rus generalleri Bulgakov, Yevdokimov, Zass ve Yermolov tarafından yapılacak katliamların, yağmaların, yakıp yıkmaların küçük bir örneğiydi. Adıgeler savaşı bitirmek için çok uğraştılar. 1771'de Kabardey Adıgelerinden bir heyet Bıtırbıf'a (Petersburg) elçi olarak gitmişti "savaşı bitirelim, dost kalalım" diye. Ancak Çariçe elçilere verdiği manifestoda başlattığı işi sonuna kadar götüreceğini belirtiyor, Adıgeleri kendi vatanlarında adeta yok sayıyordu. Bu tahammül edilemez bir zalimlikti, ancak Adıgelerin gücü ve imkanı ne kadardı ki? İnsan ve silah gücü kendinden kat be kat fazla olan düşmanla nasıl baş edebilirdi? 1772'de dö Melem barış teklif eder. Buna inanan 12 Adıge prensi antlaşma yapmak için gider ancak tüm diğer Rus generallerin huyları gibi o da sözünde durmaz, Adıge elçilerini tutuklatır. Bu Adıgeler için büyük bir hakaretti. Psıj Adıgeleri de dahil olmak üzere kısa zamanda 25.000 süvari ordusu meydana getirip, General dö Melem'in ordusunu yok etmek için Balk Irmağı'nı geçmişlerdi. Tehlikeyi sezen general, tutukladığı Adıge elçilerini serbest bırakmıştı. Adıgeler gerekli müzakereler sonucu dö Melem'in kuvvetlerine saldırmadılar, çünkü hala savaşı bitirip antlaşma yapılabileceğine inanıyorlardı. Potto'nun kaydettiğine göre dö Melem'in sebep olduğu ayıp ve çirkin şey Rusya'nın itibarını düşürmüştü. Adıgeler her ne kadar barıştan yana, savaşa son vermek için girişimde bulundularsa da, ne Çar ne de generalleri bu işe yanaşmışlardı. Yüz yıl süren savaşta hem Adıgeler hem de diğer Kuzey Kafkas halkları, Rusya'nın yağmacı, yakıp yıkan, kanlı, zalim saldırılarından nasiplerini almışlardı. Barış içinde yaşamak, vatanlarında hür ve müstakil olmak isteyen insanlar bu durumdan büyük üzüntü duyuyor, onlar da silaha sarılıyorlardı. Ruslar, Mezdog'dan başlayıp, Kızılyar'a kadar olan hatta bir çok kaleler inşa etmişlerdi. Gerek Adıgeler, gerek Çeçenler, gerekse İnguşlar ve diğer Kuzey Kafkas halkları bu kalelere durmadan saldırıyorlar, Ruslar'a ve Kazaklar'a büyük zayiat veriyorlardı. Kuzey Kafkasya'daki savaştan, Çar, ordu ileri gelenleri, üst bürokratlar çok memnun değildi. Durumu yeniden detaylı olarak gözden geçirmişler ve şu sonuca varmışlardı: Adıgeler gelişigüzel bir savaşla yenilmeyecekler, Kuzey Kafkasya kolay lokma olmayacaktı. Bu toplantıda Astrakhan-Azak bölgesi generali Potemkiy G.A. şu teklifi getirir: Azak Denizi'nden başlayıp Mezdog'a kadar olan hat boyunca sağlam kaleler kurulsun, ve bu işler en kısa sürede bitirilsin. Bu teklif toplantıda oy birliği ile kabul edildi ve süratle kalelerin inşaatına başlandı. Kabardey topraklarında şu kaleler inşa edilmişti: Yekaterininski, Pavlovske, Marinske, Georgiyevske, Andreyevske. Her kalede yüzlerce Kazak süvarisi vardı. Kale, top, tüfek ve diğer silah, araç ve gereçlerle doluydu. Bu kaleleri ve çevresini, Ladojske, Donskoy Kazak Kolorduları, Hoperske Kolordusu, Tomske ve Selenginske piyade Kolorduları, Viladimirski Rus Kolorduları koruyordu. 1778-1780 arası Azak-Mezdog hattı tamamlanmıştı. Don Nehri'nin Azak Denizi'ne ulaştığı yerden başlayıp, Mezdog'a kadar olan bölge, Ruslar için saldırı, savunma ve işgal hizmetine hazır kalelerle doluydu. Daha sonra 1792'de ise Karadeniz Sahil Hattı kalelerini inşa etmişlerdi. Kuban hattı kaleleri de Kuban'ın denize ulaştığı yerden başlayıp, Kuban'ın çıktığı vadilere kadar uzanıyordu. Yüz yıl süren bu savaşlarda daha bir çok ırmak boylarına, önemli geçit ve kavşak yerlerine kaleler kurup, Kazak stanitseler (ileri karakol görevi yapan Kazak köyleri) yerleştirmişlerdi. Adıgeler bu kaleleri ve Kazak köylerini hiç rahat bırakmıyorlar, saldırıyorlar, yakıp yıkıyorlardı, ancak Rusya kararlıydı. Yakılan yıkılan yerleri yeniden inşa ediyor, Kazak ve Rus askerleriyle tekrar takviye ediyordu. Rusya muradına ermiş, Kuzey Kafkasya'yı gerek Kuzey'de gerekse Karadeniz sahil şeridi boyunca kuşatmış, emniyete almış, Adıgelerin dünya ile irtibatını kesmiş, hatta Adıge kabileleri arasındaki irtibatı bile tehlikeye sokmuştu. Rusya bir taraftan savaşı sürdürüyor, bir taraftan da Adıgelerin maddi gücünü yok ediyor, ekonomilerini boğuyordu. Dış ülkelerle olan ilişkilerini kesmiş, ticareti engellemiş, diğer ülkeleri de uyarıp, Adıgelerle ticareti durdurmuşlardı. Bu şekilde hareket etmekle Adıgeleri çabucak elde edeceğini sanıyordu. Doğru, Adıgeler çok zor durumdaydı ama Rusya'nın umduğu gibi kolay lokma asla değillerdi. 1739 Belgrad Antlaşması'na göre Adıge yurdu ne Rusya'nın ne Osmanlı'nındı. O ancak Adıgelerindi. Ancak, 1774'te yapılan (Osmanlı ve Ruslar arasında) Küçük Kaynarca Antlaşmasıyla Osmanlılar Kabardey yurdunu Ruslara veriyordu. Biri kendisinin olmayan bir vatanı, yine kendisinin bir hakkı olmayan bir başkasına veriyordu. Rus generallerin yürüttüğü savaşın acımasızlığını, zalimliğini, adaletsizliğini aklın kavraması imkansızdı. 7.000 Adıge süvari birliği Marinske kalesini kuşatmışlardı. General Yakobi bir emirle o bölgede Ruslarla dostça yaşayan Adıgeleri toplatıp, ayaklarına demir halkalar taktırmıştı. Onlar Mezdog kalesinin inşası sırasında Ruslara yakınlık duyanlardı. General, kuşatmayı kaldırmazlarsa, esir ettiği bu Adıgeleri yok edeceğini söylüyordu. Savaş olmamasına rağmen General, esirleri Astrakhan'a sürdürmüş ve tamamını yok etmiştir. O dönemde tarihler, böyle zalimliği, adaletsizliği hiç yazmamıştır. 1799'da Rusya, zorla Gürcüstan'ı imparatorluğuna katmıştı, böylece Adıgelerin güney kapısını da tamamen kapatmış oluyordu. XIX. YY. başlarında Kabardey halkı Ruslarla yaptıkları büyük savaşlarla güçsüz düşmüş bir çok değerli liderini savaş meydanlarında kaybetmişti. Bu savaşlarla binlerce masum insan da ölmüştü. Fakat Çar umduğunu bulamamış, Kabardey yurdunu elde edememişti. Adıgeler, yirmi beş yıl süren savaşta Ruslara kan kusturmuşlar, vatanlarını bütün imkansızlıklara rağmen yılmadan savunmuşlar, düşmana büyük kayıplar verdirmişlerdi. O yıllarda Kabardey halkının çektiği acıyı anlatmak zor, çok zor! Korku nedir bilmeyen, vatanları ve hürriyetleri için her an ölüme hazır bu halkı yok etmek için zalim ve katil general Bulgakov, Astrakhan'dan getirdiği veba hastalığını Kabardeylerin içine yaymıştı (o yıllarda veba Astrakhan'da salgın haldeydi). Bunun sonucunda onbinlerce Kabardey bu amansız hastalıktan ölmüştü. 1804'te General Glazenap'ın sürdürdüğü çok kanlı, çok zalimce savaşta Kabardeyler çok zayiat vermiş, çok acılar çekmişlerdi. O savaşta her iki taraftan da o kadar çok insan ölmüştü ki, o bölgeden geçen Humbıley Irmağı savaş bittiği halde bir hafta boyunca kanlı akmıştı. İşte o günden kalma şu atasözü "Vebadan arta kalanı Humbıley savaşı yok etti" "?????? ?????? ??????????? ? ????" Adıgeler arasında bu güne kadar gelmiştir. 1805-1807 yılları arasında General Bulgakov Kabardey yurdunda 80 köyü yakıp yıkmıştı. Aradan üç yıl geçtikten sonra General Bulgakov ve General Delpoço beraber Kabardey yurduna saldırarak iki yüzden fazla köyü yakıp yıkmışlar ve yüzlerce yaşlı, çocuk ve kadını öldürmüşlerdi. Prens Verbeliani, General Yevdokimov'a bu kadar zalimliğin, ve günahsız sivil halkın katledilmesinin ayıp ve günah olduğunu hatırlatınca "Bize zarar veren insanların sayısının azaltılmasında hiçbir mahsur yoktur." cevabını almıştı. Aynı general, günlüğüne hiç utanmadan ve sıkılmadan şu notu düşmüştü: "Kabardeylerle savaşırken veba hastalığının bize çok faydası oldu, bu salgın hastalık Küçük Kabardey'de çok fazla ölüme neden oldu. 1810'da kalan aile sayısı sadece üç yüz idi. Ondan sonra kendilerini toplayıp bizimle asla savaşamadılar." Rus generallerinin bu kanlı, adalesiz, yağmacı, yıkıcı tutumlarından Çar habersizmiş gibi görünse de bu iki yüzlülükten başka bir şey değildi; o da olup biteni elbet biliyordu. Asla yapılmaması gereken bu zalimliklerden gururla bahseden, Çar'ın gözüne girmek isteyen generallerden Bulgakov, Çar I. Aleksandr'dan vebayı Kabardey'e taşıdığı için azar işitmişti. 300.000'i aşan Kabardey nüfusu 1764-1817 yılları arasında devam eden savaşlar ve veba salgını nedeniyle 35.000'e inmişti. 1825'te tekrar biraz toparlanan Kabardey halkına bu sefer de general Yermolov komutasındaki Rus ordusunun kanlı baskınlarıyla büyük zayiat verilmişti. Güzel Kabardey'in güzel insanları, güzel yurdu bu amansız savaşta büyük zararlar görmüştü. Buna rağmen kalan Kabardeyler, Kuban Adıgelerine yönelmiş, savaş ateşini söndürmeye yardıma koşmuşlar, bir kısım Kabardeyler de Şamil'in kuvvetlerine katılmışlardı. Bu amansız savaş Kuzey Kafkasya'da yaşayan tüm halklara birlik ve beraberlik içinde hareket etmezlerse savaşın herkese ulaşacağını, bundan bütün halkların zarar göreceğini, savaşı önlemenin tek şartının beraber hareket etmek olduğunu öğretmişti. Bu fikri benimseyen halklar şimdi daha çok birlik içinde hareket ediyor, beraber cepheye gidiyor, beraber düşmana saldırıyorlardı. Adıgeler, Lezgiler, Çeçenler, Kumuklar, İnguşlar ve diğer halklar... Kabardey topraklarında altmış yılı aşkın süren kanlı, merhametsiz, zalim savaşta bir çok kahramanlıklar gösteren Hatohuşovko Hatohuşıko, Hatohuşovko Mıhamet-Aşe, Ajcırıko Kuşıku, Sefralıko Met, Şocen Şumafe, Hırçız Ale ve diğer birçok lider vatanları, hürriyetleri, namus ve şerefleri için canlarını vermişler, Adıge halkı için asla sönmeyecek birer yıldız olarak kalmışlardır. Onlar cephede düşmana sırtlarını hiç dönmedilerp> [Çev: Muzaffer Kalkan]+''+Muzaffer Kalkan

Zexes Gecesi

nanAnkara Kafkas Derneği tarafından geleneksel olarak düzenlenen ve her ayın ilk Cuma akşamı hemşehrilerin buluşup hoşça vakit geçirmesine vesile olan kültür ve eğlence gecelerinden Haziran ayı gecesi 3 Haziran Cuma akşamı saat 20:00'de başlayacak. Kuruluşlarının 5.yılı şerefine tiyatro topluluğumuz Nıbjeuğ'da geceye "Cevahir" adlı oyunlarıyla katılacaktır.Yaz boyunca gece düzenlenmeyeceğinden, Ekim ayına kadarki bu son geceye tüm hemşehrilerimiz davetlidir.Kaffed

Zexes Gecesi

nanAnkara Kafkas Derneği tarafından geleneksel olarak düzenlenen ve her ayın ilk Cuma akşamı hemşehrilerin buluşup hoşça vakit geçirmesine vesile olan kültür ve eğlence gecelerinden Haziran ayı gecesi 3 Haziran Cuma akşamı saat 20:00'de başlayacak. Kuruluşlarının 5.yılı şerefine tiyatro topluluğumuz Nıbjeuğ'da geceye "Cevahir" adlı oyunlarıyla katılacaktır.Yaz boyunca gece düzenlenmeyeceğinden, Ekim ayına kadarki bu son geceye tüm hemşehrilerimiz davetlidir.Kaffed

Elbruz Ankara Gösterisi

nan KAFKAS HALK DANSLARI GÖSTERİSİ4 Haziran 2005 Cumartesi, Saat: 20:00MEB Şura Salonu – Beşevler/ANKARAfont>div> Ankara Kafkas Derneği Elbruz Halk Dansları Topluluğu Diasporada Çerkes folklorik değerlerini korumak ve gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla 1961 ‘den bu yana çalışmalarına devam etmektedir. Grubun programı içinde yer alan dans ve müzikler, orijinal Kafkas Dans ve Müzikleri olup, Çerkes kültürel değerlerini yaşatmaya yöneliktir. Oyun ve sahne düzenlemesi diasporik unsurlar da taşımaktadır. Elbruz yurtiçinde ve yurtdışında birçok festivale katılarak Çerkes kültürünü başarıyla temsil etmiştir. Elbruz, 2005 yılı gösteri programı çerçevesinde 4 Haziran 2005 Cumartesi akşamı Ankara’da izleyicilerinin karşısına çıkacaktır. Gösteri MEB Şura Salonunda saat 20:00’da başlayacaktır. Tarihtd>4 Haziran 2005tr>Saattd>20:00tr>Yertd>MEB Şura SalonuBeşevlertr>Bilet Temin Yerleritd>Ankara Kafkas DerneğiŞenyuva Mh. Meriç Sk. 44 BeştepeTel: 312 - 222 85 89OptimaxMeşrutiyet Caddesi No:21/C KızılayTel: 312 - 419 74 96 DiapasonSevda-Cenap And Müzik Vakfı İşletmesiTunalı Hilmi Caddesi No: 114/17 KavaklıdereMEB Şura SalonuBeşevlertd>tr>tbody>table> Kaffed

Elbruz Ankara Gösterisi

nan KAFKAS HALK DANSLARI GÖSTERİSİ4 Haziran 2005 Cumartesi, Saat: 20:00MEB Şura Salonu – Beşevler/ANKARAfont>div> Ankara Kafkas Derneği Elbruz Halk Dansları Topluluğu Diasporada Çerkes folklorik değerlerini korumak ve gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla 1961 ‘den bu yana çalışmalarına devam etmektedir. Grubun programı içinde yer alan dans ve müzikler, orijinal Kafkas Dans ve Müzikleri olup, Çerkes kültürel değerlerini yaşatmaya yöneliktir. Oyun ve sahne düzenlemesi diasporik unsurlar da taşımaktadır. Elbruz yurtiçinde ve yurtdışında birçok festivale katılarak Çerkes kültürünü başarıyla temsil etmiştir. Elbruz, 2005 yılı gösteri programı çerçevesinde 4 Haziran 2005 Cumartesi akşamı Ankara’da izleyicilerinin karşısına çıkacaktır. Gösteri MEB Şura Salonunda saat 20:00’da başlayacaktır. Tarihtd>4 Haziran 2005tr>Saattd>20:00tr>Yertd>MEB Şura SalonuBeşevlertr>Bilet Temin Yerleritd>Ankara Kafkas DerneğiŞenyuva Mh. Meriç Sk. 44 BeştepeTel: 312 - 222 85 89OptimaxMeşrutiyet Caddesi No:21/C KızılayTel: 312 - 419 74 96 DiapasonSevda-Cenap And Müzik Vakfı İşletmesiTunalı Hilmi Caddesi No: 114/17 KavaklıdereMEB Şura SalonuBeşevlertd>tr>tbody>table> Kaffed

Konferans Duyurusu

nan"Adige-Abhaz Tarihi ve Sürgün"Konuşmacı: Sn : Samir HatkoMaykop Sosyal Araştırma Enstitüsü Kuzey Batı Kafkasya TarihçisiYer : Kafkas Derneği Salonu/AnkaraTarih : 20 Mayıs Cuma Saat 19:30Kaffed

Konferans Duyurusu

nan"Adige-Abhaz Tarihi ve Sürgün"Konuşmacı: Sn : Samir HatkoMaykop Sosyal Araştırma Enstitüsü Kuzey Batı Kafkasya TarihçisiYer : Kafkas Derneği Salonu/AnkaraTarih : 20 Mayıs Cuma Saat 19:30Kaffed

Zexes Gecesi

nan Ankara Kafkas Derneği aylık geleneksel kültür ve eğlence gecesi bu ay 6 Mayıs Cuma akşamı saat 20:00'da başlıyor. Ankara derneğinin yıllardır geleneksel olarak her ayın ilk Cuma akşamı düzenlediği bu ayki zexes gecesine 23 Nisan kutlamaları için Dışişleri Bakanlığının davetlisi olarak Türkiyede bulunan Abhazya Devlet Okulu Dans Grubu "Abaza" da gösterileriyle katılacaktır.Geleneklerimize uygun olarak düğün ile bitecek gecemize tüm hemşehrilerimiz davetlidir. P>Kaffed