Abhazya Şehitleri’ne

Rengin gibi karaydı bahtım da, Kıyılarında gezdiğim Karadeniz. Ne acılar vardır gördüğün... +''+ Ya kaderler! Varolma savaşı; Ölümün yaklaştığı en soğuk anda Sessizliğe kapamak gözlerini Issız ve yalnız başına. Ah sipsadgila... Son olmayacağım, biliyorum. Özgürlüğün bende saklı. Sesimi duymuyor belki dünya, Ama ben susmuyorum... [Ansıg'o Ömür Enes] Vatanı uğruna canını veren Abhazya Şehitlerimizi anıyor ve tüm Kuzey Kafkasya şehitlerini unutmayacağımızı, özgürlüğümüzün elimizden alınamayacağını, tüm şehitlerimiz ile birlikte bir kez daha dünyaya haykırıyoruz.+''+Ömür Enes

1864

Düşmüşüz sürgün yollarına, ayaklarımızı sürüyerek... +''+ 'Deniz', Analarımızın gözyaşlarıyla 'deniz' olmuş, Çığlığımızı derinlere gömmüşüz -boğazımızda koca bir yumru! Ağıtlarımız muska olmuş yiğitliğimize. Yüreklerimiz keder mabedi. Kolay olmadı. Çok öldük biz o yollarda, Çok ağladık. Çok kanadık -aitliğimize hasret. Kolay olmadı ey halkım; O yollar, kemirdi bizi Çok yittik biz...  +''+Nefin Huvaj

Eller Yukarı Tarih

Zaman Yitiriyor rengini Bütün anılarımda Yorgun bir kar vakti Bir kentin +''+ Ey, güzel düşlerimi gömdüğüm memleket Kim onarabilir Sesimin rengindeki çatlağı Hala kanlı sicilin Tanrının bol olduğu yerde Ölüm çoğaltıyor kendini Bütün renklerde korkunun Ve kutsallığın esrimiş yüzü Tüm dualarına amin dediğim tanrı Nasıl bir nurdur ki Kan döktükçe parlıyor yıldızı Uzak dağ yollarının Yorgun yolcusuyum Aklımda sancılı coğrafyanın Son intihar sorusu Ey, uçurumdan çekip alamadığım ülke, İçimi üşüten yoksulluk Kaç ton dinamit giderebilir Evlatlarının yüreğindeki çaresizliği Bütün doğrularımı Issız patikalarda buldum Gösterişli yollar hep Yalanlara çıkardı beni Eller yukarı tarih İşte, yine suçüstü Yoruldum artık Sobelemekten seni+''+Adnan Özveri

Uluslararası Anadil ve Alfabe Konferansı Sonuç Bildirgesi Ankara, 16-19 Mayıs 2003

Sürgünün 139. yılı nedeniyle düzenlenen anma etkinlikleri çerçevesinde Kafkas Derneği Genel Merkezi tarafından yapılan çağrı üzerine 16-19 Mayıs 2003 tarihlerinde Ankara'da "Anadil ve Alfabe Konferansı" aşağıdaki şekilde gerçekleştirilmiş ve sonuçlandırılmıştır. 16 Mayıs 2003 akşamı dinleyicilerin de katıldığı açılış oturumunda konferansın önemi vurgulanmış, amaç ve çerçevesi ortaya konmuştur. Buna göre konferansın başlıca amaçları şöyle özetlenebilir: Diyaspora ülkelerinde, özellikle Türkiye'de içinde bulunulan koşullarda anadil ciddi biçimde unutulma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu tehlikeye karşı kısmen de olsa direnebilmek, anadilin unutulmamasına, yeniden öğrenilip geliştirilmesine katkıda bulunabilecek araçlardan biri de alfabedir. Adıgece ve Abazaca 1930'lu yıllardan beri Kiril esaslı alfabelerle yazılıp okunmaktadır. Bu alfabelerle basılmış 7 milyondan çok yayın bulunmaktadır. Bu kaynaklara doğrudan ulaşmak ve diyaspora ile anavatanın ilişkilerini geliştirmek için bugün kullanılmakta olan Kiril esaslı Adıge ve Abaza alfabelerini öğrenmek gerektiği açıktır. Bu konferansın amacı mevcut Kiril esaslı alfabelerin yerine bir Latin alfabesi önermek değil, diyasporada yaşayan Çerkeslerin anadillerini öğrenmelerini kolaylaştıracak, birbirinden farklı Adıgey, Kabardey Abhaz ve Abaza (Aşuva-Aşharuva) alfabelerini ortak hale getirecek ve yazımda standart sağlayacak Latin esaslı bir yazı sisteminin oluşturulmasıdır. Bunun internette ve bilgisayarda da anadil öğrenimini ve kullanımını kolaylaştırılacağı düşünülmektedir. Avrupa Birliği adaylığı sürecinde Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının anadillerini öğrenme biçim ve koşullarına ilişkin yasal düzenlemelerin yapıldığı bu dönemde, yetkili bazı bürokratların devlet adına yaptığı "anadil öğreniminde yalnızca Latin harflerinin kullanılabileceğine" ilişkin açıklamalar son derece yadırganmıştır. Her dilin kendi alfabesiyle öğrenilmesi gerektiği açıktır. Hiçbir uygar ülkenin bunun aksine bir tutum içinde olması düşünülemez Dünya ülkeleri içinde daha saygın ve etkin konumda görmek istediğimiz Türkiye'nin anadil öğrenimi konusunda bu tür dayatmalar içinde olabileceğine inanmak istemiyoruz. Aksine anadil öğrenimini kolaylaştırıcı düzenlemeler yapmasını umuyor ve bekliyoruz. Konferansın ikinci günü, konferans sonuç bildirgesi hazırlama komisyonu ve alfabe komisyonu seçilerek çalışmalara başlandı. Anayurt Çerkesya'daki anadil öğretimi çalışmaları, Adıgece'nin ve Abazaca'nın ikinci dil olarak öğretilmesi deneyimleri ortaya kondu ve değerlendirildi. Adıgey Cumhuriyeti'nden BLAĞOJ Zulkarin; Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti'nden BAKU Hanceriy ve PAZ Sergey; Kabardey-Balkar Cumhuriyeti'nden BJO Boris Anayurttaki anadil eğitimine ve yabancılara Adıgece ve Abazaca'nın ikinci dil olarak öğretilmesine ilişkin çalışmalar hakkında bilgi verdiler. Hollanda'dan HATKO Fethi Recep, Suriye'den VAROKO Samara ve Ürdün'de Adıgece öğretmenlik yapmış olan NETABJE Cankat Devrim ve Türkiye'den Fahri HUVAJ diyasporada anadili ve okuma-yazma öğretimine ilişkin çabalar ve deneyimler hakkında değerlendirmede bulundular. Hatko Mine Bağ'da uzmanların çağdaş dil öğretim teknikleri hakkında görüş ve tavsiyelerini sundu. Kafkasya'da Yakovlev tarafından hazırlanan Latin esaslı Adıge ve Abaza alfabeleri ile diyasporada hazırlanan Latin esaslı başlıca alfabeler (Blenaw Batekhue Harun, Kube Şaban, Butbe Mustafa, Slava Çirikba, George Hewitt, Monika Höhlig) Murat Papşu tarafından tanıtıldı. Hatko Fethi Recep, Yemuz Yılmaz ve Fahri Huvaj alfabelerini kendileri tanıttılar. Alfabeler karşılaştırılarak değerlendirildi ve bu değerlendirmeler ışığında Slava Çirikba'nın hazırladığı alfabe önerisi esas alınarak, Kiril esaslı Adıge (Adıgey ve Kabardey) ve Abaza (Apsuva ve Aşuva-Aşharuva) alfabelerindeki harflerin Latin karşılıkları müzakere sonucu kabul edildi. Anadil öğreniminin zor olduğu diyaspora koşullarında, anadil öğrenimini ve okuma-yazmayı kolaylaştırmak amacıyla birbirine çok yakın bazı seslerin Latin karşılıklarının aynı harflerle yazılması ilkesi benimsendi. Hazırlanan bu ortak Latin Adıge-Abaza alfabesi önerisinin değerlendirilmek üzere 27 Haziran 2003 tarihinde Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti'nde yapılacak Dünya Çerkes Birliği toplantısına sunulmasına karar verildi. Konferans boyunca dile getirilen diğer hususlar ve yapılan çağrılar şöyle özetlenebilir. Diyasporada yaşayan Çerkesler olarak hepimiz için temel dayanak ve rehber anayurt Çerkesya'dır. Orada üretilen bilimsel, kültürel, sanatsal ürünler diyaspora Çerkesleri için de ulusal onur ve gurur kaynağıdır. Anayurtta kullanılan farklı alfabelerin birleştirilerek tek bir ortak alfabenin, hiç değilse bir Adıge ve bir Abaza alfabesinin benimsenmesi konusunda, başta cumhuriyetlerimizin başkan ve yöneticileri olmak üzere, ilgili bütün kurumları ve bilim adamlarını ilgi ve çabalarını yoğunlaştırmaya davet ediyoruz. 'Anadili' kelimesinin de işaret ettiği üzere dil öncelikle anneden öğrenilir. Bundan hareketle, bütün Çerkes annelerini ve geleceğin anne adaylarını çocuklarına anadillerini öğretme konusunda daha duyarlı ve sorumlu davranmaya çağırıyoruz. Ulusal varoluş mücadelesinde kadınların da en az erkekler kadar aktif biçimde yer alması gerektiğini, aksi takdirde anadilini kaybetme tehlikesinin önlenemeyeceğini önemle vurgulamak isteriz. Katılımcılar olarak Anayurttaki cumhuriyetlerimizden, eğitim ve kültür kurumlarımızdan diasporaya daha etkin biçimde el uzatmalarını bekliyoruz. Diyasporadaki bütün dernek ve vakıf yöneticilerini anadil öğretimine ve kullanımına daha çok önem vermeye davet ediyoruz. Yine katılımcılar olarak, bu konferansta varılan sonuçların, özellikle anadillerimizi ortak bir alfabeyle yazma iradesinde uzlaşmış olmanın tarihsel önem taşıdığını, bu uzlaşmanın gelişerek devam edeceğine ilişkin umutlarımızı ve bu konudaki kararlığımızı ifade etmek isteriz. Konferans katılımcıları adına görevli komisyon üyeleri olarak ilgililere ve kamuoyuna duyururuz. Ek: Ortak Alfabe tablosup> Özdemir Özbay Fahri Huvaj Murat Papşu M.Emin Kaynar tr> İmzatd> İmzatd> İmzatd> İmzatd> tr> tbody> table> Adığeytd> Kab. td> Abh. td> Abaza td> Latin td> tr> A а А а a tr> Б б Б б b tr> В в В в v tr> Г г Г г g tr> - - Гь гь gi tr> Гу гу г` гв gu tr> Гъ гъ / гъ gh tr> - - /ь гъь ghi tr> Гъу гъу /` гъв ghu tr> - - - гI g’ tr> - - - гIв g’u tr> Д д Д д d tr> - - д` - du tr> Дж дж \ь дж c tr> - - \ джь c tr> Дз дз O дз dz tr>     o` джв tsu tr> Е е Е е é tr> Ж - Ж ж jj tr> Жъ жь - - jh tr> Жъу - ж` жв jhu tr> Жь ж Жь жь j tr> З з З з z tr> И и И и i, yi tr> Й й - й y tr> К к 6 к k tr> - - ь кь ki tr> Ку ку 6` кв ku tr> - - К кI k’ tr> - - Кь кь k’i tr> Къ къ 7 къ kh tr> - - ь къь khi tr> Къу къу 7` къв khu tr> - кхъ - хъ kxh tr> - кхъу - хъd kxhu tr> КI кI - - ch’ tr> КIу ку к` кв k’u tr> Л л Л л l tr> Лъ лъ - тл lh tr> ЛI лI - - l’ tr> М м М м m tr> Н н Н н n tr> О о О о o tr> П п 9 п p tr> ПI пI П пI p’ tr> ПIу - - - p’u tr> Р р Р р r tr> С с С с s tr> Т т 0 т t tr> - - 0` - tu tr> ТI тI Т тI t’ tr> ТIу - - - t’u tr> - - т` - tu tr> У у У у u, w tr> Ф ф Ф ф f tr> - фI - - f’ tr> Х х - - x tr> - ху - - xu tr> Хъ хъ Х х xh tr> - - Хь хь xhi tr> Хъу хъу х` хв xhu tr> Хь хь ] хI h tr> - - ]` хIв hu tr> Ц ц Ц ц ts tr> Цу - ц` чв chu tr> - - q` td> чIв ch’u tr> ЦI цI Q td> цI td> ts’ tr> Ч ч Ч ч ch tr> Чъ - - - ch tr> ЧI - Z чI ch’ tr> - - - тш tch tr> - - = шI tch’ tr> Ш - - - sh tr> Шъ щ шь щ ss tr> Шъу - ш` шв shu tr> ШI щI - - sh’ tr> ШIу - - - sh’u tr> Щ ш Ш ш sh tr> Ы ы Ы ы ı tr> - - 8 - yu tr> Э э - - e tr> I I - - ' tr> Iу Iу - - u tr> tbody> table>Kaffed

133. Yılın Ardından

Dünyanın 40'tan fazla ülkesinde darmadağınık yaşamakta olan Çerkes halkının en acılı günlerinin 133. yılı bugün. Tarihi vatan topraklarından zorla koparılıp sürgüne gönderilen Kuzey Kafkasyalıların torunları olarak, özgürce ve kendi vatanında yaşamak isteğinden başka hiçbir günahı olmadığı halde kendilerine bu masum istekleri çok görüldüğü içindir ki savaşmak zorunda kalan ve şehit düşen ecdadımızı yad etmek, sağ kaldığı için sevinemeden iradeleri dışında sürgüne gönderilen dedelerimizin trajik yaşamlarını anmak için bir araya toplanmış bulunuyoruz. 21 Mayıs 1864 tarihi, Kuzey Kafkasyalılar için savaşta mağlup olmaktan çok ileri bir anlamı olan kapkara bir gündür. Çar II. Aleksandr'ın 500 Çerkes ileri geleninin ricasını reddederek, Çerkeslerin dünyanın muhtelif yörelerine dağılmasına ve bugünkü manzaranın doğmasına sebep olan uğursuz kararını verdiği gündür. İşte bu nedenledir ki Kuzey Kafkasyadaki Özerk Cumhuriyet Parlamentolarının kararıyla 21 Mayıs 1864 tarihi, nerede yaşarlarsa yaşasınlar, tüm Çerkeslerin ortak yas günüdür. 19. Yüzyıl başlarında Kırım, Gürcistan ve Azerbaycan'ı topraklarına katıp, Karadeniz kıyılarını kalelerle kuşatan Çarlık Rusya'sı, Kuzey Kafkasya'yı dört bir taraftan çevirmiş durumdaydı. Genişleme devrini yaşamakta olan Rus İmparatorluğu modern silah, araç ve gereçlere sahipti. Buna karşın Kuzey Kafkasyalılar, devletleşme sürecini henüz tamamlamamış olup, kabileler halinde yaşamakta ve belli bir otorite etrafında toplanmış değillerdi. Gerçi savaş meclisleri toplayıp kumandanlarını seçmek gibi geleneksel usulleri vardır ama kumandanlık ve ordu yapılanması süreklilik arz etmediği için kahramanca bir buçuk asır direnmelerine rağmen mağlubiyetten ve sürülmekten kurtulamamışlardı. Bugün pek çok Rus tarihçisi, yazarı, araştırmacısı, hatta siyaset adamı Çerkeslere reva görülen uygulamanın bir soykırım ve sürgün olduğunu açık olarak yazmaktadırlar. Sürgünün 133. yılı münasebetiyle Yeltsin'in vermiş olduğu mesaj da aynı mahiyettedir. Bu söylediklerimi teyit etmesi bakımından şu iki söylemi belirtmekte yarar görüyorum: İlki, Sovyet sisteminin fikir babası Karl Marx'ın New York Times gazetesinde neşredilen bir yazısında yer alan "Ey dünya, ey insanlık! Hürriyetin anlamını Kafkas dağlılarından öğrenin. Hür yaşamak isteyenlerin nelere muktedir olduğunu görün. Uluslar onlardan ders alsınlar!" İkincisi Jan Carol'un şu sözleridir: "Rusya'nın Kafkasya'yı fethi, çağımızın barbarlık tarihinin en feci tablosunu oluşturur. Kafkas dağlılarının direncini kırabilmek için 60 yıllık askeri terör ve kıyım gerekti..." Kuban ötesi steplere yerleşmeyi reddettikleri için bir hafta içerisinde terk etmeyince köyleri yakılan ecdadımızın Karadeniz sahiline nasıl döküldüklerini, gemilere taşıma kapasitelerinin birkaç katı olmak üzere nasıl bindirildiklerini, Karadeniz sahiline indiklerinde neler çektiklerini, açlıktan, sefaletten ve hastalıktan nasıl kırıldıklarını ve kaç yerde Çerkes mezarlıkları oluşturduklarını, 93 harbinden (1877-1878) sonra daha önce Köstence,Varna, Burgaz limanlarına indirilerek Batı Trakya'daki kritik yörelere yerleştirilmiş olan 30 000 insanın ikinci kez nasıl göçe tabi tutulduğunu bu kısa sürede ifade edebilmek mümkün değildir. Esasen Sayın Bedri Habiçoğlu konuşması sırasında bunlara temas edeceğini sanıyorum. Kafkas Sürgününün (zorunlu göçünün) bir tarafı Rus Çarlığı ise diğer tarafı da Osmanlı İmparatorluğudur. Rus tarafı Kafkaslıları anavatanlarından süren, Osmanlı ise kabul eden ve yer gösterendir. Bu açıdan Osmanlı İmparatorluğu yönetimine teşekkür borçluyuz. Osmanlı'nın en sıkıntılı zamanında Kafkasyalıları ülkesine kabul etmesi sadece din kardeşliğinden kaynaklanmıyor, başka nedenleri de vardır. Bilindiği üzere Osmanlı, son asırdaki ve gerilla ağırlıklı savaşlarının çoğunluğunu kaybetmiştir. Bu durum karşısında gerilla harplerindeki başarıları dillere destan olmuş Kuzey Kafkaslılardan oluşturulacak yeni gerilla birlikleri Osmanlı için yeni bir can simididir. Esasen bu konuda daha önce iki Paşa tarafından verilmiş olan raporda, Kuzey Kafkasyalılardan oluşturulacak 80 000 kişilik bir birliğin, mağlup edilemez bir ordu için çok yararlı olacağına dair bir tavsiye vardır; ve işte şimdi de zamanıdır. Osmanlı İmparatorluğuna göçün gerçekleştiği tarihlerde göçmenler için on yıl askerlikten muafiyete ilişkin kanun hükmü bulunduğu içindir ki 93 Harbinde hem Balkanlardan ve hem de doğudan taarruz eden Osmanlı birliklerinin en ön saflarında "Gönüllü Çerkes Birlikleri" vardır. Mevcut kanun hükmü nedeni ile "gönüllü" ifadesi kullanılarak cepheye sevk edilen bu insanların neredeyse tamamına yakın kısmı kırılmıştır. Nitekim Uzunyayla'dan bu sefere giden yüzlerce gençten hiçbirisinin sağ dönmeyişini anlatan bir ağıdı biz ve bizden büyükler bilir ve melodisini mırıldanırlar. Çerkeslerin göç ettikleri ülkeleri ikinci vatan kabul edip canla başla savaştıklarını gittikleri ülkelerin tarihinden çok açık şekilde görmek mümkündür. Keza, Trablusgarp gönüllülerini, Batı Trakya Türk Devletinin kuruluşunu, Balkan, Birinci Dünya Savaşını ve Kurtuluş Savaşını inceleyenler çok iyi bilirler. Kurtuluş Savaşında önemli bir merhale olan Amasya Mülakatında hazır bulunan beş kişiden dört kişinin, Sivas Kongresindeki otuz sekiz delegeden yedi kişinin, Sivas'tan Ankara'ya fiilen gelen Heyet-i Temsiliye üyelerinden dört kişisinin Çerkes, Devlet Şeref Mezarında yatan Atatürk'ün silah arkadaşlarından altmış bir kişiden dokuzunun Çerkes oluşu sanırım çok anlam ifade etmektedir. 1864 göçünden itibaren bu ülke toprağına dört neslimizi gömdük. Biz beşinci nesiliz. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda dedelerimiz canlarını da kanlarını da esirgemediler. O itibarla bu ülke bizim de vatanımız. Bizler burada doğup büyüdük. Ülkemize karşı her türlü sorumluluğumuzu en güzel şekliyle yerine getiriyoruz. Bu ülkenin sevinci sevincimiz, ızdırabı bizim de ızdırabımızdır. İlaveten biz Kuzey Kafkasyalıyız. Orada bizim kardeşlerimiz yaşıyorlar. Onlarla tarihin derinliklerinden gelen müşterek bağlarımız vardır. Dolayısıyla onların yaşayacakları sevinçleri ve üzüntüleri burada yaşayan yedi milyon Çerkes'in hissetmemesi mümkün değildir. Örgütsel bağlar olmasa bile doğal olarak kendiliğinden ilişkiler ve tepkiler oluşacaktır. İşte bu husus dikkate alınarak T.C. gibi büyük bir devletin dış politika esaslarını oluştururken bizleri ve Kuzey Kafkasya'daki kardeşlerimizi dikkate almak gibi bir sorumluluğu vardır. Nitekim Kaf-Der'in 1996 yılında düzenlediği "Türkiye'nin Kafkasya Politikası Nedir, Ne Olmalıdır." konulu bir paneldeki konuşmamda paneldeki konuşmacı siyasetçilerin ve gazetecilerin de kanaatleri aynı noktada birleşmiştir. Zira aklın yolu birdir. Bilindiği üzere Abhazya ile Gürcistan arasında bir savaş yaşanmış ve tarihi topraklarını, vatanlarını savunmakta olan Abhazlar savaşta galip gelmişlerdi. 4.4.1996 tarihinde AGİT ve Rusya temsilcilerinin katılımıyla yapılan müzakerelerde taraflar eşit şartlarda görüşmeler yoluyla soruna çözüm bulmak üzere de anlaşma imzalamışlardı. Ne var ki Çeçen savaşını bahane eden Rusya Federasyonu "geçici" açıklamasıyla Abhazya'ya ambargo kararı almış ve daha sonra da Gürcistan'a isteklerini kabul ettirmenin ödülleri arasında ambargo uygulamasını Bağımsız Devletler Topluluğu'nun tamamına teşmil ettirdi. Şu anda, Çeçen savaşı da bittiği halde, en acımasız şekliyle ambargo uygulaması devam etmektedir. Seyahat hürriyeti, beslenme ve yaşama hürriyeti haberleşme hürriyeti gibi en temel haklar tamamen ellerinden alınmış olarak açlıkla terbiye edilmeye çalışılmaktadır. ( Ek: yardım Çağrısı mektubu) BDT'nin ambargo uygulaması yetmiyormuş gibi, Abhazya'daki nüfusun beş altı katından fazla Abhaz'ın yaşamakta olduğu Türkiye de ambargoya uymaktadır. Avrasya olayı bahanesiyle geçici olarak ambargo konulmuş olsa bile o eylemin sorumluları zaten cezalandırılmıştır. Öyle ise neden ambargo devam ediyor? Gürcistan ve Rusya Federasyonu ile ikili sözleşmeler olsa bile en azından insani konularda neden inisiyatif kullanılamıyor? Oradaki kardeşlerimizin temel haklarını kısıtlayıp açlıkla terbiye edip anlaşma masasına oturtma gayretinin neresi insanidir? Eşit koşullarda görüşme yapmak üzere anlaşma yapıp bir tarafın elini kolunu, ağzını ve kulağını bağlamanın neresi barışseverliktir? Şahsen ben anlamıyorum. Ben anlayamadığım gibi toplumun büyük çoğunluğu da anlayamıyor. Oysa bizler demokratik, çağdaş, insan haklarına saygılı, refah düzeyi yüksek, iç meselelerini halletmiş Dünya ülkeleri arasında itibarı ve saygınlığı yüksek, uzun vadeli düşünüp kararlar alan ve tereddütsüz uygulayan bir Türkiye istiyoruz. Bunun için de üzerimize düşen her görevi harfiyen yapıyoruz. Ve yapmaya da sonuna kadar devam edeceğiz. Niteliklerini saydığım gönlümüzdeki Türkiye bir taraftan Kafkas Cumhuriyetleri'nin içinde yaşadıkları büyük devletlerle iyi ilişkilerini sürdürürken bir taraftan da hasbelkader Rusya ve Gürcistan'ın sınırları içinde kalmış olan küçük Kafkas cumhuriyetlerinin haklarını sonuna kadar korumayı bildiği gibi onlarla ekonomik ve kültürel ilişkileri en üst düzeye çıkarabilir. Bunu için yedi milyon Kafkas kökenli insanımızın burada varlığı mutlaka faydalanılması gereken önemli bir avantajdır. Avrupalı seyyahların 19. yüzyılda Kafkasya'da uzun süre kalıp Kafkaslıları iyice tanıdıktan sonra yazdıkları seyahat anılarında atalarımızı; medeni, demokrat yapılı, kadın haklarına son derece saygılı, doğal meclis toplantılarının mükemmeliyeti ile şaşırtıcı ve güzel gelenekleriyle örnek yaşantıları olan ama aralarında birlik ve beraberlik olmayan bir toplum olarak tanımlamaktadırlar. Durum bugün de farklı değildir. Geçen seneki panelde Sn. Namık Kemal Zeybek'in söylediği kapanış cümlelerinden olan; "Türkiye, Kafkasya'ya her türlü yardımı yapmalı, en yüksek düzeylerde ilişkiler kurmalı, ama hepsinden önemlisi Kuzey Kafkasya kökenliler olarak önce Türkiye'de bir birlik bilinci geliştirilmeli sonra onu bir bayrak olarak oraya götürüp Elbruz'un tepesine dikmelisiniz. Göreceksiniz ki gönlünüzdeki her şey arkasından gelecektir." Doğru söze ne demeli. Kafkas Birliği derneği olarak birlik ve beraberlik amacına yönelik çalışmalar içinde olduğumuz malumunuzdur. 22.12.1996 tarihinde yaptığımız kongreye gönderdikleri delegelerle 40 dernek, birliğe doğru bir adım daha atmıştır. Dışımızda kalan 24 derneğe de kapılarımız sonuna kadar açıktır. Artık daha fazla zaman kaybetmeyelim. Son Kafkasya seyahatimizde gördük. İtalyan, Fransız, Alman, Amerikan firmaları bir çok alanda fizibilite çalışmalarını bitirmişler ve fiili yatırımlara başlamışlar. Keza boş evler ve işletilecek araziler için Ermeniler dolarla teklifler getirdiği halde anavatan dışında yaşayan Çerkesler dikkate alınarak ret cevapları verilmektedir. Ama nereye kadar? En çok beş sene sonra Kafkasya'ya gidip yalvarsak bile bugünkü ortamları biz de bulamayacağız, Türkiye de bulamayacaktır. Üstelik ikinci Karabağ tehlikesi de bahse konu. Bu açıdan bakınca Kafkasya'ya yatırım veya yerleştirme maksadıyla gidenlere teşekkürü borç biliyorum. İzahına çalıştığım nedenlerle göç mü yoksa sürgün mü; anavatan mı yoksa atavatan mı; dönüşe destek verelim mi yoksa vermeyelim mi gibi kavramlar üzerindeki lüzumsuz tartışmaları bir tarafa bırakıp, ekonomik değer üreten tüm iş adamlarımızı KAFİAD çatısı altında, sosyal hizmet amaçlı vakıfları tek çatı altında, kültürel amaçlı derneklerimizi de keza tek dernek çatısı altında birleşmeye ısrarla çağırıyorum. Zira birlik güçtür, kuvvettir, sorunlarımızın çözümüdür. 40 derneğin ne denli bir güç olabildiğini yaşayarak gördük. Tüm derneklerin birleşmesi halinde Türk siyasal yaşamı da dahil her alanda başarı ve sonuç mutlaktır. Üstelik şimdiki gibi kapı kapı gezip yalvarmaya gerek kalmadan. Ekonomik, kültürel, bilimse ve sosyal amaçlı ve üç temel yapı içerisinde birleştireceğimiz gücümüzü de Kafkasya'nın ve Türkiye'nin kalkınmasına, muhtaç öğrencilerimize, bilimse araştırma ve derlemelere sosyal güvenlikten yoksun insanlarımıza, işsizlerimize, vasıfsız işgücümüzü vasıflı kılmaya, geleceğimiz olan gençlerimizin en iyi tarzda yetiştirilmesine, güzelim kültürümüzü bizzat yaşayarak yaşatmaya yöneltelim. Yöneltelim ki gelecek kuşaklar bizleri lanetle değil saygıyla ansınlar.Muhittin Ünal

Kafkas Derneği’nden Eğitim Hizmeti

ANAVATANDA ÜNİVERSİTELER Kafkas Derneği Eğitim Kolu Başkanı 1999-2000 öğrenim yılının sona ermesi ve üniversite giriş sınav sonuçlarının üniversite adaylarına bildirilmesinden sonra Kafkas Derneği Genel Merkezi olarak ihtiyaç olan öğrencilerimiz için oluşturduğumuz Eğitim Destek Fonu ve Kuzey Kafkasya Üniversitelerinde yüksek öğrenim hakkında okurlarımıza ve öğrencilerimize son durum hakkında yeni bilgiler vermeyi yararlı gördük. EĞİTİM DESTEK FONU 25.06.1997 tarihinde Genel Merkez'in 43 sayılı kararı ile oluşturulan Eğitim Kolu, görev aldığı tarihten itibaren bir yönetmelik hazırlayarak, bu Fon'un kullanma kurallarını belirlemiş ve şubelerimizle temasa geçerek; Yönetmelik tanımına giren öğrencilerimizin derneklerimize yollanan Eğitim Desteği Formunu doldurarak, yörelerindeki derneklerimize onaylattıktan sonra Genel Merkezimize yollamaları istenmiştir. Düzenli bağışlar veya bir defaya mahsus bağışlarla kurulan ve 1997-1998 yılında 13 öğrencimizin başvurusuna her ay 10,000,000 TL. ile cevap veren Eğitim Fonu, 1998-1999 yılında öğrencilere her ay ödenen miktarını yine 10,000,000 TL olarak uygulayıp yine bu öğrenim yılı içinde 23 öğrencimize, 1999-2000 öğrenim yılında 32 öğrencimize normal eğitim desteği, 124 depremzede öğrencimize de fakir-zengin ayırımı yapılmasızın ayda 12.500.000.-TL maddi destekte bulunulmuştur. Özellikle depremzede öğrencilerimize yapılan maddi desteğin kaynağı, geçen yıl bir çok eleştiriye rağmen Bodrum'da buluşan gençlerimizin almış oldukları ortak karar uyarınca yurt içinde ve yurt dışında özellikle Amerika, Almanya ve Hollanda'da gençlerimizin öncülüğünü yaptığı kampanyalar sonucu sağlanan maddi katkılardır. O itibarla gençlerimize, yurt dışından ve yurt içinden eğitim fonlarımıza bağışta bulunan ve onlara öncülük eden herkese gönülden teşekkür borçluyuz. Depremzede öğrenciler için sağlanan bir defaya mahsus yurtdışı yardımların devamı bu yıl için belki de mümkün olamayacaktır. O itibarla, depremzede sıfatıyla 2000-2001 öğretim yılında yardım yapma imkanına şu an için sahip değiliz. Esasen söz konusu yardımın bir öğretim yılı süreli olduğunu, yardımdan yararlanan gençlerimiz ve yöre derneklerinin yöneticileri de bilmektedirler. Buna rağmen, yeterli kaynak sağlanabilirsi hiç olmazsa, sınıflarını başarıyla geçen ve mali durumunun yetersizliğini şubelerimiz kanalıyla kanıtlayan gençlere yardımı devam ettirmeyi biz de arzu ederiz. 1999-2000 öğretim yılında fakir ama çalışkan olduğu için maddi katkıda bulunduğumuz öğrenci sayısını 100 öğrenci olarak hedeflemiştik. Ama depremzedeler hariç tutulduğu halde bu hedefe ulaşılamadı. Kafkas Araştırma, Kültür ve Dayanışma Vakfı (KAFDAV)nın kurulması yanında inşallah, Yurt içi ve Yurt dışı hayırsever hemşehrilerimizin de destekleriyle 100 rakamına bu öğretim yılında ulaşabiliriz ümidindeyiz. Yönetim ve Eğitim Kurulu olarak önümüzdeki öğretim yılından itibaren eğitim katkısı yapacağımız öğrencileri belirlemede yeni bir uygulamaya geçme kararı almış bulunuyoruz. Toplum olarak gelecekte ihtiyaç duyacağımız uzmanlık alanlarında öğrenim gören, çalışkan ama mali durumu elverişli olmayan gençlerimizi ön planda tutacağız. Depremzede sıfatıyla geçtiğimiz öğretim yılında yardım almış olan gençlerimiz de dahil, şubelerimiz kanalıyla ilk kez bu yıl müracaat edecek öğrencilerimiz arasında; Hititoloji, Önasya Arkeolojisi, Sosyal Antropoloji, Siyaset bilimi ve Uluslararası İlişkiler, Kamu Yönetimi, Endüstri, Elektronik ve İşletme Mühendislikleri ve İletişim gibi bölümlerinde okuyup başarılı ama mali durumu iyi olmayan gençlerimiz varsa onlara öncelik verilecektir. Ayrıca, yardım alan gençlerimizin Kafkas kültürüyle ilgilenip ilgilenmedikleri sürekli olarak izlenecek ve mezun olduktan sonra eğitim yardımlarımıza katkıda bulunma zorunluluğu da uygulamaya bu yıl konulacaktır. "İnsana yatırım", "Geleceğimizi inşa etmek" gibi, klasik dokunuşlarla, umulan insanlarımızı harekete geçirmek, sanıldığı kadar kolay olmamaktadır. Baş döndürücü bir hızla gelişen dünyamızda, kendi gerçeklerimiz karşısında "Eli Böğründe" kalmamak için daha ince bir seziş ve hiç eksilmeyen sorumluluk anlayışı ile tüm hemşehrilerimize seslenebilmemiz gereklidir. Bu konuda Dernek Başkanlarımız ve Yönetim Kurulu Üyelerimize düşen görevi iyi anlamak gerekmektedir. Eğitim Kolu Yönetmeliği gereğince, Eğitim Fonu desteğinin sürebilmesi, öğrencilerimizin başarı ortalamalarının İYİ/ÇOK İYİ olmaları ile mümkündür. Kıt olan kaynaklarımızın verimli olması ancak böyle bir gayretle bir anlam kazanacaktır. Dolayısıyla, Derneklerimizin eğitim süreci içinde formunu onayladıkları öğrencilerimizin, toplumdaki genel davranışları ve öğrenim durumları ile yakından ilgilenmeleri bu yükümlülüğün bir devamıdır. Prensip kararının mevcudiyeti dolayısıyla hiçbir öğrencimizin kimliği ne burada ne de başka türlü açıklanmamıştır, açıklanmayacaktır. Bu vesileyle Eğitim Yardımıyla ilgili hesap numaralarımızdaki değişiklikleri duyarlı insanlarımızın dikkatine bir kez daha sunmakta yarar görüyoruz. Kafkas Derneği Genel Merkezi Eğitim Yardımı Hesapları Halk Bankası Necatibey/ Ankara Şubesi 29964 nolu hesap Halk Bankası Meşrutiyet/Ankara Şubesi 21735 nolu hesap Sayın Dernek Başkanlarımızın banka hesap numarası değişikliğini ilgililere duyurmalarını rica ediyoruz. Bu konudaki açıklamalarımıza son vermeden önce önemli bir konuyu dile getirmek isterim. Kendisinden Eğitim Fonu'na katkıda bulunmasını rica ettiğimiz bazı hemşehrilerimiz, kendilerine bir veya birkaç öğrenci ismi bildirmemizi, bu öğrencilere okullarını bitirinceye kadar kişisel olarak yardım etmeyi üstleneceklerini beyan etmişlerdir. Gerek öğrencilerimizin yardım almadaki hassasiyetleri, gerek böylesine önemli bir faaliyetin devamlılık açısından arz ettiği önem, gerekse şiddetle ihtiyaç duyduğumuz KURUMLAŞMA zarureti, zaten gerçekleşme oranı son derece zayıf olan, böyle bir seçeneği seçmekten bizi alıkoymuştur. Öte yandan, resmen Genel Merkezimize bildirilmemesine rağmen bazı üye derneklerimizde benzer bir Eğitim Destek faaliyetinin mevcudiyeti hakkında duyumlar alınmıştır. Oysa aynı alanda ve aynı sorumlulukla sürdürülen faaliyetlerin daha güçlü ve sonuç alıcı olabilmeleri açısından birleştirilmesinde büyük toplumsal çıkar ve yarar görmekteyiz. KUZEY KAFKASYA ÜNİVERSİTELERİ Genel Durum Maykop, Nalçik ve Krasnodar kentlerinde bulunan ve çeşitli dallarda eğitim-öğretim yapılan üniversitelerimize çeşitli öğretim yıllarında muhtelif sayıda öğrenciler gönderilmiştir. Ya kişisel veya derneksel insiyatifllerle bu üniversitelere giderek halen öğretime devam eden toplam öğrenci sayısı bugün için 83'tür. Öğretim yılı içinde yapılan takip ve incelemelerde görülen, eğitsel, sosyal ve idari aksaklıklar için önümüzdeki öğretim yılında gerek KAF-DER kanadında gerekse Üniversitelerde gerekli önlemler alınacak ve öğretimin daha etkin ve yararlı olması sağlanacaktır. Zira, elimizde bulunan 1999-2000 öğretim yılı devam durumları ve yıl sonu notları beklenenin çok gerisindedir. Bu bölümde önemle vurgulamak istediğimiz üç konu var: 1. Kuzey Kafkasya (Orta Asya Cumhuriyetleri de dahil olmak üzere) üniversitelerinden mezun öğrencilere, Türkiye'deki Yüksek Öğrenim Kurumu (YÖK) tarafından MUADİLİYET verilmemektedir. Bu okullardan mezun öğrencilerin kendi branşlarında Muadelet alabilmeleri için Türkiye'deki denk üniversitelerde yeniden bazı dersleri alarak sınava girmeleri şartı mevcuttur. Ancak Kuzey Kafkasya Üni-versitelerini bitiren öğrenciler, Rusya Federasyonu içerisinde kendi branşlarında iş bulma ve çalışma hak ve serbestiyetine sahiptir. Kuzey Kafkasya'daki Üniversitelerin de diğer Dünya Üniversiteleri gibi kabul edilip mezunlarına sorun çıkarılmadan MUADELET verilebilmesini teminen YÖK ile bir dizi görüşmeler yapılmış ve Maykop, Nalçık ve Krosnodar Üniversiteleri bilgilendirilerek YÖK'e nasıl bir yazılı müracaat göndermeleri gerektiği hususunda kendilerine örnek belgeler verilmiştir. Şayet bu üniversitelerin yazılı müracaatları kabul edilir ve yerinde yapılacak tetkikler sonucunda olumlu bir karara ulaşılabilinirse şu anda yaşanmakta olan tüm sorunlar kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Üç üniversitenin yapacağı müracaat sonucu YÖK olumlu karar verir ve her üç Üniversiteyi de resmen tanıdığı Dünya Üniversiteleri listesine alırsa, bundan böyle gençlerimiz, Türkiye'de ÖSS sınavına katılırken adı geçen bu Üniversiteleri tercih edebi-lecekler ve Türk Milli Eğitim Bakanlığı kanalıyla Kuzey Kaf-kasya'ya gidip okuyabilecekler ve böylece denklik sınavına girmek gibi bir problem kalmayacaktır. 2. Kuzey Kafkasya Cumhuriyetlerinden herhangi birisindeki üniversitelerde öğrenim yapmak isteyen öğrencilerin, Türkiye'de bu yıl (2000) yapılan Ö.S.S sınavından yeterli notu almaları gereği mevcuttur. Bu not; 2 yıllık ön lisans yapılacak öğrenim branşları için 105 puan, 4 yıllık Lisans öğrenimi yapılacak branşlar için 120 puandır. Daha düşük puan alan öğrencilerin adı geçen üniversitelerde okumak üzere Dernek Genel Merkezine başvurmamaları gerekmektedir. Zira öğrenci olarak Kuzey Kafkasya Üniversitelerine gitmek üzere yetersiz puanla yapılan başvurular cevaplandırılmayacaktır. 3. Özellikle erkek öğrenciler ilk iki konu dışında askerlik hizmeti mükellefiyetleri nedeni ile Dernek Genel Merkezi tarafından istenecek belgeleri doğru ve eksiksiz olarak Derneğimize teslim etmek durumundadırlar. Genel Merkezimiz bu evrakları; ilgili üniversite, Moskova'daki Türk Milli Eğitim Ataşeliği ve Türk Milli Eğitim Bakanlığı onayları ile ilişkilendirerek, bu öğrencilerin Kuzey Kafkasya'daki öğrenimlerine yasal bir formasyon kazandırmakta ve zamanı geldiğinde askerlik hizmetleri otomatik olarak tecil edilerek, yoklama kaçağı ve/veya bakaya durumuna düşmelerine engel olmaktadır. Sadece başvuru sırasında değil, öğrenim esnasında sınıf geçme durumunun da süresi içinde yukarıda zikredilen resmi ünitelere bildirilmesi, öğrencilik hali ve askerlik hizmeti ilişkisini aksatmadan sürdürmek açısından önemlidir. A. MAYKOP ÜNİVERSİTESİ Öğrenim yapılan Fakülteler: Dil ve Edebiyat Fakültesi (Adığe, Rus, İngiliz, Fransız, Alman Dil ve Edebiyat), Matematik, Matematik Kompüter, Fizik, Fizik Kompüter, Tarih, Coğrafya, Biyoloji, Kimya, Ekonomi, İş idaresi, İşletme, Hukuk, Bilgisayar Müh., Spor, Tıp Fakültesi, Müzik. Bir yıl Rusça Dili hazırlık dönemi zorunludur. Hazırlık sınıfı bitirme notu olarak ilk yıl (tam not 5 puan üzerinden) 3 puan ve daha fazla puan alıp üst sınıflarda yer alan misafir (Türkiye'den giden) öğrencilere, daha üst sınıfları ÜCRETSİZ okuma hakkı verilmektedir. Geçerli olan 3 notun altında alan öğrencilerin daha üst sınıfları okumak için, okudukları branş ile ilgili olarak ödeyecekleri ücret 2000-2001 öğretim yılı için şöyledir: Hazırlık sınıfı+Rusça Kursu grubunun, sınıf mevcudunun 10 kişiden az olmaması koşuluyla 2000-2001 öğretim yılı harç tutarı toplam 600 Dolar civarındadır. 2000-2001 öğretim yılı normal bölüm harçları; Hukuk Fakültesi 12.000 Ruble= 450-500 dolar, Ekonomi Fakültesi 10.000 Ruble= 350-360 dolar, Yabancı Diller 9.000 Ruble=325-350 dolar, Sosyoloji-Pedagoji 8.000 Ruble=285-300 dolar, Müzik, İlk Öğretim. Nas Fakl. 6000 Ruble=225-240 dolar, Üniversitenin paralı yurt imkanı mevcuttur. B. NALÇİK ÜNİVERSİTESİ 1929 Yılında kurulmuş eski ve köklü bir üniversitedir. Khabardey-Balkar Cumhuriyeti ile Derneğimiz arasında mevcut olan kültür anlaşması uyarınca bu üniversiteye her yıl burslu olarak 10 öğrenci gönderebilmekteyiz. Üniversitenin yurt imkanları vardır. Burslu olarak gönderilen öğrenciler, başarılı olamadıkları takdirde burslarına son verilip okulla ilişikleri kesilmektedir. Giden öğretim yılında 3 öğrencinin ilişiği kesilmiştir. Bu yıl konunun daha bir hassasiyetle takibi ve uygulanması hususunda üniversite yönetimiyle mutabakata varılmıştır. Artık geçmiş yıllardaki tolerans gösterilme-yecektir. Halen 60 öğrencimizin okuduğu bu Üniversitede geçmiş öğretim yılı öğrencilerimiz açısından parlak geçmemiştir. Kendilerine burs imkanı sağlanan öğrencilerin bu imkanı en iyi şekilde değerlendirmesi gerekirken ne yazık ki istediğimiz sonucu alamadık. Nalçık üniversitesinde çocuğu okuyan tüm veliler çocuklarının 1999-2000 öğretim yılı sonu notlarını derneğimizden her an telefonla öğrenebi-lirler. Üniversitede mevcut bölümler ve bu bölümlerin yıllık harç tutarları aşağıdaki gibidir. Hazırlık (bir yıl) 800$, Tarih 900$, Hukuk 1400$, Sosyal İşler 900$, Dil Ve Edebiyat Fakülteleri: (A) Khabardey Dili ve Edebiyatı 800$, (B) Balkar Dili ve Edebiyatı 800$, (C) İngiliz Dili Ve Edebiyatı 1100$, (D) Alman Dili Ve Edebiyatı 900$, (E) Fransız Dili Ve Edebiyatı 900$, (F) Rus Dili Ve Edebiyatı 800$, Pedagoji 800$, Ekoloji 900$, Matematik 900$, Uygulamalı Matematik 1000$, Fizik 900$, Eğitim 800$, Kimya 900$, Biyoloji 900$, Fizik Eğitimi 900$, Bilgisayar 1000$, Mikro Elektronik 1000$, Muhasebe 1300$, İşletme 1300$, Endüstri Mühendisliği 800$, Makine Teknolojisi Mühendisliği 800$, Gıda Sanayii Makine ve Aletleri Müh 800$, Tıp Fakültesi 1400$, Diş Hekimliği 1400$, Turizm Fakültesi 1000$. C. KRASNODAR-KUBAN ÜNİVERSİTESİ 1918 yılında kurulmuş, köklü bir üniversitedir. Halen 13.000 öğrenci okumaktadır. Değişik ülkelerden 200'den fazla yabancı öğrencisi mevcuttur. Çok sayıda bölümüne girme imkanı vardır. Dernek olarak, bu gün için bu üniversitede okuyan öğrencimiz yoktur. Öncelikle gerekli olan hazırlık fakültesinde yıllık öğretim bedeli ve diğer gerekli bilgiler şöyledir: Hazırlık Fakültesi 1 yıl ve ücreti 800 dolardır. Yurt ücreti 15-35 dolar arasında değişmekte olup 1-2 kişilik odalarda kalma imkanı vardır. Öğrenci yıllık 80 dolar ödediği takdirde sigortalı olmakta ve her türlü sağlık hizmetinden ücretsiz olarak yararlanmaktadır. Ayrıca, üniversitede asistanlık ve doktora yapma imkanı mevcuttur. Asistanlık süresi 3 yıl olup yıllık ücreti de 1500 dolardır. Üniversitedeki mühendislik bölümlerinin ücreti 1000 dolardır: Gaz, Yağ ve Güç mühendisliği, Kimya Mühendisliği, Sivil Mühendislik, Karayolu mühendisliği, Mekanik mühendisliği, Yiyecek mühendisliği... Kuban Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi ve diğer fakülteler için 1 yıllık öğrenim ücreti 1000 USD'dir. İki yıllık lisansüstü (master) eğitimi için gerekli ücret ise 1200 USD'dir. Asistan olabilmek için istenen ücret ise 1500 USD'dir. Rusya Federasyonu'nun en eski ve en büyük üniversitelerinden biri olup, bölgenin en gelişmiş şehrinde Karadeniz ile Azak Denizi arasında yer almaktadır. Karlı dağlar, stepler, ormanlar, üzüm bağları ve yoğun iş merkezlerinin bulunduğu Kuban bölgesindedir. 2000 yılı içerisinde 82'inci kuruluş yıldönümünü kutlayacaktır. Halen üniversitede 13.000 öğrenci, eğitim-öğretim görmekte olup, son 30 yılda 60 farklı ülkeden 1500 civarında öğrenci diploma almıştır. Önemle belirtmeyi zaruri gördüğümüz bir konu; Kuban Üniversitesi'ni bitiren öğrencilere Türk Milli Eğitim Bakanlığı'nca denklik sağlanmadığının bilinmesidir. Diplomaların Türkiye'de geçerli olabilmesi için YÖK tarafından düzenlenen "denklik" sınavlarının başarı ile verilmesi gerekmektedir. Ancak Kuban Üniversitesi'ni başarı ile bitiren öğrenciler için Krasnodar ve Kuzey Kafkas Cumhuriyetleri'nde kamu ve özel sektörde verimli iş olanakları mevcuttur. Her üç üniversiteye gidecek öğrencilerimizin yörelerindeki derneklere örnek formla başvurarak aşağıdaki ilk altı maddedeki belgeleri şubeler kanalıyla KAFDER Genel Merkezine yollamaları gerekmektedir. Başvuru dilekçesi (Form dilekçe doldurulacak. Mezuniyet belgesi (Diploma veya Çıkma onaylı örneği.) Akseptans (Kabul Belgesi). ÖSS Sonuç belgesi. Nüfus Cüzdanı Örneği. (2 adet.) Vesikalık fo-toğraf (10 adet) Sağlık belgesi (Üniversiteye giderken alınacaktır.) AİDS olmadığına dair rapor. (Nalçık'da da alınabilir.) Beş yıllık öğrenci vizeli pasaport Hemşehrilerimize, hayırsever insanlarımıza, öğrenci velilerine, Kafkasya'da okumak isteyen öğrenci adaylarına ve halen öğrenci olan gençlerimizin bilgisine sunarız.Kaffed)

Kafkasya’daki Gelişmeler Üzerine Basın Açıklaması

21 Kasım 1999 günü Kafkas Derneği Genel Merkezi'nde Kafkas Derneği Şube Başkanları ve çok sayıda basın mensubunun katılması ile bir basın toplantısı yapılmıştır. Basın toplantısında Genel Başkan Muhittin Ünal tarafından basına sunulan bildiri metni aşağıdadır: Değerli Basın mensupları, Kafkas Derneği Genel Merkezi ve 34 Şubesi ile Genel Kurulumuza katılma hakkı bulunan Dernekler adına hepinize hoş geldiniz diyoruz. Çarlık ordularınca 1864 ve öncesinde, Kuzey Kafkas Halklarına uygulanan soykırım ve sürgünün bir benzeri hem de 21. yüzyıla girilirken Çeçenistan Halkına ayniyle bugün de uygulanmaktadır. AGİT zirvesindeki batılıların kararlı tavrından memnunuz ve ümitliyiz. Ancak, Çeçenlerin üzerinde yaşadıkları ve ölümüne savundukları topraklar atalarından kalma tarihi topraklardır, vatanlarını savunmaları saygıdeğer bu topraklar Çeçenlerin muktesepleridir diyemeyen hükümetimizi de son derece kırgınız. Sayın Basın mensupları, Sizlere, İnguşetya'da sivil Çeçenler ve Dağıstanlılara ilaveten Batılı basın mensupları ve gözlemcilerle de görüştükten sonra Türkiye'ye dönen, Türk kökenli ve yurt dışında yaşayan bir gazeteci dostumuzun oldukça farklı bir içerik taşıyan yazısından kısa pasajlar sunmak istiyoruz: Rusya Kafkasya'da 20. yüzyılın son sömürge savaşını yürütmektedir. Bu aynı zamanda bir soykırım hareketine dönüşmüştür. İslamcı teröristler bahanesiyle Çeçenistan'ın köy ve kentlerindeki sivil halk üzerine bomba yağdırılmakta, bombalarla ölmeyenlerin de ülkeyi boşaltmaları için gereken yapılmaktadır. Çeçenistan'daki bu ikinci savaş Basayev ve çevresindeki bir avuç gözü kara adamın Dağıstan'a davet edilmesiyle başlamıştır. Savaşın başlaması için çok daha önceden Moskova gereken her türlü hazırlığı yapmıştır. Bunların ilki basının bir daha Çeçenistan'a kolay kolay girmemesini sağlamak için son birkaç yıldır düzenlenen adam kaçırma olaylarıdır. Gerek bu olayların kurbanı olup da sonradan kurtulanların yaptıkları araştırmalar, gerekse bölgede çalışmış olan batılı gazetecilerin gözlemleri, bu çirkin olayların KGB, onun içindeki Rus yanlısı yerli unsurlar ve polis tarafından gerçekleştirildiği kanısı güçlenmektedir. Ama sonuç son derece etkili olmuş, bütün yabancı gözlemciler ve Batılı Basını ülkeyi terk etmiş, ortada haber kaynağı olarak sadece Moskova'nın kontrolündeki Rus basın ajansları ve televizyon kalmıştır. Yine de ülkeye girmeyi göze alabilen birkaç batılı gazetecinin buradan verdikleri haberler, olayların hiçbir şekilde Moskova'nın göstermek istediği gibi olmadığını ortaya koymuştur. Nitekim Rusya'nın topyekün savaşa girmesine malzeme oluşturan Moskova'daki sabotaj olayları ile ilgili olarak da bunların Çeçenler tarafından yapıldığına dair şimdiye kadar en ufak bir kanıt bulunmamıştır. Ama yaratılan histeri, daha birinci Çeçenistan savaşı sırasında Rusya kamuoyunda beliren savaş karşıtı tepkileri nötralize etmeye yaramış, sabotajcılara karşı duyulan nefret sayesinde milliyetçi duygular körüklenmiş ve halkın artık tükenmiş bir hükümetin çevresinde yeniden kenetlenmesi sağlamıştır. Bir yandan bu hükümetin iç,ne battığı ciddi yolsuzluk skandalları seçimler öncesinde bir anda unutturulmuştur. Dağıstan'daki olaylara gelince, bunlar da tamamen Kremlin'in demeçlerinden yansıdığı şekliyle görülmüş, fazla arkası araştırılmamıştır. Oysa ki Dağıstan'da bir avuç teröristin ortalığı karıştırması değil, hükümete karşı bir halk ayaklanması sözkonusu olmuştur. Moskova'dan gelen paraları sadece çevresindeki birkaç mafya grubuyla paylaşan,maaşları ödemeyen bir hükümete karşı hoşnutsuzluk, sonunda silahlı bir eyleme dönüşmüş, ancak bu noktadan sonra Basayev ve arkadaşları Dağıstanlılar tarafından yardıma çağrılmışlardır. Dağıstan halkına İslamcı teröristlere direnmesi için hükümet tarafından silah dağıtıldığı hikayesi de yine sadece Rus resmi kaynaklarının olaylara vermek istedikleri bakış şeklidir ve komik bir açıklamadır. Silahlar sadece hükümet çevresindeki birkaç mafya grubuna dağıtılmış ve ayaklanan halka karşı kullanılmıştır. Öte yandan Kafkasya'da en ufak bir oluşumu dikkatle izleyen Moskova'nın burada herhangi bir terörist hazırlığının başlamasından ve gelişmesinden haberdar olamaması, buraya birkaç yıldır İslamcı militanların girip çıktığını bilmemesi olanaksızdır. Eğer iddia edildiği gibi bu tür militanlar burada eğitim kampları kurabilmiş ve birtakım hazırlıklar yapabilmişlerse, bütün bunların Moskova'nın bilgisi dışında gelişebileceği düşünülemez bile. Öte yandan Kafkasya'da yalnız Rusya çıkarları değil, başka büyük güçlerin de çıkar çatışmaları söz konusudur. Çeçenistan'daki savaş, Kafkasya'nın giderek Rusya'dan kopmasını arzulayan Batılılar'ın işine gelmektedir. Öte yandan petrol ülkeleri Hazar petrollerinin ileride kendilerine alternatif olmasını istememekte ve bu konuda Kafkasya'daki dengeleri bozacak her tür faaliyetleri desteklemektedirler. Buraya yolladıkları adamların baş kaygısı Kafkasya'da şeriatçı bir yaşam tarzını yaymak değil, ekonomi hedefli politik amaçlarını uygulamaktır. Kaldı ki Çeçenistan ve Dağıstan tümüyle şeriat uygulamasına karar vermiş olsa da dahi, bunun için bütün bir ülkenin ve halkın bombardıman edilmesi 20. yüzyılın sonunda kabul edilebilecek bir durum mudur? Şeriatla yönetilen Suudi Arabistan, Afganistan gibi ülkelere böyle bir ceza uygulaması söz konusu olabiliyor mu hiç? Moskova kendisi bu savaşı yürütürken ordularına Ortodoks papazlar eşlik etmektedirler. Ve bu kimsenin gözüne batmamaktadır. Ama İslamcı etkisiyle Çeçenler'in tümü dünya kamuoyunda antipatik kılınmaya çalışılmakta, çeşitli çıkar hesapları içinde olan diğer ülkelerin de bu açıklama çok işlerine gelmektedir. Böylece 20. yüzyılın sonunda, bütün dünyanın seyirci olduğu utanç verici bir soykırım gerçekleştirilmektedir. Yukarıdaki açıklamaların ışığında, AGİT'in tavrına rağmen bugün gelinen noktada; Yakalanan her Çeçen erkeğinin terörist kabul edilip, bilinmeyen bir yere götürülmesinin ardından Bosna ve Kosova'daki gibi toplu mezarlarla karşılaşma ihtimalinden, Vagonlara doldurulup Sibirya içlerine sevkedilen sivil halkın yaşamından ve vatanlarına geri dönememelerinden, Konut, hastane, okul sivil halk konvoyu gibi hedefler arasında ayrım yapmayan Rus Ordusu'nun, halen uygulamakta olduğu soykırım sonucu Çeçenlerin de kendi topraklarında azınlık hale getirilmesi ihtimalinden, dolayı son derece kaygılıyız. Bu nedenle uygar dünyanın, Çeçenistan konusuna daha aktif müdahalesini diliyor ve bekliyoruz. KAF-DER DERNEKLER TOPLULUĞU Kaffed

Türkiye ve Dünya Kamuoyuna!

TÜRKİYE VE DÜNYA KAMUOYUNA! TÜRKİYE VE DÜNYA SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNE! TÜRKİYE VE DÜNYA DEVLET VE HÜKÜMET YETKİLİLERİNE! Bizler; 19. yüzyılda Rus Çarlığı tarafından, Osmanlı topraklarına sürgün edilmiş Kuzey Kafkasyalıların torunları ve onların oluşturduğu sivil toplum örgütleri olarak sizlere sesleniyoruz: Bugün Çeçenya'da yaşanan insanlık dramından vicdanı rahatsız olmayan kimse var mıdır acaba!? Hiç ihtimal vermiyoruz. Moskova'nın yoğun enformasyon ablukasına rağmen medyaya yansıyabilen görüntülerin bile insanın tüylerini ürpertmemesi, içini sızlatmaması olanaksız. Ama insan hakları, özgürlük, barış ve demokrasi savunucusu bireyler; demokratik kitle örgütleri ve uygar dünya devletleri olarak Çeçenya'da akan kanı durdurmak için; bir halkın tümüyle kırılıp, sürülüp yok edilmesini önlemek için ne yaptık, ne yapıyoruz, yapabileceğimiz bir şeyler yok mu!? Uygarlık, insan hakları, barış ve demokrasi güçleri bu kadar mı zayıf, güçsüz ve aciz? Yoksa bu kadar mı duyarsız? Kimseyi savaşa çağırmıyoruz. Asla savaş istemiyoruz. Çağrımız; elimizdeki güç ve olanakları insan hakları ve barış için daha etkili ve ivedi biçimde kullanmaktır yalnızca! Zaten çok geç kaldık. Yarın çok daha geç olacak. İş işten geçmeden, can tenden çıkmadan yetişmek, tez davranmak gerek! Tekrar ediyoruz; Çeçenya'da bir insanlık dramı yaşanıyor bugün. Hem de hiç hakedilmemiş, üstelik hiç kimseye yarar ve onur vermeyecek, utanç verici bir insanlık dramı! Onbinlerce sivil; kadın, çocuk, yaşlı, hasta?bombalarla uçtu havaya! Yüzbinler sürüldü toprağından, onbinler kırıldı, kırılıyor soğuktan, açlıktan, hastalıktan! Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi, Birleşmiş Milletler, uygar dünya devletleri, barışçı özgürlükçü demokrat insanlar, demokratik kitle örgütleri, hepiniz, hepimiz; ister özel çıkar ve hesaplarla olsun, isterse saldırgan gücün ambargolu-sansürlü medya penceresinden yansıtılan tek yanlı, yanıltıcı verilerin etkisiyle olsun, susmakla Çeçenya'da işlenen insanlık suçuna ortak olmaktayız. Herkesi, dünyanın gözü önünde işlenen bu insanlık suçuna ortak olmaktan kurtulmaya çağırıyoruz. Çeçen halkına yöneltilen bu vahşi saldırıların gerekçeleri, tamamen düzmece, asılsız ve geçersizdir. İlk söylenen, Çeçenya olaylarının, "Rusya'nın iç işi" olduğudur. Yakın tarihe yapılacak kısa bir yolculuk, bu iddianın geçersizliğini açıklıkla ortaya çıkaracaktır. Çeçenya, asla Rusya'nın iç işi değildir. * Çeçenya Cumhuriyeti, 5 Aralık 1936 tarihinde kabul edilen yeni SSCB Anayasasına göre, Çeçen-İnguş Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti adıyla Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti bünyesinde SSCB içinde yer almıştır. * Bilindiği gibi, 1980'li yılların sonlarında Baltık ülkelerinin birlikten ayrılmaya başlamalarıyla SSCB dağılma sürecine girmiş, 1990 yılında dağılma resmen ve fiilen gerçekleşmiş, SSCB Anayasası, ardından da Rusya Federasyon Anayasası yürürlükten kalkmıştır. Bu iki Anayasanın yürürlükten kalkmasıyla birlikte, Federasyonu oluşturan federe yönetim birimleri hukuken serbest kalmışlardır. * Bu arada Çeçenya 1 Kasım 1991 tarihinde bağımsızlığını ilan etmiştir. * Hukuken sona eren "Rusya Federasyon Anlaşması" yerine yeni bir anlaşma taslağı hazırlanmış ve eski egemen Federe Cumhuriyetlerin onayına sunulmuştur. * Bu anlaşma, sözü edilen Federe Cumhuriyetlerin pek çoğu tarafından 31 Mart 1992 tarihinde kabul edilip imzalanmışsa da, Çeçenya ve Tataristan anlaşmayı imzalamayarak federasyon dışında kalmışlardır. Tataristan, daha sonra yapılan özel görüşmelerde kendisine birtakım ayrıcalıklı haklar tanınmasını yeterli görerek yeniden Rusya Federasyonu bünyesine girmeyi uygun görmüş, Çeçenya ise bağımsız kalma yolundaki tercihini değiştirmemiştir. * Çeçenya, Rusya Federasyonu'na yalnızca hukuken katılmamakla kalmamış, fiilen de Rusya Federasyonu'nun hiçbir Anayasal ve yasal tasarrufuna; seçimlerine, referandumuna, askerlik görevine vb katılmamış, kendi seçimlerini yapmış, devlet kurumlarını oluşturmuştur. * Bu gelişmelerden sonra, Rusya Federasyonu ile Çeçenya Cumhuriyeti arasında çeşitli görüşmeler yapılmışsa da, Çeçenya'nın federasyona katılmama/bağımsız kalma kararı değişmemiştir. * Bunun üzerine Rusya Federasyonu'nca 11 Aralık 1994 tarihinde Çeçenya topraklarına yönelik bir askeri harekat başlatılmıştır. Rusya askeri yetkililerinin 1-2 saat içinde Grozni'yi ele geçireceklerini söylemelerine rağmen bu haksız saldırı başarılı olmamış, diğer Kuzey Kafkasya halklarının, Rusya Federasyonu halklarının ve sivil toplum örgütlerinin, ayrıca dünya kamu oyunun baskıları sonucunda 31 Ağustos 1996 tarihinde durdurulmak zorunda kalınmıştır. * Savaşı sona erdiren ilk anlaşma, 31 Ağustos1996 tarihinde Hasavyurt'ta iki eşit taraf sıfatıyla Rusya Federasyonu adına A.LEBED, Çeçenya Cumhuriyeti adına Başkan A.MASXADOV tarafından; ikinci anlaşma ise 12 Mayıs1997 tarihinde yine iki eşit taraf sıfatıyla Rusya Federasyonu adına bizzat Başkan B.YELTSİN; Çeçenya Cumhuriyeti adına da yine Başkan A.MASXADOV tarafından imzalanmıştır. * İmzalanan anlaşmalarda; Çeçenya'nın bağımsızlığı meselesinin 31 Aralık 2001 tarihine kadar olgunlaştırıldıktan sonra yeniden ele alınması; taraflar arasındaki ilişkilerin uluslararası kurallara, prensip ve normlara göre yürütülmesi, daha sonra yapılacak anlaşmalarda belirlenecek konularda işbirliğine gidilmesi ve taraflar arasındaki sorunların, görüşmeler yoluyla barışçı yöntemlerle çözülmesi, güç kullanmaktan ve tehditlerden vazgeçilmesi kabul ve taahhüt edilmiştir. * Bu anlaşmalar, dünya kamu oyu tarafından da Çeçenya'nın bağımsızlığını pekiştiren önemli birer siyasal adım olarak değerlendirilmiştir. Görüldüğü gibi; Çeçenya ile Rusya eşit haklara sahip iki ayrı devlettir, Çeçenya'yı Rusya'ya bağlayan hiçbir hukuki belge yoktur. Rusya ile Çeçenya iki ayrı devlet olarak 1994-96 yıllarında savaşmış; eşit haklı iki devlet sıfatıyla iki kez barış ve işbirliği anlaşması imzalamışlardır. Ne varki Moskova yönetimi, dünyanın gözünün içine baka baka bu anlaşmaları hiçe saymakta, bu ikili anlaşmalardan yeterince bilgi sahibi olmayan dünya da, "askeri harekatın, toprak bütünlüğünün korunması amacıyla başlatıldığı" aldatmacasına kanmaktadır. Bunun için diyoruz ki; Çeçenya'ya yapılan saldırı Rusya'nın iç işi değil, hatta bir iç savaş değil, iki ülke arasındaki bir savaştır; daha doğrusu; güçlü görünen Rusya adına Moskova'nın, gözüne kestirdiği Çeçenya'ya karşı haksız bir saldırısı, bir soykırım ve işgal girişimidir. Çeçenya; dünyanın umutla girdiği İKİBİN yılının başında yaşanan utanç verici bir insanlık dramının adıdır. Çeçenya; uluslar arası toplumun sahip çıkamadığı bir uluslar arası sorundur. Çeçenya; hukuksal açıdan, Slovenya'dır, Hırvatistan'dır, Bosna-Hersek'tir, Makedonya'dır, Kosova'dır, belki oğu Timor'dur. Çeçenya, en az bunlar kadar haklıdır. Ne var ki Moskova yönetimi, önceki saldırı girişimlerinden yeterince ders almış; yeni bir saldırının başarıya ulaşabilmesinin, Saldırının haklı gösterilebilmesine, kamu oyu desteğinin alınabilmesine önemli ölçüde bağlı olduğunu öğrenmiştir. Bunun için son saldırıdan önce provokasyonlar hazırlanmış, adam kaçırma, soygun, hırsızlık, sabotaj eylemleri tezgahlanmıştır. Bütün bunların Çeçenler tarafından yapılmadığı daha sonra ortaya çıkmıştır. Çeçenler, Putin'in göstermeye çalıştığı gibi terörist değildirler. Hiçbir zaman günahsız sivil insanları hedef almamışlardır. Ünlü Budenovsk baskınında bile –Rus güvenlik güçlerinin operasyonlarda öldürdükleri dışında– Çeçenler kimseye zarar vermemeye özen göstermişlerdir. 1994-1996 savaşları sırasında esir aldıkları askerleri bile kendilerine en küçük bir zarar vermeksizin, annelerine teslim etmişlerdir. Bu onların inançlarının ve insanlık anlayışlarının gereğidir. Hele Rusya'nın Çeçenya'yı PKK'ya benzeterek Türkiye'ye aba altından sopa gösterme gayretlerini anlamak mümkün değildir; yöneticilerimizin ve ülkemiz insanlarının bundan etkilenmeleri ise fevkalade üzücü ve onur kırıcıdır. Daha önce değinildiği gibi Rusya bir Federasyon, Çeçenya bağımsızlık öncesinde dahi bir federe devlet olduğuna; Türkiye'nin ve PKK'nın durumları tamamen farklı olduğuna göre böyle bir benzetme asla geçerli değildir. Yeltsin-Putin yönetiminin Çeçenya'yı "şiddet yanlısı köktendinci", "vahabist" olarak ilan etme ve bazı köktendinci çevrelerden yardım aldıklarını gösterme çabaları da, dünya kamu oyunu yanıltmaya, Çeçenya aleyhine etkilemeye yönelik bir soğuk savaş taktiğidir. Çeçenler Müslümandırlar ama ne "vahabist", ne de "şiddet yanlısı köktendinci"dirler. Çeçenler yalnızca Müslümandırlar ve şiddetin her türüne karşıdırlar. Çeçenler'in diğer Kafkas topluluklarına göre dinlerine daha fazla bağlı oldukları doğrudur. Çünkü onlar; 1944'te Almanlarla işbirliği yaptıkları suçlamasıyla Stalin tarafından 24 saat içinde yük ve hayvan vagonlarıyla Sibirya'ya sürüldüklerinde; Çeçen cesetleri raylar boyunca kurtlara yem edildiğinde; onüç yıl esaret ve sürgün hayatı yaşayıp nüfuslarının yarısı kırıldığında, yanlarında Allah'tan ve dini inançlarından başka hiçbir güç, destek ve sığınak bulamamışlardı. Bu nedenle Çeçenlerin diğer topluluklara göre dinlerine daha fazla bağlı olmalarını iyi anlamak ve doğru değerlendirmek gerekir. Demokrasi ve insan hakları çevrelerinin sessizliği karşısında dünyada öne çıkan destek görüntülerine ve Rusya'nın propogandalarına aldanmamak gerekir. Kaldı ki Çeçenya can derdindedir; yardım seçme lüksüne sahip değildir. Rusya, Dış dünyaya karşı, Çeçenya'yı kendi toprağı, Çeçen halkını da kendi halkı gibi göstermeye çalışıyor. Sormak gerekir: Bir devlet kendine ait saydığı bir coğrafyayı bu kadar acımasızca bombalayıp, haritadan silebilir mi!? Bir devlet kendinden saydığı bir insan kitlesini bu denli kırıp, tüketebilir mi!? Kaldı ki, hiç kimse "kendi aile meselemdir" diyerek, çocuğunu, kardeşini katletme hakkına sahip olabilir mi!? Hayır! Ne Çeçenya Rus toprağı, ne de Çeçenler Rus halkıdır. Çeçenya Çeçen'lerindir. Çeçenya, Kuzey Kafkasya'nın otokton halklarından olan Çeçenlerin özyurdudur. Rusya başka ne diyor? Çeçenya'daki teröristlerle ve şiddet yanlılarıyla mücadele ettiğini söylüyor. Terör mücadelesi böyle mi yapılır!? Köyüyle-kentiyle; sivili-askeriyle; kadını-kızı, çoluğu-çocuğuyla, yaşlısı-genciyle hiçbir ayrım gözetilmeden, ülkenin tümünü bombardımana tutarak, taş taş üstünde bırakmayarak, her şeyi yerle bir ederek terör mücadelesi görülmüş şey midir!? Bugün Çeçenya'da: BM İnsan Hakları Bildirgesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Helsinki Nihai Senedi gibi çok taraflı uluslar-arası anlaşma ve sözleşmeler, Rusya ile Çeçenya arasında imzalanmış olan ikili anlaşmalar ihlal edilmekte, insan hakları, insanlık onuru ayaklar altına alınmakta, tüm insanlık için utanç verici bir insanlık dramı sahnelenmektedir. Bugün Çeçenya'da yapılmaya çalışılan şey, geçmişte Çarlık makamları tarafından Adıgelere, Abazalara, Ubıxlara yapılan şeydir; "Çeçensiz bir Çeçenya" yaratma çabasıdır, Çeçen halkını toprağından sürme, tarihten silme kararlılığı içinde acımasızca uygulanan bir soykırım girişimidir. Böyle acımasız bir soykırıma; bir halkın tümüyle yok edilmesine, bir ülkenin yerle bir edilmesine artık "DUR!" demeliyiz. Artık hepimiz, Çeçenya'nın ve Çeçen halkının yanında yer alarak barışa destek vermeliyiz. Barışa, insanlık onuruna sahip çıkmalıyız. Bu çerçevede yapılması gereken en önemli ve ivedi hususları şöyle sıralayabiliriz. Demokratik ve diplomatik girişimler yoğunlaştırılmalı, uluslararası toplum ivedi olarak harekete geçirilmelidir. Rusya ile yapılmış bulunan ekonomik işbirliği ve kredi anlaşmaları derhal askıya alınmalı; Rusya, uluslararası hukukun ve kendi imzaladığı anlaşmaların gereklerini yerine getirmeye zorlanmalıdır. Çeçenya'da derhal ateşkes ilan edilmelidir. Başta İnguşetya olmak üzere mültecilerin bulunduğu ülkelere ve doğrudan Çeçenya'ya ivedi biçimde ilaç, tıbbi malzeme, gıda vb insani yardım ulaştırılmalı ve bu yardımlar ihtiyaç sahiplerine bizzat verilmelidir. İnsan hakları örgütlerinin, gazetecilerin, tarafsız gözlemcilerin bölge-de inceleme yapmalarına olanak sağlanmalıdır. Rusya, Çeçenya dışındaki Çeçenlere ve diğer Kafkas kökenlilere karşı başlattığı küçültücü kötü muamelelere, seyahat özgürlüğü engellemelerine derhal son vermelidir. Çeçenya'nın statüsü ve geleceği uluslararası toplumun hakemliğinde ele alınmalı; bölgede kalıcı ve onurlu bir barış tesis edilmeli ve güvence altına alınmalıdır. İnanıyoruz ki; Demokratik kitle örgütleri, başka ülkelerdeki, hatta Rusya'daki eş kuruluşlarla, Uygar dünya devletleri biribirleriyle Barış ve insanlık için el ele verirlerse, Çeçenya'da akan kanı durdurabilecek, her iki taraf için de onurlu ve kalıcı bir barışı birlikte kurabileceklerdir. Dünya kamuoyunu; Demokratik kitle örgütlerini; Uygar dünya devletlerini; Sahip oldukları demokratik, diplomatik, ekonomik, siyasal? tüm güç ve nüfuzlarını bir an önce bu amaca yöneltmeye ve odaklamaya davet ediyoruz. "ÇEÇENYA'DA KALICI VE ONURLU BARIŞ İÇİN EL ELE!" diyoruz. KAHROLSUN HER TÜRLÜ BASKI VE ZULÜM! KAHROLSUN ONURSUZ YAŞAM VE ÖLÜM! YAŞASIN BARIŞ VE DEMOKRASİ! YAŞASIN İNSAN HAKLARI! YAŞASIN İNSANLIK ONURU! YAŞASIN ÇEÇENYA! Kafkas kökenli 58 demokratik kitle örgütü temsilcileri ile Çeçenya Paneli panelist ve katılımcıları tarafından oy birliği ile kabul edilmiştir. 27 Şubat 2000 Ankara Kafkas Derneği Genel Merkezi - Kafkas Derneği Ankara Şubesi - Kafkas Derneği Antalya Şb. Kafkas Derneği Sincan Şb. - Kafkas Derneği Konya Şb. - Kafkas Derneği Balıkesir Şb. - Kafkas Derneği Soma Şb. - Kafkas Derneği Gönen Şb., Kafkas Derneği Erbaa Şb., Kafkas Derneği Kayseri Şb. - Kafkas Derneği Reyhanlı Şb., Kafkas Derneği Samsun Şb., Kafkas Derneği Sinop Şb. - Kafkas Derneği Mersin Şb., Kafkas Derneği Pınarbaşı Şb., Kafkas Derneği Kaynarca Şb. - Kafkas Derneği Bursa Şb. - Kafkas Derneği Çorum Şb., Kafkas Derneği İzmir Şb., Kafkas Derneği Adana Şb. - Bursa Birleşik Kafkasya Derneği - Bursa Orta Asya Kafkasya K. D. - Kafkasya Araştırmaları Grubu - Kafkas Vakfı - Kırıkkale Kafkas Kültür Derneği - Göksun Kuzey Kafkasya Kültür Derneği - Güngören Kuzey Kafkas Derneği - Uzunyayla Kafkasya Derneği - Köy Çocuklarını Eğitim Derneği - Birleşik Kafkasya Konseyi -İstanbul Bağcılar Kafkas Kültür Derneği -Yalova Dağıstan Kültür Derneği - Bahçabaşı Köyü K.K.K Derneği - Düzce Kuzey Kafkas Kültür Derneği - İst. Kafkas Çeçen Komitesi - Samsun Birleşik Kafkasya Derneği - Samsun Çarşamba Kafkas Kültür Derneği - Samsun Vezirköprü Kafkas Kültür Derneği - Kayseri Kafkas Vakfı -Kayseri Kafkas Çeçen Komitesi - İst. Birleşik Kafkasya Derneği - İst. Poyrazlı Kafkas Kültür ve Yard. Derneği -Karamürsel Kafkas Kültür Derneği - K. Maraş Çeçen Kafkas Komitesi - K. Maraş Kafkasyalılar Derneği - Tekirdağ Kuzey Kafkas Kültür ve Day. Derneği - Bağlarbaşı Kafkas Derneği - Gaziosmanpaşa K.K.K. ve Day. Derneği - Ankara Çeçen Kafkas Dayanışma Derneği - Ankara Çeçenistan Yardım Komitesi - Mersin Çeçen Kafkas Komitesi - İst. Dostluk Kulübü Derneği - Ankara Kafkas Araştırma Kültür ve Dayanışma Vakfı - Şamil Eğitim ve Kültür Vakfı - Kafkas İşadamları Derneği - Eskişehir Kuzey Kafkas Kültür ve Dayanışma Derneği - Hendek Kafkas Kültür Derneği - Sakarya Kafkas Kültür Derneği Kaffed

Abhazya’daki Gelişmeler Üzerine

Yedi yıldır Abhazya ayrı bir devlet olarak yaşamını sürdürmektedir. Kendi hudutları, seçilmiş parlamentosu ve yürütme erki ile egemen devlet niteliklerine sahiptir. 1993 yılından beri Gürcüstan ve Abhazya arasında Birleşmiş Milletler gözetiminde Rusya Federasyonu’nun katılımıyla yürütülen görüşmeler sürmektedir. Bu süre içinde her iki taraf birçok dosyayı masaya getirmiş olup, bunların bir çoğunda da uzlaşmaya varılmıştır. Abhazya Yönetimi Gürcüstan Devlet Başkanı’nı, Gürcüstan ve R.F. Dışişleri Bakanlarını, BM Genel Sekreteri’nin işbirliği içinde çalıştığı grubun (ABD, Rusya Federasyonu, Fransa, İsrail) temsilcilerini ve başka birçok diplomatı davet ederek görüşmelerde bulunmuştur. Bu davet ve görüşmeler, Abhazya’nın dış ilişkilerini uluslar arası yasa ve normlara uygun olarak yürütebildiğini ve tüm sorumluluklarını yerine getirebildiğini ortaya koymuştur. 1994’te kabul edilen Abhazya Cumhuriyeti Anayasası’na göre Abhazya, kendi ulusunun özgür iradesi ile demokratik ilkeler temelinde yapılanmış ayrı bir devlettir. Ekim 1999’da Parlamentosu’nun-Halk Meclisi’nin almış olduğu “Devlet Bağımsızlık Aktı” ile bu durum tekrar onaylanmış ve pekiştirilmiştir. Bu gerçekler doğrultusunda Abhazya yöneticileri, Gürcüstan ile aralarındaki sorunun tek çözümünün her iki tarafın egemenlik ve eşitlik hakları temelinde gerçekleşeceğini de-ğerlendirmektedirler. Bu yaklaşım, dünyada benzeri sorunların çözümünde izlenen prosedür ve temayüllere uygun bir yaklaşım olup her iki tarafın bugüne kadar yürütmüş oldukları diplomatik argümanlara da uygundur. Bu süreçte Abhazya, uzlaşmaya hazır olduğunu birçok kez açıkça göstermiştir. Yapılan görüşmelerde Abhazya ve Gürcüstan’ın Federasyon ve Konfederasyon modelleri içinde tek devlet çatısı altında birleşmeleri de ele alınmıştı. Abhaz tarafı bu görüşmelerde antlaşma metinlerindeki tüm maddeleri kabul etme taahhüdüne de girmişti. Ancak Gürcü tarafı 1997 yılında hazırlanmış olan bu protokolü imzalamaktan vazgeçti. O günden bu yana görüşmelerde olumlu yönde bir gelişme olmamıştır. Daha da kötüsü, Abhazya’nın Gal Bölgesi’nde Gürcüstan yeniden çatışmaları körüklemiş, can ve mal kaybına neden olmuştur. Çok açıktır ki, Gürcü tarafı, antlaşmaları imzalamak yerine Abhazya’yı ekonomik ve politik olarak BDT ülkelerinin aldığı kararları kullanmak suretiyle boğmaya çalışmakta; Gürcüstan’ın batı sınırında yoğunlaşmış terörist gruplar aracılığıyla tacizi sürdürmeyi tercih etmektedir. Bugün terör sürekli yükseliş eğilimindedir; sınır bölgelerine yakın yerleşim bölgeleri terör yatağı haline gelmiştir; Gürcü yöneticileri bu durumu görmezden gelmekte ve uyarıları da duymamaktadırlar. Durumun olumlu çözümü, müzakerelerde görev alan ilgililerin, görev ve sorumluluk bilinci içinde hareket etmeleriyle doğrudan bağlantılıdır. Bu açıdan bakıldığında, Irak’a uygulanan ambargonun kaldırılması konusunda Rusya’nın gösterdiği çalışmaların pek çok devlet tarafından takdirle karşılandığını anımsamak gerekmektedir. Abhaz halkı üzerindeki baskının kaldırılması konusunda da Rusya’nın buna benzer bir inisiyatif ortaya koyması niçin beklenmesin! Zira bilinmelidir ki, Abhaz halkı sayıca az ve zor durumdadır; Gürcü saldırılarıyla ekonomisi felce uğramış olup, bugün de belini doğrultamamıştır. Daha da önemlisi, BDT yöneticilerinin aldıkları kararlarla ekonomik olarak abluka altına alınmıştır. Gürcü yöneticileri, yaptıklarının yanlarına kar kalacağını bilerek ve Rusya Federasyonu ile diğer BDT ülkelerinin kendi destekçileri olduklarına güvenle Abhazya'’ı zorla diz getirmeye çalışmaktadırlar. Yukarıda yaptığımız değerlendirmeler ışığında Dünya Çerkes Birliği olarak aşağıdaki hususlara dikkat çekiyoruz: 1. Abhazya’ya dayatılan koşullar, kişisel hak ve özgürlüklerle birlikte tüm bir halkın hak ve özgürlüğünü ortadan kaldırmaya yönelik yaptırımları içeren, tüm evrensel insan haklarının çiğnenmesini pekiştiren koşullardır. Bu itibarla biz Rusya Federasyonu’na dayatma rejiminden vazgeçmesi için sesleniyoruz ve konuya yüksek insanlık değerleri çerçevesinde yaklaşımını bekliyoruz. 2. BDT üyesi ülkelerin son zamanlarda terörizmin tırmanışından duydukları rahatsızlığı biliyor ve bu korkunç tırmanışın içinde Gürcü terörizminin de yer aldığının farkına varmalarını bekliyoruz. 3. Tüm anlaşmazlıkların çözümünün, tarafların tümünün eşit koşullarda katılımıyla mümkün olacağı gerçeğinden hareketle Dünya Çerkes Birliği, bu sorunun çözümünde görevli makamların bu gerçeği titizlikle dikkate almaları gereğinin altını çizmektedir. Ayrıca Abhazya sorununun ele alındığı BDT toplantılarına Abhazya temsilcilerinin de çağırılması önemli bir adım oluşturacaktır. Böyle bir uygulama sorunun çözüm olanaklarını arttıracak, gerçeklerin tespitinde kolaylıklar sağlayacaktır. Aynı zamanda bu, yalnız Gürcüstan ve Abhazya’nın değil, Kuzey Kafkasya’nın dahil olduğu Rusya’nın, Kafkasya dışındaki tüm halkların da yararına olacaktır.Dünya Çerkes Birliği

Kafkas Derneği II. Gençlik Toplantısı Sonuç Bildirgesi

Tarih: 10 - 11 Kasım 2001 Yer: Kafkas Derneği Ankara Şubesi Toplantı Salonu Katılımcı Sayısı: 264 Katılımcı Dernek Sayısı: 27 Ana Tema: Birliktelik Sunulan Bildiri Sayısı: 15 Oturum Başlıkları 21.Yüzyılda Derneklerimizin vizyonu, misyonu ne olmalıdır? Anavatan'a dönüş olanakları/ Dönüş için altyapı çalışmaları nedir, ne olmalıdır? DEĞERLENDİRME Yaklaşık 150 yıllık bir diasporik süreci yaşayan Çerkes halkının gerek diasporada gerekse Anavatanda çözüm bekleyen sorunları gün geçtikçe artmakta, şekil ve kimlik değiştirmekte, dünyadaki gelişimlerin de katkısıyla iyiden iyiye zorlaşmaktadır. Pek çok sorun ve öncelik, yeterli çözüme kavuşturulamadan bir yenisi ile beslenmekte ve bir yandan kültürel ve toplumsal yok oluş, diğer yandan toplumsal çözümsüzlük/örgütsüzlük bu sürece katkıda bulunmaktadır. Gerek diasporada ve gerekse Anavatandaki örgütlerimiz bütün iyi niyetli çalışmalarına rağmen bu tablonun görüntüsünü değiştirmekte maalesef yetersiz kalmaktadırlar. Dünyanın pek çok ülkesine dağıtılan Çerkes halkı bu genellemenin tam da merkezinde kendine bir yön tayin etmeye çabalamaktadır. Tüm bu olumsuzluklara rağmen sorunlara çözüm önerilerinin üretilmesi ve uygulanması kuşkusuz toplumsal örgütlerimizin sağlam dinamiklerinden geçmektedir. Ancak bu denli ağır sorumluluklarla nitelendirdiğimiz örgütlerimizin (derneklerimizin), bu duruma ne kadar hazırlıklı olduğu konusu pek çok kişinin olduğu gibi biz gençlerin de kuşkusu ile karşı karşıyadır. Türkiye genelinde sayısal olarak yeterli olan derneklerimizin bu konjonktürde kendilerine yükledikleri misyon ve bu misyonu gerçekleştirmekte önlerini aydınlatacak vizyonu nedir sorusunun tartışılması gereklidir. Hiç kuşku yok ki gerek Türkiye diasporasında gerekse Türkiye dışındaki diasporada iki önemli misyonu toplumsal örgütlenme anlayışından ötürü dernekler üstlenmek durumundadır. Bunlardan ilki 'diasporada kültürel ve toplumsal kimliğimizi korumak ve geliştirmektir.' Diğer önemli ve vazgeçilmez misyonu ise 'anavatanla ilişkileri geliştirmek, göç olgusunun sağlam, bilimsel ve rasyonel altyapısını oluşturmaktır.' Örgütlerimizin bu iki konunun hem diasporada hem de anavatanda var olma/yok olma noktasında temel belirleyici olduğunun bilincine ulaşması, toplumumuzu da ulaştırması gereklidir. Dünyadaki pek çok toplumsal ve bireysel çabaların evrimleşmesi ile ortaya çıkan ve ulaşılması gün geçtikçe kolaylaşan bilgi ve rasyonel akıl, bilinçlenme sürecinin en önemli kolaylaştırıcılarıdır. Henüz kendi dinamiklerimiz açısından değerlendirmelerimizi ortaya koyarken kullandığımız terminoloji dahi tam olarak yoğunlaşmamış, üzerinde yeterince tartışılmamış ve dolayısıyla kavramsal olarak ortaya çıkmamıştır. İşte bu noktada derneklerimizin yüklenmesi gerektiğine inandığımız en önemli misyonlardan birisi bu kavramsal yetersizlik ve karmaşaya son vermeleridir. Biz inanıyoruz ki kendi kamuoyumuz tarafından genel uzlaşı ile hazırlanan sağlam kavramlar hem toplumumuza hem de Kafkasya'ya çok önemli hizmetlerin kapısını aralayacaktır. Bu aşamada bilgi ve rasyonel aklı izlemek önemli bir vizyon meselesidir. Kentleşme sürecinin acımasızlığı ile kültürel değer ve/veya üretim araçlarını yitiren Çerkes toplumu kırsaldan getirdiği toplumsal ve bireysel normlarından hızla uzaklaşmaktadır. Dernek ve dernekçiliğin dar çerçevesine sıkıştırılmış olan kitleler doğal yaşam süreci ve ilişkilerinden (sosyal, ekonomik, kültürel, sanatsal vs) ve kültürel dönüşümlerden yoksun toplumsal bir problem olarak ortaya çıkmaktadırlar. Aile ve iş yaşamında kimlik bunalımı ile yalnızlaşan 2. Kuşak Çerkesler aidiyetlerini tercih noktasında Çerkesliğe göreceli olarak mesafeli durmaktadır. Kırsaldan getirdiğimiz ancak kentin dinamikleri ile başa çıkamayan feodal yapımızın toplumsal örgütlenmemize yansıması nedeniyle örgütlerimiz, kendilerinden bekleneni ne yazık ki verememektedirler. Toplumsal yaşamın lokomotifi olan 'Thamade' kavramı ve 'Xabze' doğal yok oluş sürecine terkedilmiş, güncel ve toplumsal ihtiyaçlardan uzakta nostaljik kavramlar olmaya bırakılmıştır. Derneklerimiz, Çerkes olmanın genetik özelliklerinden daha önemli olan kültürel sahiplenme ve aidiyet duygusu ile bu iki temel kurumu toplumun gereksinimlerine cevap verebilecek şekilde yeniden ayağa kaldırmalıdır. Bu başlangıç, büyük oranda kentlileşen Çerkes toplumu için hayat suyu kadar kıymetlidir. Çerkes halkının tarihinde bir toplumsal erdem olarak kabul edilen danışma mekanizması kurulmalı ve/veya işletilmelidir. 'Xase' kavramının anlamına atfen bu iradeyi örgütlerimizin bir uzlaşı kültürü ile üstlenmeleri kaçınılmaz gereksinimdir. Derneklerimiz toplumsal yaşam ve kültürel varoluşa dayanak olacak bilgiye ulaşmak için bilimsel çalışmaları desteklemeli, bu tür çalışmaların sonuçlarını toplumumuz ile ivedilikle paylaşmalıdır. Öte yandan Türkiye'deki nitelik ve niceliklerimize ilişkin spekülatif yorum ve iddialardan kurtulmamıza zemin hazırlayacak, toplumumuzun profilini çıkaracak bilimsel çalışma ve projelere destek olmalı, mali kaynaklarını temin etmelidir. Derneklerimiz her yönü ile profesyonelleşmeyi hızla gerçekleştirmek zorundadır. İdari ve toplumsal ihtiyaçtan kaynaklanan geniş zaman ve mali kaynak yaratılması ve yönetimi, profesyonelleşmeyi zorunlu kılmaktadır. Kuşkusuz profesyonelleşmeden anladığımız derneklerimizde bir veya birkaç kişi çalıştırmak değil, her türlü çalışma ve projeyi yürütecek ve bunun maddi karşılığını alacak birikimli kadroların istihdam edilmesidir. Bu durum örgütlerimizin verimliliğinin temelidir. Yapılan çalışma ve değerlendirmeler gençlik potansiyellerini harekete geçirme noktasında rasyonel projelerin üretilmesini gerekli kılmaktadır. Günümüzün iletişim ve bilgi kaynaklarına ulaşma konusunda gerekli bütün enstrümanları kullanabilen Çerkes gençliği gerek kendi üreteceği gerekse dernekler tarafında refere edilecek projeler konusunda bilgi ve potansiyellerini kullanma konusunda bir irade ortaya koymuştur. Bu noktada toplumsal çıkarlarımıza hizmet edecek, rasyonel ve pratik her türlü çalışmaya destek olma kararı alınmıştır. Etrafında örgütlenme kararı alınan projeler önümüzdeki yılda çalışılacak ve ortaya çıkan sonuçlar bir yıl sonraki toplantıda değerlendirilecektir. Bu konuda ortaya çıkan somut projeler şu şekildedir. Diasporik toplumlarda Anavatana dönüş deneyimleri ve sonuçları: Dünyada Çerkes diasporası haricinde bizimle aynı kaderi paylaşan grup ve toplulukların varlığı bilinmektedir. Bizden (Türkiye Diasporası) daha güçlü bir irade beyanı ve rasyonel çalışmalar ile hayata geçen projelerin incelenerek Anavatana Dönüş'ün sosyal, psikolojik, ekonomik ve kanuni yönlerinin detaylı irdelenmesi Kafkas Diasporası için daha sağlıklı bir 'Dönüş' kavramının oluşmasına katkıda bulunabilir. Kosova'dan Anavatana dönüş örneği de dahil olmak üzere 'İsrail' ve 'Kırım Tatarları' modelleri incelenerek bunlara ilişkin sonuçlar bizim koşullarımızla mukayese edilecektir. Her ne kadar bütün yönleri ile bizim koşullarımızla örtüşmeyen modeller var ise de bu deneyimler Anavatana dönüş konusunda yapılacak çalışmalara zemin hazırlayabilecektir. Öte yandan bilginin derlenmesi ve paylaşılması kurumsal çalışma geleneğine sevk etmesi açısından önemlidir. Bu deneyimler, etraflı ve bilimsel metotlarla incelenerek bir sonraki toplantıda bildiri veya kitapçık halinde sunulacaktır Demografik araştırmalar: Türkiye genelinde yaşayan hemşehrilerimizin gerek sayısal gerekse nitelikler açısından sağlıklı bir değerlendirmesi şimdiye kadar yapılamamıştır. Bu konuda Kaf-Der tarafından projelendirilecek bir çalışmaya destek verilecek ve çalışmanın detayları ve sonuçları kamuoyu ile paylaşılacaktır. Nart Card Projesi: KAFDAV ve Şekerbank işbirliği ile hazırlanan bir kredi kartı olan Nart Card, kredi kartı kullanma alışkanlığı olan hemşehrilerimize ulaştırılarak, elde edilecek maddi imkanların yine toplumumuzun yararına sunulmasına çalışılacaktır. Diğer kredi kartlarının sağladığı her türlü imkanı sağlayan bu kredi kartının kullanımı yaygınlaştıkça toplumumuzun ve özellikle gençlerimizin ihtiyaçlarına (burs, eğitim imkan ve araçları, yurt vs) çok ciddi bir katkı sağlanabileceği gibi bu kart profesyonel kadrolaşmanın ve derneklerimizi fiziki imkanlara kavuşturmanın anahtarı olabilecektir. Keza, Kafkasya için ayda 1 dolar projesinde pratik çözüm ancak Nart Card ile elde edilebilecektir. Bu amaçla yaygın bir örgütlenme ile mümkün olan en kısa zamanda, en yüksek rakama ulaşmaya çalışılacak ve sonuçlar çeşitli vasıtalarla duyurulacaktır. Sözlü Tarih Çalışması: Son zamanlarda kültürel değerlerimizin özellikle yazılı olarak aktarılmayan değerlerin kişilerle birlikte yok olduğu gerçeği pek çoğumuzu kaygılandırmaktadır. Yıllardır bu değerlerle donanmış büyüklerimizin bizleri terk etmeden evvel bu bilgileri bir kayıt altına alma hayali vardı ancak bir türlü projelendirilememekte idi. İstanbul'da yaşayan bir grup genç arkadaşımızın projelendirip eğitimini aldıkları Sözlü Tarih Çalışmalarına gerek kaynak temin etme yönüyle gerekse bu projede yer almak isteyenlerin bizzat kendi bölgelerimizde bu çalışmaları yapmak suretiyle projeye destek olma kararı alınmıştır. Proje ile ilgilenenler İstanbul Gençliği ile temas halinde olacak ve yine çalışmaların sonuçları bir sonraki toplantıda ilan edilecektir. Nart Dergisi: Gerek Türkiye ve gerekse Anavatanla ilgili haber, yorumlarla uzun süredir ve düzenli olarak yayın hayatını sürdüren Nart Dergisi abone ve okuyucu sayısı bakımından daha geniş kitlelere ulaşmayı, tartışmalara açık, katılımcı bir yayın organı olmayı hedeflemektedir. Bu amaçla abone ve okuyucu kitlesini artırmaya dönük bir proje başlatılmış olup toplantıya katılan bir grup bu projede çalışma kararı almıştır. Gençlik toplantısı yürütme kurulu Bir yıl sonra düzenlenecek olan Gençlik toplantısının organizasyonu ve mevcut projelerin takibi için bir İcra Kurulunun teşkil edilmesi kararlaştırılmıştır. Bu kurul 2002 yılının toplantısının organizasyonu için çalışacak ve katılmak isteyen derneklerin Gençlik Komisyonları tarafından tespit edilecektir. Her üye görev ve yetkileri konusunda kendi Gençlik Komisyonu ve Gençlik Toplantısı katılımcılarına karşı sorumlu olacaktır. Bu İcra Kurulu aynı zamanda kendi dernekleri ve illerinin ihtiyaç ve projelerini tespit ederek toplantıdan önce yapılacak olan çalışmalarda gündeme getirecektir. Bu projelere ilaveten bir yıl sonraki toplantının, coğrafi konumu, mekan özellikleri ve deneyimleri dikkate alınarak Ankara'da yapılmasına, toplantının düzenlenmesi ve katılımın artarak devamını temin amacıyla daha yaygın ve programlı çalışma yapılmasına karar verilmiştir. Öte yandan yeterli iletişim ve özellikle karşılıklı iletişim noksanlığı ve bilgilenme eksikliği nedeniyle meydana gelen yanlış anlamalar olduğu anlaşılmış olup bunların giderilmesi için daha sık ve farklı platformlarda bir araya gelmek gerekliliği açıktır. Toplantılara önceden ilan edilen gündeme uygun çalışmanın yapılarak gelinmesi verimliliği arttıracaktır. Toplantı boyunca yapılan konuşma ve sunulan bildiriler ileri bir tarihte bir kitapçık halinde sunulacaktır.Kaffed