19 Şubat'ta Azerbaycan'ın Gence şehrinde düzenlenen ve Türkiye–Azerbaycan–Gürcistan Dışişleri Bakanlarının katıldığı Üçlü Toplantı sonucunda T.C Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun da imzaladığı ortak bildiride; "Abhazya ve Güney Osetya ihtilaflarına egemenlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası tanınmış sınırların ihlal edilemezliği ilkeleri çerçevesinde en kısa sürede barışçıl bir çözüm bulunması" şeklinde ifadeler yeralmış ve basınada bu şekilde yansımıştır. Ne Abhazya, ne de Osetya tarihin hiç bir döneminde Gürcistan toprağı olmamıştır. Abhazya ve Osetya başta Rusya Federasyonu olmak üzere Nikaragua, Venezuela, Nauru, Vanuatu ve Tuvalu tarafından resmen tanınmış, bağımsız Devletlerdir. Türkiye'deki Kuzey Kafkas Diasporasının temsilcisi Kafkas Dernekleri Federasyonu olarak, T.C. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nu, tarihi gerçekleri bilmeden, Türkiye'de yaşayan Abhaz, Oset ve tüm kardeş Kuzey Kafkas halklarının hassasiyetlerini yok sayarak, binlerce yıldır üzerinde yaşadıkları vatanlarını bir başka ülkenin toprağıymış gibi, "toprak bütünlüğü ve uluslararası tanınmış sınırların ihlali" şeklindeki asılsız ve toplumumuzu rencide edici açıklamaları nedeniyle kınıyoruz. Kafkas Derneklerı Federasyonu KAFFED nanKaffed
21 Şubat Anadili Gününüz Kutlu Olsun!
Her dil ait olduğu toplumun belleğidir, bilgeliğidir, özgürlüğüdür. Dil insanı insan, toplumu toplum edendir. Konuşmadır, şiirdir, destandır, ağıttır, şarkıdır, yaşama dair her şeydir.span>p> Diller insanlığın kültür mirasının ve belleğinin korunmasını ve kültürler arasında köprüler kurulmasını sağlayan en güçlü araçlardan birisidir. span>p> Bir ülkede yaşayan ve yaşatılmaya çalışılan bütün dil, kültür ve inançların var olma, kendini geliştirme ve yarınlara taşıma hakkı vardır. Bilindiği gibi, UNESCO Genel Kurulu Kasım 1999 tarihinde 21 Şubat’ı “Uluslararası Anadili Günü” olarak kabul etmiştir. Ve 2000 yılından beri de “21 Şubat Uluslararası Anadili Günü” olarak anılmakta ve kutlanmaktadır. Türkiye'de yaşayan etnik halkların dillerin kaybetme süreci 1930'lardan itibaren devlet eliyle sistemli olarak yürütülen “tek dil” politikaları ile başlamıştır. Tüm engellemelere ve yasaklamalara karşın, büyük kısmı kırsal kesimde bir arada yaşayan toplumlar, kendi dillerini özel alanlarında korumaya çalıştılar. Ancak, 1960’lı yıllarda hızlanan köyden kentlere dağınık göçlerin ve yükselen kentleşme sürecinin doğal sonucu olarak, bu dillerin yaşama iklimi büyük ölçüde yok olmuştur. Ve günümüzde Türkiye'de konuşulmakta olan 34 dilden 18 dil kaybolma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Son çeyrek yüzyılda ise Ubıhça ve Kapadokya Yunancası yok olmuştur. Avrupa Birliği Uyum Yasaları kapsamında, 2000-2002 yıllarında farklı dillere uygulanan yasakların kalkması ve bu dillerin öğrenimi için özel kursların açılabilmesine olanak sağlayan hukuki düzenlemelerden, bürokratik engeller ve maddi imkansızlıklar yüzünden sonuç alınamamıştır. Artık herkes kabul etmektedir ki; Kaybolmakta olan dilleri yaşatılabilmenin yegane yolu, anadilde öğrenimin okullarda sürdürülmesi, bunun da devlet eliyle ya da devlet desteğiyle yapılmasıdır. Peki dillerimizin kaybolması tehlikesinden korunmak için bizler neler yapabiliriz? Çerkes toplumu olarak öncelikli olarak yapmamız gereken, dilimizi her ortamda konuşarak, çocuklarımıza ısrarla öğreterek anadilimizin yok olma sürecini yavaşlatmak olmalıdır. Daha başka neler yapılabiliriz bu anlamlı günlerde; Anadilimizin kaybolma sürecine dikkat çekmek ve farkındalık yaratmak, Anadilimizi korumanın asimilasyon ve inkar politikalarına karşı bir duruş olduğunu anlatmak, Anadilde eğitim alma hakkına yönelik mücadele bilincini üyelerimize kazandırmak için etkinlikler düzenlemeliyiz. Seçmeli Adıgece ve Abhazca derslerine katılım konusunda daha fazla hassas olmalıyız. Bask atasözünü hatırlayacak olursak “Bir dil az sayıda insan tarafından konuşulduğu için değil, bilenler o dili konuşmadığı için yok olur.” Dilsiz Ulus Ölüdür… Dilimiz Ölmedi… Dilimizin, Ulusumuzun Sonsuza Kadar Yaşaması İçin… HA MARJE !... 21 Şubat ULUSLAR ARASI ANADİLİ GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN... KAFKAS DERNEKLERİ FEDERASYONUnanKaffed
21 Şubat Anadil Günü Etkinliği – Sakarya
Prof. Dr. Sevda Alankuş: “Kimlik-Anadil İlişkisi” konulu söyleşi Ali İhsan Varol: Adigece-Abazaca Kelime Yarışması Gupse Seda Özdemir: Adigece ve Abazaca şarkılarla 21 Şubat 2014 Saat 19:00 da Adapazarı-AKM Kültür Merkezinde bizlerle....nanKaffed
Bana kendi dilinden bir şarkı söyle
"Bana kendi dilinden bir şarkı söyle. Kimin adına olursa olsun. Yeter ki çığlığın senin olsun. Bana bir şeyler söyle ama kendi dilinden olsun. Belki anlamam dediğini ama senin dilinden olsun” Yılmaz Güney 1952'de Pakistan'ın Urdu dilinin Bangladeş halkının da resmi dili olduğunu deklare etmesine tepki olarak ortaya çıkan Bengal Dil Hareketi üyesi birçok üniversite öğrencisi, Bengal alfabesiyle yazabilme ve Pakistan'ın Bengal dilini de resmi dil olarak tanıması talepleriyle yapılan bir eylemde öldürülmüşlerdir. Öğrencilerin öldürüldüğü tarih olan 21 Şubat UNESCO tarafından 1999 yılında Dünya Ana Dil Günü olarak ilan edilmiştir. 2008 yılını “Uluslararası Diller Yılı” ilan eden UNESCO’nun yayınladığı “Tehlike Altındaki Diller Atlası”na göre, dünyada 1950’li yıllardan bu yana yok olan dillerin sayısı 230, kaybolma tehlikesi ile karşı karşıya olan dil sayısı ise 2473'tür. Yapılan araştırmalara göre, Türkiye’de toplam 34 farklı dil bulunuyor. UNESCO’nun yayınladığı dil atlasına göre, Türkiye’de konuşulan 18 dil yok olmanın eşiğinde, 3 dilin ise kaybolduğu belirtiliyor. Dil yalnızca insanın kendini ifade edebilmesinin aracı değildir, kültürüdür, tarihidir, kimliğidir, direnişidir, özgürlüğüdür. Bunun içindir yüzyıllardır coğrafyamızda yaşayan halkların dillerinin yasaklanması, unutturulmaya çalışılması. Bunun içindir Türkiye'de kaybolan dillerin, birçok ülkeden farklı olarak doğal süreçlerini tamamlayarak değil, sistematik bir politikanın sonucu olarak yok edilmesi. Ermeni, Rum, Süryani, Kürt, Laz, Çerkes, Arap, Roman, Çingene, Musevi, Pomak, Boşnak, Gürcü, Nusayri, Tatar, Ezidi, Hemşinli, Türkmen, Zaza, Mahallemi, Azeri, Arnavut ve tüm halklara yönelik soykırım, katliam, imha, inkâr, sürgün, aşağılama ve asimilasyon politikaları devletin halkları daha kolay yönetmek istemesinden başka bir şey değildir.Tarihi kan ve katliam olan bu kapitalist düzenin Hrant'ı, Roboski de katledilen 34 Kürt'ü, Sivas'ta diri diri yakılan 35 Can'ı, Sakine Cansız ve Yoldaşlarını katletmesi kanlı planlarındandır Devlet teşvikli ve destekli “Vatandaş Türkçe Konuş” kampanyaları, Anayasada Türkçe dışında bir dilin tanınmaması, anadilde eğitim hakkı verilmemesi ve halen süren tek dil- tek kültür dayatması yüzünden anadillerimizde konuşamıyor, kendi kültürümüzü yaşayamıyoruz. Kendi dilimizde gülebildiğimiz, kendi dilimizde ağıt yaktığımız, kendi dilimizde sevgi sözcükleri söylediğimiz, kendi dilimizde masallar okuduğumuz, ninniler dinlediğimiz, kendi dilimizde oyunlar oynadığımız bir dünyayı kurmak istiyoruz. Buy yüzden diyoruz ki; unutturulan, kaybolan, yok olan diller, kaybolan hayatlarımızdır, tarihimizdir, geleceğimizdir. Bu yüzden de diyoruz ki; Anadil yüreğin kapısıdır. Anadilini yok olmaktan kurtarıp özgürce konuşabilmek, kültürünü yarınlara taşıyıp yaşatmak, bu asimilasyona karşı durmak, özgür bir yaşama bir adım daha yaklaşmak için bir araya geliyoruz. 21 Şubat saat:19.00'da Aka-Der Kızılay Kültür Merkezi'nde - Zafer Sürer (Çerkes Derneği temsilcisi) - Sabriye Tuncay (Artvinliler Derneği temsilcisi) - Xebat Erişmiş (Kürdi-Der temsilcisi) - Erkan Çiftçi (Aka-Der temsilcisi) katılımıyla bir söyleşi gerçekleştiriyoruz. Yaşasın Halkların Özgürlüğü, Eşitliği ve Kardeşliği! nanKaffed
İnegöl Çerkes Derneği Yeni Yönetimini Seçti
İnegöl Çerkes Adıge Kültür Derneği'nin yoğun katılımla gerçekleştirilen olağanüstü kongresinde üyelerin tamamının oyunu alan Mustafa Sevim dernek başkanlığına getirildi. 08 Şubat Cumartesi akşamı dernek merkezinde 138 üyenin tamamının katılım sağladığı kongrede konuşan İnegöl Çerkes Adige Derneği eski başkanı Osman Kardaş; “1996 yılından bu yana toplumumuza değer katmak adına dernek çalışmalarımızı sürdürüyoruz. İstedik ki genç kardeşlerimiz bu görevleri üstlensin ve daha aktif çalışmalar yapılsın. Bu doğrultuda zaten iki dönemdir başarılı bir şekilde yönetim kurulu üyeliği görevini sürdüren Mustafa Sevim kardeşimizin derneğimizin başkanlığını üstlenerek yönetim kurulu üyeleri ile birlikte başarılı çalışmalar yapacaklarına inanıyorum. Yeni oluşan yönetimin yapacağı tüm çalışmalarda her zaman desteğimizi vereceğimizi belirtmek istiyorum” dedi. Kongrede divan başkanlığına seçilen Hakkı Baydar ise yaptığı konuşmada; “ Derneğimizin yeni Yönetim Kurulunu ve Başkanı Mustafa Sevim kardeşimizi şimdiden tebrik ediyorum. Yapacakları tüm çalışmalarda her zaman destekçi olacağımızı belirtmek istiyorum. Sürecin hayırlı olmasını ve yapılacak çalışmaların toplumumuzun birlik ve beraberliğine katkılar sağlamasını diliyorum” dedi. Yapılan konuşmaların ardından Başkanlık görevi teklif edilen Mustafa Sevim kongreye katılım sağlayan üyelerin tamamının desteğini alarak İnegöl Çerkes Adige Kültür Derneği Başkanı seçildi. Seçimlerin ardından konuşan İnegöl Çerkes Adige Kültür Derneği Başkanı Mustafa Sevim; “Öncelikle Çerkes toplumuna yakışan biçimde çok yoğun bir katılımla kongremize iştirak ettiğiniz için sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Her şeyden önce bugüne dek derneğimize hizmet etmiş tüm başkan ve yöneticilerimize sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bizler bugüne dek yapılmış olan tüm çalışmaların üzerine artılar katmak için mücadele edeceğiz. İnşallah önümüzdeki süreçte İnegöl’ümüz de sadece iki köyümüz ve şehir merkezinde yaşayan Çerkeslerin değil Çorum, Yozgat, Muş, Tokat ve Kayseri gibi şehirlerimizde aileleri olan ve hayatlarını İnegöl’ümüzde sürdüren tüm Çerkes kardeşlerimizi de derneğimiz çatısı altında toplayacağız. Çok kısa zamanda büyük katılımların olduğu ve ciddi organizasyonların yapıldığı bir yapı göreceksiniz. İnegöl halkına da şimdiden müjdelemek isteriz ki, tüm halkların katılım sağlayacağı geniş katılımlı Çerkes Yaz Şöleni etkinliklerimize hemen önümüzde ki yaz aylarında başlayacağız. İnşaallah katılımcı ve sürekli aktif bir yapı içerisinde samimiyetle çalışmalar yürüteceğiz. Son olarak bu akşam çok yoğun bir katılım sağlayarak bizlere moral verdiğiniz için bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum” dedi. Derneğin Yeni Seçilen Yönetim Kurulu Listesi; Mustafa Sevim (Başkan) İdris Aydın Aydın Akın Fatih Demircan Ferhat Şimşek Hakan Kandemir Mesut Demircan Kamettin Kayhan Yücel İlçin Süleyman Gülmüş İdris Kardaş İsmail Demircan Münür Kılıç Cengiz Öz İshak Özbay Mustafa Demiröz Yusuf Güleç Yılmaz İlçin Mahmut Yılmaz Ramazan Demircan Ramazan Kandemir Semih Şimşek Kazım Demircan Ergün İlçin Salih Arığ Emre Arığ Onur Turan Nihat Turan Sadri İlçin M.Sami Sevim Şevket Çoşkun Osman Kolay Selahattin Aydın Osman Tanrıverdi Orhan Kumsar Harun Gülmüş Yavuz Baykul Yusuf Başkurt Ali Fuat Özbay Ramazan İlçin Ünal Arslan Cemil Arığ Fatih Aytemur İsmail Tunç Ertan Şahin Murat Akın Vahit Arığ Burhan Turan {gallery}/haber/diaspora/2014/inegol/gnl_krl{/gallery}nanKaffed
KAFFED Gençlik Çalıştayı Yapıldı
Bölge derneklerimizin gençlik komisyonları temsilcileri ile Kaffed yönetim kurulu üyelerimizin katıldığı toplantı Federasyon merkezinde gerçekleştirildi. Gündem maddeleri şöyle idi: 15 Şubat 2014 Cumartesi/ Ankara 1.Oturum 10.00-11.30 Tanışma, Soçi Eylemleri ve Geçmiş Gençlik Kurultayı Değerlendirmesi 2.Oturum 11.45-13.15 Kaffed Projeleri Sunumu , Kaffed Çalışma Grupları Tanıtımı 3.Oturum 14.00-16.00 Örgütlenme Sorunları ve Gençlerin Örgütlülüğe Etkin Katılımı 4.Oturum 16.15-18.30 150.Yıl Planlamaları, Xabze ve Dil Çalışmaları, Genel Değerlendirmeler {gallery}/haber/federasyon/2014/genc_calistay{/gallery}nanKaffed
Sürgün ve Soykırımın 150. Yılında Sürgün Anıtı’ndayız…
1 Şubat 2014 tarihinde Federasyon Genel Merkezi'nde yapılan Başkanlar Kurulu toplantısının ana gündem maddesi 2014 yılında Sürgün ve Soykırımı Anma Etkinliği'nin yeri ve programı idi. Yapılan görüşmeler sonrasında halkımızın yaşadığı Sürgün ve Soykırımın 150.Yılı olması nedeniyle, yapılacak etkinliklerin bütün bir yıla yayılması ve "2014 yılı 21 Mayıs Anma Etkinliği" için geniş katılımlı kitlesel eylemler yapılması konularında tavsiye kararı alınmıştır. 2 Şubat 2014 tarihinde yapılan Yönetim Kurulu toplantısında, Başkanlar Kurulu tavsiye kararları doğrultusunda 21 Mayıs etkinliğinin “Sürgün Anıtı” önünde yapılmasının anlamlı olacağı vurgulanmıştır. Bu toplantıda; * Taleplerimizi bir kez daha yüksek sesle haykırmak için, geçen yıl açılışı yapılan İstanbul / Kartal’daki “Sürgün Anıtı” önünde 24 Mayıs 2014 tarihinde geniş katılımlı kitlesel bir eylem yapılmasına, * "Soykırım ve Sürgünün 150.Yılı Çalışma Grubu"na bölgelerden yeni katılımların sağlanmasına, * "Sürgün Anıtı" önünde yapılacak kitlesel eylemin hazırlıkları konusunda, uygun bir tarihte, İstanbul'da Yönetim Kurulu toplantısının yapılmasına, oybirliği ile karar verilmiştir. KAFFED Genel Kurulu'nda delegelerimiz ile paylaştığımız Çalışma Programımızda "Önümüzdeki dönemin en önemli konusunun, 150. yıldönümünde 'Çerkes Soykırımı ve Sürgünü'nün tanınması ve Çerkeslerin uğradığı tarihsel haksızlıkların giderilmesi olduğu" vurgulanmıştı. KAFFED Yönetim Kurulu tarafından 2014 yılı boyunca Çerkeslerin haklı taleplerini daha etkili bir şekilde duyurmak için kapsamlı bir etkinlik programı düzenlenmektedir. Bu program kapsamında “sözümüzü söyleyebileceğimiz her yerde” etkinlikler yapılacaktır. Her bir muhatap için farklı bir iletişim stratejisi belirleyerek; · Rusya Federasyonu yetkililerine, · Türkiye Cumhuriyeti yetkililerine, · Uluslararası kuruluşların temsilcilerine, · Türkiye, Rusya ve dünya kamuoyuna kendimizi, yaşadıklarımızı ve taleplerimizi anlatacağız. · Ve son olarak, belki de en önemlisi, kendi toplumumuzda ulusal bilincimizi artırmak ve kendi tarihimizi bir kez daha anlatmak için sözlü/yazılı bilgilendirme çalışmaları yapacağız. Bu konuda duyarlı tüm Çerkesleri ve Çerkes dostlarını, taleplerimizi her yerde ve hep beraber haykırmak için göreve çağırıyoruz. Unutmayalım ki, bu bizim son 150. yılımızdır... Kafkas Dernekleri Federasyonu Yönetim Kurulu nanKaffed
‘Demokratikleşme Paketi‘ kabul edildi
[ANADOLU AJANSI] TBMM Anayasa Komisyonu, kamuoyunda "Demokratikleşme Paketi" olarak bilinen Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun Tasarısı'nı kabul etti. Tasarıya göre, seçimlerde her türlü propaganda, Türkçe'nin yanı sıra farklı dil ve lehçelerle de yapılabilecek. Siyasi partilerin, bir ilçede teşkilatlanmaları için beldelerde teşkilat kurma zorunluluğu kalkacak. Siyasi partilere devlet yardımı yapılabilmesi için milletvekili genel seçimlerinde yüzde 3 oy alması yeterli olacak. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanılacağı yer ve güzergahın belirlenmesinde ilgili belediye başkanları ile siyasi partiler, meslek örgütleri ve sendikaların görüşü alınacak. Özel Öğretim Kurumları Kanunu hükümlerine tabi olmak üzere, Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerle eğitim ve öğretim yapmak amacıyla özel okullar açılabilecek. Eğitim ve öğretim hakkının kullanılmasının engellenmesi yaptırım altına alınacak ve bu suç için belirlenen ceza artırılacak. İBADETLERİN ENGELLENMESİ SUÇ Kişilerin toplu ibadetleri yanı sıra bireysel ibadetlerinin engellenmesi de suç olacak. TBMMAnayasa Komisyonu, Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun Tasarısı'ı kabul etti. Tasarıya göre, hem yerel hem de genel seçimlerde her türlü propaganda, Türkçe'nin yanı sıra farklı dil ve lehçelerle de yapılabilecek. Siyasi partiler, tüzüklerinde yer almak ve 2'den fazla olmamak koşuluyla eş genel başkanlık sistemini uygulayabilecek. Siyasi partilerin, bir ilçede teşkilatlanmaları için beldelerde teşkilat kurma zorunluluğu kalkacak. Siyasi partilere devlet yardımı yapılabilmesi için milletvekili genel seçimlerinde alınması gereken oy oranı yüzde 7'den yüzde 3'e indirilecek. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanılacağı yer ve güzergahı, ilgili belediye başkanları ile siyasi partiler, meslek örgütleri ve sendikaların görüşü alınarak, mahallin en büyük mülki amiri tarafından belirlenecek. Toplantı ve gösteri yürüyüşünün yapılacağı yer ve güzergahlar, yerel gazeteler ile valilik ve kaymakamlık internet sitelerinde ilan edilecek. Açık yerlerdeki toplantı ve yürüyüşler, güneş batmadan önce dağılacak şekilde, kapalı yerlerdeki toplantılar ise saat 24.00'e kadar yapılabilecek. TOPLANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞLERİ Toplantı ve gösteri yürüyüşleri sırasında Hükümet komiserine verilen görev ve yetkiler, Düzenleme Kurulu'na verilecek. Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde katılımcıların ve konuşmacıların ses ve görüntüleri, kolluk tarafından yapıldığı belli olacak şekilde kaydedilebilecek. Bu kayıtlar, şüphelilerin ve suç delillerinin tespiti dışında başka bir amaç için kullanılamayacak. Toplantının amacı dışına çıktığı veya düzen içinde gerçekleşmesi imkansız gördüğü takdirde kurul veya toplanamadığı takdirde kurul başkanı, dağılma kararı alacak ve durumu derhal yetkili kolluk amirine bildirecek. Düzenleme Kurulu, toplantı veya gösteri yürüyüşünün, kanuna aykırı haline dönüşmesi durumunda, toplantı veya gösteri yürüyüşünün sona erdiğini topluluğa ilan edecek ve durumu derhal yetkili kolluk amirine bildirecek. Kurulun bu görevi yerine getirmemesi halinde, durum yetkili kolluk amirince mahallin en büyük mülki amirine bildirilecek ve mülki amirce toplantının sona erdirilip erdirilmeyeceğine karar verilecek. Mülki amir, yazılı veya acele hallerde, sözlü emirle, mahallin güvenlik amirlerini veya bunlardan birini görevlendirerek olay yerine gönderecek. FARKLI DİL VE LEHÇELERDE EĞİTİMp> Özel Öğretim Kurumları Kanunu hükümlerine tabi olmak üzere, Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerle eğitim ve öğretim yapmak amacıyla özel okullar açılabilecek. Bu kurumlarda eğitim ve öğretimin yapılacağı dil ve lehçeler,Bakanlar Kurulu kararıyla tespit edilecek.p> Tasarıyla, anayasada öngörülen temel hak ve hürriyetlerden biri olan eğitim ve öğretim hakkının kullanılmasının engellenmesi yaptırım altına alınıyor ve bu suç için belirlenen ceza artırılıyor. Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla; devletçe kurulan veya kamu makamlarının verdiği izne dayalı olarak yürütülen her türlü eğitim ve öğretim faaliyetlerine, kişinin eğitim ve öğretim hakkının kullanılmasına, öğrencilerin toplu olarak oturdukları binalara veya bunların eklentilerine girilmesine veya orada kalınmasına engel olanlara, 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası verilecek. Kamu kurumlarında veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında verilen ya da kamu makamlarının verdiği izne dayalı olarak sunulan hizmetlerden yararlanılması hakkının engellenmesinde de 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası uygulanacak. YAŞAM TARZINA MÜDAHALE CEZA Kişilerin toplu ibadetleri yanı sıra bireysel ibadetlerinin engellenmesi de suç olarak düzenleniyor. Kişinin dini inancının gereğini yerine getirmesinin engellenmesi yaptırım altına alınıyor. Kİşilerin anayasada ve Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde güvence altına alınan dini inanç, düşünce ve kanaatleri açıklama özgürlüğünün cebir veya tehdit kullanılarak engellenmesi suç olarak tanımlanıyor. Dini inancın gereğinin yerine getirilmesinin veya dini ibadet, ayinlerin bireysel ve toplu olarak yapılmasının cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla engellenmesi halinde, fail bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak. Cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir kimsenin inanç, düşünce veya kanaatlerinden kaynaklanan yaşam tarzına ilişkin tercihlerine müdahale eden ve bunları değiştirmeye zorlayan kişiye de aynı ceza verilecek. NEFRET SUÇU DA KANUN KAPSAMINA ALINDI Tasarıyla, "ayrımcılığın" yanısıra "nefret suçu" da kanun kapsamına alınıyor. Böylece sözkonusu suçun nefrete dayalı ayrımcılık olduğuna vurgu yapılıyor. Dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle; bir kişiye kamuya arz edilmiş olan bir taşınır veya taşınmaz malın satılmasını, devrini veya kiraya verilmesini, bir kişinin kamuya arz edilmiş belli bir hizmetten yararlanmasını, işe alınmasını, olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını engelleyen kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. KÖYLERE ESKİ İSİMLERİ VERİLEBİLECEK Tasarıyla, köy isimlerinin resen değiştirilmesine yol açan hükmü kaldırılarak, köylere, eski isimlerinin geri verilmesine imkan tanınıyor. Belirli suçlardan dolayı mahkum olanların siyasi partilere üye olabilmelerini engelleyen hükümler kaldırılıyor. Kanunun, "Türkçe'den başka dil ve yazı kullanamazlar" ibaresi madde metninden çıkarılarak, ön seçimler esnasında yapılacak propagandalarda Türkçe'den başka dil ve yazı kullanılması yasağı kaldırılıyor ve adayların ön seçim propagandasında kendilerini Türkçe'den başka dil ve yazıyla da ifade edebilmelerine imkan sağlanıyor. Her çeşit fitre, zekat, kurban derisi ve bağırsak yardımlarının sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının geliri sayılmasına ilişkin düzenleme yürürlükten kaldırılıyor. Şapka İktisası Hakkında Kanun ile Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanunda yasaklanan eylemler ve yükümlülüklere aykırı davranmayı suç olarak düzenleyen Türk Ceza Kanununun 222. maddesi yürürlükten kaldırılıyor.AA nanKaffed
Eskişehir KKKD Genel Kurul Yaptı
Eskişehir Kuzey Kafkas Kültür ve Dayanışma Derneği Genel Kurulu 09.02.2014 tarihinde yapılmıştır. Göreve gelen arkadaşlara başarılar diliyoruz. Yeni yönetim listesi ekteki gibidir. Başkan: Ghuche Ufuk Cevik Hakan Babür Göksel Özcan Bülent Şamil Balkız Vedat Yener Cihan Ertok Hakan Karuk Serap Erpek Jankat Yelbaşı nanKaffed
‘Türkiye, Ermeni soykırımından dolayı Soçi ile ilgili konuşamaz’
Gazeteci Fehim Taştekin ile Çerkes Soykırımı ve Kış Olimpiyatları üzerine… [Rabia Çelik/ vagus.tv] 21 Mayıs 1864’te Çarlık Rusyası tarafından topraklarından edilen ve soykırıma uğrayan Çerkeslerin binlerce isimsiz mezarının bulunduğu Soçi’de 7 Şubat’ta Kış Olimpiyatları başladı. 21 Mayıs 1864’te Kafkasya’da Çerkeslerin savaşı kaybetmesinden sonra Rusların 800 bin ile bir buçuk milyon Çerkes’i katlettiği, bir buçuk milyon Çerkes’i de sürgün ettiği biliniyor. Sürgün edilen Çerkeslerin birçoğu yollarda yaşamını yitirirken şanslı olan bazıları Osmanlı’ya ulaşabiliyor. Kuzey Kafkas halklarının yaşadığı bu dram ve vahşet yeterince aktarılmamış olması nedeniyle bugün bile hala tam olarak bilinmiyor. Rusya, 2014 Soçi Kış Olimpiyatları’yla Çerkeslere yeniden soykırım acısını yaşatmaya devam ediyor. Yaklaşık bir buçuk milyon Çerkes’in katledildiği, isimsiz binlerce toplu mezarın bulunduğu eski adı Kbaada oaln, yeni adını da dökülen Çerkes kanlarından alan Krasnayapolyana yani Kızılçayır, 2014 Soçi Kış Olimpiyatları’nın merkezi haline geldi. Kış Olimpiyatları’na ev sahipliği yapacak olan Rusya, modern dünyanın kapılarını açarak binlerce Çerkes mezarının anısı önünde Olimpiyat meşalesini yakmaya hazırlanıyor. Çerkesler arasında bunu ihanet olarak görenler de var kendilerini anlatmak için büyük bir fırsat olarak görenler de. Peki, Soçi Rusya’nın hayal ettiği gibi pazarlanabilecek bir Rus şehri mi? Bu pazarlama manevrası tarihinde yatan ‘soykırım’ izini bu şekilde unutturabilecek mi? Dünyanın kabul etmediği hatta tartışmayı bile reddettiği ‘Çerkes Soykırımı’nı, Rusya’nın ve Türkiye’nin bu denklemde nerede durduğunu gazeteci Fehim Taştekin’le konuştuk. Dünya; Yahudi soykırımını, Ermeni sorununu ve Bosna’da yaşananları konuşurken çok daha eski olan Soçi’yi neden konuşmuyor?p> Soçi’de yaşananlar tarih olarak çok sancılı bir dönemde oluyor. Soykırım tartışmaları İkinci Dünya Şavaşı’ndan sonra özellikle Yahudilerin yürüttüğü kampanyalar sayesinde oluşmuştur. Öncesinde Birinci Dünya Savaşı’nda çok büyük felaketler, çok büyük savaşlar ve kıyımlar oldu. Tabi Kafkasya’daki bu mesele çok daha gerilere dayanıyor ve biraz eski olması nedeniyle anılmıyor. 1864’de tam olarak ne yaşandı?p> 1864’te bugün olimpiyatların oynanacağı yerde Krasnopol denilen yerde son savaş yapılıyor. Ruslar zaferini ilan ediyorlar ve zafer yürüyüşünü de orda yapıyorlar. Kafkasya düşüyor. Ruslar, Kafkasya’nın direncini kaybedeceği bir strateji öneriyorlar ve sürülmeyi kabul etmelerini istiyorlar. Osmanlının ve İngilizlerin işbirliğiyle sürgün edilen insanlar dağıtılıyor. OSMANLI ÇERKESLERİN SÜRGÜNÜNDE RUSYA İLE ANLAŞMA YAPTIp> Osmanlı neden Çerkeslerin sürgün edilmelerinde rol alıyor?p> Osmanlının zor dönemi, Balkanlarda sıkıntılı. Anadolu’da Kürtlerin ve Alevilerin karşısına sancılı bölgelere yerleştirme ihtiyacı duyduğu güvenilir Müslüman Sünni nüfusa ihtiyacı var. Bu nüfusu kullanmak için Ruslarla işbirliği yapıyorlar. Osmanlı kabul ediyor. Tabii bunu o zaman sürgün olarak kimse lanse etmiyor. Bir şekilde Osmanlı’ya payitahtın kurtuluşu olarak, Osmanlı’ya geliş gibi algılıyorlar. Çerkeslerin içinde bile hala bunu göç olarak görenler var. ÇERKESLER GÜÇLÜ VE AĞLAMAYI BİLMEYEN İNSANLAR…p> Soykırım tartışmalarının yapılmamasının nedeni bu gizli anlaşma mı?p> Şimdi işin içerisinde büyük devletlerin anlaşmasının olması, kendi aralarında bir anlaşmanın olması bunun uluslararası arenada tartışılmasını engelliyor. Yani aktörler İngiltere, Osmanlı sonra Türkiye diyebilirsiniz bir tarafta Rusya vardı. Üç konuda işbirliği yapmışlar. Haliyle buna karşı bir propaganda meselesi haline getirebilecek öyle bir güç de yok. Almanya’yı saymayın çünkü o çok yenik durumda. Amerika zaten o tarihlerde küresel bir güç değil. Bugün olsa tabii ki bu bir küresel güçler arası çatışmanın bir sonucu olarak Çerkes meselesi gündeme gelebilirdi ama Çerkeslerin talihsizliği tarihten geliyor. İkincisi Çerkeslerin kendilerinden kaynaklanan bazı sebepleri var. Çerkesler güçlü ve ağlamayı bilmeyen insanlar… Bunu daha önce yazılarında belirtmiştiniz.p> Yani Çerkesler biz sürüldük diye ortaya çıkmazlar. Bugün bile kendilerine yediremezler. Bu çok fazla Çerkeslerin yapabileceği bir şey değil. Kültürel olarak buna müsait değiller. Bunun yerine ne yaptılar ve ne yaparlar? Savaşırlar, iyi savaşırlar ve ölürler. Öldürürler, ölürler. İyi savaşçılardır ama bunun ötesinde yakınma kültürü Çerkeslerde olmayan bir şeydir. Böylesi bir yapı Çerkeslerin propaganda yapmasını da engelliyor. Ama şimdi işler değişiyor. “OLİMPİYATLAR, ÇERKESLERİN SESLERİNİ DUYURMALARI AÇISINDAN ÖNEMLİ”p> 2006’da Çerkesler için bir kırılma yaşandı diyebilir miyiz?p> Soçi meselesi bunu daha görülebilir kıldı. Bir vesile haline geldi. Soçi’deki olimpiyat meselesi gündeme geldiğinde, Rusya meşaleyi aldığında, Soçi’nin Olimpiyat ev sahipliğini aldığında, Amerikan merkezli ve Türkiye’den birkaç grup bu meseleyi hemen hızlıca gündeme getirmek istedi. Olimpiyatlar, Çerkeslerin kendi seslerini duyurmaları açısından önemli bir imkan sunuyor. İşin içerisinde medya olacak. Kamuoyunun dikkatini çektiği bir etkinlik olduğu için de Çerkesler burada tarihi bir fırsat yakalamış oldular. Bunu ihanet olarak görenler de var büyük bir fırsat olarak görenler de var. Ama bana göre bu bir tarihi fırsattır. Çerkeslerin bir daha böyle bir imkan önlerine çıkmaz. Amerika mesela; onlar Rusya’yla kendi aralarındaki tarihi husumeti nedeniyle Çerkes meselesine hemen onlar da atladılar. Peki, Rusya olimpiyatları neden Soçi’de yapıyor? Sonuçta Rusya da orda bir soykırım yapıldığını biliyor. Soçi’de yapmasının nedeni hala Çerkeslere gözdağı vermek mi?p> Soçi kayak merkezi olması açısından son derece önemli bir şehir. Rusya’nın birçok yerinde kar elbette var ama Soçi, deniz kıyısında olması, doğasının muhteşem olması, kayak açısından son derece elverişli pistlere sahip olması ve buna benzer birçok faktörle Rusya’nın cazip yerlerinden bir tanesi. Rusya buraya büyük yatırımlar yapıyor. Yani olimpiyatların ötesinde buraya çok daha geleceğe yönelik turizm üssüne dönüştürmeye yönelik bir planlaması var. Bunu yaparken başka hedefler de güdüyor. Birincisi bu bölge hep terörle anıldı yani Kafkasya Rusya’nın sıcak bölgesi, yumuşak karnı olarak anıldı. Rusya bu algıyı yıkmak istiyor. İkincisi Rusya’nın büyük bir şova ihtiyacı var. Yeniden uluslararası topluma güçlü bir şekilde dönmeye çalışıyor. Eski şaşalı günlerini arıyor. Korkulan ve saygı duyulan dönemleri özlüyor. “PUTİN SOÇİ’DE ESKİ İHTİŞAMINI GÖSTERMEK İSTİYOR”p> Dünya liderliğine oynuyor yani?p> Bunu yitirdiler. Önemli ölçüde yitirdiler. Ve Putin Soçi’de gerçekleştirdiği büyük bir şovla eski ihtişamını tekrar göstermek istiyor. Bunun için Putin’in kafasında Çerkeslerin soykırımının hiçbir önemi yok. Yani bu meseleyi sonuçta sadece ve sadece Çerkesler kendi aralarında tartışıyorlar. Çerkesler çok da önemli değil Rusya açısından. Tabii bunun bu kadar tartışılacak olabileceğini öngörmemiş olabilir ya da tartışma çıksa da bunun kolaylıkla üstesinden gelinebilecek küçüklükte bir şey olduğunu düşünmüş olabilirler. Yani gelinen noktada diyeceksiniz ki bugünlük tartışmalar olimpiyatların gidişatını etkileyebilecek mi? Hayır, değil. Bu nedenle Rusya’nın hesapları tuttu demek istiyorum. Bu nedenle Çerkesler nedeniyle olimpiyatlara katılmak istemediğini deklare eden herhangi bir lider çıktı mı? Çıkmadı. Başka nedenlerle çıktı. Mesela Rusya’nın gay haklarıyla ilgili Rusya’nın politikası nedeniyle ‘Ben Soçi’ye gitmek istemiyorum’ diyen liderler çıktı. Ama koskoca bir Çerkes soykırımı nedeniyle olanı görmedim. “TÜRKİYE, ERMENİ SOYKIRIMINDAN DOLAYI SOÇİ İLE İLGİLİ KONUŞAMAZ”p> Kimse Rusya ile böyle bir tartışmaya girmek istemiyor mu?p> Bu mesele biraz yakıcı bir meseledir yani Rusya’yla kimse böyle bir tartışmaya girmek istemeyebilir. Türkiye giremez. Çünkü Türkiye, bu konuda herhangi bir şey dediği anda onun önüne Ermeni soykırımını koyarlar. Bu nedenle Türkiye bu konuda en kalabalık Çerkes nüfusunu barındıran ülke olarak sessizliğini korumak zorunda hissediyor. Eğer Ermeni soykırımını kendisi tanımış olsaydı, tarihsel hatalarını kabul etmiş olsaydı, Çerkeslerle ilgili rahat rahat bir şeyler söyleyebilirdi. Eğer soykırımla ilgili herhangi bir şekilde Türkiye bir şey diyecek olsa ben onların yanıtını az çok biliyorum. Onlar da şunu diyecekler; yani sizin kabul ettiğiniz Çerkesler bugün anadilini bile konuşamıyorlar. Benim topraklarımda yaşayan insanların cumhuriyetleri var, anadilleri resmi olarak tanınmıştır, okullarda okutuyor, kendi kültürlerini yaşatmak için kendi tiyatroları var. Kendi müzik okulları var. Nüfusu onbeşbin, yirmibin, otuzbin ama hepsinin dilleri tanınmıştır, korunmuştur. Peki, ‘ya sen’ diye sorar. Rusya her türlü hakkı verdim diyecek bu durumda?p> Evet, ben soykırım yapmadım diyecek. O bir göçtür. Seninle pazarlık yaptık, sana gönderdik diyecek. Anlaştık aramızda. Bu argümanı kullanıyorlar, bu argümanı kullanan Çerkesler de var. Soykırıma rağmen bunu diyenler var mı?p> Evet, Rusya bizi katletti ama bizi asimile etmedi, bizi sömürmedi. Bizim kültürümüzle savaşmadı, bizim dilimizle savaşmadı diyen Çerkesler de var. RUSYA ÇERKESLERE FİZİKİ SOYKIRIM, TÜRKİYE İSE KÜLTÜREL SOYKIRIM YAPTIp> Tabii, Türkiye’deki Çerkeslerin anadilde eğitim hakkı yok.p> Soykırıma uğradığımız halde uğruna savaştığımız Türkiye bizim anadilimizi yok etti ama bizi süren, bizi yok eden Rusya bizim anadilimizi korudu diyen Diaspora’da da insanlar var. Haklılar mı haklılar. Bu durum Türkiye’nin ayıbı değil mi yani?p> Türkiye’nin ayıbı olduğu için de Türkiye bu konuda sesini çıkarmıyor. Peki, Suriye’deki Çerkesler?p> Aynen onlar da anadillerini korudular. “TÜRKİYE’DE ÇERKESÇE BİLEN İNSAN SAYISI YOK OLACAK”p> Yani sadece Türkiye’deki Çerkeslerin bu hakkı yok değil mi?p> Evet, Ürdün’deki Çerkesler anadillerini korudular. İsrail’dekiler anadillerini korudular. Kendi okulları var. Kendi anadilleriyle eğitebiliyorlar, çocuklarını okutabiliyorlar. Yani evinde herkes kendi anadilini konuşuyor. Devlet gerekli desteği veriyor. İsrail’de iki tane köy var. Suriye’de de bütün çocuklar anadilini konuşabiliyor. Yüzde yüze yakın bir oran anadilini bilir ve konuşur. Devlet asimile etmeye uğraşmamış..p> Yasaklamamış, asimile etmemiş o konuda müdahale etmemiş. Türkiye’de ise köyler dışında önemli oranda insanlar anadilini bilmiyorlar. Köylerde insanlar konuşuyor ama köyler dışında şehirlerde anadil yok oluyor ve giderek hızla artıyor bu olay. Pek yakında Türkiye’de Çerkesce bilen insan sayısı yok olacak. Bu bir trajedi, bu bir kültürel soykırımdır. Yani Rusya fiziki soykırım yaptı Türkiye’de ise bu insanlar kültürel soykırıma uğradılar. Bunu Çerkesler kabul eder etmez ya da Çerkeslerin bir kısmı kabul eder bir kısmı etmez ama Çerkes aydınlarının genel kanaati bu yöndedir. Rusya’da Çerkesçenin yazılı tarihe aktarılmasında Sovyetlerin katkısı çok büyüktür. Nasıl yani? Hem soykırım yapıp hem bu konuda yardımcı oluyorlar?p> Hem soykırım vardır hem kültürel haklar vardır. İkisi birliktedir. O nedenle normal, sıradan bir Çerkes bir Rusya’dan bahsederken tarihi asla unutmaz, tarihteki katliamları asla unutmaz, en asimile olmuşu bile bir yerde durur ve Rusya’nın düşman olduğunu bilir. Ama öteki yandan da…p> Ama bir taraftan da Rusya’nın en küçük Çerkes yaşam alanlarında bile yaptırdığı ihtişamlı tiyatro ve kültür merkezleri vardır. Bu Çerkeslerdeki kırılma noktasıdır. Bir tarafta kültürel haklar vardır bir taraftan da asimile edilmişlerdir. Yani nasıl asimile edilmişlerdir? Bu asimilasyon bizdeki asimilasyon değil. Yani Rus ordusunda Çerkesler vardır, Çeçenler vardır, siyaseten asimile edilmişlerdir, entegre edilmiştir daha doğrusu. Yani asimile bizim anladığımız anlamda asimile değil. Rus üstünlüğünü kabul etmişlerdir. RUSYA BÖLGEDE ÇERKESLERİN OLMASINDAN KORKUYORp> Peki sürgün edilen Çerkesler anavatanlarına yani Kafkasya’ya dönebilir mi?p> Hayır. Rusya, bu bölgenin potansiyel olarak sorunlu olduğunu düşünüyor. Yani ilk fırsatta bağımsızlık için mücadele edebilecek bir potansiyel var diye düşünüyor. Burayı asi bir coğrafya olarak tahayyül ediyor. Bakmayın seçimlerde iktidar partisi yüzde 98 oy almış. Bu hiçbir şekilde gerçekçi bir görüntü değildir. Ruslar bilir ki evet bunlar bize oy veriyor ama buradaki yapı birincisi ağırlık olarak Müslümandır. İkincisi geçmişi çok fazla bağımsızlık savaşlarıyla dolu bir yerdir ve sorunludur. Ve de bu toplumun kültürü bu insanları daha çok dik başlı yapmıştır. Yani boyun eğmeyen topluluk. Bunu bilirler. Bildikleri için de burada ne kadar az Çerkes varsa ne kadar bölgenin otokton (yerel) halkı varsa o kadar iyi diye düşünüyorlar. Bu halklar, Rusya’nın zayıf bir döneminde yeniden bir araya gelip Rusya’dan ayrılabilirler korkusu var. Burada bu yerel halklar ne kadar göz önünde ve baskı altında tutulurlarsa o kadar rahat ederiz fikri var. Ve bunların çoğalması, dışarıdan gelenlerin özellikle Diaspora’dan gelenlerin Rusya’ya karşı çok daha sert olması, onların tarihsel hesaplaşma içerisinde olan duygularının çok güçlü olması, onların dışarıdan gelirken potansiyel olarak geldikleri ülkelerin ajanı olabileceklerine dair korkular Rusya’yı bu konuda çok katı bir politikaya itiyor. Bundan sonra ne olacak? Çerkesler soykırımı anlatmaya devam edecekler mi?p> Kuşkusuz bu bitmez ama Rusya bu konuda çok katı. Düşünün 1943 ve 1944’teki sürgünlerin sorumluluğunu Rusya kabul etti. Onlara tazminatlar ödedi. Onların geri dönüşü için yasa çıkardı ve tatmin eder etmez ama o insanları bir şekilde ‘Ben size sürgün yaptırdım, haksızlığa uğrattım ve siyaseten sizi rehabilite etmek benim görevim,’ diyor; yasa gereği bunu yapıyor ama Çerkeslerin yaşadığı soykırıma sıra gelince diyor ki ‘Bunun Rusya’yla bir alakası yok. Bunu Çarlık Rusya’sı yaptı,’ diyor. Topu Çarlık Rusya’ya atıyor.p> Evet, evet. Çok komik bir yanıt vermişler. Bu duruma Çerkes sivil toplum kuruluşları ve Çerkes kongresi mektup yazmıştı ve soykırımın tanınmasını istemişti. Yanıt, Rusya tarihinde herhangi bir şekilde soykırım olmamıştır Çerkeslerle ilgili olan da 1943 ve 1944’te olandaki o zaman Çerkesler değil Çeçen, Karaçay, Ahıskalılar ve Kırım Tatarları sürülmüşler. ‘Devlet bunlarla ilgili haksızlığı kabul etmiştir’ şeklinde bir yanıtı verildi. Yani tarihte olanı kesinlikle tarihe mal ediyor. Devlet devamlılığı esasıyla hareket etmiyor, işine gelmiyor çünkü. Böyle komik bir yanıt vermişler. Bununla ilgili etkinlik düzenlemek isteyenlere anında göz dağı veriyorlar. Mesela Çerkes kongresinin başkanı baskılar nedeniyle gözaltına alındı, sorgulandı, tehdit edildi, evine molotof kokteyli atıldı, sonunda baktı ki hayati tehlike giderek artıyor ülkesini terk etti. Çerkes sivil hareketinin liderleri terörle bağlantılı suçlamasıyla gözaltına alındı. Hiçbirinin alakası yok terörle. Bunlar toplumun önderleri. Çerkes toplumunda sivil önderler bir devlet başkanı kadar etkilidir yani küçümseyemezsin o insanların potansiyelini. Onlar güçlüdürler. Bu topluma ‘Çıkalım meydana!’ dediği zaman çıkarlar öyle söyleyeyim. Hepsini tutukladılar mı?p> Hepsini tutukladılar, göz dağı verdiler. Yani ‘Biz sizi gözetliyoruz, herhangi bir şey yapmayacaksınız’ anlamına gelebilecek bir operasyon yaptı. Yani ‘Sesinizi çıkarmayın, çıkarırsanız bedelini ödersiniz.’ Siz Türkiye’de bu konuyu anlattığınız için bedelini ödemediniz mi?p> Evet, ben bunun bedelini ödüyorum kişisel olarak. Aynı bedel. Yani bir gazeteci için çok ağır bir bedel. Bunun mantığı yok. Ben sonuçta Çerkesler bunu nasıl tartışıyorlar, bunu yazmaktan başka bir şey yapmadım. Ya da dünya bunu nasıl tartışıyor? İşim yazı yazmak. Herhangi bir kışkırtıcı yazı değil, herhangi bir şekilde çatışmayı teşvik eden bir yazı da değil. Tam tersi, Çerkesler için konuşma fırsatıdır olimpiyatlar, dertlerini anlatma, tarihlerini anlatma, kültürlerinin tanınması için fırsattır. Bundan Ruslar rahatsız olabilir ama ben sivil bir etkinlik ise ona destek olabilirim yazılarımla. Bunun dışında başka bir şey yapamam. Ayrıca şunu da yazıyorum; oradaki mesela silahlı aktiviteler ve teşvikler Çerkeslerin aleyhinedir. Onu da söylüyorum. Çerkeslerin bu meseleyi sağlıklı bir şekilde tartışmasını, doğru anlatmasını engelliyor bu tür şeyler. O nedenle Kafkasya Emirliği Hareketi’nin intihar saldırılarını, şunları bunları şiddetle eleştiriyorum. http://www.demokrathaber.net/roportajlar/turkiye-ermeni-soykirimindan-dolayi-soci-ile-ilgili-konusamaz-h28169.htmlp>nanKaffed