Vefat ve Başsağlığı – Suat Berzeg

Değerli hemşehrimiz Suat Berzeg (Doktor) geçirdiği kalp krizi nedeni ile Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Cenazesi, Pazartesi (3 Mart 2014) günü, öğlen Karacaahmet Şakirin Camiinde kılınacak namazdan sonra toprağa verilecektir. Merhuma Allah' tan rahmet, ailesi, yakınları ve sevenlerine sabırlar dileriz. Kafkas Dernekleri FederasyonunanKaffed

Çerkes Ressamlar Sergisi

19.Yüzyıl Rus-Çerkes savaşlarının sona erişinin 150. yılı nedeniyle düzenlenen, “UMUDUN İZLERİ” adını taşıyan, Adıgey Cumhuriyeti'nde yaşayan ressamlar Kat Tevuçoj, Umar Sultan, Bırsır Abdullah, Petuvaş Feliks, Lovpaçe Nurbiy ve Huvaj Ramazan 'ın eserlerinden oluşan Karma Resim Sergisi 10 Mart günü saat 18.00 de Güneş Sigorta Sanat Galerisinde açılıyor. Sergi 10 Nisan tarihine kadar devam edecektir. Ressamlarla ilgili kısa bilgiler ile sergi davetiyesini ekte görebilirsiniz.  ADRES: Büyükdere cad. No:110  Esentepe – ŞİŞLİ Sultan Umarov'un (özellikle guaşla yaptığı) peyzajlarda dorukların yüceliği, güz dağlarının alacalı renkleri, dağ eteklerinin sabah ve akşam manzaralarının ahenk ve felsefe bakımından inceliği göz alıcıdır. Dışarıdan bakınca canlı, bazen dekoratif görünen romantizmin gerisindeyse ciddi bir sosyal-tarihî içerik saklıdır. Böylece "lirik" bir ressam olan Sultan Umarov, resmini izleyenleri canlı, zarif ve ince renkleriyle cezp ederken, karşılarına derin tarihî-politik arka fonu çıkararak halkın geçmişinin trajik sayfalarında gezinmeye çağırır.  Rusya halk sanatçısı Kat Teuçej'in eserleri, özgün tarzları, konuları, felsefeleri ve sembolleriyle bir bütün oluşturur. Hür ve coşkun bir fırçadan çıkan eserlerde manevi ve tabii güzellik inandırıcı bir üslupla işlenir. Bersirov’un eserlerinde eşit ağırlıkta iki merkez mevcuttur – tarihsellik ve folklora meyil. Her ikisi de zarif bir romantizm vurgusuyla zenginleşir. Eserlerinde sadece geçmişi aktarmayı değil, onu felsefi bir süzgeçten geçirerek, bugünün ve geleceğin harcına katmayı hedefler. Birçok çalışmasında, kronolojik ve uzamsal açıdan birbiriyle bağlantılı olayları anlatırken, Adıge kültürünün eski medeniyetlerle bağını vurgulayan detaylara da yer vermeyi ihmal etmez. Nurbiy Lovpaçe'nin resimleri ulusal resim geleneğinin izlerini taşır; katı akademik ölçülerden bağımsız, çok renkliliği esas alan, derin bir ifade gücü ve dinamizme sahip, kült sembollerle ve gizli yazılarla bezeli bir resimdir onunki.  Feliks Petuvaş 1948 yılında Adıgey'de doğdu. Dedesi, dedesinin babası ve onun babası kuyumcu ve silah yapımcısıydı, annesi terziydi. Çocukluğunda duvarları ve kitapları tuval niyetine kullanarak çok resimler yaptı. Oğlunun parlak yeteneğini fark eden babası, onu resim eğitimine yönlendirdi. Böylece Feliks, Surikov Devlet Sanat Enstitüsüne bağlı Moskova Sanat Ortaokuluna başladı. Sonrasında eğitimini  Moskova Sanat-Sanayi Yüksek Okulunda sürdürdü. Huvajev Ramazan: 1960 yılında Adıgey'in Hatujukay köyünde doğdu. Adıgey Pedagoji Yüksek Okulu sanatsal grafik bölümünü 1980 yılında bitirdi.2000 yılından itibaren Rusya Ressamlar Birliği üyesi olan sanatçı, Rusya geneli ve Cumhuriyette bir çok sergide yer aldı. Ramazan Huvajev'in sanatını özel kılan yönü, Adıge geleneklerine ve tarihine verdiği değerdir. Çocukluğundan itibaren kendisini çevreleyen; yakınlarını, köylülerini, farz nehrini tutkuyla sever ve bu değerlerin içinde saklı olan küçük hikayeler, imgeler sanatçının ellerinde şekil kazanır. Sanatçı, aile armaları ve geleneksel Adıge sembolleri ile süslediği dekoratif tabaklarıyla ün salmıştır. Bu teknik yardımıyla sanatçı farklı yöntemler dener, ağaca hayat kazandırır. Ramazan Huvajev, sanatında kullandığı orijinal metodları her geçen gün geliştirmiş, hayranları ile arasında farklı diyaloglar kurmayı başarmıştır. Sanatçını eserleri, Adıgey Cumhuriyeti Doğu Halkları Müzesi, Adıgey Cumhuriyeti Milli Müzesi ve Adıgey Cumhuriyeti sanat galerisinde ve de özel kolleksiyonlar arasında yer almaktadır.  nanKaffed

Balıkesir Derneği “21 Şubat Anadil Günü” Etkinliği Düzenledi

21 Şubat Anadil Gününde Balıkesir Adıge-Çerkes Kültür Derneğinde hemşehrilerimizle bir araya geldik. Hem anadilimiz de sohbet ettik, hem Çerkes oyunları oynadık, hem de şıpsı yedik. Gençlerimizin yoğun olduğu gecede anadilin ne kadar önemli olduğu konusunda bilgiler verildi.  Balıkesir Adığe Çerkes Kültür Derneği {gallery}/haber/diaspora/2014/balikesir/anadil{/gallery}nanKaffed

Denge Denetleme Ağı Çalışmalarına Devam Ediyor

2012 yılından beri çalışmalarına devam eden ve Kafkas Dernekleri Federasyonumuzun başından beri içinde yer aldığı Denge denetleme ağı büyüyor.   İçinde bir çok federasyonun da bulunduğu DDA 115 sivil toplum kuruluşundan oluşuyor.   Toplumsal adaletin sağlandığı, yönetimin hesap verdiği, hak ve özgürlüklerin garanti altına alındığı çoğulcu bir Türkiye istiyoruz.   Farklılıklarımızla birlikte özgürce yaşadığımız, haklarımızın güvence altında olduğunu bildiğimiz, adaletin eşit dağıtıldığından emin olduğumuz, yönetimin bize hesap vereceğine inandığımız bir Türkiye için; İlkesi ile yola çıkan DDA da Federasyonumuzu bir dönem önce Genel Başkan Yardımcısı göreviyle Yönetim Kurulumuzda bulunan Av.Hasan Seymen, yeni yönetim kurulunun görevlendirmesi sonucu temsil etmeye devam ediyor.    DDA'nın çok genişlemesi, 115 Sivil Toplum Örgütüne ulaşması ve 300 sivil toplum örgütüne ulaşmayı hedeflemesi sebebi ile çalışmaların daha sağlıklı yürütülmesi amacı ile Ocak ayı içerisinde toplanan DDA genel kurulunca 6 alt grup oluşturulmasına ve her alt grubun 2 eş başkan seçmesine karar verilmişti. Federasyonumuzu temsilen "Karar vericiler ve Kanaat Önderleri ile ilişkiler" grubunda yer alan Av.Hasan Seymen, Marmara Grubu Vakfı temsilcisi Müjgan SUVER ile birlikte bu grubun Eş Başkanlığına seçilmişti.   20-21-22 Şubat 2014 tarihlerinde İzmir'de toplanan ve 6 grubun Eş başkanlarından oluşan DDA koordinasyon kurulu, bir yıl süre ile DDA'nın sözcülüğünü ve temsilciliğini yapmak üzere 4 isim için seçim yaptı ve seçilenlerden birisi de Federasyonumuzun temsilcisi Av. Hasan Seymen oldu.    Ayrıca Karar Verici ve Kanaat Önderleri ile ilişkiler grubu 20 Şubat akşamı İzmir'de, kanaat önderi olarak kabul edilen 20 kişilik bir grupla akşam yemeğimde buluştu. Bu yemeğe, İzmir Çerkes Derneği Başkanı Ramazan ERSÖZ, Yönetim kurulu üyesi Ayhan ÖNDER ve İzmir'de yaşayan thamadelerimizden Av. Senih ÖZAY da katıldı.    Av. Hasan Seymen, 21 Şubat 2014 sabahı da DDA iletişim grubunun İzmir Basını ile yapılan kahvaltıyı toplantısına da katıldı.   nanKaffed

KAFFED Genel Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyeleri Kayseri’de sivil toplum kuruluşlarına ziyarette bulundu

Kayseri Kafkas Derneği tarafından organize edilen kültür gecesine katılmak üzere Kayseri’ye gelen KAFFED Genel Başkanı Yaşar Aslankaya ve Yönetim Kurulu üyeleri  Hülya Şahin, Ertan Koyuncu ve Recami Bursa Cumartesi akşamı gerçekleştirilen programa katıldıktan sonra Pazar günü de Kayseri’de bulunan sivil toplum kuruluşlarına ziyarette bulundular. Pazar günü ilk önce Kayseri Birleşik Kafkas Derneği ziyaret edildi. Dernek yöneticileri ve üyeleri tarafından karşılanan heyet, karşılıklı olarak görüş alışverişinde bulundu.  KAFFED heyeti Federasyonun çalışmaları hakkında kısaca bilgiler sunduktan sonra yapılan etkinlikler,çalışmalar hakkında taraflarına sunulan soruları cevaplandırdılar.  Bu ziyarette Suriye Kriz masası, anadil eğitimi konusundaki çalışmalar, Adıgece seçmeli dersi konusunda neler yapılabileceği, karşılıklı ilişkiler ve olabilecek proje çalışma önerileri gibi konular görüşüldü. Yaklaşık 1.5 saat kadar süren görüşmenin ardından heyet dernekten ayrılarak Kayseri Kafkas Derneği’ne ziyarette bulundu. Dernek Yönetim kurulu üyeleri ve gençler tarafından karşılanan KAFFED heyeti burada karşılıklı sohbet havasında görüşmelerde bulundu. KAFFED Genel Başkanı Yaşar Aslankaya yapılan kültür gecesinin değim yerinde ise mükemmel olduğuna vurguda bulunarak salonda hazır bulunan dernek gençlerine teşekkürlerini iletti ve bu çalışmalarını hız kesmeden devam ettirmeleri ricasında bulundu. Akabinde Kayseri derneği yöneticileri bölgesel çalışmalar, plan-projeler  ve karşılıklı olarak neler yapılabileceği konuları ile birlikte özellikle Adıgece seçmeli dersinin uygulanması aşamasında karşılaştıkları sorunları dile getirerek bu konuda KAFFED'in çalışmalarını sordular, neler yapılabileceğini görüştüler. Dernek yöneticileri Federasyon tarafından gerçekleşen bu ziyaretin çok faydalı olduğuna, bundan sonra da bu gibi ziyaretler ile programlar ve projelerle çalışmaların daha ileriye gidilebileceği konusuna vurgu yaptıktan sonra heyete ziyaretlerinden dolayı teşekkürlerini ilettiler.  Yaklaşık 2 saat süren ziyaretin ardından KAFFED heyeti dernek binasından ayrılarak Kayseri’deki temaslarını tamamlamış oldu. Haber ve Fotoğraflar: Mole Levent Kaplan {gallery}/haber/diaspora/2014/kayseri/kaffed_ziyaret{/gallery}  nanKaffed

Kayseri Kafkas Derneği “Kültür Gecesi” Düzenledi

Kayseri Kafkas Derneği tarafından 22 Şubat 2014 tarihinde Kayseri Kadir Has Kültür Merkezi'nde "Kültür Gecesi" düzenlendi. Geceye Ankara'dan KAFFED Genel Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyeleri de katıldı. Derneğin davetlisi olarak Kayseri'ye gelen KAFFED Genel Başkanı Yaşar Aslankaya, Yönetim Kurulu üyelerinden Hülya Şahin, Ertan Koyuncu ve Recami Bursa, Kayseri derneği yönetim kurulu üyesi Ahmet Candan tarafından karşılandı. İlk olarak yapımı yeni tamamlanmış olan dernek binasını ziyaret eden KAFFED Heyeti, yeni bina gezildikten sonra kültür gecesinin yapılacağı yere geçtiler. KAFFED Genel başkanı ve yönetim kurulu üyeleri program başlamadan önce Dernek Yönetim Kurulu Üyeleri ve geceye katılan hemşehrilerimizle sohbet ettiler. DOLU DOLU BİR GECE…!  Kayseri’de uzun süredir bu tür bir etkinliğin gerçekleştirilememesinden dolayı bölgede yaşayan hemşerilerimiz geceye oldukça ilgi gösterdi. 1500 kişilik salonun biletleri günler öncesinde tükendi. Yer olmamasından dolayı en az 500 kadar kişi de kapıdan dönmek durumunda kaldı.  Gece Kayseri Kafkas Derneği Başkanı Mutlu Akkaya’nın konuşması ile başladı. Başkan konuşmasında Kayseri Derneği çalışmaları ve yeni yapılan bina hakkında bilgiler verdi. 21 Şubat Uluslararası Anadil günü ve dilimizin önemi, kış olimpiyatlarının yapıldığı Soçi’nin tarihi Çerkes toprağı olduğu, Suriyelilere yardım komisyonu faaliyetleri gibi konularda bilgiler sunduktan sonra, katılımcılardan KAFFED Suriye kriz masası SMS yardım hattına SMS atılması ricasında bulundu.  Dernek başkanının konuşmasının ardından bölge büyüklerinden Kuşha Fikri Özden anadilde gecenin güzel geçmesi temennilerinde bulundu.  Daha sonra KAFFED Genel Başkanı Yaşar Aslankaya kürsüye gelerek Federasyon çalışmaları hakkında kısa bir bilgi verdi.  KAFFED Genel Başkanının konuşmasının ardından Kayseri Erciyes Üniversitesi'nde açılan Kafkas Dilleri Bölümüne Kabardey Balkar’dan gelen öğretim görevlisi Abaze Albeç bir konuşma yaptı. Konuşmasında bölüm hakkında bilgi verdikten sonra bölgedeki potansiyeli görünce çok etkilendiğini özellikle belirterek güzel ve başarılı çalışmalarda bulunmak istediklerini belirtti.  Protokol konuşmalarının ardından gösteri programına geçildi. Kültür gecesinde Kayseri Derneği dans topluluğu Aşemez, Jıle tiyatro grubu ve Maze müzik grupları sahne aldı.  Aşemez çalışmalarına 4 ay kadar önce başlamasına rağmen oldukça başarılı bir koreografi sundu.  Maze grubu ise 2 farklı gruptan oluşan kadroları ile katılımcılara eşsiz müzik ziyafetinde bulundu. Müzik grubun özellikle bölgesel ezgilerinde izleyicilerin büyük bir coşku, heyecan ile ezgilere eşlik ettikleri görüldü.  Gecede sahne alan tiyatro grubu ise 2 farklı oyun sergiledi. Özellikle Uzunyayla Festivalinde de(2000 yılı) daha önce sahnelenmiş olan "Uzunyayla'da Köy İlkokulu" adlı tiyatro oyunu özellikle Uzunyayla'da okumuş üst yaştaki kesimleri o günlere götürdü. Tiyatro grubunun oyunlarında en dikkat çeken konu ise sahnelenen 2 oyunda yaklaşık 40 kişi sahne aldı ve tamamına yakını da anadilini kullanarak bu oyunları sahneledi. Oyunlar esnasında da önemli mesajlarda bulundular. Ayrıca sahnelenen ilk oyunun ardından Kayseri Merkezde açılan Adıgece sınıfının kısa videoları yayınlanarak seçmeli derslerde Adıgece/Abazacanın seçilmesi gerektiğine de vurgu yapıldı. Salonu doldurmuş olan seyirciler geceyi son dakikasına kadar büyük bir ilgi ile takip ettiler. Gecenin bitiminin ardından özellikle gençler salonun kapatılmasına kadar düğün yaptılar.  Haber: Mole Levent Kaplan Fotoğraflar: Murat Önal / Levent Kaplan {gallery}/haber/diaspora/2014/kayseri/kultur_gecesi{/gallery}nanKaffed

Sakarya’da 21 Şubat Anadil Günü Etkinliği Düzenlendi

Kafkas Dernekleri Federasyonu Abhazya Çalışma Grubu tarafından organize edilen "21 Şubat Dünya Anadili günü" etkinliği Adapazarı Kültür Merkezi (AKM)’nde gerçekleşti. AKM’de yapılan etkinliğe katılım oldukça yüksekti. Açılış konuşmalarının ardından Prof. Dr. Sevda Alankuş "Kimlik - Anadil ilişkisi" konulu söyleşi gerçekleştirdi. Alankuş yaptığı konuşmada, “Bir yerde sorun varsa o sorunu bir gün hatırlar ve sonra unuturuz. Bunların adına değişik isimler konarak engelliler haftası, yaşlılar haftası da deriz. Ve o hafta geçer sonra sorunu unuturuz. Bugün de içinde bulunduğumuz Anadil haftası öyle bir şey. Anadil hareketi denildiği zaman yarında bir şey yapabilmekten bahsediyoruz. Bugün hatırlayıp, üzülüp değil, hemen yarından sonra bir şeyler yapmak gereken durumdan söz ediyoruz. Anadil hareketi günü olarak ilan edilen bugün, 1999’da Pakistan'da bir dili, zorunlu hale getirmek için uğraşanlara karşı direnen öğrenciler öldürüldüğünde o günün anısına koyulmuştur. Dünyada 500 Milyon dil iz bırakmadan yok olmuştur. Dünyanın yaşına bakılarak bu sayıyı verebiliyoruz. 1950’li yıllardan buyana yok olan dillerin sayısı 230’dur. Dünya’da konuşulan 6 bin dilin yarısının bu yüzyılının sonuna kadar yok olma tehdidinin olduğu söyleniyor. Bazı araştırmalara göre her yıl 10, bazılarına göre ise iki hafta da bir dil yok oluyor. Bu kadar çok dil olduğunu açıkçası bende bilmiyordum. Dünyada ne kadar çok kabile, topluluk, cemaat var bu sayede görebiliyoruz. Türkiye’deki mevcut dillere bakacak olursak 36 dilin varlığından bahsediliyor. Bu dillerin durumlarına baktığınız da farklı farklı kaynaklar da farklı rakamlarla karşılaşıyoruz. Bir dilin yaşayabilmesi için o dili en az 100 bin kişinin konuşması gerekiyor.  www.ethnologue.com sitesinde verilen rakamlara göre, Türkiye’de Abazacayı 10 bin kişi konuşuyor, Abhazcayı 4 bin kişi. Adıgecenin Adıgey lehçesini 70 bin kişi, Kabardey lehçesini ise 202 bin kişi Türkiye’de konuşuyor.  Çeçenceyi Türkiye’de 8 bin kişi konuşuyor. Anadilimizi korumaya birey hakkı olarak bakılması gerekiyor. Herkes üzerine düşen görevi yapmalıdır" dedi. Alankuş’un anadilin önemine dair yaptığı sunum eşliğindeki konuşmasının ardından ünlü sunucu Ali İhsan Varol sahneye çıkarak Adıge - Abazaca kelime oyununu sundu. Sorarken hem düşündüren Varol, hem de esprileriyle büyük beğeni kazandı. Kelime oyunun ardından sahne alan Gupse Seda Özdemir hem çeşitli dillerde hem de Adıgece ve Abacaza söylediği şarkılarla beğeni toplandı. {gallery}/haber/federasyon/2014/anadil_gunu{/gallery}  nanKaffed

Tarihte Bugün – 23 Şubat 1944 Çeçen-İnguş Halklarının Sürgünü

1944, Şubat…p> O yılın kışı işte, o yılın, Sivri kama misali, İnsanın bağrına saplanıp da yaşanan Kışı işte o yılın! O yılın hiç yazı olmadı ki… Kanayan yüreğimin yarası kapanmadı ki hiç! İçimi kavurarak süren o yılın kışı On üç buzlu ayaza dönüştü Ve daha bir başka soğudu Tamı tamına on üç kez! Sibirya’da dona dönmüş on üç yıl Saplanır içime on üç anıt misali. On üç yıldan uzun süren o tam on üç yaraya Deva olmaz zaman denen sonsuzluk!                       Zelimhan Yandarbiyev   1944 ÇEÇEN-İNGUŞ HALKLARININ SÜRGÜNÜp> 1941 yılının Haziran ayında Sovyetler Birliği’ne karşı saldırıya geçen Almanlar, hızla ilerleyerek Kafkasya’ya doğru yöneldiler. 1941–42’de, Kafkasya’daki petrol üretim bölgelerine sahip olmayı amaçlayan Almanlar, Sovyetler Birliği’nin Azerbaycan’dan sonraki en zengin petrol rezervlerine sahip Çeçenistan’ın Grozni petrol bölgesini ele geçirmek için harekete geçtiler. Alman birlikleri, 1942 sonbaharında Çeçen-İnguş Cumhuriyeti’nin bazı bölgelerini işgal etmelerine rağmen Grozni’ye girmeyi başaramadılar ve Stalingrad yenilgisinden sonra Kuzey Kafkasya’dan çekildiler. Ancak, Almanların Kafkasya’dan çekilmesinin hemen ardından yerel nüfus büyük oranda Kızıl Ordu’ya bağlı kaldığı halde yerel Komünist Partisi saflarında ve devlet kurumlarında hızlı bir tasfiye hareketi başladı. Sovyet yönetimi, Almanların Sovyet topraklarındaki ilerleyişinden başta Çeçen ve İnguşlar olmak üzere Kalmıklar, Balkarlar, Karaçaylar, Mesket Türkleri, Kırım Tatarları ve Volga Almanlarını sorumlu tuttu ve onları ihanet içindeki halklar olarak topraklarından sürme kararı aldı. 7 Mart 1944’te ülkede yaşayan tüm Çeçen ve İnguşların sürgün edilmesi kararı yayımlandı ve Çeçen-İnguş Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin (ÖSSC) feshedilerek yerine Grozni Oblastı’nın kurulduğu açıklandı. Kararın gerekçesi ise şu şekilde ifade edildi: “Büyük Anavatan Savaşı’nda, özellikle Nazi Almanlarının Kafkasya operasyonları sırasında Çeçen ve İnguşların çoğunluğu anavatana ihanet ederek faşist işgalcilerin tarafına geçmiştir. Çeçen ve İnguşlar, Almanların talimatı üzerine Sovyet yönetimine ve güçlerine karşı savaşmışlar ve uzun zamandır komşu bölgelerdeki kolektif çiftliklere karşı haydutça saldırılar düzenleyerek Sovyet vatandaşlarını soymuşlar ve öldürmüşlerdir. Bundan dolayı Yüksek Şura Kurulu, Birinci Çeçen-İnguş ÖSSC’sine bağlı ve komşu bölgelerdeki Çeçen ve İnguşları SSCB’nin diğer bölgelerine göndermeye ve Çeçen-İnguş ÖSSC’sini lağvetmeye karar vermiştir.” Kararın ardından, 23 Şubat 1944’te Kızıl Ordu birlikleri Çeçen ve İnguşların yaşadıkları bölgeleri kontrol altına alıp sürgünü başlattılar. SSCB’den Avrupa’ya kaçarak İngiltere’ye sığınmış olan Albay G. Tokayev, sürgünün başlangıç hadiselerini şöyle anlatmaktadır: “Daha 1944 yılında Kuzey Kafkasya, özellikle Çeçen-İnguş bölgeleri, NKVD (Stalin’e bağlı İçişleri Bakanlığı Halk Komiserliği) mensupları ile doldurulmaya başlanmıştı. Ertesi gün, Kızıl Ordu Günü arifesinde her tarafta mitingler düzenlenmişti. NKVD albayı kürsüye gelerek şöyle dedi: “Esas mevzua girmeden evvel şunu haber vereyim ki, miting NKVD birlikleriyle çevrilmiştir ve bütün firar teşebbüsleri derhal ve yerinde kurşuna dizilerek cezalandırılacaktır.” Ahali neye uğradığını bir türlü anlayamıyordu. Albay elini kaldırarak başının üzerinde bir daire çizdi. Bu bir işaretti. Etraftan mitralyözler şakırdayarak onun sözlerini teyit etti. Birkaç kişi hançerini çekerek albayın üzerine atlamaya teşebbüs etti ise de makineli tüfeklerin ateşi onları bir yaprak gibi düşürdü. Birisi firara kalktı ise de, onu da mitralyöz ateşi biçti. Genç bir İnguş mitralyözcünün üzerine atıldı. O da aynı akıbete uğradı. Sağ elinde bir tabancayı, sol elinde de Milli Emniyet Komitesi’nin kararnamesini tutan albay sözlerine devam etti: “Adil ve âkil Stalin siyaseti sizin çok milliyetli sosyalist vatanında inkişâf etmeniz için her şeyi yaptı.” Herkes başları önünde bu mutat sözleri dinliyordu. Fakat albay bütün Çeçen-İnguşları Almanlarla iş birliği yapmakla suçlayınca, bütün halk bir ağızdan bağırmaya başladı: “Yalan, iftira! Biz Almanlara yardım etmedik!” Tokayev’in bu anlattıkları, 1954 yılında Batı’ya iltica etmiş sabık NKVD subayı Yarbay Grigori Stepanoviç Burlutskiy tarafından da doğrulanmaktadır. Burlutskiy’e göre alay kumandanı muavini kürsüye çıkmış, kısa ve kuru nutkunda Komünist Partisi ile Sovyet Hükümeti’nin kararını ilan etmiştir. Kararın muhtevası şu şekildedir: “Sovyetler Birliği toprakları Alman faşist orduları tarafından işgal edildiği zaman Çeçen-İnguş Muhtar Sovyet Cumhuriyeti ahalisi Çeçenler ve İnguşlar Alman ordularına yardım ettiler. Bunu nazara alan Komünist Partisi ve Sovyet hükümeti, Çeçen-İnguş ÖSSC halklarını Sovyetlerin başka bölgelerine göç ettirme kararı vermiştir. Herhangi bir mukavemet ve emirlerimizin icrasında boyun kaçırmak yolundaki teşebbüsler partinin ve Sovyet hükümetinin kararlarına itaatsizlik telakki edilecek ve ordu ikaz etmeden silah kullanacaktır.” Her aileye 20 kg bagaj için izin verildi ve arkalarında kalan evleri, toprakları ve büyükbaş hayvanlarına Rusya Sosyalist Federatif Sovyetler Cumhuriyeti (RSFSC) tarafından el konuldu. Stalin’in verdiği emir gereğince 500 bin ila 700 bin Çeçen-İnguş, yük trenlerine bindirilerek başta Sibirya ve Kazakistan olmak üzere Orta Asya’ya sürüldü. Yalnızca 2,000 kişi dağlara kaçabildi. Birkaç gün su ve yiyecek verilmeden hayvan vagonlarında yapılan yolculuk sırasında insanların yaklaşık %20’si hava koşulları ve açlık nedeniyle hayatını kaybetti. Sürgünün ilk yıllarında iklim koşulları, ağır çalışma ve salgınlar sonucunda pek çok kişi daha hayatını kaybetti ve Çeçen ve İnguş halklarının nüfus kayıpları arttı. Her 10 eve bir gözlemci verilmek suretiyle polis devleti mantığı ile kontrol edilmek istenen Çeçen ve İnguşların her ay kendilerini kaydettirmeleri de zorunluydu. Sürgünde dahi rahat bırakılmayan bu insanların birçok şey için polisten izin alması gerekiyordu. Bulundukları mekandan yalnızca üç kilometre uzaklaşmaları dahi yasaktı. NKVD tarafından gerçekleştirilen sürgün büyük bir gizlilik içinde yapılmıştı. Olaydan ancak iki yıl sonra, 26 Haziran 1946’da zorunlu göç “İzvestiya” gazetesinde küçük bir haber olarak yer aldı. Bununla birlikte, sürgün yerleri ve durumları ancak 11 yıl sonra, yani 1955’te anlaşılabildi. RSFSC Üst Konsey Prezidyumu, Prezidyum Başkanı İ. VIasov ve Sekreter P. Bahmorov’un imzaladıkları bir bildiriyle Kırım Tatarları ve Çeçenlerin SSCB’nin değişik yerlerine sürüldüğünü onayladı. 26 Kasım 1948’de yayınlanan bir bildiri ile de, sürgünlerin yurtlarına geri dönme haklarından mahrum olarak, süresiz sürgünde kalacakları bildirildi. Sürgün yerleri, durumları ve yaşayışları hakkında bilgi ancak sürgünden 11 yıl sonra verildi.23 Şubat 1944’te başlayan ve üç günde tamamlanan sürgün Çeçen-İnguş halkının maruz kaldığı en büyük felaketlerden biri olarak tarihe geçti. Cephede savaşan Çeçen ve İnguşların henüz evlerine bile dönmediği bir sırada gerçekleştirilen böylesine bir sürgünü meşru gösterecek herhangi bir delil mevcut değildi. Nitekim, Stalin’den sonra Sovyetler Birliği’nin başkanlığına gelen Kruşcev 25 Şubat 1956 tarihinde Parti’nin 20. Kongresi’nde yaptığı konuşmada “Aklı başında bir insanın; kadın, çocuk, yaşlı, komünist ve komsomol ayrımı yapmadan tüm milleti, bireylerin veya bir grup insanın yaptığı hareketlerden sorumlu tutmak suretiyle toplu halde sürgün ederek cezalandırmasını anlaması zordur.” ifadesini kullandı. Kararın gerekçesi olarak “Nazi iş birlikçiliği” öne sürülmüştü; ancak Stalin’in amacı geçmişteki isyanlarından dolayı Kuzey Kafkasya halklarını cezalandırmak ve onların Türkiye topraklarına planlı göçünü engellemekti. Haybah Katliamıp> Bu sürgün sırasında çok sayıda katliam gerçekleştirildi. Bunlardan biri de Haybah köyünde gerçekleştirilen ve çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere 700 kişinin ölümüne neden olan katliamdı. NKVD polisleri Haybah köyü halkını kadın, erkek, ihtiyar, çocuk ayrımı yapmaksızın ahırlara doldurarak diri diri yaktılar. Adalet Bakanı eski yardımcısı iken, buraya gönderilerek askeri birliğe katılmaya zorlanan Ziyaudi Malsagov, 27 Şubat 1944 günü Haybah’da gerçekleştirilen katliamı şöyle anlatmaktadır: “Cumhuriyet’in diğer bölgelerindeki Çeçenlerle İnguşlar vatanlarından sökülüp Kazakistan’a yollanmaktaydı. Fakat buradakileri nakletmek mümkün değildi. Çevre avullardan toplanan halk yola çıkarıldı. Hastalar, yaşlılar ve zayıflar, ertesi günü helikopterlerle taşınacakları söylenerek arkada bırakıldılar. Kadın, çocuk ve gençlerin bir kısmı da onlarla kaldı. Kalanlar 650-700 kişi kadardı. 27 Şubat 1944 günü sabah saat dokuzda çevre avullardan ve Haybah’tan toplanan bu insanlar bir ahıra sürüldü. Bu ahıra,Lavrentiva Pavloviça Beriya’nın “Örneklik Beygir Ahırı” denilmekteydi. Bu ahıra daha önce, dışardan ateşlenince içeriyi tutuşturacak şekilde kuru ot ve saman yığılmıştı. Bu insanlar ahıra sürülüp üstlerine kilit vuruldu. Ardından ahır ateşe verildi. Ateş tutuştuğu zaman ben fazla uzakta değildim. İnsanlar ahırın kapısını zorlayıp kırdı ve dışarıya çıktı. Gvişiani de o an emretti: “Ateş!” Meğer otomatikler daha önce mevzilenmiş. Otomatların biçtiği ceset yığınları kapı çıkışını tamamen kapattı. Bir iki kişi firara kalkıştı. Onları da öldürdüler. 650-700 insan ahırın içinde cayır cayır yakılarak öldürüldü.” Sürgün sırasında çok sayıda Çeçen’in ölümüne neden olan bir başka hadise de Sotni köyünde yaşandı. Çeçen ve İnguşları sürmekle görevlendirilen Kızıl Ordu askerleri ve NKVD polisleri, Sotni köyü erkeklerini topladıktan sonra, yine çoğunluğu kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşan çok sayıda Çeçen’i, buzun onları taşımayacağını bildikleri halde buz tutmuş Galanşoh gölünü geçmeye zorladılar ve binlerce Çeçen, Galanşoh gölünde can verdi.nanKaffed

Abhaz edebiyatının kurucusu DİRMİT GULYA’yı 140. doğum gününde saygıyla anıyoruz….

--------------- Şair, araştırmacı, tiyatrocu, yazar, dilbilimci, eğitmen, gazeteci ve halk önderi Dırmit Gulya, yaşadığı tüm zorluklara rağmen hayatını halkına hizmete adadı. Onun için bugün Gulya ismi Abhazya'da kutsal bir isim gibi anılmaktadır. -------------------- Bir büyüğümüz; "Yüzölçümü ve nüfus itibarıyla Abhazya küçük bir ülke; ancak yetiştirdiği kahramanlar bakımından zengin ve büyük bir ülke" der. ----------------------- Bu anlamda baktığımız zaman, Dırmit Gulya Abhazya'nın kültürel anlamda en büyük kahramanıdır. Peki nedir Gulya'yı kahraman yapan? Bunu anlamak için Gulya'nın yaşadığı dönemi iyi tahlil etmek ve yaptıklarına bakmak gerekir.  1874-1960 tarihleri arasında yaşayan Gulya, daha 4 yaşında iken, ülkesi henüz 1864 Büyük Çerkes Sürgünü'nün acılarını saramamışken, ailesiyle birlikte 1877-78 sürgününü yaşamıştır.  Daha sonra 1905-1906 yıllarında Rusya'da birinci halk ayaklanmasını, Bolşevik-Menşevik mücadelesini, 1917 ekim devrimini, (devrim ancak 3, 5 sene sonra Abhazya'da hakimiyet kurabilmiş) ve arkasından gelen büyük kıtlık dönemlerini, 1930 -1940 yıllarındaki faşist Stalin ve Beriya döne-mini (okulların kapatılıp, yetişmiş insanların öldü-rülüp, kaybedildiği yıllar) ve 1944 İkinci Dünya savaşı dönemlerini yaşamıştır Dırmit Gulya. Hayatın zorlukları içerisinde kendisinden küçük iki kardeşini, anne, baba ve babaannesini kaybetmiş, 2. Dünya savaşına da biricik oğlunu vermiştir.  Görüldüğü gibi her 5-10 yıl arası büyük acılar, felaketler yaşayan Gulya, henüz 17 yaşındayken Abhazca alfabeyi hazırlayıp, köy köy dolaşarak halkını eğitme, aydınlatma görevini üstlenmiştir. Şair, araştırmacı, tiyatrocu, yazar, dilbilimci, eğitmen, gazeteci, halk önderi Gulya, anadille yayınlanan "Apsnı" gazetesini çıkarmış, Apsuva tarihi, Abhaz-ya'nın sınırları ve coğrafyası, ana dilde eğitim ve okulların önemi, Apsuva edebiyatı masal şiir ve destanları, Apsuva tiyatrosu, kümes hayvancılığı hastalıkları ve tedavileri, hayvancılık ve hayvanlarda gebelik süreleri, tarım ve gübre, tarım ve sulama, ulaşım, bir yıl, aylar uzun ve kısa günler, hava durumu ve tahmini, salgın hastalıklar ve korunma yolları gibi muhtelif konularda 260’dan fazla yazısı ve araştırması vardır. Rusça ve Gürcüceyi iyi dere-cede bilen Gulya'nın Gürcü, Rus ve Oset yazarların yapıtlarını da Abhazca'ya kazandırdığı birçok çevirisi mevcuttur.  Abhaz dili ve edebiyatının temelini atan Gulya, çok zor bir dönemde, ana dilini, kültürünü ve halkını, aydınlık geleceğe taşımak için hiçbir fedakârlıktan kaçmamıştır. 7 Nisan 1960 yılında kaybettiğimiz bu büyük insanın mezarı Sohum'un orta yerindedir. Kendisine verilen birçok devlet şeref madalyasının yanında, Tiflis'teki Bilimler Akademisi'nin Abhaz Dili Edebiyatı ve Tarih Enstitüsü'ne, Abhazya Devlet Müzesi’ne, Sohum'daki bir liseye, Tamş köyündeki bir okula ve Sovyet gemilerinden birine ismi verilmiş, evi de müze olarak açılmıştır. Bütün eserlerini toplayan bir kitaplık inşa edilmiş, Sohum'da gömülü olduğu yere de büstü dikilmiştir. Kişinin mensup olduğu halkını karanlıklardan kurtarıp, aydınlatması başka bir iştir. Bunu yapabilmek için, milli duygularının çok kuvvetli ve halkına olan inancının tam olması gerekir. Gulya, hayatının tamamını vatanı ve halkına hizmete ayırdı. Onun için bugün Gulya ismi Abhazya'da kutsal bir isim gibi anılmaktadır.  Ruhu şad olsun. CANIM YURDUM Benim tatlı, canım yurdum,  Ne var? Ne oldu? Ne arıyorsun? Bir şeyini mi kaybettin? Neden böyle üzgünsün?! Karşıya gidenleri mi dert ediyorsun? Yoksa denizin ötesindekiler için mi kaygılısın? Işığım, canım yurdum! Neden böyle üzgünsün? Okuma-yazmam yok diye mi utanıyorsun? Yoksa başka bir şeye mi içerliyorsun? Işığım, canım yurdum! Neden böyle üzgünsün? D.GULYA,1920 AHOCBA İRFAN OKUYUCU NART DERGİSİ 66. SAYInanKaffed

Suriyeli Kardeşlerimizin Daha Çok Desteğinize İhtiyaçları Var

Sınırın Suriye tarafında kalan kısmı radikal dinci gurupların kontrolünde. Bu nedenle Türkiye'ye gelmekten başka çaresi kalmayan insanlar bu gurupları geçebilmek içinde büyük zorluklar yaşıyorlar. Bundan 10 gün kadar önce yine üç gencimiz zorlukları aşarak sınıra gelmiş sınır koruma askerleri tarafından dipçikle darp edilmiş nihayetinde zorda olsa kriz komitemize ulaştırılmışlardır. Antep Nizipte olan yakınlarına Gaziantep başkanımızın nezaretinde ulaştırılmışlardır. Yine üç gün önce iki gencimiz tehlike bölgesinden bir şekilde geçerek Reyhanlıya ulaşabilmiş, bir gencimiz Eskişehir Ağlarca köyüne diğer gencimiz de Bozhüyük'teki akrabalarının yanına gönderilmişlerdir.  Suriye'de Şartlar dahada ağırlaşmakta... İnsanlar can derdinin yanı sıra yoklukla da mücadele etmeye başladılar. Gün geçmiyor'ki Suriyeli kardeşlerimizden bu manada gelen telefon ve mesajlar alınmasın.... Durum çok vahim. Daha çok çaba sarfetmemiz, gerek bağışlarla, gerek ev eşya temini ve gerekse duyurularla halkımızı dahada bilgilendirmeli, duyarlılığı arttırmalıyız.  Lütfen az çok demeden desteğinizi esirgemeyin.... Yardım kampanyasına siz de katılın... Saygılarımızla SURİYE KRİZ MASASIp>nanKaffed