Hayaller Gerçekler ve Hedefler Hayaller

  Bir Çerkesin en güzel hayali ne olabilir? Diasporada yaşayanların asimilasyondan kurtulmasını sağlayacak evrensel insan haklarına ve demokratik olanaklara sahip olması, 1864 sürgününün tanınması, isteyen her Çerkesin anavatanına özgürce dönüş hakkının sağlanması ve hatta Kafkasya’da yeterli bir nüfusa ulaştıktan sonra giderek bağımsız ve müşterek bir devlete kavuşulması. Mükemmel değil mi? Evet. Ama ne dün, ne bugün hiç kimse ve hiçbir toplum hayallerine canı istedi diye kolayca kavuşmadı. Ricayla, minnetle, iyi çocuk olmakla ancak lütuf alınır hak alınmaz. Her bir talep için çalışmak, mücadele etmek, gerektiğinde de bedel ödemek gerekir. Peki her hayal için bir bedel mi ödemek gerekir? Eğer elinde bir plan, program yoksa, olanaklarını ve engellerini tartmamışsan, en basit bir talep için bile ağır bedeller ödemek zorunda kalabilirsin. Sadece kendi isteklerine göre değil, somut durumların somut tahliline dayanarak hareket edersen, yol alırsın, adım adım hedeflerine ulaşırsın. Sadece kendi şahsı için değil, bir topluluk, bir örgüt ya da bir toplum adına hareket edenler; atacakları her adımı defalarca düşünmek zorundadırlar. Düşünülmeden atılan adımlar, birikimlerin, örgütlerin yitirilmesine, bireylerin ve toplumun yerine koyamayacağı kayıplar yaşamasına yol açar. Bunun vebali ağır olur. DİASPORA GERÇEKLERİ 1864’ten sonra diaspora Çerkesleri, Osmanlı yıkılana kadar ayrıcalık sandıkları bazı imkanlara sahip oldular. Bunun karşılığında ise Osmanlının askeri gücüne katkı için büyük fedakarlıklar yaptılar. Cumhuriyet kurulurken de aynı özveriye devam ettiler. Ancak Osmanlı sonrası kurulan bütün ulus devletlerde hiçbir kültürel hakka sahip olamadılar. İsrail’de Filistin karşıtı siyasetleri perdelemek için sağlanan imkanlar ve Arap ülkelerinde iktidarların müttefiki olmak karşılığı sağlanan pamuk ipliğine bağlı  bazı dokunulmazlıklar da, buradaki Çerkesleri asimilasyondan kurtaramamıştır. Üniter bir ulus devlet olan Türkiye de Çerkesleri ulusal bir azınlık olarak tanımamıştır. 1961 anayasası ile dernekleşme ve 2000’lerdeki AB sürecinden kaynaklanan ve rahatça kullanılamayan ortaöğrenim seviyesindeki bir seçmeli dil dersi dışında, asimilasyonu önleyecek herhangi bir imkan sunulmamıştır. Buna karşılık dispora Çerkes toplumu da dolaylı olarak edinilen bu olanaklarla yetinmekten ileri, herhangi bir talepte bulunmamıştır. Hatta asimilasyonun kabahatini daha çok kendinde aramıştır. Sistemle bir çatışmaya girmemek için de sorununun tek çözümünü, anavatana dönüş olarak koymuş; bunun için ise, arada bir Rusya’ya söylenmekten başka herhangi bir adım atmamıştır. Yukarıda yazılanlar öyle algılansa da aslında bir eleştiri değildir. Sadece somut durumun ifadesidir. Bir toplum dinamikleri neyse ondan fazlasını üretemez. Geleneksel olarak önderlik etmesi gerekenler üç maymunu oynarsa harekete geçemez. Entellektüeller konforundan vazgeçmezse onları takip eden olmaz. KAFKASYA GERÇEKLERİ Çerkesler 1917 Ekim devrimine kadar Çarlığın baskısından başka bir şey görmemiştir. 1917 – 1922 arası iç savaş döneminde bağımsızlık girişimleri başarısız olmuştur. SSCB yönetiminde zaman zaman sınırları, adları ve statüleri değişmekle birlikte özerk cumhuriyetlere ve birçok alfabeye, sınırlı da olsa eğitim ve yayın olanaklarına ve merkezi otoriteye bağlı bazı derneklere sahip olmuşlardır. 1991 yılında SSCB’nin yıkılması tüm Rusya’da olduğu gibi Kafkasya’da da büyük bir otorite boşluğu yaratmış, merkezkaç kuvvetler harekete geçmiştir. Böyle bir ortamda DÇB doğmuştur. DÇB’nin kuruluş amaçları arasında, yukarıda değindiğimiz ve bir Çerkesin hayallerini süsleyen taleplerin pek çoğu yer almıştır. Siyasal, ekonomik, kültürel birlik, alfabe birliği, diaspora Çerkeslerinin anavatana dönmesi vb… Ne var ki bir asırdan fazla bir süredir kendi sorunlarının çözümü karşısında apolitik bir tutuma alışmış, yaşadıkları topluma entegre olmuş, onların siyasi atmosferinin izdüşümlerine hapsolmuş diaspora, bu büyük dönüşüm ve doğan fırsatlar karşısında kitlesel bir reaksiyon gösterememiştir. Sınırlı sayıda duyarlı insanın dönüş çabaları ve sonradan rutinleşip geliştirilemeyen bazı adımlar dışında fazla bir şey yapılamamıştır. 1990’lı yıllar, Rusya’nın diğer bölgelerinde ve Kafkasya’da siyasal ve ekonomik sorunların yanı sıra irili ufaklı savaşlarla geçmiştir. İster beğenelim ister beğenmeyelim, uzun ve derin bir devlet geleneği olan Rusya’da, dağılmayı ve çöküşü önlemek amacıyla ulusalcı, devletçi ve merkeziyetçi bir yönetim anlayışı, 1999 yılında Putin ile iktidara yerleşmiş ve süreci tersine işletmeye başlamıştır. Bu yeni durum etkisini anında Kafkasya’da ve doğal olarak DÇB üzerinde de göstermiştir. Gazetelerin dünya haberlerini düzenli okuyan herhangi birisi için, Rusya’da olan biteni anlamak ve tahmin etmek hiç zor değilken; Kafkasya üzerine fikir yürütenlerin çoğu, bunlardan bihaber şekilde konuşup yazmaktadırlar: Kaffed DÇB’den çıksın. Çıkarsa hiçbir şey olmaz. Yapılan işler onsuz da yürür. Nalçik olmazsa Maykop olur. Gerçekten de öyle. Kitlesel dönüş için mücadele etmediğin, siyasi değişiklik istemediğin, otokton halkları bir araya getirmeye çalışmadığın sürece hiçbir sıkıntı yaşamazsın. DÇB’den de çıkarsın, kültürel etkinlik te yaparsın, öğrenci de okutursun, sorun olmaz. HEDEFLER Yukarıdaki gerçekler dikkate alınmadan DÇB’ye ve o bahaneyle Kaffed’e çok sert eleştiriler yapılıyor. Oysa bu kişilerin iğneyi DÇB’ye, çuvaldızı ise kendine batırması gerekmektedir. Diasporadaki Çerkes halklarının kendi ulusal kimliğinin bilincine varması ve asimilasyona karşı bir mücadeleye katılması için dişe dokunur bir şey yapmadan, bunun olası bedellerini ödemeyi göze almadan; Kafkasya’dakilerin zayıf yanları ve bundan doğan örgütsel zaaflarını siyaset malzemesi yapmak bize ne kazandırır? Belediyelerden ve toplumun maddi imkânı olanlarından destek alarak ayakta durabilen derneklerin çatısı altında, onları dönüştürecek bir şey üretmeden, konforunu bozmadan, başkalarından kahramanlık beklemek hiç te adil değildir. Çerkeslerin bir tane anavatanı var. Oradaki az sayıda Çerkesin varlığı da herhangi bir macerayı kaldıracak güçte değildir. Diyalog ve iknadan başka hiçbir yönteme prim verecek sermayesi de yoktur. Bir buçuk asırlık bir travmadan sonra sadece bizi mutlu eden hayallerle yol alacak lüksümüz de yok. Bugün Çerkeslerin başka hayaller için öteleyemeyeceği iki hayati hedefi bulunuyor: kültürün ve dilin var olması ile kitlesel dönüş hakkı için hem diasporada hem anavatanda yasal güvenceler için mücadele etmek. DÇB haricinde örgütlenmeler ve ilişkiler kurulabilir. Ancak hedefler gerçeklerle uyuşmayacaksa bunların da hareket alanları kaçınılmaz olarak sınırlandırılacaktır. Şartlar böyle diye Kafkasya’ya küsüp, ondan kopuk, tamamen diasporik çerçevede kurulacak bir örgüt ise küresel oyuncuların kontrolüne girmeye açık bir yapı olacaktır.   Çerkeslerin yeni bir savaşa, başkalarının Kafkasya üzerindeki emelleri için malzeme olmaya ve daha fazla asimilasyonla harcanacak zamana tahammülü yoktur. Mevcut durumda ve güçler dengesi içinde, 1991 DÇB’sini yaratmak mümkün değildir. Şimdiki görev önce geri gidişi durdurmak, bunun için de görev ve sorumluluk almak zamanıdır. Bunu gerçekten başarmanın yolu ise, diasporada, Çerkes kimliğini önce bizzat Çerkesler nezdinde, folklorik bir renk olarak algılanmaktan çıkaracak politika ve etkinlikler üretmekten geçiyor. Kaffedin öncelikle kültürel bir örgütlenme olması hem de heterojen bir politik tabana sahip olması nedeniyle, bu dönüşümü yapacak hamlelerde sıkıntı yaşıyor olduğu bir gerçek. Kaffedin gerçekten duyarlı ve fedakar yöneticileri ne kadar istese de hep belli bir dengeyi korumak zorunda. Bu nedenle Kafkasya’da bir dönüşüm yaratmak için önce diaspora Çerkeslerin kendini dönüştürmesi gerekiyor. Hakan Eken 03.04.2019nanKaffed

Kamuoyuna Duyuru

  Bilindiği üzere KAFFED Yönetimi, 6 Nisan İstişare, 7 Nisan KAFFED Başkan Seçimi ve DÇB'nin yapısının değerlendirilmesi konulu iki gündemle Olağanüstü Genel Kurul yapma kararı almıştır.   Bu bağlamda DÇB konusunun toplumda tartışılmasını sağlamak amacı ile KAFFED’in sayfasında paylaşılmak üzere farklı görüşlerdeki grup ve kişilerden yazılar talep edildi. Derneklerimizin üyesi bir grup, bahse konu talebimiz üzerine şu anda sosyal medyada paylaşılan yazıyı göndermiş ve yayınlanmasını istemiştir.   Yönetim Kurulu’nda bu yazı değerlendirmeye alınmış, özellikle KAFFED’in önceki başkanına cevap hakkı doğuracak nitelik taşıması ve köşe bucak yazı formatına göre uzun olması (5 sayfa) nedeniyle; ayrıca tartışmayı DÇB’nin dışında farklı konulara taşıyıp, amacından uzaklaştıracağı kanaatine varıldığından, içerisinde bulunduğumuz şartlar da dikkate alınarak kişiler üzerinden yürütülecek tartışmaların etik olmadığı görüşüne varılmıştır. Söz konusu gerekçelerle, yazıyı kaleme alanlar ile konunun tekrar görüşülmesinin doğru olacağı kararı çıkmıştır. KAFFED yönetim kurulu görüşünü, muhatapları ile paylaşmış; yazının biraz daha amacı doğrultusunda toparlanmasını ve kısaltılmasını rica etmiştir. Bu durum herhangi bir sansür amacı taşımamaktadır. Aksine konunun amacından çıkarak yeni tartışmalar yaratmasını önleme gayesi bulunmaktadır.    Bu noktada bir karşı yanıt verilmeden, “Federasyon yazı isteyip sonra da yayınlamadı” gerekçesiyle sosyal medya paylaşımları yapılması son derece üzücüdür. Amacımız, toplumdaki her görüşe olan saygımız nedeniyle konuların sağlıklı ortamlarda tartışılmasını sağlamaktır. Karşılıklı kırıcı davranışların kimseye faydası olmadığı gibi toplumumuzu da yormakta ve tabanımız tarafından hoş karşılanmamaktadır.   KAFFED, Çerkes halkının haklarını korumak için mücadele eden, gönüllülük esası ile çalışan, insan haklarına saygılı bir sivil toplum kuruluşudur.   KAFFED’in dernekleri ve üyeleri içerisinde farklı seslerin bulunması son derece doğaldır. Bu seslerin aynı amaca hizmet etmek isteyen,  eksik gördüklerini tamamlamak için  çaba harcayan kendi halkımızın sesi olduğunun bilincindeyiz.   Kavga etmeyi değil; bir araya gelip bu sesleri birleştirmeyi amaçlıyoruz. Bu yolla ortak akla ulaşmamızın daha kolay olacağını düşünüyoruz. Böylece halkımıza hep birlikte daha iyi hizmet edebiliriz.   Halkımızın haklarını savunabilmek için; birlikten doğacak güce ihtiyacımız var.     KAFFED YÖNETİM KURULUnanKaffed

Toplumumuzun ve Kurumlarımızın Siyaset ile İmtihanı

Çerkes Soykırımı ve Sürgünü sonrası dağıldığımız coğrafyalarda halkımız çeşitli biçimlerde siyaset ve yönetim ile ilişkiler geliştirmiştir. Gerek Osmanlı İmparatorluğu döneminde gerek kuruluş sürecinden itibaren Türkiye Cumhuriyeti içerisinde Çerkesler siyasetin ve yönetimin içerisinde yer almışlardır. Ancak özellikle son yıllara kadar dünya ve ülke konjonktürünün de etkisi ile bu yer alış, genellikle Çerkes kimliğini fazla ön plana çıkartmadan olmuştur. Öncesinde de çeşitli çalışmalar yapılmış olmakla beraber, Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun (KAFFED) 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü etkinlikleri çerçevesinde 13-14 Aralık 2014 tarihlerinde Ankara’da düzenlediği “150. Yılda Çerkesler-Güncel ve Gelecek Konferansı”nda, siyaset dahil kamusal alanlara kendi kimliğimizle daha nitelikli şekilde etki etmemiz gerektiği konusunda genel bir mutabakat oluşmuştur. Sonrasında ise siyasette tecrübe sahibi kanaat önderlerimiz ile yapılan yuvarlak masa toplantıları ile konu daha detaylı şekilde tartışılmıştır. Bu toplantıların sonuçları KAFFED yetkili organlarında değerlendirilerek, siyaset kurumu ile ilişkilerin geliştirilmesi, taleplerimizin daha etkili şekilde siyasi mecralara aktarılması, kurumlarımızın ve toplumumuzun bu konularda daha bilinçli hareket etmesi amacı ile çeşitli adımlar atılmıştır. Ülkedeki demografik dağılımımız ve halkımızın siyasi çeşitliliği göz önüne alınarak izlenmesi gereken en makul yol belirlenmeye çalışılmıştır. Bu dönem Yönetim Kurulu içerisinde de bu alandaki işleri yürütmek üzere Siyaset ve Lobi Çalışma Grubu kurulmuştur. Süreç içerisinde çeşitli acemilikler yaşanmış ve zaman zaman hatalar da yapılmıştır. Ama genel hatları ile kurumsal görüşmelerimizde tabanımızdan ve muhataplarımızdan aldığımız geri bildirimler siyasetin etkili şekilde kullanılmasının gerektiği ve bu istikamette devam edilmesi yönündedir. Federasyonumuzun ve üye derneklerimizin temsil ettiği üye yapısı ve toplumsal tabanı, ülkemizdeki diğer etnik ve dini gruplardan farklı olarak siyaseten oldukça renkli ve çeşitlidir. Siyasi yelpazenin her tarafında Çerkesler olduğu gibi bazen aynı sülalenin içerisinde siyasi yelpazenin her renginden insanımız olduğunu da görmekteyiz. Bunu bir sorun olarak değil zenginlik olarak görüp tüm farklı siyasi kesimlerimizin karşılıklı saygı içerisinde kimliğimize, kültürümüze ve haklarımıza ilişkin birlikte çalışmasını sağlamamız gerekiyor. Köylerimizde geçmişte bu başarılmıştır; aynı köyde, aynı ailede her siyasi eğilimden insanlar olmuş ama asla bu durumun toplumsal birliğe engel olmasına izin verilmemiştir. Bu geleneği koruyup aynı şekilde kurumlarımızda da sürdürmemiz gerekiyor. Derneklerimizin içerisinde partisinin siyasi mücadelesini akrabalarına karşı yapan değil; partisinin içerisinde taleplerimizin mücadelesini yapan aktif siyasetçilere ihtiyacımız var. Siyasetin içerisinde yer alırken kimliğini ve kurumlarını ikinci plana atmayan, toplumunun taleplerine ve sorunlarına duyarlı, bir ayağı siyasetin içerisinde iken bir ayağı da toplumumuzun ve kurumlarımızın içerisinde olan, toplumdan ayağını kesmeyen siyasetçilerimize toplumumuz ve kurumlarımız da her kademede gereken desteği verecektir. KAFFED Çerkeslerin sahip olduğu hiçbir siyasi tercihe karşı veya yandaş değildir. Hiçbir partinin veya ideolojik görüşün arka bahçesi veya yandaşı olmadığı gibi hiçbir partinin de düşmanı veya karşıtı değildir. İktidarı ile muhalefeti ile tüm yasal siyasi partilere sorun ve taleplerimizi iletmek, dilimizi, kültürümüzü ve haklarımızı her siyasi mecrada dile getirmek, ülkenin bir zenginliği olarak kimliğimizin kamusal olarak korunmasını ve geliştirilmesini sağlamak zorundayız. Bu çalışmaların başladığı dönemlerde TBMM’de 4 olan milletvekili sayısı kurumsal ve toplumsal çalışmaların sonucunda bilincimiz ile duyarlılığımızın artmasına paralel şekilde kademeli olarak önce 8 e sonra 12 ye çıkmıştır. Ancak 80 milyon Türkiye Nüfusu içerisinde en alçak gönüllü rakamlarla 4 milyonluk nüfusumuzun adil temsili anlamında minimum 30 milletvekili ile temsil ediliyor olmamız gerekmektedir. Çerkes nüfusunun yoğun olduğu bir çok ilde hala ve yıllardır Çerkes milletvekilimiz bulunmamaktadır. Kabinede uzun yıllardır Çerkes Bakan yok. Benzer temsilde adaletsizlik durumlarını Belediye Başkanlıklarında ve Belediye Meclis Üyeliklerinde de yaşıyoruz. 1960 larda Avrupa’ya giden “Almancılarımızdan” bulundukları ülkelerde bir çok milletvekili, belediye başkanı çıkıyor ve bununla tüm vatandaşlarımız gibi bizler de gurur duyuyoruz. Birbuçuk asırdan fazla süredir kader birliği içerisinde omuz omuza mücadele ettiğimiz ülkemizde sorumluluklarımızı fazlası ile yerine getiriyoruz; bununla doğru orantılı olarak yetki paylaşımında da hakkımız ölçüsünde yer almak durumundayız. Seçme hakkımızı kullandığımız gibi seçilme hakkımızı da kullanmak istiyoruz. Oylarımızla desteklediğimiz tüm partilerin tüm kademelerinde hakkımızdan daha azına razı değiliz, daha fazlasına da talip değiliz. Hiçbir Çerkes’in hak etmediği bir makama sırf Çerkes olduğu için gelmesine yönelik bir çaba içerisinde değiliz. Ancak hakettiği hiçbir makamdan da Çerkes olduğu için hiçbir kardeşimizin geri bırakılmasına razı olamayız. Tanıyan herkesin saygı duyduğu kültürümüz nedeni ile her bireyimizin bulunduğu pozisyonun saygınlığını yükselteceğine inanıyoruz. Siyaset kendince erbabı olan, üniversitelerde bilim dalı olarak eğitimi verilen kompleks bir alan. Biz de toplumsal ve kurumsal olarak nispeten yeni olduğumuz bu alanda, halkımızla, üyelerimizle, kurumsal demokratik mekanizmalarımızla sürekli istişare ve işbirliği halinde toplumumuzu layık olduğu şekilde temsil edilir hale getirmek için bu alanda tecrübelerimizi artırmak durumundayız. Hatalarımızdan öğrenerek, doğrularımızı çoğaltarak ama illa da güçlü bir dayanışma ile ilerleyeceğiz. Cenazemizde, düğünümüzde ve derneğimizde yanımızda duracak olan kendi insanımızın kıymetini bilecek, asla siyasi görüşü nedeni ile toplumsal duyarlılığı olan hiçbir kardeşimizi dışlayıcı tutum içerisinde olmayacağız. Kurumlarımız halkımızın desteği ile var olan yapılardır. Eleştirilere tüm yöneticilerimiz açıktır. Diyalog kapılarımız da sonuna kadar aynı şekilde açıktır. Kurumlarımızı yıkarak, saygınlığını zedeleyerek etkili bir toplum olamayız. Çerkes toplumunun zaten var olan saygınlığını artırıcı yaklaşımları desteklemeli ve yaygınlaştırmalıyız. Yıkıcı yaklaşımlara karşı kendi insanımızın ve kurumlarımızın yanında yer almamız siyaset dahil her alanda hakkımızı almamızı kolaylaştıracaktır. Yakında yapılacak olan yerel seçimlerde Belediye Başkanlıkları ve Belediye Meclis Üyelikleri için adaylar ortaya çıktılar. Gönlümüzden geçen sayıda olmasa da Çerkes adaylarımız da sahada ter döküyorlar. Çerkes adaylarımız ile sorun ve taleplerimize duyarlı, toplumumuzla ve kurumlarımızla sağlıklı ve karşılıklı saygıya dayalı bir iletişim içerisinde olan Çerkes dostu adaylara öncelik vereceğiz. Gelecek seçimler için şimdiden hazırlanacak ve kendi desteklediğimiz partilerde daha fazla kardeşimizin listelerde ve yönetimde yer alması, sorun ve taleplerimizin oy verdiğimiz partilerin gündeminde daha güçlü şekilde yer alması için çalışacağız. Yıllarca nispeten sessizce direndiğimiz asimilasyon, bu denli hızlanmış ve bizi kuşatmışken başka türlüsüne gönlümüz artık razı değil!  nanKaffed

21 Mayıs Anma Programlarına Katılmak İçin Nalçik, Maykop ve Sohum’a Gidiyoruz

Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED),  21 Mayıs 1864 Büyük Çerkes Sürgününün 155. Yılında da Anavatanda (Nalçik ve Maykop’ta ) yapılacak anma etkinliklerine katılmak üzere organizasyon düzenliyor. Çerkesler açısından takvim yılının bu en anlamlı gününde, Anavatanımızda kardeşlerimizle birlikte anmalarda yer almak, dünyanın dört bir yanından gelen Çerkeslerle birlikte aynı duyguları paylaşmak ve birlikteliğimizi bu vesile ile tekrar vurgulamak adına önemli bir fırsat olan bu organizasyona, Derneklerimizin yöneticilerini, üyelerini, gönüllülerini ve tüm halkımızı davet ediyoruz. Geçmiş yıllarda kendisi gidemeyen insanlarımızın ve kurum yöneticilerimizin, gençlerimize sponsor olarak veya sponsorluklarına katkıda bulunarak daha fazla gencimizin erken yaşlarda anavatanımıza gitmesine ve oradaki anmalara katılmasına vesile olduklarını saygıyla hatırlıyoruz. Bu yıl bu tarz sponsorlukların daha da artacağına inanıyoruz.     21 MAYIS 2019 KAFFED NALÇİK PROGRAMI;p> 18 Mayıs 2019 Cumartesi günü Saat 20:00’de KAFFED Genel Merkezi önünden hareket, Güzergah;p> Ankara, Çorum, Samsun, Trabzon, Sarp, Batum, Viladikavkaz, Nalçik,  20 Mayıs 2019                 : Nalçik akşam programı ve konaklama,  21 Mayıs 2019                 : Nalçik’te yapılacak soykırım ve sürgün anma programına katılım ve konaklama,  22 Mayıs 2019                 : Kaberdey Balkar Cumhuriyetince hazırlanan resmi programa katılım,  23-25 Mayıs 2019            : Nalçik şehir merkezi, pazar yerleri, Elbruz ve civar köy ziyaretleri,  25 Mayıs 2019 Cumartesi : Nalçik’ten çıkış 26 Mayıs 2019 Pazar Ankara’ya varış.  Program kapsamında 5 gece Nalçik’te Sanatoryum bölgesinde Otel’de konaklama (Konaklamalara sabah kahvaltısı dâhildir) yapılacaktır. div>     21 MAYIS 2019 KAFFED MAYKOP PROGRAMI;p>  18 Mayıs 2019 Cumartesi Günü Saat 20:00’de KAFFED Genel Merkezi önünden hareket, Güzergah;p> Ankara, Çorum, Samsun, Trabzon, Sarp, Batum, Viladikavkaz, Nalçik, Baksan, Minarelnye Vody, Armavir, Labinsk, Maykop.  20 Mayıs 2019                    : Maykop akşam programı ve konaklama,  21 Mayıs 2019                    : Maykop'ta yapılacak Sürgün Anma Programına katılım ve konaklama,  22 Mayıs 2019                    : Adıgey Cumhuriyetince hazırlanan resmi programa katılım,  23-24 Mayıs 2019               : Maykop şehir merkezi ve pazar yerleri ile civar köy ziyaretleri,  24 Mayıs 2019 Cuma          : Maykop’tan çıkış, Nalçik’te Elbruz ziyareti, program ve konaklama,  25 Mayıs 2019 Cumartesi   : Nalçik’ten çıkış,  26 Mayıs 2019 Pazar          : Ankara’ya varış. Program kapsamında 4 gece Maykop’ta Tıj İlkay Dönüş Yolu Misafirhanesinde ve Maykop otelde, 1 gece Nalçik’te Sanatoryum bölgesinde Otel’de konaklama (Konaklamalara sabah kahvaltısı dâhildir) yapılacaktır. Etkinlik ücreti Nalçık ve Maykop programları için 550 ABD Dolarıdır. Etkinlik ücretine dahil olan unsurlar: Yol ücreti+konaklama+vize ücreti+seyahat sigortası.Bunların dışındaki masraflar katılımcılara aittir. Yeşil Pasaportlar da vize almak zorundadır. İstenilen bilgilerin (katılım ücretinin en az 300 ABD doları tutarındaki kısmının aşağıdaki hesap numarasına yatırıldığına ilişkin dekont ile birlikte) 17 Nisan 2019 Çarşamba günü saat 17:00’ye kadar info@kaffed.org adresine gönderilmesi gerekmektedir. Katılım ücretinin geri kalan 250 ABD doları tutarındaki kısmının ise 06 Mayıs 2019 Pazartesi günü saat 17:00’a kadar yine aynı hesap numarasına yatırılması gerekmektedir.p>     21 Mayıs 2019 KAFFED ABHAZYA (SOHUM) PROGRAMIp> Güzergah;p> Uçuş saatinden dolayı 19 Mayıs 2019 akşamı en geç 23:00 da İSTANBUL HAVALİMANI’ında olmanız önerilir. Uçuş Bilgileri:  p> Kalkış   : İstanbul Havalimanı – 20 Mayıs 2019  Saat: 01:20       Varış      : Sochi  20 Mayıs 2019 Saat: 02:55  Sochi – Sohum Transfer  (Abhazya ya giriş)   Otele varış  Saat: 05:00-07:00  20 Mayıs 2019                   : Serbest Gün                   21 Mayıs 2019                   : 21Mayıs Anma Törenleri 22 Mayıs 2019                   : Afon Ziyareti (Afon Mağarası - Anakopia Kalesi- Afon Şelale- Afon Manastırı-  Afon Tren İstasyonu - Kuğulu Göl ve Park) 23 Mayıs 2019                   : Ritsa Ziyareti (Bakirenin Gözyaşları Şelalesi  - Doğal Bal Çiftliği - Zip line durağı - Mavi Göl - Bzıp Nehri Başlangıç Noktası - Yupsar Kanyonu - Ritsa                                                        Balkon - Ritsa Gölü - Süt Şelalesi - Ritsa(Stalin) Daça) 24 Mayıs 2019                   : Dönüş Uçuş Bilgileri                         Kalkış                                 : Sochi    24 Mayıs 2019  Saat: 04:15    Varış                                  : İstanbul Havalimanı 24 Mayıs 2019   Saat: 06:15    Etkinlik ücreti Abhazya (Sohum) programı için 260 ABD Dolarıdır. Fiyata vize ve uçak ücreti dahil değildir.Yeşil Pasaportlar da vize almak zorundadır. Abhazya (Sohum) programı konusunda detaylı bilgi için: Ünal ULUÇAY Tel: 0536 330 22 33 p> İstenilen bilgilerin, katılım ücreti 260 ABD dolarının  aşağıdaki hesap numarasına yatırıldığına ilişkin dekont ile birlikte  17 Nisan 2019 Çarşamba günü saat 17:00’ye kadar info@kaffed.org adresine gönderilmesi gerekmektedir. p>    div> Not: Transferler arasında geniş bir zaman vardır çünkü yaz döneminde sınırların yoğunluğundan kaynaklı uzun süreli beklemeler yaşanmaktadır. Uçuş saatinizin önemi dolayısıyla geniş bir zaman transfer olarak planlanmıştır.  p>   div> Vize için gereken belgeler: (17 Nisan 2019 tarihine kadar “Kafkas Dernekleri Federasyonu Şenyuva mah. Meriç sk. No:44 Beştepe / ANKARA” gönderilmesi gerekmektedir)p> Pasaport (Pasaport geçerlilik süresinin vize bitiş tarihinden itibaren en az 6 ay olması gerekir)p> 2 adet RF vizesi için vesikalık fotoğraf (Arka fon beyaz olacak)p> Vize için gereken bilgiler: (Bu bilgilerde eksiklik olması durumunda işlem yapılamamaktadır.)p> Pasaportun kişisel bilgilerin yer aldığı sayfasının fotokopisi veya fotoğrafı (sayfanın altındaki numaralar dahil tüm bilgilerin net okunur olması gerekiyor) Adı ve soyadı     : Pasaport No.     : Cep telefonu     : E-posta adresi   : T.C. Kimlik No    :  Mesleği              :  İş telefonu        : İş adresi               :  Ev telefonu       : Ev adresi             : div> Eğer biliniyorsa istenilen bilgiler ile birlikte sülale adınızı da göndermeniz rica olunur. ÜCRET YATIRMAK İÇİN BANKA VE HESAP BİLGİLERİ; Kafkas Dernekleri Federasyonu (Açıklamaya “Anavatan 21 Mayıs Programı” yazılması rica olunur.)p>   Banka Adı : Ziraat Bankası Banka Şubesi : Emek/Ankara Şubesip> Banka USD Hesabı IBAN No : TR72 0001 0007 6535 5861 48 5002p>   KAFFED      Tel                            : 0 312 222 85 89 İLETİŞİM VE AYRINTILI BİLGİ İÇİN:p> Ankara- Atilla Mutlu ALKIŞ         : 0 532 553 80 68 Ankara -Adnan ARSLAN            : 0 505 221 42 84 Ankara -Samit TOKMAK             : 0 505 452 97 84 Ankara -Hülya ŞAHİN                 : 0 532 576 79 74 İstanbul -Ünal ULUÇAY              : 0 536 330 22 33 Düzce -Ersin ÖZEN                    : 0 534 245 18 95nanKaffed

“Zor” İle “Daha Zor” Arasında

Türkiye diasporasında 2000 yılından beri tartışılagelen Dünya Çerkes Birliği (DÇB) ile ilişkiler konusu, son 3 yılda daha da yoğunlaşarak gündemi meşgul etmeyi sürdürüyor. Son 2 dönemdir Türkiye delegasyonu ve kamuoyunun da yakından izlediği gibi, çalışmalarının yetersizliği ve daha önemlisi “Çerkes Sorunsalı”na yaklaşımı eleştirilerin hedefi haline gelen, Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) içerisinde ciddi rahatsızlıklara ve tartışmalara yol açan DÇB süreci, dönemin KAFFED Genel Başkanı Yaşar Aslankaya’ya Rusya Federasyonu’na giriş yasağı konmasıyla iyice içinden çıkılamaz hale gelmiştir. KAFFED’in bütün müzakere girişimlerine karşı, sorun Yaşar Aslankaya’nın yasaklanmasına indirgenmiş, sorunun özüne ilişkin DÇB organlarında ve görüşmelerde ortaya konan eleştiriler ile ilgili maalesef somut ilerleme kaydedilememiştir.  Türkiye diasporasında DÇB ile ilgili yaygın hissiyat, “Kuruluş ve hemen sonraki süreçte pek çok eksiklik ve aksaklığa rağmen kendinden bekleneni vermek konusunda samimi, çalışkan, gerek diasporada Çerkes sorunsalına gerekse anavatandaki problemlere halkından yana tavır alan bir kurum” şeklinde idi. Ancak aynı diaspora, DÇB’nin zamanla enerjisini kaybetmeye, Çerkes sorunsalını hafifsemeye, gerçek sorunların dışında tali, hayati olmayan problemlerle vakit yitirmeye, toplumda birliği sağlamak bir yana toplumsal ayrışmalara zemin hazırlamaya doğru evrildiğini düşünmeye başlamıştır.  Gerek delegasyon ve gerekse DÇB YK Türkiye üyelerinin de yürüttükleri istişari toplantılar sonucunda sorunların çözümü ve ele alınması noktasındaki en yetkili organın Genel Kurul (Kongre) olduğundan hareketle mevcut durum Eylül 2018 tarihinde Nalçik’te yapılan kongreye götürülmüş ve  “KAFFED Delegasyonunun ortak görüşü” olarak sunulmuştur.  1. DÇB gerek anavatanda ve gerekse (bileşenleri itibarı ile) diasporada Çerkeslerin problemlerini iyi okuyamamakta  ve etkili bir bir vizyon ortaya koyamamaktadır.div> 2. Kimliğin adeta damgası olan dil her yerde hatta maalesef anavatanımızda dahi sürekli engellenirken, yok edilmeye çalışılırken yapılan tüm uyarılara karşın konuyu cılız ve yetersiz bir perspektifte ele almaktadır. RF da son düzenlemeler esnasında maalesef iyi bir sınav verememiş, gerek diaspora gerekse anavatanı oyalamayı tercih etmiştir. Özellikle son dil yasasına olan tutum DÇB ‘ye karşı ciddi bir güvensizlik oluşmasına yol açmıştır. (Bu duruma itiraz kimi çevreler tarafından “Türkiye ve KAFFED ne yapıyor ki?” anlayışı ile ele alınsa da, konu temelde Anadilimizin yaşayıp gelişebileceği en önemli vasatın anavatan olduğundan hareketle ele alınmalıdır.)div> 3. DÇB’nin görevi (tüzükte de belirtildiği gibi)  dünyanın dört tarafına dağılmış Çerkeslerin “birlikte hareket ederek kendi geleceklerini ve kültürlerini muhafaza edebilmeleri için çalışmak, bu amaca yönelik olarak gereken faaliyetleri yürütmek, topluma ışık olmaktır”. Lakin özellikle son 15 yılda gelinen nokta DÇB nin demokrat ve sivil yapısını terk ederek daha devletçi ve bürokratik entegrasyona yöneldiği kanısını giderek güçlendirmektedir. Diaspora anavatan olmaksızın yaşayamaz, diaspora her ne kadar kalabalık gibi görünse de halen kültürel ve moral olarak anavatandan beslenmektedir. Hal böyle iken anavatana ulaşım, giriş çıkışlar, iş kurma, okuma, mülk edinme gibi meselelerde projeler geliştirmesi beklenirken saydığımız konulara dair dişe dokunur hiçbir proje üretilememiştir. div> 4. Çerkeslerin çatı örgütü olması ve bağlı örgütleri çalıştırması, görev vermesi ve politika belirlemesi gerekirken DÇB lokal bir dernek gibi çalışmayı tercih etmektedir. Oysa dünyanın her tarafında yürütülmesi gereken mücadeleler vardır. Türkiye, Suriye, Ürdün, İsrail, Avrupa, ABD Çerkeslerinin talep ve istekleri de DÇB kimliği altında dile getirilmeli ve mücadelede bu bayrak yükseltilmelidir. DÇB sadece yöneticilerinin vizyon ve düşünceleri ile dünya çapında bir mücadeleyi yükseltemeyeceğini bilmeli, bileşenlerinin öneri ve eleştirilerini dikkate almalıdır. Lakin bu gün muhalefet eden, tartışan kişi ve kurumların etkisizleştirildiği bir süreci hep birlikte yaşıyoruz. Bu duruma DÇB yüksek sesle itiraz etmeli, kanuni ve hukuki mücadelede üyelerinin yanında yer almalıdır.div> 5. Anavatan diaspora ilişkileri halen kişilerin bireysel çabaları ile yürümektedir. Bu çabalara devlet mekanizması tarafından kolaylıklar sağlanmadıkça, kurumsal alt yapı kurulmadıkça, özendirilmedikçe ve kanuni garanti sağlanmadıkça sağlıklı şekilde sürdürülmesi mümkün değildir. DÇB bu konuda gerek Rusya Federasyonu ve gerekse Çerkeslerin yaşadığı ülkeler nezdinde girişimlerde bulunmalı, politik mekanizmalara müdahil olmalıdır. Lakin bugün DÇB nin bu kolaylaştırıcı rolünün olduğuna maalesef emin değiliz. div> 6. Aslen bir sivil toplum örgütü kimliğini taşıması gereken DÇB her geçen gün daha devletçi, daha resmi bir yapıya evrilmektedir. Yukarıda belirtilen sorunların dev boyutlarda sorunlar olduğu; öte yandan DÇB nin etki ve gücünün sınırlarının olduğu da herkes tarafından kabul edilmektedir. Ancak DÇB’nin temel işlevi bu sorunları, ilgili mercilerin ve toplumun önüne getirmek ve ulusal ve uluslararası düzeyde gündeme taşımaktır. Bu şekilde hareket ettikçe destek ve taraftarının artacağı unutulmamalıdır.  div> İkinci değerlendirme alanı DÇB’nin yönetim biçimi, yöneticilerinin tutum ve davranışları konusundadır. KAFFED tarafından önceki genel kurulda özellikle yönetim anlayışından kaynaklanan sıkıntılar dile getirilmiş ve bunların giderilmesi, yapılan önemli açıklama ve beyanların “bileşenleri ile istişare edilerek ve kurumsal olması” istenmiş bunların olmaması halinde KAFFED’in pozisyonunu gözden geçireceği dile getirilmişti.  Ancak son yıllarda bu anlayış kökleşmiş ve sürekli tartışma konusuna dönüşmüş, DÇB Başkanı Sohroko Hauti’nin tavır ve tutumlarında önemli bir değişiklik olmamış, bireysel değerlendirmeler ve dar grup anlayışı yine etkinliğini sürdürmüştür. Son 7 yıllık yönetim sürecinde Başkan Sokhroko Hauti’nin bu noktada  olması gereken yerde durabildiğini söyleyebilmek maalesef mümkün değildir. Bu kadar sıkıntılı geçen iki döneme rağmen Sohroko Hauti yeniden aday olmuş ve 3. kez DÇB Başkanlığına seçilmiştir. Kuşkusuz bir meşruiyet tartışması açmak yersiz ve gereksizdir lakin bir kurumda tekraren yöneticiliğe adaylık iki şeyi gerektirir: birincisi geçen dönemde mutlak ve gözle görülür başarılı performans, ikincisi geleceğe yönelik olarak umut ve dinamizm. Üzülerek söylemek gerekirse KAFFED-DÇB ilişkilerinin çok sıkıntılı olduğu son 3 yıl da dahil olmak üzere DÇB Başkanı Sohroko Hauti’nin iyi bir performans sergilediğini söylemek mümkün değildir.   KAFFED, DÇB’nin kurulduğu günden beri içinde olan, hatta kuruluş felsefesine ve sürecine en önde katkı sağlayan diaspora örgütüdür. KAFFED birliğe ve birlikten doğan sinerjiye, güce inanan bir kurum olarak DÇB nin içinde olmayı hep doğru ve yararlı pozisyon olarak benimsemiş ve şartların elverdiği ölçüde gereğini yerine getirmiştir. KAFFED ve diaspora, DÇB ye işte bu noktada (isminden de anlaşıldığı gibi) tüm dünya Çerkeslerinin ortak örgütü ve danışma meclisi olarak bakmakta ve bu şekilde çalışmasını arzu etmekte idi. Ancak yukarıda özetlenen gerekçeler ve KAFFED bileşenleri tarafından da eleştirilen bu anlayış sebebiyle Yönetime oy verilmemiş ve KAFFED’in bu dönemde Yönetim Kurulunda 1 Gözlemci Üye ile temsil edilmesi karara bağlanmıştır.  Şunu unutmamak gerekir ki gerek KAFFED-DÇB ilişkileri ve gerekse DÇB’nin genel çalışmaları ile ilgili eleştirilerin çoğu samimi ve yapıcı eleştirilerdir. Ancak gelinen noktada tartışmanın çalışmaları kilitleyen, ilişkilere zarar veren boyutlara ulaşmasını engellemek, KAFFED içindeki uzayıp giden tartışmaları artık bir neticeye bağlamak gerekir. İşte bu noktada konunun asıl muhatabı KAFFED Genel Kuruludur ve karar yetkisine sahip olması nedeni ile bu perspektiften konuyu nihayete erdirmelidir. Genel kurul tarihi bir sorumluluk üstlenecek ve DÇB üyeliğinden ayrılmak veya üyeliğe devam etmek şeklinde bir karar alacaktır. Ancak her iki durumun ardındaki değerlendirmeyi de yapmak zorunluluğu mevcuttur. KAFFED Kurucusu olduğu DÇB üyeliğinden ayrılınca ne olabilir? Genel kurulu zorlayacak en önemli sorulardan biri budur ve mutlaka pratik bir takım sonuçları olacaktır. Halihazırda Türkiye Diasporası ve örgütlerinin Kabardey-Balkar Cumhuriyeti nezdindeki ilişkileri büyük ölçüde (yanlış olmakla birlikte) DÇB üzerinden yürümektedir. Bu ilişkilerin sekteye uğraması,  politik ve bürokratik kimi engellemelerin olması ihtimal dâhilindedir. Her ne kadar çok yönlü ilişkiler ile bunun etkilerinin hafifletilmesi mümkün görünse de bunun zaman ve emek isteyeceği açıktır. Herkesçe kabul edilen bir gerçek şudur ki tüm anavatanda ilişkileri DÇB üzerinden kurgulamak potansiyel riskler barındırmakta, görece sivil oluşumlarla ilişkileri engellemektedir. Ancak Rusya Federasyonu içerisinde mevcut rejimin durumunu da göz önüne aldığımızda “Devlet Bürokrasisi” ve yerleşik nizam dışında kalarak ilişkileri ve işleri yürütmenin zorluklarını da göz ardı etmemek gerekir. Öte yandan KAFFED’in birlikten ayrılması durumunda Türkiye’den yeni partner arayışlarına girebileceğinin sinyallerinin genel kurul sonrası radyo demeçleri ile “etkili” kimi isimler tarafından da dillendirildiğini de unutmamak gerekir. İkinci seçenek DÇB ile yola devam etme kararı olabilir. Zira Genel Kurulumuz, KAFFED’in kuruluşuna destek verdiği ve uzun yıllardır birlikte çalıştığı kurumda kalarak, demokratik mücadelesini sürdürmesine, kurumu dönüştürmeye çalışmasına ve hatta yönetimine talip olmasına yönelik bir karar alabilir. Ancak bu seçeneğin  KAFFED bileşenleri açısından ne denli sancılı olacağını, ne gibi potansiyel riskler barındırdığını tahmin etmek zor değil. Zira KAFFED gerek bazı kurumsal bileşenleri ve gerekse üyeleri tarafından “DÇB’nin günahlarına ortak olmak ve sessiz kalmakla” yüksek perdeden eleştirilmeye başlandı. Kimi kurumlar ve kişiler bu birliktelikte ısrar edilmesinin KAFFED’de derin çatlaklar oluşturacağı hatta mevcut yapısını tehlikeli bir şekilde sarsabileceğini dile getirmektedir ki bu durum tehlikeli bir sürecin kapısını aralayabilir.  İşte bu zor dönemeçte KAFFED Olağanüstü Genel Kurulu, hem olağan genel kurula dek görev yapacak Genel Başkan seçimini yapacak hem de ortak aklı aracı kılarak “tarihi” bir sorumluluk üstlenecektir. Önümüze gelecek seçenek, “zor” ile “daha zor” arasında seçim yapmaktır. Geçirdiğimiz 20 yıllık süreci duygusallıktan arındırıp akılla değerlendirerek, toplumumuzun yararına atılması gerekli adımları  “potansiyel bedellere” rağmen atmak halkımızın geleceği için tayin edici olacaktır.nanŞogen Ümit Dinçer

İstişare Toplantımıza Davetlisiniz

Federasyonumuz kurumsal olarak her Genel Kurul öncesinde, serbest kürsü formatında istişare toplantıları yapmaktadır. 7 Nisan 2019 Pazar günü gerçekleştirilecek olan Olağanüstü Genel Kurul öncesinde, İstişare Toplantımız 6 Nisan 2019 Cumartesi günü saat 13.00'te TES-İŞ Konferans Salonu'nda (Beştepe Mah. Meriç Sk. No:23 Yenimahalle/Ankara) yapılacaktır.   Derneklerimizin yöneticileri, delegeleri, üyeleri, gönüllüleri ile toplumsal sorunlarımıza duyarlı tüm halkımızı değerli görüş ve önerileri ile toplantımıza katkıda bulunmaya davet ediyoruz.   İstişare Toplantısı gündemi: 13:00 - 13:15 Açılış 13:15 - 14:30 Dünya Çerkes Birliği (DÇB) ile İlişkiler 14:30 - 17:30 Serbest Kürsü 17:30             Kapanış    nanKaffed

Yeni Yılımız Kutlu Olsun

Адыгэ илъэсыщ1эмк1э дынывохъуэхъу!strong>p> Адыгэ Илъэсык1э хъяр Тхьам къытэт!strong>p> YENİ YILIMIZ KUTLU OLSUN!span>p> Geleneksel Yeni Yıl Kutlamalarımıza ilişkin Ergün Yıldız'ın sitemizde daha önce yayınlanan aşağıdaki yazısında detaylı bilgiler mevcuttur:em>u>p> Adıge Yeni Yılı Her şeyden önce belirtelim ki Adıge yeni yılı olarak kabul ettiğimiz 21 Mart tarihi tüm kuzey yarım kürede çeşitli şekillerde kutlanan doğu toplumlarının aşağı yukarı hepsinde çeşitli isimler altında daha ziyade de nevruz adı ile bilinen önemli bir gündür. div>   21 – 22 – hatta bazı yerlerde 23 Mart (Azeri ve Türkmenlerin bir kısmında) çeşitli farklılıklarla pek çok toplumda yeni yılın gelişi, baharın gelişi, kışın sona ermesi, doğuş günü gibi çeşitli nedenlerle kutlanmaktadır. Kökleri çeşitli araştırmacılar tarafından eski Mısır’a bir kısım başkaları tarafından Farsa ve İran'a dayandırılan bu kutlamaların bu gün kalan Kızılderili kültüründe bile mevcut olduğundan bahsedilir. Bu demektir ki nevruz veya baharın gelişi insanlığın eskilere dayanan ve toplumların dini inanışlarına göre çeşitli farklılıklarla çok yaygın kutlanan bir gündür. Nevruz eski Sovyet cumhuriyetlerinde resmi tatil olarak kutlanır. Kürtlerde, Afganlarda, Balkanlarda ve daha pek çok yerde çeşitli adlarla kutlanır. Türkiye’de de son dönemde politik kaygılar ve farklı amaçlarla resmiyet kazanmaya ve kutlanmaya başlamıştır. Yani Adığe yeni yılı olarak kutladığımız bu gün aslında pek çok halkta anlam farklılıkları ile de olsa kutlanan belirlenmiş bir gündür. Biz, Adıgeler ile ilgili kısmını ele alarak kısaca inceleyelim. ESKİ ADIGELERDE YENİ YIL 21 – 22 Mart tarihleri Adıgelerde yeni yılın başlangıcı olarak kabul edilir. (“Ğemre yat’emre şızexek”— veya bir başka ifade ile “Vağueber ş’ım qışıxek”) diye tanımlanan bu gün aslında gece ile gündüzün eşitlendiği gündür ve yeni yılın başlangıcı olması yanısıra, aynı zamanda ilkbaharın başlangıcı olarak da kabul edilir. Bu olayı daha detaylıca anlatmadan önce Adıgelerin yaşamında çok önemli bir yeri olan yıldızların ve gökyüzünün izlenmesi konusuna kısaca biraz değinmek istiyorum. **** Etnograf Mafedz Serebiy'in yazdığına göre Adıgeler yılın dönemlerini ve önemli olayları gökyüzü cisimlerinin konumuna göre belirliyorlardı. Yine araştırmacı Kalmık İbrahim’in yazdığına göre de Adıgeler yıldızların durumuna göre yaşamlarını düzenlerlermiş. Çiftçiler yıldızların doğuşuna batışına göre işlerini planlar, denizciler yıldızların durumuna göre denize açılırlarmış. Akşam “vağue” denilen (beşli yıldız grubu) ile iftar saatlerini, Nehuşvağue denilen(zühre yıldızı) ile sahur saatlerini belirlerlermiş. Mesela avcılar ve savaşçılar yollarını yıldızların durumuna bakarak bulurlar, gidecekleri hedefe hiç şaşmadan ulaşırlarmış. Söylencelerde yerini almış şu kalıplaşmış ifade bunun en iyi göstergesidir : “Madem ava çıkıyorsunuz Şıxulhağue (samanyolu) yi izleyin,o sizi hiç şaşırtmaz.” Adıgelerin astronomi bilgisinden istifade ile geleceğe dair tespitlerinden bahseden Hanceriy "kutup yıldızı, büyük ayı ve samanyolunu sürekli yön belirlemek için kullandıklarını, yıldızlara bakarak doğada olabilecek önemli değişimlere dair tahminlerde bulunduklarını ve bu tür yetenekleri olan kişilerin Adıgeler arasında çok itibar gördüklerini" anlatır bir yazısında. Yeni doğan ay'ın durumundan ve hilalin uç kısımlarının kıvrılışından o ay iklimin ve havanın nasıl olacağına dair tahmin yürütülür, günlük hava tahminleri ise güneşin doğuşuna batışına göre tahmin edilir tarım ve benzer işlerle uğraşanlar buna göre işlerini düzenlerlermiş. ***** Yaşamlarını düzenlerken gökyüzü ile bu kadar bağlantılı olan Adıgelerde, bu gün bahsedeceğimiz yeni yılın gelişi de yine bir gök cismine bakarak belirlenirmiş. Adıgelerin “Vağuebe” adını verdikleri (yunus-delfin) takımyıldızı Kuzey Kafkasya’nın gökyüzüne yerleştiğinde (21 Mart’a tekabül eder) bu olay ilkbaharın ve aynı zamanda yeni yılın başlangıcı sayılırmış. Bu yıldızın gökyüzünde görünmez oluşu ise sonbaharın başlangıcı olarak kabul edilirmiş. Yılın mevsimleri de bu yıldıza göre tayin edilirmiş. İlkbaharda topraktan çıktığına inanılan bu yıldızın, yazın tarım alanlarını, sonbaharda ormanları ve yüksek ağaç tepelerini aydınlattığına, kışın ise yine toprakta kaybolduğuna inanılırmış. (‘Ğemre yat’emre şızexek’ sözünün nereden geldiği net şekilde kendiliğinden ortaya çıkmaktadır gördüğünüz gibi)  “Вагъуэбэр щIым къыхэкIащ” “Vağuebe topraktan çıktı”, “Вагъуэбэр гъавэм(мэшым) къыхэплъащ” “Vağuebe ekine baktı”, “Вагъуэбэр жыг щхьакIэм хэхьащ” “Vağuebe ağacın dallarına girdi”, “Вагъуэбэр щIыгум хэхьэжащ” “Vağuebe (yeniden) toprağa girdi” biçiminde bu dönemleri tanımlayan deyişler vardır dilimizde. Bu tanımlamalar aslında Adıge yılının mevsimlerini ifade eder aynı zamanda. Bu dönenceler arasında 90’ar gün vardır ve bunlar (21-22 Mart-21 Haziran) ‘vağueber ş’ım qıxek’as’ denilen dönem ilkbahar mevsimine, (21-22 Haziran – 21 Eylül) ‘Vağueber meşım qıxeplhas’ denilen dönem yaz mevsimine, (21-22 Eylül – 21 Aralık) ‘Vağueber jığ şx’ak’em xex’as’ denilen dönem sonbahar mevsimine, 21-22 Aralık – 21 Mart arası)  ‘Vağueber Ş’ıgum xex’ajas’ denilen dönem ise kış mevsimini ifade eder. Bu mevsimlerin arasındaki tam bir dönence ise 360 günden oluşmaktadır. Eski Adıge halk takviminde bir yıl çeşitli olaylarla adlandırılan 18 ayrı zaman dilimi halinde bölümlenmiştir. Burada kullanılan ay isimleri günümüzde kullanılan gregoryen takvime aynı şekilde geçmiştir. Bir küçük not olarak: Yazın ve kışın en soğuk ve en sıcak günlerinin bu yıldız ile ilgisi olduğu düşünülür mevsim normalleri dışındaki havaların bu yıldızın konumundan kaynaklandığına inanılırmış. Yazın en sıcak günleri ‘Ğemahue şıle’ 16-17 Temmuz / 24-25 Ağustos arası, Kışın en soğuk günleri ise ‘Ş’ımahue şıle’ ise 16-17 Ocak / 24-25 Şubat arası döneme denk düşer.p> Yeni yıl geleneğinin çıkışı ve kutlanışı hakkında… Çok eski çağlardan bu yana Adıgeler bu günü büyük eğlencelerle kutlarlar. Yazılanlardan bu geleneklerin 5 bin yıl öncesine kadar dayandırıldığı görülmekle birlikte bunun ispat edilebilirliği yoktur doğal olarak. Fakat kutlamanın biçimine bakıldığında İslam’dan çok öncesine Adıgelerin ateşe taptıkları Mecusilik dönemine dayandığı görülmektedir. Bu açıdan yeni yıl kutlamalarının kültürümüzde çok eski bir yeri olduğunu söyleyebilmekteyiz. Esasında bu kutlamaların halkımızın kültürü ile veya inancı ile bağlantısının ne olduğu konusuna artık pek de bakılmamaktadır günümüzde. Fakat 21 Mart tarihi son bir kaç yıldan bu yana Adıgey’de net bir tanımlama ile “Adıge yeni yılının başlangıcı” olarak kutlanmaktadır. Bu kutlamalar kültür bakanlığının ve çeşitli kültür araştırmacılarının da desteği ile artık bir resmiyet ve devamlılık kazanmıştır. Diğer bölgelerde de bu kutlamalar aynı şekilde yapılıyor olmakla birlikte eski Adıge geleneğinin bir devamı olarak tekrar edilmekte, tam olarak Adıgey’de olduğu gibi net bir yeni yıl kutlaması vurgusu yapılmamaktadır. Fakat bu bölgelerde o şekilde kutlanıyor olması durumu değiştirmez. Çünkü incelendiğinde görülmektedir ki diğer halklarda baharın başlangıcı, kışın bitişi şeklinde kabul edilen Delfin yıldızının görünmesi olayı, Adıgelerde aynı zamanda bir takvim yılının başlangıcı manasına da gelmekte yukarıda açıkladığımız şekilde bir yılın bölümleri bu yıldızın gökyüzündeki hareketine bağlı olarak tayin edilip belirlenmektedir. Adıge yeni yılının çıkışı hakkında Maf’edz Serebiy şöyle yazmaktadır: “Bu kutlamalar, gece ile gündüzün eşitlendiği zamanda Mecusi inanışından kalma bir gelenekle ateşin tanrısına kurban kesilmesine ve bütün ailenin bu nedenle bir araya gelerek kutlamalar yapıp tanrıya saygılarını sunmasına kendilerini koruması için dualar etmesine dayanan bir ibadet tarzı kutlamadır.” (Bu gün hala bu kutlamalara ‘maf’eşx’a ced wuk’ın’ denilmektedir bazı yerlerde) Yani Mafedz Serebiy’e göre 21 Mart’ta yapılan bu kutlamaların asıl çıkışı ateşin tanrısına yakarış mahiyetinde bir törene dayanmaktadır. Bu gün de insanlar güçleri yettiği oranda kimisi sığır, kimisi koyun, kimisi tavuk hindi, her neye gücü yetiyorsa bir kurban keser bütün aile bir araya toplanarak yemek yenir ve sadece o gün tüm aile büyük küçük ayırımı yapılmaksızın hep birlikte sofraya oturur. Çünkü bu yemek bir ibadet olarak kabul edilir ve sonunda topluca dualar edilir. Bu gün halkımızın büyük bir kısmı Müslüman olmuş olmasına rağmen, bu kutlamalar hala devam etmekte ve İslam dini ile bir ilişkisi olmadığı halde devam ettirilmektedir. Çünkü bu günün yukarıda açıkladığımız Adıge yeni yılının başlangıcı olması gibi özel bir anlamı daha vardır halkımız için. Öte yandan Adıgey Cumhuriyeti’nde yapılan kutlamalarda bu günün yeni yıl özelliği daha fazla ön plana çıkmakta, en azından yapılan kutlamalarda çeşitli kültür araştırmacılarının bilim adamı ve yazarların katıldığı toplantılar düzenlenmektedir. Bu toplantılarda günün Adıge yeni yılı olma özelliğine yönelik yapılan aratırmalar ve çalışmalar sunulmakta böylece 21 Mart tarihinin olması gereken bu yönü ile yerleşmesine çalışılmaktadır. Bu toplantılarda konuşan Adıgey tarih araştırmacıları Jendar Mariyet ve Wuneroqu Mir’ın verdikleri bilgiler; Adıgelerin bu güne göre bütün bir yılı yorumladıklarını gösteriyor. 21 Mart günü eğer sıcak ve güneşli ise yılın iyi geçeceğine, hava bulutlu ve yağmurlu ise yılın sıkıntılı geçeceğine inanılır, ayrıca turnaların hareketlerinden yılın gelişi hakkında yorumlar yapılırmış. Jendar Mariyet’in verdiği bilgilere göre, bu gün ile ilgili çeşitli inanışların da olduğunu görüyoruz. Mesela o gün kötü ruhların serbest kaldığı ve yeni yıl ile eski yılı birbirine karıştırdıkları gibi bir inanış mevcutmuş halk arasında. Bu nedenle onları uzak tutmak için evlerin ocaklarında ateşler yakılır, dumanı kapı ve pencereler önünden geçirilir, külleri evlerin etrafına serpiştirilir ve böylece büyülerden ve büyücülerden ve kötü ruhlardan korunulacağına inanılırmış. 21 Mart günü süslenen ağaca çeşitli hediyeler asılır, ailelerin bütün fertleri sofrada olmak üzere toplanarak bu ağacın altında yemek yenilirmiş. Daha sonra dualar edilerek istenen şeyler için yakarılır, hastaların şifa bulması, yoksulların zenginleşmesi için dua edilir, güneşe ve sıcağa yakararak bereket iyilik güzellik dilenirmiş.p> Kaynaklar: M.Papşu, Çerkeslerde Eski Takvimler (çeviri derleme). E.Yıldız, Çerkesler ve Gökyüzü (çeviri derleme). E.Yıldız, Adığe Psalhe + Adıge Maq, Mart 2005 Elot.ru, 21 Mart 2006 sayısıp> div>nanKaffed

14 Mart Anadilimize Karşı Sorumluluklarımızı İhtar Ediyor

Federasyonumuz ve üye derneklerimiz tarafından 14 Mart Adıge Dili ve Edebiyatı Günü bu yıl da farklı şehirlerde çeşitli etkinlikler ile kutlanmaktadır. Dün soykırım, etnik temizlik, dağınık iskan ve asimilasyon politikalarının olumsuz etkisine maruz kalan dilimiz ve kültürümüz, bugün de kentleşme ve popüler kültür karşısında okullarda dil eğitiminin hala yeterli güvenceye alınamamış olması nedeniyle, ciddi risk altındadır.p> Bu riski göğüsleyecek ve üstesinden gelecek bir toplumsal kimlik bilinci geliştirilmesi, bu bilinç etrafında örgütlü mücadele azminin yükseltilmesi konularını, gerek kurumlarımızda gerek ailelerimizde gündemimizin üst sıralarına taşımamız gerekiyor. Bu bilincin gerek anavatanımızdaki Cumhuriyetlerimizde gerekse başta en büyük nüfusumuzun bulunduğu Türkiye olmak üzere diaspora ülkeleri arasında yaygınlaştırılması için daha fazla çalışmamız gerekiyor. Dilimizin anavatanımızdan, orada gelişen bilimsel, edebi, sanatsal ve politik kaynaklardan kopuk bir şekilde yaşatılması ve anlamlı bir ölçekte geliştirilmesi mümkün değildir. Anavatanımız ile Türkiye ve diğer diaspora ülkeleri arasında dil, sanat ve edebiyat alanlarındaki işbirlikleri artırılmalıdır. Anavatandan kopuk yaklaşımların dilimize ve kimliğimize de ket vuracağını bilerek bu gibi yaklaşımlara karşı toplumumuzun uyanık olması özel önem taşımaktadır. Üniversitelerimizde açılan bölümlerin, ortaöğretim kurumlarına konulan seçmeli derslerin ve son olarak da bu yıl Federasyonumuzun katkıları ile kabul edilen Halk Eğitim Merkezleri tarafından anadili kurslarının desteklenmesi imkânının toplumumuzun sahip çıktığı ölçüde yaşatılabileceğini ve ileriye taşınabileceğini göz ardı etmemek gerekmektedir. Bu konuda gerek ailelerimize gerek kurumlarımıza önemli görevler düşmektedir. Bir dilin yok oluşunun önlenmesi, sadece bireylerin, ailelerin ve Sivil Toplum Kuruluşlarımızın altından kalkabileceği bir yük değildir. Çeşitli vesilelerle gündeme getirdiğimiz gibi dilimize ve kimliğimize dair taleplerimizi demokratik kanallardan kamusal alanlara taşımalıyız, kamu kurumları ile karşılıklı saygıya dayalı yapıcı diyaloglar ile özellikle AB süreci ile elde edilen kazanımların geliştirilmesi için çalışmaya devam ediyoruz. İnkar ve asimilasyon politikalarından önemli ölçüde dönülmüş olması, merkezi ve yerel yönetimlerin pek çok hususta yapıcı desteklerinden büyük memnuniyet duyuyoruz. Bu yaklaşımın tüm kamu kurum ve kuruluşları ile toplumun geneline yayılması en büyük arzumuzdur. Ancak demokratik bir toplum düzeninde tüm dil ve kültürlerin korunması ve geliştirilmesi hususunda kamu kurumları desteklemenin ötesine geçip doğrudan sorumluluk almalıdır. Bugüne kadar pek çok kurum ile yürüttüğümüz işbirliğinde olduğu gibi yarım asrı geçen kurumsal kapasitemiz ile böylesi bir demokratik anlayışa yönelecek tüm kamu kurumlarına desteğe hazırız. Bunun ilk adımı olarak da kamu yayıncısı olan TRT nin Çerkesce TV kanalı açmasına yönelik uzun yıllara dayalı talebimizin hayata geçirilmesine dönük beklentimizi yeniliyoruz. Kimliğimizi ve dilimizi koruma taleplerimizin, bir buçuk asırdır Türkiye’de birlikte yaşadığımız diğer kimliklere mensup dost ve komşularımız tarafından da büyük bir içtenlikle desteklenmesinden de özellikle mutluluk duyuyoruz. Küçük bir azınlığın zaman zaman sergilediği ve bilgisizliklerinden kaynaklandığına inandığımız nefret söylemine varan söylemleri ise demokrat ve vicdanlı çoğunluğun desteği karşısında göz ardı ediyoruz. Ülkemizin demokratikleşmesi her kimlikten ve kesimden insanımızın lehinedir ve kamu yararınadır. Toplumsal barışı ve huzuru güçlendirecek olan yol da budur. Bu duygu ve düşünceler ile atalarımızın bize mirası ve ülkemizin de kültürel bir zenginliği olan Adige Dilini, tüm dünya halkları ile dayanışma içerisinde, nice 14 Mart’lara taşıyacağımız inancı ile, Adige Dili ve Edebiyatı Günümüzü kutluyoruz. KAFFED ANADİLİ KOMİSYONU div>nanKaffed

Düzce Üniversitesi’nde Adıge Dil Günü Kutlanıyor

Düzce Üniversitesi her yıl olduğu gibi bu yıl da "Adıge Dil Günü"nü kutluyor. Düzce Üniversitesi Çerkes Dili ve Edebiyatı programının ev sahipliğinde, Düzce Adıge Kültür Derneği, Adıge Dili ve Edebiyatı Derneği, Köprübaşı Ömer Efendi (Haçemziye) Köyü Adıge Kültür Evi Derneği, Adıge Düşünce Derneği ve Düzce Dostluk Kulübü 'nün ortaklaşa düzenledikleri, Ankara Çerkes Derneği Minkler Dans ekibi ve Hantse Guaşe grubunun da yer alacağı "14 Mart Adıge Dil Günü" etkinliği'ne anadiline değer veren herkes davetlidir. 14 Mart Adıge Dil Günü Tarih: 16 Mart Cumartesi Saat: 15:30 Yer: Düzce Üniversitesi İstiklal Konferans Salonu  p>nanKaffed

Düzce Üniversitesi’nde Adıge Dil Günü Kutlanıyor

Düzce Üniversitesi her yıl olduğu gibi bu yıl da "Adıge Dil Günü"nü kutluyor. Düzce Üniversitesi Çerkes Dili ve Edebiyatı programının ev sahipliğinde, Düzce Adıge Kültür Derneği, Adıge Dili ve Edebiyatı Derneği, Köprübaşı Ömer Efendi (Haçemziye) Köyü Adıge Kültür Evi Derneği, Adıge Düşünce Derneği ve Düzce Dostluk Kulübü 'nün ortaklaşa düzenledikleri, Ankara Çerkes Derneği Minkler Dans ekibi ve Hantse Guaşe grubunun da yer alacağı "14 Mart Adıge Dil Günü" etkinliği'ne anadiline değer veren herkes davetlidir. 14 Mart Adıge Dil Günü Tarih: 16 Mart Cumartesi Saat: 15:30 Yer: Düzce Üniversitesi İstiklal Konferans Salonu  p>nanKaffed