Genç Ressamlar Ödüllerini Aldılar

KAFFED 'in 21 Mayıs Çerkes Soykırımı ve  Sürgünü Anma Programları çerçevesinde, bu yıl iki yaş kategorisinde düzenlediği resim yarışmasında dereceye giren yarışmacılarımıza  ödülleri teslim edildi.   7-12 Yaş arasındaki çocuklarımızın katılımı ile “Hayalimdeki Kafkasya"; 13-18 Yaş arası gençlerimizin katılımı ile  “21 Mayıs Çerkes Sürgünü"  konularında toplam 60 eser değerlendirmeye alındı.   Yarışmanın jüri üyeliklerini Faruk KUTLU, Ahmet ÖZEL, Meral FIDAN, Sevim SEYHAN ve Özcan ATICIER  yaptı.   Yarışmanın 7 -12 Yaş kategorisinde Birincilik ödülü Nisa ANGI'ya, ikincilik ödülü Nilsu SÜRÜCÜ'ye, üçüncülük  ödülü Elanas KALYON ‘a verilirken 13-18 Yaş kategorisinde birincilik ödülü Sura YAŞA, ikincilik ödülü İrem Nur AYSAN, üçüncülük ödülü ise Zeynep IŞIK’a verildi.   Ayrıca yarışmaya katılan 5 yaşındaki Ayşe Sare KOPTEKİN'e özel ödülü verildi.   Birinci olan yarışmacılarımiza tablet, ikinci olanlara kol saati, üçüncü olanlara ise taşınabilir müzikçalar ödülleri ile sertifikaları karılımcıların yaşadıkları illerde KAFFED Yönetim Kurulu Üyeleri ve yetkilileri aracılığı  ile ulaştırıldı.   Yarışmaya katilan tüm yarışmacı çocuklarımıza, onları teşvik eden ailelerine ve jüri üyelerine teşekkür ederiz.   Kafkas Dernekleri Federasyonu   {gallery}/haber/federasyon/2020/Resim_Yarismasi{/gallery}div>nanKaffed

DUYURU

  Kafkas Dernekleri Federasyonu bünyesinde, Yönetim Kurulu kararı ile Çerkes el sanatlarını araştırmak, yaşatmak, geliştirmek amacıyla, ÇERKES EL SANATLARI ÇALIŞMA GRUBU kurulmuştur.   M.Ö 5000  yıllarına kadar dayanan kadim kültürümüzün objelerinin ve özgün değerlerinin yok olmaması, gelecek nesillere aktarılması kültürümüzün gelişerek devamı için yaşamsal önem taşımaktadır.   Yalnızca yaşamak değil, kimliğimiz ile var olmak savaşı verdiğimiz diyasporalarda etnik kültürüne sahip çıkmak konusundaki eksikliğimiz elimizdeki değerlerimizin zamanla önemli ölçüde yitip gitmesine yol açmıştır.   Kendi kültürümüzü öncelikle kendimiz koruyabilir ve gelecek nesillere taşıyabiliriz düşüncesi ile Çalışma Grubumuz, Türkiye’de değişik yörelerde yaşayan, Çerkes toplumunun sahip olduğu anavatandan getirilmiş veya orijinal tekniklerle üretilmiş Çerkes el sanatları objelerinin derlenerek, fotoğraflarının ve koruyan kişilerin isimleri ile sülale isimlerinin yer aldığı bir arşiv oluşturulmasını amaçlamaktadır.   Bu bağlamda tarihi değer taşıyan Çerkes El Sanatları objelerine sahip kişi ve ailelerin obje fotoğrafı ve bilgilerini bizlere ulaştırması, kültürel mirasımızın korunması ve gün yüzüne çıkarılması için büyük önem arz etmektedir.   Kamuoyumuza bilgi paylaşımı konusunda desteklerini beklediğimizi saygıyla duyuruyoruz.   İletişim adresi:   kaffedcerkessanatları@gmail.comdiv>  div>                                                   KAFKAS DERNEKLERİ FEDERASYONU                                               ÇERKES EL SANATLARI ÇALIŞMA GRUBU YÖNETİM KURULU ÜYELERİ Nesrin Alpan Ferit Domaniç ÜYELER Melekhan ATALAY Esen BAL                     :  0553 989 25 45             Janset DİNÇ                   : 0532 482 83 20 Şeneser TOKMAK        :  0505 452 97 82             Tijen HATAM                    : 0538 266 12 11 Saime SÖNMEZ           :  0537 796 57 56             Hülya KIZILKAYA             : 05367 09 38 29 Tezer TOKOĞLU           :  0537 624 78 70            Asiye YAĞAN                   : 0535 655 65 50 Nesteren TOKOĞLU     :  0538 509 17 50   {gallery}/haber/federasyon/2020/Cerkes_Sanatlari{/gallery}div>  div>         div> div>nanKaffed

Çerkes Özgürlük Meclisi

Çerkes Ulusal Meclisi, 13 Haziran 1861'de Çerkesya'nın bağımsızlığını korumak için Soçi (Saçe/Шъачэ) yakınlarında Şapsığlar, Abzehler ve Wubıhlar tarafından oluşturulmuş olan meclistir. Meclis kavramı modern anlamıyla ortaya çıkmazdan önce de Çerkesler yerleşim bölgelerini Xase denen, gerekli görülen durumlarda toplanan küçük meclislerle, Xabze kurallarına göre idare ediyorlardı.  Hatta daha geriye gidersek mitolojik çağda Nartların Xase toplayarak ortak kararlar aldıklarını biliyoruz. Çerkesler danışmaya, istişareye daima önem veren bir halk olagelmişlerdir. Hatta tam da bu konuyla ilgili bir atasözünü burada zikretmeliyiz mutlaka: “Danışacak kimsen yoksa bile kalpağını karşına koy ona danış ”. Bu söz Çerkes toplumunun istişareye, ortak karar almaya ne denli yatkın olduğunu ifade etmeye yeter. Ancak bu küçük yerleşim yerlerinde çok güzel uygulayageldikleri Wunafe, Zeuç, Xase geleneğini tüm Çerkes coğrafyasını kapsayacak şekilde savaş döneminde toplumu birleşterebilmek, toplu ortak karar alabilmek açısından uygulayabildiklerini söyleyebilmek pek kolay değildir. 13 Haziran 1861 tarihinde ilan edilen Çerkes Ulusal Meclisi ( Büyük Özgürlük Meclisi) maalesef Çerkes tarihinde derinlemesine incelenmemiş, üzerinde pek durulmamış, ön plana çıkarılmadığı için genellikle de gözden kaçmış bir tarih ve olaydır. Ancak Çerkes tarihine baktığımızda bunun gerçekten çok önemli ve anlamlı bir dönüm noktası olduğunu görürüz. Çünkü bu meclisin kurulması Batı Kafkasya’da bir Çerkes Devleti’nin ilanı anlamına gelmektedir. Aslına bakarsak General İsmail Berkok buna benzer bir teşkilatlanmanın 1807 yılında gerçekleştiğini ifade etmektedir. Bu teşkilatın Kalawubatıko Şuwpago önderliğinde 12 Eyaletten oluşan bir devlet tipi olduğunu, milli birliğe dayalı, maddi ve manevi olarak milletin tüm güçlerini birleştiren bir teşkilat kurmanın amaçlandığını yazar ve bu 12 eyaleti de sıralar. Bu eyaletler şunlardır:              1- Şapsığ-Nathuaç, 2- Abzeh, 3- Kemirgoey ( Çemguy) , 4- Barakay, 5- Bjeduğ, 6- Kabardey-Besleney,         7- Hatukay, 8- Mehoş, 9- Başılbey 10- Teberda (Karaçay-Malkar), 11- Abhazya, 12- Vubıh Bölgesi. 12 eyaletin her birinin kendine ait bir idaresi ve işlerini görüşeceği birer meclisleri vardı. Bu eyalet meclislerinin temsilcilerinden oluşan 300 kişilik bir Milli Yemin Meclisi  ( Jilethaua Xase) oluşturulur. Berkok Paşa, bu Meclisin Çerkes topraklarının çeşitli yerlerinde toplanarak güçlü bir yapı oluşturmak için görev yaptığını, bu birlik ruhunun da 1864 e kadar direnişi beslediğini ifade etmektedir. Şamil’in naibi Muhammed Emin de bir süre bu meclise liderlik etmiştir. Bu dönemde Muhammed Emin Meclisi örgütleyerek, teşkilatları ile birlikte daha kurumsal bir yapıya sokmaya çalışarak birliği sağlamak için çaba gösterdi ise de bir aşamaya kadar başarabildi. İdari ve adli alanda yapılan bazı düzenlemeler dışında Çerkes topraklarında ciddi bir başarı sağlayamadı.   Çeşitli yerlerde gerekli görülen zamanlarda toplanan bu meclisin bir merkezi, binaları ve kurumları oluşturulamadı. Rusların işgallerine karşı organize olmaktan başka amaç gütmeye fırsat bulamadı demek yanlış olmaz. Bu meclis toplantılarının yabancı görgü tanıkları da vardır: Edmund Spencer, John Longworth, James Bell, David Urquhart, Şövalye Taitbout de Marigny...                    13 Haziran 1861 de Hacı Granduk Berzeg’in liderliğinde kurulan Yeni Meclisin ( Büyük Özgürlük Meclisi )  Jilethaua Xase’ nin yaklaşık 50 yıllık mücadelesini yeni bir aşamaya geçirdiğini, Çerkeslerin artık bağımsız bir devlet oluşumuna geçtiğini de söyleyebiliriz. Bu meclis de Haziran 1861 den 1864 yılına kadar işgale karşı direnişi organize etmeye çalışacaktır. 1763 yılından itibaren Ruslar ile Çerkeslerin daha yakın temas ve çatışma ortamı içine girmesi ile başlayan mücadele öncelikle Kafkasya’nın doğusundaki Dağıstan ve Çeçen, Oset topraklarında “Gazavat” anlayışı etrafında şekillenirken batı Kafkasya’da bulunan Çerkesler doğuya oranla daha az tehdit hissettiler. Ancak Kırım Savaşından sonra İngiltere ve Fransa Çerkesleri Rusya karşısında yeterince desteklemeyince yüz yıla yaklaşan savaşın en amansız, acı ve dehşet dolu günleri yaşanmaya başlandı. Yıllardır Osmanlı Devleti ile Çerkesler arasındaki ilişkileri yürütmeye çalışan Zanıko Seferbiy de beklediği desteği bulamadı. Doğu Kafkasya’daki savaşın Şamil’in teslim olmasıyla sona ermesi (Eylül 1859) sonucunda Ruslar askeri güçlerini ve dikkatlerini batıdaki Çerkes topraklarında yoğunlaştırmaya başladılar.  Zanıko Seferbiy ’in ( 1859 sonu veya 1860 Ocak ayı )  vefatı da bu dönemdedir. Zanıko Seferbiy ile birlikte Çerkesler, savaşın batıda iyice yükseleceği bir dönemde uluslararası bir diplomatlarını kaybetmiştir. Yani 1859 yılı Çerkes toprakları için önemli bir dönüm noktasıdır. Bu tarihten itibaren ağırlığı Batıdaki Çerkes topraklarına kaydıran Ruslarla yapılan savaşlarda yeni bir örgütlenme ihtiyacı olduğu kendini bir kez daha belli etmeye başladı. Ruslar Çerkeslere Kuban nehrinin ötesine veya Osmanlı topraklarına gitmeleri için iki seçenek sunuyordu. Kazak Birlikleri Komutanı General Filipson Çerkes topraklarını barışçı yöntemlerle uzun vadede almak taraftarı iken Kuban Bölgesi Komutanı Kont Yevdokimov Çerkesleri yerlerinden söküp atarak Kazakların yerleşecekleri alanın dışına çıkarmak ( Kuban ötesi)  veya Osmanlı topraklarına göçe zorlamak politikasını savunuyordu. Çerkeslerin sürgün edilmesi fikri ise ilk olarak Kafkas ordusu Genelkurmay Başkanı General D.A. Milyutin tarafından dile getirildi. Kırım Savaşından az sonra 1857’de hazırladığı bir raporda Çerkesleri Don Bölgesinde iskân etmek gerektiğini savundu. Bu raporda Çerkeslerin Don Bölgesinde koloniler halinde yerleştirilecekleri yerleşim birimleri kurulması ancak; bu planın Çerkeslerden son ana kadar gizlenmesi gerektiği yazıyordu. Kafkasya Ordusu Komutanı General Prens Baryatinskiise 1860’da Petersburg’daki Çar’a verdiği raporda Kuzeybatı Kafkasya’daki Çerkeslerin bir kısmının Osmanlı topraklarına sürülmesinin hem savaşı bitireceğini, hem de Çar’ın paralarının israf edilmemiş olacağını ifade ediyordu. Özetle böyle bir askeri ve siyasi ortamda; 13 Haziran 1861’de ( Bugünkü takvime göre 25 Haziran ) Kont Yevdokimov ‘un idare ettiği Rus ordularına karşı birlik oluşturarak karşı koyabilmek için Wubıhlar, Abzehler ve Şapsığlar bir araya gelerek yeni bir örgütlenmeye gittiler. Soçi ile Psışuape arasında bir yerde toplanarak (Xaseşho olarak da bilinir) Özgürlük Meclisi’ni (Шъхьафитныгъэ Хасэ)  kurduklarını ilan ettiler. Rusya, Osmanlı Devleti, İngiltere ve Fransa’ya bağımsız bir Çerkes Devleti kurulduğunu bildirme kararı aldılar. 15 kişiden oluşan Meclisin başkanlığına Wubıh Hacı Granduk Berzeg seçildi. Devletin idari, adli ve askeri yapıları belirlenerek seküler bir anlayışla, seçimin hakim olduğu demokratik ilkeler çerçevesinde kurulan bu Özgürlük Meclisi devlet teşkilatlanmasını tamamlamaya gayret etti. Meclis, hâkimiyetindeki toprakları 12 bölgeye ayırdı, yönetim organı kurdu ve vergi almaya başladı. Düzenli ordu kurulması için her 100 hane 5'er atlı vermek zorundaydı. Meclis'in mahkeme binası, ibadethanesi ve misafirhanesi bulunuyordu. Zanıko Seferbiy ‘in oğlu Zanıko Karabatır, İsmail Barakay, Bidh Hasan Efendi, İbrahim Efendi gibi isimler meclis üyesi olarak görev yaptılar. 1861 yılının Eylül ayında Meclis üyeleri, “yeniden fethedilmiş toprakları” görmek için bölgeye gelen II. Aleksandr'ın bulunduğu Khamketi istihkâmını ziyaret ettiler. Burada Hacı Granduk “Çerkes Boyları Birliği'nin Muhtırası”nı Çar'a sundu. Bu belgede, ezeli Çerkes topraklarının işgal edilmemesi, buralara stanitsa ve kaleler kurulmaması, köylerin ve yolların tahrip edilmemesi isteniyordu. Çerkesler, askeri harekâtın durdurulmasını ve statükonun korunmasını istiyorlardı. Delegelerin bu önerisi kabul edilirse, Dağlılar Rusya idaresini kabul edeceklerini taahhüt ediyorlardı. Fakat Çar'ın tutumu değişmedi. Çarlık, Çerkeslerin kayıtsız şartsız boyun eğmelerini talep ediyordu. Çar elçilerle gönderdiği mesajda; “Ben bir ay süre tanıyorum. Abzehler karar versinler: Kuban'a taşınmayı mı kabul edecekler yoksa Türkiye'ye mi gidecekler. Karar versinler” diyordu.  Bu görüşme de Sürgün edilmeye engel olma çabalarını boşa çıkardı. Savaşın kıyıcılığı gittikçe artan şiddette devam etti. 1862’den itibaren sürgün resmen uygulanmaya başlandı. 1864’e kadar süreç facialarla devam etti. 21 Mayıs 1864 tarihi; Kbaada Vadisinde yapılan Rus Askeri töreni ile bitmiş kabul edilen 101 yıllık savaş ile birlikte Çerkes Meclisi’nin de sonu oldu. Bu Meclisin Ruhu 11 Mayıs 1918’ e kadar soykırım, sürgün, iskân ve darmadağın edilen bir halkın mücadelesine tanıklık edecek,  bu tarihte Kuzey Kafkasyalılar özgürlük için Dağıstan, Çeçenya, Osetya’yı ve Batısındaki Çerkes topraklarını kapsayacak şekilde yine örgütlenecekler, devlet kuracaklar ama bu da maalesef kısa ömürlü olacaktır. Yüz bir yıl süren savaşlarda, 1807’den itibaren çeşitli dönemlerde toplanan, kararlar alan ve uygulayan Çerkes Meclisi içinde can siperane mücadele eden Çerkes kahramanlarımızın bir kısmının adlarını burada anmayı vicdanen borç addediyoruz. Burada adını anamadıklarımız için de atalarımızdan bizleri bağışlamalarını diliyoruz. Hacı Granduk Berzeg, Havudukua Mansur, Kalewubatıko Şuwpago, Şeretlıko Tıghujıkhue Khızbeç, , Hacı Makua Muhammed, Zanıko Seferbiy, Dazığyıkua Şupaşe, Şuruhyıko Duğuj, Beslenikua Arslan, Hatokşukua Muhammed, Yindaryıkua Muhammed, Hacı Degumuko Berzeg, Jansetyıkua, Rüstem Pe, Geriyikua Şemiz, Hajiyuko Mehmet, Babıko Hace, Zanıko İbrahim Karabatır, Barakay İsmail, Şumaf Biy,  Bidh Hasan Efendi, İndaryiko Mehmet, Arslangeri, Keriakyiko Ali, , Kasdemir, Şurukyiko,  Anzavurkovue Mehmet, Kundetiko Mehmetgeri, Dudarıko Voyij, Muhammed Emin, Cendere Hacı Hasan, Abdullah İsmail Efendi,  Hacızade Muhammed Efendi,  Thauşe, İbrahim Efendi, Huşt Hacı Hüseyin, Gustarıko İsmail, Hacı Ğuzbek, Wordevavyiko Zepş, Dzadzuko Ali, Berzeg Indar Hacı, Bastıko Pşımaf, Marşanyikouva Erişav, Kalubatuko Hatuk, Kastemir, Korosyiko Amirz, Basirbi Hacı Haç, Janbulat… Daha adını burada sayamadığımız binlerce Çerkes kahramanlarımızı saygıyla anıyoruz… Kaynaklar: Çerkes Soykırımı- Çerkeslerin XIX. yy Kurtuluş Savaşı Tarihi- Ali KASUMOV- Hasan KASUMOV Vatanından Uzaklara Çerkesler- Murat PAPŞU( Editör) Çerkes Sürgünü ( Gerçek, Tarihi ve Politik Nedenleriyle) – N. BERZEG Çerkes Soykırımı- Walter RİCHMOND Çerkesya- XIX. yy Tarih ve Etnografyası Çerkesya Savaş Mektupları- J.S BELL Çerkesya Seyahatnamesi- Şövalye Taitbout De MARIGNY Kafkas Halklarının Özgürlük Savaşı- John LONGWORTH Adığelerin XIX. yy Politik Tarihinin İncelenmesi Gerekir - Ashad Y. ÇIRG ( Çev. Murat PAPŞU) KAFDAV İnternet Sitesi – Tarih NIBE Anzor Makalesi- CHERKESIA NET.                                                                                                                 Kafkasya: Ümmetin Yetim Coğrafyası ANADOLUPLATFORMU. ORG.TR                                                                                                                                                                   nanKaffed

Gençlerle Gelecek: Toplumumuz, Kurumlarımız ve Gençliğimiz

    İlkini 22 Mayıs 2020 tarihinde Ankara Üniversitesi Kuzey Kafkasya Halkları Topluluğu’ndan (AnkaraKaf) Yakup Savaş ve Yıldız Üniversitesi Kuzey Kafkasyalı Öğrenciler Topluluğu’ndan (YıldızKaf) Gözde Duman’ın katılımı ile düzenlediğimiz “Gençlerle Gelecek” program serimizin ikincisini, 11 Haziran 2020 Perşembe akşamı saat 21:00’de Federasyonumuzun YouTube Kanalından gerçekleştireceğiz.    Bu programda “Toplumumuz ve Kurumlarımız Araştırma Yarışması”nda dereceye giren İzmir Çerkes Derneği Gençlik Komisyonu Grubu’ndan Selinay Arı ve Güney Marmara Gençlik Komisyonu Grubu’ndan Fatih Emir konuğumuz olacaklar.   Konuklarımızla hem yaptıkları araştırmanın sonuçlarını konuşacağız hem de toplumumuz, kurumlarımız ve gençliğimiz ile ilgili gözlem ve deneyimlerine dayalı düşüncelerini ve gelecek perspektiflerini ele alacağız.    Gençleri dinlemek, geleceğe güvenimizi tazelemek ve sorularımızı sorup cevaplarını almak üzere;   Genel Başkan Danışmanımız Ömer Atalar’ın moderatörlüğünde, 11 Haziran 2020 Perşembe akşamı, Saat 21:05 de  KAFFED YouTube Kanalında buluşalım.    nanKaffed

Kamuoyuna Duyuru

Bütün dünyayı etkisi altına alan Covid -19 salgın sürecinde maalesef anavatanımız Kuzey Kafkasya’nın Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde yaşayan kardeşlerimiz açısından ciddi sıkıntılar olduğu duyumları gelmeye başlamıştır.   Türkiye’de yaşayan Kuzey Kafkasya diasporasının temsilcileri olarak kardeş halklarımız Karaçay ve Çerkes toplumlarının her türlü sıkıntısı bizim için son derece önemlidir.    Karaçay –Çerkes Cumhuriyetinden gelen haberler üzerine bölgedeki STK’lar ile iletişim kurulmuş, bilgi alınmıştır. Cumhurbaşkanlığı ve TBMM nezdinde girişimlerimiz neticesinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bu konudaki hassasiyeti bizleri memnun etmiş, yardım konusunda umut vermiştir.    Türkiye’de yaşayan tüm Kuzey Kafkasya diasporası, gerekli yardımların hızla organize edilmesi konusunda  resmi makamların daha etkin ve hızlı adım atmasını beklemektedir.     1- Kafkas Dernekleri Federasyonu 2- Adana Çerkes Kültür Derneği 3- Afşin Kafkas Kültür Derneği 4- Antalya Çerkes Derneği 5- Arıkbaşı Köyü Kafkas Derneği 6- Aydın Kuzey Kafkas Kültür Derneği 7- Bahçelievler Kafkas Çerkes Derneği 8- Balıkesir Adığe - Çerkes Kültür Derneği 9- Bandırma Kuzey Kafkas Kültür Derneği 10- Biga Kafkas Kültür Derneği 11- Bolu Kafkas Derneği          12- Bozüyük Kuzey Kafkas Kültür Derneği 13- Bursa Çerkes kültür Derneği 14- Çerkes Derneği / Ankara 15- Çerkes Kültür Evi Derneği 16- Çorum Kafkas Derneği 17- Denizli Kafkas Kültür Derneği 18- Düzce Adıge Kültür Derneği 19- Eskişehir Kuzey Kaf. Kült. Ve Day. Der. 20- Gaziantep Kafkas Derneği 21- Göksun Çerkes Kültür Derneği 22- Gönen Kafkas Kültür Derneği 23- Hamamözü Çerkes Derneği 24- İnegöl Çerkes Kültür Derneği 25- İskenderun Çerkes Derneği Adıge Khase 26- İst. Uzunyayla Kafkas Kül. ve Yard. Der. 27- İstanbul Kafkas Kültür Derneği 28- İzmir Çerkes Kültür Derneği 29- Kahramanmaraş Kafkas Kültür Derneği 30- Karacabey Kuzey Kafkasya Kültür Der. 31- Kdz.Ereğli Kafkas Kültür Derneği 32- Kayseri Kafkas Derneği 33- Kiçir Adıge Derneği 34- Kocaeli Kafkas Derneği 35- Kütahya Kuzey Kaf. Kült.ve Day. Der. 36- Manisa Kafkas Derneği 37- Mersin Kafkas Kültür Ve Yard.Derneği 38- Mustafakemalpaşa Çerkes Kültür Derneği 39- Nazilli Kafkas Derneği 40- Reyhanlı Çerkes Derneği-Adığe Khase 41- Sakarya Kafkas Kültür Derneği 43- Samsun Çerkes Derneği 44- Sinop Kafkas Derneği 45- Sivas Kuzey Kafkas Kültür Derneği 45- Soma Kafkas Kültür Derneği 46- Söke Kafkas Derneği 47- Sungurlu Kafkas Kültür Derneği 48- Susurluk Kafkas Derneği 49- Şarkışla Kafkas Derneği 50- Tokat Çerkes Derneği 51- Turhal Kafkas Kültür Derneği 52- Uzunyayla Kültür Ve Dayanışma  Derneği/Kayseri 53- Vezirköprü Kafkas  Kültür Derneği 54- Yalova Çerkes Birliği Kültür ve Yardımlaşma Derneği   div>nanKaffed

Ünlü Dilbilimci John Colarusso YouTube Kanalımızda

13 Haziran, Cumartesi akşamı, saat 21.00'de Kafkas Dilleri uzmanı ünlü dilbilimci Sayın John Colarusso'yu YouTube kanalımızda konuk ediyoruz.p> Federasyonumuzun hazırladığı ve değerli dilbilimcimiz Ayla Bozkurt Applebaum’ın sorduğu soruları yanıtlayan, Sayın Colarusso, Kuzey-Batı Kafkas dilleri ve özellikle Çerkesce ile olan serüveninden, Nart Destanlarından, Hint-Avrupa Kültüründe Çerkeslerin yerinden ve günümüzde Çerkeslerin sorunlarına nasıl baktığından bahsediyor. İngilizce yapılan canlı kayıt, Türkçe altyazılı olarak yayınlanacaktır. İlk gösterimde gelen soruları Sayın Colarusso daha sonra canlı olarak yanıtlayacaktır.p>nanKaffed

“21 MAYIS” BİTMEDİ

 Dünya tarihinin en büyük 10 Soykırımı arasında gösterilen 21 Mayıs 1864 Çerkes Soykırımı ve Sürgünü’nün 156. Yıldönümü etkinlikleri, Covid19 Pandemi şartları altında da olsa, anavatan ve diasporada kurumlarımızın ve toplumumuzun yanı sıra dostlarımızın da desteği ile hem anma hem de demokratik taleplerimizin gündeme taşınması boyutlarında etkili şekilde gerçekleştirildi. Türkiye’de kurumlarımızın katkı ve çabaları ile Cumhurbaşkanı ve diğer siyasi parti genel başkanları dahil olmak üzere siyaset, bürokrasi, sanat, spor ve basın dünyası duyarlılık göstererek sesimizi kamusal alana güçlü şekilde taşımamıza destek oldular. Federasyonumuzun kuruluşuna da öncülük eden kadroların özverili çalışmaları ile düzenlenen 125. Yıl Anma Etkinlikleri ile başlayan süreç kaydedeğer bir noktaya ulaşmıştır. Tabiidir ki, geliştirilmeye açık pek çok alan da söz konusudur; bu alanlar üzerinde çalışmaya devam etmemiz gerekmektedir. Bu çalışmaların ne bir gün ne bir hafta hatta ne de birkaç yıl ile sınırlı düşünülmemesi gerekmektedir. Güçlü toplumsal desteğin yanı sıra konunun uzmanlarının katkıları ile bilimsel ve akılcı politikaların geliştirilmesi ve bu politikaların takipçisi olacak istikrarlı kurumsal desteğin sağlanması başarının anahtarıdır. Sonuç odaklı çalışılması elzemdir. Ancak sadece sonucun değil sürecin de kimlik bilinci ve demokratik kazanımlar anlamında değerli olduğu da gözden uzak tutulmamalıdır. Genel Kurul öncesi bu ihtiyacı göz önünde tutarak, 21 Mayıs 1864 Çerkes Soykırımı ve Sürgünü konusunda yapılandırılmış bir lobi/savunuculuk çalışmasını gündeme getirmiştik. Bu çalışmanın sadece yerelde değil hem ulusal hem de uluslararası ölçekte olması gerektiğini de belirtmiştik. Bu yıl yürütülen 21 Mayıs çalışmaları dahil olmak üzere, bugüne kadar bu alanda yürütülen çalışmalar da özü itibari ile saygın savunuculuk çalışmalarıdır. Hiçbir şekilde geçmişi önemsizleştirmeden geleceği kurmak, bilim ve akıl ışığında çalışmaları daha ileriye taşımak kurumsal ve toplumsal sorumluluğumuzdur. Bu alanda, pandemi sürecinin de etkisinin de azalmaya başlaması ile birlikte, önümüzdeki haftalarda gerek iletişim imkanlarını etkin kullanarak gerek sağlık şartlarının elverdiği ölçüde fiziki toplantılar ile; siyaset, diplomasi, hukuk, sivil toplum ve benzeri alanlardan uzmanlar ile kurumsal karar mekanizmalarımızı bir araya getireceğiz. Çalışmalarımızda toplumumuzun yetişmiş insan gücünün yanı sıra dostlarımızın ve anavatandan, ülkemizden, diğer diaspora ülkelerinden ve uluslararası camiadan ulaşabildiğimiz diğer uzmanların da katkılarını almaya özen göstereceğiz. Öncelikli hedefimiz bilimsel verilere ve güçlü argümanlara dayalı bir dosya çalışmasını tamamlamaktır. Daha sonra bu veriler ışığında soykırımın tanınması ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için savunuculuk çalışmalarımızı yapılandırılmış şekilde hızlandıracağız. Bu çerçevede, başta anavatana dönüş ve çifte vatandaşlık hakkı olmak üzere, dil, kimlik ve kültürümüze ilişkin hak ve taleplerimizi ulusal ve uluslararası ölçekte kamusal alana akılcı bir şekilde taşıyacağız. Niteliği itibari ile uzun soluklu ve istikrarlı olmak durumunda olan 21 Mayıs Çerkes Soykırımı ve Sürgünü’ne ilişkin savunuculuk çalışmalarımızın başarıya ulaşması için toplumumuzun ve dostlarımızın güçlü desteğini bekliyoruz. Kafkas Dernekleri Federasyonu  nanKaffed

Лажьэр жьы мыхъуми, гуауэр зэдэбгуэшыху мэкIащхъэ

Адыгэм ди «Щыгъуэ махуэр» лъэпкъ гуауэшхуэм и нэгъыщэщ, лъапсэрых-лъэпкъгъэкIуэд кыщытхуагъэкIуа махуэщ, лъапсэрыхым къелар кIуэдыпIэ щрагъэхуа, адэжь щIыналъэм щрахуа махуэщ, жьы мыхъужын гу-щхьэ лажьэщ. Илъэси 130-м нэблагъэкIэ дунейпсом нэрмылъагъу нэпцI защIа, ди адэшхуэхэри ар тщагъэгъупщэну хэта пэтми, лажьэр жьы хъуркъыми, тщыгъупщакъым, лъэпкъым и гурыгъу мафIэ щэхур аргуэру къызэщIэлындэжащ. 1990 илъэсхэм къыщыщIэдзауэ лъэпкъыр и мафIэс сахуэхэм, и яжьэ пщтыр лъалъэхэм аргуэру къахэхъукIыжу, къызэфIэувэжу, зыпкъ иувэжу щIидзэжащ, гущIэгъурэ гулъытэрэ зыхэлъ цIыхуфIхэми, абы зэгухьэныгъэхэми ди лъэпкъ гуауэр кIуэхукIэ нэхъ лъэщыу къыддагуэшу щIадзащ.p> Япэрауэ, адыгэм ди «Щыгъуэ махуэр» къызыхэкIар, къытхуэзыхьар захуэу зэхэгъэкIын, IупщIыу утыку къилъхьэн хуейщ. Урысхэм «Кавказ зауэ» жаIэу щытащ япэм, ар нэхъ пэжынкIэ хъунущ иджы зэрыжаIэм елъытауэ. ДауикI, «Урыс-Кавказ Зауэ» жыIэгъуэр пэжкъым, захуэкъым, къэхъуа-къэщIам хуэкIуэкъым. Сыту жыпIэмэ, япэрауэ, урысыр лъэпкъщ, Кавказыр щIы кIапэщ, географием и зы къуапэщ. Лъэпкърэ щIырэ зэзауэкъым, зэзауэр лъэпкъитIщ, къэралитIщ, дзитIщ. Урысеймрэ Кавказымрэ жыпIэми хуэкIуэркъым, зы къэралрэ зы щIыпIэрэ е щIыпIитIыр даурэ зэрызэзэуэнур!? Урысхэмрэ Кавказ лъэпкъхэмрэ жыпIэми захуэ хъуркъым. Сыту жыпIэмэ, лъэпкъхэр аракъым зэзэуар, Урысей пащтыхьыгъуэм и дзэхэмрэ кавказ лъэпкъхэмрэ аращ. Ауэ ари пэж дыдэ хъуркъым. Сыту жыпIэмэ, къэралитI зыгуэр зэтрахыу зэпыщIэуварэ я дзитI зэрагъэзэуамэ апхуэдэу жыпIэ хъунущ. Ауэ дэ ди зауэр апхуэдэуи щыткъым. Зы лъэныкъуэр Урысей империер, абы и дзэ мэхъаджэхэр арат ауэ адрей лъэныкъуэм къэрали, дзэи щыIакъым. И Хэкум къебгъэрыкIуа Урысей империем и дзэшхуэхэм, къэрали дзэи зимыIэ адыгэ лъэпкъыр, жылагъуэр, цIыху къызэрыгуэкIхэр пыщIэувауэ аращ. ИкIэм икIэжым я къуажэхэм мафIэ иридзыурэ, я нанухэр бжыпэкIэ ныбэм къырригъэдзыурэ, я мэшхэр шы гуартэхэм яригъэудэурэ Урысей империем псэупIэ къызыхуимыгъэнэжа адыгэ лъэпкъым лъапсэрых, лъэпкъгъэкIуэд къыхуихьащ, и Хэкур къизэуащ, а емынэм къелари и адэжь щIыналъэм ирихущ, лъэщыгъэкIэ баштекъузэкIэ иригъэкIри, «мухьэжыр», «хэхэс», «диаспорэ» ищIащ. Ар лъэпкъым ажал къэсыпIэ хуэхъужащ. ЗэрытщIэщ е тщIэн зэрыхуейщи, урысхэр КавказкIэ зэджэ Къэфкъасием и щIыдэхъу лъэпкъщ адыгэр, «дунеижьыр щымыджэмыпцIэрэ щIылъэр щызэпцIагъащIэ» лъандэрэ Къэфкъасием щопсэур. И бзэр, и хабзэр, и щIэнхабзэр, и лъэпкъ-цIыху щIыкIэр (характеристикэр) илъэс мин бжыгъэ куэдым къриубыдэу а щIыналъэм къыщызэфIигъэуващ, и пщIантIэпс, и лъыпс хигъэлъадэурэ а щIы кIапIэр нэхъ лъапIэж ищIащ, адыгэпсэр пытыху Хэку зыхуищIащ. А Хэку лъапIэр «Тхьэшхуэм езым зыхухихыжа» пэтми, адыгэм къыхуигъэфэщауэ ибжащ, фIы илъэгъуащ, и псэм пищIащ, нэхъ лъапIэжуи зыхищIащ. Сыт щыгъуэ сыт хуэдэ къару лъэщ къебгъэрыкIуами, зэи къикIуэтакъым, и Хэкур, и напэр, и щхьэхуитыныгъэр къихъумэжын щхьэкIэ и псэ еблэжакъым, илъ хигъэлъэдащ, и псэ хилъхьащ. Ауэ яужьрейуэ, империе гупсысэм итхьэкъуа Урысей Империер къебгъэрыкIуэри, и дзэ лъэщхэр къриутIыпщащ. Бийм и лъэщагъри, кIэухыу зауэм хуэхъункIэ хъунури  илъэгъуа, зыхищIа пэтми, псэемыблэжу илъэсищэм щIигъукIэ пыщIэтащ, «е улIын е улIэн» жиIащ. ЛIар напэ къабзэкIэ лIы хуэдэу зауэурэ лIащ, лIыхъужьу лъэпкъ тхыдэм, щIэжым къыхэнащ, и щIэблэхэм, и лъэпкъэгъухэм я гум къинэжащ. Урысей империем и дзэшхуэ гуэрым щэпашэу (капитану) хэта Александр Зятов 1865 гъэм къитхыжащ мыпхуэдэу: «Адыгэхэм я къуажэхэр зэщIэдгъэсхьащ, я Iэщ-былым зэтедыукIащ, я мэшхэр шыхэм едгъэулэгуащ... Я нанухэр гущIэгъуншэу зэтедыукIащ... Апхуэдэ хьэкIэкхъуэкIагъ зэрызетхьам щхьэкIэ урыс пащтыхьым (царым) мы щIыхь бгъэхэIур къыдитащ. Ар сыт хуэдэ щIыхь?! ЩIыхь зиIэ цIыху апхуэдэ ищIэн!? Сэ махуэ къэс Тхьэшхуэм солъэIу къысхуигъэгъуну... Ахэм я Хэку къахъумэжу арат икIи лIыхъужьхэт. Дэрамэ, цIыхугъэ фащэм дикIауэ дыхьэкIэкхъуэкIэ хуэдэт. Гъэру зыIэщIэдгъэхьа адыгэхэмрэ дыщызэбгъурыувэкIэ дэ абыхэм драгъэр хуэдэт, ахэр арамэ, гушхуагъэшхуэ яхэлъу я пкъыр задабзэу яIыгът, щырытхэт. Тхьэшхуэм къысхуигъэгъу!..»p> ЦIыхугъэрэ гущIэгъурэ хэлъыу, апхуэдэу къэзытхыжа урыс дзэлIыу щыIэр зыкъым, тIукъым, мащIэкъым. Ахэр псори зэщIэкъуэжауэ хэIущIыIу щIыжын хуейуэ къэтщ. А къалэныр нэхъыбэу зылъысыр, хэкурыс ди къуэшхэр аращ, зэрыурысыбзэм къыхэкIкIэ. НэгъуэщI лъэпкъхэм щыщ зекIуэлI тхакIуэхэм ятхыжахэри бзэ зыщIэ хэхэс ди щIэблэхэм къахутэнурэ зэщIакъуэн хуейщ. Нобэ адыгэ лъэпкъым и нэхъыбапIэр (и Iыхьэ пщIани 9-р) я адэжь щIыналъэм, я Хэкум пэIэщIэу, дунейм и къэрал 40-м щIигъум хэпхъауэ яхэшыпсыхьыжу яхэсмэ, Хэкум къинэжа щхьэ бжыгъэ мащIэри Iихьихыу зэбгрыдзарэ нэхъ мащIэж хъуамэ, лъэпкъым и бзэр IэщIэхуу, и хабзэр зэримыхьэжыфу, и щIэнхабзэр (культурэр) зэфIимыгъэувэжыфу, иримыгъэфIэкIуэжыфу, хэшыпсыхьыжныгъэ (ассимилацэ) архъуанэм хилъэфауэ, зримыгъэтхьэлэн папщIэ Iэуэлъауэу хэтмэ, ар умылъагъуныр, мылъагъу нэпцI зыпщIыныр цIыхугъэкъым. КIэщIыу жыпIэмэ, нобэ адыгэ лъэпкъыр зыхэт Iуэхугъуэ гугъуехь псоми я лъабжьэр, мис, ХVIII-ХIХ лIэщыгъуэхэм Урысей империем къыдищIылIауэ щыта а лъапсэрых-лъэпкъгъэкIуэд зауэхэр, лъэпкъым и нэхъыбапIэр и Хэку зэрырихуар,  Адыгэ Хэкур зэрызэхачэтхъар, адыгэ лъэпкъыр дунейпсом, къэрал плIыщI нэхъыбэм гуэдз хьэдзэ зырызу зэрытрапхъар аращ. Иджы нобэ Урысей Федерацэр япэ зэриту, адыгэр хэхэсу зыхэс къэралхэми, дунейпсо къэралхэм я зэгухьэныгъи я нэрылъагъущ, адыгэр зэрыхэкIуадэр, и бзэ зэрыфIэкIуэдыр, и хабзэ зэрызэримыхьэжыфыр, и лъэпкъ щIэнхабзэ (культурэ) къызэримыхъумэжыфыр, зэрызримыгъэужьыжыфыр. Ар адыгэм имызакъуэу, дунепсом тет лъэпкъхэри, къэралхэри, жылагъуэ зэгухьэныгъэхэри, цIыхуфIхэри зыщIэгупсысыпхъэ Iуэхугъуэ уэимхэм ящыщщ. Сыту жыпIэмэ, дунейм зы бзэ текIуэдыкIмэ, зы лъэпкъ, зы хабзэ, зы цивилизацэ текIуэдыкIауэ аращ. Ар дунейпсом и хэщIыныгъэшхуэщ, зэи ипIэ йумыгъэувэжыфыну. Зы къэкIыгъэ лIэужьыгъуи, зы псэущхьэ лIэужьыгъуи дунейм тримыгъэкIуэдыкIын папщIэ бэнэныгъэ езыгъэкIуэкI нобэрей дунейм жиIэ хъуну къыщIэкIынкъым «кIуэдмэ ирекIуэд адыгэ лъэпкъыр, адыгъэбзэр, адыгэ хабзэр, адыгэ цивилизацэр» жиIэуэ. АтIэ, ахэр адыгэ Iуэхугъуэм щыгъэгъуэзэн, ящIэн хуейр IупщIу я пащхьэ илъхьэн хуейуэ аращ. Ари зи къалэныр псом япэрауэ адыгэ лъэпкъырщ, абы и жылагъуэ зэгухьэныгъэхэрщ, етIанэрауэ, нэгъуэщI лъэпкъхэм ящыщу гущIэгъурэ щIэныгъэрэ къарурэ зиIэ цIыхуфIхэр, абыхэм я зэгухьэныгъэхэр аращ. Пэжщ, империе гупсысэ-гуращэм Урысейм и нэр щимыпхъуатэмэ, хы хуабэхэм ятехьэну, Индием нэсыну зыхуигъэувыжами зауэ-банэ, лъэпкъ-гъэкIуэд хэмылъыу мамырыгъэ-зэзэгъныгъэкIэ абы зы гъуэгу къыхуагъуэтатэмэ, ди адэшхуэхэми «е дылIын е дылIэн» жаIэу, я лъабжьэр ирамыгъэнатэмэ тхыдэр нэгъуэщIыу къекIуэкIынкIэ хъунут. Тхыдэм къыпхуегъэгъэзэжынукъым, ауэ абы шысэ/щапхъэ къыхэхын хуейщ, дяпэкIэ дунейпсоми апхуэдэ къыщымыхъун щхьэкIэ. Япэрауэ, къэхъуа-къэщIар зэрымыхъумыщIэр IупщIыу утыку къилъхьэн, щIэпхъэджагъэ зыщIар ищIам зэрыхущIегъуэжар хэIущIыIу щIын, гуауэр зэдэгуэшын, амал зэриIэкIэ лейр дэгъэзыжыным хущIэкъун хуейщ. Ар мамырыгъэм и лъабжьэщ, зэныбжьэгъугъэм, зэкъуэшныгъэм хуэкIуэ гъуэгуанэщ. КъызэднэкIа илъэси 156-м къриубыдэу къапщтэмэ, Урысейм и политичнэ системэм зыбжанэрэ зихъуэжащ, ауэ адыгэм и гуауэр зэи ужьыхакъым, и уIэгъэхэр кIыжакъым, лъэпкъ-гъэкIуэд щхьэлыр иджыри мэхьэжэр. Совет къаралыр щаухуэм щыгъуэ, зэм плъыжьхэм зэм хужьхэм егъэзыпIэ ирагъэхуа адыгэ къуажэхэр зэхэзехуэн ямыщIыу къэнакъым, адыгэ куэди ягъэкIуэдащ.  1918 гъэм бгырыс лъэпкъхэр зы республикэ зэдаухуэну хэтами, яхузэфIэкIакъым, лъэщхэм ядакъым, ягъэпсэуакъым. 1920 илъэсхэм Ленин и социализмэр лъэпкъ щхьэбжыгъэ мащIэхэм къащхьэщыжащ, я бзэ зэрахьэжыну, иритхэну иреджэну хуитыныгъэ къахуихьащ, амал яригъэгъуэтащ, къуажэхэм анэдэлъхубзэкIэ еджапIэ къыщызэIуахащ, тхакIуэ-усакIуэхэм щIэгъэкъуэн яхуэхъуащ... Абы и фIыгъэкIэ езы социализмэми и лъэр нэхъ быдэу уващ.p> Хэхэс адыгэм икъуу лъамыгъэIэсыфами, зэхрамыгъэхыфами 1929 гъэм Ленин ищIауэ щыта джэпсалъэми мэхьэнэшхуэ иIэт. Абы идат икIи игъэIуат пащтыхьыгъуэ лъэхъэнэм адыгэ лъэпкъым лей зэрылъысар, и гуауэр зэрыдигуэшыр, ахэр, абыхэм я щIэблэхэр Совет урысейм и цIыхуу/граждану зэрилъытэр, къэIэпхъуэжыну хуейIэмэ къэкIуэжыну хуит зэрищIыр... Ди жагъуэ зэрыхъунщи, а гулъытэ гуапэр, псалъэ пэжыр псалъэмакъ къудейуэ къэнэжащ, хэхэс адыгэми зэхахакъым, къэралми и псалъэр къызэригъэпэжыжын план, программэ зэхигъэувакъым.p> Нэхъеижыр аращи, абы и ужькIэ Совет къэралми и лъэпкъ политикэр зэрихъуэкIыу, лъэпкъ щхьэбжыгъэ мащIэхэм къазэрыщхьэщыжыр игъэмащIэу щIидзащ. 1960 гъэм къыщыщIэдзауэ къуажэ еджапIэхэми анэдэлъхубзэр щагъэмащIэу, бзэмрэ литературэмрэ къищынэмыщIа адрей джыпхъэхэр псори урысыбзэкIэ ирагъэджыу щIадзащ. Къэралым и Iэщхьэтетхэм, Совет системэр зэрымыхъур, зэрымыхъужынур къагурыIуэри демократием щытехьэ лъэхъэнэхэм, хэхэс адыгэхэм я гум зы гугъэ-гуращэ къыщыушыу, хэхэс адыгэр Хэкум, ар зыхэт Урысей Федерацэм нэхъ нэфIкIэ къеплъыу щIидзат.  1990 илъэсхэм Урысей Федерацэм и Къэрал Хасэм – Думэм псалъэ гуапэхэр хэту джэпсалъэ игъэIуами, 1948-1 бжыгъэр тету 28.11.1991 гъэм, гражданствэм теухуауэ  къыдигъэкIа  къэрал хабзэм (законым) хэхэс адыгэхэм я къэшэжын-къэгъэзэжын Iуэхур къэзыгъэпсынщIэ пычыгъуэхэр (19/3/е  хуэдэу) хагъэувами, икъуу зэрамыгъэIуам, я фIэщ зэрырамыхьэлIам къыхэкIкIэ ари кIуэдыжащ. Адыгэр Хэкум зэрырахурэ илъэси 130 щрикъум хуэзэу 1994 гъэм, нэкъыгъэм и 18-м Президент Елцин адыгэ лъэпкъым зыкъытхуигъазэу къызэрыдэхъуэхъуа, къызэрытхуэщыгъуа, ди гуауэр къызэрыддигуэша джэпсалъэми къыкIэлъыкIуаIэкъым. Ди гуауэр ди гуауэу,  ди щыгъуэр ди щыгъуэу къонэж, зэи мыужьыхыу, ауэ адыгэ зыдэпсэу къэралхэм нэхъ дыкъызэхахыу, къыддаIыгъыу, къыддагуэшу. АбыкIэ псом япэ ищын хуейуэ дызыщыгугъ Урысей Федерацэм дыкъыщызэхихынур дапщэщу пIэрэ? ДауикI, лъэпкъ зэгъэфI IуэхуфI зэгуэрым щащIакIэ ар иджыри дяпэкIэ щIамыщIыжын щхьэусыгъуэ щыIэу къыщIэкIынкъым. Нобэ адыгэ/черкес лъэпкъым щыщу Хэкум щыпсэур (адыгэ, черкес, къэбэрдей, шапсыгъ хуэдэ цIэхэр зэрахьэуэ) 800.000 ирикъуркъым. НэгъуэщIыу жыпIэмэ ар дунейм тет адыгэм и Iыхьэ пщIанэ (%10) хъужми аращ. Ахэри щIы кIапэ цIыкIу зырызу зэхэчэтхъауэ щIыпIихым (Краснодар краим хиубыдэ ХыIуфэ Шапсыгъым, Адыгей Республикэм, Ставропол краим хиубыдэ Успенский Район жыхуиIэм, Къэрэшей-Шэрджэс Республикэм, Къэбэрдей-Балъкъар Республикэм, Ищхъэрэ Осетиям хиубыдэ Мэздэгум) щопсэур. Щыпсэууэ жытIэ щхьэкIэ, ди жагъуэ зэрыхъущи, лъэпкъыбзэр зэрырагъэдж сыхьэт бжыгъэр кIуэхукIэ нэхъ ягъэмащIэурэ, анэдэлъхубзэр бэзэрым, щIэныгъэм, политикэм, гъащIэм хамыгъэхьэурэ лъэпкъыр йокIакIуэр, псэншэу къэнэным хуокIуэр. 1992 гъэм мазаем и 7-м Къэбэрдей-Балъкъар Республикэм, 1996гъэм мэллъхуэгъуэм и 29-м Адыгей Республикэм я Къэрал Хасэхэм – Парламентохэм къэрал унафэу къащтащ Урысей империем лъапсэрых-лъэпкъгъэкIуэд адыгэ лъэпкъым къыхуигъэкIуауэ. А унафэр Урысей парламентоми къищтэну лъэIу тхылъ хуагъэхьащ ауэ, 1994 гъэм нэкъыгъэм и 18-м Президент Елцин, адыгэ лъэпкъым зыкъытхуигъазэу къызэрытхуэгузэвар жомыIэынумэ, къикIаIэкъым, заущэхуащ, нэф-нэпцI защIащ. Пэжщ, зы лъэпкъым лъапсэрых-лъэпкъгъэкIуэд (геноцид) епщIылIэныр щIапхъэджагъэ къызэрыгуэкIкъым, - хьэкIэкхъуэкIагъэ щыпкъэщ. Апхуэдэ хьэкIэкхъуэкIагъэ зыщIауэ зытезылъхьэжыфын лъэпкъ куэд щыIэкъым. Ауэ итIани, пэжыр пэжщи, щIэбуфэ хъуркъым, гува-щIэхами зэгуэр амал имыIэу хэIу-щIыIу къохъужыр. Абы щыгъуэи лъэпкъхэр зэхуэщIыIэ-зэбий имыщIмэ зэныбжьэгъу ищIыркъым. Абы нэмысу къэхъуа-къэщIар зэрыщыту утыку къилъхьарэ, гуауэ зылъысам и гуауэр дэгуэшауэ, хуэгузэвауэ, лажьэр амал зэриIэкIэ узэщIыжыным хущIэкъуамэ, абы зэныбжьэгъугъэр, мамырыгъэр зэрыщIигъэбыдэнум шэч хэлъкым. АбыкIэ Нэмыцэ лъэпкъыр, къэралыр дуней цIыхугъэм щапхъэ зыхуищIыпхъэщ. Иджырей Нэмыцэ къэралыр Iущу, губзыгъэу, цIыхугъэ хабзэм тету зекIуащ. Нэмыцэ лъэпкъым къыхэкIа зы хьэкIэкхъуэкIэ гупым – Гитлер и гупым, журт лъэпкъым ирищIылIа лъапсэрых-лъэпкъгъэкIуэдыр ибзыщIыну, щIиуфэну хэтакъым. АбыкIэ узэныкъуэкъуным фIыгъэ къызэримышэнур щIэх къыгурыIуэри, а хьэкIэкхъуэкIагъыр нэмыцэ лъэпкъ псом зэрыдимыIыгъар, зэрыдимыIыгъыр IупщIу утыку кърилъхьащ. Нэмыцэ лъэпкъым къыбгъэдэкIыу журт лъэпкъым къысхуэгъэгъу жриIэжащ, хуэщыгъуащ, хуэгузэващ, ягъэу лъысари амал зэриIэкIэ зэриузэхужыным, зэриузэщIыжыным хущIэкъуащ.p> Нэмыцэ лъэпкъми къэралми абыкIэ щIыхьышхуэ къимыгъэхъамэ, губгъэн лъэпкъ къилэжьакъым. Адыгэ лъэпкъыр республикищу, адрей ди къуэш Къафкъас республикэхэри зыхэт Урысей Федерацэм дэри дызэрыщыгугъыр апхуэдэ зыгуэрщ. ДауикI, лIар къыпхуэгъэхъужынукъым, ауэ, къэнам и гур къэпхьэхуфынущ. Къысхуэгъэгъу жепIэфынущ, ухуэгузэвэфынущ, хамэу зэрыумылъытэр ебгъэлъагъуфынущ, хэхэсым къигъэзэжыфыну гъуэгу хузэIупхыфынущ, хамэ къэрал щыпсэу пэтми уи цIыхуу / граждану зэрубжыр къигъэлъагъуэуэ паспорт ептыфынущ...p> Ахэр зыхуэпщIэ лъэпкъыр уи бий зэрымыхъунум, уи фIыу зэрыщытынум шэч хэлъын хуейкъым. Ем е къешэри фIым фIы къешэ. Е къуэзыщIэри фIы къыпхуэзыщIэри пщыгъупщэркъым. Хъуажь Фахъри+''+nan+''+Fahri Huvaj

Sürgünün 125. Yıl Anma Etkinlikleri Çerkes Kültür Haftası

1970 yılında “Kamçı – Aylık Siyasi Gazete” ile başlattığımız ve 12 Mart 1971 askeri müdahalesinin ardından 1975’lerden itibaren Ankara Kuzey Kafkasya Kültür Derneği üzerinden kurumsallaşmaya ve kitleselleşmeye başlayan Anayurda Dönüş ve Ulusal Var Oluş mücadelemiz, 1979 Nisan ayında benim Ankara Kuzey Kafkasya Kültür Derneği Başkanlığından ayrılıp askere gitmem üzerine biraz ivme kaybetmeye başlasa da 12 Eylül askeri müdahalesine kadar nispeten örgütlü bir yapı olarak devam etti.p> Kısaca “Dönüş Hareketi” olarak adlandırılan bu hareket, maceracı bir gençlik hareketi değildi. Asla silahlı bir mücadele öngörmüyordu. Sağ-sol çatışmalarının dışında kalmaya özen gösteriyordu. Tamamen hukuki ve demokratik bir ulusal var oluş hareketi idi. Evrensel hukuk ilke ve kuralları ile temel insan hak ve özgürlüklerini rehber edinerek, yürürlükteki yasaları ve reel politikayı gözeterek faaliyet gösteriyordu. Elbette asimilasyoncu politik baskılara ve genel olarak asimilasyona karşıydı. Çeşitli nedenlerle asimile olmakta olan, anadilini ve ulusal kültürünü koruyamaz, geliştiremez duruma düşürülen Çerkes halkının, kendi istek ve kararıyla demokratik, diplomatik ve hukuksal yollarla tarihsel Anayurdu olan Kuzey Kafkasya’ya, onun bir parçası olan tarihsel vatanımız Çerkesya’ya dönüşünü savunuyordu. Bize göre Anayurda dönüş; Anayurda dönüş yapanların kendilerinin ve alt-soylarının asimilasyondan, ulusal-kültürel yok oluştan kurtulması, Anayurtta Çerkes nüfus azlığının yeniden telafi ve ikame edilmeye başlaması, Anayurtta anadil ve ulusal kültürün zenginleşmesi ve ömrünün uzaması, Böylece “kendi topraklarında kendi geleceğini belirleyen egemen bir toplum” olarak evrensel oluşuma özgün katkılarda bulunma olanağının yeniden oluşturulması ve nihayet Anayurt ile muhaceret ülkeleri arasında bir dostluk ve barış köprüsü oluşturulmasına, ülkelerimiz, özellikle Rusya Federasyonu ve Türkiye Cumhuriyeti arasındaki ilişkilerin iyileşmesine ve gelişmesine katkı anlamına geliyordu. ol> Bu amaç ve hedeflerin hangisine kimin nasıl bir itirazı olabilirdi ki!.. Dönüş hareketi, bu nitelikleri ve yapısıyla geniş halk kitlelerine ulaşıyor, önemli ölçüde taban ve destek buluyordu. Bu ise retçi, inkârcı, yok edici, tektipleştirici resmi ideolojinin hiç hoşuna gitmiyordu ama yapacağı bir şey de yoktu. Çünkü hareket yasadışı bir şey yapmıyor, yasal çerçeve içinde söylenebilecek şeyleri söylemeye, yapılabilecek şeyleri yapmaya çalışıyordu. 1980’e kadar Kamçı, Yamçı, Nartların Sesi gibi yayın organlarıyla Ankara Kuzey Kafkasya Kültür Derneği odaklı sivil toplum faaliyetleriyle “Anayurda Dönüş”ün önemi ve gereği geniş halk kitlelerine anlatılmaya, benimsetilmeye çalışıldı. 1980 ve sonrasında gündemimiz, bunun nasıl gerçekleşebileceğinin çalışılması ve Anayurda Dönüş’ün fiilen örgütlenmesi olacaktı. Ne var ki, 12 Eylül askeri darbesi, zaten çağdaş uygarlık ölçütlerine göre çok gerilerde olan ülkedeki demokrasi düzeyini büsbütün sıfırladı, yok etti. Gizli-açık, anlı şanlı, ünlü örgütleri silindir gibi ezip geçti, demokratik kitle örgütlerini, siyasal partileri kapattı, demokratik hak ve özgürlüklerden söz bile edilemez oldu. Zaten henüz yenice kabuk bağlamaya başlamak üzere olan cılız Dönüş hareketi de doğal olarak ezilip dağıtılan hareketlerden biri oldu. Aslan Arı, Özdemir Özbay, Fahri Huvaj gibi hareketin önde gelenleri arasında görülen kimi arkadaşlarımız, sadece harekete içtenlikle destek vermeye çalışan, yayınlarımızı satan, dağıtan, abone bulmaya çalışan bazı değerli kardeşlerimiz, isimsiz kahramanlar gözetim altına alındı. Hatta kimileri mahkûm bile edildi.  Oysa hiç birinin yasa dışı işlerle herhangi bir işi, ilişkisi söz konusu bile olamazdı; Aslan Arı, yetkin ve yetenekli bir mühendis olarak Devlete hizmet eden mütevazı ve saygın bir müteahhit idi,  iş adamıydı, üstelik bir sağ partiden belediye başkan adayı bile olmuştu. Özdemir Özbay, DSİ’nin avukatı olarak devletin nice müzmin sorununa çözüm üretmiş, devleti milyarlarla ifade edilebilecek zararlardan kurtarmış, belki devlete milyarlarla ifade edilebilecek gelirler, kazançlar sağlamış, hiçbir yasadışılıkla ilişkilendirilemeyecek saygın bir kamu avukatıydı. Bense öğretmen olduğum için cunta tarafından potansiyel suçlu ve şaibe altında görülebilsem bile, iki ay erken terhis edilmemiş olsaydım o 12 Eylül darbesini yapanlar içinde yer almak zorunda kalacak bir yedek subaydım. Yani biz de, kimse de bizim gözetim altına alınmamızı beklemiyor, aklına bile getirmiyordu. Ama cunta havadan nem kapıyor, öküz altında buzağı arıyordu. Milleti, özellikle de düşünen, üreten, konuşan, sorgulayan aydın, entelektüel kesimi susturup sindirerek tümüyle toplumu hizaya getirmek, toplumun tüm bireylerini hiçbir şeyi sorgulamayan, kendi kişisel işi dışında başka bir şeyle memleket meseleleriyle filan ilgilenmeyen, itirazsız emre itaat edecek emir erleri, apolitik robotlar haline getirmek istiyordu. Bunda önemli ölçüde başarılı olduğunu da kabul etmek gerekir. Nitekim 12 Eylül’ün baskıcı mevzuatı bile hala temizlenebilmiş değildir. Daha doğrusu, iktidara gelen ve gelme olasılığı bulunan siyasal partiler hazır ellerinde buldukları bu mengene-kıskaç olanağını elden bırakmak istemediklerinden ciddi bir tasfiye faaliyetine girişildiğini bile söylemek kolay değildir. 12 Eylül cuntası, Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve milletine, bir daha kolay kolay değiştiremeyecekleri,  sapamayacakları bir rota çizmişti. Rotadan çıkan olursa da vesayet makamları Demokles’in kılıcı gibi tepelerinde duruyordu. Cunta tarafından çizilen cendere içerisinde derneklerin çalışmasına 1984 yılında izin verildi. 1980 öncesi dönemin önde gelen sorumlusu kabul edilen öğretmenler başta olmak üzere asker, polis, yargı, mülki idare, maliye, tapu-kadastro mensupları gibi pek çok memur kategorisinin derneklere üye olmaları yasaklandı. Yani bir bakıma derneklere üye olma hakkı yalnızca işsizlere, işçilere, küçük esnafa, iş adamlarına ve serbest meslek erbabına özgüleniyordu. Bu dönemde bir yandan tarihin ve konjonktürün bana ve benim durumumdaki arkadaşlara başlattığımız hareketi geliştirerek sürdürme, dönüş yollarını çalışma ve dönüşü örgütleme gibi bir misyon yüklediğini hissediyor, bunun sorumluluğunu duyuyordum ama bir yandan da derneğe üye bile olamıyordum. Ayrıca yaşadığım ve tanık olduğum birçok olay ve gözlemlerim sanki ruhumda, zihnimde büyük bir travma yaratmıştı. Zaman zaman kendimi Timur’un fil hikâyesindeki Nasreddin Hoca gibi hissediyordum. Elbette Donkişot da olamazdım. Öğretmenlikten istifa edip yeniden sivil toplum aktivisti olarak misyon mücadelesini çekmeye soyunmayı göze alamadım. Başka sorumluluklarım da vardı. Ailemi geçindirebilmek için uygun bir işe, gelire, düzenli bir hayata ihtiyacım vardı. Maceraya atılamazdım. Çaresizlik içinde, Derneğin yeniden açılması ve çalıştırılması için öteden beri bize muhalefet eden; bizi gıyabımızda kâh “gomonis” kâh “Rus uşağı” olmakla suçlayıp karalamaya çalışan “büyüklerimizi” göreve davet ettik; “neyi nasıl yapmak istiyorsanız buyurun, yapın. Biz de emrinizdeyiz” dedik. Süre istediler. Kendi aralarında toplantılar yapmışlar. İki hafta kadar sonra “yok, biz anlaşamadık, yapamıyoruz. Siz gene bildiğiniz gibi yapın” dediler. Aslan Arı, göreve talip oldu. Onun başkanlığında, Derneğe üye olma hakkına sahip olanlar arasından bir liste oluşturuldu. Elbette bizler de dışarıdan elimizden geldiği kadar destek olacaktık. 12 Eylül faşizmi toplumu sindirmişti. Ok-yay, kama-kılıç ve atın moda ve başat olduğu dönemlerde Anayurt Çerkesya’da atalarımız baskın ve yıkımlarla, soykırım ve sürgünlerle sarsılmıştı ama yıkılmamış, kahramanlık destanları yazmışlardı. Lakin sürgün ile üzerinden Anayurt zırhı çekilip sıyrılan, dilini-kültürünü bilmediği topraklarda dağıtılıp serpiştirilerek doğal direnci kırılan, adı, soyadı değiştirilip kimliksizleştirilerek özgüveni örselenen o kahraman ataların alt soyları, sanki çok daha fazla sindirilmiş, üzerine ölü toprağı serpilmiş gibiydi. Ne bir talepte bulunuyor, ne yapılan çağrılara yanıt veriyordu. Çayda şeker gibi eriyip tükendiğinin ya farkında değildi ya da farkında olsa bile sanki bunu kaçınılmaz bir kader sayıp sineye çekmiş, yok oluşa razı ve teslim olmuştu. Dernekte de 70’li yılların ortalarından itibaren yerleştirmeye çalıştığımız katılımcı, çoğulcu, demokratik çalışma ve etkileşim ortamı, demokratik merkeziyetçi yapı ve işleyiş bir daha kurulamadı. Önce 25. Yılp> Toplumu biraz gıdıklamak, uyanmasına yardımcı olmak üzere önce suya sabuna dokunmayan, herhangi bir risk içermeyen, herkesin çekinmeden katılabileceği bir sosyal ve kültürel etkinlik icat ettik. O güne kadar hiç yapılmamış, belki akla bile gelmemiş bir etkinlikti bu. Derneğimizin 25. Kuruluş yıldönümünü kutlayacak, o zamana kadar hizmet etmiş başkanlara şükran plaketi sunacaktık. Bunun tüm toplum kesimlerinde kabul göreceğinden, kimseyi de ürkütmeyeceğinden emindik. Buna hazırlanırken kurumsal hafızamızın ne kadar zayıf, hatta yok olduğunu üzülerek gördük. Rahmetli Süleyman Yançatoral ile birlikte nice zorluklarla ulaşabildiğimiz bilgi-belge kırıntılarıyla ancak küçücük bir 25. Yıl kitapçığı hazırlayabildik. 25. Yılımızı suya sabuna dokunmayan, kadirbilirlik, büyüğe ve emeğe saygı içeren gayet masum bir programla kutladık. Gençlerimiz halk danslarımızı sergilediler. Çocuklarımız halk şarkılarımızı seslendirdiler. Eski başkanlara plaketlerini takdim ettik. Yeni dönemde de dernek olarak aklı başında işler yapacağımıza, korkulacak, çekinilecek bir şeyler yapmayacağımıza ilişkin güçlü bir mesaj vermiş olduk. Derneğimizin 25. Kuruluş yılı kutlama etkinliğinden sonra dernek biraz daha canlanmaya, gelen-gidenler artmaya başladı. Bense hala misafir sıfatıyla kimlik bırakıp ziyaretçi kartı alarak girebiliyordum derneğe. 125. Yıl Çerkes Kültür Haftasına doğrup> Bir yandan derneğin rutin çalışmaları yürütülürken bir yandan da iki büyük gündem belirledik. Biri; 1978’de kurduğumuz ama 12 Eylül rejimiyle kesilen Anayurt ile ilişkilerimizi yeniden kurmak, ikincisi de; Anayurt’tan sürülüşümüzün 125. Yılı vesilesiyle ses getirecek ülkeler arası katılımlı büyük bir ulusal kültürel etkinlik yapmak. İkisi de zor ve riskli idi. Bir defa toplum hala korku içindeydi, Dernekler hala cenderedeydi, üyelik kısıtları devam ediyordu. Uluslararası ilişki kurmaları, yurt dışında bir faaliyete katılmaları, yurt dışından birini davet etmeleri, konuşturmaları yasaktı. Yabancı uyruklu birini konuşturmak için önce konuşmacının pasaport-kimlik fotokopileri, biyografisi, yapacağı konuşmanın içeriği, özeti yetkili makamlara günler öncesinden verilip izin alınması gerekiyordu. 12 Eylül dikta rejimi hala tepemizde Demokles’in kılıcı gibi duruyordu. Ama 125.yıla daha hayli zaman vardı. Belki o zamana kadar askeri yönetim biraz yumuşayabilir, normalleşebilir, kimi kısıtlar kaldırılabilirdi. Bu umut ve düşüncelerle 125. Yıl Çerkes Kültür Haftası etkinlikleri için öneri toplamak ve kamuoyu oluşturmak amacıyla kimi kurumlarımızla, kanaat önderlerimizle, deneyimli sivil toplum aktivistlerimizle ilişki ve iletişim kurmak üzere Dr. Necdet Hatam görevlendirildi. Bandırma’da bulunmasına rağmen Dernekler arası çalışmalar, Kaf-Kur süreci içindeki taze ve sağlıklı ilişkileri nedeniyle bu görevin Necdet’e verilmesi uygun görüldü, tercih edildi. Mutfak çalışmalarını daha çok rahmetli Süleyman Yançatoral ve ben başta olmak üzere Ankara’daki arkadaşlar olarak biz yürütecektik. Ulusal konulara duyarlılıkları, sivil toplum çalışmalarındaki deneyimleri, bilgi birikimleri ile kanaat önderi konumundaki bazı kişilere ve kimi derneklere mektuplar yazıldı. Belirttiğim gibi, bundan başlıca iki önemli beklentimiz vardı: Birincisi; deneyimli kanaat önderlerimizin ve kurumlarımızın konuya ilişkin görüş ve önerilerini almak, ikincisi de konuyu daha geniş kitlelere duyurarak kamuoyu oluşturmak. İkincisi bir ölçüde gerçekleşmiş sayılsa da birincisinin pek gerçekleştiği söylenemez. Ne yazık ki genel olarak toplumumuz okuma-yazmaya, özellikle de yazmaya biraz mesafeli olduğu için mektuplara beklenen cevaplar gelmedi. Gelen birkaç cevap da manevi destek, başarı, iyi dilek ve temenni içerikliydi. 125. Yıl etkinliklerinin içeriklerini ve programını rahmetli Süleyman ve ben başta olmak üzere daha çok Ankara’daki arkadaşlarla birlikte oluşturduk. Anayurt ziyaretip> 125. yıl etkinliklerinden önce hem Anayurt’la kopan ilişkilerimizi yeniden kurmalı, hem oradan da konuklar davet etmeliydik. Bu işi bir-iki dernek yöneticisi ile yaptığımız takdirde, bunun hem uluslararası faaliyet yasağına takılması, yeni soruşturmalara konu olması tehlikesi vardı hem de belki dil yetersizliği gibi nedenlerle Anayurt ile arzu edilen düzeyde sağlıklı bir diyalog ve ilişki kurulamayabilirdi. Dolayısıyla Dernek kaynaklı resmi, kurumsal bir gezi yerine, ailece yapılan insani bir akraba ziyareti biçiminde gerçekleştirmenin daha doğru ve uygun olacağına karar verildi. Benim Dernekte hiçbir görevim yoktu, hatta belirttiğim gibi sıradan bir üye bile değildim. Ayrıca koşullarım Anayurt’a ailece bir gezi yapmaya hiç uygun değildi. Hem çocuklarımız küçüktü hem de ekonomik durumumuz uygun değildi. Buna rağmen, Anayurt ile ilişkilerim, çevrem, deneyimlerim ve anadilimizi nispeten daha iyi biliyor olmam nedeniyle bu geziye bizim de katılmamız gerekli görüldü. Koşullarımızı zorlayarak eşim Düriye Kardan-Huvaj ile birlikte katıldık. Moskova’da rahmetli Prof. Dr. Sıkhun Hasan ile Nalçik’te rahmetli Huvaj Muhamethayr ve başka birçoklarıyla Maykop’ta da rahmetli Şhalaxhue Abu, Murete Çepay ve başka birçoklarıyla görüştük. Gayet yararlı ve verimli bir seyahat gerçekleştirdik. Bu geziye ilişkin izlenimlerimiz Kafdağı Dergisinde yayınlandığı için burada ayrıntılara girmeye gerek görmüyorum. 125. Yıl Kültür Haftasıp> Döner dönmez Anayurt’tan yapılacak davetleri planlamaya koyulduk. Çünkü o zamanlar inanılmaz bir bürokrasi vardı. İşlemler çoktu, hem zaman alıyor, hem de emek vermek, uğraşmak gerekiyordu. Önce noterden düzenleme biçiminde bir davetiye ve kefaletname hazırlanıyor, sonra o davetiyedeki noterlik mührü Valiliğe tasdik ettiriliyor, sonra o valilik mührü Dış İşleri Bakanlığına tasdik ettiriliyor, apostil yaptırılıyor, Sovyetler Birliği Konsolosluğuna onaylatıldıktan sonra davet edilen kişiye postalanıyordu. Posta gönderisi de ancak 20 günde muhatabına ulaşabiliyordu. Bu defa muhatap bu davetiyeyi alarak pasaport çıkartmaya, pasaportu varsa yurt dışına çıkış izni almaya koyuluyordu. Bunlar da bir zaman, emek ve masraf demekti. Yaptığımız planlamaya göre Huvaj Muhamedhayr’ı wunequeşım olması itibariyle eşiyle birlikte ben davet edecektim. Murete Çepay’i eşiyle birlikte davet etmek, ikisi de bekâr olan Miraç Baştuğ ile Yusuf Taymaz’a düşmüştü. Sıqun Hasan ve başkalarını da güvendiğimiz birilerinin davet etmesini planladık ve önerdik. Kimse “hayır” demedi ama ne yazık ki, neredeyse kimse sözünde durmadı; davetler ya yapılmadı ya da zamanında yapılmadığı için katılımlar gerçekleşemedi. Sonunda Sıqun Hasan’ı da ben davet etmek zorunda kaldım. Hem Hasan hem Muhamedhayr bizim aileye acıyıp yük olmamak için eşlerini getirmediler, yalnız geldiler. Murete Çepay ve eşi de zamanında davet edildiler ve geldiler. Rahmetli Osman Çelik’in davet ettiği rahmetli Şhalahue Abu oldukça geç katılabildi. Dumen Hasan, geç de olsa geldiği halde etkinliğimize katılamadı. Zamanında davet edilemeyenlerin kimileri de pasaport-vize işlemlerinin yetişmemesi nedeniyle hiç gelemediler. Bu arada Eskişehir’de yaşayan ve çocukluğundan beri görmediği babasını ziyaret amacıyla gelen, ancak babasının ölümünden sonra Eskişehir’e ulaşabilen rahmetli Derbe Aslan’ı da burada saygı ve rahmetle anmak isterim. Acılı, yaslı haline rağmen bir ulusal görev kabul ederek, ricamızı kırmadı, etkinliğimize katıldı ve davudi bas sesiyle söylediği şarkılarla eşsiz bir renk kattı. 125. Yıl etkinlikleri oldukça güç koşullar altında yapıldı. 12 Eylül’ün postal ve palet sesleri hala kesilmemişti. Kenan Evren’in görev süresi sona eriyordu ama makamı boşaltıp boşaltmayacağı belli değildi. Turgut Özal’ın C.bşk. adaylığı konuşuluyordu ama aday olup olamayacağı, aday olabilirse seçtirilip seçtirilmeyeceği, seçilse bile makama geçip çalışmaya başlayıp başlayamayacağı konuşuluyor, tartışılıyordu. Biz Dernek olarak yurt dışından kimseyi davet etme hakkına sahip olmadığımız için kurumsal olarak kimseyi davet etmemiştik. Yabancı uyruklu birini konuşmacı olarak konuşturmamız da söz konusu değildi. Çünkü ona göre gerekli izinleri almamıştık. Ama üyelerimizin özel konukları olarak yabancı uyruklu birilerinin toplantılarımıza katılacağı da belliydi ve en azından Çerkes konukseverliği gereğince onlara mutlaka söz vermemiz gerekiyordu. Söz versek bile onların Çerkesçe konuşmasına müsaade edilip edilmeyeceğinden emin değildik. Zira bir derneğin böylesi bir etkinlikte, Çerkesçe, Kürtçe vb bir dille konuşmak bir yana, teyp kasetiyle müzik dinletmesi bile yasaktı. Tüm toplantı yerlerimiz, salonlarımız ve çevresi resmi-sivil polis kaynıyordu. Bize “yabancı uyrukluları konuşturamazsınız” diyebilirlerdi veya “Çerkesçe konuşturamazsınız, İngilizce, Arapça, Rusça vb konuşsunlar” diyebilirlerdi. Rahmetli Süleyman’ın anlamlı ve etkili çağrısıyla büyük bir huşu içinde yapılan saygı duruşunun, yine rahmetli Süleyman’ın özlü seslenişi ve Başkan Aslan Arı’nın açış konuşmasından sonra ilk konuşmayı gelen konukların en yaşlısı olması hasebiyle Ürdün grubunun başkanı Emekli General ve Büyükelçi rahmetli Bırmamıt Fevvaz Mahir yaptı. O’nun engin deneyimiyle sahne arkasındaki Türk bayrağını askerce selamlaması, besmele çekerek söze başlaması, sözünün başında; “güzel dilinizi biliyor olsaydım size Türkçe hitap etmek isterdim ama bilmediğim için kendi anadilimle konuşacağım” demesi, önce yadırgansa da sonradan çok işimize yaradı. Çerkesçe yapılan konuşmaları ben Türkçe’ye çeviriyordum. Sahneden, Fevvaz Mahir önde, ben arkada indik. O yerine oturmaya yönelince bir polis beni kolumdan tutarak arkaya çekti. Büyük bir öfke ve kızgınlık içinde azarlamaya başladı: “Siz kimsiniz? Ne bu konuştuğunuz dil? Ne diyorsunuz? Ne yapmak istiyorsunuz? Kürtler yetmezmiş gibi bir de siz mi başımıza bela olacaksınız?..” Polise gayet sakin ve fakat son derece kararlı biçimde cevap verdim: Bağırmayın lütfen. Devleti küçük düşürüyor, itibarına zarar veriyor, yüzüne kara çalıyor, suç işliyorsunuz... Çerkeslerin yaşadığı dünyanın 50 ülkesinin gözü kulağı şu anda burada, üstümüzde. Devletimizi dünyaya daha fazla rezil etmeyin. Zaten kim ne söylerse çeviriyorum. Siz de hepsini kaydediyorsunuz. Program bitsin, konukları yolcu edelim. Sonra ne isterseniz sorun, söyleyelim. Biz kaçmıyoruz, göçmüyoruz. Yerimiz yurdumuz belli. Ne zaman nereye çağırırsanız geliriz… Aynı şekilde Başkan Aslan Arı da tedirgin edilmiş. Etkinlikten sonra Başkan olarak birkaç kez karakola davet edip sorgulamışlar. Ama işi daha ileriye götürmemişler. Zaten gerçekte sorgulamayı gerektirecek bir durum da yoktu. Bundan sonra polis etkinlik boyunca kötü kötü bakışlarla her şeyimizi izleyip kaydetti ama bir daha bu şekilde fiili bir müdahale olmadı. Sanki her şey normal, süt limanmış gibi programımızı yürüttük. Bunu görüp duyan halkımız da yavaş yavaş kendini topladı, rahatladı, yüreklenmeye başladı. O kadar ki, bir toplu yemek programı için önce ya katılan olmazsa, salonu dolduramazsak, ekonomik olarak zarar eder, sıkıntıya düşersek kaygısıyla en fazla 125 kişi kapasiteli küçük bir lokanta kiralamıştık. Sonra talep o kadar çok oldu ki, ben bile konuklarımı götürüp yerlerine yerleştirdikten sonra dışarı çıkmak zorunda kalmış, bu tarihi toplu yemek programına katılamamıştım.p> 125. Yıl Çerkes Kültür Haftası tarihimizin en önemli dönüm noktalarından biri oldu. Başta biz ve başka ülkelerden katılan konuklarımız, dünyanın değişik ülkelerine dağıtılmış Çerkesler olarak bir araya geldiğimiz takdirde ayrı ayrı sahip olduğumuzdan çok daha büyük bir ortak güç kazanabileceğimizi, bir sinerji yaratabileceğimizi, “birlikteysen güçlüsün: wuzequetme wulheşş” atasözümüzün ne kadar doğru olduğunu somut olarak görmüş olduk. Bu ortak gözlem ve tespit çeşitli ortamlarda paylaşıldı. Deyim uygunsa 125. Yıl Çerkes Kültür Haftası etkinlikleri “titreyip kendimize gelmemiz” için bir kıvılcım oldu. Önce 1990 yılında Hollanda’da yapılan hazırlık ve istişare toplantısına, sonra da 20 Mayıs 1991’de Nalçik’te Dünya Çerkes Birliği’nin kurulmasına somut bir ilk adım oldu.   Fahri Huvaj Eğitimci, hukukçu, araştırmacı-yazar ve çevirmen Ankara Kuzey Kafkasya Halk Kültür Derneği eski Başkanı, Dünya Çerkes Birliği Eski Başkan Yardımcısı  +''+nan+''+Fahri Huvaj

Diriliş Olmalı Artık 21 Mayıslar…

Öncelikle belirtmek isterim akademisyen, yazar ve toplum lideri olmak gibi bir kaygım yok. Kültürel kaygılarından dolayı, içinde yaşadığı ülkenin değerlerini, dinamiklerini ve yardımlaşma çabalarını göz önünde bulundurarak halkının değerini bilen “imkanları ölçüsünde” hasta ziyaretlerinde bulunup, cenaze ve düğün törenlerine katılma hassasiyeti duyan, insanlarının özellikle gençlerinin yanında durmaya, olmaya çalışan, derneklerde görev almış, faaliyetlere katılmış, dernek üyesi bir Adıge’yim…   Ne acıdır ki; yıllar geçiyor ama toplum olarak gücümüzün farkına varamıyor, güç olmak adına da doğru adımlar atamıyoruz! Atalarımızın bize bıraktığı kültürel mirasla beslenmekle yetiniyor, gerçek anlamda bir üretime geçemediğimiz için de tükettikçe, tükeniyoruz… Bireysel olarak alınmış insiyatifler ve ilerlemeler dışında toplumsal ilerleme adına kayda değer bir başarımız yok maalesef… Kurumlarımızın ve kişilerin güçleri nispetinde maddi ve manevi sorumluluklar alarak geliştirdiği söylem ve davranışlarla bize dair anma ve kutlamalarda günleri kurtararak mevzumuzu sıcak tutmaya çalışıyoruz… Tabi ki anma ve kutlamalar önemli ama bizi biz yapan değerlerimizi hayatımızın her gününde hissedemediğimiz ve hissettiremediğimiz müddetçe bu durum sadece aşağı inişi kısmen yavaşlatır. ” Asimilasyon Canavarı ağzını kocaman açmış aşağı da bizi bekliyor; düşeni, yoldan çıkanı hiç affetmiyor…” Bildiğiniz üzere Soykırımın ve Sürgünün 156. Yıldönümünü birkaç gün önce pandemi (Covid 19) dolayısıyla kısıtlı olanaklarla ve ağırlıklı olarak sosyal medyada anmaya, haykırmaya, unutturmamaya çalıştık…   “Her şerde bir hayır vardır” sözünün vücut bulduğu, insanların birbirinin ve elindekilerin kıymetini daha iyi anladığı bir dönemi yaşıyoruz. Biz gücümüzü hafife alıyoruz. İçinde yaşadığımız Türkiye diasporasında Cumhurbaşkanı dahil tüm siyasi partilerin liderlerini, milletvekillerini, belediye başkanlarını, bürokratları, spor ve sanat dünyasını ve en önemlisi farklı siyasi ve dini ideolojilere mensup insanları ortak bir “doğru” da buluşturmayı başaran bir güçten bahsediyorum… 21 Mayıs 1864 Çerkes Soykırımı ve Sürgününü yaşamış bir halkın çocukları olan  “Biz” bunu başardık… Doğru zamanda doğru söylem ve davranışlarla “Biz” olduğumuzda neler başarabileceğimizin örneği olarak bu durum her zaman akıllarda kalmalı diye düşünüyorum…   “Diriliş olmalı artık 21 Mayıslar” söylemine anlam kazandırmamızın tam zamanı. Toplumsal gelişimimiz ve ilerleyişimiz için somut adımlar atmamızın tam zamanı… Evet, kolay olmayacak! Evet, birçok şeye geç kaldık! Milenyum diye tabir ettiğimiz teknolojinin hayatımıza girmeye başladığı bin yılın  ilk yıllarını ve teknolojinin hayatımızın her anında yer aldığı son yılları maalesef çok iyi değerlendiremediğimizi de düşünüyorum... Çerkes Kültürü anlamında plansız ve programsız hareket edişlerimize, içinde yaşadığımız ülkenin farklı bölgelerinde farklı dini ve siyasi ideolojilere sahip insanları arasında yaşıyor olmamızdan dolayı komşularımızın, iş ve okul arkadaşlıklarımızın ister istemez bizleri düşünsel ve davranışsal olarak da etkilemesiyle birlikte, Çerkes toplumunun bireylerinin öncelik sıralamaları farklılık göstermeye başlamış; üzücü bir şekilde bu farklılıklar insanlarımızın ayrışmasına, çatışmasına, birbirinden uzaklaşmasına neden olmuştur… Oysa klasik bir söylemle bu farklılıklar, bize ait olmasa da, zenginliğimiz olabilir; ki olması için de  Çerkeslik gibi çok önemli bir sebebimiz var… Diğer insanlarla aramızdaki söylem ve davranış farklılığını gösteren, hissettiren; övündüğümüz, dansıyla, müziğiyle, gelenekleriyle ilgi odağı olan Çerkeslik! Çerkes Kültürümüz! Peki nasıl “diriliş” olacak 21 Mayıslar?   Kendi kendimize karar vermemiz gereken ince ama önemli ayrıntılar var… Asil ve akıllı Çerkesler olarak dedikodu, kıskançlık, kibir ve çekememezliğin hiç hoş olmadığını çok iyi biliyoruz… Haddini bilmek yerine, maddi ve mevkisel gücünün arkasına sığınıp bilgiçlik, büyüklük taslayıp insanları aşağılayan, ezmeye çalışan kişilerden de, Çerkesler olarak hiç haz etmiyoruz değil mi? Samimi icraatları ve çabaları ile teşekkürü, alkışı ve onore edilmeyi hak eden insanları önemsizleştirme, yaralama, kötü gösterme çabasında olan kompleksli insanların, Çerkes Kültüründe ne kadar ayıplandığını hepimiz biliyoruz… Evet gerçekten bildiğimiz çok şey var ama “bilmelerin yetmediği zamanlardayız.” Yukarıda ayıpladığımız, hoş görmediğimiz insanlara yakıştıramadığımız davranışları kendimizden başlayarak toplumumuzda azaltmak ve bu davranışları ortadan kaldırmak adına insanlık adına kendimizle hesaplaşmalıyız… Çünkü iyi insan olunmadan iyi Çerkes olunmaz…   İnanın sonrası kendiliğinden bizleri memnun edici şekilde iyileşmeye başlayacaktır…Çünkü iyi insanlar birbirleriyle yardımlaşır, birbirlerini kalkındırmak için fedakarlıklar yaparlar. Bizler de içinde yaşadığımız toplumların bireyleriyiz; işçiyiz, iş vereniz, belki de işsiziz, akademisyeniz, öğretmeniz, öğrenciyiz… Devlet memuruyuz ya da özel sektörde çalışanız, iş yeri sahibiyiz, çiftçiyiz, esnafız, şoförüz… Polisiz, askeriz, doktoruz hemşireyiz, hasta bakıcıyız… Hakimiz, savcıyız, avukatız… Sporcuyuz, sanatçıyız… Anneyiz, babayız, gençliğiz, komşuyuz, akrabayız… Biz bu hayatın her anında, her yerinde varız… Lütfen gücümüzü küçümsemeyelim!  Yeri ve zamanı geldiğinde, söz konusu Çerkeslik ve Çerkesler olduğunda doğru hesaplar yaparak kontrollü bir şekilde işimizi, gücümüzü, insanlarımızı ve ideolojilerimizi geri planlara atabilme cesareti gösterebilmeliyiz, hatta gerekiyorsa bazı şeylerden de vazgeçebilmeliyiz…   Yeter ki “BİZ” olmaya devam edelim, elimiz her yere bir şekilde ulaşacaktır… Amaç dilin ve geleneklerinin yaşaması ise, varlığımızı sürdürebilmekse eğer yalnız başımıza bunu başaramayız, birbirimize ihtiyacımız var, kalabalıklar oluşturmaya ihtiyacımız var… Unutmayalım ki ayrı gayrı olduğumuz müddetçe bireysel hedeflerimizi belki gerçekleştirebiliriz ama toplumsal hedeflerimiz askıda kalır, kendimizi tekrar eder konumda devam eder, eskiye özlemle yaşar; çocuklarımızı, gençlerimizi kaderlerine terk etmeye devam ederiz…   Biz güçlü olursak anavatana dönüş, yaşam, iş ilişkileri, aile bağları kurmamız noktasında etkili başarılar elde edebiliriz. Biz güç olursak siyasi anlamda taleplerimizle dikkate alınırız, farklı siyasi temsil noktalarında hakkımız olan yerimizi alırız, yerel ve genel yönetimlerde kendi kimliğimiz ile söz sahibi olmamız kolaylaşır…Biz maddi ve manevi anlamda güçlü olursak, eğer çocuklarımıza, gençlerimize yetenekleri doğrultusunda gereken özeni gösterirsek iyi sporcular, iyi sanatçılar ve meslek sahipleri olmalarının yolunu açabiliriz…   Bir ütopyadan bahsetmiyorum okuduklarınız üzerine, sadece biz olmayı başarabilmeliyiz… Köy yaşamından sonra şehirlerdeki kurumsal yapılarımız olan derneklerimize sahip çıkmalı, gücümüz ölçüsünde maddi ve manevi destekler sağlamak konusunda samimi olmalı, o yönetim, bu yönetim demeden taşın altına elimizi sokmalıyız…Ve tabi ki derneklerimizde hak edene öncelikle yer verilmeli, onore edilmeli ve liyakatli olanlar sahiplenilmelidir. Derneklerimizde doğru işler yapıldığını göstererek insanlarımızın derneklere üye olma zorunluluğu hissetmelerini sağlamalıdırlar…Her birey yerini ve haddini bilirse, büyüğünü, küçüğünü bilirse, saygıyı ve sevgiyi “çıkarına” göre değil de topluma, kültüre fayda noktasında muhataplarına dağıtırsa 21 Mayısların diriliş olmaması için hiçbir neden kalmayacaktır… Evet, anma günlerimize önemle ve hassasiyetle yaklaşalım, gerekeni yapalım ama bununla yetinmeyelim… Günü kurtaran anmalarla yetinmek demek kişisel ve yönetimsel olarak tatmin olmamızdan; kendimizi ya da yönetimlerimizi kurtarmaktan ileri gidemeyecektir… Yapılan her faaliyetin bence derneğe ivme ve insan kazandırma hedefi olmalıdır… Bu anlamda derneklerimiz özünde kültürel yaşam alanları olmakla beraber, yeni bir yapılanma ile “sosyal yaşama entegre merkezleri” haline de gelmelidir…   “Birbirimize “sürgün ve soykırım” uygulamaktan bir an önce vazgeçmeliyiz, DİRİLİŞ OLMALI ARTIK 21 MAYISLAR…”   “Çerkesler özgür insanlardır, özgürlükleri adet ve gelenekleriyle sınırlıdır.” “Davranışları ve söylemleri aynı ya da benzer olmayan insanların birlikteliğinden söz edilemez.”   BİRLİKTEYSEK GÜÇLÜYÜZ… “ДЫЗЭКЪУЭТМЭ ДЫЛЪЭЩ”                              nanTeuwe Cumali