1 Ağustos Anavatana Dönenler Günü

Yugoslavya dağıldığında, çıkan iç savaş sırasında Kosova bölgesinde kalan Çerkes kardeşlerimiz çok zor durumda kalmıştı. 1998 yılında Adıgey Cumhurbaşkanı olan Sayın Aslan Carımov, o zamanın Kültür Bakanı Sayın Gazi Çemişo'yu görevlendirmiş, Rusya Federasyonu'nun sağladığı uçaklar ile 22 aileden oluşan 101 Adığe kardeşimiz Kosova'dan Adıgey'e taşınmıştı. Daha sonra Kosova'da kalan 23 Adığe daha Maykop'a gelmişti. Dönen kardeşlerimiz için Maykop şehrinin kenarında Mafehable köyü inşa edilmişti. Bu olay, 21 Mayıs 1864 Büyük Çerkes Sürgünü’nden sonra gerçekleşen en büyük kitlesel dönüş olayı olarak tarihteki yerini aldı. Her yıl, 1 Ağustos tarihi "Anavatana Dönenler Günü" olarak kutlanmakta, geri dönüş için toplumu teşvik etmek amacıyla yaşatılmaktadır.  Anavatana dönme mutluluğuna erişmiş tüm Çerkeslerin "1 Ağustos Anavatana Dönenler Günü"nü kutluyor, dönüşün önündeki tüm engellerin kısa zamanda kaldırılmasını arzu ediyoruz. KAFKAS DERNEKLERİ FEDERASYONU   KAFFED Dönüş ve Diaspora-Anavatan İlişkileri Raporu için tıklayınız...a>p> {youtube}OMAivcz5mfI{/youtube}p> {youtube}TYQSnsIRCHI{/youtube}p> nanKaffed

Bir Yazar Bir Eser: TURNA FIRTINASI – Hulusi Üstün

“Turna Fırtınası bir fantezi çağını, bir masal çağını konu etmiyor. Hepimizin yaşadığı bir çağı anlatıyor. Hepimizin bir şekilde çeşitli cephelerinde olduğu mücadeleleri konu ediyor. Hepimizin yenilgisini...”p> “Türkiye’nin son çeyrek yüzyılı var bu kitapta. İslamcılar ve solcular, onların kendi iç bölünmüşlükleri, yenilmişlikleri… Yahut davalarından vaz geçmişlikleri ve ortak sonuçta buluşmaları...”p> “…Romanda doğu ve batı kıyaslaması, Yunan mitolojisi, ölüm oruçlarına yatan mahkûmların ölüm süreci, Alevilik, Sünnilik, Kürtlük ve Türklük... Sokak şarkıcılarının ayine dönüşen doğaçlama müzikleri, eşcinseller, azınlıklar, tekkeler, İstanbul tasavvufu, İslami cemaatler, başörtüsü... Ahenk içinde bir araya gelmiş.”p> “HAYATI ISKALAYANLAR”p> “Romanın her satırında hissedilen bir şey var, o da hayatın kendisini ıskalamak meselesi.”p> “Gençken gençliği, orta yaşta orta yaşı, yaşlıyken yaşlılığı yaşamak gibi, basit görünen ve fakat bir o kadar temel bir mesele bu. Hayatı ıskalıyor muyuz?”p> “Türkiye, hayatın sarf edildiği bir memleket. Hayat genellikle ıskalanır bu coğrafyada. Oturup boş boş zaman geçirmenin elli farklı şeklini geliştirmiştir bu toplum. Okunmaz, eleştirilmez... Hayatı dolu dolu yaşamanın örneği de azdır öte yandan. Biz durup beklerken geçip giden gençliktir, hayattır... “ p> Romanda, toplumun her katmanın, her grubun sesini duymak mümkün. Bir eserde, insanların içindeki fırtınalar ancak bu kadar güzel anlatılabilir.p> Sağ, sol, devrimci, dindarinsanların yaşadıkları akıl almaz çelişkiler…p> Cezaevi, arka sokaklar, gecekondular ve burada yaşayan çaresiz çözümsüz insanlar, balıkçılar dostluklar, değişen insanlar, yılların farklılaştırdığı dağılan aileler. Davası peşinde koşan insanlar, davasından vaz geçenler, yeni dava peşine koyanlar. Çıkar ilişkileri. Gönül işleri sevgi, kanaat önderleri, cemaatler, tarikatlar, barlar, bar hayatı, alkol, yazarlar, çizerler, sanatçılar… Öylesine tasvir edilmiş ki olursa bu kadar güzel olur.p> HAYATI ETKİLİ YAŞAMA REÇETESİp> Aslında kitabın her satırında boylu boyunca anlatılan bir “hayat felsefesi” var.p> “Turna fırtınası” hayatı etkili yaşamanın reçetesi gibi.p> Sürülen, yok olan, kaybolan, yitirilen bir nesil. Yazar, adeta elimizden tutuyor, bizi alıp şehrin katmanlarında çaresizlik ve sefalet içinde yaşayan karakterlerin hayatının içine bırakıveriyor. “Turna Fırtınası” Türkiye’nin son çeyrek yüzyılında yaşanılan sosyal ve siyasi meselelerin şiirsel bir romanı diyebiliriz.”p> Öncelikle şunu vurgulamakta yarar var “Turna Fırtınası” nı okurken yazarın zengin kelime dağarcığı, üstün tasvir yeteneği, ifadelerin akıcılığı, olayların ahengi, eserin her satırında derinden hissedilen samimiyet, uyum ve ahenk romana çok özel bir tat katmış.p> Bu ahenk, bu tat, bu zenginlik, bu sağlam üslup, romanın asla sıradan bir roman olmadığı, adeta bir tür klasik roman olduğu hissini, daha en baştan, derinden yaşatıyor okuyucusuna.p> Hatta ben eseri okurken karakterlerde, sentez ve analizlerde, karşılaştırmalarda Peyami Safa okuyor havasıyla çevirdim tüm sayfaları.p> Kalemine, yüreğine sağlık “Avukat Üstün!”p> PUSULA GİBİ BİR ROMANp> İfadelerdeki samimiyet, olaylar, hayat dersleri, çok farklı karakterlerin uyumu… Tasvirler bu kadar mı güzel yapılır? Dil bu kadar mı işlenmişbir roman dili olur?p> Ya sözcük dağarcığı? Bu kadar sözcüğü, nasıl bir dağarcıkta saklıyorsun sevgili Hulusi?p> Eserdeki bir başka güzellik, hayat dersleri? Anlayana pusula, pusulalar!p> “…Kös kös yaşıyoruz buralarda. Üretemediğin yervatan değildir, takdir edilmediğin yer vatan değildir. Kendini geliştiremediğin, becerilerinden, yeteneğinden ötürü saygı görmediğin yer vatan değildir.”p> “… Esat, bu sözleri yıllar önce babasından işitmişti.” “Derdi ki Murat Bey: Çocukluğun saltanatı analı babalı büyümektir.”p> “Gençliğin saltanatı iyi bir eğitim alıp gençliğe has heyecanlar tatmaktır.” “Orta yaşın saltanatı, bir kadını sevgilisi, bir ya da birkaç çocuğun babası olmaktır.”p> “İhtiyarlık çağına saltanatıise ağrısız sızısız torun sevmek.”p> “Bundan başka sultanlık yoktur dünyada... “ “Siyaset, statü, rütbe... Bunlar saltanat sağlamaz adama.” "…Ömür bir musikidir. Çığlıkla başlayan bu melodi, mırıltılarla ve ninnilerle sürer. Sonra cıvıltılar karışır, alkışlar karışır, derken müzik coşar, parça baş döndürücü bir ritme dönüşür. Ardından fark ettirmeden düşer müziğin temposu. Ritim ağırlaşır, sonunda bir saz semaisi olur. İniltilerle sayıklamalarla yavaşlar, yavaşlar ve susar.”p> “En son bir sela sesi ile musikinin bittiği ilan olunur.”p> “Yaşamak ise dans etmeye benzer o müzik eşliğinde…"         USTA KALEM / HULUSİ ÜSTÜNp> Hulusi Üstün /1974 doğumlu… Silivri Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu.p> Serbest avukatlık ve kamuda hukuk müşavirliği yaptı. İşi, okumak yazmak,p> Evli iki çocuk babası… Silivri’de mukim. . . . “Sahili yosun kokan kasabadan, eski bir İstanbul evinin taş döşeli avlusundan, Kaf Dağından,Rumeli’nden, Adalardan, tarihin kuytusundan, coğrafyanın unutulmuş diyarlarından, Türkçeye duyduğu sevda ile şen şakrak bir Rumca, vakur bir Çerkesçe ile…p> Herkesin kalbine giden yol ona malum…”   ESERLERİp> Turna Fırtınası /Kırk Diyardan Masallar / Burası Çeçen Komitesi / Geçmişi Sürgün Şehirp> Yüz Elli Yıl Böyle Geçti / Gurbetten Çerkes Hikâyeleri / Yıldız Saklayan Yürek ŞAHASER / Kanatlı Süvarinin Hatıraları / Türkü Öyküleri / Canlarp> KARAKTERLER:p> “…Üstün hakkında işittikleri Ayla’yı üzmüştü. Esat, denizin karanlığında birbirine karışmış görüntüleri izliyordu. Hayali gerçekten ayıramayacak durumdaydı. Bir Barış tanımış mıydı birlikte şarkılar söylediği? Bir Faruk var mıydı onu kollayıp koruyan? Çaldığı müzik aleti ile konuşan Baba Deniz, bir kiraz çiçeği yaprağı gibi rüzgâra kapılıp şehrin sokaklarında savrulan Saka, parmaklarının arasında büyülü bir kalem tutan Üstün… Ellerini bağlayıp kıyama durmuş boynu bükük bir dervişi andıran Fevzi... Var mıydı bu insanlar?”p> Eserdeki ana karakter Esat, bilgiç Vasat Kadir, neşeli Maro, rint Baba Deniz ve diğerleri. İstanbul’un renkli insanları…p> Roman kahramanlarının birisi de yazarın kendisi, Avukat Üstün...p> “Romanda anlattığım olayların şahidiydim ve birebir içindeydim… Aynaya bakmak gibi bir şey!” “Maro, İstanbul’da artık örneği varsa da pek azalan gayrimüslim hanımlardan biri… Baba Deniz hâlâ Beyoğlu sokaklarında dolaşan bir sokak şarkıcısı... Saka da vardır onun yanında... Ama bu ara en çok Fevzi görüyorum çevremde. Bir Fevzi, başka bir Fevzi, bir başka Fevzi... Uzun Fevzi, kısa Fevzi, sarı Fevzi, esmer Fevzi...”p> SANAT ANLAYIŞI VE ÜSLUPp> “…Sanat; estetiktir, benzeriz bir dokunuştur.” “…Her sanatçının sözünün farklı bir büyüsü, kaleminin farklı bir üslubu, sesinin başka bir tınısı olmalı.” Diyor sevgili Hulusi Üstün.p> Ve devam ediyor: “…Roman dilinin özenli olması mutlak bir şart. Yani roman dili salt akademik dille, günlük dille değil, öykü diliyle de farklılık arz etmeli.” “…Günümüzde toplum ciklet kâğıdından kıymetli olmayan kitaplar üretiyor. Bütün edebiyat türleri ve özelde roman okuru azaldı.”p> “Romana ve edebiyata teveccüh eridi.” “Bunda Türk romanının gerçek hayattan kopuşunun etkisi büyük. İnsanlar romanlarda kendilerini bulamıyorlar. Sadece yaşadıkları hayatı değil, hayal ettikleri, olmak istedikleri hayatı da bulamıyorlar. Dolayısıyla edebiyat hayatın dışına itildi. Siyaset ve dini propagandanın şekillendirdiği bir okur kitlesi var. Bu kitleye estetik kaygıdan vareste, gerçek hayatla, Türk toplumunun dinamikleriyle ve idealizmle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir takım eserler sunuluyor. Kitle bunu abur cuburla beslenmeye alışmış bir bünye gibi çaresiz alıyor. Doğal olarak gerçek edebiyatla beslenmeyen toplumun algıları sarsılıyor, sakatlanıyor.”p> “… Sanat, özgün dokunuş değil mi?” İşte o özgün dokunuş kimi okuyucuda  ‘yürekte oyuntu’ Kimisinde yürek yangını, Bir başkasında serinlik... Sanat böylesi bir büyü işte.p> Evet; sanat, her zihinde, her gözde, her yürekte farklı etki bırakan bir büyüdür.p> Bu etkiyi bırakan, kahramanların ağzından anlatılan pişmanlık itirafları... Hepimizin yaşadığı ama itiraf edemediği pişmanlıkları vardır ya işte onlar. Onların içerdiği trajediler.p> Hepimizin zaman zaman içine düştüğü ümitsizlik... “Evet, sanatın insan üzerinde bir etki bırakması gerekir.Bu etki bir olaya şahit olmak, bir fiziki darbeye maruz kalmaktan farklı bir şekilde tanımlanmalı.”p> ESERDENp> “…Gençsen genç gibi yaşayacaksın, çocukken çocukluğunu, yaşlandığında yaşlılığını yaşayacak insan dediğin... Yaşanmamışlığın telafisi yoktur... O boşluk öylece durur yüreğinde.”p> “…İkisi de susup geceyi dinlediler.”p> “Gecenin hanımeli kokulu havasını içine çeken Fevzi, çekingen bir sesle Esat’a bir sır vermek istediğini söyledi.”p> “Sana açıklamak istediğim bir konu var.” Bir sır bu... Bilmem ki nasıl söylesem?p> İki yıl önce sana hayatımın en büyük sırrını vermiştim diye karşılık verdi Esat. Benim yaptığım gibi yap... Aslında utanıyorum, nasıl söylemek lazım geldiğini de bilmiyorum...”   “…Evet düştük!”p> “Nereye düştük? İşte şu an bulunduğumuz yere. Her yıl milyon insanın eklendiği kalabalık bir şehrin herhangi bir köşesine. Devasa binaların içindeki küçük dairelere. Onlarca çeşit elbisenin arasına. Mükellef sofraların üzerine. Kitapsız, zevksiz ve keyifsiz hayatlara. p> “Boşluğa,  yalnızlığa, atalete...” “İnsan düştüğünü fark etmezse kalkmazmış.” “Toplumlar da öyle.”   “… Evet, her şey vatanında güzel.”p> “Çiçek açamadığın, boy atamadığın yer vatan değildir. Ama bir yerin vatan olması için kuşaklar boyu orada yaşamak yetmiyor.”p> “…Yok diyor Saka, bence insan ya anasının dilinden ya da sevgilisinin dilinde şarkı dinleyecek. Sesle birlikte söz de içine işleyecek!”p> “…Bir sürgünün mağduruysan, soyun sopun dünyanın dört bir yanına dağıldıysa, doğuştan sakatsa bir ayağın, yolunu gözlemekle yıllarını geçirdiğin insanlar kendilerini başka yol arkadaşları edinmişlerse hayat sana kimi seversen sev ayrıcalığını, kime bağlanırsan bağlan kopacağını öğrettiyse ve sen yaşamak zorundaysan unutacaksın! Hatıraların mermerden heykellerini kıracaksın, kıramıyorsan yok sayacaksın...”p> “…Bu kitap, umudun doğacağı ufku gösteriyor. Bu ufuk hür akıl, hür vicdan, hür fikir, hür irfan... Özelde Türkiye genelde bütün şark için bir aydınlanma şafağıdır. Aydınlar bu güneşe alkış tutmalı... Hürriyet önce zihinlerin hür olması ile gelecektir.”p> “…Esat, birkaç yemekten sonra Kuyrik Maro’nun yaşlı bir incir ağacının gövdesi gibi boğum boğum şişip bükülmüş parmaklarında, derisi parşömene dönmüş ellerinde, değdiği her yemeğe tat veren bir sihir olduğunu fark etmişti...”p> “… Saka’nın şefkatli sesi karşısında Esat da gitarı da lâl olmuş, eğilmiş kalmıştı. Demek Saka yetim… Biliyor musun ben de öksüzüm… Beni doğuran kadını hiç tanımadım. Annem olmayan bir kadının verilmiş bir söz uğruna ısıttığı kucağında büyüdüm. Bir başkasının çocuğu olduğumu öğrendiğimde dokuz yaşındaydım. O günlerde ‘Çirkin Ördek Yavrusu’ masalını okuyup okuyup ağladım… Sonrası, bana benzeyenleri aramakla geçti günlerim…”p> “… Hiç hesap etmedikleri iki düşman tarafından tarumar edildi İslamcılar. Servet ve iktidar… En az iki asır önce kaybettikleri bir şeydi bu. Ele geçirdiklerinde bütün ideallerini unuttular… Bize yıllar önce nefretini aşıladıkları kapitalizmin bugünkü mağduru onlar. Servet aktıkça nasıl da teker teker düştü yüzlerinden maskeler… Daha büyük hayatlar, konaklar, yatlar, katlar… Tüm bunlardan kendi payına razı olmayan piyonların ettiği beddualar… Onlar kaybetti Esat.”  p> “…Artık kasaba değildi Esat’ın memleketi. Üst üste toplu konutlar, alışveriş merkezleri, kamu binaları ile hallice bir şehirdi neredeyse. Eskiden yolda yürüyen üç adamdan birini tanırken şimdi tanıdık yüzüle karşılaşamıyordu. Kasabanın sarışın sakinleri buhar olup uçmuştu…”p> “…Esat hırpani adamın yanındaki ıslak banka yığılıverdi. Çise, Esat’ın yerine ağlar gibi ipil ipil yağıyordu. Her şey susmuş denizin çalkantısını dinliyordu sanki. Islanan yüzünü elinin tersiyle silip küskün küskün sordu Deniz’e.p> “Sen neredeydin o ölürken?” “Baba Deniz, burnunu çekerek karşılık verdi.” “Sen… Ya sen neredeydin?”p> “…Esat, günün birinde Saka’yı gönlünden çıkarmayı başaracak olursa onun yerine Cemile’yi koymak isterdi. Saka’nın mavi tiril tiril eteğiyle şarkılar söyleyip dans ettiği yüreğinde Cemile, siyah kıyafetiyle elinde pankartıyla bir savaşçı heykeli gibi dursaydı Esat ona da razıydı…”p> “…Kimin sermayesi yoksa din satıyor… Hangi konuda fikir birliği edebiliyorlar? Birinin ak dediği öbürünün kitabında kapkara…”p>  “…Duvarlar altında kalmıştı Esat, sevdalar altında, günahlar altında. En kötüsü de silkinememekti. Ben buradayım, diyememekti…” “…Denizin sesi, rüzgârın sesi, şehrin uzaktan uzağa birbirine karışan ve mırıltıyı andıran tanımsız ahengi…”p> …Üstün, mest olmuş bir şair yüzüyle susuyordu. Vapur hareket ederken dingin yüzünü Esat’a çevirip gülümsedi.”p> “…Biz neyiz Esat? Niye varız, bu âlemde ne için yaşıyoruz?…”p> “Evreni tanımak, doğayı tanımak, insanı çözmek, kültürden, şehir hayatından haberdar olmak gerek...”p> “... İnanmak güzel ama sorgulamak da bir sorumluluk. İnsan, sadece yürekten ibaret değil ki zihin de var. Kaldı ki inanan insanlar inançlarını farklı metotlarla hayata geçiriyorlar. Görüyor musun onlarca tarikat, yüzlerce metot, belki binlerce farklı yol var. İnanç, bu insanları yoldaş kılmıyorsa bir yerde eksiklik yok mu sence?”p> “…Mağlup olduk! Dünyaya sulh ve selamet getirmek üzere yola çıkmışken kalabalığın içinde kaybolduk…”p> “…Yüzümüz ışıklıydı karardı sesimiz şiirdi böğürtüye döndü. Gönlümüz küçüldü, karnımız büyüdü, olgunlaşmak derdindeydik ama çürüdük…”p> “…Nereden geldiğimizi de unuttuk, bir kayıp kuşağız biz Esat... Kendi içimizde kaybolduk Esat! Kendi elimizle söndürdük kandilimizi! Ne mutlu gafil olana! Biliyor musun dostum, gaflet bu devirde bir insanın sahip olabileceği en büyük servet!”p> “…Gençlikleri nerede ziyan olup gitmişti? Ayla nerede hata yapmış, Esat nerede heba olmuştu? Üstün ne zaman hastalıklı bir yazar olup çıkmıştı?p> “Susup birbirlerine baktılar. Konuyu değiştirmek gerektiğini düşündü ayla: Annen… Onu sormadım... O nasıl?”p> Esat, bir rüyadan uyanır gibi başını kaldırdı: Bildiğin gibi değil... “…Dava deyip gençliğimizi ıskaladık Esat, diyordu ayla.p> “…Kimi sağda, kimi solda vuruşup düştü Faruk, Barış, Feriha... Bunlar öyküsüne şahit olduklarımız.p> “…Ya biz... Aynaya baktığımda kaybetmiş bir kadının yüzünü görüyorum.” “Sahip olduğun zaman zengin olabileceği her şey yitirmiş zavallı bir mağlup kadın!” “… Murat Bey, “Almazsan milletinden ölürsün illetinden!” derlerdi...”p> “Dünyayı yaşadığı su birikintisinden ibaret sanan larvalardı onlar. Yahut kozasının içine kıvrılmış ipek böcekleri. Büyümek, su birikintisinin dışına çıkmak… Yahut kozayı parçalamak...”p> “…Büyüdüler su birikintisinin ya da kozanın dışındaki hayatın renkleri karşısında önce merak, sonra hayret, daha sonra korkuya kapıldılar… Hiçbiri güvenli bir yerde değildi artık… Kimi kendi isteğiyle, kimisi zorla, kimisi farkında olmadan değişti. Gölü unutmuş kuyruğunu getirmiş gözleri ya korkudan ya hayretten ya da arzudan ötürü patlamış kurbağalara dönmüştü kimisi. Kimisi rengârenk kelebeklere, vakti geçmiş lodosa kalmış rengarenk kelebeklere...”p> “…Hâlâ gitar çalıyor musun?p> “Elime almayalı yıllar oldu... İnsanın parmaklarından nağmeler dökülmesi için gönlünden şarkılar yükselmeli. Oysa gönlüm sustu, gitar küstü…”p> “Bazen insanın gönlündeki ağıt da nağmeye dönüşür…”   “… Sahi siz ve biz aynı mahallenin çocukları iken farklı cephelerin savaşçıları olmuştuk değil mi?” “Davalarımızın adı farklıydı, devrimi yapıp dünyayı bir başka tarafa çevirecektik...” “Yerinden milim oynatamadığı dünyanınkendisini nasıl olup da böylesine evirip çevirdiğini düşünüyordu Esat.”p> “Bir çocuk dünyaya getirip hadi sen de bizim yaşadıklarımızı yaşa demeye hakkımız yok…” “Eşimle ayrılacak olsam çocuğumu nereye götürebilirdim... Yapayalnızım ben! Yakınlarımın gönlünde yıllar önce öldüm. “ “Neden?” “Uzun hikâye...Sonuç olarak ne dede ne nine ne dayı ne amca ne teyze ne hala hepsi var ama hiçbiri yok bunların hiçbirine sahip olamayacak bir çocuğu dünyaya getirecek olmaktan korktum!p> “Güzide Hanım,insanlığın ulaştığı bütün erdemleri şahsında topladığını düşünen zor bir adamın eşiydi.”p> “Gençliğini bu adama ihtiyacı olan saygıyı göstermekle geçirmiş, ihtiyarlık çağında da onun bakıcılığını üstlenmek zorunda kalmıştı...”   FIRTINA… TURNA FIRTINASIp> İnsanların içinde ne fırtınalar koparmış, ne acılar yaşanırmış, ne çaresizlikler…p> Hayat ne kadar zor yaşayanlar varmış sağımızda solumuzda. Meğer hayatı anlamlı ve dolu dolu yaşama sanatı en ince bir sanatmış!p> “…Fırtınalar fırtınalar… Eylül fırtınaları…” Eylülde rüzgârın önüne düşer leylek sürüleri katar katar göçüp giderler gökyüzünde.p> Derken poyrazın savurduğu bıldırcın sürülerinin karartısı kaplar gökyüzünü. Cemreler çekilirsuyun içinden, artık deniz mevsimi biter, ikinci haftası çaylak fırtınası, üçüncü haftası yağmur, dördüncü hafta kestane karası...p> Ve eylül biterken göç yolunda sona kalmış turnalar görünür gökyüzünde…p> Bir önceki sene kondukları çayırların yerinde kurulmuş binaların üzerinden, kurulmuş göllerin, bataklıkların üzerinden geçerler kanatlarından hüzün dökerek…p> Turna Fırtınası’dırbu… İncilerin tadı kalmaz artık. Sıcak esintiler yerini vakti belirsiz lodosa bırakır, akşam olunca bahçede balkonda oturulmaz. Sevdiğine küsmüş bir ergen kız gibi sarı saçlarını savurup döner gider yaz.p> Ortalıktan el ayak çekilir… Biter yaz…   TEMENNİp> Sevgili Hulusi, hep sağlık ve huzur içinde kal! Yeni kitaplarıheyecanla bekliyoruz!p> İnanıyorum ki kitap sevdalıları, dünya kadar emekle oluşan bu güzel eserin hakkını verecektir. “Turna Fırtınası”nin çok kişiye ulaşması, çok kişi tarafından okunması, eserden toplumumuzun âzami derecede istifade etmesi temennisiyle...p> Selâm ve sevgiler.            nanYemuz Nevzat Tarakçı

Bir Yazar Bir Eser: TURNA FIRTINASI – Hulusi Üstün

“Turna Fırtınası bir fantezi çağını, bir masal çağını konu etmiyor. Hepimizin yaşadığı bir çağı anlatıyor. Hepimizin bir şekilde çeşitli cephelerinde olduğu mücadeleleri konu ediyor. Hepimizin yenilgisini...”p> “Türkiye’nin son çeyrek yüzyılı var bu kitapta. İslamcılar ve solcular, onların kendi iç bölünmüşlükleri, yenilmişlikleri… Yahut davalarından vaz geçmişlikleri ve ortak sonuçta buluşmaları...”p> “…Romanda doğu ve batı kıyaslaması, Yunan mitolojisi, ölüm oruçlarına yatan mahkûmların ölüm süreci, Alevilik, Sünnilik, Kürtlük ve Türklük... Sokak şarkıcılarının ayine dönüşen doğaçlama müzikleri, eşcinseller, azınlıklar, tekkeler, İstanbul tasavvufu, İslami cemaatler, başörtüsü... Ahenk içinde bir araya gelmiş.”p> “HAYATI ISKALAYANLAR”p> “Romanın her satırında hissedilen bir şey var, o da hayatın kendisini ıskalamak meselesi.”p> “Gençken gençliği, orta yaşta orta yaşı, yaşlıyken yaşlılığı yaşamak gibi, basit görünen ve fakat bir o kadar temel bir mesele bu. Hayatı ıskalıyor muyuz?”p> “Türkiye, hayatın sarf edildiği bir memleket. Hayat genellikle ıskalanır bu coğrafyada. Oturup boş boş zaman geçirmenin elli farklı şeklini geliştirmiştir bu toplum. Okunmaz, eleştirilmez... Hayatı dolu dolu yaşamanın örneği de azdır öte yandan. Biz durup beklerken geçip giden gençliktir, hayattır... “ p> Romanda, toplumun her katmanın, her grubun sesini duymak mümkün. Bir eserde, insanların içindeki fırtınalar ancak bu kadar güzel anlatılabilir.p> Sağ, sol, devrimci, dindarinsanların yaşadıkları akıl almaz çelişkiler…p> Cezaevi, arka sokaklar, gecekondular ve burada yaşayan çaresiz çözümsüz insanlar, balıkçılar dostluklar, değişen insanlar, yılların farklılaştırdığı dağılan aileler. Davası peşinde koşan insanlar, davasından vaz geçenler, yeni dava peşine koyanlar. Çıkar ilişkileri. Gönül işleri sevgi, kanaat önderleri, cemaatler, tarikatlar, barlar, bar hayatı, alkol, yazarlar, çizerler, sanatçılar… Öylesine tasvir edilmiş ki olursa bu kadar güzel olur.p> HAYATI ETKİLİ YAŞAMA REÇETESİp> Aslında kitabın her satırında boylu boyunca anlatılan bir “hayat felsefesi” var.p> “Turna fırtınası” hayatı etkili yaşamanın reçetesi gibi.p> Sürülen, yok olan, kaybolan, yitirilen bir nesil. Yazar, adeta elimizden tutuyor, bizi alıp şehrin katmanlarında çaresizlik ve sefalet içinde yaşayan karakterlerin hayatının içine bırakıveriyor. “Turna Fırtınası” Türkiye’nin son çeyrek yüzyılında yaşanılan sosyal ve siyasi meselelerin şiirsel bir romanı diyebiliriz.”p> Öncelikle şunu vurgulamakta yarar var “Turna Fırtınası” nı okurken yazarın zengin kelime dağarcığı, üstün tasvir yeteneği, ifadelerin akıcılığı, olayların ahengi, eserin her satırında derinden hissedilen samimiyet, uyum ve ahenk romana çok özel bir tat katmış.p> Bu ahenk, bu tat, bu zenginlik, bu sağlam üslup, romanın asla sıradan bir roman olmadığı, adeta bir tür klasik roman olduğu hissini, daha en baştan, derinden yaşatıyor okuyucusuna.p> Hatta ben eseri okurken karakterlerde, sentez ve analizlerde, karşılaştırmalarda Peyami Safa okuyor havasıyla çevirdim tüm sayfaları.p> Kalemine, yüreğine sağlık “Avukat Üstün!”p> PUSULA GİBİ BİR ROMANp> İfadelerdeki samimiyet, olaylar, hayat dersleri, çok farklı karakterlerin uyumu… Tasvirler bu kadar mı güzel yapılır? Dil bu kadar mı işlenmişbir roman dili olur?p> Ya sözcük dağarcığı? Bu kadar sözcüğü, nasıl bir dağarcıkta saklıyorsun sevgili Hulusi?p> Eserdeki bir başka güzellik, hayat dersleri? Anlayana pusula, pusulalar!p> “…Kös kös yaşıyoruz buralarda. Üretemediğin yervatan değildir, takdir edilmediğin yer vatan değildir. Kendini geliştiremediğin, becerilerinden, yeteneğinden ötürü saygı görmediğin yer vatan değildir.”p> “… Esat, bu sözleri yıllar önce babasından işitmişti.” “Derdi ki Murat Bey: Çocukluğun saltanatı analı babalı büyümektir.”p> “Gençliğin saltanatı iyi bir eğitim alıp gençliğe has heyecanlar tatmaktır.” “Orta yaşın saltanatı, bir kadını sevgilisi, bir ya da birkaç çocuğun babası olmaktır.”p> “İhtiyarlık çağına saltanatıise ağrısız sızısız torun sevmek.”p> “Bundan başka sultanlık yoktur dünyada... “ “Siyaset, statü, rütbe... Bunlar saltanat sağlamaz adama.” "…Ömür bir musikidir. Çığlıkla başlayan bu melodi, mırıltılarla ve ninnilerle sürer. Sonra cıvıltılar karışır, alkışlar karışır, derken müzik coşar, parça baş döndürücü bir ritme dönüşür. Ardından fark ettirmeden düşer müziğin temposu. Ritim ağırlaşır, sonunda bir saz semaisi olur. İniltilerle sayıklamalarla yavaşlar, yavaşlar ve susar.”p> “En son bir sela sesi ile musikinin bittiği ilan olunur.”p> “Yaşamak ise dans etmeye benzer o müzik eşliğinde…"         USTA KALEM / HULUSİ ÜSTÜNp> Hulusi Üstün /1974 doğumlu… Silivri Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu.p> Serbest avukatlık ve kamuda hukuk müşavirliği yaptı. İşi, okumak yazmak,p> Evli iki çocuk babası… Silivri’de mukim. . . . “Sahili yosun kokan kasabadan, eski bir İstanbul evinin taş döşeli avlusundan, Kaf Dağından,Rumeli’nden, Adalardan, tarihin kuytusundan, coğrafyanın unutulmuş diyarlarından, Türkçeye duyduğu sevda ile şen şakrak bir Rumca, vakur bir Çerkesçe ile…p> Herkesin kalbine giden yol ona malum…”   ESERLERİp> Turna Fırtınası /Kırk Diyardan Masallar / Burası Çeçen Komitesi / Geçmişi Sürgün Şehirp> Yüz Elli Yıl Böyle Geçti / Gurbetten Çerkes Hikâyeleri / Yıldız Saklayan Yürek ŞAHASER / Kanatlı Süvarinin Hatıraları / Türkü Öyküleri / Canlarp> KARAKTERLER:p> “…Üstün hakkında işittikleri Ayla’yı üzmüştü. Esat, denizin karanlığında birbirine karışmış görüntüleri izliyordu. Hayali gerçekten ayıramayacak durumdaydı. Bir Barış tanımış mıydı birlikte şarkılar söylediği? Bir Faruk var mıydı onu kollayıp koruyan? Çaldığı müzik aleti ile konuşan Baba Deniz, bir kiraz çiçeği yaprağı gibi rüzgâra kapılıp şehrin sokaklarında savrulan Saka, parmaklarının arasında büyülü bir kalem tutan Üstün… Ellerini bağlayıp kıyama durmuş boynu bükük bir dervişi andıran Fevzi... Var mıydı bu insanlar?”p> Eserdeki ana karakter Esat, bilgiç Vasat Kadir, neşeli Maro, rint Baba Deniz ve diğerleri. İstanbul’un renkli insanları…p> Roman kahramanlarının birisi de yazarın kendisi, Avukat Üstün...p> “Romanda anlattığım olayların şahidiydim ve birebir içindeydim… Aynaya bakmak gibi bir şey!” “Maro, İstanbul’da artık örneği varsa da pek azalan gayrimüslim hanımlardan biri… Baba Deniz hâlâ Beyoğlu sokaklarında dolaşan bir sokak şarkıcısı... Saka da vardır onun yanında... Ama bu ara en çok Fevzi görüyorum çevremde. Bir Fevzi, başka bir Fevzi, bir başka Fevzi... Uzun Fevzi, kısa Fevzi, sarı Fevzi, esmer Fevzi...”p> SANAT ANLAYIŞI VE ÜSLUPp> “…Sanat; estetiktir, benzeriz bir dokunuştur.” “…Her sanatçının sözünün farklı bir büyüsü, kaleminin farklı bir üslubu, sesinin başka bir tınısı olmalı.” Diyor sevgili Hulusi Üstün.p> Ve devam ediyor: “…Roman dilinin özenli olması mutlak bir şart. Yani roman dili salt akademik dille, günlük dille değil, öykü diliyle de farklılık arz etmeli.” “…Günümüzde toplum ciklet kâğıdından kıymetli olmayan kitaplar üretiyor. Bütün edebiyat türleri ve özelde roman okuru azaldı.”p> “Romana ve edebiyata teveccüh eridi.” “Bunda Türk romanının gerçek hayattan kopuşunun etkisi büyük. İnsanlar romanlarda kendilerini bulamıyorlar. Sadece yaşadıkları hayatı değil, hayal ettikleri, olmak istedikleri hayatı da bulamıyorlar. Dolayısıyla edebiyat hayatın dışına itildi. Siyaset ve dini propagandanın şekillendirdiği bir okur kitlesi var. Bu kitleye estetik kaygıdan vareste, gerçek hayatla, Türk toplumunun dinamikleriyle ve idealizmle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir takım eserler sunuluyor. Kitle bunu abur cuburla beslenmeye alışmış bir bünye gibi çaresiz alıyor. Doğal olarak gerçek edebiyatla beslenmeyen toplumun algıları sarsılıyor, sakatlanıyor.”p> “… Sanat, özgün dokunuş değil mi?” İşte o özgün dokunuş kimi okuyucuda  ‘yürekte oyuntu’ Kimisinde yürek yangını, Bir başkasında serinlik... Sanat böylesi bir büyü işte.p> Evet; sanat, her zihinde, her gözde, her yürekte farklı etki bırakan bir büyüdür.p> Bu etkiyi bırakan, kahramanların ağzından anlatılan pişmanlık itirafları... Hepimizin yaşadığı ama itiraf edemediği pişmanlıkları vardır ya işte onlar. Onların içerdiği trajediler.p> Hepimizin zaman zaman içine düştüğü ümitsizlik... “Evet, sanatın insan üzerinde bir etki bırakması gerekir.Bu etki bir olaya şahit olmak, bir fiziki darbeye maruz kalmaktan farklı bir şekilde tanımlanmalı.”p> ESERDENp> “…Gençsen genç gibi yaşayacaksın, çocukken çocukluğunu, yaşlandığında yaşlılığını yaşayacak insan dediğin... Yaşanmamışlığın telafisi yoktur... O boşluk öylece durur yüreğinde.”p> “…İkisi de susup geceyi dinlediler.”p> “Gecenin hanımeli kokulu havasını içine çeken Fevzi, çekingen bir sesle Esat’a bir sır vermek istediğini söyledi.”p> “Sana açıklamak istediğim bir konu var.” Bir sır bu... Bilmem ki nasıl söylesem?p> İki yıl önce sana hayatımın en büyük sırrını vermiştim diye karşılık verdi Esat. Benim yaptığım gibi yap... Aslında utanıyorum, nasıl söylemek lazım geldiğini de bilmiyorum...”   “…Evet düştük!”p> “Nereye düştük? İşte şu an bulunduğumuz yere. Her yıl milyon insanın eklendiği kalabalık bir şehrin herhangi bir köşesine. Devasa binaların içindeki küçük dairelere. Onlarca çeşit elbisenin arasına. Mükellef sofraların üzerine. Kitapsız, zevksiz ve keyifsiz hayatlara. p> “Boşluğa,  yalnızlığa, atalete...” “İnsan düştüğünü fark etmezse kalkmazmış.” “Toplumlar da öyle.”   “… Evet, her şey vatanında güzel.”p> “Çiçek açamadığın, boy atamadığın yer vatan değildir. Ama bir yerin vatan olması için kuşaklar boyu orada yaşamak yetmiyor.”p> “…Yok diyor Saka, bence insan ya anasının dilinden ya da sevgilisinin dilinde şarkı dinleyecek. Sesle birlikte söz de içine işleyecek!”p> “…Bir sürgünün mağduruysan, soyun sopun dünyanın dört bir yanına dağıldıysa, doğuştan sakatsa bir ayağın, yolunu gözlemekle yıllarını geçirdiğin insanlar kendilerini başka yol arkadaşları edinmişlerse hayat sana kimi seversen sev ayrıcalığını, kime bağlanırsan bağlan kopacağını öğrettiyse ve sen yaşamak zorundaysan unutacaksın! Hatıraların mermerden heykellerini kıracaksın, kıramıyorsan yok sayacaksın...”p> “…Bu kitap, umudun doğacağı ufku gösteriyor. Bu ufuk hür akıl, hür vicdan, hür fikir, hür irfan... Özelde Türkiye genelde bütün şark için bir aydınlanma şafağıdır. Aydınlar bu güneşe alkış tutmalı... Hürriyet önce zihinlerin hür olması ile gelecektir.”p> “…Esat, birkaç yemekten sonra Kuyrik Maro’nun yaşlı bir incir ağacının gövdesi gibi boğum boğum şişip bükülmüş parmaklarında, derisi parşömene dönmüş ellerinde, değdiği her yemeğe tat veren bir sihir olduğunu fark etmişti...”p> “… Saka’nın şefkatli sesi karşısında Esat da gitarı da lâl olmuş, eğilmiş kalmıştı. Demek Saka yetim… Biliyor musun ben de öksüzüm… Beni doğuran kadını hiç tanımadım. Annem olmayan bir kadının verilmiş bir söz uğruna ısıttığı kucağında büyüdüm. Bir başkasının çocuğu olduğumu öğrendiğimde dokuz yaşındaydım. O günlerde ‘Çirkin Ördek Yavrusu’ masalını okuyup okuyup ağladım… Sonrası, bana benzeyenleri aramakla geçti günlerim…”p> “… Hiç hesap etmedikleri iki düşman tarafından tarumar edildi İslamcılar. Servet ve iktidar… En az iki asır önce kaybettikleri bir şeydi bu. Ele geçirdiklerinde bütün ideallerini unuttular… Bize yıllar önce nefretini aşıladıkları kapitalizmin bugünkü mağduru onlar. Servet aktıkça nasıl da teker teker düştü yüzlerinden maskeler… Daha büyük hayatlar, konaklar, yatlar, katlar… Tüm bunlardan kendi payına razı olmayan piyonların ettiği beddualar… Onlar kaybetti Esat.”  p> “…Artık kasaba değildi Esat’ın memleketi. Üst üste toplu konutlar, alışveriş merkezleri, kamu binaları ile hallice bir şehirdi neredeyse. Eskiden yolda yürüyen üç adamdan birini tanırken şimdi tanıdık yüzüle karşılaşamıyordu. Kasabanın sarışın sakinleri buhar olup uçmuştu…”p> “…Esat hırpani adamın yanındaki ıslak banka yığılıverdi. Çise, Esat’ın yerine ağlar gibi ipil ipil yağıyordu. Her şey susmuş denizin çalkantısını dinliyordu sanki. Islanan yüzünü elinin tersiyle silip küskün küskün sordu Deniz’e.p> “Sen neredeydin o ölürken?” “Baba Deniz, burnunu çekerek karşılık verdi.” “Sen… Ya sen neredeydin?”p> “…Esat, günün birinde Saka’yı gönlünden çıkarmayı başaracak olursa onun yerine Cemile’yi koymak isterdi. Saka’nın mavi tiril tiril eteğiyle şarkılar söyleyip dans ettiği yüreğinde Cemile, siyah kıyafetiyle elinde pankartıyla bir savaşçı heykeli gibi dursaydı Esat ona da razıydı…”p> “…Kimin sermayesi yoksa din satıyor… Hangi konuda fikir birliği edebiliyorlar? Birinin ak dediği öbürünün kitabında kapkara…”p>  “…Duvarlar altında kalmıştı Esat, sevdalar altında, günahlar altında. En kötüsü de silkinememekti. Ben buradayım, diyememekti…” “…Denizin sesi, rüzgârın sesi, şehrin uzaktan uzağa birbirine karışan ve mırıltıyı andıran tanımsız ahengi…”p> …Üstün, mest olmuş bir şair yüzüyle susuyordu. Vapur hareket ederken dingin yüzünü Esat’a çevirip gülümsedi.”p> “…Biz neyiz Esat? Niye varız, bu âlemde ne için yaşıyoruz?…”p> “Evreni tanımak, doğayı tanımak, insanı çözmek, kültürden, şehir hayatından haberdar olmak gerek...”p> “... İnanmak güzel ama sorgulamak da bir sorumluluk. İnsan, sadece yürekten ibaret değil ki zihin de var. Kaldı ki inanan insanlar inançlarını farklı metotlarla hayata geçiriyorlar. Görüyor musun onlarca tarikat, yüzlerce metot, belki binlerce farklı yol var. İnanç, bu insanları yoldaş kılmıyorsa bir yerde eksiklik yok mu sence?”p> “…Mağlup olduk! Dünyaya sulh ve selamet getirmek üzere yola çıkmışken kalabalığın içinde kaybolduk…”p> “…Yüzümüz ışıklıydı karardı sesimiz şiirdi böğürtüye döndü. Gönlümüz küçüldü, karnımız büyüdü, olgunlaşmak derdindeydik ama çürüdük…”p> “…Nereden geldiğimizi de unuttuk, bir kayıp kuşağız biz Esat... Kendi içimizde kaybolduk Esat! Kendi elimizle söndürdük kandilimizi! Ne mutlu gafil olana! Biliyor musun dostum, gaflet bu devirde bir insanın sahip olabileceği en büyük servet!”p> “…Gençlikleri nerede ziyan olup gitmişti? Ayla nerede hata yapmış, Esat nerede heba olmuştu? Üstün ne zaman hastalıklı bir yazar olup çıkmıştı?p> “Susup birbirlerine baktılar. Konuyu değiştirmek gerektiğini düşündü ayla: Annen… Onu sormadım... O nasıl?”p> Esat, bir rüyadan uyanır gibi başını kaldırdı: Bildiğin gibi değil... “…Dava deyip gençliğimizi ıskaladık Esat, diyordu ayla.p> “…Kimi sağda, kimi solda vuruşup düştü Faruk, Barış, Feriha... Bunlar öyküsüne şahit olduklarımız.p> “…Ya biz... Aynaya baktığımda kaybetmiş bir kadının yüzünü görüyorum.” “Sahip olduğun zaman zengin olabileceği her şey yitirmiş zavallı bir mağlup kadın!” “… Murat Bey, “Almazsan milletinden ölürsün illetinden!” derlerdi...”p> “Dünyayı yaşadığı su birikintisinden ibaret sanan larvalardı onlar. Yahut kozasının içine kıvrılmış ipek böcekleri. Büyümek, su birikintisinin dışına çıkmak… Yahut kozayı parçalamak...”p> “…Büyüdüler su birikintisinin ya da kozanın dışındaki hayatın renkleri karşısında önce merak, sonra hayret, daha sonra korkuya kapıldılar… Hiçbiri güvenli bir yerde değildi artık… Kimi kendi isteğiyle, kimisi zorla, kimisi farkında olmadan değişti. Gölü unutmuş kuyruğunu getirmiş gözleri ya korkudan ya hayretten ya da arzudan ötürü patlamış kurbağalara dönmüştü kimisi. Kimisi rengârenk kelebeklere, vakti geçmiş lodosa kalmış rengarenk kelebeklere...”p> “…Hâlâ gitar çalıyor musun?p> “Elime almayalı yıllar oldu... İnsanın parmaklarından nağmeler dökülmesi için gönlünden şarkılar yükselmeli. Oysa gönlüm sustu, gitar küstü…”p> “Bazen insanın gönlündeki ağıt da nağmeye dönüşür…”   “… Sahi siz ve biz aynı mahallenin çocukları iken farklı cephelerin savaşçıları olmuştuk değil mi?” “Davalarımızın adı farklıydı, devrimi yapıp dünyayı bir başka tarafa çevirecektik...” “Yerinden milim oynatamadığı dünyanınkendisini nasıl olup da böylesine evirip çevirdiğini düşünüyordu Esat.”p> “Bir çocuk dünyaya getirip hadi sen de bizim yaşadıklarımızı yaşa demeye hakkımız yok…” “Eşimle ayrılacak olsam çocuğumu nereye götürebilirdim... Yapayalnızım ben! Yakınlarımın gönlünde yıllar önce öldüm. “ “Neden?” “Uzun hikâye...Sonuç olarak ne dede ne nine ne dayı ne amca ne teyze ne hala hepsi var ama hiçbiri yok bunların hiçbirine sahip olamayacak bir çocuğu dünyaya getirecek olmaktan korktum!p> “Güzide Hanım,insanlığın ulaştığı bütün erdemleri şahsında topladığını düşünen zor bir adamın eşiydi.”p> “Gençliğini bu adama ihtiyacı olan saygıyı göstermekle geçirmiş, ihtiyarlık çağında da onun bakıcılığını üstlenmek zorunda kalmıştı...”   FIRTINA… TURNA FIRTINASIp> İnsanların içinde ne fırtınalar koparmış, ne acılar yaşanırmış, ne çaresizlikler…p> Hayat ne kadar zor yaşayanlar varmış sağımızda solumuzda. Meğer hayatı anlamlı ve dolu dolu yaşama sanatı en ince bir sanatmış!p> “…Fırtınalar fırtınalar… Eylül fırtınaları…” Eylülde rüzgârın önüne düşer leylek sürüleri katar katar göçüp giderler gökyüzünde.p> Derken poyrazın savurduğu bıldırcın sürülerinin karartısı kaplar gökyüzünü. Cemreler çekilirsuyun içinden, artık deniz mevsimi biter, ikinci haftası çaylak fırtınası, üçüncü haftası yağmur, dördüncü hafta kestane karası...p> Ve eylül biterken göç yolunda sona kalmış turnalar görünür gökyüzünde…p> Bir önceki sene kondukları çayırların yerinde kurulmuş binaların üzerinden, kurulmuş göllerin, bataklıkların üzerinden geçerler kanatlarından hüzün dökerek…p> Turna Fırtınası’dırbu… İncilerin tadı kalmaz artık. Sıcak esintiler yerini vakti belirsiz lodosa bırakır, akşam olunca bahçede balkonda oturulmaz. Sevdiğine küsmüş bir ergen kız gibi sarı saçlarını savurup döner gider yaz.p> Ortalıktan el ayak çekilir… Biter yaz…   TEMENNİp> Sevgili Hulusi, hep sağlık ve huzur içinde kal! Yeni kitaplarıheyecanla bekliyoruz!p> İnanıyorum ki kitap sevdalıları, dünya kadar emekle oluşan bu güzel eserin hakkını verecektir. “Turna Fırtınası”nin çok kişiye ulaşması, çok kişi tarafından okunması, eserden toplumumuzun âzami derecede istifade etmesi temennisiyle...p> Selâm ve sevgiler.            +''+nan+''+Yemuz Nevzat Tarakçı

Doğada Buluşuyoruz

KAFFED Nart Spor Komisyonu sizi doğaya çağırıyor. Avrupa'nın en büyük doğa yaşam alanında buluşalım.   KAFFED Nart Spor Komisyonup> Kocaeli Uzuntarla Ormanya Doğa Yürüyüş ve Koşusu Avrupanın en büyük Doğal Yaşam alanı Uzuntarla Kartepe / KOCAELİp> https://www.ormanya.comp> ETKİNLİK TARİHİp> 6 Eylül 2020 Pazar    /    Yürüyüş ve koşunun başlama saati : 10.00   KONAKLAMAp> Misafirler Ormanya’da Kamp alanında çadır veya karavanda kalabilir, dileyen kendi imkanlarını kullanır, dileyen Otel için aşağıdaki seçenekleri değerlendirebilir.     Kocaeli Merkezde : Wes Hotel (0262) 321 47 47 Maşukiye Salih Çağlın : 0539 654 54 28 (Pansiyon)            Tatilkeyfi Bungalow Motel Maşukiye :  0535 311 94 49              Babil Bungalow Boutique Hotel : 0532 612 79 67 Kırkpınar-Sapanca : Kırkpınar Villaları  : 0532 308 00 92- 0264 592 02 01 Sapanca Çiftlik Dağ Evi : 0 (264) 592 68 97 Gsm : 0 (535) 323 58 85 Sapanca Atlı Köşk Butik Otel : 0264 592 20 05 Konaklama yerlerinin hepsi hemşerilerimizin işletmeleridir. İLETİŞİMp> Turan AKIN : 0 533 5813027-hagurturan@gmail.com (Genel ve Sponsorluk görüşmeleri)p> Vedat EROĞLU : 0545 768 24 42             Oya Hansu        : oyahansu@hotmail.comp> Etkinlik kaydı için Google Forms p> https://forms.gle/kJztdKouue8VsMLb8a>p> GENEL BİLGİLER  p> 1- Kocaeli Uzuntarla Doğa Yürüyüş ve Koşusu 6 Eylül 2020 Pazar günü  gerçekleştirilecektir. 2- Katılımcıların, yürüyüş ve koşucuların gelişinden önce ek sağlık kontrolleri veya koşulları Resmi kurumlarca talep edilebilir.(ateş ölçümü vb.) 3- Uzuntarla Yürüyüş ve Koşusu 5K,11K ve 21 Km mesafeler olmak üzere üç farklı kategoride yapılan bir doğal ortam yarışmasıdır. 4- Yarış başlangıç saati ve göğüs numarası dağıtımı her katılımcı için randevulu sistem ile birebir gerçekleşecektir. 5- Yarışma boyunca yarışmacılar Ormanya’nın doğa harikası güzelliklerini görme şansını yakalayacaktır. 6- Yarış bilgilendirme toplantısı sosyal medya hesaplarından yapılacak olup, katılımcılar saat ve gün hakkında bilgilendirilecektir. 7- Yarışmacılar yarış boyunca organizasyon tarafından işaretlenen parkurda yürüyecek ve koşacaktır. İşaretler yarışma kategorilerine göre Mavi Parkur, Turuncu Parkur, Yeşil Parkur, Sarı Parkur şeklindedir. 8- ereceye giren yarışmacılar için ödül töreni sosyal mesafeye uygun bir formatta  yapılacaktır. 9- İşaretleri takip ederek belirlenen parkurlarda yürümek ve koşmak yarışmacının sorumluluğundadır. 10- 18 yaşından küçük katılımcılar Uzuntarla Orman Koşusuna Velilerinin ıslak imzalı katılım onaylı belgeleri ile katılabilirler. Gönüllülük ve Sponsorluk görüşmeleri için hagurturan@gmail.com adresine mail atmanızı veya 0533 581 30 27 no’lu telefonu aramanızı rica ederiz. Genel Kurallarp> 1- Yarışmacılar yarış programında belirtilen zamanda başlangıç noktasında bulunmalıdır. Start saatleri organizasyon tarafından kişilere alanda, whatsap/sms vs yöntemiyle iletilecektir. Covid-19 yönergesine bağlı olarak Start saatinden 10 dk önce start alanında beklenmesi gerekmektedir 2- Yarışmacılar kısmi-kendi kendine yeterlilik esasına göre yiyecek, içecek ikmal ve yardım alabilir. 3- Yarışmacılar göğüs numaralarını her zaman görünür şekilde takmalıdır. 4- Yarışmacılar yarış programında belirtilen zamanda başlangıç noktasında bulunmalıdır. 5- Yarışmayı terk eden sporcular organizasyona bilgi vermekten sorumludur. 6- 65 yaş ve üstü katılımcılar, EKG ve Kardiyologdan almış oldukları sağlık raporuyla yarışmaya katılırlar. 7- Katılımcılarda ateş ölçümü sonucu yüksek ateş durumu söz konusu ise Covid-19 şüphesini taşıyan ek belirtiler varsa yarışmacı en yakın sağlık merkezine yönlendirilir. 8- Yürüyüş ve koşu programı herkesin katılımına açıktır. Katılımcıların koşmalarına engel olmadığını belirten 6 aylık bir sağlık belgesine (5K ve 11K için gerekli değildir) veya bir spor federasyonundan onaylı sporcu lisansına sahip olmaları gerekmektedir. İlgili belgeler koşu öncesi organizasyona ibraz edilecektir. Katılımcıların "Yeni Dönem Organizasyon Kuralları" hakkındaki kendilerine iletilecek sanal el kitapçığını okumalarını önemle bildiririz. Zorunlu Malzemeler:p> Yarışmalarında koşu boyunca katılımcıların aşağıdaki listede yer alan malzemeleri yanlarında bulundurmaları zorunludur. Zorunlu malzeme kontrolü yarış öncesi yapılmaktadır. COVİD-19 Yeni Dönem Spor Organizasyonları kuralını ihlali eden yarışmacılar diskalifiye edilecektir. Malzeme Listesi:p> 1- Kimlik Belgesi (Tüm parkurlar için zorunludur) 2- Tüm Katılımcıların (5K,11K,21K) gelirken yanlarında taşınabilir kişisel %70 ve üzeri alkol içerikli dezenfektan bulundurması, yüz maskesi, şahsi kalem ve kişisel temizlik malzemelerini müsabaka sırasında kolay erişebilecekleri bir cepte bulundurması zorunludur. (COVİD-19 Yeni Dönem Spor Organizasyonları kuralıdır. Kural ihlali sonucu katılımcılar diskalifiye edilecektir) 3- Tüm Katılımcıların etkinlik alanında ve parkur içerisindeki özel bilgi panellerine/tabelalarına ve emniyet şeritlerine uymak zorunludur. (COVİD-19 Yeni Dönem Spor Organizasyonları kuralıdır. Kural ihlali sonucu katılımcılar diskalifiye edilecektir) 4- Sırt Çantası/Bel Çantası 5- Toplamda en az bir litre kapasiteli su kabı (su torbası, şişe, matara vb.) 6- Tüm katılımcıların randevu saatlerinde start/başlangıç noktasında olmaları zorunludur. (COVİD-19 Yeni Dönem Spor Organizasyonları kuralıdır. Kural ihlali sonucu katılımcılar diskalifiye edilecektir) 7- Tüm katılımcıların yanlarında sırt çanta (5K ve 11K hariç) kimlik kartını ve cep telefonunu taşımaları zorunludur. 8- Göğüs numarası 9- Cep telefonu (organizasyon ve acil durum telefon numaraları kayıtlı olmalıdır ve tüm parkurlar için zorunludur) 10- Tüm katılımcılar için yüz maskelerinin kullanılması başlangıç alanında, yarışın ilk 100 metresinde ve yarış bitişine 100 metre kala takılması zorunludur. (COVİD-19 Yeni Dönem Spor Organizasyonları kuralıdır. Kural ihlali sonucu katılımcılar diskalifiye edilecektir) 11- İlkyardım çantası (Flaster/Sargı bezi, 6 adet çengel iğne, 4 tane yarabandı) 12- Düdük 13- Şapka, bere veya bandana 14- Bardak (ara noktalarda plastik bardak bulunmayacaktır) 15- Yeterli miktarda yiyecek 16- Uygun ayakkabı 17- GPS/GPS’li saat Zorunlu malzemeler koşu sırasında herhangi bir noktada kontrol edilebilir. strong>p> Ek Olarak Önerilirstrong>p> 1- Uzun kollu üstlük 2- Eldiven 3- GPS 4- Baton 5- Güneş gözlüğü 6- Güneş kremi 7-Yağmurluk Baton ile yürüyen, koşan katılımcıların koşu boyunca batonlarını yanlarında taşımaları gerekmektedir, herhangi bir noktada batonlarını bırakamazlar. Kurumsal Sosyal Sorumluluk & Ödüller:p> 1- KAFFED’in Kurumsal Sosyal Sorumluluğu bağlamında Çerkes kültürü üzerine doktora veya yüksel lisans yapacak gençlerimize KAFFED Burs Komisyonunca belirlenen Burs Yönergesi gereği Burs verilecektir. Burs bütçesi yürüyüşe/koşuya katılan ve bu Projeyi desteklemek isteyen her bir bireye ve Sponsorlara açıktır. Yardımsever gönüllülerin 50/100/250 TL vb Burs bedelini aşağıdaki hesaba göndermesi rica olunur.   KAFKAS DERNEKLERİ FEDERASYONU T.C. ZİRAAT BANKASI EMEK / ANKARA IBAN : TR23 0001 0007 6535 5861 4850 11     1- Farkındalık için her katılımcının ve misafirlerimizin önceden ve alandaki KAFFED Nart Spor anı formasını almasını önemle rica ederiz. Prensip olarak yürüyüş ve koşuya bu formalarla katılım yapılmasını rica ederiz. 2- Yarışmacılara Para ödülü yoktur, duruma göre sponsor ödülleri olabilir. 3- Yarışmada dereceye girenlere Sponsor kupa/şilt vs verilebilir. Genel klasmanda dereceye girenlere yaş gruplarında ödül verilmez. Diskalifikasyonp> 1- Yeni dönem spor organizasyonları (COVİD-19) hakkında belirlenen kuralları ihlal etmiş olan katılımcı yarışmadan diskalifiye edilir. 2- Kestirme yol veya taşıt kullanmak. 3- Yardıma ihtiyacı olan bir katılımcıyı yalnız başına bırakmak ve yardım etmemek. 4- Doğal ortamı tahrip etmek veya çöp atmak. 5- Sağlık personeli tarafından kontrol edilmeyi reddetmek. 6- Zorunlu malzemelerinin organizasyon tarafından kontrol edilmelerini reddetmek.   * Yarışa son kayıt tarihi 30.08.2020 Pazar günüdür.p>nanKaffed

Rusya Vatandaşlığını Almayı Kolaylaştıran Yasa 24 Temmuz 2020’de Yürürlüğe Girdi

Putin'in 24 Nisan 2020'de imzaladığı  "Federal Yasa 134-F3 "Rusya Vatandaslığı Yasasında Değişiklik" 24 Temmuz'da yürürlüğe girdi. Bu değisikliğe göre: 1- RF vatandaşlığı alacak olan yabancı ülke vatandaşının; geldiği ülkeye ve hangi amaçla RF vatandaşlığına  başvurduğuna bakılmaksızın,  geldiği ülkenin vatandaşlığını reddetme zorunluluğu kaldırılıyor. 2- Belarus, Kazakistan, Moldavya ve Ukrayna vatandasiı olup, RF vatandaşlığına geçmek isteyenlerden; gelir beyanı ve 5 yıl  Vid na Jitelstvo (Mavi Pasaport) ile yaşamak zorunluluğu kaldırılıyor 3- Eskiden SSCB vatandaşı olan, bugün eski SSCB ülkelerinden birinde yaşayan fakat bu devletlerin vatandaşlığını almayan, vatansız, yetişkin ve erişkin kişiler, beş yıllık Vid na Jitelstvo'lu ikamet ve gelir beyanı zorunlulugu olmaksızın Rus vatandaşlığını kolaylaştırılmış  bir şekilde alabilecekler. 4- RF vatandasıyla evli olan ve bu evlilikten çocuğu olan göcmenlerin, vatandaşlığa başvurmalari için evlilikten sonra üc yıl bekleme zorunluluğu kaldırılıyor. RF de sürekli veya geçici yaşama şartıyla direk vatandaşlığa başvurma hakkı doğuyor. 5- RF de yüksek öğrenim yapmış ve mezuniyetten sonra minimum 1 yıl RF de çalışmış olanlar "kolaylaştırılmış vatandaşlık" prosedürüyle vatandaşlığa baş vurabilecekler. 6- Ebeveynlerden birinin vatandaş olması ve RF de yaşıyor olması, çocugun " kolaylaştırılmış vatandaşlık’’ haklarından yararlanmasını sağlıyor. 7- Zamanında Rusya Imparatorlugu sınırları içinde  olan veya SSCB vatandasiıolup RF sınırları dışında yasamak durumunda olanlar ve/veya onların devamları  olan, Rus dilini taşıyor olanlar (носители русского языка) "kolaylaştırılmış  vatandaşlık" prosedüründen yararlanacaklardır. Not: kolaylaştırılmış vatandaşlık baş vurusu; normal vatandaşlık prosedüründe RVP, Vid na Jitelstvo (Mavi Pasaport) basamaklarını atlayıp direk vatandaşlık  başvurusu yapma hakkına sahip olmaktır. Özetle; 1. Madde "Çifte Vatandaşlığın" kabulüdür. 4. Madde vatana dönup, evlilik yapan ve bu evlilikten çocuğu olanların vatandaslık alımıni kolaylaştırıyor. 5. Madde, vatanda egitim gorenlerin vatandaşlık alımını kolaylaştırıyor. 7. Madde, SSCB döneminde verilen daha sonra RF nun kaldırdığı ve sadece yurt dışındaki Rus etnikliğine verdiği "sootechestvennik" (zamanında vatandaş olanlar) yasasına, bölgelerimizin gayretiyle yeniden alındığımızı belirtiyor.nanKaffed

Abhazya Bayrak Günü Kutlu Olsun

Bayrakları değerli kılanın onun için verilen onurlu mücadele olduğunu çok iyi bilen halklardan biridir Abhazya halkı ve bayrağı nice onurlu evladının ruhu ile dalgalanır gökyüzünde, kalplerimizde... Gencecik hayatların canını adadığı, uğruna büyük bedeller ödenen 23 Temmuz Abhazya Bayrak Günü değerlidir Abhazlar için, Kafkasyalılar için, ruhunda Kafkas kardeşliğini barındıran her Can için... Direnişin, umudun, vazgeçmemenin, omuz omuza verilen mücadelenin sembolüdür bizce bugün ve biz hiç vazgeçmeyeceğiz Kafkas Halklarının Kardeşliğine inanan yanımız ile bu günlerin değerini bilmekten, bu günleri kutlamaktan... Kafkas Dernekleri Federasyonu olarak Anavatan Abhazya'mızın bayrağının göklerde dalgalanmasından her zaman gurur duyduk ve kuşaktan kuşağa, nesilden nesile bunun devam etmesi için toplumumuz ile her zaman mücadeleye etmeye hazırız. Bu özel günde her zaman özgür ve mutlu bir ülkenin sınırlarında kardeşçe, geçmişte verilen mücadelenin önemini bir an dahi unutmadan, kalplerimiz vatana dönük olarak yaşadığımız nice yıllarımız olsun. Abhazya Bayrak Günümüz kutlu olsun... ------------------------------------------------------------- Абираҟқәа зыҧсоу, уи азы иқәҧаз, зха ақәызҵаз шраку даара ибзианы издыруа жәларуп Аҧсуаа жәлар. Насгьы ахьӡ зырҳаз ҳҵеи гәымшәацәа рдоуҳа рышьа ацуп, Иахьа ҳагәқәаи ҳажәҩани ирхашәыршәыруа Ҳбираҟ... Ишҟәыҧшӡаз зыҧсы згәагьыз, зшьа казҭаз аҧхьа инаргыланы 23 ҧхынгәымза Аҧсны Абираҟ Амш, Аҧсуаа ҳзы, Кафкасаа ҳзы, аешьараи аидгылареи амч хазҵо зегьы ҳзы, уи зыҧсо адырра даара краҵанакуеит... Ақәҧара,агәыӷра, ахьымхәра нас ҳажәҩахырқәа еибыҭаны аидгылара иасымволуп ари амш.. Ҳара ҳаҧсы ахьынӡаҭоу арҭ амшқәа зыҧсо дырны, ҳиашьара ҳаидгылара арыӷәӷәаразы ҳақәҧоит.. Кафкас Ахеидкылақәа Рфедарациа иалахәу зегьы,ҳаҧсадгьыл Аҧсны Абираҟ ахашәыршәырра еснагь агәадура ҳнаҭеит. Иеиҵагыло ҳбиҧарагьы ари агәадура рҭаразы ҳақәҧоит. Ари иҷыдоу амш азы, есқьинаагьы Ахақәиҭра змоу,насыҧ змоу тәылак шҳамоу дырны,ҳаиашьара зыҧсо дырны, иақәаҳрыӡыз дырны, иаҳхамрышьҭӡакәа ҳагәқәа ҳаҧсадгьыл ахь иҧшуа, азқьишықәсқәа ҳарҭысааит. Аҧсны Абираҟ Амш ныҳәазааит. ----------------------------------------------------------- {youtube}ACi2q2uOMmw{/youtube} Federasyonumuz adına Abhaz Bayrak günü için Abhazya’ya davet edilen gençlerin okuması için Abhazya Çalışma Grubu Üyemiz Ahocba İrfan Okuyucu’nun yazdığı "Bayrak" şiiri: {youtube}R91pez8XlwM{/youtube}nanKaffed

Kafkasya Koşusu Düzenlendi

Hafta sonunda Ankara’da ilk kez düzenlenen Kafkasya Koşusu gerçekleşti.   Böylece Türkiye Cumhuriyeti’nde ilk defa başka bir coğrafya ve insanları adına resmi at yarışlarında kupalı koşu düzenlenmiş oldu.   İstanbul Kafkas Çerkes Derneği’nin eski ve yeni yönetimlerinin girişimleri ile 21 Mayıs Çerkes Soykırım ve Sürgünü’nü Anma Haftası için planlanan koşu, pandemi kısıtlamaları nedeniyle 18 Temmuz 2020 Cumartesi günü gerçekleştirilebildi.   Bundan böyle her sene sürgün haftasında Kafkasya Koşusu yapılacaktır. Pandemi nedeniyle bu sene seyircisiz yapılan koşuya gelecek yıllarda halkımızın kalabalık olarak katılım sağlamasını diliyoruz.   Bu girişime büyük emek veren İstanbul Kafkas Çerkes Derneği Eski Başkanı Musa Ekinci, Mevcut Başkanı Seyyit Bolat, Sinan Gül ve Şener Baykal’a teşekkür ederken bu talebimizi kabul eden Türkiye Jokey Kulübü Genel Sekreteri Sadettin Atığ ve Türkiye Jokey Kulübü Genel Saymanı Adil Mert Kaya ile diğer yetkililerine de saygılarımızı sunarız. Atınızın ayağı düz bassın.   Biz Çerkesler için tarihî önem taşıyan ve bir ilk olan Kafkasya Koşusuna 5 safkan katıldı. TAY TV ve TJK TV den canlı olarak ekrana gelen mücadeleyi Hale Ekmekçi Emre’nin sahibi olduğu, İsmail Hadioğlu yetiştirmesi Aybars (Expansion - Ocean Lady / Avangard) jokeyi Ahmet Çelik idaresinde kazandı. Saibe Öztürk’ün antrenörlüğünü üstlendiği 5 yaşındaki doru at böylece bu yılki ilk birinciliğine imza atmış oldu.   https://www.tjk.org/TR/YarisSever/News/Page/35910div>  div> https://youtu.be/4I5WdqhPq-8div>  div>     {gallery}/haber/federasyon/2020/200718_Kafkasya_Kosusu{/gallery}nanKaffed

Damir İyileşecek

İyi bakın bu fotoğrafa.   Bu yakışıklı delikanlının adı Damir. Şikejlerin oğlu. Sadece on yaşında.   Vatan toprağından, Nalçık'tan gönderdiler onu İstanbul'a. Küçük bedeni, şifa bulsun diye.   Vatan'da yaşayanlar, kampanyalar yürüttüler ve ilk fırsatta gönderdiler onu İstanbul'a. Önce Allah'a, sonra bizlere emanet ettiler onu.   İnternet üzerinden türlü yolla size ulaşan, hasta bir çocuğun, hasta yatağındaki perişan halini gösteren fotoğraf ve videoları kaldırıp atın bir kenara.   Bilir misiniz kemoterapi nedir? Kanser hücrelerini yok etmek için zehir enjekte ederler vücudunuza. O dozda ilaç size verilse, siz onun kadar bile aralayamayabilirsiniz gözlerinizi.   İyi bakın bu fotoğrafa.   Bakmanınız gereken fotoğraf budur.   Tha'nın yardımı ile el ele verip, bizim köylerin çocuklarından bir tanesini, tekrar bu haline döndürebiliriz çünkü.   Biliriz herkes iyi niyetli.    Ama iyi niyetli bazılarımızın, bu güzel oğlan tutunsun diye hayata, ortaya attığı asılsız paylaşımlar, onlar farkında olmasalar bile çok büyük zarar veriyor O'na.   Tümör baskı yapıyormuş sinire, yüzünde felç oluşmuş, durumu o kadar kötüymüş, yok bilmem ne.   Bir kere daha bakın fotoğrafa ve öyle okuyun sonrasını. Umut var çünkü.   Bu güzel oğlan kan kanseri. Yani öyle sinire baskı yapacak bir tümör falan yok ortada.     Moskova'da yapılan ilk tedavinin ardından, geri döndü Allahın cezası, tipi bozuk kan hücreleri.    Ama bu da karşılaşılan bir durum bu hastalıkta. Özellikle çocuklar, çok daha yetenekli, kaybediliyor zannedilen savaşlardan zaferle  çıkmakta.   Toplanmaya çalışılan para sekiz yüz bin küsür lira değil artık. Vatandakiler ve tüm Vatan dışındakiler inançla uğraşıyor hala.   Aynı hastanenin doktorları, toplantılar yapıp yöneticiler ile, önemli indirimler aldılar tedavinin devamı için.   Her gün yeni yeni sınavlar çıkartıyor Tha karşımıza. Türlü sınavlarla sınıyor bizi.   Önümüz bayram, bu defa sınavımız 10 yaşındaki bu güzel oğlan.   Kaldırın atın hasta halinde, kemoterapi sonrası çekilmiş fotoğraflarını.   Bu fotoğrafa bakın son bir kere.   Damir iyileşebilir,    Bina duvarlarına Vatan'ın, yeniden üç ok, on iki yıldız çizebilir, caddelerinde  yeniden "Adige Wey Wey" diye haykırabilir çünkü.   Biz üstümüze düşeni yaparsak,   Yeminim olsun size,    O da yapacaktır...   nanKaffed

Rusya Federasyonunda Yükselen Nefret Söylemleri Önlenmelidir

21 Mayıs 1864 Çerkes Soykırımı ve Sürgünü ile ilgili sembolik anlamı çok yüksek olan Soçi’de dikilen ve toplumumuzu rahatsız eden bir anıt, bilindiği üzere tepkiler üzerine kaldırılmıştı. Anıtın kaldırılmasını takip eden süreçte Çerkes halkına yönelik bazı ırkçı ve ayrımcı söylemlerin çeşitli çevrelerde dillendirildiğine şahit olduk. Özellikle bir televizyon kanalında yayınlanan bir yorumda, anayasa değişikliği sonrası Çerkeslerin ya kendilerine çizilen sınırlar içerisinde kalmaları ya da yok edilmeleri gerektiğine varan nefret söylemlerine ve etnik ayrımcılığa yer verildiği görülmüştür.div> Rusya Federasyonu Anayasasında yapılan ve haklarımızı gerileten değişikliklere karşı çıkma nedenimiz medyaya yansıyan etnik kışkırtma içeren, ötekileştiren, nefret dili ile umarız iyice anlaşılmıştır.   Çarlık Rusyası’nın, anavatanımız Kuzey Kafkasya’ya yönelik soykırım ve sürgün uygulaması, hiçbir zaman unutulmamıştır. Buna karşın halkımız tarafından intikam değil adaleti esas alan barışçıl bir yaklaşım ile tüm halkların evrensel insan haklarına ve hukuka uygun bir anlayış içerisinde yaşama iradesine öncelik veren bir yaklaşım sergilenmiştir.   Yanlışlığı yetkililer tarafından anlaşılıp kaldırılan bir heykel üzerinden ırkçı, ayrımcı bir dil ile nefret söyleminin yaygınlaştırılması; bu dili kullananların kendilerine anayasa değişikliklerini dayanak olarak kullanmaları Rusya Federasyonu’nda yaşayan hiçbir halka ve ülke yönetimine yarar getirmeyecektir.   Rusya Federasyonu’nu tarafı olduğu uluslararası sözleşmeler ve kendi yasal mevzuatı çerçevesinde, etnik ayrımcılık, ırkçılık ve nefret söylemi içerikli yayınları engellemeye davet ediyoruz.nanKaffed

Hülya Atçı Nergis İle Görüştük

KAFFED Genel Başkanı Yıldız Şekerci ve Genel Sekreter Serpil Dizdarlar Kayseri Milletvekilimiz Sayın Hülya Atçı Nergis ile çeşitli toplumsal sorunlarımızı ve güncel gelişmeleri görüştü. Her zaman olduğu gibi büyük bir duyarlılık ile sorun ve taleplerimiz ile ilgilenen Sayın Vekilimize teşekkür ediyoruz.nanKaffed