"Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) Başkanı Prof. Dr. Ümit Dinçer, Çerkeslerin Türkiye’nin en kalabalık etnik gruplarından olmasına karşın Çerkesçenin 'tehlike altındaki diller' arasında olduğunu vurguluyor. 'Dilimiz kayboluyorsa ve devlet bunun için adım atmıyorsa bu da asimilasyondur.' diyen Dinçer, devletin seçmeli dil derslerinin teşviki yönünde rol üstlenmesinin önemine işaret ediyor."p> Kuzey Kafkasya’dan sürgün edilen ve Osmanlı topraklarının çeşitli bölgelerine yerleştirilen Kafkas halklarından biri olan Çerkesler, Türkiye’de en büyük etnik gruplar arasında. Öyle ki Türkiye’deki Çerkes nüfusu Kafkasya’dan fazla. Bugün Türkiye’de 4 milyondan fazla Çerkesin yaşadığı tahmin ediliyor. Kafkasya’da ise 800 bin civarında Çerkes yaşıyor.p> Avrupa Birliği uyum sürecinde farklı etnik grupların ana dillerinin korunması için çeşitli düzenlemeler yapıldı. 2004 yılında TRT’de Çerkesçe yayın başladı ancak yayın hayatı kısa sürdü. TRT’nin yayın yaptığı 42 dil arasında Çerkesçe yer almıyor. Öte yandan 2012-2013 eğitim öğretim yılında da seçmeli dil derslerinin müfredatta yer almasıyla, öğrenciler belli koşullarda Kafkas dillerinden Adıgece ve Abazaca dillerinde eğitim almaya başladılar. Ayrıca Erciyes ve Düzce Üniversitesi’nde Kafkas Dilleri ve Kültürleri Bölümü altında Çerkes Dili ve Edebiyatı dersleri açıldı. Bununla birlikte, Çerkeslerin dillerinin korunmasına dair talepleri ve uygulamadaki sorunlar asimilasyon tartışmalarının gölgesinde kaldı. Geçtiğimiz Kasım Ayında DW Türkçe’nin “Kafkasya’dan Türkiye’ye Çerkeslerin Hikayesi” başlıklı haberinde, Çerkes araştırmacı Fahri Huvaj’ın,” dünyada en fazla Çerkes olan Türkiye’de, en büyük asimilasyonun olduğuna” dair sözleri kamuoyunda tartışma yaratmıştı. Huvaj’ın konuşmasında asıl vurguladığı husus olan “Türkiye’de Çerkeslerin yalnızca beşte birinin anadilini konuşabildiği ve sürecin Çerkes dili ve kültürünün Anadolu’da yok olacağına” dair tespitleri ise göz ardı edilmişti.p> Bünyesinde yer alan 56 STK ile Çerkeslerin en büyük çatı kuruluşu olan KAFFED Genel Başkanı Ümit Dinçer, tartışmalara “Ayrı bir halk olarak anadillerini, kültürel kimliklerini korumak, geliştirmek için gereken şartların sağlanmaması ve bazı engellemeler sebebiyle bugün 4-7 milyon arasında Çerkesin yaşadığı Türkiye’de Çerkeslerin bir asimilasyon olgusunu yaşadıkları doğrudur” tespitiyle katılmıştı. Dinçer açıklamasında “Bir halkın, dili, kültürü ve kimliğinin pasif asimilasyon sürecini engellemek noktasında önlem almayarak, gelişimine alan açmayarak süreci izlemek de oluşan sonuca katkıda bulunmaktır.” demişti.p> Söz konusu habere ilişkin İlber Ortaylı ise “Çerkeslerimiz” başlıklı yazısında “Muhaceretin şartları ve dağınıklık maalesef bir asimilasyonu getiriyor” diyor ve ekliyor “70’i veya 50’yi aşkın sessiz harfe karşın, bir iki sesli harfle konuşulan Çerkes dillerinin öğrenilmesi için çocukluktan işe başlamak lazım.”p> Biz de 21 Şubat Dünya Anadili Günü kapsamında, geçtiğimiz yıl Kasım ayında KAFFED Başkanı seçilen Prof. Dr. Ümit Dinçer ile Çerkeslerin dillerini ve kültürlerini korumak için gösterdiği çabayı, farklı konulara temas ederek, anadili, asimilasyon, diaspora gibi kavramlar ekseninde konuştuk. KAFFED’in başkanlığına yakın zamanda seçildiniz; neleri hayata geçirmek istiyorsunuz?p> KAFFED’i bir orkestra şefi gibi telakki ediyorum şahsen elli altıncı dernekmiş gibi çalışmasındansa, politika ortaya koyan ve bilgiyi üye derneklerine paylaştıran bir yapıya evrilsin istiyoruz. Türkiye’de kültür dernekçiliğini ve sivil toplumculuğu sadece Ankara, İstanbul, İzmir, Adana gibi büyük kentlerde kısıtlı kalmamasına, Türkiye aracılığı yaymak Türkiye’ye sivil toplumculuğu yaymak istiyoruz. Öte yandan büyüyen ve dinamik bir yapı olarak tüzüğümüzle ilgili birtakım sıkıntılarımız var. Onları gidermek istiyoruz. Bizim önemli dertlerimizden bir tanesi, Türkiye’de de olan pek çok grup için geçerli olmak üzere, dillerimizin UNESCO tarafından “yok olmakta olan diller” kategorisine girmiş olmasıdır. Bu grupların hepsi mücadele ederken farklı farklı, küçük küçük cephelerde mücadele vermektense, “ortak bir cephe açabilir miyiz?” diye düşünmesi lazım. Biz bu dönemde bu bakış açısını hayata geçirmek istiyoruz. Bizim yani Kuzey Kafkasyalıların açısından en fazla ortaklaştığımız şeylerden bir tanesi Sürgün ve Soykırım. Tartışmamız ve bu kavramları “kim, nasıl değerlendiriyor?” ona bakmamız lazım. Bunları konuşmadan çözemeyiz. Konuşacak çok şey var. Kuzey Kafkas Halkları ve Çerkesler Homojen Değilspan>h5> p> Kuzey Kafkas halkları Türkiye’de heterojen bir yapıda ve çok farklı pozisyonlar var mı diyorsunuz?p> Evet, bu heterojenite bir yanıyla avantaj, bir yanıyla dezavantaj. Şunu kabullenirseniz avantaj: “biz homojen bir yapıya hitap etmiyoruz. Dolayısıyla farklı farklı görüşlerle ilişki, iletişim geliştirmemiz gerekir” diyebilmek için avantaj. Çünkü toplumun her kesimi üyelerimiz; bize sadece endi siyasi ve ideolojik bakışları üzerinden yaklaşım geliştiriyorlar. Örnek vermek gerekirse mevcut iktidarın vaaz ettiği ya da mevcut iktidarın uygulamalarının vaaz ettiği şeylere bir karşıtlık, bir itiraz geliştirdiğinizde tepki muhafazakâr üyelerimizden tepki geliyor.Öte taraftan Türkiye’nin sol siyasetinin Çerkesler ve Abazalar üzerinde bugün ya da geçmişte yapamadığı şeyler ya da tek parti döneminde yaşadığımız şeylere dair bir şeyler yazıp çizdiğimizde, itiraz ortaya koyduğumuzda Türkiye’deki sol kesim bu sefer itiraz ediyor. Biz şunu anlamak zorundayız ki Kuzey Kafkasyalılar olarak homojen bir toplum değiliz. Bizim İstanbul derneklerimiz olduğu gibi Tokat’ta da Kayseri’de de derneğimiz var. Burada muhafazakâr insanlarımız var. Bizim öğrenmemiz gereken şey, illa ki birlikte yaşamak zorunluluğu değil. Asıl birbirimize tahammül etme zorunluluğunu öğrenmemiz gerekiyor. O açıdan bunu hem Türkiye’deki hem Kuzey Kafkasya’da bir avantaj olarak kullanabiliriz. Bu heterojenlik üzerinden, benim düşündüğüm konularda bir başkası farklı düşünebilir, farklı bir pozisyonu olabilir demeyi öğrenmek gerekir. Ben hep şunu söylüyorum uzlaşma dediğimiz şey ‘tarafların hiçbirisinin mutlak memnun olmadığı anlaşma biçimidir’ bana göre. Biz bu noktada uzlaşıyı yakalamak zorundayız. Hepimiz bundan yüzde yüz memnun olmayabiliriz. Bazılarınız masadan memnuniyetsiz kalkabilir ama böyle bir noktada toplumsal hareket tarzı geliştirebilmenin önünü açmış oluruz. Bizim aslında niyetlendiğimiz, hedeflediğimiz, yapabilirsek iyi olur dediğimiz şey bu. ‘Çerkes Sorunu Siyasi Bir Sorun ama Siyaset Yapmayalım’ Demek İrrasyoneldir!span>h5> Seçim atmosferine girdiğimiz bir dönemde yönetime geldiniz. KAFFED’in karar alıcıları ulaşmasını istediği talepleri var mı? Siyasilerle iletişim, bir talep, diyalog zemini yaratmaya çalışacak mısınız? Ne yapacaksınız?p> p> Siyasetle ilişkiler bizim için en fazla fırtına koparan konulardan bir tanesidir. Çok zorlandığımız konulardan bir tanesi siyaset, bir diğeri inançtır. Kuzey Kafkasyalılar bu konularda söz söylemeyi, kalem oynatmayı genellikle çok sevmeyiz ancak bunu yapmak zorundayız. Biz siyasi bir hak arayış mücadelesi diyoruz. Bu Çerkes siyasetinin problemidir ve çözümünde de siyaset olmazsa olmaz enstrümanlardan bir tanesidir. Çerkes sorunu, siyasi bir sorun ama siyaset yapmayalım demek irrasyoneldir. Bu noktada siyasetle biz tarafgirlik bazında bir ilişki geliştirmemeliyiz. Geliştiremeyiz. Biz de öyle bir şey istemiyoruz zaten. Benim birey olarak siyasi tavrımla, duruşumla kurumun siyasi tavrı ve duruşu farklı olmalıdır. Kurum bir grupla, bir siyasi akımla ya da bir siyasi bir angajman içerisine giremez, girmemelidir. Biz Türkiye’deki siyasi atmosferle ilişkilenmeli miyiz? İlişkilenmeliyiz. Parlamentoda temsil edilmeli miyiz? Kesinlikle temsil edilmeliyiz. Üçüncü kalabalık etnisite parlamentoda hiç temsil edilmiyor. Bu anlaşılması zor bir şey. "Çerkesler kendi siyasetlerini oluşturmak, kendi vekillerini bu parlamentonun çatısı altına bir misyonla göndermek durumundadır."p> p> Hiç temsil edilmiyor mu?p> p> p> Çerkes vekillerin hepsi ile ilişki ve iletişim halindeyiz. Hepsi bizim için bir kıymet ancak bunlar Çerkes kimlikleri ile parlamentoda değiller. Bunu o vekilleri bir yere koymak için ya da ötekileştirmek için söylemiyorum. Ancak Türkiye’de Çerkes siyasetinin ya da Kuzey Kafkasyalı halkların siyasetinin oraya taşıdığı vekiller değil. Bunu kendileri de söylüyorlar zaten. Ama yine de gevşek bir bağ var. Kimlik temsiliyeti var mı?p> p> Evet var. Bu da bizim için önemli. Zaten kimse kendi etnik kimliğiyle birden ortaya çıkmaz; bu bir olgunlaşma sürecidir ve Çerkes vekillere de bu manada bakıyorum. Öteki taraftan Türkiye’de Çerkes kökenli vekillerin parlamentoda çok az yer aldığını görüyoruz. Çerkeslik meselesi, etnisitemizle ilgili sorunların, Çerkes soykırım ve sürgünüyle ilgili meselelerin çok az da olsa gündeme geldiğini düşünüyoruz. Bu kimin eksikliği?p> Bu Çerkeslerin eksikliği. Bunu o vekillerin eksikliği olarak görmüyorum. Çerkesler kendi siyasetlerini oluşturmak, kendi vekillerini bu parlamentonun çatısı altına bir misyonla göndermek durumundadırlar. Çerkesler kendi parlementerlerini meclise kendileri taşımalılar. Bu bir misyon, bu misyon hemen birileri tarafından “şimdi de sıra Çerkesler mi var?” şeklinde kullanacaktır ancak biz, konunun “Çerkesler de şimdi bölücülüğe mi oynuyor?” gibi yanlı ve gerçeklikle bağdaşmayan bir noktaya taşınmasına asla izin vermeyiz. "Biz Deutsche Welle’nin kullanabileceği, hemen provoke olan bir toplum değiliz."p> p> blockquote> DW Türkçe’nin strong>“Kafkasya’dan Türkiye’ye Çerkeslerin Hikayesi” haberinden sonra “asilimilasyon vardır” açıklamanıza nasıl tepkiler aldınız?strong>p> p> Bununla ilişkili çok olumlu tepkiler aldık. Çerkeslerin asimilasyona uğradığı ilk kez söylenen bir şey değildi. Bizim yayınlarımızda da gündemimizde de asimilasyon yıllardır var. Öte taraftan Türkiye’de bir asimilasyon gerçeğinin olduğu daha evvel bu ülkenin en üst makamları tarafından, söylenmiş. Tarihçiler, sosyologlar bunun böyle olduğunu söylüyorlar. Ama onun manşete çekiliş biçimine Çerkesler bir reaksiyon geliştirdiler. Deutsche Welle hangi saiklerle haberi hazırlamış, o bizi hiç ilgilendirmez. Eğer Türkiye’de Çerkesleri kışkırtmak için yapmışsa, bunun da karşısında olmalıyız. Biz Deutsche Welle’nin kullanacağı ya da kullanabileceği, hemen provoke olan bir toplum değiliz. Kendi mekanizmalarımız bunun nasıl değerlendirilmesi gerektiğini bilirler ama hemen karşı pozisyon almamızı gerektiren bir durum da yok. Entegrasyon da Asimilasyon Kadar Fena Bir Şeydir!span>h5> Siz özetle ne dediniz?p> Biz, “Türkiye’de Çerkesler Osmanlı’dan beri asimilasyon politikalarına maruz kalmışlardır.” dedik. Osmanlı devleti, Çerkesleri kendi istediği eksende, payitahtı korumak için Marmara’nın etrafına yerleştirmiştir. 1908’de kurulan ve kendi dilleriyle eğitim yapan kurumlar kapatılmıştır. “Vatandaş Türkçe konuş” kampanyaları olmuştur. Bunlar asimilasyondur. Buna hayır diyebilir miyiz? Mesela Marmara köylerinde Çerkeslerin tehciri var. Öte taraftan en önemli en önemli şeylerden bir tanesi Ethem Bey üzerinden geliştirilen, “Çerkez Ethem ve ihanet” kurgusu aslında Türkiye’deki Çerkesleri psikolojik bir baskı altına alan bir asimilasyon yöntemidir. Geldiğimiz noktada bugün asimilasyon devam etmiyor diyebilir miyiz? Biz “cebre dayalı bir asimilasyona maruz kalmıyoruz” diye asimilasyonu yoktur diyebilir miyiz? Birileri diyorlar ki “bu bir entegrasyondur.” Aslına bakarsanız entegrasyon da asimilasyon kadar fena bir şeydir. Devlet entegre olmaktan başka bir seçenek sundu da Çerkesler “hayır biz entegre olacağız” demediler. Bugün geldiğimiz noktada dilimiz kayboluyorsa, devlet bunun için birtakım adımlar atmıyorsa asimilasyon sürecine seyirci kalıyorsa bu da asimilasyondur. Ve bunu da devlete karşıtlık üzerinden söylemiyoruz, bir sosyolojik gerçeklik üzerine söylüyoruz. "Devlet “ben kolaylaştırıcı olacağım. Dilinizi seçmek için istekli olun. Çünkü bu dil bizim zenginliğimizdir.” deseydi eminim ki dil dersi talebi daha fazla olurdu, olacaktı."p> blockquote> Seçmeli dil derslerine Çerkes toplumunun ilgisi nasıl? p> Pek yapmıyorlar. Neden yapmıyorlar?p> blockquote> Belli ve küçük bir kesim bu konuyla çok ilişkili. Bu kesim “bunu bir hak olarak görüyorum ve bunu kullanmalıyım.” diyor. Bir hakkı kullanmak, o hakkı kullandıracak gücün sizi yüreklendirmesiyle olur. Şunu açık söyleyeyim: devlet deseydi ki “Ey Çerkesler, sizin dilinizin yok olması benim de sorunumdur ve bu konuda atılacak her türlü adımda ben kolaylaştırıcı olacağım. Dilinizi seçmek için istekli olun. Çünkü bu dil bizim zenginliğimizdir.” Bunu deseydi eminim ki dil dersi talebi daha fazla olurdu, olacaktı. Fakat şu anda geldiğimiz noktada 2012 yılında Avrupa Birliği’yle uyum yasaları çerçevesinde, “zevahiri kurtarmak” için atılmış bir adımdır. Hak, haktır. Bu konuyu çok önemsiyoruz. Seçmeli dil dersinin, Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfredatına girmiş olması önemlidir ancak uygulama o kadar karmaşık bırakılmış ki eğitimle ilgili öğretmenle ilgili sıkıntılar var, müdürlerin seçmeli dersi açmaları noktasında sıkıntılar var, dilekçenin veli tarafından verilmesi noktasında sıkıntılar var, bu dilekçelerin bakanlığa iletilmesi ile ilgili sıkıntılar var. Uygulamada özellikle son uygulayıcı dediğimiz okullarda, seçmeli dil dersinin coşkuyla karşılandığını söylemek mümkün değil. Bizim toplumun bir kesimi şöyle diyor: “şimdi çocuğumu Çerkesce eğitimi için dilekçe vereceğim. Çocuğumuz fişlenirse?” Bu korkunun olması bile başlı başına bu ülke açısından ayıptır. Vatandaşı olduğum ülkenin bu noktada korku salmasını hala kabullenemiyorum. Bu korku rasyonel olmayabilir ama bunun için toplumun rahatlatılmaya ihtiyacı var. Milli Eğitim bürokrasisinin, okulların, öğretmenlerin ve velilerin de bundan korkmaması gerekir. ‘Çerkesçe Öğretmenin Metodolojisi Henüz Çalışılmadı!’span>h5> STK’lar, Çerkes ve Kuzey Kafkas dillerinin öğrenilmesi ile ilgili acaba ne yapabilir? Farkındalığın artması için özgün çalışmalar yapılabilir mi? KAFFED ne yapıyor?p> Şu anda tam da bu konularla ilgili konuşuluyor. “Dil eğitimi” ve “dil edinimi” farkından başlamamız lazım. Belli bir yaşa gelmiş birisinin dil öğrenmesi için yüksek bir motivasyonunun olması gerekiyor. Bir yetişkin ile bir çocuğun dil öğrenme motivasyonları farklı. Kafkasya’da da Türkiye’de de dil bilmeyen birisine, yabancı dil öğretir gibi Çerkesçe öğretmenin metodolojisi çalışılmamış henüz. Mesela Türkiye’deki Türkçe müfredatını götürüp İngiltere’de Türkçe öğretmek için kullanamazsınız. Çünkü o dili edinmiş birisine ayrı bir müfredat uygulamak gerekir. Ana vatanda da hem Çerkezce için hem Abazaca için birtakım kaynaklar var ama bunlar çocuk okula geldiğinde onun edindiği dili geliştirmeye yönelik. Bu dilleri hiç bilmeyen birisi için maalesef metodoloji yok. Şu an bunun üzerinde çalışılıyor. p> Neler yapıyorsunuz?p> KAFFED’de şu anda dilbilimci arkadaşların da içinde olduğu bir Ana Dili Komisyonu’muz var. Daha evvel çalışılmış olanları da çok kıymetli buluyorum ama yeterli değil. Türkiye’de Kayseri’de ve Düzce’de Çerkes Dili ve Edebiyatı bölümleri var. Bunlarda da temel sıkıntı, metot ve metodun içerisine yedirildiği araç gereç. Çünkü bu bölümlerde de yeterince kaynak ve materyal yok. Dolayısıyla bunların kapısını açmamız lazım. Öte taraftan, çocukları ve belki de ergenleri hedefleyen yapılar kurmamız lazım. İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nin Nanu Çocuk Oyun Grubunda bu konuda pilot çalışma yapılıyor. Çocuklara kültürü aktarmak için Samsun Çerkes Derneği’nin, Kayseri Kafkas Derneğinin yaptığı güzel çalışmalar var. Bu çalışmaları biz bütün derneklerimizle paylaştırmak istiyoruz. Güncel araçları kullanmadan güncel ihtiyacı gideremezsiniz. Renksiz, hareketli objelerle süslenmemiş, günümüzün teknolojisini kullanmayan kaynaklarla dil eğitimi çocuklar açısından mümkün değil. Bunun dil bilimsel temelinin üzerine güncel enstrümanları koyarak gitmemiz gerekiyor. Bu söylenmesi kolay, yapılması zor bir şey. Bu beraberinde eğitim materyalleri, bilgisayar yazılımları, aplikasyonlar gerektirir. Dolayısıyla biz dil eğitiminde “bunların hepsini sahaya nasıl indirebiliriz?” buna çalışıyoruz. Tabii bunlar finansal kaynak gerektiriyor. Zaman zaman Avrupa Birliği fonlarını kullanıyoruz. Şu anda Laz Enstitüsü ile beraber akademik bir çalışma yürütüyoruz. Bu bir Avrupa Birliği projesi. Dil konusunda finansmanı daha çok lokal düzeyde yaratıyoruz. Biz Halk Eğitim Merkezlerinde Çerkezce’nin öğretilmesini istiyoruz ama kısıtlı olanaklar var. Halk eğitim merkezleri, öğretmen meselesini hallettiğinizde ve belli bir sayıda başvuru aldığınızda dil kurslarını açıyor. Prosedürü çok uzun ve çok detaylı ama yine de aşılamayacak şeyler değil. Bunlar için de çalışıyoruz. blockquote> KAFFED’de farklı seslere ne kadar veriyorsunuz? Size farklı sesler dahil olsun diye, üyelik ya da farklı şekillerde katılımın sağlanması için ne yapıyorsunuz?p> KAFFED bünyesindeki dernekler çok homojen değiller. Bizim farklı seslere kapımız her zaman açık oldu. Sebebi de şu: bizim tüzüklerimizde bir dernek üyeliği, bir de “doğal üyelik” vardır. Bizim için Çerkes olan ama derneğe üye olmayan herkes doğal üyemiz. Aslında faaliyetlerimizin çok büyük bir kısmı da doğal üyelerimize yönelik. “Sadece üyemizsen çalışmalara katılabilirsin ya da tartışmalara katılabilirsin” demiyoruz. Bu manada kapımız her zaman herkese açık. "Denetimi bir sopa olarak kullanmaya kalkarsanız bu sivil topluma müdahale anlamına gelir."p> Dernekler Kanunu ve diğer yasal değişiklikler üyelikleri nasıl etkiledi?p> Bu değişikliklerden sonra her üye olanı Derbis’e anında kaybetmeniz gerekiyor. Bu da kişilerin üye olmaktan çekinmesine neden oluyor kesinlikle. Son yasal değişikliklerden sonra STK’ların denetim sürecine dair sizin gözlemleriniz nedir? Bünyenizdeki STK’lardan denetim geçirenler var mı?p> Her sivil toplum örgütü bir gün denetimi tadacaktır. Denetim geçirmedik ama denetimlerin sıkılaştığı doğru. Finansal denetim tabii ki olacak. Ancak finansal denetimi bir sopa olarak kullanmaya kalkarsanız bu sivil topluma müdahale anlamına gelir. Biz bu ülkenin kanunlarına, yönetmeliklerine aykırılık teşkil edecek ve bir çalışma ne de bir organizasyon içerisinde değiliz. Dolayısıyla bu manada da bir çekincemiz yok. Ama bu finansal denetimin bir yıldırıcı unsur gibi kullanılması da kabul edilemez tabii ki. Denetim sürecinden ceza alan STK’lar var mı?p> Denetim geçirenler var. Denetimler “biraz yol gösterici gibi devam ediyor” diyen STK’lar da var. “Bakın bundan sonra denetimler şöyle olacak. Eksiklerinizi görelim” diyenler de var. Buna dair bir yol haritası yayınlanmıştı. Yol gösterici bir tavır da var, onu da inkâr etmedik zaten. Farklı Etnik Gruplar Olarak Hepimizin Ortak Bir Derdi Var Ama Hepimiz Ayrı Ayrı Mücadele Veriyoruz! span>h5> KAFFED’in Türkiye’deki diğer etnik ve azınlık gruplarla ilişkileri nasıl? Kuzey Kafkas halklarının diğer bu etnik gruplarla ilgili temasları ne düzeyde? p> Türkiye’de farklı etnik gruplar arasında iyi bir diyalog olduğunu söyleyebilmek maalesef mümkün değil. Türkiye’de Kürtlerle ilişki denilince, toplumun hemen hassasiyet gösterdiği inkâr edilemez. Kırk yılı aşkın yıldır devam eden bir “terör” ve “terörle mücadele” mevhumu var. Buradan hareketle mesele, “terör ile ilişkili yapılarla irtibatlanıyorsunuz” noktasında düğümleniyor. blockquote> blockquote> Ben meseleye şöyle bakıyorum: Türkiye’de Çerkesler gibi Kürtler de Lazlar da etnik birer yapıdır. Ermeniler de bir etnistedir ve bunlar arasında kanunlarla çizilmiş her türlü ilişki bence son derece doğaldır. Avrupa Birliği projesi olan TADNET (Tehlike Altındaki Diller Ağı) ile yürüttüğümüz faaliyetlerde yaptığımız çalışmalardan biri bu. Hepimizin ortak bir derdi var. Ama hepimiz ayrı ayrı mücadele veriyoruz. Ortak bir bakış açısı, ortak bir vizyon geliştirmek için, enstrümanları birlikte kullansak ve güç birliği sağlasak daha iyi olur. Bu anlamda da hak arama mücadelesi noktasında da gerek Türkiye’nin daha fazla demokratikleşmesi noktasında biz KAFFED olarak herkesle ilişkiye açığız ama bu birileri tarafından “kullanışlı aparat” olduğumuz gibi de sakın ha algılanmasın.p> "Kürtler ve Ermenilerle ilişkilerdeki hassasiyetlerin hepsinin arkasında şu var: “devlet bize nasıl bakar?” Biz Türk milliyetçiliğiyle, Kürt milliyetçiliği arasında tercih yapmak durumunda değiliz."p> Kürtlerle iletişiminiz var mı?p> Kürtlerle iletişimimiz son derece kısıtlı. Bireysel ilişkilerimiz var. p> Neden sınırlı?p> Toplumun bu manadaki çekingenliği ve hassasiyetleri var ama dediğim gibi bireysel düzeyde Türkiye’deki Kürt yapılarıyla ilişkili olan Çerkesler de var. Onlarla zaman zaman derneklerimizde, fikir alışverişleri ya da görüşmeler, üyemiz olmalarından dolayı temaslar var. Bununla birlikte, çok ciddi bir diyalog talebi yok. Mesela Ermeniler açısından da biraz handikaplı olduğumuzu düşünüyorum. Orada da bir hassasiyet var. Bu noktadaki hassasiyetlerin hepsinin arkasında şu var: “devlet bize nasıl bakar?” Bu kaygı Çerkes toplumunda yaygın mı?p> “Kategorik olarak ben de devlet nezdinde Kürtlerle aynı sepete konur muyum?” kaygısı var. Bizim toplumun çok büyük bir kesimi Türkiye’deki yerleşik “devletçi” yapıya çok yakındır. Dolayısıyla devletin karşı duracağı bir şeyden imtina eder. Biz Türk milliyetçiliğiyle, Kürt milliyetçiliği arasında tercih yapmak durumunda değiliz. Kürtler bizim için önemli ve Türkiye’de de bir hak arama mücadelesi yapacaksak zaman zaman temasımız olmalı. ‘Biz Çok Büyük Bir Kıyımın Bakiyesiyiz Fakat Diasporik Kimlik Giderek Zayıflıyor!’span>h5> Türkiye’de Kuzey Kafkas hakları ‘diasporada’ mıdır? “Ana vatanla ilişkiler” konusu gündeme sık gelen konulardan biri. “Ana vatanla ilişki kuralım” diyen kesim ne seviyede?p> Kavramsal olarak “Türkiye’deki Kuzey Kafkasyalı toplumu diaspora’nın tanımına çok oturan bir yapı mıdır?” derseniz, o kavramın dışına taşan tarafları var. Diaspora dediğimizde, vazgeçilmez olan şey, geldiğiniz ana vatan kavramının herkes tarafından paylaşılıyor olması gerekir. Bu yönüyle herkesin Kafkasya’ya ana vatan ve gelecekte tekrar oraya dönülecek bir anavatan olarak gördüğünü söylemek mümkün değil ama böyle bakanların da olduğu reddedilemez. Dolayısıyla bu yapının içerisinde herkes bir diaspora kavramını karşılamayabilir ama karşılayanlar var hala. Kuzey Kafkasyalılar aslında “kurban diaspora” olarak değerlendirilebilir. Sürgüne, soykırıma uğramış, büyük oranda nüfusunu kaybetmiş ve sonradan da bir şekilde vatanlarını terke zorlanmıştır. Biz çok büyük bir kıyımın bakiyesiyiz. Ama üzerinden altı- yedi nesil geçmiş. Dolayısıyla bu diasporik kimlik zayıflamış ve giderek de zayıflıyor. Bunu da inkâr edemeyiz. Bununla birlikte, Türkiye’de bulunan 4 ila 7 milyon arasındaki Çerkes ve Kuzey Kafkasyalının homojen olarak değerlendirilebilmesi de mümkün değil. Bu şu anlama gelmez: “bakın bu kavramın dışında taşanlar var. Dolayısıyla diaspora değilsiniz” de denemez. Bizim diasporik özelliklerimiz olduğu gibi, diasporik olmayan özelliklerimiz de var. Bu da bu kadar geniş bir toplum için kaçınılmaz. "Türkiye’de Çerkeslerin ve Kuzey Kafkasyalıların bir diaspora olduğunu kabul ediyor. Anavatanla bağlarımızı güçlendirmek istiyoruz."p> blockquote> p> p> p> KAFFED bu konuda nasıl bir pozisyona sahip?p> KAFFED, Türkiye’de Çerkeslerin ve Kuzey Kafkasyalıların bir diaspora olduğunu kabul ediyor. Anavatanla bağlarımızı güçlendirmek istiyoruz. Aslında biz “dönüş” dediğimiz kavrama inanan bir yapıyız. Ancak bu dönüşün artık kitlesel bir dönüş olamayacağını da kabul ediyoruz. Bireysel dönüşlerin daha doğru olacağını ya da ya da iki vatanlı yapıların daha doğru olacağını düşünüyoruz. Bu aslında bundan otuz sene, kırk sene, elli sene önceki dönüş kavramından biraz mevzi kaybetmiş olmaktan dolayı, bir mevzi düzeltme olarak görülebilir. Türkiye’deki her Çerkes’in, her Abhaz’ın ana vatanıyla bir şekilde ilişkilenmesi, yeni bir “dönüş” kavramı olarak tanımlanmalıdır. Orada mülk satın almaktan tutun, yılının birkaç haftasını orada geçirmeye, oradaki akrabalarıyla ilişkilenmeye, sadece turistik maksatla bile olsa oraya gidip gelmesinin önünü açmayı, yeni “dönüş” kavramının bileşenlerinden birisi olarak görüyoruz. Oraya öğrenci göndermek, öğrenciler vasıtasıyla orayla köprü kurmayı, dönüş kavramının bir parçası olarak görüyoruz. Türkiye’de mevcut durumunu terk ederek oraya gidebilmesi son derece güçlü siyasi ya da ideolojik bir eksen gerektirir. Eğer sadece o ekseni taşıyanlar “dönüşcüdür” dersek toplumun kahir ekseriyetini artık ana vatanından koparmış oluruz. Biz bunu doğru bulmuyoruz. Biz ana vatanıyla kim nasıl ve ne şekilde ilişkilenmek istiyorsa, ona aracılık etmek zorundayız. Rusya’dan bizim oranın bizim ana vatanımız olduğunu, bizim de ana vatanımız olduğu hakkının teslim edilmesini istiyoruz. İkincisi vatandaşlık ve oturum izinlerini son derece sert. Bize karşı da sert. Dedeleri o topraklardan sürülmüş bir toplumun çocuğu olmama rağmen. Bunlar kolaylaşsa, buradan oraya oturum izni almaya, vatandaş olmasa da çifte vatandaş olmaya gidecek çok fazla insan olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de yaşayan Çerkesler ve Abazalar’la ya da Kuzey Kafkasyalılar da hem Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlıklarını ellerinde bulundurabilirler hem de Rusya vatandaşı olabilirler. Bu hem Rusya’nın iyiliğine, hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin iyiliğinedir. Bunun altını kalın harflerle, tekrar çiziyorum. Eğer Türkiye’de çifte vatandaş olan bir milyon kişi olsa, ben Türkiye Rusya ilişkilerinin çok daha rasyonel bir zemine oturacağını düşünüyorum. Türkiye bu konuda bizim hiç arkamızda durmuyor. Rusya ve “anavatan” dediğiniz ülkelerde sivil toplum ne durumda? Buradaki sivil toplum örgütleri ile oradakiler arasındaki ilişkileri nasıl?p> Gerek Rusya ve gerekse bizim ana vatan dediğimiz cumhuriyetlerimizde gerçek anlamda sivil toplum olduğunu söylemek güç ama çeşitli dernekler var. Biz de onlarla ilişkiler kuruyoruz. Sivilleşme niyetinde olan yapılar var, onlarla iletişim kuruyoruz. Öte taraftan KAFFED, Dünya Çerkes Birliği üyesi, onun çalışmalarının içinde yer alıyoruz. Bununla birlikte temelde çok anlaşmazlıklarımız var. Onları da çözmeye çalışıyoruz. ‘Çerkesler, Toplum Olarak Talepkâr Değil!’span>h5> Anadolu kentlerimizde ve büyükşehirlerde yerel yönetimlerin Çerkeslerin ağırlıkta olduğu STK’larla ilişkileri nasıl? Talepler yerel yönetimlerde karşılık buluyor mu?p> Çerkes halkı kadar talepkâr olmayan başka bir toplum belki de bu coğrafyada yoktur. Hem metropollerde hem Anadolu kentlerinde Çerkes sivil toplum örgütlerinin yerel yönetimlerle iyi kötü ilişkileri var ama bu çok arzu edilen düzeyde değil. Şundan dolayı iyi değil; yerel yönetimler dediğiniz yönetimler de fazla partizandır. Bunu sadece bir parti için söylemiyorum. Hepsinde yerel yönetimler partizandır. Yerel yönetimlerin çok partizan olması sivil toplum açısından iyi bir şey değil çünkü partizan olan yerel yönetim sizi kullanmak ister. Sivil toplumun sivilliğine halel getirmeyecek şekilde ilişkilenmek gerekir. Yerel yönetimler de öyledir. Merkezi yönetimlerle de öyledir. Bu noktada da STK yöneticilerimize iş düşüyor. Bir yere angaje ya da bir yere entegre gibi görünmemeliler. "Türkiye’de siyasetin farklı kültürlere, farklı kimliklere, sivil yapılara olması gereken kadar etkili yardım yaptıklarını, alan açtıklarını söylemek mümkün değil."p> p> blockquote> Mesela İstanbul’da büyükşehir belediyesi değişti. İlişkilerimizde çok büyük bir sıçrama olmadı. Ondan önce AK Parti yönetimlerinin olduğunda ne kadar belediyelerle ilişkiliysek ve oralardan ne kadar destek ve yardım almışsak, İBB’nin yeni yönetiminden de aldığımız destek aynıdır. Son iki yıldır pandeminin de bunda etkisi olabilir. Hakikaten biz toplum olarak talepkâr değiliz. Türkiye’de siyaset, farklı kültürlere çok da müşfik değil. Farklı kültürlere, farklı kimliklere, sivil yapılara olması gereken kadar etkili yardım yaptıklarını söylemek mümkün değil. Herkesin Anadili, Herkesin Etnik Kimliği, Anasının Ak Sütü Gibi Helaldir!span>h5> Gençlerin sivil topluma katılımı nasıl?p> Hiçbir Çerkes’in, Abhazın, Boşnağın, Kürdün, Ermeni’nin kimliğini saklamak ya da kimliğini zaman zaman gizlemek zorunda olmadığı bir ülke yaratmak zorundayız. Herkesin anadili, herkesin etnik kimliği, anasının ak sütü gibi helaldir. Biz bu ülkeye, herkes gibi yurttaşlık bağıyla bağlıyız ve bu herkesten birisi biziz. Abazalar, Çerkesler, Osetler, Çeçenler, Türkler, Kürtler, bu ülkeyi eğer birlikte ayakta tutuyorsak, bu ülkenin zenginliklerinden, bu ülkenin fırsatlarından, bu ülkenin yönetiminden hepimiz eşit faydalanmalıyız. Kültürlerimiz eşit faydalanmalı. "Gençlerin de kendi etnik kimliklerini, kendi kültürel kimliklerini ana dillerini sahiplenmesi gerekiyor."p> p> blockquote> Türk kültürü için yapılan yatırım kadar, Çerkes kültürü için de Kürt kültürü için de yatırım yapılmalı. Bu manada devletin denetleyicilik görevinin olması gerektiğini düşünüyorum. Devlet “haklar eşit kullanılıyor mu?” buna bakmalı. Devletin hakkı dağıtmak alanından artık çıkması gerekir. Devlet hak dağıtan değil, “hakkın kullanımında bir eksiklik var mı ve bu nereden kaynaklanıyor?” buna bakması gerekiyor. Bu bireylerin devletle olan ilişkisini daha güçlendiren bu anlayıştır. Bu anlamda, gençlerin de kendi etnik kimliklerini, kendi kültürel kimliklerini ana dillerini sahiplenmesi gerekiyor. Bu konuda gençleri yakalamamız gerekiyor bizim. Gençlere fırsat yaratmamız gerekiyor. Dernekleşmek aslında giderek Çerkesleri bir alana kısıtlıyor. Artık gençler bir alana kısıtlanmak istemiyorlar. Olabildiğince “açık alanlarda” olmak istiyorlar. Artık sınırların kalktığı bir dönemdeyiz. Bu belki etnik kimliklerimiz ve dillerimiz açısından büyük bir tehlike getiriyor. Eğer gençler bu kültürün devamı anlamında bir iş üstleneceklerse, bunun altyapısını sağlayabilmek için bizim de o enstrümanların kullanımını kolaylaştırmamız gerekiyor. Dernekler olarak ya da üst kurumlar olarak bunu yapamazsak ileride gençlerin hiç umurunda olmayan yapılara dönüşebiliriz. Eklemek istediğiniz başka bir husus var mı?p> Kuzey Kafkasya toplumunun aydını bir küskünlük içinde sanırım. Bunu çok tehlikeli, çok problemli buluyorum. “Aydın” dediğimiz kişi kendi toplumunu eleştirecek ve nihayet bir istikamet verecek. Bu noktada şikâyet ettiğimiz kötü dili, kötü tartışma üslubunu, verimsiz devinimi değiştirecek ya da dönüştürecek olanlar yine aydınlardır. Aydınlar olmadan bunu sadece biz sivil toplum yapıları olarak başaramayız. Aydınlarımız bizi de eleştirsinler buna sonuna kadar açığız. Ama lütfen sahada olsunlar. Buradan çağrı yapıyorum. Kuzey Kafkasyalı aydınlar sahada olmak, toplumla iç içe olmak, varlığını hissettirmek zorundadır. Sadece eleştirerek, bir şey yapmayarak bir yere varamayız. Eleştiri de bir şeydir ama her şey değildir. p> Sivil Sayfalar Röportaj Linki;p> https://www.sivilsayfalar.org/2022/02/21/cerkesler-dilleriyle-kulturleriyle-yok-olusun-esiginde/?fbclid=IwAR1VMVdxeV0iyykJk6B7ouACkc8QnkJNxrbjgSd_t68Et23uQd7UVP-9tj0p> blockquote> blockquote>nanKaffed
KAFFED TADNET 21 Şubat Anadili Günü Etkinliğine Katıldı
İstanbul Kafkas Kültür Derneğimizin paydaşı olduğu Tehlike Altındaki Diller Projesi kapsamında düzenlenen Dünya Anadili Günü etkinliği düzenlendi. KAFFED Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Dinçer, Genel Başkan Yardımcımız Yasemin Oral, Yönetim Kurulu Üyelerimiz Özen Atçı, Pelin Fidan, Nezihe Taştekin ve Furkan Soyupak’ ın da katıldığı programda Genel Başkan Yardımcımız Yasemin Oral “ Tehlike Altındaki Diller Bağlamında Anadili “ başlıklı bir sunum gerçekleştirmiştir. TADNET ailesine ve İstanbul Kafkas Kültür Derneğine programdan dolayı KAFFED olarak teşekkür ederiz. {gallery}/haber/federasyon/2022/220220_Tadnet{/gallery}strong>div> div>nanKaffed
KAFFED TADNET 21 Şubat Anadili Günü Etkinliğine Katıldı
İstanbul Kafkas Kültür Derneğimizin paydaşı olduğu Tehlike Altındaki Diller Projesi kapsamında düzenlenen Dünya Anadili Günü etkinliği düzenlendi. KAFFED Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Dinçer, Genel Başkan Yardımcımız Yasemin Oral, Yönetim Kurulu Üyelerimiz Özen Atçı, Pelin Fidan, Nezihe Taştekin ve Furkan Soyupak’ ın da katıldığı programda Genel Başkan Yardımcımız Yasemin Oral “ Tehlike Altındaki Diller Bağlamında Anadili “ başlıklı bir sunum gerçekleştirmiştir. TADNET ailesine ve İstanbul Kafkas Kültür Derneğine programdan dolayı KAFFED olarak teşekkür ederiz. {gallery}/haber/federasyon/2022/220220_Tadnet{/gallery}strong>div> div>nanKaffed
Abhazya Cumhuriyeti BM’de gözlemci üye devlet statüsü başvurusunda bulundu.
Abhazya Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı tarafından BM'de gözlemci üye devlet statüsü verilmesi için başvuruda bulunuldu. Abhazya'nın Rusya Federasyonu Büyükelçiliğinde bir araya gelen Dışişleri Bakanı İnal Ardzınba ve Dünya BM Dernekleri Federasyonu Başkan Yardımcısı, Rusya BM Derneği Federasyonu Birinci Başkan Yardımcısı Alexei Borisov Abhazya'nın BM'de "Gözlemci Üye" olarak temsil edilmesi ile BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Forumu'nun Abhazya'da düzenlenmesi hususunda konuştular. Abhazya Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığınca yapılan açıklamada: Görüşme sırasında İnal Ardzınba, Alexey Borisov'a BM Genel Sekreteri António Guterres'e hitaben Abhazya Dışişleri Bakanı'nın Abhazya Cumhuriyeti'nin BM Genel Kurulu görüşmelerine katılmasını sağlayan Birleşmiş Miletlere gözlemci devlet statüsü verilmesi çağrısını teslim etti. Ardzınba, BM Şartı'na göre örgütün temel görevlerinden birinin büyük ve küçük ulusların hak eşitliğini sağlamanın olduğunu vurguladı. Bakan, "Abhazya'nın sesini dünyanın duymasını istiyoruz. Ülkemizdeki durumu biz kendimiz anlatacağız." ifadelerine yer verildi. Abhazya'nın BM'de gözlemci üye olmasının uluslararası alandaki izolasyonun kırılması, Abhazya'nın adil tezlerinin tüm dünyaya duyurulması bakımından önemli bir gelişme olduğunu, Abhazya'nın BM'ye yaptığı başvurunun destekçisi olduğumuzu kamuoyuna duyururuz. nanKaffed
21 Şubat Dünya Anadili Günü-Online Söyleşi Programı
Olgun Akbulut İnsan Hakları ve Anasaya Hukuku alanında öğretim üyesidir. Araştırma alanları insan hakları, azınlık hakları ve karşılaştırmalı anayasa hukuku konularını ele almaktadır. Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde doktora sonrası misafir araştırmacı ve Raoul Wallenberg İnsan Hakları ve İnsani Hukuk Enstitüsü'nde (Lund/İsveç) doktora araştırmacısı olarak görev yaptı. Dr. Akbulut’un çalışmaları, insan hakları ve anayasa hukuku alanında hem Türkiye'de hem de yurtdışında çeşitli akademik dergilerde yayınlamıştır. “Barış İçinde Birlikte Yaşamanın Hukuk Zemini” (Oniki Levha 2008), “Anayasal Dinsel Çoğulculuk” (Oniki Levha 2016), “Minority Self-Government in Europe and the Middle East: From Theory to Practice” (Brill 2019) kitaplarına ek olarak, “Azınlık Haklarının Tarihsel Gelişimi” (Oniki Levha 2021) Akbulut'un son yayınlanan kitabıdır. nanKaffed
Adıgey’de İkinci Kısa Film Yarışması Başlıyor
Adıgey’in 100. yıl kutlamaları kapsamında Rusya Federasyonu Yönetmenler Birliği Adıgey Temsilciliği “Adıgey seni seviyorum” adlı bir kısa film yarışması düzenliyor. Yarışma, Adıgey Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı, Adıgey Cumhuriyeti Eğitim Bakanlığı, Adıgey Cumhuriyeti Milletler, Soydaşlarla İlişkiler ve Medya Komitesi, Kültür Daire Başkanlığı “Gorod Maykop” ve Adıgey Cumhuriyeti Bölge Kültür Merkezi desteği ile düzenleniyor. Yarışmanın amacı : Yarışmanın temel amacı gençleri kültürel ve sanatsal projelere dahil etmek ve sinematografiye ilgi duyan gençlerin desteklenmesini sağlamak. Yarışmaya katılma koşulları : Yarışmaya sinema, belgesel ve animasyon filmleri kabul ediliyor. Film süresinin 20 dakikayı geçmemesi koşulu var. Yarışmaya gönderilecek filmlerin 2020 yılı itibarıyla çekilmiş olması gerekiyor. Yarışmaya katılacak filmler için son kabul tarihi 10 Mayıs 2022. Filmleri değerlendirecek jüri kadrosu, kültür ve sanat dallarının önde gelen isimlerden oluşuyor. Yarışmaya kabul edilen filmlerin aşağıdaki temalardan en az birini özgün ve sanatsal olarak yansıtması gerekiyor. Temalar : Adıgey Tarihi: Adıgey Cumhuriyeti’nde meydana gelen tarihi olaylar Adıgey Halkı: Adıgey Cumhuriyeti halkını anlatan hikâyeler Adıgey Kültürü: Kültür ve sanat alanındaki başarılarla ilgili konular Adıgey’in Doğası: Rekreasyon ve turizm hakkında Başvuru için iletişim adresi: lera.osyka@bk.rustrong>div> div> Telefon numarası: +7-952-857-91-33 nanKaffed
KAFFED Gençlik Komisyonu Toplantısı Yapıldı
KAFFED Gençlik Komisyonu, bir önceki dönemde gerçekleştirilen çalışmalara yönelik kapsamlı değerlendirme ve yeni dönem hazırlık çalışmalarının ardından 9 Şubat 2022 tarihinde ilk toplantısını gerçekleştirdi. Toplantıya komisyon üyesi yönetim kurulu üyelerimiz ve gönüllü gençlerimiz katılım sağlamıştır. Toplantı kapsamında: Gençlik komisyonunun çalışma ilkeleri ve çerçevesi tartışılmış, Gençlik Meclisinin hayata geçirilebilmesine yönelik görüş ve öneriler değerlendirilmiş, Gençlerimizin eleştirileri, istek ve talepleri, düşünce ve önerileri konuşulmuştur. Bu bağlamda öne çıkan konular arasında; büyük şehirler ve görece küçük iller ve yerleşim yerlerinde değişim gösteren dinamikler ve dengeler, kuşaklar arası farklılar ve gençlerin toplumsal-kültürel bağları, kurumsal hafıza, ülkemizdeki genel gençlik problemlerinin kültür ve kimlik sorunları ile kesişimleri, eğitim ve çalıştay gibi etkinliklerde somut çıktı ve faydanın esas alınmasına ilişkin beklentiler, daha büyük ölçekli uluslararası gençlik çalışmaları ve projeleri yer almıştır. Toplantıda ele alınan konuları detaylandırmak ve somutlaştırmak ve proje önerilerini tartışmak üzere en geç Mart ayının ilk haftasında olmak üzere ikinci komisyon toplantısının yapılmasına karar verilerek toplantı tamamlanmıştır.nanKaffed
KAFFED Dönüş Ofisi Projesi Toplantısı Yapıldı
KAFFED koordinasyonunda öncelikli olarak İstanbul Kafkas Kültür Derneği ve Ankara Çerkes Derneği bünyesinde Anavatana dönüş ve vatandaşlık konusunu ana hedefine koyarak güncel bilgilerle danışmanlık verecek ve tanıtımını yapacak Dönüş Ofisi kurulması kararlaştırılmıştı. Bu sebeple 14.02.2022 tarihinde İKKD ve AÇD temsilcileri ile ilk toplantımızı gerçekleştirdik. Tanışma sonrasında tanımlar, amaçlar, hedefler ve yöntemler konusunda KAFFED tarafından çerçeve çizilmesiyle fikir alışverişinde bulunuldu. Hazırlanan komisyon çalışma tüzüğünün son halinin verilmesi kararıyla, planlanan çalışmaların sunulacağı toplantının bir hafta sonra yapılmasına karar verildi.nanKaffed
Çerkez Fındıcak Köyü Çevre ve Doğa Koruma Derneği Röportajı
Hepimizin bildiği gibi Çerkez Fındıcak köyünde yapılması planlanan altın madenin açılmasını engellemek amacıyla köy ve bölge halkı tarafından hukuksal mücadele verilmektedir, bu hukuksal mücadelenin gerekçelerini ve nedenlerini halkımıza ulaştırmak adına Çerkez Fındıcak Köyü Abhaz Derneği başkanı ve Çerkez Fındıcak Köyü Çevre ve Doğa Koruma Derneği yönetim kurulu üyesi Behlül Der ile yaptığımız röportajı duruşma öncesinde paylaşıyoruz. Kaffed: Çerkes Fındıcak Köyü’nü tanıtabilir misiniz? Şu anki hane sayısı, tarihsel ve sosyal dokusu, ekonomik faaliyetleri hakkında bilgi verebilir misiniz?span>p> Behlül Der: Çerkes Fındıcak Köyü, bundan 156 yıl önce Karaçay-Çerkesya’da GUM-LOKT köyünden göçe zorlanan Abazaların Aşuva kolundandır. Köyün tamamı Abazalardan oluşmaktadır. İlk yerleşen sülale aynı zamanda köye ismini vermiştir. (Tram)p> Çerkes Fındıcak Köyü, Orta Karadeniz’de bir orman köyüdür. Köyümüz hizmete, unutulmamaya, sahip çıkılmaya değer vatan parçası nadide bir Abhaz köyüdür. Köyümüzde geleneklerimizi yaşatmaya devam ediyoruz ve köyde son hane kalana kadar da geleneklerimiz devam edecek. Anadilimizi köyden uzak şehir hayatında yaşatamadık, köye gittiğimizde tabii ki daha farklı oluyor. Köyde yaşayan hemen hemen herkes anadilini konuştuğu için ben de bir şeyler öğreniyorum. Ben ve benim yaşımdakilerde, köyde yaşayanlar hariç anadili kullanma oranı çok fazla diyemem ama tamamen hiç yok da diyemem. Köyümüzün şehirden uzak oluşu, kendi okulunun bulunması ve etrafta tek Abaza köyü oluşu, uzun yıllar boyunca anadilin korunmasını sağlamış, köyümüze gelen Abaza olmayan birçok öğretmen köydekilerle anlaşmak için Abhazca öğrenmiş. Köy halkı kendi aralarında sürekli anadilini kullanıyor, gençlere de bu konularda tavsiyelerde bulunuyorlar. Kaffed: Çerkes Fındıcak Köyü’nde altın arama faaliyeti için ilk girişimler ne zaman ve nasıl başlatıldı?p> BD: Köyümüzde altın madeni ile ilgili faaliyetlerin, köyden bazı kişilerin maden şirketine toprak numunesi temin etmesi, vb. yardımlarda bulunması gibi duyumlar alındıktan sonra öğrenilmeye başlanmış ise de köyümüz halkından birkaç kişinin kişisel araştırmaları sonucu öğrenilerek genele doğru yayılmaya başladı. Ancak ilk resmi açıklama Verusa Holding tarafından KAP bildiriminin gelmesi sonrasında oldu ve devamında maden açılmasına ilişkin ruhsatlandırmanın yapıldığı kesin olarak öğrenilmiş oldu. Köyümüz sakinlerinden bir arkadaşımızın change.org sitesi üzerinden “Çerkes Fındıcak Köyü Yok Olmasın” başlıklı anket başlatması sonucu genele yayıldı. Bu anket çeşitli çevrelerce kısa zamanda ilgi gördü. Ulusal basında kendine yer buldu. Fox TV sabah haberleri programında yer aldı. Köyümüz gençlerinin farkındalık oluşturmak amacıyla düzenledikleri videolar, köy halkı ile yapılan röportajlar vb. çalışmalar ile ilk kıvılcımlar genele yayılmaya başladı. Akabinde Fındıcak Abhaz Derneği olarak tüm diasporaya madeni istemediğimiz deklare edildi. Fındıcak Abhaz Derneği’nin tüzüğü ve sosyal durumu birlikte değerlendirilerek olası bir hukuk mücadelesinde daha hızlı ve gerektiğinde radikal aksiyonlar alınabilmesi için köyümüz sakinleri tarafından bir doğa derneği kurulması kararlaştırıldı. Doğa derneği kurulup faaliyete geçene kadar, bilgilendirmeler ve etkileşim çalışmaları Fındıcak Abhaz Derneği üzerinden yürütülmeye çalışıldı.p> Kaffed: Sizin örgütlenme süreciniz ne zaman başladı, nasıl gelişti?span>p> BD: Köyümüzde maden karşıtı en belirgin resmi örgütlenme Çerkes Fındıcak Köyü Doğa ve Çevre Koruma Derneği ile başladı diyebiliriz. Dernek kurulur kurulmaz hukuki olarak ilk davayı açtı. Davaya kısa sürede Erbaa’da faaliyet gösteren diğer kurum, kuruluş ve muhtarlıklar dâhil oldu. Maden alanını sit alanı olarak ilan ettirmek için çaba harcadık ve bir kısım yer sit alanı olarak ilan edildi. Fındıcak Abhaz Derneği davaya tüzüğü gereği müdahil olamadı. Bu konuda çalışmalar devam etmektedir.p> Kaffed: Köyünüzde altın madeninin üretime başlamasıyla ne gibi zararlar meydana geleceğini açıklayabilir misiniz? (İçme suyu, tescilli mera alanları, tarımcılık, hayvancılık, vb.) Dava sonucunda olumsuz bir karar çıkması halinde var olan nüfus, demografik, ekonomik ve kültürel olarak nasıl etkilenecektir?span>p> BD: Ülkemizin birçok yerinde olduğu gibi – en bilinen Kazdağları, İliç, Kapadokya, Fatsa gibi- yapılan tahribatlar; çevre davaları ile ilgili yargılamalarda alınan raporlar, sunulan bilimsel veriler, madenin hiçbir koşulda ne maddi ne de manevi olarak köy halklarına ve ülke gelirine olumlu katkı sunan faaliyetler olarak kabul görmemiştir. Yakın zamanda Şebinkarahisar’da bulunan siyanür havuzunun patlaması sonucu ile tüm çevre geri dönülemez şekilde siyanür ile zehirlenmiş, akarsularla bu siyanür uzaklara kadar yayılmış ve yakınında bulunan tüm coğrafya da aynı şekilde olumsuz etkilenmiştir. Ayrıca devletimiz, maden işletmesinden elde edilen kârdan sadece %2-%3 arası gelir kazanmakta olup geriye kalan %97-%98’lik oran maden işletmesini sürdüren şirketin kasasına girmektedir. Bu şirketlerin de neredeyse tamamına yakınının yabancı ortaklı şirketler olması sebebiyle, elde edinilen kâr tamamıyla ülke dışına çıkmaktadır.p> Ayrıca Çerkes Fındıcak maden projesi, sadece Çerkes Fındıcak köyü ile ilgili olmayıp, Erbaa ilçesinin içme sularının, yaylacılık faaliyetlerinin, ormancılık gelirlerinin tamamen yok olmasına sebebiyet verecektir. Bölgede gelişmeye devam eden meyve yetiştiriciliği açısından özellikle çilek üretimini tamamıyla yok edeceği ön görülmektedir. Meşhur Erbaa asma yaprağına en büyük darbeyi vurması beklenmektedir. Madenlerle ilgili olarak, sadece madenden gelecek olan paranın hesap edilerek bu işte devlet yararı vardır demek basite kaçmak ve devletin tarımsal açıdan ve hayvancılık açısından tüm gelir kaynaklarını yok etmek anlamlarına gelecektir. Bunun yanı sıra orman örtüsünün bozulması, suların bozulması, toprağın siyanür ile geriye döndürülemeyecek şekilde kirletilmesi, insan sağlığı açısından telafisi imkânsız zararların açılmasına, binlerce insanın kanser vb. hastalıklara yakalanmasına ve ölüme terk edilmesine sebebiyet verecektir. Bu durum bile tek başına, sağlık harcamaları yönünden devletin cebinden çıkacak para nedeni ile kârlılığı sıfırlayacak bir durumdur. Kaffed: Altın madeninin üretime geçmesi ile birlikte yerel halk için iş olanaklarının artacağı ifade ediliyor. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?span>p> BD: Hiçbir iş ve kazanım, doğada yaşayan binlerce çeşit canlıdan ve insan hayatından önemli olamaz. Bölgede yaşayan insanlar bu zamana kadar bölgede maden işletmesi olmadığı için açlık ile mücadele eder durumda değillerdir. Yani maden işletmesi bölgenin tüm halkına iş veremeyeceğine göre, bazı insanların istihdam edilmesi ile diğer bölge halkının, hayvanların, doğanın zehirlenerek yok edilmesinin göze alınması hakkaniyete uygun olmayacağı için bu konuda bir kârlılık ve olumlu herhangi bir düşünce etik olmayacaktır. Ayrıca Erbaa bölgesinin tarım, hayvancılık, orman ve meyvecilik faaliyetleri; madende çalışacak olan işçilerin alacağı asgari ücret ya da üzeri maaşlardan daha çok gelir getirebilecek potansiyele sahiptir. Devlet projeleri, tarım ve hayvancılığı geliştirip, ormancılık ve orman ürünlerinin çeşitlendirilip geliştirilmesini sağlamak yönünde olursa, yine iş bekleyen kişilere iş imkanı sağlanmış olur. Böylelikle tertemiz doğada daha sağlıklı ve yaşanabilir imkanlara ve çalışma hakkına da sahip olunur.p> Kaffed: Siyanür ile altın arama faaliyetine karşılık olarak resmi makamlar ile (devlet, bürokrasi, MTA, milletvekilleri, vb. herhangi bir görüşme gerçekleştirebildiniz mi? Bu süreç hakkında bilgi verebilir misiniz?span>p> BD: CHP Tokat Milletvekili Kadim DURMAZ, MHP Tokat Milletvekili Yücel BULUT, MHP Antalya Milletvekili Abdurrahman BAŞKAN bize tam destek verdiler. Erbaa’da diğer sivil toplum örgütleri ile işbirliği yaptık ve Erbaa Belediye Başkanımız Ertuğrul KARAGÖL de bize tam destek verdi. Tema Vakfı köyümüze gelip bilgilendirme toplantısı yaptı. Köyümüzde yine toplantı gerçekleştirdik. Köyümüzden 152 kişi toplantıya katılarak, “köyümde maden istemiyorum” diye imza verdi.p> Kaffed: Köyünüz daha önce Erbaa depremi sonrasında yer değiştirmek zorunda kalmış. Dava sonucunda tekrar göç etme zorunluluğu ortaya çıkarsa, bu durumun köy halkı üzerindeki etkileri ne olacaktır?span>p> BD: Köyümüz büyük Erbaa depreminden sonra büyük ve kapsamlı bir şekilde yer değiştirdi diyemeyiz ancak deprem sonrası yeniden yapılanmada, önceki konutların yerinden başka yerlere yapılan ev sayısı daha fazladır. Bu yeniden yapılanmada evlerin ve ikamet edilen parsellerin yerleri değişmiştir. Her ne kadar köyün yerleşim yeri tamamen değişmemiş olsa da köy halkımız deprem nedeni ile büyük sıkıntılar yaşamış ve evlerinden olmuştur. Olası bir istimlak ile köyün yerinin değiştirilmesi veya yerleşim yeri gösterilmeyerek herkesin kendilerine yerleşim yeri bulması gereken bir durum ile karşı karşıya kalınması halinde köyümüz bundan çok olumsuz etkilenecektir. 1864 Çerkes Soykırımı’ndan sonra gelinen bu coğrafyada birlikte yaşamaya başlamış ve gücünü birlikte yaşamaktan alan hayata tutunmaya çalışan bir halk olarak olumsuz yönde etkileneceğimiz açıktır. Biz birlikte yaşama hakkımızın elimizden alınmasını ve evlerimizin yok edilmesini istemiyoruz.p> nanKaffed
Yönetim Kurulu Toplantısı
Ankara’da 13.02.2022 Pazar günü yüzyüze yapılması planlanan yönetim kurulu toplantımız bazı yönetim kurulu üyelerinin covid pozitif olmaları nedeniyle online olarak yapılmış ve aşağıdaki konular toplantıda görüşülmüştür: 1- İnsan Hakları Komisyonu tarafından yürütülen çalışmalar ve öneriler görüşüldü. Bu bağlamda; - Çerkez Fındıcak Köyü’ndeki maden projesi ve görülen dava ile ilgili olarak Çerkez Fındıcak Köyü Doğa ve Çevre Koruma Derneği ile yapılan yazılı röportajın yayına hazırlanmasına, - Hak temelli sivil toplum örgütü vizyonuna uygun olarak, Federasyonumuzun, sorunlarımızın ve taleplerimizin görünür kılınması, bizim dışımızda da tanınması ve kamuoyunda farkındalık yaratması çalışmaları kapsamında aydın, gazeteci, yazar, aktivist ve siyasilerden oluşacak bir liste hazırlanarak yönetim kuruluna sunulmasına ve bu kişilere birer mektupla birlikte Walter Ricmound’ın Çerkes Soykırımı kitabının hediye edilmesine, - İnsan hakları alanında çalışan, ülke çapında çalışmaları bulunan sivil toplum kurumlarına ziyaretler planlanmasına karar verildi. 2- 21 Şubat Anadil Günü ile ilgili planlanan faaliyetler görüşüldü. Buna göre: - İstanbul Kafkas Kültür Derneğimizin paydaşı olduğu TADNET projesi kapsamında organize edilen ve 20.02.2022 tarihinde Altunizade Kültür Merkezinde yapılacak olan etkinliğe katılım sağlanmasına karar verildi. - Federasyonumuzun imzacısı olacağı Dil Hakları İzleme Belgeleme Raporlama Ağı çalışmaları kapsamında 21 Şubat Dünya Ana Dil Günü için hazırlanan metne şu ana kadar 11 üye derneğimizin imzacı olduğu bilgisi paylaşıldı. - 21 Şubat akşamı için planlanan Dil Hakları ve Anadili temalı canlı yayın, Dünya Anadili Günü’ne özel olarak hazırlanan İngilizce gazete yazısı, Birleşmiş Milletler Çokdillilik Koordinatörlüğüne yazılacak mektup ve sosyal medya çalışmalarına ilişkin hazırlıklar değerlendirildi. 3- 23 Şubat Çeçen Sürgünü anma programı ve yapılacak etkinlikler görüşüldü. Bu kapsamda: - Vaynakh Gençlik Birliği ile ortak çalışma yapılması kabul edilerek birlikte bir yazı yayımlanmasına ve Çeçen tarihçi Mert Kalkan ile söyleşi yapılmasına, - KafkasDer tarafından 23.02.2022 tarihinde Başakşehir’de organize edilen ve davetiye gönderilen programa yönetim kurulu üyemiz Nezihe Kayaoğlu’nun katılmasına karar verildi. 4- Nart Akademinin çalışma alanları ve bu alanların çeşitliliğinin artırılması konuları görüşülerek Nart Akademi’nin sadece gençlere yönelik ve belirli konu alanları ile sınırlı olmaksızın, kapsamının genişletilerek federasyonumuzun tüm eğitim faaliyetlerinin organize edildiği bir akademi olarak yapılandırılmasına karar verildi. 5- Yaklaşan 21 Mayıs ile ilgili yapılması gereken çalışmalar ele alınarak 17.02.2022 günü 21 Mayıs gündemiyle online yönetim kurulu toplantısı yapılmasına karar verildi. 6- Dünya Çerkes Birliği tarafından organize edilen gençlik organizasyonu için yapılan davetin kabulüne ve DÇB’ye buna ilişkin yazılı cevabımızın gönderilmesine karar verildi. 7- Üye derneklerimizin ziyaret edilmesi kapsamında İstanbul’da bulunan derneklerimize bir ziyaret programı yapılmasına karar verildi. 8- Periyodik olarak yapılmasına karar verilen Gündeme Dair programının ikincisi için hazırlıklara başlanmasına karar verildi. 9- Seçmeli dersler konusunda ülke genelindeki tercih sayısının öğrenilmesine ve tercih sayısına göre kitap basım durumunun tespit edilmesi ile ücretli öğretmenlik başvurularında Adigece ve Abazaca derslerinin sistemdeki listede çıkmaması hakkında Milli Eğitim Bakanlığı nezdinde girişimde bulunulmasına karar verildi. 10- Bir sonraki olağan toplantı için gündem önerileri konuşularak toplantıya son verildi.nanKaffed