KAFFED Genel Başkanımız Prof.Dr. Ümit Dinçer, Yönetim Kurulu Üyelerimiz Tülin Özgül, Jankat Acı, Özen Atçı ve Pelin Fidan İstanbul Kafkas Kültür Derneğimizi ziyaret ederek Dernek Başkanımız Yüksel Nuri Güneş ve Yönetim Kurulu ile görüştü. Ortak yapılabilecek projeler konusunda fikir alışverişinde bulunulan görüşmede, Dernek Başkanımız Yüksel Nuri Güneş ve yönetim kuruluna misafirperverlikleri için teşekkür eder, çalışmalarında başarılar dileriz. nanKaffed
Vladislav Ardzinba’yı Saygı ile Anıyoruz
Abhazya Cumhuriyeti’nin kurucusu, Abhazya Kurtuluş Savaşı'nın başkomutanı, Abhazya Devleti’nin ilk Cumhurbaşkanı Vladislav Ardzınba (Владислав Григори-иҧа Арӡынба) 14 Mayıs 1945 yılında Eşera’da doğdu.14 ay süren ve 30 Eylül 1993’te sona eren özgürlük savaşının liderliğini yapan Vladislav Ardzınba, savaş sonrasında 26 Kasım 1994 tarihinde Abhazya Devlet Başkanı olarak seçildi. 3 Ekim 1999 tarihinde 2. kez devlet başkanı seçilen Ardzınba 12 Şubat 2005 tarihinde yerini Sergey Bagapş’a bıraktı. Ardzınba 4 Mart 2010 tarihinde 65 yaşında vefat etti.Sadece Abhazya’ nın değil, bağımsızlık mücadelesi veren bir çok ulusun kahramanı olan büyük lider Vladislav Ardzınba'yı vefatının 12. yılında saygı, özlem ve rahmetle anıyoruz.p>nanKaffed
Mentor – Menti Projesi Derneklere Tanıtıldı
2021 Yılında ilk dönemi olmasına rağmen yoğun bir katılımla açılışı yapan Mentor - Menti Projesi, 2022 yılında da hız kesmeden çalışmalarına devam ediyor. Alanında uzman kişilerle gençleri bir araya getiren bu projenin dernek üyelerine tanıtımları da böylelikle başlamış bulundu. 100'ün üzerinde mentorü, 300'ün üzerinde mentisiyle hayata geçirilen projeye gösterilen ilgi beklenileni fazlasıyla karşılarken, katılımcıların da bu projeden memnun kalması güzel bir iş başarıldığının en büyük kanıtı oldu. Adana Çerkes Derneği'nde Turan Akın, İzmir Çerkes Kültür Derneği'nde ise İlter Candemir'in liderliğiyle 27 Mart 2022 - Pazar günü gerçekleştirilen tanıtım programları, katılım yoğunluğu ve alınan geri dönüşlerle ses getirdi. 2 Mart 2022 tarihinde kayıt alma işlemini tamamlamış olan bu projeye önümüzdeki dönemlerde katılmak ve proje hakkında detayları öğrenmek isterseniz KAFFED Girişim ve Kariyer sosyal medya sayfalarından ve https://menti-mentor.kaffed.org/ strong> bizi takip edebilirsiniz.div> div> {gallery}/haber/federasyon/2022/220303_Mentor_Menti_Tanitim{/gallery}strong>div> div> nanKaffed
Gündeme Dair – 2. Bölüm
Genel Başkanımız Prof. Dr. Şogen Ümit Dinçer ile 3 Mart 2022 Perşembe Saat: 21:00'da, Gündeme Dair programında, son gelişmeleri ve federasyon çalışmalarını konuşacağız. p> p> Canlı yayınımızı YouTube kanalımızdan ve tüm sosyal medya hesaplarımızdan takip edebilir; gündemle ilgili merak ettiklerinizi yayın esnasında sohbet kısmından iletebilirsiniz.p>nanKaffed
KAFFED ve Çerkes Kültür Evi Derneği’nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ziyareti
KAFFED Yönetim Kurulu ve Çerkes Kültür Evi Derneği'nden İstanbul Büyükşehir Belediyesine Ziyaret KAFFED Genel Başkanımız Ümit Dinçer, Başkan Yardımcımız Yasemin Oral , Yönetim Kurulu üyemiz Cankat ACI, Çerkes Kültür Evi Derneği Başkanımız Ömer Çötok, Başkan Yardımcısı Ömür Angı ve Yönetim Kurulu üyesi Esra Erbay'ın katıldığı heyet ile İstanbul Büyükşehir Belediyesini ziyaret ederek, İBB Sözcüsü Murat Ongun ile görüştü. Son derede verimli geçen görüşmede 21 Mayıs etkinlikleri ağırlıklı olmak üzere, diğer kültürel faaliyetlerimiz hakkında bilgiler verilerek fikir alışverişinde bulunulmuştur. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sözcüsü Sn. Murat Ongun’ a destekleri ve misafirperverlikleri için teşekkür eder, çalışmalarında başarılar dileriz.nanKaffed
KAFFED İnsan Hakları Derneği Çalıştayına Katıldı
Federasyonumuz Yönetim Kurulu ve İnsan Hakları Komisyonu üyesi Feriha Kankoç İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesinin 26 Şubat 2022 tarihinde düzenlediği “İnsan Hakları Mücadelesinde Yeni Yöntem Arayışları ve Yeniden Yapılanma” başlıklı çalıştayına KAFFED adına katılım sağlamıştır. Dünyada ve Türkiye'de insan hakları ihlallerinin ele alındığı çalıştayda; sivil toplum kuruluşlarının daralmasının nedenleri, yaşanan sorunlar ve engeller görüşülerek çözüm yöntemleri arandı. Çalıştay katılımcılarının da katkılarıyla sivil toplum kuruluşlarının eşit, katılımcı, demokratik, şeffaf, hesap verebilir yapılanmalarını sağlamanın yolları tartışıldı. Çalıştay sırasında yönetim kurulu üyemiz Kankoç katılımcılara Federasyonumuz ve başta dilsel ve kültürel haklar alanında olmak üzere yürüttüğümüz çalışmalara dair bilgilendirme yapmıştır. nanKaffed
KAFFED Uzunyayla Kafkas Kültür ve Yardımlaşma Derneğini Ziyaret Etti
KAFFED Genel Başkanımız Prof.Dr. Ümit Dinçer, Genel Başkan Yardımcımız Yasemin Oral, Yönetim Kurulu Üyelerimiz Tülin Özgül, Jankat Acı ve Pelin Fidan Uzunyayla Kafkas Kültür ve Yardımlaşma Derneğimizi ziyaret ederek Dernek Başkanımız İrfan Kalkan ve Yönetim Kurulu ile görüştü. Toplumumuzun güncel sorunlarının ele alındığı görüşmede dernek faaliyetleri ile ilgili bilgiler alınmış ve fikir alışverişinde bulunulmuştur. Dernek Başkanımız İrfan Kalkan ve yönetim kuruluna misafirperverlikleri için teşekkür eder, çalışmalarında başarılar dileriz. nanKaffed
Savaşa Hayır
Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik başlattığı işgale yönelik saldırıyı şiddetle kınıyoruz. Bu saldırıların doğrudan etkilediği ve hayatları için endişe duyan sivil halkın acılarını paylaşıyoruz.div> div> NATO'nun çevreleme politikası ve buna karşı Rusya'nın uyguladığı yakın çevre politikasının kurbanı Ukrayna halkı olmamalıdır. Bölgeyi ateş altına alma ihtimali bulunan ve gerek yaşadığımız ülke Türkiye'ye gerekse de anavatanımızdaki cumhuriyetlerimizde istikrarsızlığa sebep olabilecek bu müdahalenin bölge halklarına huzur getirmeyeceği açıktır. Savaşların, sorunları çözmek yerine derinleştirdiği, telafisi imkansız zararlara yol açtığı tarihin bize öğretmiş olduğu bir derstir. Bu kapsamda bugün Ukrayna'ya yönelen Rusya saldırısının da bölgedeki sorunları çözmekten çok derinleştireceğini, yeni düşmanlıkları ve istikrarsızlıkları körükleyeceği açıktır. Yüzlerce yıl önce meydana gelen işgal ve savaşların acısını halen yaşayan bir toplum olarak dünyadaki anlaşmazlıkların savaşla çözülemeyeceğine olan inancımızla, öncelikle #SavaşaHayır diyor ve tüm tarafları uluslararası hukuka uymaya, başta sivil halka yönelik olmak üzere hukuki ve insani sorumluluklarını hatırlamaya davet ediyoruz.div> div>nanKaffed
23 Şubat 1944 Çeçen-İnguş Sürgün ve Soykırımı
23 ŞUBAT 1944 ÇEÇEN-İNGUŞ SÜRGÜN VE SOYKIRIMIdiv> div> div> div> 23 Şubat 1944’te ne oldu?div> div> div> Kızılordu’nun 26. kuruluş yıldönümü olan 1944 yılının 23 Şubat’ında, SSCB birlikleri kutlama yapmak bahanesi ile Çeçen-İnguş Cumhuriyeti’ndeki yerleşmelerin meydanlarına dağıldı. Bu silahlı kuvvetler, ellerinde bulunan önceden hazırlanmış listelerle, kendilerine ayrılan hanelere, Sovyet Hükümeti’nin “sürgün” kararını ilan ettiler. Sürgün tanıklarının ifadelerine göre halka, toparlanmak için 2 saatleri olduğu ve yanlarına en çok 100 kg eşya alabilecekleri söylendi. Evlerdeki silahlara el konuldu, genç olan erkekler yakalandı, erzak depoları yakıldı. Çeçen-İnguşlar; Karaçaylar, Balkarlar, Kırım Tatarları, Ahıska Türkleri ve Kalmuklar ile birlikte, SSCB’ye karşı Alman birliklerinin yanında hareket etmekle suçlanıyorlardı. Halk, emirlerin uygulanması hususunda boyun eğmedikleri takdirde ikaz etmeksizin silah kullanmakla yetkilendirilmiş askerler eşliğinde ve nereye gittiklerini bilmeden evlerinden çıkarıldı. İtiraz edenler öldürüldü. Yapılan suçlama ile topyekûn bir halk yerlerinden edilerek, toplanma merkezlerine “nakledilmek” üzere yük kamyonlarına bindirildi, demiryolu istasyonlarına götürüldü, buradan da sürgün yerlerine dağıtılmak üzere yük vagonlarına bindirildi. Böylece yaklaşık 700.000 kişi, canlı kalabilmenin imkânsız olduğu Sibirya ve Orta Asya’ya “dağıtıldı”. Halkın dörtte biri, henüz “yolda” veya sürüldükleri coğrafyada açlık, hastalık ve zorbalık gibi insanlık dışı koşullar/sebepler yüzünden can verdi. Sürgünün “gerekçesi” olarak uydurulan düşmanla işbirliği iddiası ise tarihsel verilerle açıkça çelişki içindeydi. Alman işgali ile 55-60 milyon Sovyet vatandaşı, Almanların hâkimiyetindeki topraklarda yaşamak zorunda bırakılmış ve dahası Almanlar tarafından savaş esirlerinden oluşturulan lejyonların en büyüğü, etnik Ruslardan oluşturulmuştu. Bu durum gözetildiğinde sürgün gerekçesi olarak ilan edilen suçlama, gerçek amacı gizlemekteydi. Çeçen-İnguş halkına uygulanan bu sürgün, kelimenin tam manasıyla bir kolektif cezalandırma eylemiydi ve hukuken gerekçelendirilebilecek bir cezalandırma değil, bir soykırım yöntemiydi. div> 27 Şubat 1944 – Xaybax Katliamıdiv> div> div> Coğrafi açıdan daha zorlu yerlerde bulunan köylerde ise durum daha vahimdi. Bu köylerden biri olan Xaybax’ta; halktan sağlıklı durumda olan ve yürüyebilenler, köye ulaşılan patikadan çıkarılırken, köyden çıkarılması “zahmetli” bulunan hasta, yaşlı ve zayıf durumdakiler daha sonra alınmak bahanesi ile köyde bırakılmıştı. Geride kalan insanlar ile onların yanında kalan çocuk ve kadınlar, bir ambara dolduruldu ve üzerlerine kapı kitlenerek ateşe verildiler. Çıkmayı başaranlar ise ambarın önünde mevzilenen otomatik silahlarla öldürüldü. Diğer yerleşmelerde insanların yük vagonlarına doldurulduğu esnada, Xaybax’ta yaklaşık 650 kişi işte böyle canice katledildi. div> 23 Şubat Sonrasıdiv> div> div> 23 Şubat’ta başlatılan ve takip eden 13 yıl boyunca sistemli şekilde, sürgün edildikleri yerlerde de devam ettirilen bu kanlı süreçte; halk boyunduruk altında tutulmaya çalışıldı ve öldürülmeye devam etti. 9 Ocak 1957’de Sovyetler Birliği Yüksek Şurası’nın aldığı kararla yurtlarına dönmelerine “izin verilen” ve zorla ölüme gönderilirken 700.000 kişi olan bu ulustan geriye yalnızca 200.000 kişi dönebildi. Ancak döndüklerinde, haince koparıldıkları yurtlarına, evlerine başkalarının yerleştirildiğini görecek olan bu insanlara eski toprakları veya gayrimenkulleri de iade edilmeyecekti. div> Vaynakhlar ne istiyor?div> div> div> 23 Şubat 1944’te başlatılan bu vahşetten, dünyanın ancak 2 yıl sonra haberi oldu. Kapalı kapılar arkasında, tüm bileşenleri ile bütün bir halkı dünya üzerinden temizlemek isteyen bu zihniyet, ne yazık ki biz Kuzey Kafkasya halkları da dâhil olmak üzere zulüm gören hiçbir halka yabancı değil. Dönemin Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Yeltsin, 18 Mayıs 1994 tarihinde Kafkasyalı haklara yönelik bir mesaj yayınlayarak “soykırım” kelimesini kullanmaksızın; Kafkasyalı halkların acılarla dolu kaderinde suç paylarının bulunduğunu, bu halkların kendi öz vatanlarında hayatta kalmak, kültürünü ve milli kimliğini korumak için cesurca mücadele ettiğini söyleyerek, kendilerine miras kalan problemlerin tüm ilgili tarafların katılımıyla uluslararası düzeyde çözülmesi gerektiğini belirtti. 2004 yılının Şubat ayında Avrupa Parlamentosu, “23 Şubat 1944'te Stalin’in emri ile tüm Çeçen halkının sınır dışı edilmesi bir soykırım eylemidir.” diyerek soykırımı tanıdı. Uluslararası Barış ve İnsan Hakları Derneği, 23 Şubat 2018’de Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne, Putin başkanlığındaki Rusya Federasyonu’nun siyasi ve askeri liderliği tarafından Çeçen halkına karşı işlenen suçların objektif şekilde araştırılması konusunda bir soruşturma açılması talebiyle başvuruda bulundu. Bu başvuru, 1944-1957 yılları arasındaki “sürgün” ile 1994 yılından bugüne Rus saldırılarında hayatını kaybeden yüzbinlerce Çeçen’in anısına adandı. Tüm gerçekliğine ve tamamı yok edilememiş kanıtlarına rağmen Rusya Federasyonu, Çeçen-İnguş halkına ve tüm Kuzey Kafkasyalılara yönelik sistemli soykırım faaliyetlerini tanımadı. Çeçen-İnguş Halkı, başta SSCB’nin mirasçısı olan Rusya Federasyonu’ndan, yani muhatabından, daha sonra tüm dünyadan kendilerine yaşatılan bu vahşetin, insanlık suçunun kabul edilmesini ve soykırımın tanınmasını bekliyor. Tarihin utanç sayfalarına kazınan ve “sürgün” adı altında uygulanan etnik temizlik ve soykırım politikasının, uluslararası mahkemelerde yargılanması ve mahkûm edilmesindeki acizliğin sona ermesi, hiçbir yerde/hiçbir halka karşı böyle bir vahşetin bir daha yaşatılmaması temennisi ile. Доьлхур дац! - Ağlamayacağız! Духур дац! - Yılmayacağız! Диц а дийр дац! - Unutmayacağız! div> div> KAFFED ve Vaynakh Gençlik Birliğidiv> div>nanKaffed
Yasemin Oral’ın 21 Şubat Dünya Anadili Günü Yazısı – Duvar English
21st of February: Alack the Day!h1> The intent behind the proclamation of February 21st as the International Mother Language Day was to sustain and safeguard the linguistic plurality of the world. But is it happening in reality? You know the answer. Alack the day! Oops, happy International Mother Language Day!h2> p> Yasemin Oralp> 21st February marks the International Mother Language Day. Its nucleus was the protests that surged due to a Bengali and Urdu language controversy in 1952 in Bangladesh where four young students were killed on the 21st of February. This incident was followed by many years of unrest, and the United Nations Educational Scientific and Cultural Organization (UNESCO), in 1999, proclaimed February 21st to be International Mother Language Day to raise awareness of and promote linguistic diversity and multilingualism across the world. The total number of living languages in the world is not known precisely. According to Ethnologue, approximately 7000 languages are spoken today. Yet, only 23 languages account for more than half of the world’s population. Institutional languages, which are the least likely to become endangered since they are used in education, work, law, mass media, and governments, make up only about 8% of living languages in the world. Roughly 3000 of the world’s living languages are now endangered, often with less than 1,000 speakers remaining. Between 1950 and 2010, 230 languages died, according to the UNESCO Atlas of the World’s Languages in Danger. Today, however, every two weeks a language dies. You do the maths.p> What about Turkey? The general consensus of opinion is that Turkey’s linguistic diversity is quite broad and thus rich. There is no updated data on the languages spoken in Turkey today though. The most recent data was collected in the 1965 population census according to which there are 36 languages spoken in Turkey. Yet, Ethnologue reports that 73% of indigenous languages spoken in Turkey are endangered as of 2021. According to the UNESCO Atlas of the World’s Languages in Danger, there are 15 endangered languages in Turkey and 3 of them are already extinct. Among these endangered languages spoken in Turkey are Adygean, Abkhaz and Kabardian spoken by the Circassians* who were exiled from the North Caucasus and settled in various parts of the Ottoman lands. Ubykh, which belongs to the same language family group, the Northwest Caucasian group of Caucasian Languages, is already extinct. Circassians are among the largest ethnic groups in Turkey. It is estimated that more than 4 million Circassians live in Turkey today, which is higher than the Circassian population in the Caucasus. Their languages, though, remain officially unrecognized languages by the Republic of Turkey, in accordance with the 42nd article of the Turkish Constitution which states that no language other than Turkish can be taught or taught as a mother tongue to Turkish citizens in educational institutions. Yet, during the European Union adjustment process of Turkey, various regulations were made to protect the mother tongues of different ethnic groups, including the lifting of the ban on naming children in minority languages, private language courses being opened, and publications in these tongues made possible. Furthermore, Circassian Language and Literature is available as a major degree in the Caucasian Languages and Cultures Departments of the Duzce and Kayseri Erciyes Universities. The elective language courses on Living Languages and Dialects in Turkish secondary schools were initiated in the 2012-2013 academic year and eight different languages including Adyge (based on Cyrillic and Latin Alphabets), Abkhaz, Kurmanji, Zazaki, Lazuri, Georgian, Bosnian and Albanian are offered separately for selection today. In 2004, Circassian broadcasting also began on TRT, but its broadcast life was short-lived. Circassian is not among the 42 languages TRT broadcasts. All these developments are surely not only tangible contributions to the protection of indigenous and/or endangered languages in Turkey but also undeniably significant achievements in a context dominated by linguistic uniformity. Nevertheless, we must confront the demons and challenges facing them, especially in practice. First of all, let us make it crystal clear that teaching/learning any language only through these elective courses is not possible because of the limited weekly course hours (2 hours a week), inadequate course materials, and an insufficient number of teachers. Furthermore, enrollments in the Living Languages and Dialects courses are quite low, compared to the other elective courses under the circumstances in which they are not promoted in the public sphere, the public in general are not sufficiently informed about these, parents, teachers and school administrators are nervous about such issues as course offers and pedagogical leadership due to reasons such as fear of stigmatization and being labeled, common negative attitudes towards and prejudices against these courses, widespread perception of these courses as ideological choices rather than a legal and legitimate right, and the like. In the same vein, Circassian Language and Literature departments, private language courses offered by the Circassian associations do face and struggle to overcome similar difficulties with mainly the support of civil society organizations. In this context, the report titled “A Right Unclaimed: Elective Language Courses on Living Languages and Dialects in the Context of Language Rights”, which can be accessed at https://lazkulturdernegi.org.tr/_img/BrosurENG.pdf, provides a detailed analysis of the issues regarding the Elective Language Courses on Living Languages and Dialects with a particular focus on Laz language and almost all of the findings presented in the report can more or less be applied to Circassian languages. For a rather comprehensive review of the issues of linguistic diversity and linguistic rights in Turkey, the book titled “Language Rights and Linguistic Pluralism in Turkey”, which is based on the papers presented by specialists from different countries at a workshop series named “Linguistic Diversity and Language Rights” organized by The Study Group on the Cultures of Turkey at Istanbul Bilgi University with the contribution of the Network on Language Rights Monitoring, Documentation and Reporting (DHİBRA) conducting in-depth research on the linguistic plurality in Turkey should be viewed at https://turkiyekulturleri.org/images/proje/urun/Dil%20Haklari%20ve%20Dilsel%20C%CC%A7og%CC%86ulluk%202021.pdf.p> Endangered Languages Network (TADNET), which was established in 2020 within the scope of the “Laz-Circassian Civil Societies Network” project ran by the Laz Institute and Istanbul Caucasian Culture Association, with the financial support of the European Union Delegation to Turkey, have also been working to investigate the status of endangered languages in Turkey and globally, analyze successful studies on these languages, distribute literature in this field, provide correct sources and information on the Laz and Circassian languages, and update developments on the endangered languages in Turkey, The intent behind the proclamation of February 21st as the International Mother Language Day was to sustain and safeguard the linguistic plurality of the world. But is it happening in reality? You know the answer. Alack the day! Oops, happy International Mother Language Day! * The term 'Circassian' is used here to refer to Abkhaz, Adygea and other North Caucasian peoples in an inclusive manner. Yazının Linki : https://www.duvarenglish.com/21st-of-february-alack-the-day-news-60426strong>p>nanKaffed