21 Mayıs Deklarasyonu

Kafkas Dernekleri Federasyonu, 25 Mayıs günü Samsun'da düzenlenen 21 Mayıs Çerkes Soykırım ve Sürgünü Anma Etkinlikleri kapsamında bir deklarasyon yayınladı. Kaffed'in yayımladığı deklarasyonu okuyucularımızın bilgisine sunuyoruz:p> “İnsanları yurtlarından söküp atabilirsiniz; fakat yurtlarını kalplerinden asla...”p> 21 Mayıs... Çerkeslerin 1864'de uğradığı soykırım ve sürgününün yıl dönümü. Tarihin en eski dönemlerinden beri yaşadıkları anayurtları Kafkasya’da eşsiz bir dil ve kültür geliştiren Çerkesler yüzyıllarca süren onurlu bir direnişe rağmen, büyük devletlerin ve Çarlık Rusyası’nın kolonyalist politikaları ve stratejik hedefleri doğrultusunda soykırıma uğradı ve Anayurtlarından koparıldı. Tüm baskılara, dağılmışlığa, acılara karşın Çerkesler varlıklarını ve kimliklerini koruyor, yaşatıyorlar. Bu nedenle 21 Mayıs’lar, Çerkes halkının yaşama direncinin ifadesidir. Direniştir, başkaldırıdır, diriliştir. Tüm zalimlere inat, Çerkesya'nın yeniden var olma mücadelesidir. 21 Mayıs’lar, halkımızın belleğine kazınan tüm bu acıları, savaşları, insanlık dışı uygulamaları dünyaya haykırmak istediğimiz gündür. 21 Mayıs’lar dün, bugün, yarın perspektifinde ulusal-kültürel kimliğimizi yaşa­ma ve yaşatma isteği ile geleceğe ışık tuttuğumuz günlerdir. Bu inanç ve kararlılıkla hep bir ağızdan diasporadaki Çerkeslerin taleplerini haykırıyoruz ve; Uluslararası kamuoyuna sesleniyoruz: Soykırım ve Sürgün bir insanlık suçudur. Bu suçun bir daha işlenmesine izin vermeyiniz. Her geçen gün hızla yitirdiğimiz dilimizi, kültürümüzü ve kimliğimizi korumamız için bizi tanıyın ve bize destek olun. Tüm insanlığın varlığı olan Ubıhça gibi diğer Kafkas dillerinin de yok olmasına izin vermeyin.p> Yaşanan trajedinin mirasçılarına, Rusya Federasyonu'na, sesleniyoruz: Çerkes Soykırım ve Sürgününü, Adıgey Cumhuriyeti ve Kabardey Balkar Cumhuriyeti'nin yaptığı gibi, açık yüreklilikle tanıyın ve Çerkeslerin uğradığı tarihsel haksızlıkların telafisi için, başta anayurda dönüş hakkı ve çifte vatandaşlık olmak üzere, tüm temel insan haklarını yaşama geçirin.p> Çerkes soykırım ve sürgününün 150. yıldönümünde, 2014’de Kış Olimpiyatları’nın yapılacağı Soçi’nin Çerkeslerin tarihi vatanı olduğunu artık herkes biliyor. Çerkes Soykırım ve Sürgününü tanımadan Çerkeslerin tarihi vatanında yapılacak olimpiyatların, Olimpiyat Ruhuna aykırı olacağını, barış ve huzura hizmet etmeyeceğini, sadece Soykırım ve Sürgünün acısını pekiştireceğini unutmayın. Soçi Olimpiyatları Rusya Federasyonu için tarihi ile yüzleşerek barışması ve günahlarının telafisi için büyük bir fırsattır, bu fırsatı kaçırmayın. Unutmayın ki, Çerkesler barış için, kardeşlik için atılacak her adıma her zaman misliyle karşılık vermeye dün olduğu gibi bugün de hazırdır. Dünyada en çok Çerkesin yaşadığı ülke olan Türkiye'ye sesleniyoruz: Bu ülkenin kurulması ve kalkınması için canını vermekten kaçınmayan Çerkeslerin acısını paylaşın, Çerkes Soykırım ve Sürgününü tanıyın. Asimilasyonun durdurulması için gerekli tedbirleri alın ve bu tarihsel haksızlığın sona erdirilmesi için anavatanımızla kucaklaşmamızın önünü açın.p> Kafkasya’yı bugün de rekabet ve çekişme alanı haline getirmek isteyen Batılı emperyal güçlere sesleniyoruz: Kafkasya’dan elinizi çekin!.. Artık çıkar hesaplarınızın kurbanı olmak istemiyoruz.p> Diasporadaki Çerkesler olarak artık tarihle barışmak isteriz. Geçmişi unutmadan geleceğe bakmak isteriz. Artık sürgün ağıtlarımıza dönüş şarkılarımızı eklemek isteriz. Geleceğimizi istiyoruz, geçmişi unutmadan… Kafkas Dernekleri Federasyonup>  p>nanKaffed

Elbruz Halk Dansları Topluluğu Gösterisi

Ankara Çerkes Derneği Yıl Sonu Etkinliğip>   PROGRAM: Elbruz Halk Dansları Topluluğup> Elbruz Minikler Dans Topluluğu Badin Müzik Grubu (Yeni Albüm Tanıtımı ve Satışı) Kazbek Halk Dansları Topluluğu Nefin Fotoğrafçılık Kulübü Sergisi   Hepsi bir arada 31 Mayıs 2013 Cuma akşamı 19:30'da Nazım Hikmet Kültür Merkezinde..   31 Mayıs 2013 Saat 19:30 Nazım Hikmet Kültür Merkezi Biletler Ankara Çerkes Derneği'nden temin edilebilir.  Ankara Çerkes Derneği 0312 222 85 90nanKaffed

Kitap: Türkiye Rusya Dış Ticaret Pazarı

Adıgey Çalışma Masası Adana bölgesi koordinatörü Sayın Hağur Turan Akın'ın kitabı "Türkiye Rusya Dış Ticaret Pazarı" çıktı.p> Tanıtım Bülteninden:p> Rusya Federasyonu'nun ticari açıdan Türkiye'nin ikinci büyük ticaret ortağıdır. Ancak yapılan ticarette yüksek miktarda enerji (doğalgaz) alımlarından dolayı Türkiye açısından ağırlıklı olarak ithalat şeklinde gelişmekte ve büyük bir dış ticaret açığı oluşmaktadır. Bu açığın azaltılması bu ülkeye ihracatımızın artırılmasına bağlıdır. Güney Federal Bölgesinde yaşayan 24 binden fazla Türk vatandaşının ve Çerkes nüfusunun varlığı bu bölgede ticari faaliyetler için kolaylaştırıcı etki yaratabilecektir. Ayrıca iki ülke arasındaki ticarete ilişkin bilgilendirmenin bu doğrultuda önemli katkısı olacaktır. Bu çalışma "Türkiye Cumhuriyeti - Rusya Federasyonu dış ticareti: Rusya pazarı ve Güney Rusya Bölgesi iş potansiyeli araştırması" isimli yüksek lisans tezi çalışması kapsamında derlenmiş bilgilere dayanmaktadır. Bu kapsamda genel bağlamda; iki ülke arasındaki ticareti etkileyen tarihi, siyasi ve ekonomik faktörler, Rusya ile ticaret ve yatırımdaki sorunlar, Rusya'da yakalanılabilecek fırsatlar irdelenmiştir. Özelde ise, Güney Federal Bölgesi inceleme sonuçları ile bu bölgeye ilişkin ticari veriler paylaşılmıştır. Bölgeye gerçekleştirilen bir iş gezisi izlenimleri ve yapılan bir anket çalışması ile bölgenin ekonomik potansiyeli değerlendilmiş, bölgeye yönelik ticari ve yatırım faaliyetleri kapsamında yorum ve öneriler sunulmuştur. p>   Türkçep> 318 s. -- 2. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 20 cmp> Adana, 2013, 1. Basımp> ISBN : 9786054454754p> nanKaffed

Deklarasyon: 21 Mayıs’a Doğru…

“İnsanları yurtlarından söküp atabilirsiniz; fakat yurtlarını kalplerinden asla...”p> 21 Mayıs... Çerkeslerin 1864'de uğradığı soykırım ve sürgününün yıl dönümü. Tarihin en eski dönemlerinden beri yaşadıkları anayurtları Kafkasya’da eşsiz bir dil ve kültür geliştiren Çerkesler yüzyıllarca süren onurlu bir direnişe rağmen, büyük devletlerin ve Çarlık Rusyası’nın kolonyalist politikaları ve stratejik hedefleri doğrultusunda soykırıma uğradı ve Anayurtlarından koparıldı. Tüm baskılara, dağılmışlığa, acılara karşın Çerkesler varlıklarını ve kimliklerini koruyor, yaşatıyorlar. Bu nedenle 21 Mayıs’lar, Çerkes halkının yaşama direncinin ifadesidir. Direniştir, başkaldırıdır, diriliştir. Tüm zalimlere inat, Çerkesya'nın yeniden var olma mücadelesidir. 21 Mayıs’lar, halkımızın belleğine kazınan tüm bu acıları, savaşları, insanlık dışı uygulamaları dünyaya haykırmak istediğimiz gündür. 21 Mayıs’lar dün, bugün, yarın perspektifinde ulusal-kültürel kimliğimizi yaşa­ma ve yaşatma isteği ile geleceğe ışık tuttuğumuz günlerdir. Bu inanç ve kararlılıkla hep bir ağızdan diasporadaki Çerkeslerin taleplerini haykırıyoruz ve; Uluslararası kamuoyuna sesleniyoruz: Soykırım ve Sürgün bir insanlık suçudur. Bu suçun bir daha işlenmesine izin vermeyiniz. Her geçen gün hızla yitirdiğimiz dilimizi, kültürümüzü ve kimliğimizi korumamız için bizi tanıyın ve bize destek olun. Tüm insanlığın varlığı olan Ubıhça gibi diğer Kafkas dillerinin de yok olmasına izin vermeyin.p> Yaşanan trajedinin mirasçılarına, Rusya Federasyonu'na, sesleniyoruz: Çerkes Soykırım ve Sürgününü, Adıgey Cumhuriyeti ve Kabardey Balkar Cumhuriyeti'nin yaptığı gibi, açık yüreklilikle tanıyın ve Çerkeslerin uğradığı tarihsel haksızlıkların telafisi için, başta anayurda dönüş hakkı ve çifte vatandaşlık olmak üzere, tüm temel insan haklarını yaşama geçirin.p> Çerkes soykırım ve sürgününün 150. yıldönümünde, 2014’de Kış Olimpiyatları’nın yapılacağı Soçi’nin Çerkeslerin tarihi vatanı olduğunu artık herkes biliyor. Çerkes Soykırım ve Sürgününü tanımadan Çerkeslerin tarihi vatanında yapılacak olimpiyatların, Olimpiyat Ruhuna aykırı olacağını, barış ve huzura hizmet etmeyeceğini, sadece Soykırım ve Sürgünün acısını pekiştireceğini unutmayın. Soçi Olimpiyatları Rusya Federasyonu için tarihi ile yüzleşerek barışması ve günahlarının telafisi için büyük bir fırsattır, bu fırsatı kaçırmayın. Unutmayın ki, Çerkesler barış için, kardeşlik için atılacak her adıma her zaman misliyle karşılık vermeye dün olduğu gibi bugün de hazırdır. Dünyada en çok Çerkesin yaşadığı ülke olan Türkiye'ye sesleniyoruz: Bu ülkenin kurulması ve kalkınması için canını vermekten kaçınmayan Çerkeslerin acısını paylaşın, Çerkes Soykırım ve Sürgününü tanıyın. Asimilasyonun durdurulması için gerekli tedbirleri alın ve bu tarihsel haksızlığın sona erdirilmesi için anavatanımızla kucaklaşmamızın önünü açın.p> Kafkasya’yı bugün de rekabet ve çekişme alanı haline getirmek isteyen Batılı emperyal güçlere sesleniyoruz: Kafkasya’dan elinizi çekin!.. Artık çıkar hesaplarınızın kurbanı olmak istemiyoruz.p> Diasporadaki Çerkesler olarak artık tarihle barışmak isteriz. Geçmişi unutmadan geleceğe bakmak isteriz. Artık sürgün ağıtlarımıza dönüş şarkılarımızı eklemek isteriz. Geleceğimizi istiyoruz, geçmişi unutmadan… Kafkas Dernekleri Federasyonup>  p>nanKaffed

KAFFED’den Teşekkür

Kafkas Dernekleri Federasyonu olarak düzenlediğimiz Çerkes Soykırım ve Sürgünü 149. Yıl Anma Etkinlikleri çerçevesinde 18 Mayıs 2013 Kartal Sürgün Anıt Açılışı ve 25 Mayıs Samsun Anma Etkinlikleri için Federasyonumuza telefon, telgraf ve fax ile mesaj göndererek Çerkes halkının acılarını paylaşan tüm kişi ve kurumlara teşekkür ederiz. Kafkas Dernekleri FederasyonunanKaffed

Abhazya Devlet Başkanı Sergey Bagapş’ı Saygıyla Anıyoruz

Abhazya Cumhuriyeti Devlet Başkanı Sergey Bagapş'ı ölümünün ikinci yıldönümünde saygıyla anıyoruz. Yeni kurulan bir devletin en zor zamanlarında, ağır görevleri cesurca üstlenen Bagapş, Abhazya Cumhuriyeti'nin bağımsızlığının sağlanması konusunun ısrarlı takipçisi olmuş, Gürcistan yönetiminin hatasını en doğru şekilde değerlendirerek Abhazya’yı uluslararası arenada ve ekonomide daha ileri taşıma başarısını göstermişti.nanKaffed

Vefat ve Başsağlığı

Sivas Kuzey Kafkas Kültür Derneği başkanımız Sayın Vahap Baygüneş'in babası Agaçe Selahattin Baygüneş vefat etmiştir. Cenazesi bugün öğlen namazını müteakiben Sivas'ta defnedilen Merhuma Allah'tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve sevenlerine sabırlar dileriz. Kafkas Dernekleri FederasyonunanKaffed

Katilin Şöförü Yakalandı

Çeçen Fahri Konsolos ve işadamı Medet Ünlü cinayetinin tetikçisi olduğu ileri sürülen 'Dayı Murat' lakaplı Murat Aluç'a şoförlük yaptığı iddia edilen Ömer Y. İstanbul'da yakalandı. Medet Ünlü (53) suikastıyla ilgili soruşturmada yeni gelişmeler yaşandı. Güvenlik kameralarının incelemesinde tetikçinin organize suçtan sabıkası olan ve yakın zamanda cezaevinde çıktığı öğrenilen Murat Aluç olduğunu belirledi. Cinayeti çözmek için oluşturulan özel ekip, Aluç'un cinayetten kısa süre önce İstanbul'dan geldiği, Ünlü'nün ev ve işyeri etrafından keşif yaptığını da belirledi Katil zanlısı olduğu düşünülen ve cinayetten sonra İstanbul'a kaçtığı öğrenilen Aluç için operasyon düzenlendi ancak izine rastlanmadı. Televizyon ve gazetelerde görüntüsü yayınlandıktan sonra polisi arayan bir kişinin de görüntülerdeki kişinin Murat Aluç olduğunu söylediği kaydedildi. Cinayette Aluç'a şoförlük yaptığı belirlenen Ömer Y.'nin de peşine düşen ekipler, şüpheliyi İstanbul'da yakaladı. İlk ifadesinde suçlamayı kabul etmeyen Ömer Y., Başkent'e getirildi. Ruslan Kemal'in Sırrı Çözüldüp> Bu arada Ünlü'nün özel ajandasına son olarak not ettiği 'Ruslan Kemal'in sırrı da çözüldü. Çeçence tutulan ajandaya not alınan bu ismin suikasttan bir gün sonra Sabiha Gökçen Havalimanı'nda Çeçenistan uçağı kalkmadan önce gözaltına alındığı ve olayla ilgisi olmadığının anlaşılmasının ardından serbest bırakıldığı öğrenildi. Ünlü, 'emaneti alacak' notunun ise Ruslan Kemal'in pasaportu olduğu ve vize işlemlerinin yapıldığı kaydedildi. Kaynak: Yeni Şafak (28 Mayıs 2013)nanKaffed

Bir Metafor Olarak Çerkeslerde Yas: 21 Mayıs…

"Biz kırıldık daha da kırılırız Ama katil de bilmiyor öldürdüğünü Hırsız da bilmiyor çaldığını Biz yeni bir hayatın acemileriyiz Bütün bildiklerimiz yeniden şekilleniyor Şiirimiz, aşkımız, yeniden, Son kötü günleri yaşıyoruz belki İlk güzel günleri yaşıyoruz belki Kekre bir şey var bu havada Geçmişle gelecek arasında Öfkeyle sevinç arasında Öfkeyle bağış arasında" Cemal Süreyap>   Mavi Marmara gemisine yapılan İsrail saldırısı sonucu için Recep Tayyip Erdoğan ısrarla; İsrail’in, müdahalenin suç olduğunu kabul etmesi, özür dilemesi ve mağduriyetlerin tazminatla telafi edilmesini istemiştir. Bunu, bir devlet politikasına dönüştürmüş, gerekli adımları atmış ve sonuç almıştır. Bu üç öğe,  bireysel ve toplumsal mağduriyetlerin tanımı ve giderilmesinde temel saikler olarak kabul edilir. Bireysel mağduriyetlerle toplumsal mağduriyetler öz olarak benzer; hatta çoğu zaman iç içe olup her ikisinde de bu üç temel öğenin geçekleşmesiyle, mağduriyetlerin sonuçları hafifler ve kısmen ya da tamamen telafi edilmiş, düzeltilmiş olsa dahi, hiçbir şekilde, olayın ya da olayların yaşandığı zamanın başındaki duruma geri dönülemez. En çok, yaşanan travmalarla birlikte yaşamanın öğrenildiği bir gelecek öyküsüne dönülebilir. Gelecek kurgusu belki de bu aşamadan sonra başlayabilir.p> Yüz elli yıl önce Çerkeslerin yaşadığı, insanlık tarihinin gördüğü en trajik sonuçları  olan Kafkas-Çarlık Rusya’sı savaşı ve sonundaki sürgün, ağır travmaları olan toplumsal bir mağduriyet olup; taraflar açısından yaşanma biçimine  kişisel bir yaklaşım ve dışarıdan bakış  sayılacak bu yazının yazılma nedeni, birkaç yıldır, her 21 Mayıs günü Çerkeslerin yas ve anma günü törenleridir. Bu yas töreni bu yıl, 25 Mayısta, Samsun’da tekrarlanacaktır. Çerkeslerin çatı örgütü olan KAFFED ( Kafkas Dernekleri Federasyonu ) öncülüğünde yapılan bu anma törenleri, Türkiye’nin her yerinden gelen Çerkeslerce yaşanır. Türkiye’de henüz başka kesimlerin bu etkinliklere olan ilgisi yeterlidir denemez. Bir iç savaş olarak otuz yıldır yaşanan Kürt sorunu, çok daha aktif bir yas yaşayan Ermenilerin agresif politikaları daha çok gündemde yer bulmaktadır. İkinci büyük azınlık olan Çerkeslerin Anadolu’nun yerli halklarından olmaması ya da Çerkeslerin istikrarlı şekilde merkezi yönetimle olan şartsız uyumları ya da Çerkeslerin toplum içinde var oluşlarındaki barışçıl ve uyumlu yaşantıları bunların nedenleri olabilir. Kendi yaslarını tutarken gösterdikleri performansın ötesinde; yaslarını kendi yas evinin içinde, kendi avlusunda yaşıyor olmaları,  gözyaşlarını kendi içlerine akıtıyor olmaları da bunun nedeni olabilir…p> Toplumsal yas, yası tutan toplumun, yitirilen şeyin, zihinsel temsilini hatırlamak, gözden geçirmek ve bu ilişkiyi anlamlandırmak üzere başvurduğu zihinsel etkinliklerin tümüdür. Soykırım ve savaşla büyük kayıplara uğrayan toplum, bir anlamda, söz öncesi travmatik yaşantıya saplanır ve yeniden sözsel yaşantıya dönebilmek için yaşantısını sembolize ederek yeniden yazması ya da oluşturmasıdır. Toplumsal hafızasını  yas temelinde kilitleyen trajik ve travmatik mağduriyeti hatırlaması, kendi içinde bellek  yolculuğu değildir… Hatırlama ancak ötekilerle  ve ötekilerin tanıklığıyla yapıldığında  mümkün ve anlamlı olur. Toplumlar, bireyler gibi başkalarıyla ilişki içinde toplumsal tarihini yapıp yazabiliyorsa, yine başkalarının tanıklığıyla ilişkiler  içinde yaralarını onarabilir. Bunun için yas sürecini tamamlayıp,  bağışlaması gerekmektedir. Bağışlamak ise, yaslarını tamamlayarak mağdur edenle zihinsel düzlemdeki uğraş ve öyküsünü bitirmesi gerekir. Bağışlaması beklenen mağdur toplum, öncelikle bağışlamama hakkının saklı tutma hakkının olduğunu  bilmesi ve bunun bir ön kabul olması gerektiğinin kabul edilmesi gerekmektedir. Bu ön kabulden sonra, bağışlamanın ilk koşulu mağdur edenin, tanıklar önünde  yapılan kötülükleri ve sonuçlarını  itiraf  etmesidir. Bu  durum mağdur edilen toplumun inkar edilen gerçeklerin ve haksızlıkların, suçlunun ağzından ortaya çıkmış olur ki, bu da mağduru yaşadığı  ve yaşamakta olduğu travmayı intikam fantezilerinden gerçekliğe doğru taşır. Kaybettiği gücü  dünya kamuoyu önünde yeniden kazanmış olur. İkinci nokta ise, mağdur eden toplumun ya da temsilcilerinin  özür dilemesidir. Bu özür dileme, kendi mağduriyetini anlamayacağını düşündüğü toplumun temsilcilerinin saldırgan, düşmanca davranışları ve sonuçları nedeniyle pişmanlık duyması, mağdur toplumun öz güvenini güçlendirir. Bağışlamanın son halkası ise, neden olduğu tüm maddi ve manevi zararları telafi etmek için çaba göstermesidir. Bu konulardaki sürecin doğru ve tatminkâr ilerlemesiyle, mağdur toplum bağışlayabilir. Bağışlamak da, o  toplumu, mağduriyetin zihinsel saplantılardan  kurtarır ve geleceğini kurmak için özgürleştirir. Özgürleşen toplum, travmatik geçmişinden kurtulduğu oranda geleceğini kurmaya başlayabilir… Zira mağdur toplum, kabul edilir bir geçmiş olmayan geçmişinden kurtulmuş, enerjisini yeni geleceğine yoğunlaştırabilir. Öte yandan, geçmişteki kayıplarını bire bir tekrar kazanılamayacağını, böyle bir şeyin olamayacağını öğrenip  acısını sahiplendiğinde; toplumsal yası da tamamlanmış olur.p> Çerkeslerde  yas süreci tamamlanmamıştır. Aile içinde büyük ağabeyden dayak yiyen küçük kardeş öbür ağabeyine sığındığında, çoğu zaman sakinleşir ve önceki davranışlarını tekrarlamaktan çekinir. Buradaki konumunu ve durumunu kaybetmek istemez. Çerkesler, konjonktürel olarak büyük ‘’ağabey ‘’sayılan Çarlık Rusya’sına yenilip, sürgün geldiği öbür büyük ‘’ağabey’’ olan Osmanlı devletinde, önceki davranışlarını tekrar etmek bir yana, tüm yetenek ve enerjisini bu ‘’ağabeyin’’ hizmetine sunmuştur. Çerkesler son yüz elli yılı, iki ayrı ailede yaşayan iki kardeş olarak yaşadılar. Anavatan Çerkesleri ve diaspora Çerkesleri. Farklı geleneklere ve yaşama biçimine evrilmiş aynı anne babanın çocukları olan bu kardeşler, yüz elli yıl boyunca kendi içinde hem biriktirerek hem de sürekli canlı tutarak yaşadığı yas tamamlanmadığı için, travmatik geçmişindeki yaralarını ve acılarını dışa vurmada, kaygılı, çekingen hatta korkuyla yaşamıştır. Travma sonrasında yaşanan bu baskılama ve suskunluk dönemi bastırılmışın geri dönüşü olarak yaşanması kaçınılmaz olacaktır… Yüz elli yıldır yaşanan yas, çözüm arayan bir başkaldırı şekline dönüşmediği gibi,  mağdur eden Çarlık Rusya’sının bağışlanma isteğiyle yeterli ve gerekli çabası olmamıştır. Bilinen en önemli adım  Boris Yeltsin’in  ‘’ Kafkas halklarına mesajı 18 Mayıs 1994 yılında başkanlık basın bürosu tarafından INTAR-TAS aracılığıyla yayınlanan mesajı. Mesaj şöyle; ’’ Sayın hemşerilerimiz! b>Yüzyıldan daha fazla tarihi olan olaylar, bizleri eski yıllara; Kafkasya için mücadele sırasında Rusya İmparatorluğunun, Büyük Britanya'nın, Fransa'nın, İran'ın ve Türkiye'nin çıkarlarının çarpıştığı zamanlara geri götürüyor. Dağlı halkların büyük acılarla dolu kaderlerinde tüm bu ülkelerin suç payları bulunmaktadır. Büyük insan ve maddi kayıpları  olan Rus-Kafkas Savaşlarının yankısı hala bir çok Rusyalı yüreğinde acılarla cevap vermektedir. Savaş  alanlarında ölenlere, savaşın vahşetinden dolayı hayatını kaybedenlere ve savaş sonunda anavatanını terk etmek zorunda kalıp, gurbette anavatanını kaybetme acısını çekerek ölenlere tanrı rahmet etsin. O eski trajik olayların hatırası torunlarımızın yüreğinde saklı kalsın ve yeni trajedilerin uyarısı  olarak bizlere hizmet etsin. Tarihin farklı dönemlerinde politik duruma bağlı olarak, 19. Yüzyılın 20-60'lı yıllarında Rus-Kafkas savaşı farklı bir şekilde değerlendirildi ve aydınlatıldı. Bugünlerde, Rusya hukuksal bir devleti kurarken ve tüm insanlara özgü değerlerinin önceliğini tanırken, Rus-Kafkas savaşı olaylarının objektif  yorumlanması  için fırsat doğmaktadır. Bu savaş, sadece Kafkas halklarının kendi öz topraklarında hayatta kalmak için verdikleri cesur bir mücadele olarak kalmayıp, bilinçaltı mesajları, bilinçaltı zamanda kendi öz kültürünü, milli kimliğini koruduklarının yorumudur. Rus-Kafkas Savaşında bizlere miras olarak kalan problemleri ve özellikle Kafkas göçmenlerinin torunlarının tarihi anavatanlarına dönüşü, tüm ilgili tarafların katılımıyla yapılacak görüşmeler ile uluslararası düzeyde çözülmelidir.i>p> Sayın hemşerilerimizb>! Bilincimizde Rusya ve Kafkasya birbirine bağlı ve ayrılmaz bir anlayış haline geldi. Biri olmadan öbürü hayal edilemez. Kabardey-Balkar'ın başkenti Nalçik'te,  Mariya Temrukovna'ya anıt dikildi. Üzerinde,  "Yüzyıllarca Rusya ile…" sözleri bulunuyor. Bu sözler her Rusyalı için değerlidir ve kutsaldır. Eminim ki, demokratik bir devletin kuruluşunda beraberlik, toplumsal ve milletler arası mutabakat ve sivil barış, Rusya'nın ve Kafkasya'nın değerli  temsilcilerinin, ülkemizde yaşayan halkların saadeti ve refahı için hayallerinin gerçek olmasının garantisi olacaktır’’. Bu çağrının bağışlanma sürecini başlatacak üç önemli öğeyi,  suçun kabulü, özür dileme ve telafisi niyeti taşıdığı söylenemez. Mesajda, diasporadaki  Çerkeslerin  ‘’anavatanlarına dönebilmeli’’ dilek veya temennisi Çerkesleri o günlerde tatmin etmiş i>gibi görünüyor. Ancak, B.Yeltsin’den sonra gelen  iktidarlar bu açıklamayı yasal düzenlemelerle, fiilen  geçersiz hale getirmişlerdir. Göçmen yasasının belli bölgelerde uygulanmaması. Cumhuriyetlerin alabilecekleri yıllık göçmen sayısının komik  düzeylerde tutulması gibi… Buna karşılık Çerkesler de toplumsal bir karşı çıkış; en azından resmen kabul edilen Boris Yeltsin belgesini gerçek talepler haline getirememişlerdir. Öte yandan Rusya Federasyonu içindeki ve dışındaki Çerkes Cumhuriyetlerin parlamentoları da aynı sessizliğe bürünmüşlerdir. Toplumsal yas travmasının bir uç biçimi sayılan Stockholm  Sendromu, ‘’mağdur eden yaşadığı onca travmayı yaratan güce sığınmak. Yani mağduru olduğu travmayı yaratan güce sığınmak  ve onunla özdeşleşmek. Bu özdeşleşmeyle, mağdur, saldırgandan ödünç aldığı güçle yaralanmış benlik öyküsünü onaracağı yanılsamasına kapılır.’’ Çerkes parlamentolarının tamamı sözü edilen geçmiş travmalarının tanınması ve onarılması  için Çarlık Rusya’nın varisi Rusya Federasyonundan yüksek sesle ve ulusal bir  talep olarak suçun kabulü, özür dilenmesi ve geçmiş mağduriyetlerinin maddi-manevi telafisini talep etmek yerine, onun gücüne sığınarak bir gelecek hayali kurmaktadırlar denilebilir. Bu durum kendi travmasının, yani Çerkes soy kırımı ve sürgünün dilini kullanıyor olması ve  durumunu değiştirmediği için, kendi travmatik geleceğine dokunamamış, yaralı benliğinin gelecek öyküsünün sözcüklerini de yitirmiştir. Bu da en azından Çerkes Parlamentoları ve seçenlerinin kendi yaslarını bir hakikat olarak değil, daha çok metaforik olarak yaşamaktadırlar demek yanlış olmaz…p>  Öte yandan, sona ermeyen Çerkes  yası, diasporada daha farklı bir diğer uçta yaşanmaktadır sanırım. Kendi vatan topraklarından uzakta üçüncü kuşağın temsilcileri olan şimdiki diaspora Çerkesleri; kendi benlik öyküsünü  unutmamak için,  yas içinde hatırlamalarla; yasın egemen bir öznesi olmaya çalışırken içinde yaşadığı düzene ve sürekliğine ihtiyaç duyuyor. Mağdur edenin edilgen bir kurban, kendisinin de saldırgan bir özne olamayacağını bildiği ve düşündüğü için olası bir intikam duygusu geliştirmezdi, geliştirmedi de. Yaşadığı travmanın bir ayna görüntüsü olacak öç fantezileri geliştirebilen az bir aydın kentli Çerkeslerle, başka benzer saiklerle ortaklaşmış bir kısım aydınların yası şeklinde yaşanmaktadır. Diasporada yaşayan Çerkeslerin  büyük kısmına yayılamayan; toplumsallaşmayan bu yas, yılda bir anma töreni olarak yaşanıp unutulmaktadır. Dolaysıyla Çerkes yası diasporada da törensel ama metaforiktir diyebiliriz. Bu nedenle de, Çerkeslerin ortak amaç ya da ideallerinin gerçekleşmesinde mücadelelerinin tırmandığı, hatta, tavan yaptığı gün değildir. 21 Mayıslarda törene katılanlarca tekrarlanan ant şöyle; ‘’21 Mayıs Andı;  Biz, insanlık tarihinin en acımasız sürgün ve soykırımını yaşamış Çerkesler olarak... nerede yaşıyor olursak olalım, yaşadığımız soykırımı unutmayacağımıza, gelecek nesillere de unutturmayacağımıza... her türlü baskıya, asimilasyona karşı koyarak var olacağımıza...  21 Mayıs’ı ulusal-kültürel dirilişimizin günü yapacağımıza... Yaşadığımız tüm ülkelerde, Anavatanımız Kafkasya’da ve tüm dünyada, barışı savunacağımıza... Atalarımızın manevi huzurunda ant içeriz...’’i>p> Andın içeriğinde, toplumsal yasın bitirilmesini sağlayacak içerikten çok; yasın canlı tutulması ve sürdürülmesi, ulusal kayıplarını ve kırılan ulusal gururlarının manevi tazminini, soykırımın ve sürgünün trajik ve travmatik sonuçlarının ulusal ve bireysel kayıpların maddi-manevi tazminini Çarlık Rusyası varislerinden talep etmiyor. Bütün bu durumun düzeltilmesini bireysel çabalara ve fedakarlıklara bırakmış gibi görünüyor. Doğal olarak Ulusal-kültürel bir toplum olarak  şu an bulundukları yerde asimilasyona karşı durarak durumu korumaya ant içiliyor gibi… Öncelikle  Çerkesler, Çarlık Rusyası’nın varisi olan Rusya Federasyonu tüm Çerkeslerden dünya kamuoyu önünde açık bir şekilde, kıvırtmadan, eğip bükmeden özür dilemeli ve bağışlanma talebinde bulunmalıdır.p> Sürgün edilmiş bir halkın her şeyden önce topraklarına dönmek istemesi talebi en doğal hakkıdır. Tarihsel mağduriyetlerin kendi anavatanlarında giderilmesi talebi  tartışmasız haklarıdır. Diaspora Çerkesleri anavatana dönmek ve ortak bir ideal olarak kendi topraklarında bir ulus şeklinde kendi geçmiş travmalarını onararak  yeni bir gelecek öyküsü kurma eğilimi, çekingen bir istek  değil; güçlü bir amaç olarak yaşanmalıdır sanırım.  Bu anlamda anavatan sınırlarını gerçekçi şekilde açıkça yeniden tanımlanmalı ve  iadesinin savunulması en güçlü politik talebi olabilmeli. Anavatan parlamentolarının da diaspora Çerkeslerinin vatanlarına dönmeleri için güçlü bir çabaları hissedilmiyor. 0ysa, bu  taleplerin  hukuki ve siyasi olarak en kararlı savunucusu doğası gereği anavatan parlamentoları olmalı. Çerkesler, yüz elli yıllık yaslarını tamamlamak için, yasın nedeni olan soykırım ve sürgünün maddi manevi sonuçlarını ulusal ve  siyasi bir konseptle yeniden tanımlamalı, talepler halinde formüle etmeli, bu talepler ulusal bir politika haline gelmesiyle somut hale gelebilir. Bu da yetmez; bu talep güçlü bir ulusal politik ve hukuki talep halinde savunulması gerekir. Örneğin, nispeten soyut olan bu talep, bu gün, Suriye’deki Çerkeslerin iç savaş nedeniyle yeniden yaşamakta oldukları can ve mal kaybı halindeki ciddi mağduriyetin giderilmesi talebi şeklinde somutlaştırılabilmeli. Her Çerkes kendi geleceğini bu taleplere göre siyaseten yeniden biçimlendirdiğinde, kendisi için siyaset yapıyor olacaktır. İçinde bulunduğu oluşum ve ya örgütlere bilinçli bir enerji taşıyacaktır. Her şeyden önce, tartşan, fikri ve ideali olan bireyler olarak özgürleşecek, bireyleşecek ve gelecek düşleri olabilecektir sanırım. Özgür bireylerin oluşturacağı ulusal politikalarındaki başarı, yaslarını bitirebilir, soykırım ve sürgünle kaybettikleri ulusal enerjilerini toparlayabilirler; geleceklerini özgürleştirebilirler ve yeniden kurabilirler…nanMansur Balcı

Sayın Cumhurbaşkanımızdan Medet ÜNLÜ Hassasiyeti

27.5.2013 tarihinde Cumhurbaşkanlığı yüksek Makamından Özel Kalem Müdürü Sayın Koray Ertaş Bey Federasyon Genel Başkanımız  Sayın Vacit Kadıoğlu'nu telefon ile aramış ve Sayın Cumhurbaşkanımızın olaydan duyduğu üzüntüyü dile getirmiş başsağlığı mesajını iletmişlerdir.p> Sayın Cumhurbaşkanımızın olayı yakından takip ettiği, olayın aydınlatılması için, fail veya faillerinin yakalanması için gerekli hasassiyetin gösterilmesini yetkili makamlardan istediğini ve takip ettiğini belirtmişlerdir.p> Toplumumuzun bu sıkıntılı sürecinde gösterdiği hassasiyet ve duyarlılıktan dolayı Sayın Cumhurbaşkanımz Abdullah GÜL Bey'e Kafkas Dernekleri Federasyonu ve toplumumuz adına teşekkür eder saygılarımızı sunarız.p> Kafkas Dernekleri Federasyonup>nanKaffed