Çerkes Özgürlük Meclisi

Çerkes Ulusal Meclisi, 13 Haziran 1861'de Çerkesya'nın bağımsızlığını korumak için Soçi (Saçe/Шъачэ) yakınlarında Şapsığlar, Abzehler ve Wubıhlar tarafından oluşturulmuş olan meclistir. Meclis kavramı modern anlamıyla ortaya çıkmazdan önce de Çerkesler yerleşim bölgelerini Xase denen, gerekli görülen durumlarda toplanan küçük meclislerle, Xabze kurallarına göre idare ediyorlardı.  Hatta daha geriye gidersek mitolojik çağda Nartların Xase toplayarak ortak kararlar aldıklarını biliyoruz. Çerkesler danışmaya, istişareye daima önem veren bir halk olagelmişlerdir. Hatta tam da bu konuyla ilgili bir atasözünü burada zikretmeliyiz mutlaka: “Danışacak kimsen yoksa bile kalpağını karşına koy ona danış ”. Bu söz Çerkes toplumunun istişareye, ortak karar almaya ne denli yatkın olduğunu ifade etmeye yeter. Ancak bu küçük yerleşim yerlerinde çok güzel uygulayageldikleri Wunafe, Zeuç, Xase geleneğini tüm Çerkes coğrafyasını kapsayacak şekilde savaş döneminde toplumu birleşterebilmek, toplu ortak karar alabilmek açısından uygulayabildiklerini söyleyebilmek pek kolay değildir. 13 Haziran 1861 tarihinde ilan edilen Çerkes Ulusal Meclisi ( Büyük Özgürlük Meclisi) maalesef Çerkes tarihinde derinlemesine incelenmemiş, üzerinde pek durulmamış, ön plana çıkarılmadığı için genellikle de gözden kaçmış bir tarih ve olaydır. Ancak Çerkes tarihine baktığımızda bunun gerçekten çok önemli ve anlamlı bir dönüm noktası olduğunu görürüz. Çünkü bu meclisin kurulması Batı Kafkasya’da bir Çerkes Devleti’nin ilanı anlamına gelmektedir. Aslına bakarsak General İsmail Berkok buna benzer bir teşkilatlanmanın 1807 yılında gerçekleştiğini ifade etmektedir. Bu teşkilatın Kalawubatıko Şuwpago önderliğinde 12 Eyaletten oluşan bir devlet tipi olduğunu, milli birliğe dayalı, maddi ve manevi olarak milletin tüm güçlerini birleştiren bir teşkilat kurmanın amaçlandığını yazar ve bu 12 eyaleti de sıralar. Bu eyaletler şunlardır:              1- Şapsığ-Nathuaç, 2- Abzeh, 3- Kemirgoey ( Çemguy) , 4- Barakay, 5- Bjeduğ, 6- Kabardey-Besleney,         7- Hatukay, 8- Mehoş, 9- Başılbey 10- Teberda (Karaçay-Malkar), 11- Abhazya, 12- Vubıh Bölgesi. 12 eyaletin her birinin kendine ait bir idaresi ve işlerini görüşeceği birer meclisleri vardı. Bu eyalet meclislerinin temsilcilerinden oluşan 300 kişilik bir Milli Yemin Meclisi  ( Jilethaua Xase) oluşturulur. Berkok Paşa, bu Meclisin Çerkes topraklarının çeşitli yerlerinde toplanarak güçlü bir yapı oluşturmak için görev yaptığını, bu birlik ruhunun da 1864 e kadar direnişi beslediğini ifade etmektedir. Şamil’in naibi Muhammed Emin de bir süre bu meclise liderlik etmiştir. Bu dönemde Muhammed Emin Meclisi örgütleyerek, teşkilatları ile birlikte daha kurumsal bir yapıya sokmaya çalışarak birliği sağlamak için çaba gösterdi ise de bir aşamaya kadar başarabildi. İdari ve adli alanda yapılan bazı düzenlemeler dışında Çerkes topraklarında ciddi bir başarı sağlayamadı.   Çeşitli yerlerde gerekli görülen zamanlarda toplanan bu meclisin bir merkezi, binaları ve kurumları oluşturulamadı. Rusların işgallerine karşı organize olmaktan başka amaç gütmeye fırsat bulamadı demek yanlış olmaz. Bu meclis toplantılarının yabancı görgü tanıkları da vardır: Edmund Spencer, John Longworth, James Bell, David Urquhart, Şövalye Taitbout de Marigny...                    13 Haziran 1861 de Hacı Granduk Berzeg’in liderliğinde kurulan Yeni Meclisin ( Büyük Özgürlük Meclisi )  Jilethaua Xase’ nin yaklaşık 50 yıllık mücadelesini yeni bir aşamaya geçirdiğini, Çerkeslerin artık bağımsız bir devlet oluşumuna geçtiğini de söyleyebiliriz. Bu meclis de Haziran 1861 den 1864 yılına kadar işgale karşı direnişi organize etmeye çalışacaktır. 1763 yılından itibaren Ruslar ile Çerkeslerin daha yakın temas ve çatışma ortamı içine girmesi ile başlayan mücadele öncelikle Kafkasya’nın doğusundaki Dağıstan ve Çeçen, Oset topraklarında “Gazavat” anlayışı etrafında şekillenirken batı Kafkasya’da bulunan Çerkesler doğuya oranla daha az tehdit hissettiler. Ancak Kırım Savaşından sonra İngiltere ve Fransa Çerkesleri Rusya karşısında yeterince desteklemeyince yüz yıla yaklaşan savaşın en amansız, acı ve dehşet dolu günleri yaşanmaya başlandı. Yıllardır Osmanlı Devleti ile Çerkesler arasındaki ilişkileri yürütmeye çalışan Zanıko Seferbiy de beklediği desteği bulamadı. Doğu Kafkasya’daki savaşın Şamil’in teslim olmasıyla sona ermesi (Eylül 1859) sonucunda Ruslar askeri güçlerini ve dikkatlerini batıdaki Çerkes topraklarında yoğunlaştırmaya başladılar.  Zanıko Seferbiy ’in ( 1859 sonu veya 1860 Ocak ayı )  vefatı da bu dönemdedir. Zanıko Seferbiy ile birlikte Çerkesler, savaşın batıda iyice yükseleceği bir dönemde uluslararası bir diplomatlarını kaybetmiştir. Yani 1859 yılı Çerkes toprakları için önemli bir dönüm noktasıdır. Bu tarihten itibaren ağırlığı Batıdaki Çerkes topraklarına kaydıran Ruslarla yapılan savaşlarda yeni bir örgütlenme ihtiyacı olduğu kendini bir kez daha belli etmeye başladı. Ruslar Çerkeslere Kuban nehrinin ötesine veya Osmanlı topraklarına gitmeleri için iki seçenek sunuyordu. Kazak Birlikleri Komutanı General Filipson Çerkes topraklarını barışçı yöntemlerle uzun vadede almak taraftarı iken Kuban Bölgesi Komutanı Kont Yevdokimov Çerkesleri yerlerinden söküp atarak Kazakların yerleşecekleri alanın dışına çıkarmak ( Kuban ötesi)  veya Osmanlı topraklarına göçe zorlamak politikasını savunuyordu. Çerkeslerin sürgün edilmesi fikri ise ilk olarak Kafkas ordusu Genelkurmay Başkanı General D.A. Milyutin tarafından dile getirildi. Kırım Savaşından az sonra 1857’de hazırladığı bir raporda Çerkesleri Don Bölgesinde iskân etmek gerektiğini savundu. Bu raporda Çerkeslerin Don Bölgesinde koloniler halinde yerleştirilecekleri yerleşim birimleri kurulması ancak; bu planın Çerkeslerden son ana kadar gizlenmesi gerektiği yazıyordu. Kafkasya Ordusu Komutanı General Prens Baryatinskiise 1860’da Petersburg’daki Çar’a verdiği raporda Kuzeybatı Kafkasya’daki Çerkeslerin bir kısmının Osmanlı topraklarına sürülmesinin hem savaşı bitireceğini, hem de Çar’ın paralarının israf edilmemiş olacağını ifade ediyordu. Özetle böyle bir askeri ve siyasi ortamda; 13 Haziran 1861’de ( Bugünkü takvime göre 25 Haziran ) Kont Yevdokimov ‘un idare ettiği Rus ordularına karşı birlik oluşturarak karşı koyabilmek için Wubıhlar, Abzehler ve Şapsığlar bir araya gelerek yeni bir örgütlenmeye gittiler. Soçi ile Psışuape arasında bir yerde toplanarak (Xaseşho olarak da bilinir) Özgürlük Meclisi’ni (Шъхьафитныгъэ Хасэ)  kurduklarını ilan ettiler. Rusya, Osmanlı Devleti, İngiltere ve Fransa’ya bağımsız bir Çerkes Devleti kurulduğunu bildirme kararı aldılar. 15 kişiden oluşan Meclisin başkanlığına Wubıh Hacı Granduk Berzeg seçildi. Devletin idari, adli ve askeri yapıları belirlenerek seküler bir anlayışla, seçimin hakim olduğu demokratik ilkeler çerçevesinde kurulan bu Özgürlük Meclisi devlet teşkilatlanmasını tamamlamaya gayret etti. Meclis, hâkimiyetindeki toprakları 12 bölgeye ayırdı, yönetim organı kurdu ve vergi almaya başladı. Düzenli ordu kurulması için her 100 hane 5'er atlı vermek zorundaydı. Meclis'in mahkeme binası, ibadethanesi ve misafirhanesi bulunuyordu. Zanıko Seferbiy ‘in oğlu Zanıko Karabatır, İsmail Barakay, Bidh Hasan Efendi, İbrahim Efendi gibi isimler meclis üyesi olarak görev yaptılar. 1861 yılının Eylül ayında Meclis üyeleri, “yeniden fethedilmiş toprakları” görmek için bölgeye gelen II. Aleksandr'ın bulunduğu Khamketi istihkâmını ziyaret ettiler. Burada Hacı Granduk “Çerkes Boyları Birliği'nin Muhtırası”nı Çar'a sundu. Bu belgede, ezeli Çerkes topraklarının işgal edilmemesi, buralara stanitsa ve kaleler kurulmaması, köylerin ve yolların tahrip edilmemesi isteniyordu. Çerkesler, askeri harekâtın durdurulmasını ve statükonun korunmasını istiyorlardı. Delegelerin bu önerisi kabul edilirse, Dağlılar Rusya idaresini kabul edeceklerini taahhüt ediyorlardı. Fakat Çar'ın tutumu değişmedi. Çarlık, Çerkeslerin kayıtsız şartsız boyun eğmelerini talep ediyordu. Çar elçilerle gönderdiği mesajda; “Ben bir ay süre tanıyorum. Abzehler karar versinler: Kuban'a taşınmayı mı kabul edecekler yoksa Türkiye'ye mi gidecekler. Karar versinler” diyordu.  Bu görüşme de Sürgün edilmeye engel olma çabalarını boşa çıkardı. Savaşın kıyıcılığı gittikçe artan şiddette devam etti. 1862’den itibaren sürgün resmen uygulanmaya başlandı. 1864’e kadar süreç facialarla devam etti. 21 Mayıs 1864 tarihi; Kbaada Vadisinde yapılan Rus Askeri töreni ile bitmiş kabul edilen 101 yıllık savaş ile birlikte Çerkes Meclisi’nin de sonu oldu. Bu Meclisin Ruhu 11 Mayıs 1918’ e kadar soykırım, sürgün, iskân ve darmadağın edilen bir halkın mücadelesine tanıklık edecek,  bu tarihte Kuzey Kafkasyalılar özgürlük için Dağıstan, Çeçenya, Osetya’yı ve Batısındaki Çerkes topraklarını kapsayacak şekilde yine örgütlenecekler, devlet kuracaklar ama bu da maalesef kısa ömürlü olacaktır. Yüz bir yıl süren savaşlarda, 1807’den itibaren çeşitli dönemlerde toplanan, kararlar alan ve uygulayan Çerkes Meclisi içinde can siperane mücadele eden Çerkes kahramanlarımızın bir kısmının adlarını burada anmayı vicdanen borç addediyoruz. Burada adını anamadıklarımız için de atalarımızdan bizleri bağışlamalarını diliyoruz. Hacı Granduk Berzeg, Havudukua Mansur, Kalewubatıko Şuwpago, Şeretlıko Tıghujıkhue Khızbeç, , Hacı Makua Muhammed, Zanıko Seferbiy, Dazığyıkua Şupaşe, Şuruhyıko Duğuj, Beslenikua Arslan, Hatokşukua Muhammed, Yindaryıkua Muhammed, Hacı Degumuko Berzeg, Jansetyıkua, Rüstem Pe, Geriyikua Şemiz, Hajiyuko Mehmet, Babıko Hace, Zanıko İbrahim Karabatır, Barakay İsmail, Şumaf Biy,  Bidh Hasan Efendi, İndaryiko Mehmet, Arslangeri, Keriakyiko Ali, , Kasdemir, Şurukyiko,  Anzavurkovue Mehmet, Kundetiko Mehmetgeri, Dudarıko Voyij, Muhammed Emin, Cendere Hacı Hasan, Abdullah İsmail Efendi,  Hacızade Muhammed Efendi,  Thauşe, İbrahim Efendi, Huşt Hacı Hüseyin, Gustarıko İsmail, Hacı Ğuzbek,Wordevavyiko Zepş, Dzadzuko Ali, Berzeg Indar Hacı, Bastıko Pşımaf, Marşanyikouva Erişav, Kalubatuko Hatuk, Kastemir, Korosyiko Amirz, Basirbi Hacı Haç, Janbulat… Daha adını burada sayamadığımız binlerce Çerkes kahramanlarımızı saygıyla anıyoruz… Kaynaklar: Çerkes Soykırımı- Çerkeslerin XIX. yy Kurtuluş Savaşı Tarihi- Ali KASUMOV- Hasan KASUMOV Vatanından Uzaklara Çerkesler- Murat PAPŞU( Editör) Çerkes Sürgünü ( Gerçek, Tarihi ve Politik Nedenleriyle) – N. BERZEG Çerkes Soykırımı- Walter RİCHMOND Çerkesya- XIX. yy Tarih ve Etnografyası Çerkesya Savaş Mektupları- J.S BELL Çerkesya Seyahatnamesi- Şövalye Taitbout De MARIGNY Kafkas Halklarının Özgürlük Savaşı- John LONGWORTH Adığelerin XIX. yy Politik Tarihinin İncelenmesi Gerekir - Ashad Y. ÇIRG ( Çev. Murat PAPŞU) KAFDAV İnternet Sitesi – Tarih NIBE Anzor Makalesi- CHERKESIA NET.                                                                                                                Kafkasya: Ümmetin Yetim Coğrafyası ANADOLUPLATFORMU. ORG.TR nanKaffed

Genç Çerkesler Tiyatro Festivali !

Ğogulth Çetin Öner anısına saygıyla … En güzel eğitim araçlarından biri olan tiyatro, anadilimizle ve sürekli gençlerimizin hayatında olsun diye Kafkas Dernekleri Federasyonu ve Hatokşokho Gazi Adıge Dil Derneği tiyatroyu da etkinlik listesine aldı. Ancak, gençlerin sahneleyebileceği, kendi yaşlarına uygun konuda piyes bulmak hayli zor oldu. Gençler için piyes eksiğini gidermek üzere, ‘’Çerkes Dünyası Ulusal Fonu’’ kendi çalışma programına bu konuyu dahil etti ve çocuk/genç piyesleri projesinin ilki olan ‘’ TREN ‘’ adlı piyes , şair-yazar Kanıkho Zarina tarafından kaleme alındı. (Kanıkho Zarina aynı zamanda Kabardey’de yayınlanmakta olan Goryanka adlı gazetenin de yöneticisidir.) Gençlerimiz için yazılmış olan "TREN" , Şegem- Bir Nolu Lisesi öğrencileri tarafından öğretmenlerinin de desteği ile kısa bir süre önce sahnelendi. Piyes, bir grup gencin tren seyahatleri esnasında yaşadıkları olayları anlatıyor. Hem oyuncu gençler hem de izleyenler açısından harika mesajlar içeriyor. "Tren" piyesini sahneleyen gençlerin hepsi lise öğrencisi ve hiç sahne tecrübeleri yoktu. Bir ay gibi kısa bir sürede hazırlandılar. Piyesin yönetmenliğini genç bir tiyatro oyuncusu ve film yönetmeni olan Kankul İslam yaptı. KAFFED ve Bze Xase olarak bu yılki "Genç Çerkesler Tiyatro Festivali" etkinliğinde değerli çerkes Ğogutlh Çetin Öner’i anmak ve onun tiyatral kişiliğinden dolayı ilk genç piyesimiz olan  "Tren" oyununu ona adamak istedik. Kendisini saygıyla anıyoruz, ruhu şad olsun! Adıgece piyesler yazılmaya devam edecek ve lise çağında olan Çerkes gençlerin sahneleyebilecekleri , onların yaşına uygun piyeslerimiz hep olacak artık. Gençlik piyeslerimiz kitap haline getirebileceğimiz sayıya ulaştığında, yani en az üç piyesimiz hazır olduğunda literatüre de kazandırılmış olacak. Sadece biraz desteğe ihtiyacımız var. "Tren" adlı oyunumuzu aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz. https://www.youtube.com/watch?v=FsLrUNtCUtM strong>p> ĞOGULTH ÇETİN ÖNER (1943-2016)p> Kayseri’nin Sarız ilçesinde doğmuştur. Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Banka İşletmesi Bölümü'nden mezun olduktan sonra, 1963 yılında Ankara Sanat Tiyatrosu'na girmiştir. Burada, 40'tan fazla oyunda görev almıştır. Sanat dergilerinde tiyatro eleştiri yazarı olarak çalışmıştır. Tiyatro sanat yönetmenliği ile TRT ‘de prodüktörlük, yönetmenlik ve oyunculuk yapmıştır. 1981 yılında Radyo TV Muhabirleri Derneği’nce Yılın TV yıldızı, 1982 yılında Çağdaş Gazeteciler Derneği tarafından Yılın Yayıncısı seçilmiştir. 1972 yılında ilk öyküsü Keklik, 1975’de ilk kitabı Gülibik yayınlanmıştır. Kitap 1978 yılında Almanca’ya çevrilerek Almanca konuşulan tüm ülkelerde okuma kitabı olarak okullara tavsiye edilmiştir. Gülibik öyküsü filme de çekilmiş, Amerika, İsveç, İspanya ve Yugoslavya’da ödüller almıştır. Ulusal ve uluslararası birçok ödül kazanmıştır. Çocuk Kitapları: Gülibik, Mavi Kuşu Gören Var mı? Portakal, Kargalar Kara Değildi, Piyango, Kömürcü Çocuk Diğer Kitapları: Dağlara Yazılıdır (roman), Şu Bizim Çerkesler (inceleme), Dünyanın Bütün Kedileri (şiir) nanKaffed

Sahne Sırası Küçük Çerkeslerde !

‘’ TS’IK’URAŞ ‘’ ( ЦӀыкӀураш ) Okul Öncesi Çocukları Anadil Festivali’ne Kabardey’de bulunan dört kreş katıldı. KAFFED ile Hatokşokho Gazi Adige Dil Derneği bu yılki ЦӀыкӀураш (Ts’ık’uraş) yarışmasını merhum Çerkes büyüğü Yismeyl Özdemir Özbay’ın anısına gerçekleştirdi. Katılımcı kreşlerden‘’ Nartlar ‘’ konulu oyunlar seçmeleri istenildi. Özdemir Özbay ‘ın toplumumuza kazandırdığı eserler dikkate alındı. Özdemir Özbay’ın en büyük değer verdiği Çerkesçe ve Nartlar esas alındı. Küçük çocukların gösteri formatı hazırlaması hayli zor, ancak eğitmenleri okul öncesi miniklere uzun metinleri ezberletmekte ve rol yaptırmakta oldukça mahirdi. Kendilerine müteşekkiriz. Yismeyl Özdemir Özbay'ı saygıyla anarken , 5-7 yaş grubundaki çocuklarımızın muhteşem performanslarını sizlerle paylaşıyoruz. Bu yıl ki ( ЦӀыкӀураш) Ts’ık’uras etkinliğimize katılan kreşlerin adları aşağıdadır. Çocuklarımızın performanslarını aşağıda paylaştığımız linklerden izleyebilirsiniz. Katılımcı Kreşler : Terek - Bir Nolu Lise Kreşi . Oyun: ‘’Thlepş ile Verserıj ‘’.Eğitmenleri: Elberdı Aleyse,Thayıl Dinara. https://fb.watch/5VKHmIOb2w/strong>p> Şecem-Kundetey Köyü - Üç Nolu Okul Kreşi . Oyun : ‘’Kulbaçiç’’ . Eğitmenleri: Alo Maryanna , Şıd Fatima ,Şeru Elvira. https://fb.watch/5VKJ6lZ4l7/strong>p> Şecem - Naltshuk Kreşi. ‘’ Sosrukho’nun Tohumu Getirişi ‘’ Eğitmenleri: Mehotl Lida,Afevune Rameta, Yeçmokho Karina. https://fb.watch/5VKNeAZz6j/strong>p> Kogolıkhoy Köyü - Bir Nolu Kreşi .Şarl Perro ‘nun ‘’ Çizmeli Kedi ‘’ masalı.Eğitmenleri: Sındıku Asya, Ume Maryanna, Şocen Zalina. YİSMEYL ÖZDEMİR ÖZBAY ( 1944-2020 ) Kayseri, Pınarbaşı, Kazancık Köyünde doğmuştur . Ankara Üniversitesi, Hukuk Fakültesi’ni bitirmiştir. DSİ Genel Müdürlüğü’nde avukatlık ve hukuk müşavirliği yaparak emekli olmuştur. "Mitoloji ve Nartlar", "Anadolu'da Kafdağı Öyküleri", "Dünya Mitolojisi ve Nartlar", "Dünden Bugüne Kuzey Kafkasya", “Anılarım” adlı eserler halkımız ve kültürümüzle ilgili yayınlanmış eserleridir. Kafkasya Kültürel Dergi, Kamçı Gazetesi, Yamçı Dergisi, Nartların Sesi Gazetesi, Kafdağı, Marje ve Nart Dergileri gibi periyodik yayın organlarında deneme, inceleme, öykü ve şiirleri yayınlanmıştır. Donanımlı ve çok bilgili olmasıyla ünlü, saygın bir çerkes olarak yaşamıştır. Ankara’da vefat etmiştir. Anısına saygıyla … https://www.facebook.com/.../a.756628.../2344787228987307...strong>p>nanKaffed

Çerkes Soykırımı ve Sürgünü Anıtı ve Meydanı Açıldı

Kahramanmaraş Kafkas Kültür Derneği ve Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi işbirliği ile Göksun İlçesi Fındık Mahallesi’nde (Köyü) yaptırılan 21 Mayıs 1864 Çerkes Soykırımı ve Sürgünü Anıt ve Meydanı törenle açıldı.                                                                                                                           Törene katılan Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Hayrettin Güngör “Ben, bu şehrin bir evladı olarak, Çerkes kardeşlerimizle iç içe, sürgün hikâyelerini dinleyerek büyüdüm.                                                             Bugün açılışını yaptığımız ve Anadolu’da örneği bulunmayan 'Sürgün Anıtı' fikrinin altında da bu birlikteliğimizin, derin muhabbetimizin izlerinin olduğunu söyleyebilirim.” dedi. KAFFED Genel Başkanı Yıldız Şekerci yaptığı konuşmada bu eserlerde emeği bulunan herkese teşekkür ederek “Türkiye’nin kültürel zenginliğinin önemli bir unsuru olan Çerkesler olarak bu kültürü yaşatmak ve geleceğe taşımak istiyoruz. Bu konuda STKlarımız kısıtlı kaynaklar ile önemli çalışmalar yapıyorlar. Hem Federasyonumuz hem de Derneklerimiz merkezi ve yerel yönetimler ile işbirlikleri de yapıyorlar, çeşitli destekler de alıyorlar. Hepsini olumlu adımlar olarak takdirle karşılıyoruz.Ancak hem merkezi hem de yerel kamu kurumlarının bu konuda daha aktif rol almasını istiyoruz. Kültür Bakanlığı’nın bir Bakan Yardımcısının koordinasyonunda Genel Müdürlük olarak ülkemizin kültürel zenginliğinin korunması konusunda bir yapılanmaya gitmesini talep ediyoruz. Aynı şekilde Belediyelerimizin başta kültür birimleri olmak üzere, stratejik planlama ve çalışmalarında kendi şehirlerinde yaşayan halkımızın sorun ve taleplerine yönelik adımlar atmalarını bekliyoruz. STK lar olarak bu çalışmalara her türlü katkıyı vermeye hazırız.” dedi.                                                             Kahramanmaraş Kafkas Kültür Derneği Başkanı Bekir Sami Yavuz'da Çerkeslerin yoğun olarak yaşadığı Kahramanmaraş’ta bu eserlerin yapılmasının önemini vurgulayarak “Derneğimiz Kahramanmaraş’ta kültürümüzün korunması ve geliştirilerek gelecek nesillere aktarılması için toplumumuzdan aldığı destek ile özveriyle çalışan bir kadroya sahiptir. Yaptığımız çalışmalar ile şehrimizin kültürünü de zenginleştirdiğimize inanıyoruz. Bu çalışmalarımızda her zaman sivil toplum-kamu diyaloğu ile hareket ediyoruz. Bugüne kadar bizim yapıcı yaklaşımımız hemen hemen bütün kamu kurumlarında da aynı şekilde olumlu karşılık bulmuştur. Şeffaf bir şekilde yaptığımız çalışmalar basınımızın da değerli katkıları ile Kahramanmaraş kamuoyunda da takdirle karşılanmaktadır. Tüm toplumsal kesimler ile karşılıklı saygıya dayalı diyaloglarımızda halkımızın kentimizde ve ülkemizde ne kadar sevildiğini görmekten büyük mutluluk duyuyoruz. Toplumumuz da birlikte yaşadığı tüm kesimlerle dayanışma içerisinde yaşamakta, kentimizin gelişimine, barış ve huzur içerisinde yaşamasına katkı vermektedir.Derneğimiz aynı zamanda 32 şehirde 56 köklü derneği bünyesinde toplayan Kafkas Dernekleri Federasyonunun üyesidir. Federasyonumuz ile birlikte gerek merkezi yönetimler düzeyinde gerek diğer şehirlerde yürütülen çalışmalara katkı vermekteyiz. Anavatanımızda ve Dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan akrabalarımız ile de Federasyonumuzun koordinesinde ortak çalışmalar yapıyoruz. Göksun Çerkes Kültür Derneğimiz ve Afşin Kafkas Kültür Derneğimiz ile birlikte Federasyonumuzun da katkıları ile önümüzdeki yıllarda ilimizin kültürüne, ekonomik ve sosyal hayatına katkı vermeye devam edeceğiz.”                                                                                                                              Tören Kahramanmaraş Milletvekili Ahmet Özdemir, Dulkadiroğlu Belediye Başkanı Necati Okay, Göksun Belediye Başkanı Hüseyin Coşkun Aydın ve Ekinözü Belediye Başkanı Bilal Eker’in yanı sıra protokolden ve bölge derneklerimizden yoğun katılım ile gerçekleştirildi. Kurdela kesilmesi ve anıta karanfil bırakılmasıyla tören tamamlandı. {gallery}/haber/federasyon/2021/210605_Kmaras_Anit_Acilisi{/gallery} nanKaffed

Çevrimiçi Seminer: Abaza ve Adıge Mültecilerin Suriye’den Dördüncü Sürgünü – Abhazya ve Türkiye

Dr. Ergün Özgür (Einstein Misafir Araştırmacısı, Berlin Özgür Üniversitesi) tarafından düzenlenen internet tabanlı çevrimiçi seminer (webinar) 18 Haziran 2021'de (10.00-17.30, Berlin; 11.00-18.30 Türkiye/Kafkasya) yapılacaktır.  Webinar'da, Suriye'de 2011 yılında başlayan savaş sonrasında dördüncü sürgünü yaşayan Abaza-Adıge mültecilerin Abhazya ve Türkiye'ye yerleşme süreçlerinin tartışılması hedeflenmektedir. Tüm gün sürecek etkinliğin ilk bölümü İngilizce ikinci bölümü Türkçe düzenlenecek ve eşzamanlı çeviri yapılacaktır. Oturum başkanlığını Prof. Dr. Carola Richter'in (Berlin Özgür Universitesi, Media ve İletişim Çalışmaları Enstitüsü) yapacağı ilk bölümde, Omar Kadkoy (ODTÜ- Uluslararası İlişkiler YL öğrencisi, Politika Analisti TEPAV, Ankara) "10. Yılında Zorunlu Yerinden Edilme: Türkiye'deki Suriyeliler"; Dr. Ergün Özgür "Suriyeli Abaza-Adıge Mültecilerin Dördüncü Sürgünü: Abhazya ve Türkiye'deki Fırsatlar ve Zorluklar" konulu araştırmalarını sunacak ve katılımcıların sorularına yanıt vereceklerdir. Bu sunumları, Dr. Seteney Shami (Arap Sosyal Bilimler Konseyi, Lübnan Genel Direktörü) ile Doç. Dr. Ulaş Sunata'nın (Bahçeşehir, BAU Göç ve Kent Çalışmaları Merkezi- Kurucu Başkanı) katkıları takip edecektir.Öğle arasında "Adıge-Çerkes Ulusunun Unutulmuş Sürgününün Hikayesi" başlıklı belgesel film izlenecektir. 1998'de çekilen film, Ürdün Prensi Ali Bin Al Hussein'in farklı ülkelerden gelen ve 12 Adıge kabilesini temsil eden atlılarla Amman, Suriye ve Türkiye üzerinden Kafkasya'ya "sembolik geri dönüşünü" anlatmaktadır. Filmde yer alan akademisyenlerden Dr. Seteney Shami, Prof. Dr. Sevda Alankuş ve Prof Dr. Erol Taymaz webinar'da oturum başkanı ve kolaylaştırıcı olarak tartışma ve forum bölümlerine katkı sunacaklardır.Türkçe yapılacak ikinci bölümün oturum başkanlığını Prof. Dr. Erol Taymaz (ODTÜ, IIBF, Ekonomi Bölümü) yapacaktır. İlk konuşmacı Adıge filminin yönetmeni Şehbal Şenyurt Arınlı katılımcıların sorularına da yanıt verecektir. İkinci konuşmacı "Gazete Duvar" ve "Al Monitor" gazetelerinde yazan köşe yazarı, gazeteci ve yazar Fehim Taştekin "Suriyeli Çerkesler: Türkiye ve yurtdışına sürgünleri" konulu bir sunum yapacak ve sunumu soru-cevap bölümü izleyecektir. Prof. Dr. Sevda Alankuş (Yaşar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı) kolaylaştırıcılığında yapılacak forum bölümü tüm panelistlerin ve katılımcıların katkılarına açık olup webinar'ı değerlendirmeyi ve gelecekte yapılacak etkinlikleri konuşmayı hedeflemektedir.Katılımcı sayısı sınırlı olan etkinliğe kaydolmak için ad, soyadı, kurum ve unvan/meslek bilgilerinin 16.06.2021 tarihine kadar "commworkshop@zedat.fu-berlin.de" adresine e-posta ile iletilmesi gerekmektedir.Detaylı bilgi için lütfen tıklayınızstrong>span>.{gallery}/haber/etkinlik/2021_Webinar{/gallery}p>nanKaffed

Kafkasya’da Karşılıklı Saygıya Dayalı Barış Ortamı Türkiye’nin Çıkarınadır

Gürcistan Başbakanı ile ortaklaşa düzenlenen basın toplantısında Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın “Türkiye olarak Gürcistan'ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne desteğimizi her vesile ile vurguluyoruz. Abhazya ve Güney Osetya ihtilaflarının Gürcistan'ın toprak bütünlüğü içinde barışçıl yöntemlerle çözülmesi arzumuzu bu vesile ile tekrarlamak isterim.” sözleri toplumumuzda üzüntüyle karşılanmıştır. Çok iyi bilindiği üzere, Abhazya ve Güney Osetya’nın Gürcistan’ın toprak bütünlüğünün bir parçası olmadığı tarihsel ve kültürel bir gerçekliktir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte bu doğrultuda gerekli siyasal adımlar atılmış ve Abhazya Cumhuriyeti ile Güney Osetya Cumhuriyeti bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Bu iki genç Cumhuriyet, Gürcistan’ın tek yanlı işgal girişimleri ve saldırılarına karşı topraklarını ve bağımsızlıklarını savunmuşlar ve bunu yaparken, Gürcistan’ın kendi sınırları içerisindeki toprak bütünlüğüne yönelik hiçbir saldırganlık içine girmemişlerdir. Ülkemiz Türkiye’nin istikrarlı ve barış içerisinde bir Kafkasya bölgesinden ekonomik, sosyal, siyasal ve benzeri tüm alanlarda sayısız faydalar sağlayacağı tarafsız gözlemcilerin ortak tespitidir. Açıklamada da önemle vurgulanan “barışçıl yöntemlerin” temelde, halkların birbirlerinin haklarına karşılıklı olarak azami özeni göstermeleri ile mümkün olacağının altını önemle çizmek istiyoruz. Bölge ülkelerinin tamamının güçlü ilişkiler tesis ederek birbirlerini desteklemeleri Kafkasya’daki barış ve huzura hizmet edecektir. Abhazya ve Güney Osetya’yı yok sayan yaklaşımlar hiçbir tarafın çıkarına olmadığı gibi bölge barışına da zarar vermektedir. Türkiye’den beklentimiz Gürcistan ile olan güçlü ilişkilerini bölgesel barışı güçlendirmek üzere kullanması, Abhazya ve Güney Osetya ile karşılıklı saygıya dayalı barışçıl ilişkilerin Gürcistan’ın da çıkarına olduğunu en üst düzeyde gündeme getirmesidir. nanKaffed

KAFFED Genel Başkan Yardımcısı Ünal Uluçay Gönen Kafkas Derneği’ni Ziyaret Etti

Dernek Başkanımız Sedat Kök ile biraraya gelen Ünal Uluçay, pandemi sonrası yeni normalleşme döneminin ilk ziyaretini gerçekleştirdi. İstanbul'da açılan; 21 Mayıs Çerkes Sürgünü Sergisi'ne katılan Ferit Domaniç'e ait Anavatan'da Soykırım ve Sürgünü Anma Programına ait bir fotoğrafı Gönen Kafkas Kültür Derneğimize hediye edildi.nanKaffed

Kafkasya’da Mezolitik Çağ

Kafkasya’da Mezolitik Çağ (GÖ 12.000-10.000/MÖ 10.000-8000)p> İnsanlık tarihine yön veren ve yaklaşık 2,6 milyon yıl süren Buzul Çağı yani Pleistosen 11,700 yıl önce sona ermiştir. Sonrasında başlayan ve hala devam eden dönem, jeolojik zaman tablosunda, Holosen olarak tanımlanmıştır. Günümüzün de içinde bulunduğu jeolojik süreç olan Holosen, genel olarak çok ciddi boyutlarda iklimsel değişikliklerin meydana gelmediği dengeli bir buzularası (interglacial) dönemi temsil eder gibi görünmektedir. Gerçekten de Son Buzul Doruğu’ndan sonra iklimde görülen ani ve kısa süreli değişikliklere karşın, belirgin olarak buzularası iklim koşulları söz konusu olmuştur. Ancak Holosen dönem içinde genel olarak sıcak iklim koşulları hüküm sürmüş olmasına rağmen daha soğuk dönemler de görülmektedir. (Karakoç 2015: 28) p> Holosen döneminin ilk iki binyılı, yaklaşık GÖ 12.000-10.000 yılları arası, tarihöncesi biliminde (Eski Yunancadaki Mesos=Orta ve Lithos=Taş sözcüklerinden türetilerek) Mezolitik Çağ olarak tanımlanmıştır. Daha önceki dönemlerde olduğu gibi Mezolitik dönemin de başlama ve bitiş tarihleri bölgelere göre farklılık göstermektedir. Bu dönem aynı zamanda Üst Paleolitik ile Neolitik arasında bir geçiş dönemi olarak kabul edilmektedir… Bazı bilim insanları Mezolitik dönemi, Üst Paleolitik dönemin son aşaması olarak kabul etmektedirler, diğer bazıları ise Neolitik dönem ile ilişkilendirmektedir. (Açugba 2015: 7)p> Mezolitik çağın “bir geçiş dönemi” olduğu vurgusu farklı kaynaklarda yer almaktadır. Bununla birlikte kimi kaynaklarda, bazı bölgeler özelinde, Mezolitik yerine Epipaleolitik kavramı kullanılmaktadır. Mezolitik ile ilgili bilim insanlarının bazıları tarafından benimsenen, bazıları içinse halen tartışma konusu olan bir diğer unsur da, bu döneme Yakındoğu ve Akdeniz’i kapsayan coğrafya için Epipaleolitik adının verilmesidir. Mezolitik ile benzer özelliklere sahip olan epipaleolitik, insanın halen göçebe bir yaşam sürdürdüğü, avcı-toplayıcı ekonomik sistem ile belirli bir yerde yerleştiği, üretip, tarım yaptığı, hayvanları evcilleştirdiği ekonomik sistem arasında bir geçiş dönemi şeklinde, üst paleolitiğin bir uzantısı olarak görülmektedir. (Topdemir–Özsoy 2015: 23-24)p> Epipaleolitik ile Mezolitik arasındaki geleneksel ayrım, karşı karşıya olduğumuz toplum türlerinden çok kronolojiye dayanır. “Mezolitik”, Avrupa arkeolojisinden gelen, o bölgedeki Holosen dönemin avcı-toplayıcı toplulukları için kullanılan bir kavramdır. Bu Avrupalı Mezolitik avcı-toplayıcı-balıkçı toplulukların bazıları yerleşikken, bazıları geziciydi ve daha küçük gruplar halinde yaşıyordu. Yerleşik avcı-toplayıcı-balıkçı yerleşimler Yakındoğu’da da bulunmuştur, ancak bunların pek çoğu Pleistosen’in son binyılına tarihlenebilir. Dolayısıyla bu yerleşmeler, Mezolitik’ten çok Epipaleolitik olarak sınıflandırılmıştır. (Düring 2016: 48)p> Günümüzden yaklaşık 18 binyıl öncesinden itibaren havaların ısınması ve buzulların kuzeye doğru çekilmeye başlamasıyla birlikte bitki örtüsünde, hayvan türleri-sayılarında farklılaşmalar olmuştu ve buna bağlı olarak insanların beslenme ve geçinme yöntemlerinde yeni döneme uyum sağlayacak önemli değişimler yaşanmıştı. Ancak yaklaşık 13 bin yıl önce başlayan ve insanların yaşamlarını binyıldan fazla bir süreyle zorlaştıran yeni bir soğuk dönemin olumsuz etkileri, Mezolitik dönem insanlarına miras kalmış gibi görünmektedir. Son Buzul Çağı'nın sonu ile en eski tarımsal yerleşimlerin ortaya çıkmasının öncesinde, bazı ani iklimsel değişikliklere tanıklık eden bir zaman aralığı olarak, Mezolitik dönem yer almaktadır. Buzul Çağı sonrası dönemlerde sıcaklıkların kademeli olarak yükselmesinden sonra, Avrupa ve Yakın Doğu'daki avcı-toplayıcı topluluklar, Genç Dryas (Younger Dryas) dönemi olarak bilinen ve MÖ 10.800-9500 yılları arasında süren şiddetli soğuklara uyum sağlamak zorunda kaldılar. Bu kurak ve şiddetli soğukların ardından ısınma eğilimi devam etmiştir ve bir tarım ekonomisini harekete geçiren İklimsel Optimum (Climatic Optimum) sırasında zirveye ulaşmıştır. Paleolitik dönemde olduğu gibi sıcaklıklardaki bu salınımlar, Mezolitik toplulukların davranışlarını, değişen doğal çevreye göre, uyarlamalarını gerektirmiştir. Diğer birçok açıdan, Üst Paleolitik ile Mezolitik avcı-toplayıcı toplumlarını ayırt etmek zordur. Örneğin, Mezolitik dönemi tanımlayan mikrolitik taş aletler, Paleolitik dönemin taş alet endüstrilerinde ortaya çıkmıştır. Benzer şekilde, Mezolitik'in sonu ile erken Neolitik arasındaki sınır ise özellikle Mezolitik çağı buluntularının 'Çömlekçilik Öncesi Neolitik' dönemiyle karıştırılabildiği Kafkasya'da net değildir. (Sagona 2017: 68-70)p> Younger Dryas soğuk-kurak iklim koşulları ve buzullaşmaları sadece Grönland ve çevresinde değil fakat aynı zamanda tropikal ve yarı-tropikal iklim bölgelerini de etkisi almış görünmektedir. Küresel bir soğuk dönem olarak da tanımlanan bu süreçte iklimde yaşanan değişikliklerin özellikle Yakındoğu’da yaşayan Epi-paleolitik dönem avcı ve toplayıcı insan grupları üzerinde çok önemli etkileri olduğu öne sürülmektedir. Bu soğuk iklim koşulları tahıllar gibi bazı doğal bitkisel ürünlerin yetişmesinde bir düşüşe ve yetiştikleri alanlarda daralmaya yol açtığı gibi, bu bitkisel ürünlere dayalı beslenme modeline sahip insanların yaşadıkları doğal çevreyi sınırlamıştır. Bunun yanı sıra Younger Dryas buzullaşması, gerek Yakındoğu ile Anadolu ve Balkanlar gerekse Avrupa’da yaşayan bu dönem avcı-toplayıcı insan gruplarının temel besin kaynaklarını oluşturan av hayvanları ile bitkisel kaynaklarda da doğal bir azalmaya yol açmıştır. (Karakoç 2015: 26-27) p> Aslında Kafkasya Mezolitik dönemi için alıntı yapılan kaynaklarda oldukça sınırlı bilgilere yer verilmektedir. P. Dolukhanov bu konuya şu cümleyle vurgu yapmıştır: “…Mezolitik (tarım öncesi) yerleşmelerin neredeyse tamamen bulunmayışı, en önemli engellerden birini oluşturmaktadır.” (1998: 309) p> Alıntı yapılan diğer kaynaklarda aynı konuda hakkında özetle şu bilgiler yer almaktadır: Kafkasya Mezolitik döneminin mutlak kronolojisinin oluşturulması sorunu henüz emekleme aşamasındadır. En temsili tarih serileri İmeretya bölgesindeki Kotias Klde yerleşiminden elde edilmiştir. Söz konusu verilere göre Batı Gürcistan Mezolitik dönemi MÖ 10.450-8350 arasına tarihlenebilir ve genel olarak Kuzey Kafkasya'daki (Chygai, Dvoynaya, Badynoko) sitelerden alınan verilerle çelişmezler. Bu kronolojiden elde edilen en önemli sonuç, Kafkasya Mezolitik yerleşmelerinin Pleistosen’den Holosen’e geçiş döneminde, Geç Dryas döneminde, oluşması ve Ortadoğu'daki Seramik Öncesi Neolitik A ile eşzamanlılığıdır (MÖ 9500-8500). (Cherlenok 2013: Мезолит История изучения-Mezolitik Çalışma Tarihi)p> Mezolitik, önemli ölçüde farklı iki varoluş biçimi, avcı-toplayıcılığın son dönemi ile besin üretiminin başlangıcı, arasında sıkışmış kritik bir aralıktır. Ancak yine de Mezolitik, karmaşık bir kültürel bağlantı olarak görülmemelidir. Bu dönemin toplulukları, geçmişin geleneklerinden yararlanırken, geleceğin yeniliklerinin habercisi, sosyal organizasyon, sanat ve teknoloji alanlarına önemli katkılar sağladılar. Kafkasya kuşkusuz yeni bir çalışma alanıdır, ancak yine de eksikte olsa bir çerçeve çizmek her zaman mümkündür. (Sagona 2017: 67)p> Buzul Çağı’nın sona ermesiyle oluşan doğal çevre koşullarında, bitki örtüsündeki değişimlere bağlı olarak, buzul çağının iri hayvanlarından daha küçük ve daha çevik hayvanlar çoğalmaya başladılar. Dönemin avcılık-toplayıcılık ile geçinen toplulukları, av hayvanı havuzundaki bu farklılaşmaya bağlı olarak, avcılık aletlerini değiştirmek-geliştirmek zorunda kaldılar. Böylece, Mezolitik toplulukların alet çantalarında, önceki dönemin çeşitli taş aletlerinin yanı sıra minitaşlar (mikrolitler), birleşik araçlar ve bazı balıkçılık malzemeleri de yer almaya başladı. Mikrolit, genellikle üç santim veya daha ufak boyutlu üçgen, dikdörtgen ve kare biçimli olabilen küçük taş aletlerdir. Yaygın olarak çakmaktaşı ve obsidiyenden üretilen mikrolitlerin, ahşap, kemik ve boynuz ile birleştirilmesiyle keskin bıçaklar, mızraklar ve oklar elde edilmiştir.p> Kültürel olarak, hem Kafkasya'daki hem de diğer bölgelerdeki Mezolitik dönemin karakteristik bir özelliği, mikrolitik endüstrilerin yaygın bir şekilde ortaya çıkmasıdır. Kafkasya'da, Epipaleolitik anıtların envanterindeki mikrolitleşme eğiliminin zaten kaydedilmiş olduğuna dikkat edilmelidir; buralarda geometrik mikrolitler bile bulunmuştu. (Cherlenok 2013: Мезолит История изучения-Mezolitik Çalışma Tarihi)p> Mezolitik taş alet topluluğunun incelenmesinden yola çıkarak, bunların doğrudan doğruya, yerel Üst Paleolitik geleneklerin gelişiminden doğduğu görülebilir. Üst Paleolitik alet çantasını oluşturan hemen hemen bütün ana öğeler, yan kazıyıcılar, üçgen kalemler (burin), bizler, Gravet uçlar, çontuklu ok uçları vs., burada bulunmuştur. Yeni öğeler arasında mikro kazıyıcılar, mikro kalemler ve sırtlı dilgiler yer almıştır. Daha sonraki yerleşmelerde, daha sınırlı sayılarda geometrik mikrolitler (hilâl biçimli ve trapezoid) ortaya çıkar. Bazı yerlerde zıpkın serileri bulunmuştur. Gürcistan’daki Trialeti Dağları’nın eteklerindeki yerleşmelerden ikisi, Edzani ve Zurtatekhi, ilgi çekici bir taş alet koleksiyonu vermiştir. Karadeniz bölgesinin tersine, burada geometrik mikrolitlerin oranı dikkat çekicidir; asimetrik hilâl biçimliler, trapezler ve üçgenler en yaygın olanlarıdır. Çeşitli türde ok uçlarının, mikro kazıyıcıların hem dilgilerden hem de yongalardan yapıldığı görülür. Aynı zamanda Üst Paleolitik alet çantası, daima, doğrudan bir kültürel sürekliliği vurgulayacak biçimde mevcuttur. (Dolukhanov 1998: 311; Meshveliani-Bar-Oz vd. 2007: 49; Sagona 2017: 67),p> Kuzeydoğu Karadeniz, Güney Kafkasya ve Dağıstan’da tespit edilmiş Mezolitik yerleşmeler hakkında alıntı yapılan kaynaklarda yer alan genel bilgileri şöyle özetlemek mümkündür: Çok sayıda yerleşim yeri Mezolitik döneme atfedilmiştir. Bu yerleşimler, Kafkasya'nın Karadeniz kıyılarından 2.100 metre rakımlı dağların tepelerine kadar çeşitli yükseklik ve ortamlar boyunca yayılmış durumdadır. Erken dönem kazılarına göre hazırlanan bir şemada, Kafkasya için dört bölgesel Mezolitik gelenek önerilmektedir. Bu bölgelerden bir tanesi, kuzey ön bozkır topraklarına dek uzanan Kuzeydoğu Karadeniz kıyısı boyunca yer almaktadır. Bu bölgede bulunan ve daha ziyade mağaralardan oluşan yerleşim yerleri şunlardır; Atsinskaya, Iashtkhva, Kvachara (Kuaçara), Dzhampala (Campal), Tsivi, Achara, Apianchi (Apiançi), Kholodnyi (Holodnıy), Yaştkhua (Yaştukh), Khuapınipşahüa, Maçagua. Bölgede açık hava yerleşimleri daha az sayıda olup bunların en büyüğü Entseri’dir. İkincisi İmeretya varyantıdır ve bu bölgede tespit edilen yerler ise Sagvardzhile, Chakhati, Darkveti, Kvedi, Kudaro ve Tsona’dır. Üçüncü bölge Mezolitik yerleşmelerin yoğun olduğu ve toplulukların yakınlardaki obsidiyen kaynaklarına erişebildiği, güneybatı Gürcistan’daki Trialeti dağlarının etekleridir. Bu yerleşimler Trialeti yaylalarındaki Gudaleti, Edzani ve Zurtatekhi’dir. Sonuncusu, Çokh açık yerleşimi ile karakterize edilen, aynı zamanda Kozma-Nokh ve Mekegi yerleşimlerinde de varlığı kanıtlanmış Dağıstan Mezolitik dönemidir. (Sagona 2017: 67; Dolukhanov 1998: 310-311; Açugba 2015: 7-8; Meshveliani-Bar-Oz vd. 2007: 49) p> Kuzey Kafkasya’daki Mezolitik döneme ait yerleşim yerlerine dair genel bilgiler özetle şöyledir: Bir önceki döneme göre açık anıtlar daha az bilinse de Kuzey Kafkasya’da Mezolitik Çağda da insan yaşamının izlerine rastlanmaktadır: Kabardey-Balkarya’da Sosruko Mağarası ve Alebastır Sundurması, Karaçay-Çerkesk’de Sataney/Gubski VII/Sundurması ve Yavor yerleşimi, Kuzey Osetya’da Çyornı Mağarası ile Mıştulagtı Lagat, Dağıstan’da Çokh, Mekegi ve Kozma Nokh yerleşimleri. Dağıstan’ın diğer Kafkas kalıntılarıyla birçok ortak yönü olan Mezolitik kültüründe, aynı zamanda Batı Türkmenistan’ın Hazar havzasına ait Mezolitik Çağ anıtlarının materyalleriyle ortak özellikler görülür. (Tuallagov 2017: 13)p> Kafkasya’daki bazı Mezolitik dönem yerleşimleri hakkında, kimi kaynaklarda, detaylı bilgiler yer almaktadır. Bunlardan bir tanesi, daha eski kaynaklarda bahsi geçmeyen ama 2003-2005 yılları arasında detaylı kazı çalışmaları yapılan, Gürcistan’daki Kotias Klde yerleşim bölgesidir. Kotias Klde, yukarıdan aşağıya, Neolitik (Katman A), Mezolitik (Katman B) ve Üst Paleolitik (Katman C) döneme uzanan bir diziye sahiptir. Taş aletler ve fauna kalıntıları açısından zengin Katman B, radyokarbon yöntemle GÖ 12.400 ile 10.300 [kal.] arasına tarihlenmiş üç alt evreye (B1–B3) sahiptir. Bu zaman çizelgesi, Kuzey Kafkasya'daki Chygai ve Dvoynaya'daki son kronometrik tarihlerle oldukça uyumludur. Katman B’deki taş aletler, çoğunlukla her ikisi de yerel olarak temin edilebilen, çakmaktaşından veya kaya kristalinden ve Güney Gürcistan'daki Chikiani kaynağından elde edilen obsidiyen yongalardan kesilerek/vurularak kopartılmıştır. (Sagona 2017: 67-68; Meshveliani-Bar-Oz vd. 2007: 50)p> Mezolitik endüstrinin mikrolitik yapısı, bazıları 2 mm'den daha az genişlikte olan çok sayıda kırık sırtlı dilgiciklerde açıkça görülmektedir. Ana araç grupları, eğik olarak kesilmiş türler de dahil olmak üzere, sırtlı ve düzeltili dilgicik çeşitleridir. Bununla birlikte, Mezolitik endüstrinin ayırt edici alet türleri, çoğunlukla bıçak ve dilgiciklerin iki kutbunun düzeltilmesiyle şekil verilen çeşitkenar ve ikizkenar üçgenlerdir. Ayrıca birkaç kemik alet ele geçirilmiştir. (Meshveliani-Bar-Oz vd. 2007: 52; Sagona2017: 68, 70) Ön kazıyıcılar da yaygındır ve üçgen kalemlerde olduğu gibi Üst Paleolitiğin geç döneminin gelenekleri devam ettirilmiştir. Uçlar ve delikli geyik boynuzundan kulp da dahil olmak üzere birkaç kemik alet ele geçirilmiştir. Kotias Klde buluntu topluluğu, Darkveti kaya sığınağı buluntularına benzemektedir. (Sagona 2017: 70; Meshveliani-Bar-Oz vd. 2007: 56)p> Kotias Klde sakinlerinin beslenme kaynağı çoğunlukla memeli hayvanlardı. Hayvan kemiklerinin yüzde elli biri yaban domuzuna aittir. Karaca ve kızıl geyik eşit olarak yüzde onu ile temsil edilir. Boz ayı kalıntıları, kemik topluluğun yüzde otuz dördünü oluşturan yüksek temsili nedeniyle kayda değerdir. İskeletlerinin bütün halinde geri kazanılması, düzenli olarak avlandıklarını ve Kotias Klde topluluğunun yaşamında önemli bir rol oynadıklarını göstermektedir. Nitekim araştırmacılar, bir dizi etnografik arkeolojik kanıta dayanarak, boz ayıların öncelikle etleri için değil, kürkleri ve sembolik nedenlerle avlandıklarını öne sürmektedir. (Sagona 2017: 70; Meshveliani-Bar-Oz vd. 2007: 56)p> Abhazya’nın Üst Paleolitik yerleşmelerinden biri olan Holodnıy Mağarası, Mezolitik dönemde de kullanılmıştır. Mezolitik çağda Abhazya’da yaşayan insanların dış görünüşü hakkında en geniş materyal Holodnıy mağarasında bulunmuştur. Sakinlerinin yemek artıklarını attıkları mağaranın derinliklerindeki niş araştırılmıştır. Burada çok sayıda insan iskeleti, ayrıca kafatası parçaları bulunmuştur. Tanınmış Sovyet antropolog M. Gerasimov, bu kemiklerden hareketle eski Tsabal’lının yüzünü yeniden canlandırmış ve 12-15 bin yıl önce Abhazya’nın dağ geçitlerinde ve vadilerinde yaşayan insanların bariz şekilde Afrikalı fizyonomiye sahip oldukları sonucuna varmıştır. Aynı netice Avrupa’nın Akdeniz’e kıyısı bulunan birkaç bölgesinde de (İspanya, İtalya, Yunanistan vb) tespit edilmiştir. (Abhazya Tarihi 2014: 29)p> Kuzeybatı Kafkasya yerleşimlerden Chygai Kaya Sığınağı ve Dvoynaya Mağarası kaynaklarda detaylı ele alınan yerleşimlerdir. Chygai Kaya Sığınağı (Gubskiy-5), Batı Kafkasya’daki Krasnodar Krayı Mostovskoy bölgesinde, Gubs Nehri'nin sol kıyısında yer almaktadır. Chygai’nin Mezolitik (3-8) katmanlara ait buluntu topluluğu az sayıdadır ve dönemi temsil edebilecek nitelikte değildir. Katman 5’in buluntu topluluğu çok yetersizdir, sadece 56 taş eser bulunmuştur (32 yonga, 2 bıçak, 16 dilgi ve 4 dilgicik, 1 dar yüzeyli tek platformlu çekirdek, 1 üçgen kalem). Taş alet buluntu topluluklarının en büyük bölümü gri-kahverengi ve renkli çakmaktaşı kalıntılarından oluşmaktadır. Gri-kahverengi çakmaktaşı Gubs vadisinden (kireçtaşı kayalarda veya nehir yatağında katılaşmış halde) gelir ve renkli çakmaktaşı (beyaz, sarı) 30 km içerisinde bulunabilir. Buluntu topluluğu içinde az sayıda küçük obsidiyen eser bulunmaktadır. Bilinen en yakın obsidiyen kaynağı Baksan vadisindedir (Merkezi Kuzey Kafkasya, yaklaşık 250 km). Taş alet yontma işlemleriyle dilgicik ve mikro-dilgicik üretmek amaçlanmıştır. Ön kazıyıcılar baskındır, üçgen kalem grubu (çoğunlukla iki yüzeyli veya uç kesimleri düzeltili) çok daha azdır. Buluntu topluluğu, sırtlı dilgicikler, kesik uçlu ve ucu çift taraflı kesik dilgicikler, kenar kazıyıcılar ve ayrıca özel formlara sahip kambur sırt noktaları ile parçalı sırtlı mikro ön kazıyıcılı sırtlı dilgicikleri içermektedir. Taş aletlerin yanı sıra bir kemik uç parçası ve deliği kesik bir iğne bulunmuştur. (Leonova 2014: 43-45) Chygai Kaya Sığınağı 3. katmanı için radyokarbon tarihlendirme yoktur. Daha alttaki katmanlar 4 ve 5 için ise belirlenen dört tarih, MÖ 10.500 ilâ 9500 arasıdır (MÖ 8900-8600; MÖ 10.100-9500; MÖ 10.500 ve MÖ 11.000 [kal.]). (Leonova 2020: 1)p> Chygai Kaya Sığınağı’nın doğusundaki Dvoynaya Mağarası'nın 3. ve 6. katmanları, radyokarbon verilerine göre GÖ 11.800 ilâ 8300 tarihleri arasında birikmiş ve kısmen fosilleşmiş kabukları içermektedir. (Leonova 2014: 47) Dvoynaya’nın 6. katmanı Erken Mezolitik, 4. ve 5. katmanları ise Geç Mezolitik dönemini temsil etmektedir. Katman 6’da, çeşitli renklerdeki çakmaktaşından, özellikle gri-kahverengi, yapılmış yaklaşık 3.000 taş alet bulunmuştur. Ek olarak aletlerin sahada üretildiğine dair bol miktarda kanıt vardır. Buluntu topluluğu, düzeltili bıçaklar ve dilgicikler ile dişli ve çentikli aletler içermesine rağmen, ön kazıyıcılar özellikle popülerdi. Aynı zamanda önemli sayıda geometrik mikrolit parçası da bulunmuştur ancak kemik aletler nadirdir. (Sagona 2017: 71; Leonova 2014: 46) Geç Mezolitik tabakaları 4 ve 5’ten elde edilen arkeolojik malzeme; 1.500'den fazla taş eserden, birkaç kemik alet ile parçalar ve mikrofaunal kalıntılardan oluşmaktadır. Buluntu topluluğu, mikro dilgicikleri yontmada kullanılan tek platformlu çekirdeklerden oluşur. Ön kazıyıcılar taş alet grubunda kesinlikle egemendir ve üçgen kalem sayısının beş katıdır. Koleksiyon, çentikli aletleri, pullu parçaları ve bir taş baltanın küçük kısmını da içermektedir. (Leonova 2014: 46)p> Kaynaklarda Kuzey Kafkasya’nın farklı yerleşimlerinde ortaya çıkarılan taş aletler arasında bazı farklılıklar veya benzerlikler olduğuna, ayrıca Orta Asya ve Kırım bölgeleri ile benzerlikler tespit edildiğine dair vurgular vardır. Anlaşıldığı kadarıyla, Baksan vadisindeki Zayukova obsidiyen kaynağı, daha önceki dönemlerde olduğu gibi Mezolitik dönemde de Kuzeybatı Kafkasya’daki yerleşimlerin başlıca obsidiyen kaynağı olmaya devam etmiş. Dvoynaya'nın Erken Mezolitik dönem taş aletleri karakteristik olarak Merkezi Kafkasya'daki (Elbrus bölgesindeki) Sosruko kaya sığınağına çok benzemektedir, ancak alet teknolojisi geliştikçe Dvoynaya’daki malzeme topluluğu, eğik kesimi ve oluklu kemik uçları ile Badynoko kaya sığınağı aletlerine (Sosruko kaya sığınağı ile aynı bölgededir) daha çok benzemeye başlamıştır. Yaklaşık 250 km uzaklıktaki Merkezi Kafkasya ile kapsamlı temasın bir başka kanıtı, büyük olasılıkla Zayukovo kaynağından (Baksan Vadisi) gelen obsidiyen parçalarıdır. (Sagona 2017: 71; Leonova 2014: 47)p> Avcılık-toplayıcılık döneminin en son bölümü Mezolitik aslında, Üst Paleolitik geleneklerin bir uzantısı olarak görülmektedir. Kafkasya'nın kuzeyindeki ve güneyindeki bölgeler alet çantaları açısından farklılıklar göstermekteyken, birincisi Kırım ile benzerlik göstermektedir. Genel olarak konuşursak, Erken Mezolitik alet çantası, daha sonraki dönemde Kuzey Kafkasya’da geometrik mikrolitlerin, özellikle trapezlerin tercih edildiği, bol miktarda mikrolit ile karakterize edilir. Eski Dünya’nın diğer bölgelerinde oldukça yaygın olan mermi noktaları (projectile points), Kafkasya'da nadirdir. Avlanma stratejileri dağ silsilesinin her iki tarafındaki bölgeler arasında farklılık gösteriyordu. Güneyde, erken dönemlerde bir aranın yaşandığını göstermekle birlikte, topluluklar büyük memelileri avlıyorlardı, oysa kuzey bozkırları avcıları daha küçük memelileri hedef alıyorlardı. (Sagona 2017: 83)p> “Boyunlu” trapezler, Kuzeybatı Kafkasya'daki (Kamennomostskaya Mağarası) ve Kuzeydoğu Kafkasya'daki (Çokh Bölgesi) Mezolitik sitelerde bulunmuştur ve bu form Orta Asya'nın Erken Neolitik bölgelerinde oldukça yaygındır. Bütün bu buluntu toplulukları arasında, muhtemelen, Zayukovo kaynaklı bazı obsidiyen eserler vardır. Bu durum, obsidiyenin 250 km alan içerisinde yaygın bölgesel kullanımının veya Merkezi Kafkasya nüfusu ile bazı temasların kanıtı olabilir. Mezolitik endüstrilerin gelişiminin (veya değişiminin), geometrik mikrolitlerin trapezlerin hâkim olduğu daha erken dönemlerden (trapezsiz ve çok parçalı), daha geç dönemlere gelişiminin ortak yönü, Kırım dağlarının Mezolitik endüstrisinin gelişim (veya değişim) yönü ile örtüşmektedir. (Leonova 2014: 43, 47)p> Sonuç olarak, günümüzün iklim ve çevresel koşullarına oldukça benzeyen şartlarda yaşanan Mezolitik dönemde önemli kültürel değişimler yaşanmıştır. Buzul çağı süresince geçimlerini avcılık ve toplayıcılıkla sağlayan göçebe topluluklar, Mezolitik çağında geleneksel çizgiden ayrılarak iri cüsseli memeli havyaların yerine, kısa yabanıl otlarla beslenebilen küçükbaş hayvanları avlamaya başlamıştır. Daha önceleri mağara-kaya altı sığınağı gibi mekânları geçici olarak kullanan bazı gruplar bu dönemde, ormanların içindeki açık alanlara, deniz ya da göl kıyılarına ve nehir yataklarına da yerleştiler. Devamında, bitki örtüsündeki değişimle birlikte gelişme ortamı bulan yabanıl tahılları topladılar-hasat ettiler ve daha uzun süre kaldıkları konutlar inşa ederek yavaş yavaş yerleşik yaşamın temellerini attılar. Mezolitik, yeni ekolojik ortama sadece teknolojik değil kültürel bir geçişi de yansıtan dönemdir. Dolayısıyla bir geçiş dönemi olarak ele alınan ve önceki dönemlere kıyasla daha kısa sürdüğü kabul edilen Mezolitik dönem insanlarının elinden çıkan yenilikler, çok önemli dönüşümlerin yaşandığı bir sonraki dönemin altyapısını oluşturmuştur. Ancak alıntı yapılan kaynaklarda da vurgulandığı üzere Kafkasya coğrafyasında Mezolitik dönem henüz yeterince araştırılmamış ve incelenmemiştir. Kaynaklarp> Abhazya Tarihi, (Yazarlar: Argun, Prof. Dr. Aleksey – Agumaa, Anzor, vd. Editörler: Lakoba, Dr. Stanislav - Voronov, Prof. Dr. Yuri, vd.), (2014), (Çev: Uğur Yağanoğlu), İstanbul: CSA.p> Açugba, Prof. Dr. Timur, (2015), Kronolojik Abhazya Tarihi, (Çev: Oktay Chkotua) İstanbul: Yeni Anadolu Yayıncılık.p> Cherlenok, Е. А., (2013), “Мезолит История изучения/Mezolitik Çalışma Tarihi, Археология Кавказа (мезолит, неолит, энеолит) ”, Санкт-Петербург, http://saunje.ge/index.php?id=1879&lang=enp> Dolukhanov, Pavel, (1998), Eski Ortadoğu’da Çevre ve Etnik Yapı, (Çev: Suavi Aydın), Ankara: İmge Kitabevi.p> Düring, Bleda S., (2011), Küçük Asya’nın Tarihöncesi: Karmaşık Avcı-Toplayıcılardan Erken Kentsel Toplumlara, (Çev: Azer Keskin), İstanbul: Koç Üniversitesi Yayınları, 1. Baskı.p> Karakoç, Murat, (2015), Son Buzul Çağı ve Holosen Başlangıcında Anadolu ve Balkanlar, Ankara: Midas Kitap.p> Leonova, Elena V., (2014), “Investigation of Mesolithic and Upper Paleolithic multilayer sites in the North-West Caucasus” Erişim tarihi: 2020.02.06. https://www.researchgate.net/publication/283365070_Investigation_of_Mesolithic_and_Upper_Paleolithic_multilayer_sites_in_the_North-West_Caucasus.p> Leonova, Elena V., (2020), “Late Mesolithic or Early Neolithic: was there the ‘Neolithic hiatus’ in the North Caucasus?”, Erişim Tarihi: 2021.04.18. https://meso2020.sciencesconf.org/325710/documentp> Meshveliani, T. - Bar-Oz, G., vd. (2007), “Mesolithic Hunters At Kotias Klde, Western Georgia: Preliminary Results/ Batı Gürcistan Kotias Klde'de Mezolitik Avcılar: Ön Sonuçlar”, Erişim Tarihi: 2020.12.15. https://www.persee.fr/doc/paleo_0153-9345_2007_num_33_2_5220p> Sagona, Antonio, (2017), “The Archaeology of the Caucasus Chapter 2 - Trailblazers: The Palaeolithic and Mesolithic Foundations”, Erişim Tarihi: 2020.06.13. https://www.cambridge.org/core/books/archaeology-of-the-caucasus/trailblazers-the-palaeolithic-and-mesolithic-foundations/98A276B7D6AA594A6F4EA6729CF491EE;p> Topdemir, H.Gazi - Özsoy, Seda, (2015), Uygarlık Tarihi, Ankara: Pegem Akademi, 2. Baskı.p> Tuallagov, Alan A., (2017), İskitlerden Erken Alanlara Kuzey Kafkasya, (Çev: Orhan Uravelli), Ankara: Kafdav.p> Kafkasya'nın Mezolitik Anıtları (sayılar metinde bahsedilen yerleri göstermektedir)p> Anıtlar: 1) Holodnıy Mağarası (Холодный грот); 2) Kuaçara/Kvaçara (Квачара); 3) Kotias Klde (Котиас-Клде); 4) Edzani (Эдзани); 5) Gobustan (Кобы-стан); 6) Çokh (Чох); 7) Sosruko (Сосруко); 8) Badynoko (Бадыноко); 9) Chygai ve Dvoynaya (Чыгай и Двойная).p> Kültürler: A) Ön Karadeniz (Причерноморская) ; Б) İmeretya (Имеретинская); В) Trialeti (Триалетская); Г) Çokh (Чохская)p>+''+nan+''+Zeki Kartal )

“ İLERİ GÖRÜŞ “ ( JIJAPLE ) Öğren ve Anlat Yarışması Sonuçlandı

Değerli Çerkes Çuşha İzzet Aydemir anısına gerçekleştirilen yarışmada lise öğrencisi gruplar yarıştılar. Yarışmanın formatı, gençlerin kendilerine verilen güncel konuları araştırmaları ve öğrendiklerini anlatmaları üzerine kuruluydu. Gençler, yarışma şartnamesi ile duyurulan 8 konudan istediklerini seçerek hazırlandılar ve anlatımlarını video çekimi ile Xaseye yolladılar. Yarışma konuları:   Dünyamızı fazla atıktan nasıl koruyabiliriz Plastiğin zararları nelerdir ve hayatımızdan plastiği nasıl çıkarabiliriz İz bırakarak yok olmuş uygarlıklar Tarihte dönüm noktası olan olaylar Arıların insanlık için önemi Ortadan kalkacak meslekler Yapay zeka Tarım zehirleri ve sağlıklı gıda ul> Yarışmaya 5 grup katıldı. Aşağıda paylaştığımız linklerde sunumlarını izleyebilirsiniz. Yarışma sonuçlarını değerlendiren Jürinin Kabardey’deki ayağında; Hağajey Beslen (avukat-aktivist), Stash Ahmet (iş insanı-aktivist), Asker Atila (iş insanı-aktivist) görev aldılar. KAFFED ’in öncülüğünde oluşturulan Türkiye’deki Jüride ise  Hapae Bilge Eken, Pşıhoj Fikret Kınık, Tekulan Yakup Temel, Bilanıkho  Alpaslan Arı, Dzeşokho Ahmet Çelik, Karatshuk İlkay Karaduman, Nazar Hamit Yüksel, Mamreş Aziz Aytek Atalar ve Bram Alaattin Bayram görev yaptılar. Her iki jürinin puanları birleştirilerek dereceler tespit edildi. Grupların puanları birbirine çok yakın olsa da aşağıdaki dereceler ortaya çıktı. https://www.facebook.com/bzexasestrong>p> Birinci Grup : Karmahable Köyü lise öğrencileri. Öğretmenleri Lıh Luda. https://fb.watch/5QUgM4zcWn/strong>p> İkinci Grup : Babıguey Köyü lise öğrencileri. Öğretmenleri Meşıkho Asyat ile Kutshe Rima. https://fb.watch/5QU6XvuP-Y/strong>p> İkinci Grup : Janhothable Köyü lise öğrencileri. Öğretmenleri Hurey Lusena. https://fb.watch/5QUeSnwRfP/strong>p> Üçüncü Grup : Koğulıkhoy Köyü lise öğrencileri. Öğretmenleri Tenaş Marita (Fizik öğretmeni). https://fb.watch/5QU9wdn1ec/strong>p> Üçüncü Grup : Toktamışey Köyü lise öğrencileri. Öğretmenleri Kanıkhoy Raya ile Hağajey Suzanna ( Biyoloji öğretmeni)  https://fb.watch/5QUcdXhLgc/strong>p> Değerli büyüğümüz  Cuşha İzzet Aydemir’in ( 1925-2005 ) halkı için verdiği mücadele ve emeklerini bir kaç cümleye sığdırarak ifade etmek mümkün olmasa da okuyucuya hatırlatmak isteriz. Cuşha İzzet Aydemir Kilis’te doğmuştur. Ailesi Anapa’dan Balkanlara oradan da Ürdün’e ikinci sürgün olarak gönderilmiş ve daha sonra Kilis’e yerleşmiştir. Orta öğrenimini farklı şehirlerde tamamladıktan sonra, Ankara Üniversitesi, Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi, Sanat Tarihi Bölümü’nü son sınıfta bırakmak zorunda kalmıştır. 1977 yılında İller Bankası‘ndan emekli olmuştur. Ankara Kuzey Kafkas Kültür Derneği kurucularındandır. 1964-1975 yılları arasında Kafkasya Kültürel Dergisi’ni çıkartmıştır. Anavatanla ilk ilişki kuranlardandır. Anavatan seyahatlerinde edindiği izlenimleri bu dergide yayınlayarak anavatan Çerkeslerine dikkati çekmiştir. ‘’Göç, Çerkes Sürgünü ‘’, ‘’ Muhaceretteki Çerkes Aydınları ‘’ kitaplarının yanı sıra birçok makalesi yayınlanmıştır. Mücadeleci ve cesaretli iyi bir Çerkes olarak sürdürdüğü yaşantısını Çerkes kültürü ve dilini korumaya adamıştır. 1992 yılında Kabardey’e yerleşerek bir süre yaşamış ve Düzce’de vefat etmiştir. Saygı ve minnetle anıyoruz. Ruhu şad olsun.nanKaffed

Bir Yazar Bir Eser: KAFDAĞI’NIN ATEŞİ (Büyük Sürgün) – Setenay Özbek

Kafkas Araştırma Kültür ve Dayanışma Vakfı (KAFDAV) sorumlusu sevgili Murat Duman’ın gönderdiği, KAFDAV yayıncılık tarafından yeni yayımlanan, üzerinde dumanı tüten sıcacık kitapları inceliyorum.p> “Kafdağı’nın Ateşi” ilgimi çekiyor, başlıyorum okumaya…p> Kitap, farklı bakış açısı ve üslubuyla beni alıp götürüyor.p> Yazar, Setenay Özbek’i tanımıyorum. Hemen araştırıyorum.p> Karşıma çıkan tablodan sonra, üzülüyorum, utanıyorum, kızarıyorum… Resim sanatında bu kadar popüler olmuş, yığınla ödül almış, kitaplarıyla gönüllere girmiş, benim dışımda herkesin tanıdığı bu sanat, edebiyat ve kültür insanını ben nasıl olur da bugüne kadar tanıyamamışım?p> Hemen Setenay Hanım’la yazışıyorum. Kim bu dünyanın tanıdığı, benim tanımadığım Çerkes sanatçı?p> Sanat ruhlu, duyarlı, zarif insan, hemen arıyor ve uzun uzun sanatı, edebiyatı, kitabı konuşuyoruz. Sıra dışı bir gönül insanıyla çok geç de olsa tanışmış olmanın hazzını yaşıyorum.p> YAZAR VE DİĞER SANATÇILARIN KÜLTÜRE KATKISI p> Sohbet sonrası şöyle bir kendimi dinliyorum. Toplumumuzda yetişen sanatçıları… Ressamları, yazar ve çizerleri, müzisyenleri…düşünüyorum.p> Kim bilir, ulaşamadığımız, anlayamadığımız, keşfedemediğimiz, kıymetini bilemediğimiz daha ne çok değerimiz vardır!p> Bu değerler ki kültürü ölümsüzleştirecek, topluma ışık tutacak sanatçılar! Biz, yeter ki birbirimize sahip çıkalım, bakın o zaman ne cevherler çıkacak ortaya!p> Yeni sanat eserleri, yeni kitaplar, yeni sanatçılar, yeni sergiler, yeni albümler, yeni filimler, yeni belgeseller…p> Yeter ki birbirimizi anlayalım, yeter ki birbirimizi kollayalım!p> Yeter ki kimsenin yüreğine, bileğine basmayalım! Yeter ki değerlerimizle gurur duyalım, onları önemseyelim…p> Babası Ubıh, Dechen Orhan Özbek ve annesi Kaberdey, Nehuş Sine Tan olan Setenay ÖZBEK, “Yürekte olmayan dile gelmez.” atasözü ile başlamış yüreğindekileri yazmaya. Yürekten yazılanlar, yüreklere işlemiş, işte Setenay Özbek’in ifadeleri de işlemiş derinden derine yüreklere…p> “Kafdağı’ nın Ateşi”, aslında Setenay Özbek’in babaannesi Ubıh Şukuashe Behice Hanım’ın hatıralar niteliğinde yazmaya başladığı kendi ailesinin hikâyesi.p> Pelür kâğıtlara yazılmış hatıraların olduğu dosyanın bulunmasıyla başlamış bu romanın hikâyesi. Küçük Setenay’a annesinin anlattığı masallar, nasıl da etkili olmuş, nasıl renklendirmiş küçücük çocuğun ruh dünyasını?p>  p> p> p> “ÇOK ACI ÇEKTİM!”p> Yazarken acı çektim, diyor Setenay Özbek, sanki biz okurken acı çekmemişiz gibi.p> Setenay Hanım, ben de çok acı çektim, ağladım, kahroldum bu kitabı okurken! Samimi, sıcak ifadeleriniz, beni de alıp götürdü acılara, sızılara, sürgüne, ölüme… p> “Kafdağı’nın Ateşi” beni de yaktı! Ben de ağladım acı dolu savaş yıllarına, o kara tabloya… Güzel vatan Kafkasya’da yaşananlara, Karadeniz’de çekilen tarifsiz çileye, acı dolu anlara, insanlık dışı uygulamalara, salgın hastalık, açlık, sefalet, çaresizliğe…p> Bu büyük sürgüne, bu soykırıma, bu hayatta kalma mücadelesinin acı hikâyesine ağladım.p> Ben de çaresizlik içinde evlerde yaşanan korku dolu anları yaşadım. Tüylerim diken diken oldu benim de…p> Ben de gözyaşlarımı tutamadım yüreğim titreyerek ağladım. Çaresizliğe ağladım, bu kara kadere ağladım, yıkılmış yakılmış köylere, öldürülen dağ gibi yiğitlere, yaşlı annelere, güzel kızlara, bebeklere…p> Yaşadım, ben de derinden yaşadım, Aslanuk Bey ve eşi Zızıv’ın yaşadığı acıları sahne sahne yaşadım. Üzüldüm, kahroldum.p> Ya güzel çocukları Yenal, Dinemis ve Sıpse’ nin çığlıkları, çaresizlikleri…p> Tecrübeli Mezguaşe’nin endişeleri?p> Bu; acı, sancı, belirsizliklerle dolu çileli hayatı nefes nefese yaşadım.p> Silah sesleriyle ben de irkildim, ben de çaresizlik içinde çığlık attım.p> Yaşanan vahşet karşısında benim de kanım dondu…p> Bu büyük haksızlık, bu tarifsiz zulüm yüzünden ben de deliye döndüm!p> ANAVATANA DUYULAN ÖZLEM p> “Kafdağı’nın Ateşi” şu ifadelerle başlıyor. “Bu hikâyedeki onurlu insanlar, vatanlarını kaybetmiş olmanın derin üzüntüsü içindeler. Canları pahasına savaştıkları halde yitirerek sürüldükleri topraklarına duydukları özlem içinde ailelerini ve vatanlarını bu ölüm yolunda kaybetmenin acısı yüz elli yıldan fazla onları sessiz kalmaya mahkûm etmiştir.p> Yurtları, dillerinden düşürmedikleri, özlemle andıkları, Kafdağı’nın ardındaki bir masal ülkesine dönüşmüştür.”p> Dechen SETENAY ÖZBEK KİMDİR?p> Ubıh asıllı.1990 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne ve Görüntü Sanatları, Sinema Televizyon Ana Sanat Dalı’ndan dereceyle mezun oldu.p> 1983-1986 yıllarında İstasyon Sanat Akademisi’nde Sabri Berkel, Hülya Düzenli, Erkan Özdilek, Ergül Özkutan tarafından verilen resim derslerine devam etti.p> 2006 yılında Royal Academy of Arts - Londra, İngiltere’de 238 inci Yaz Sergisi’nde yapılan, 9.000 den fazla eserin katıldığı yarışmada “Funfair” ve “Harvest” adlı resimleri finale kaldı.p> Uluslararası PEN Yazarlar Derneği Türkiye Merkezi ve Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği (UPSD) üyesi olan sanatçı, çalışmalarına Bodrum Yalıkavak´ taki atölyesinde devam etmektedir.p> Ödüller                       p> 2009 Uluslararası Beşinci Taşkent Bienali Contemporary Art, "3. lük ödülü", "En iyi çağdaş resim ödülü"p> 2009 Bakraç Sanat Galerisi 30. yıl Resim Yarışması 1.lik Ödülü   Yayınlanan Kitaplarıp> 2002 Gecenin Mavisi (Gendaş Kültür Yayıncılık) Öykü Kitabıp> 2005 Hiç Kimse Bir Başkası Olamaz (Cadde Yayınları) Öykü Kitabıp> 2021 Kaf Dağı´nın Ateşi (Kafdav Yayıncılık) Romanp> Filmlerinden Bazılarıp> 1988 Altın (17´ Belgesel -TRT)p> 1989 Profesör Ergin İnan (20´ Belgesel) 1990 Nazar Boncuğu (20´ Belgesel –TRT   p> KİTABIN “ÖN SÖZ” ÜNDENp> “Geçmişi olmayanın geleceği de yoktur!” ifadesiyle başlayan ön sözde Setenay Özbek şu düşüncelerin altını çiziyor: Romanımı yazma sürecinde büyüklerimden dinlediğim yaşanmış hikâyeler, okuduğum romanlar, tarih kitapları ve topladığım belgeler yol gösterici oldu. p> Gerçek, yalın ve içtenlikle yazmayı istedim. Bu roman, tüm Kafkasyalı sürgünlere adanmıştır.p> Doğduğunuz topraklar gibisi yoktur. Onun kokusu bile bir başkadır. Oradan gidince o toprağı özlersiniz. Sizi kucakladı, besledi, büyüttü diye düşünür, aslında alıştığınız şeyleri seversiniz. Aidiyet duygusunun getirdiği korunma hissini reddedemezsiniz.p> Yıllarca aynı toprakta yaşamış insanların kökleri, nereye giderlerse gitsinler onların peşini bırakmaz, tutar.p> Hele ki sürgün olmak duygusu, bir yerden diğerine göç etmek duygusu gibi de değildir. Daha da zordur.p> Sürgün olmak sizi parçalar, böler ve özünüzü, kimliğinizi yok eder. Sonra sormaya başlarsınız kendi kendinize, “Ben kimim? diye…p> Bir halkın yüzyıllarca bitmeyen korkunç savaşlarla, kıtlık ve salgınlarla acımasızca yok edilişinin, dağlardan, vadilerden, köylerden koparılıp düzlüklere, bataklık ovalara, bir başka ülkeye sürgün edilmelerinin ve tüm bunları yaşamış genç bir kadının felaketlerle dolu kısacık hayatının öyküsü bu.p> Kafkasya, efsanelerin, destanların, masalların gerçek hayatla iç içe geçtiği gizemli bir dünyadır.p> Yüzyıllarca Ruslarla süren bu amansız savaşların sonunda 1864 yılında Sürgün kararı alındı. Kafkasya'dan Osmanlı topraklarına sürgün edilen Çerkesler, yeni yurtlarında dillerini ve geleneklerini bilmedikleri töreleri farklı bir toplumda karşılaşmışlardı. p> Göçmenlerin, Osmanlı topraklarında Türkçeyi öğrenmeleri zaman almıştı. Düğünlerde pşıne ile kızlı erkekli el çırparak dans ederlerdi ve aralarında kaçgöç yoktu.p> Bu adetlerin onların yaşam biçimleri olduğu anlaşılana kadar çok yadırgandılar.    Onların en ritimli, en hareketli şarkılarında bile gizli bir hüzün vardır.p> Orada olup yüce dağları görmek, rüzgârın sesini duymak, dolunayda ata binip çağlayanlara gitmek istersiniz.p> Bilirsiniz o topraklarda gökyüzüne baktığımızda yıldızlar daha yakın, ay daha parlaktır.p> Pşınenın sesinde insanın aklına onlara yapılan haksızlıklar, çekilen acılar geldi mi melodileri daha bir anlamlı olur.p> Çerkes anneler, çocuklarına sadece Kafkas dağlarının hikâyelerini değil, mitolojik öyküleri de anlatırdı. Yüksekten uçan kartallar, vahşi atlar, ulu meşe ağaçları, yalçın kayalıklar, lacivert dalgalı çılgın deniz ve dağlarda yanan, hiç sönmeyen büyük bir ateş süslerdi.p> Yiğit Nartların çocuklar, düşmanlarını sadece kaba kuvvetle değil, ince zekâları ve cesaretleri ile yenen son derece akıllı ve usta savaşçılardı.p> Nerede olurlarsa olsunlar, o kadim ülkenin en derin, en sessiz köşelerinden gelen hüzünlü şarkıları çalıp söyler, hâlâ savaşır gibi dans ederler.p> KAFDAV YAYINLARI p> 192 sayfadan oluşan “Kafdağı’nın Ateşi” gururla KAFDAV Yayıncılık logosunu taşıyor. Ayrıca, kitabın kapak görseli de Setenay Özbek’e ait. (Göç, tuval üzerine yağlı boya, 2014)p> Yazar, anlatacaklarım bitmedi diyor. Zaten, nefes nefese romanın son kısmına geldiğinizde bu romanın mutlaka ikinci bölümü olmalı diyor insan.p> Setenay Hanım, demedi demeyin; mutlaka ikinci kitabı bekliyoruz. Hem de sabırsızlıkla…p> KİTAPTAN KISA KISAp> Aslanuk Bey de bu şölende misafirlerinin kusursuz bir şekilde ağırlanmasını istiyordu. Ateşler yakılmış, kuzular çevriliyor, sofralar kurulup kaldırılıyor, şarkıların biri bitiyor diğeri başlıyordu. Bu coğrafyada hiçbir sevinçli kutlama kâfe’siz ve wuig’siz olmazdı…p> Köyde büyük bir coşku vardı, herkes heyecan içindeydi. Aslanuk Bey'in oğlu Yenal, atalığı Aytek Efendi'nin evinden genç bir adam, Abrek olarak gümüş eğerli, gümüş dizginli safkan atı kızıl Beçkan’ın üstünde baba evine dönüyordu. (s.18)p> Silah seslerine karışan dumanın arasında Yenal, yeni baştan saldırmaya devam eden Kozakların vahşice bağırdıklarını duydu. Genç adam, henüz tabancasını ateşlemeye bile fırsat bulmadan deli gibi saldıran bir Kozak’ın göğsüne giren kamanın ve fışkıran kanın farkına vardığında ise atının üzerinde bayılmıştı. Beslan, Yenal’ın kanlar içinde atının üstünde yere yığılışını gördüğünde çıldırmış gibiydi. Yanına gittiğinde genç adam nefes alıyordu, yaşadığı belliydi ama yarası çok ağırdı. (s.34)p> Zızıv, elinden sıkıca tutup “Si guaşe, seni de vatanım gibi canımdan çok severim. Evlatlarımız sana emanet!” Dediğinde Zızıv, onu bir daha dünya gözüyle göremeyecekmiş duygusuna kapılmıştı. Ağlayabilse belki geçerdi ama ağlayamıyordu. Hiçbir güç Aslanuk Bey'i bu vatan sevgisinden, bu sevgili ülke için ölmekten vaz geçiremezdi. Karısının güzel gözlerinin içine bakıp... (s.52)p> “Sana acı bir haber vermek zorunda olduğum için üzgünüm! Gelinim, cesur ol! Bundan sonra sen artık çocuklarının hem anası hem babasısın!” dediğinde kolu kanadı tümüyle kırıldı Zızıv’ın… (s.54)p> Hıçkırıkları gözyaşları dinmiyordu. Çocukları Dinemis ve Sipse’yi akrabalar ve komşu kadınlar alıp götürdüler… (s.56)p> Dinemis, gözlerini kaparken uyuyabilmek için çok sevdiği koca dağları, zirvelerindeki karlarla kaplı kayalıkları, göçmen kuşları, sürüler halinde uçan kırlangıçları düşündü. Sonra birden sevdikleri geldi aklına babasının… (s.62)p> Bir yandan herkes kendi acılarının yasını tutuyor, diğer yandan da memleketlerinde olup bitenleri öğrenmeye, savaşın ülkede yarattığı genel durumu izlemeye çalışıyordu. Ülkenin her bölgesinde devam eden savaşın değişik hikâyelerini, onları ziyarete gelenlerden dinleyerek çok üzülüyor ve iyice evhamlanıyordu.p> Kasabadaki evlerden bazıları tümüyle boşaltılmış, yakılan köylerden dağlık bölgelere kaçanlar açlıktan kırılmalarına rağmen ölene kadar direnmeye devam ediyorlardı… (s.75)p> Rusya'nın Kafkas halkını sürgüne zorlamak için her yola başvurduğu açıkça görülüyordup> Geçim kaynakları tükenmekte olan, köyleri yakılıp yıkılan ve atları kaçırılıp yok edilen, yüzyıllardır savaşan bir ulus tüm savaş gücünü kaybetmişti.  Diğer kasabalara ve köylere yardım yolladığında bazen kimseyi bulamıyorlardı. Aniden terk edilmiş evler, vahşice öldürülmüş insanlar, yataklarında ya da yemek yenen bir sofrada öldürülenlerin cesetlerini buluyorlardı. Gelen haberler herkesin kanını dondurmuştu.p> Gözyaşları ateş topları olmuş süzülürken yanaklarını yakıyordu. Sevdiği adamın kokusunu anımsamak istedi. Nedense onun sadece yüzü gözlerinin önündeydi. Anıları geldi gözlerinin önüne… (s.77) p> Kasabadan çıkıp toz, toprak içindeki yollardan geçip yeşilliğe ve ormana kavuştuklarında Zızıv, derin rahat bir nefes aldı. Ancak yine de aklından hiç çıkmayan “Göç etmek mi, memlekette kalmak mı gerekiyor? düşüncesiyle gittikçe artan kaygısı sürüyordu… (s.79)p> Eğer Osmanlı'ya gitmek zorunda kalırlarsa Hançeri ve o, gemi yolculuğuna dayanabilecekler miydi acaba? (s.82)    Anadolu’ya gitmeyi düşünürken diğer yandan da kocasının emaneti topraklarını bırakmayı göze alamıyor ne yapacağını bir türlü bilemiyordu. İstanbul'da karşılaşacakları güçlükleri düşününce içi daralıyordu. Onların ne dillerini biliyordu ne de adetlerini… (s.84)p> Gökyüzünde sanki onunla alay edercesine parlak ve güzel bir dolunay vardı… Issızlığın içinden derinden derine köpek sesleri geliyor, ağaçların gölgeleri uzuyor, yaprakların hışırtıları Ağustos böceklerinin seslerine karışıyordu…p> Zızıv, hâlâ üzerinden çıkarmadığı yas elbisesinin içinde çok zarif ve narin görünüyordu. Yüzü solgun ve endişeliydi. Bu vatanı terk etmek fikrini ruhu şiddetle reddediyordu. Hiç tanımadığı bir başka iklimde, tanıdık, bildik her şeyden uzakta yaşamak düşüncesiyle kalbi sıkışıyor, kendini kapana sıkışmış gibi hissediyordu… (s.86) p> Bizim evlerimizi tutuşturup yaktılar atlarımızı aldılar, ekinlerimizi yaktılar, koca köyde kimse, tek bir genç erkek kalmadı. Artık bir karar vermelisin! Belki bu gece bile çok geç olabilir!.. (s. 94)  p> Diyorlar ki, tekrar Rusların saldırıları başlamış. Tüm Çerkes köylerini bir bir ele geçirmişler ve ordudaki Kozak birlikleri de köyleri yağmalayıp yakıp yıkıyorlarmış… (s.95)  p> Savaş hiç bitmiyordu. Son yıllarda hiç barış olmamıştı. Zızıv’ın içi yine yandı. Gözleri yine doldu. Hem vatanı elden gidiyordu hem de evlatlar bir bir yitiriliyordu… (s.104) p> Evine, yuvasına uzaktan uzun uzun baktı. Bu evdeki mutlu günleri, geceleri, Aslanuk Bey’i, oğlu Yenal’ı, çocuklarının doğum sevinçlerini, hayatı, kocasına duyduğu bitmeyen aşkını, her şeyi özlemle anımsadı. Bahçedeki erik ağacının altındaki kerevete oturup kimselere görünmeden gizlice hıçkıra hıçkıra ağladı…p> Artık yüce Kafdağı'nın karlı zirvesindeki beyaz bulutlar... (s.106) Canpolat, kızgın bir ses tonuyla sözlerine devam etti. Silahlı Rus askerlerinin nezaretinde binlerce insan, istif edilircesine teknelere, gemilere bindiriliyormuş. (s.109)p> Ellerinde, avuçlarında ne varsa gördükleri kıymeti eşyaları da zorla alıyorlarmış. Atını vermek istemeyen bir genci, atı ile birlikte vurmuşlar. Hastalıktan, zayıflamış açlıktan kıvranan binlerce Adıge görmüş orada. Keşke savaşa devam edebilsek ama kaybetmişiz! (s.109) p> Ölümden korkarsan düşmanı yenemezsin. Senin vatanının bir avuç toprağı, sana ait olmayan ülkenin altın kemerinden daha iyidir can kızım! Yabancı bir toprakta sığıntı gibi yaşamaktansa kendi vatanında ölmek iyidir!  (s.115) p> Gemi ile gitmek nasıl bir şey? Yani suyun üstünde olmak nasıl oluyor? Gitmesek olmaz mı? Karadeniz'in kara dalgaları bizi yutar mı? Sorular, sorular... (s.123) p> Rus komutan, onlara köyü hemen hiç beklemeden terk etmeleri gerektiğini emrediyordu. Yanlarına bazı eşya, birazcık yiyecek ve su almalarına izin veriyorlardı. Köyden ayrılırken hepsinin gözleri evlerinde, köylerinde, hep arkalarındaydı.p> Yaşlı kadınlar giderken düşmanı haykırarak lanetler okuyarak ağlıyorlardı. Bir daha geriye dönemeyeceklerini anlamışlardı. Herkesin boynu bükülmüştü ve çok üzgünlerdi. Tüm köy halkı, kafile halinde üzerlerinde çevrili silahların arasında, gözyaşları içinde, ağıtlar yakarak limana doğru yola çıkarıldılar. (s.126) p> Sıra onlara gelmişti Rus askeri işaret ettiğinde tek söz etmeden onun dediğini yaptılar. Birbirlerinin ardından gemiye alelacele binerken Mezguaşe ve Hançeri'nin artık bir adım bile yürüyecek halleri kalmamıştı. İkisi de güçlerini sonuna kadar harcayarak gemiye bindiler. (s.137) p> Artık yuvaları, evleri, sevdikleri, eşyaları, atları, hiçbir şeyleri kalmamıştı. Bilmedikleri bir dünyaya doğru zorla sürgün ediliyorlardı. (s.140)  p> Babamı, ağabeyimi, dayılarımı, tanıdığım birçok insanı, köyümüzü, evimizi, topraklarımızı, her şeyimizi kaybettik. Lanet olsun! Uzaklaşan gemiden sahile baktıklarında... (s.141)p> Koskoca bir halk, her biri ayrı yerlere sürülmüş dağılıp gitmiş, yok olmuştu...p> Henüz doğru dürüst bir evleri bile yoktu. Geçici olarak yaşadıkları kulübelerde yoksulluk ve yokluk içindeydiler... Kimse büyük, küçük, yaşlı, genç, önder, ana, baba... düşünemez hale gelmişti. Artık bir araya geldiklerinde hüzünlü şarkılar dinliyorlardı. Tüm şarkılar, vatan hasreti ve yitip gidenler için birer ağrıttı. Pşınenin nağmeleri ortalığa hüzünle yayılıyordu… (s.170)p>  p> TEMENNİp> Umarım duyarlı toplumumuz, bu güzel eserden layıkıyla faydalanır. “KAFDAĞI’NIN ATEŞİ” nin çok kişiye ulaşması, çok kişi tarafından okunması, eserden toplumumuzun âzâmi derecede istifade etmesi temennisiyle...p>    nanYemuz Nevzat Tarakçı )