Ankvab’ın Yolu…

Geçen hafta Abhazya Devlet Başkanı Aleksandr Ankvab’a düzenlenen suikast girişimi, Abhazya’nın ne kadar keskin bir süreçten geçmekte olduğunu gösteriyor. 22 Şubat (2012) sabahı ağır silahlarla (bombalar, roketatarlar, makinalı tüfekler vs.) gerçekleştirilen bu yeni saldırı da , Ankvab’ın daha önce Başbakan ve Devlet Başkanı Yardımcısı görevlerinde bulunduğu Şubat 2005’den Ağustos 2011’e kadar uğradığı beş saldırıyla tıpa tıp benzerlik taşıyor. Genel kanı, bu saldırıların mafya işi olduğu yolunda. Ankvab da açıklamasında, “saldırganların kimliği üzerinde tahminde bulunacak olursak, bunlar ülke içindeki mafya grupları olabileceği gibi bu iş için dışarıdan gelen kişiler de olabilir, çünkü suç grupları arasında güçlü bir irtibat var” diyerek bu genel kanıyı destekliyor. Şayet bu gözü kara saldırıların arkasındaki güç denildiği gibi mafya ise ortada çok büyük çıkar hesapları var demektir. Bu mafya grupları ya imtiyazları ellerinden alındığı için Ankvab’ı ‘racona uygun bir yöntemle’ ‘infaz’ etmek istiyorlar, ya da daha fazla imtiyaz almak için Ankvab’ı ‘lisan-ı münasip’le ikna etmeye çalışıyorlar... Belli ki gayet organize ve kararlı bir güç var, ard arda altı saldırı yapıp iz bırakmayan-yakalanmayan bir profesyonellik... Öyle görülüyor ki, ister ‘infaz’ hedefli olsun ister ‘ikna’ hedefli, saldırganlar amaçlarına ulaşıncaya ya da su testisi misali ‘bu yolda kırılıncaya’ kadar devam edecekler. Amaç ‘ikna’ ise, daha alt görevlerde ve daha zayıf konumda dahi bunca saldırıya karşın pes etmeyen Ankvab’ın, şimdi devletin en tepesine gelmişken ve bütün devlet gücüne hükmediyorken geri adım atmasını beklemek hayal olur. Hiç kuşkusuz Ankvab elindeki bütün gücü kullanarak, bütün imkanları seferber ederek mafyaya karşı mücadele edecektir. Demektir ki, önümüzdeki dönem devlet gücüyle mafya gücü arasında ölümüne bir savaş yaşanacaktır. Mücadeleci bir kişilik… Ankvab, Abhazya’nın Gürcistan’dan ayrılıp bağımsız devlet olma sürecinde rol alan lider kadrosu içinde, devlet deneyimi en fazla olan kişilerden biriydi. Abhazya Özerk Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nda ve Gürcistan Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı’nda uzun yıllar üst düzeyde görevler üstlenmişti. Ankvab, 1992’de Abhazya’nın egemenlik kararı alması ve Gürcistan’ın saldırısıyla başlayan savaş döneminde kurulan Abhazya Hükümeti’nde İçişleri Bakanı oldu. Bilgi ve deneyim bakımından üstlendiği göreve en hazır kişi belki de oydu; savaş halinde dahi devletin bir düzen içinde işlemesinin gereğine inanıyordu. Kısa sürede Vladislav Ardzınba ile ihtilafa düştü, 1993’ün ortalarında bakanlık görevini bıraktı. Savaştan bir süre sonra (1994’de) Moskova’ya gitti ve orada iş hayatına atıldı. Kazandığı paranın büyük kısmını Abhazya’daki savaş gazilerine, yardıma muhtaç şehit ailelerine vakfetti; yazarları, sanatçıları, bilim insanlarını destekledi. Ankvab, 2000 yılında Abhazya’ya döndü ve Ardzınba iktidarına karşı siyasi mücadele vermek üzere Aitaira (Yeniden Doğuş) hareketini kurdu. Abhazya’nın önde gelen muhaliflerini Aitaira çatısı altında biraraya getirdi. 2004’deki seçimde başkanlık adaylığı kabul edilmeyince, Sergey Bagapş’ın adaylığını destekledi. Bagapş devlet başkanı seçildi ve Ankvab başbakan oldu. Ankvab, 2009’daki seçimde de Bagapş’ı destekledi, kendisi de başkan yardımcısı oldu. Bagapş’ın 29 Mayıs 2011’de ölümü üzerine Ankvab, 26 Ağustos 2011’de yapılan seçimi kazanarak başkanlık koltuğuna oturdu. Velhasılı Ankvab, 2000’den buyana başbakan, başkan yardımcısı ve başkan olarak Abhazya’nın kaderine hükmeden en önemli şahsiyet oldu. Bugün Abhazya’da kime sorsanız, Ankvab’ın kendi yolunda mücadeleci ve kararlı bir insan olduğunu söyler. Pekçoğu bu tanımı, ‘ciddi devlet adamı’, ‘dürüst’, ‘doğru bildiği yolda taviz vermez’, ‘kanun adamı’ vs. sözlerle destekler. Bunlar elbette Ankvab lehine gayet olumlu ve doğru nitelemelerdir. Ama bu özellikler aynı zamanda, kendisine karşı ölümcül direnişin de gerekçesini oluşturur. Bunlar, dünyanın her yerinde olduğu üzere Abhazya’da da organize çıkar grupları açısından ‘istenmeyen’ lider özellikleridir. Ve bu yüzden hedeftedir. Abhazya’yı devlet yapmak... Abhazya’yı en son Kasım 2011’de ziyaret etmiştim. Ankvab henüz başkanlık koltuğuna alışıyordu. Yoğun iş programı yüzünden kendisiyle görüşme şansı bulamamış, bu eksiğimi, Ankvab’ı en iyi tanıyanlardan Parlamento Başkanı Nugzar Aşuba ile konuşarak kapatmaya çalışmıştım. Abhazya’da herkesten bir şeyler öğrenirsiniz ama olup bitenleri siyasi ve felsefi derinliği ve bütün yönleriyle öğrenmek isterseniz en iyi adres Nugzar Aşuba’dır. Toplumu çok iyi bilen, bütün yönetici kadroları yakından tanıyan, bilgi ve deneyimi ile bulunmaz biridir. O, Meclis’in bilge başkanıdır... Nart dergisinin Aralık-2011 sayısında etraflıca yazdığım bu görüşmeyi, Ankvab’ın nasıl bir misyon yüklendiğini anlatması ve Abhazya’nın içinde bulunduğu kritik süreci tanımlaması nedeniyle bir kez daha ve özetleyerek dikkatinize sunmak isterim. Aşuba, Abhazya’da, modern devlet yapısını oluşturan üç sac ayağından ikisinin (yasama-yürütme) iyi-kötü işlediğini, üçüncü ayağın ise (yargı) eksik-yetersiz kaldığını belirtmiş ve yeni dönemde parlamentonun en öncelikli görevinin bu yönde reformlar yapmak, yasal altyapıyı kurmak olacağını söylemişti. Aşuba, yasamanın da eksikleri olduğunu, yine de pekçok olumlu kanun çıkarılmış bulunduğunu, ancak bu kanunların güçlü bir yargı olmadığı için doğru ve adil uygulama alanı bulamadığını, yargı denetimi olmadığı için de yolsuzluğun önünün alınamadığını belirtmişti. Yeni Devlet Başkanı Aleksandr Ankvab'ın yargıyı güçlendirerek devleti kurumlaştırmak konusunda kararlı bir duruşu olduğunu, devletin baştan aşağı yeniden şekilleneceği bir dönem yaşanacağını, bu bakımdan kısa süre sonra yapılacak (10 Mart 2012) parlamento seçimlerinin kritik öneme sahip olduğunu, daha etkin ve üretken bir parlamentonun oluşması gereğine işaret etmiş ve 'çekişmeli, zorlu bir parlamento seçimi olacak' demişti... Aşuba’ya, “Vladislav Ardzınba ‘Abhazya’ya zafer ve özgürlük kazandıran kurucu başkan’dı, Sergey Bagapş ise ‘Abhazya’ya bağımsızlık kazandıran başkan’ oldu. Şimdi sıra Ankvab’da. Peki Ankvab, ne yaparak kendinden önceki başkanlar gibi adını Abhazya tarihine altın harflerle yazdırabilir? Bunu nasıl yapabilir?” diye sormuştum. Aşuba’nın cevabı şöyle olmuştu: “Abhazya’nın devlet yapısını kurumlaştırmak, hukuka dayalı eşitlikçi demokratik bir sistemi geçerli kılmak... İşte Ankvab’ın yolu bu. Şayet bunu başarırsa, yargıyı güçlendirerek şeffaf bir yönetim modeli kurabilirse, “Abhazya’yı çağdaş devlet seviyesine ulaştıran başkan” olarak tarihe geçecek. Evet, Ankvab’ın yolu Abhazya’yı hukuka dayalı çağdaş bir devlet yapısına kavuşturmak. Ve Abhazya halkını refaha ulaştırmak. Abhazya halkı kendisinden bunu bekliyor, bunu istiyor. Abhazya halkı, başkanlarına yapılan saldırıların aslında Abhazya’nın geleceğine, yani kendi geleceklerine yapıldığını biliyor ve bu yüzden Ankvab’a sıkı sıkıya sahip çıkıyor. Abhazya’da devletin kurumsal yapısı güçlendikçe Ankvab’ın devlet adamı vasfı daha da pekişecek ve halkın nezdinde daha da değer kazanacaktır. Görünen o ki, Ankvab’ın işi hiç de kolay değil. Sadece mafya gruplarıyla mücadele etmek ve Abhazya’nın iç yapısal sorunlarını çözmeye çalışmak yetmiyor, bunu Gürcistan’ın Abhazya’yı Kuzey Kafkasya’dan soyutlayıp yalnızlaştırma hamlelerini boşa çıkararak yapmak gerekiyor; bunu Rusya ile ilişkilerini Abhazya lehine iyi yöneterek yapmak gerekiyor; ve bunu Abhazya’nın bağımsızlığını dünyaya kabul ettirerek yapmak gerekiyor. Bu çokyönlü bir mücadele. Umarız Ankvab yılmadan ve sağ salim bu yolda yürümeye devam eder. Ve umarız Abhazya geleceğini korumayı başarır... Sezai Babakuş, 28 Şubat 2012

Filler ve Çimenler

Geçen hafta Avrupa İnguşlar Derneği adına İbrahim Lyanov Gürcistan Parlamentosu'na başvurarak İnguş Sürgünü'nün “soykırım” olarak tanımasını istedi. 23 Şubat 1944'de gerçekleşen sürgünün yıldönümünde yapılan başvurunun Gürcistan Parlamentosu'nda görüşüleceğini söyleyen  Diaspora ve Kafkasya Komitesi başkanı Nugzar Tsiklauri, kendi tutumunu samimi bir şekilde açıkladı: “Komitemin sadece soykırımları tanımakla uğraşmasını istemiyorum. Görüşmeler yapılacak, ama sonucun olumlu olacağı konusunda emin değilim.”[1] Gürcistan Parlamentosu'nun 2011'de “Çerkes Soykırımı'nı” tanımasından sonra, İnguş Soykırımı’nın tanınmasının da gündeme geleceği bekleniyordu, çünkü bu yöndeki talepler Çerkes Soykırımı üzerine Tiflis'te yapılan konferanslarda ve toplantılarda İnguş “temsilciler” tarafından dile getirilmişti. Çeçen ve Ermeni soykırımlarının tanınmasına ilişkin talepler ise, Çerkes Soykırımı’ndan daha önce gündeme gelmiş, fakat Gürcistan Parlamentosu, yapılan tüm çağrılara karşın bu konuları görüşmeye bile yanaşmamıştı. Tsiklauri “Komitemin sadece soykırımları tanımakla uğraşmasını istemiyorum” diyerek gelebilecek tüm yeni taleplere cevap vermiş oluyordu. Gürcistan'ın Çerkes Soykırımı’nı tanıması, Rusya'ya karşı alınmış siyasi bir karar. Bunu Gürcistan yönetimi de gizlemiyor zaten. Gürcistan'ın niyeti ne olursa olsun, Çerkeslerin bu durumu bir fırsat olarak değerlendirmesi ve insanlık tarihinin en büyük trajedilerinden biri olan Çerkes Soykırımı'na uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmek için Gürcistan ile birlikte çalışması, uğramış oldukları tarihsel haksızlığın telafi edilmesi için bu devletin desteğini alması yanlış mı? Çerkeslerin uğramış olduğu tarihsel haksızlığın büyüklüğüne karşın, başta ilgili devletler olmak üzere uluslararası kamuoyunun ilgisizliği o kadar büyük ki, bu konuda gösterilen en küçük bir ilgi ve destek bile çok önemli değil mi? Şüphesiz Gürcistan'ın bu kararı, Çerkes Soykırımı'nın belirli bir çevrede, şimdiye kadar olmadığı düzeyde gündeme gelmesini ve tartışılmasını sağladı. Fakat günün sonunda Çerkeslerin ne elde edebileceğini görmek için Gürcistan'ın senaryosunu ve Çerkeslerin gündemini değerlendirmemiz gerekiyor. Gürcistan'ın Senaryosup> 2008 Ağustos'unda yaşanan kısa savaştan sonra Saakaşvili ve Gürcistan yönetiminin önemli bir politika değişikliğine gittiği görünüyor. Gürcistan'ın alenen ilan ettiği, Kuzey Kafkasya halkları ve Çerkes diasporası ile yakın ilişkiler kurulmasına dayalı bu yeni politikanın üç temel hedefi var: 1. Rusya'nın konumunu zayıflatmak için genel olarak Kuzey Kafkasya'da kargaşa ve çatışma ortamı yaratmak, özel olarak da 2014 Soçi Kış Olimpiyatları’nı engellemek 2. Abhazya'nın Kuzey Kafkasya halkları ve Çerkes diasporası ile olan ilişkilerinin kesmek, yani Abhazya'yı yalnızlaştırmak 3. Bölgesel güç olmak ve bu doğrultuda Kafkasya'daki “küçük halkların hamisi” rolünü üstlenmek Gürcistan, 2008'den sonra bu üç hedefe birden ulaşmasını sağlayacak bir senaryonun farkına vardı. Bu senaryo ABD'deki yeni-muhafazakarlar tarafından uzun bir süredir hazırlanıyordu ve temel hedefi Kuzey (Batı) Kafkasya'nın istikrarsızlaştırılmasıydı. Kuzey Kafkasya ve diasporadaki gelişmeleri yakından takip eden yeni-muhafazakar uzmanlar, bu halkların en haklı ve duyarlı olduğu konuyu saptadılar. 2014 Kış Olimpiyatları için Soçi'nin aday olması ile somut bir hedef de ortaya çıktı ve senaryo Jamestown tarafından düzenlenen bir dizi “bilimsel” konferansta yazıldı.[2]  Peki Gürcistan bu senaryoyu niçin benimsedi? Aslında 2008 Ağustos'una kadar Saakaşvili ve Gürcistan'ın politikası farklıydı. 2014 Kış Olimpiyatları'nın Soçi'de yapılması kesinleştikten sonra (4 Temmuz 2007) Abhazya'nın olimpiyat hazırlıklarına katkıda bulunması gündeme geldi. Olimpiyatların Abhazya ekonomisine olumlu etkisinden çekinen Gürcistan yönetimi önce, “Tiflis'in onayı olmadan Abhazya'nın 2014 Soçi Kış Olimpiyatları hazırlıklarına katılması ilhak olarak değerlendirilecektir” diyerek Rusya’yı “uyardı” (Gürcistan Dışişleri Bakanı Davit Bakradze, 5 Mart 2008). Bu konuda fazla bir etkisinin olmayacağını görünce, Soçi'nin Abhazya sorununundan dolayı olimpiyatlar için güvenli olmadığını söyledi. Hatta Saakaşvili, Soçi Olimpiyatları'nın güvenliğinin sağlanması için ortak bir Rus-Gürcü Komitesi'nin kurulmasını önerdi (10 Temmuz 2008). Bu dönemde Saakaşvili, 2014'e kadar Abhazya'yı işgal edeceğini (“Gürcistan'ın toprak bütünlüğünü tesis edeceğini”) düşündüğü için Rusya'ya “işbirliği” teklif ediyor, bu işbirliği kapsamında Sohum havaalanının olimpiyatlar için kullanılabileceğini söylüyordu. Fakat olmadı. 2008 Ağustos'undaki kısa savaş Saakaşvili'nin tüm hayallerini yıktı.  Bundan sonra Saakaşvili ve Gürcistan'ın öncelikli hedefi, Rusya'dan ve Putin'den intikam almak için 2014 Soçi Olimpiyatları'nın engellenmesi oldu. Olimpiyatların boykot edilmesini sağlamak amacıyla Saakaşvili Soçi'nin Abhazya sınırında olduğu için güvenli olmadığını iddia etti. Hatta Gürcistan Olimpiyat Komitesi 20 Kasım 2008'de Uluslararası Olimpiyat Komitesi'ne başvurarak sporcular için “benzersiz bir güvenlik tehlikesi” oluşturduğu gerekçesi ile “komşusunu işgal eden” bir ülkede olimpiyatların yapılmamasını istedi. Fakat bu da olmadı. Gürcistan'ın “Rusya'nın Abhazya'yı işgal etmesinden dolayı bölgede güvenlik sorunu olduğu” şeklindeki söylemi kimseyi ikna edemedi, Gürcistan'ın en yakın dostları bile Soçi'yi boykot etme niyetini göstermedi. Soçi Olimpiyatları'nın açıklamalarla, protestolarla engellenemeyeceği görülmüştü. Olimpiyatlar ancak bir tehdit ile, adını koyalım, bir “terör eylemi” ile engellenebilirdi. Fakat böyle bir eyleme karşı Rusya'nın ve uluslararası kamuoyunun vereceği tepki belli. Pekin Olimpiyatları'nın ilk günü Güney Osetya'da elini kana bulamaktan çekinmeyen Gürcistan yönetimi, ikinci bir olimpik saldırıda sanık değil, şüpheli bile olmanın maliyetini kaldıramayacağını biliyordu. Bu nedenle Soçi'yi engellemek için, suçun başkasının üzerinde kalacağı bir yol bulunması gerekiyordu.[3] Ve Gürcistan söylemini kısa bir sürede değiştirdi. Artık 2014 Soçi Olimpiyatları için tehdit unsuru “işgal edilmiş bölgeye yakın olması” değildi. Rusya'nın Çerkeslere karşı soykırım uyguladığı yerde olimpiyatlar düzenlenemezdi. Jamestown Vakfı'nın Tiflis'te düzenlediği konferanslar ile birlikte, bu söylem Gürcistan Parlamentosu tarafından da resmi olarak benimsendi. Örneğin 19 Kasım 2010'da Gürcistan Parlamentosu'nda Çerkes Soykırımı üzerine yapılan görüşmelerden sonra, Kafkasya ve Diaspora ile İlişkiler Komitesi başkanı Nugzar Tsiklauri “Uluslararası Olimpiyat Komitesi'ni, ulusal olimpiyat komitelerini ve uluslararası topluluğu, 2014 Soçi Olimpiyatları'nın başka bir ülkede yapılması konusunda ikna etmeliyiz” diyordu. Tsiklauri'ye göre olimpiyatlar, Çerkeslerin soykırıma uğradığı yerde planlanmıştı fakat Olimpiyat Sözleşmesi'ne göre soykırım yapılan bir yerde olimpiyatlar yapılamazdı. Figüransız bir senaryo düşünülemez. Bu senaryonun uygulanabilmesi için tabii Çerkeslerin de işin içine katılması gerekiyordu. Gürcistan ve ABD'deki akıl hocaları, diasporadan Çerkes kuruluşlarının bu senaryoya katılması için olağanüstü çaba gösterdiler. Artık Youtube'a bile düşen görüşme kayıtlarında, Gürcistan'ın üç-beş kişi de olsa diasporadan katılımın sağlanması için nasıl top yekun çalıştığı anlaşılıyor. Örneğin, Tiflis'te yapılan ve diasporadan kurumsal katılımın sağlanamadığı ilk konferanstan bir ay sonra, Gürcistan Parlamentosu Savunma ve Güvenlik Komitesi başkanı Givi Targamadze, Mısır ve Suriye'deki büyükelçileri Gocha Japaridze'yi arayarak  “Parlamento'nun onların soykırımını tanıma niyetinde olduğunu, Türkiye ve Ürdün'den katılacak [Çerkesleri] bulmak için yoğun bir çaba içerisinde olduklarını” söylüyor ve “Suriye ve Mısır'dan mümkün olduğu kadar çok Çerkes, İnguş, Çeçen vb, bulmasını” istiyor. Bu yoğun çabaların, Gürcistan Parlamentosu'nun Çerkes Soykırımı’nı tanımasından sonra kısmen başarılı olduğu söylenebilir. Gürcistan'ın kısmi başarısında Adığe ve Abhaz diasporalarının ayrıştırılmasına yönelik özellikle Türkiye'de yürütülen çalışmaların da etkisi olduğunu belirtelim. Tabii figüranların rollerini doğru oynayabilmesi için suflörler de gerekli. Bir hahamın, Hipersiyonist “Bead Artseinu” (“Anavatan İçin”) hareketi sekreteri Abraham Shmulevitch'in, “Çerkes Kongresi danışmanı” olarak bu konferanslara katılması ilginç. Bead Artseinu hareketi, Nil'den Fırat nehrine kadar olan bölgede siyonist bir İsrail devleti kurulmasını, bunun Tanrı'nın isteği ve doğal sınırların sonucu olduğunu savunuyor. [4] Böyle bir hareketin liderinin Çerkeslere niçin ve nasıl sufle vereceği açık değil, fakat 24 Şubat 2012'de Tiflis'te yaptığı konuşmanın başlığı, sanki senaryonun son sahnesini özetliyor: “Kafkasya'da Yeni Bir Savaş Olasılığı: Nerede ve Ne Zaman?” 16 Kasım'da İstanbul'a gelen ABD’nin eski Türkiye Büyükelçisi Ross Wilson'ın Kafkasya için oldukça karanlık bir tablo çizmesi ve “şimdi sırada Kafkasya Baharı var” demesi boşuna değil. Özetlersek, Gürcistan'ın Soçi Olimpiyatları'na önceleri karşı çıkmadığı, hatta bu konuda Rusya ile işbirliği yapmak istediği açık. 2014'e kadar Abhazya'yı zaten dize getireceğini hesaplayan Saakaşvili'nin bu dönemde tek kaygısı, Abhazya'nın ekonomik açıdan güçlenmesiydi. 2008 Ağustos'undan sonra ise Saakaşvili ve Gürcistan yönetiminin tek hedefi, Putin ve Rusya'dan intikam almak için, Soçi Olimpiyatları'nın engellenmesi oldu. Güney Osetya'da ağzı fena halde yanan Saakaşvili, Soçi'de ihtiyatlı davranması gerektiğini kısa sürede anladı. Soçi Olimpiyatları, Gürcistan'ın akıl hocaları ile birlikte uyarladığı oyunda duvara asılan silah oldu. Çehov'un dediği gibi bu silah son sahnede patlayacak. Ve Saakaşvili doğal olarak son sahnede yer almak istemiyor, bu rolü Çerkeslere devretti. Çerkeslerin Gündemip> Peki Çerkesler bu rolü kabul etmeli mi? Bu sorunun cevabı açık olmalı: Başkalarının yazdığı senaryolarda oynamak hiç kimseye, hiçbir zaman, hiçbir fayda getirmemiştir. Çünkü ya rolünüz zaten kaybedeni oynamaktadır ya da en iyi olasılıkla perde kapandığında işiniz biter. Bu senaryonun amacı da sanırım yeterince açık: Kısa dönemde Soçi Olimpiyatları'nı engellemek, uzun dönemde Kuzey-Batı Kafkasya'yı istikrarsızlaştırmak. Yani rolümüz kaybedeni oynamak. Bu oyunun farkında olarak belirli bir süre işbirliği yapmak, Gürcistan'ı (hatta arkasındaki ABD'yi...) kullanarak belirli kazanımlar elde etmek mümkün değil mi? Doğal olarak Çerkes Soykırımı’nın tanınması ve uluslararası kamuoyunda duyurulmasının, Çerkesler açısından manevi getirisi var, fakat Gürcistan ile birlikte bu konuda çalışmak iki açıdan sorunlu. İlk olarak, Çerkes Soykırımı, Çerkeslerin tarihsel açıdan en haklı olduğu bir konu ve   günümüzde ulusal/kültürel kimliğin kurucu unsurlarından biri. Bu açıdan, soykırım sorununun bir araç olarak görülmesi, hele hele Gürcistan (ve ABD) gibi ülkelerin kısa dönemli çıkar hesaplarında araçsallaştırılması, bu haklı zeminin hızla kaybedilmesine yol açacaktır. Çerkeslerin ihtiyacı, soykırımın Gürcistan gibi devletler tarafından tanınması değil (böylesi bir tanınmanın pratikte hiçbir önemi yok), soykırımın ve uğranılan tarihsel haksızlıkların, özellikle Anayurt ve diaspora ülkelerinde ve kamuoyunda bilinmesi, anlaşılması ve kabul edilmesidir. Devletler-arası politik çatışmaların bir aracı haline getirildiğinde, soykırım konusu hem ulusal/kültürel kimliğin kurulmasındaki etkisini kaybeder, hem de Çerkesler haklı olmalarından kaynaklanan moral üstünlüğü hızla yitirmeye başlarlar. Bu da, soykırımın tekrar haklılık zemininde savunulmasını giderek zorlaştıracak, hatta belirli bir aşamadan sonra olanaksız hale getirecektir. Soykırım gibi insani boyutu son derece önemli olan bir konuda, masada kimin yanına oturduğunuz çok önemli. Avrupa'daki dostları tarafından bile artık sözü ciddiye alınmayan ve elindeki kan hala kurumamış insanlarla birlikte masaya oturup, Çerkes Soykırımı’nın tanınmasını istemek Çerkeslere bir şey kazandırmayacak, daha kötüsü Çerkes Soykırımı'nı itibarsızlaştırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. İkinci olarak, böylesi bir işbirliği Çerkeslerin kendi gündemlerinden uzaklaşmasına, kendi sorunlarına yabancılaşmasına yol açacaktır. Çerkeslerin günümüzdeki en önemli gündemi varoluş sorunu, yani her gün hızlanarak devam eden yok oluşu sürecinin durdurulmasıdır. Yok oluşa karşı mücadele ise somut durumda üç sacayağına dayanıyor: 1. Anayurt: Ulusal/kültürel varlığın oluştuğu ve uzun dönemde tek güvencesi olan Anayurt'ta, mevcut (federal) statülerin güçlendirilmesi, ulusal/kültürel pratiklerin gelişmesini sağlayacak kurumsal yapıların oluşturulması/güçlendirilmesi, mevcut hakların uygulanabilmesi ve geliştirilmesi gerekiyor. Anayurt'ta, özellikle Adigey Cumhuriyeti ve Abhazya'da mevcut sorunların en önemli nedenlerinden biri ise nüfus sorunu. 2. Diaspora: Diasporada en önemli sorunlar ise ulusal/kültürel hakların tanınması ve hızla yok olan kimlik ve kültürün korunabilmesi için kültürel üretimin ve etkileşimin sağlanması. Bu doğrultuda, başta yeni anayasanın hazırlanması olmak üzere demokratikleşmesi süreci önem kazanırken, bu demokratikleşme sürecinde talepleri formüle edecek ve savunacak, fakat aynı zamanda kültürel üretimi de sağlayacak örgütlü yapıların güçlendirilmesi gerekiyor. 3. Anayurt-diaspora ilişkisi: Diasporada tüm hakların tanınması durumunda bile, mevcut dağınık yapıdan dolayı ulusal/kültürel varlığın ne kadar korunabileceği açık değil. Anayurt'un diasporadaki insanlarına, diasporadaki insanların da Anayurt'larına ihtiyaçları var. Bu nedenle, Anayurt ve diaspora arasındaki ilişkilerin alabildiğine geliştirilmesi ve hem Anayurt, hem de diaspora açısından hayati önemde olan dönüş hareketinin canlandırılması/canlı tutulması gerekiyor. Çerkesler açısından, soykırımın tanıtılması ve Soçi Olimpiyatları'na ilişkin yapılacak tüm etkinliklerde ve yapılacak tüm işbirliklerinde, etkinliğin bu sacayağına katkısının ne olacağına bakmak gerekli. Gürcistan'la birlikte hareket etmek, ne Anayurt'ta Çerkeslerin konumuna yardımcı olacak, ne diasporada hakların gelişmesine yarayacak, ne de Anayurt-diaspora ilişkilerine olumlu bir katkıda bulunacaktır. Son olarak, Çerkes Soykırımı konusunun gündeme Gürcistan ile birlikte gelmediğini vurgulamak gerekli. Çerkes Soykırımı, ilk kez 125. yıldönümünden sonra gündeme gelmiştir. Ankara'da düzenlenen 125. Yıl Anma Etkinlikleri'nden sonra bu konu Anayurt'ta ve diasporada, kısmen birbirinden bağımsız şekilde Çerkesler tarafından gündeme getirilmiş, Dünya Çerkes Birliği'nin de katkılarıyla Adıgey ve Kabardey Balkar meclislerinde bu konuda kararlar alınmış, UNPO Çerkes Soykırımı'nın tanınmasını isteyen bir  karar almış, Rusya Federasyonu ilk devlet başkanı Yeltsin “soykırım” kavramını kullanmasa da 1864'ün bir facia olduğunu ve Çerkeslerin anayurda dönebileceklerini söyleyen bir açıklama yapmış,  soykırıma ilişkin pek çok belge/kitap yayınlanmış, Anayurtta ve Türkiye'de 21 Mayıs Soykırım ve Sürgün Günü kitlesel etkinlikler ile anılmaya başlanmıştır.  Bu süreçlerin hiç birinde Gürcistan'ın hiçbir yeri ve rolü yoktur. Gürcistan ancak 2008 Ağustos'undan sonra, Anayurt ve diasporadaki Çerkeslerin soykırımın tanınmasına ilişkin meşru çabalarını, kendi  amaçları doğrultusunda kanalize etmek istemiş, bu amaçla hazırladığı sahneye Çerkesleri davet etmiştir. Anayurt ve diasporadaki Çerkesler artık kendi gündemlerini oluşturmuştur. Mevcut sorunlarının temel nedeni olan Çerkes Soykırım ve Sürgünü'nün Rusya Federasyonu ve diaspora ülkeleri başta olmak üzere tüm uluslararası kamuoyu tarafından tanınması, yaşadıkları tarihsel haksızlıkların giderilmesi ve varlıklarının güvence altına alınması için çalışmaktadır. Bu çalışmayı da kendi belirledikleri doğrultuda, gerçekten kendi acılarını paylaşan ve gerçekten insan haklarına saygı duyan kişi ve kurumlarla birlikte yapacaklardır. Bu süreçte Çerkeslerin Gürcistan'dan tek talebi “gölge etmemesi”dir.   Notlarp> [1] Haber Gürcistan'ın Rusça yayın yapan televizyon kanalı Kanal Pik TV'de de yer aldı (http://pik.tv/en/), fakat bu yazı hazırlandığında Gürcistan Parlamentosu web sitesinde bu konuda bir bilgi (henüz) yer almıyordu.p> [2] Jamestown Vakfı'nın katkısıyla “Çerkesler: Geçmiş, Bugün ve Gelecek” (21 Mayıs 2007, ABD), “Rusya ve Çerkesler: İç Sorun mu, Uluslararası Sorun mu?” (8 Nisan 2008, ABD)  , “Olimpiyatlar 150 Yıl Önce Çerkeslerin Sürgün Edildiği Yerde Yapılabilir mi? (18 Haziran 2010, ABD) ve “Gizli Uluslar, Zaman Aşımına Uğramayan Suçlar: Geçmiş ve Gelecek arasında Çerkesler & Kuzey Kafkasya Halkları” (20-21 Mart 2010 ve 19-21 Kasım 2010, Tiflis) konferansları düzenlendi. [3] Bu kapsamda, Saakaşvili'nin 24 Şubat 2011'de Gürcistan'ın Kuzey Kafkasya'ya yönelik Rusça yayın yapan televizyon kanalının açılışında yaptığı açıklama önemli: Saakaşvili konuşmasında 2014 Soçi Olimpiyatları için “fiziksel tehdit” oluşturmaya ne güçlerinin yeteceğini, ne de bu yönde bir planlarının olduğunu söylüyordu. Bir başka deyişle, Saakaşvili Soçi Olimpiyatları'na yönelik olası bir saldırının sorumluluğunu peşinen reddediyor. [4] Bu hareketin web sitesindeki harita her şeyi özetliyor: http://www.zarodinu.org/p> div>nanErol Taymaz )

Moskova’da 4000 yıllık YİSPVUNE tanıtımı yapıldı

  KAFFED (AÇG) – 24.02.2012 -  Moskova Devlet Tarih Müzesinde Adığelerin eski çağ mezar kültürü YİSPVUNE (DOLMEN) olarak adlandırılan Kolıhu dolmeninin tanıtımı yapıldı.p> 4000 yıllık olduğu saptanan Yispvune tanıtımı Rusya Devlet Başkanlığında Adıgey Temsilciliği önderliğinde gerçekleşti. Krasnodar bölgesinde Tuapse Rayonu’nda Şapsığların oturduğu Aguy köyü yakınında bir yer Kolıhu. Yispvune 3000 yıl nehir sularının altındaydı.  2008 yılında su taşması sırasında, St.Petersburg’tan Kolıhu bölgesinde kazı yapan arkeologlar Yispvuneyı ortaya çıkardılar, koruma altına aldılar. Kafkasya arkeoloji tarihinde eski zamanlarda ölenlerin nasıl gömüldüğü ile ilgili ayrıntılı bilgi veren ilk dolmen olma özelliğini taşıyor. 500 yıl süresince farklı zamanlarda gömülmüş 700 insan kemiği bulundu Yispvune’de. Aile mezarlığı olduğu konusunda bilgiler var. Ayrıca ölenlerle gömülen çeşitli eşyalar bulundu. Yispvune’de üzerinde astroloji ile ilgili bir işaretin olduğu disk bulundu. Diskin ortasında 27 cm. genişliğinde bir sembol var. Ne anlama geldiği şimdilik bilinmiyor.   Yispvune’nin bulunmasının Kafkasya Arkeoloji tarihinde önemli bir konuma sahip olduğu belirtiliyor. Oldukça ağır kaya mezarın zamanın insanları tarafından nasıl yapılabildiği açıklanamıyor. Yaşlı kaya mezarın restorasyonunun uzmanlar tarafından oldukça dikkatli gerçekleştirildiği bildiriliyor. Kaya mezarının bulunduğu yerin Kolıhu adını taşıması nedeniyle kaya mezarına da Kolıhu Yispvune adı verildi. Moskova’da Devlet Tarih Müzesinde Adığelerın Eski çağ kültürüne ışık tutan Yispvune tanıtımında konser verildi. Eski Adığe halk şarkıları, Adığe bestekârların eserleri seslendirildi. Adığece şiirler okundu. Adıgey Cumhuriyeti Radyosu Dış Yayınlar Servisi ve Adığe Mak Gazetesi’nden derlenmiştir. Adıgey Çalışma Grubu - KAFFED Huşt EmelnanKaffed

Suriye’den gelen öğrenciler için siyasiler, işadamları el ele verdi

  Anavatan’da Suriye seferberliği KAFFED 18-02-2012 - Anavatanlarında öğrenim görmek için Suriye’den Nalçik’e gelen ancak, Suriye’deki gerilimli süreç nedeniyle zor günler geçiren öğrenciler için Kabardey Balkar Cumhuriyeti’nde örnek bir seferberlik başlatıldı. Siyasilerin öncülüğünde işadamlarının da desteğiyle 36 öğrenciye burs sağlandı. Suriye'den kesin dönüş yapmak isteyen soydaşlarla ilgili çalışmalar ise aralıksız sürüyor. Aileleriyle sağlıklı bağlantı kuramayan ve para transferinde sıkıntı yaşayan öğrenciler KBC’nin ana gündem maddelerinden biri oldu. Cumhurbaşkanı Kanoko Arsen ve Başbakan Yardımcısı ve Soydaş Komisyonu Başkanı Yerken Tembulat’ın girişimleriyle ilk etapta ihtiyaç sahibi olduğu belirlenen 36 öğrenciye 5’er bin ruble ödendi. Bir grup işadamı ile geçtiğimiz günlerde DÇB’ye giden Tembulat, öğrencilerin her türlü ihtiyaçları ile ilgileneceklerini söyledi. Suriye’den eğitim amacıyla Anavatan’a dönen öğrenci sayısı 96’ya ulaşıyor. Suriye’deki olağanüstü durum nedeniyle alarma geçen Soydaş Komisyonu, bu konuyu iki hafta arayla yaptığı toplantılarla gündeminde tutuyor. Komisyon ayrıca, KBC Cumhurbaşkanına ve Parlamentosuna Suriye’den gelecek Adığeler için  250-300 kişi kapasiteli (sanatoryum modelinde) “adaptasyon merkezi” açılması konusunda bir proje sundu. Devlet finansmanı ile gerçekleşmesi beklenilen bu proje için 9,6 milyon rublelik bir bütçe gerekiyor. Cumhurbaşkanı’nın bu ödeneğin sağlanması için parlamentoya talimat verdiği ise alınan bilgiler arasında.p> Suriyeli soydaşlar için yoğun mesai Suriye’den gelen öğrencilerin yanı sıra, bu ülkede yaşayan ancak anavatanına dönmek isteyenlerle ilgili çalışmalar da sürüyor. Bu kapsamda DÇB ve Perit Toplum Derneği tarafından hazırlanan rapor, Moskova’daki yetkililere iletildi. Son 1 ayda internet aracılığıyla başvuruda bulunan Suriyeli 96 soydaşımıza  anavatana geliş davetiyesi çıkartan Perit Toplum Derneği, davetiyelerle ilgili çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Son 3 ayda anavatana dönüş yapan soydaş sayısının 60’a ulaştığı öğrenildi. Bunlardan kalacak yer sorunu olan 9 kişinin, Cumhurbaşkanı tarafından Nart Otel’de kalmaları sağlandı. Diğerleri ise kendi olanakları ile akraba ve tanıdıklarının yanında kalıyorlar.p>nanKaffed

KBC Devlet Üniversitesi’nde okuyan Suriye’li öğrencilerle toplantı

  KBC “Perit Toplum Derneği” 18-02-2012 - Kabardey Balkar Cumhuriyeti Nalçik kentinde 16.02.2012 tarihinde KBC Devlet Üniversitesi’nde okuyan Suriye’li öğrenciler ile bir toplantı yapıldı.p> Toplantıya Sivil Toplum Kuruluşlarından ve Diyanet İşlerinden Sorumlu Bakan Paştı Boris, DÇB Başkanı Ajakho Kanşobi, Yabancı Uyruklu Öğrencilerden sorumlu Dekan Kajer Artur ve Perit Derneği Başkanı Stash Ahmet katıldı. Anavatanlarında öğrenim görmek için Suriye’den Nalçik’e gelen ancak, Suriye’deki gerilimli süreç nedeniyle zor günler geçiren öğrencilerin problemlerinin ve taleplerini dinlendiği, sorularının yanıtlandığı toplantıda, öğrencilere konuyla ilgili yapılmakta olan çalışmalar anlatıldı. Bakan Paştı Baris:p> “İki yıl önce, başka ülkelerde yaşamakta olan soydaşlarımızla ilgili çalışmalar yapmak üzere bir “Soydaş Komisyonu”nu oluşturduk. Bu komisyonda, devlet görevlilerinin yanısıra STK’lardan ve repetriyantlardan da temsilciler bulunuyor. Bu günlerde ise bu olağanüstü durumla ilgili ayrıca özel bir çalışma grubu da oluşturuldu. Maddi olarak yapabileceğimiz yardımlar ve bu durumu nasıl çözeceğimiz konusunu konuşmamız gerekiyor. Her koldan çalışıyoruz. Cumhurbaşkanımız da sorun ile yakından ilgileniyor ve çözümler konusunda söz verdi. Parlamentomuza da, Suriye devletinin bu konuda neler yapabileceğinin araştırılması için başvurduk. Yabancı ülkelerdeki soydaşlarımızın bu tür sorunlarının çözümünü hızlandıracak ilgili kurumlarla da görüşmeler yaptık.” dedi. DÇB Başkanı Ajakho Kanşobi:p> “Bugün, siz öğrencilerimizin sorunlarını konuşmak üzere bir araya geldik. Bizimle paylaşırsanız biz de bunları nasıl çözebileceğimizi anlatacağız. Merkezimize gelerek talepte bulunabilirsiniz, her zaman kapımız açık. Aranızda örgütlenerek taleplerinizi dillendirmeniz gerekir. Yasalar çerçevesinde size yardımcı olmak üzere gerekenleri yapacağımızdan emin olabilirsiniz. Burada okumak üzere gelen öğrencilerimizin bir karar almaları lazım: burada kalacaklar mı ya da gidecekler mi?  Kalmaya karar verene elimizden geldiğince yardımcı olmaya çalışacağız. Ayrıca, öğrencilik döneminizde birinci önceliğinizin eğitim almak olmalıdır.” dedi. Öğrencilerden sorusu olanlar Perit Derneği Başkanı Stash Ahmet’in tercümanlığı ile sorularını yönelttiler ve ilgili yetkililerden yanıt aldılar.   nanKaffed

Suriye’den Anavatana Dönmek İsteyen Soydaşlarla İlgili

  Suriye Arap Cumhuriyeti’nde yaşamakta olan ve son olaylar nedeniyle, kendi iradeleriyle anavatanlarına dönmek isteyen Çerkes yurttaşlar ile ilgili olarak, DÇB ve Perit Derneği’nin birlikte belirledikleri sorunlar ve çözüm önerileri, 09.02.2012 tarihinde hazırlanarak yetkililere sunuldu.p> 1.    Rusya Federasyonu’nda ( RF) Geçici Oturma İzni ( GOİ ) alınmasıyla ilgili sorun teşkil eden durumlar:p> 1.1. Sorunun Açıklaması: RF sınırları içinde yaşayan yabancı uyruklu vatandaşların yasal hakları konusundaki 25 Temmuz 2002 tarihli, 115-F3 nolu Federal yasaya bağlı olarak, Federal uygulayıcı kurumları temsil eden yerel Göçmen Büroları, yabancı uyruklu vatandaşların dilekçelerini 6 aya kadar inceleyebilmektedirler. Ancak şahıs vizesinin (özel kişinin davetiyesi ile verilen ) süresi 3 aydır, çok giriş-çıkışlı çalışma vizesinin süresi ( tüzel kişinin davetiyesi ile verilen) 1 yıldır. Yabancı uyruklu vatandaşların RF içinde kalış süreleri her bir 180 günlük zaman periyodunda toplam 90 gün ile sınırlıdır. Yani yabancı uyruklular RF‘nda kesintisiz olarak en fazla 3 ay kalabilmektedirler. Böylece yabancı uyruklu vatandaşlar GOİ sonucunu alamadan önce RF’nunu terk etmek zorunda kalmaktadırlar. Bununla birlikte temin edilmesi gereken belgeleri verecek olan (temiz kâğıdı) diğer kurum ve kuruluşlar ( güvenlik, sosyal güvenlik, sağlık raporu, iç güvenlik, icra ve vergi daireleri gibi) 2 ay içinde, yabancı uyruklu vatandaşa GOİ verilmesine engel bir durumları olup olmadığı hakkında bilgi vermek zorundadırlar.p> Öneri/talep: Uygulanmakta olan yasa çerçevesinde özel ve iş vizelerinin süreleri dikkate alınarak, GOİ talebi halinde belgelerin incelenme süresinin kısaltılması ve kişinin vize süresine uygun hale getirilmesi.p> 1.2.Sorunun Açıklaması: Yukarıda sözü edilen federal yasaya göre geçici seyahat süresi 1 ay olan ve turist vizesiyle RF ‘da bulunan yabancı uyruklular GOİ‘ne başvuramazlar. Suriye’nin birçok bölgesi savaş durumunda olduğu için, RF soydaşlarımızın, özellikle de anavatanlarına dönmek isteyen Suriye’li Çerkeslerin bu ülkeye geri gönderilmeleri tehlikelidir.p> Öneri/talep: Turist vizesiyle RF ‘nda bulunan Suriye’li Çerkes soydaşlarımızın GOİ için talepte bulunma hakkını ve GOİ sonucunu alıncaya kadar RF’nda kalış sürelerini uzatabilmeleri için gerekli olanaklar sağlanması.p> 2 . Konsolosluğa ödenecek harçlarla ilgili sorunlar:p> Sorunun açıklaması: Suriye’deki iç siyasi durumun şiddetlenmesine bağlı olarak RF’nuna dönmek isteyen Çerkes soydaşlarımızın sayıları oldukça artmaktadır. Birçoğu tüm aileleriyle birlikte anavatanlarına dönmeyi planlamaktadırlar. RF’nuna geliş vizelerinin hazırlanması –ki ivedilikle yapılmalı-ciddi miktarda para gerektirmektedir. Suriye’deki silahlı olayların hızla yaygınlaşmasının yarattığı ekonomik kriz koşullarında, birçok soydaşımız, her aile üyesi için vize belgelerinin ve davetiyelerin hazırlanması için gereken harç ödeme gücüne sahip değildirler.p> Öneri/talep: Suriye’deki RF konsolosluklarında Suriye’de yaşayan ve anavatanlarına dönme talebinde bulunan Çerkes soydaşlarımızın davetiye ve vize harçlarından muaf tutulma olanaklarının sağlanması.p> 3. RF’nuna giriş için gereken davetiyelerin Çerkes soydaşlarımıza ulaştırılması sorunu.p> Sorunun açıklaması: Şimdiye kadar tüzel ve özel kişilerin hazırlamış olduğu davetiyeler, soydaşlarımıza, RF’ndan Suriye’ye giden uçak yolcuları aracılığıyla gönderilmekteydi. Ancak son zamanlarda Suriye şehirleri ile Güney Rusya bölgeleri arasındaki uçak seferlerinde aksamalar söz konusudur. Bu nedenle ilgili şahıslara davetiyelerin ulaştırılması oldukça zor ve hatta mümkün olamamaktadır.p> Öneri/talep: Federal uygulayıcı kurumları temsil eden yerel Göçmen Büroları, RF’nuna giriş davetiyelerini, Suriye’deki RF konsolosluklarına ilgili şahısların bilgilerini e-mail ile direkt olarak gönderilmesi olanaklarının sağlanması.p> 4. Suriye’de düzenlenen (verilen) belgelerin RF ‘nunda yasal sayılması (geçerli olması) sorunu.p> Sorunun açıklaması: Suriye 5 Ekim 1961 tarihli yabancı resmi belgeleri yasallaştırma gerekliliğinin feshi hakkındaki GAAG anlaşmasının üyesi olmadığı için, RF GOİ, eğitim ve çalışma izni için gereken belgeler Suriye’deki RF konsolosluklarında onaylanmaktadır. Fakat şu anda konsolosluklara başvurmak oldukça zordur.p> Öneri/talep: Noter onaylı, Arapçadan Rusçaya çevrilmiş olan ve Suriye’de düzenlenen belgelerin RF’nda yasal olarak kabul edilmesi.p> 5. Çerkes soydaşlarımıza göçmen sıfatının kazandırılması ile ilgili sorunlar.p> Sorunun açıklaması: Bugün Çerkes soydaşlarımızın yoğun olarak yaşadıkları Suriye şehirleri (Damask bölgesi, Homs şehri ve diğerleri) savaş hali içinde bulunduklarından resmi kurumlar çalışmamaktadır. Buna bağlı olarak da birçok Çerkes soydaşımız yasal olarak Suriye’yi terk edemiyorlar ve RF’nuna oturum almak üzere gelemiyorlar.p> Öneri/talep: Anayurtlarına dönmek isteyen ve göçmen bürolarına gerekli belgeleri veremeyen Suriye’li soydaşlarımıza göçmen sıfatının kazandırılması olanaklarının sağlanması.p> 6. Suriye’de yaşayan ve RF’nuna dönme isteğinde bulunan Rusya, Çerkes soydaşlarımıza bir bütün olarak yardım etmek amacıyla ve 24 Mayıs 1999 tarihli, yurtdışındaki soydaşlarımıza yönelik RF resmi siyaseti konusundaki federal yasanın maddelerinin gerçekleşmesi amacıyla RF parlamentosunun, Suriye Arap Cumhuriyeti’nde yaşayan Çerkes soydaşlarımızın tarihi anavatanlarına dönmeleri için resmi programa alınmasını önermekteyiz.p> 7. RF ‘nunda vatandaşlık hakkı verilebilecek yabancı ülke vatandaşları için düzenlenmiş olan federal yasa, 18 kasım 2011 tarihinde, 2012 yılı için uygulanmak üzere Cumhuriyetlerin yabancı ülke vatandaşlığı kotalarını: Kabardey-Balkar Cumhuriyeti :450 kişi, Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti:300 kişi, Adıgey Cumhuriyeti: 457 kişi olmak üzere belirlemiştir. Bu kotaların ülkeye gelecek olan tüm yabancı uyruklular için geçerli olduğu açıktır. Bu yıl , Suriye’deki siyasi durum dikkate alındığında , tarihi vatanlarına dönmek isteyen soydaşlarımızın sayısı büyük ölçüde bu kotaları aşabilecektir.p>  Öneri/talep: Suriye’den gelecek olan soydaşlarımız için mevcut GOİ kotalarından bağımsız olarak işlem yapılması çarelerinin düşünülmesi.p> Haber: KBC “Perit Toplum Derneği”p>nanKaffed

‘Öteki’lerin Buluşması…

Geçen hafta, Türkiye’nin yüz yıllık ulus-devlet serüveninde yok sayılan, bastırılan, mağdur edilen, ezilen, zulüm edilen, dışlanan, hakları gaspedilen, kıyıma ve asimilasyona uğrayan... velhasılı öteki’leştirilen halkların ve dinlerin temsilcilerini buluşturan tarihi bir toplantı yapıldı; Adığe’si, Abaza’sı, Ubıh’ı, Oset’i, Çeçen’i, Laz’ı, Ermeni’si, Süryani’si, Yahudi’si, Kürt’ü, Zaza’sı, Arap’ı, Gürcü’sü biraraya gelip varoluş sorunlarımızı konuştuk ve gelecek için beklentilerimizi ortaya koyduk. Meğer dertlerimiz ne kadar çokmuş, meğer dertlerimiz ne kadar benzermiş ve meğer dertlerimize çare aramak için birlikte mücadele etmek ne kadar elzemmiş... 11-12 Şubat’ta (2012) Bolu Koru Oteli’de yapılan bu toplantı, Kafkas Dernekleri Federasyonu ile Laz Kültür Derneği’nin proje ortaklığında gerçekleştirilen “Farklılıklarımızla Var Olmak İstiyoruz” adlı Ortak Akıl toplantıları dizisinin sonuncusuydu. Daha önce 7-8 Ocak’ta Lazları, 14-15 Ocak ve 28-29 Ocak’ta Çerkesleri biraraya getiren toplantılar yapılmıştı. Bu son toplantı ise ilk üçünün birikimi ve daha geniş katılımla (çoğunluk yine Çerkesler ve Lazlar olsa da) hem nitelik hem nicelik bakımından çok daha zengin sonuçlar ortaya koydu. Hukuk profesörü Mithat Sancar, iletişim profesörü Sevda Alankuş gibi yetkin akademisyenlerin ve farklı medya gruplarından duyarlı gazetecilerin katılımı da toplantının özgül ağırlığını artırdı. Sisma’dan Dr.İrfan Mısırlıoğlu’nun moderatörlüğünde gerçekleşen toplantı, Türkiye’de yaşayan halkların ve dini grupların birbirini tanıması, dünden bugüne yaşadıkları sorunları paylaşmaları ve gelecek için umut ve beklentilerini ortaya koyarak bu uğurda ortak mücadele zemin oluşturmaları bakımından tarihi değer taşıyor. Hepimiz anladık ki, biz hem farklıyız hem aynı. Farklıyız ama ortak dertlerimiz ve umutlarımızla aynıyız. Hem farklılıklarımızı korumak hem de birlikte yaşama zenginliğini geliştirmek istiyoruz. Özetle, farklılıklarımızla var olmak istiyoruz... Hepimiz anladık ki, ne kadar farklı olursak olalım bu ulus-devlet cenderesinde halleri benzeşenleriz, Türk-Sünni dayatmasının mağdurlarıyız. Ve anladık ki, halleri benzeşenler birlikte yol alır ve birlikte çare arar... Elbette bu toplantıların ev sahipliğini yapan Kafkas Dernekleri Federasyonu ile Laz Kültür Derneği, bu toplantılarda ortaya çıkan düşünceleri, tesbitleri, öneri ve talepleri en geniş şekliyle kamuoyuna duyuracaklardır; çalışma gruplarının çok değerli sunumlarını ve bunlar ışığında hazırlanacak kapsamlı ortak raporu paylaşacaklardır. Benim bu notlarım kişisel gözlem ve değerlendirmelerden ibarettir... Geçmişle yüzleşme ve yeni travmalar... Toplantıya katılan herkesin (57 kişi) sözü değerliydi. Yine de, Prof. Dr. Mithat Sancar’ın toparlayıcı konuşması ayrı bir değere sahipti. Mithat hoca, hepimizin fikirlerini, beklentilerini dinledikten sonra birleştirici bir analiz yaptı. Şöyle ki; - Türkiye’nin geçmişinde pekçok ağır travmalar var. Elbette geçmişle yüzleşeceğiz ama bilmeliyiz ki bu yüzleşme yeni travmalara yolaçacak. Özellikle egemen güç (Türk-Sünni) üst düzeyde tepki verecek. Şimdiden bile Türk milliyetçiliğinin ve Sünni muhafazakarlığın reflekslerini görebiliyoruz. Bunlar daha da artacak ve şiddetlenecek. Buna hazırlıklı olmak gerek. - Gündemimizde yeni anayasa var. Bu, herkesin-herkesimin yararına yeni bir toplumsal uzlaşıyı inşaa etmek için çok önemli bir fırsat. Evet, 1924’den beri yapılan tüm anayasalar Kemalist ulus-devlet ideolojisinin ürünüdür. Evet, şimdi makas değiştirme zamanıdır. Yine de anayasanın sihirli bir değnek olmadığını bilmeli ve her sorunu çözemeyeceğini kabul etmeliyiz. Başka bir değişle, bu anayasa bazı sorunları çözecek bazılarını ise çözemeyecektir. O yüzden belki yeni anayasadan beklentimizi, her sorunu çözen değil her sorunun çözümüne engel olmayan bir anayasa diye tariflemeliyiz. - Elbette önümüzdeki süreçte Türkiye’nin varoluş paradigması, devlet yapısı, siyasi ve idari sistemi sorgulanacak. Belki coğrafi veya toplumsal federalizm modelleri, ya da ne bileyim şimdi akla gelmeyen farklı yol arayışları konuşulup tartışılacak. Ama bu tartışmaların-önermelerin olgunlaşması, benimsenmesi, hazmedilmesi ve nihayetinde herkesin kabulleneceği bir model ortaya konması epey zaman gerektirecek. Demek istediğim, şimdi yapılacak anayasa ile bu kadar derin-komplike sorunları bir çırpıda çözemeyiz, ama anayasayı daha sonra bizi bu sorunları çözmeye götürecek yolda engel teşkil etmeyecek şekilde yapabiliriz. - Büyük ve karmaşık bir değişim-dönüşüm yaşıyoruz. Bu süreçte herşeyin atbaşı (senkronize) gitmesini beklememeliyiz. Bazı noktalarda hızlı, bazı noktalarda yavaş yol alacağız. Toplumun farklı kesimlerinin tepkisi-katılımı farklı farklı olacak. Belki burada bulunanlarımızın birçoğu temsil ettikleri toplumların duyarsızlığından, ataletinden ve katılıma hevesli olmayışlarından yakınıyordur. Hiç moralimizi bozmayalım, bu giderek yaygınlık ve ivme kazanacak bir süreçtir. En zoru, ilk baştaki birkaç adımı atmaktır. Yürümeyi öğrenmek gibi; ürkek, yalpalayan ilk adımlardan sonra güvenle yürümeye başlanır. Güven arttıkça yere daha sağlam basan adımlar atılır. Eşitlik ve özgürlük... İki gün boyunca hepimiz daha özgür, daha mutlu, daha müreffeh bir yaşam için düşüncelerimizi paylaştık. Kendi kendimize kırmızı çizgi koymamaya, düşüncemize sansür uygulamamaya çabaladık. Yine de hepimiz ürkektik. Hatta öyle ki, benim gibi kendi toplumunun tutuk hallerinden yakınanlar gördük ki, diğer pekçok toplum bizden de tutukmuş. Evet, herkeste bir iyimserlik vardı, herkeste bir umut. Ama henüz epey temkinli ve epey ölçülü. Mithat hocanın sözünü ettiği gibi, güven arttıkça çoğalacak cinsten bir iyimserlik, artacak cinsten bir umut. Benim kişisel çıkarsamam şöyle özetlendi; - Geçmişten bugüne zaman zaman çeşitli vesilelerle ve daha çok sınırlı projelerle biraraya geldiğimiz Türkiye’nin diğer ‘öteki’leriyle ilk kez bu kadar kapsamlı ve bu kadar geniş katılımlı bir buluşma imkanı bulduk, etraflıca konuşup-dertleşip gelecek için birlikte mücadele zemini oluşturduk. Bu hem öğreten, hem empati ve sinerji yaratan bir buluşma oldu. Mutlaka devamı gelmeli... - Türkiye her ne kadar değişim-dönüşüm sürecine girmiş olsa da hala zihinlerdeki prangalar yeterince kırılabilmiş değildir Bu nedenledir ki, bu toplantıda sorunların tespiti konusunda ortaya konan cesaret ve özgüven, sorunların çözümü konusunda pek kendini gösteremedi. Örneğin halkların siyasi temsili, yönetime katılımı, toplumsal federalizm vs. gibi canalıcı kavramları yeterince konuşup tartışamadık. Çünkü zihinlerimiz henüz tam anlamıyla özgürleşemedi. - Düşünsel özgürleşmenin eşitlikçi siyasal terminolojiyle desteklenmeye ihtiyacı olduğu muhakkaktır. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ‘öteki’ye karşı kullanılan adlandırmalar, tanımlar ve kavramlar eşitlikçi oldukça ‘öteki’ de o kadar kendini özgür hissedecektir. Başka bir değişle, ‘etnik grup’ ya da ‘kültürel grup’ gibi alt tanımlar yerine ‘halk’ gibi eşitlikçi tanımlar kullanmak; ‘tolerans’ veya ‘hoşgörü’ gibi katlanma-lütfetme ifade eden kavramların yerine ‘farklılık hakkı’ veya ‘farklılığa saygı’ gibi eşitlikçi kavramlar kullanmak; ‘Kürt kökenli’, ‘Çerkes kökenli’, ‘Ermeni kökenli’ vs. gibi ikincillendirilmiş adlandırmalar yerine Kürt, Çerkes, Ermeni vs. gibi eşitlikçi adlandırmalar kullanmak, eşitliği içselleştirmek ve özgüveni artırmak bakımından büyük önem taşımaktadır. Bu toplantının bir artısı da, eşitlikçiliğe değer vermesidir. - Bu buluşma aynı zamanda bileşenlerinin birbirini güven ve samimiyet testine tabi tuttuğu bir sınama ortamıydı. Bence herkesin birbirine geçer not verdiği bir sınav oldu. Bundan sonraki buluşmalarda herkes kendini daha rahat hissedecek, otokontrole ihtiyaç duymadan düşüncelerini açıkça ifade edebilecektir. - Türkiye’de, ‘öteki’lerin egemen-baskın güce karşı alan genişletebilmeleri, ancak birlikte mücadele etmeleriyle mümkün. Bu toplantıda hepimiz, sorunlarımızın ne kadar benzer, ne kadar ortak olduğunu daha iyi öğrendik ve anladık. Bundan sonrası, bu sorunlarla başa çıkma çabalarımızı da ortaklaştırmak, Türkiye’nin demokratikleşme sürecine birlikte daha fazla katkı ve katılım sağlamaktır. KAFFED’i ve Laz Kültür Derneği’ni bu değerli organizasyon için kutluyorum. Sezai Babakuş, 16 Şubat 2012

Anavatan Bir Bütün Olarak Seferber

  KAFFED (AÇG) – 13-02-2012 - Anavatan, sivil ve devlet kuruluşları bir bütün olarak, ekonomik ve sayısal yetersizliğine rağmen, dün Kosova’da yaşayan Çerkes-Adığeleri vatana taşıdığı gibi bugünde Suriye’de yaşayanları vatana taşıma duyarlılığı ve çabası içerisinde. Suriye’de karışıklıklar başlar başlamaz, vatanda da endişeler başladı. Suriye’deki soydaşlarından ilk talep gelir gelmez; Sivil toplum örgütleri, Xaseler, Parlamentolar, Cumhuriyetlerin Başkanları, Hükümetler harekete geçti.   Bu kapsamda Adıgey Cumhuriyeti Adığe Xase-Çerkes Parlamentosu olağanüstü genel kurul toplantısı yaptı. Adığe Xase-Çerkes Parlementosu, ''Olağanüstü Toplantısına'' Cumhuriyetin Adığe yerleşim birimlerinden seçilen 457 delege ile 400’e yakın davetlinin yanı sıra Adıgey Cumhuriyeti Başbakanı KHUMPIL MURAT, ilgili bakanlar, milletvekilleri, Adıgey’de yaşayan diğer halkların (Grek, Tatar, Ermeni vs) temsilcileri, DÇB Başkanı AJAKHO KANŞAVBİY ve DÇB yöneticileri, KBC Diasporayla İlişkiler Komitesi Başkanı, Rusya Federasyonu’ndaki Çerkes-Adığe sivil toplum kuruluşlarının tamamına yakının yönetici ve temsilcileri katıldılar. Toplantının tek gündem maddesi; Suriye’de yaşayan Çerkes-Adığelerin vatana getirilmesiydi. Delegeler, Yöneticiler, Davetliler görüş ve önerilerini sundular. Sonuçta, genel kurulca oybirliğiyle;   1- Suriye’de yaşayan Çerkeslerin vatana getirilmesinin zorunluluğunu ve aciliyetini dile getiren bir deklarasyon yayınlandı.   2- Adıgey Cumhuriyeti Adığe Xase-Çerkes Parlamentosu Sovyeti’nin; üç cumhuriyetimizin başkanları, hükümetleri, parlamentoları ile Rusya Federasyonu başkanı, başbakanı, parlamento, senato başkanları nezdinde konunun, genel kurul adına sürekli takipçisi olmaya yetkilendirildi.   3- Adıgey Cumhuriyeti Adığe Xase-Çerkes Parlamentosu’nda, gelişmeleri halka duyuracak bir enformasyon merkezi oluşturulmasına karar verildi. KAFFED ADIGEY ÇALIŞMA GRUBU (AÇG)   nanKaffed

ЛАГЪОНАКЪЭ Dağında Turizm Tesisleri

  Aslan Thak’uşıne, ekonomik kalkınmadan sorumlu karayolları, Rusya Enerji Bakanlığı temsilcileri, Kuzey Kafkasya tatil ve dinlenme tesisleri işbirliği üyeleri ile bir araya geldi. Federal anlam taşıyan tatil merkezi Lağonake Dağı'nda inşa edilecek dinlenme tesislerini konuştu. Toplantıda Adıgey’in ilgili bakanlık ve yetkilileri de bulundu. “Cumhuriyetimizin gelecekte sosyo-ekonomisinin gelişiminde belirleyici olan turizmin merkezi dağın önemi tartışılamaz. Eşsiz doğa örtüsü ve turizme sunduğu imkanlar sayesinde Adıgey’e umut vermektedir. Benzerlerinden ayrıcalıklı olan, Ekim ayından Nisan ayına kadar karın kalkmadığı Lağonake Dağı Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’i  cezp etmiştir”  dedi. Aslan Thak’uşıne: “Tesislerin inşasına başlanmış durumda. Elektrik, doğal gaz ve içme suyu çekilmiş olup yolların yapılmasında da önemli aşamaya gelinmiştir” dedi. Daha sonra söz alan turizm komitesi başkanı Vilademir Petrov çalışmaların yürütülmesi için  öncelikli konulara açıklık getirdi. Dağın düzlüklerinde kurulacak otel ve diğer dinlenme tesislerinin yapılacağı alanlarda sınırların belirlenmesi gerektiğine dikkat çekti. Görüş ve önerilerin dile getirildiği toplantıda Lağonake dağ steplerinin Adıgey ile Krasnodar Bölgesi tarafından kullanıldığı, sınırların belirlenmesi, iki tarafın Kafkas Milli Parkına dahil yerlerin de kullanım alanına gireceği, önce bunların çözümlenmesi gerektiği ele alındı. Adıgey Cumhuriyeti Radyosu Dış Yayınlar Servisi Adıgey-Kıyı Boyu Şapsığ Masası Huşt Emel      http://www.youtube.com/watch?v=832JqdpJBdE&feature=relatedp>   nanKaffed

Maykop’ta Halk Kongresi Toplanıyor

  Лъэпкъым Ызэфэс Мыекъуапэ Шызэхащэщт Maykop Adığe Xase’si 11 Şubat tarihinde halk kongresi yapma kararı aldı. Adığe Xase toplantısında Suriye’deki çatışmalarda çok sayıda insanın hayatını kaybetmesi, orada yaşayan Adığe diasporasının da içerisinde bulunduğu kritik durum ele alındı. Adığe Xase başkanı Arambiy Hapaye “Suriye’de olaylar Adığey’i tedirgin etmektedir” dedi. Bu nedenle Rusya Devlet Başkanlığına, Federasyon Parlamentosuna, Rusya Devlet Dumasına, Kuzey Kafkasya Bölge Başkanlıklarına birer dilekçe gönderilmişti. Dilekçede Suriye’de yaşayan Adığelere yardım edilmesi, Anavatana dönüş yapmak isteyenlere destek sağlanması talep ediliyordu. Toplantıda Adığe Xase yönetim Kurulu üyeleri bu konudaki görüşlerini dile getirdiler. Konunun toplumsal değerler açısından önem taşıdığı, olayı görüşmek üzere 11 Şubat’ta Maykop Kültür Sarayı’nda geniş kapsamlı halk kongresinin yapılacağı açıklandı. Adığe Xase, Adıgey’ın her tarafından kurultaya katılacak temsilciler arasından konuyla ilgilenecek sorumlu grup oluşturacak. Adıgey Cumhuriyeti Radyosu Dış Yayınlar Servisi Huşt EmelnanKaffed