Çok konuşuyorum bir süredir… Fırsat buldukça da yazıyorum konuştuklarımı… Bütün arkadaşlarımla, akrabalarımla, iş yerindekilerle sürekli konuşuyorum… En son mahallemizin bakkalına anlattım Suriyeli kardeşlerimin yaşadığı dramı… Kendisinden boş koli almaya çalışıyordum aslında… Çok konuştukça ben, çok çalışıyorum, çok yoruluyorum sanıyor insanlar… Öyle ya, maalesef çok konuşanın çok iş yaptığını zannediyor insanlar günümüzde… Çok konuşan kişinin bir bildiğinin olduğunu, haklı olduğunu zannediyorlar… Oysa hiç konuşmadan vicdanın sesine kulak veren, kendisine yakışanı yapanlar var… Yıllar önce Thanın rahmetine emanet ettikleri atalarının isimlerini onurlandıranlar, yaşayan büyüklerinin göğsünü kabartanlar var sessiz sedasız… Sessiz sedasız… Hiç konuşmadan… Hiç konuşmadan, bir an olsun tereddüt etmeden, Suriyeli kardeşlerine köyündeki evi bağışlayanlar var… Yazın köyünde huzurla geçireceği günleri bir kalemde silip atanlar, “Kardeşlerim ortada mı kalsın? Bu eve onların benden daha çok ihtiyacı var…” diyenler var… Köydeki boş evini demiyorum sadece, sessiz sedasız, içinde yaşadığı evinde boş odasını kardeşlerine açanlar var. “Biz ne yersek, onlar da onu yer, hepsi hepsi iki tabak fazla koyarız sofraya” diyenler var… Bizi arayıp adres soranlar var. Kimsenin ruhu duymadan, kendi tuttuğu kamyonete yükleyip evindeki yatağı, masayı, dolabı bize ulaştıranlar var… Duymuşlar bir şekilde, Suriyeli kardeşleri için ev lazım, ev bulunsa içine konacak eşya lazım… “Onların ihtiyaçları varken, bu kadar eşya fazla geldi benim evime…” diyenler var… Gençlerimiz var, sessiz sedasız… Her boş vakitlerinde bir araya gelerek yardım malzemelerini tasnif eden, koliler hazırlayan, bağışlanmış ev eşyalarının bakımını, tamirini yapan gençlerimiz var… Ödünç aldıkları kamyonun direksiyona geçip, soydaşlarımızın bulunduğu köylere ulaştıran, bütün masrafları kendi aralarında oluşturdukları bütçe ile karşılayan gençlerimiz var. Yardımları ulaştırdıkları köylerde, Kocaman ÇERKES yürekleri ile onları karşılayan başka gençlerimiz var… Bir duyuru yayınladı Kaffed Suriye Kriz Masası 26 Mart tarihinde. Elindeki boş evlerin tükendiğini, yeni imkanlar yaratabilmek için zaman gerektiğini söyledi. Bir çağrı idi aslında yayınlanan soykırıma uğramış, vatanından sürgün edilmiş halkımdan geriye kalanlara... Elbette duyabilirseniz … Her türlü hesaptan kurtarabilirseniz kendinizi… Eğer sol yanınızda hissedebilirseniz acısını çoluk çocuk savaşın ortasında kalmış öz kardeşlerinizin… Anlayabilirseniz meselenin sadece can kurtarmak olduğunu… Takip eden günlerde irili ufaklı gruplar halinde toplam 22 soydaşımız karşılandı Kaffed Suriye Kriz Masası tarafından. İzmit’de, Adapazarı’nda, Çorum’da , Düzce’de bağışlanan evlere yerleştirildiler… Merak edenler var… ”Bundan sonra ne yapacak Suriye Kriz Masası?...” Sözcüsü değilim Suriye Kriz Masasının, çok konuşan İstanbul’daki bir üyesiyim sadece… Çok konuşuyorum ya, çok çalışıyorum, çok yoruluyorum zannediyorsunuz sizler… Yanılıyorsunuz ben çok konuştuğum ve fırsat buldukça da yazdığım için konuştuklarımı… Sadece kendi fikrimi söyleyebilirim… İŞİNİ YAPACAK… HİÇ KONUŞMADAN… SESSİZ SEDASIZ… Ama bilgilendirecek sizleri… 8 Nisan 2013 ----------------------------------------------------------- İKKD-GENÇ tarafından yürütülen kampanya ile toplanan, bir süredir İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nde stoklanan giysi ve her türlü ev eşyasından oluşan yardım malzemeleri, İKKD-GENÇ üyeleri tarafından temin edilen araç ile 7 Nisan 2013 tarihinde Düzce derneğimize ulaştırılmış, Düzceli gençlerimize teslim edilmiştir. {gallery}/haber/diaspora/2013/istanbul/ikkd_suriye{/gallery} nanAtlheskir Janberd Dinçer
İki Suriyeli Soydaşımız Yalova Fevziye Köyü’nde
06.04.2013 Cumartesi günü Atatürk Havalimanında Sayın Erdoğan Yaşar tarafından karşılanan Suriyeli İki bayan soydaşımız, aynı gün Yalova Fevziye köyündeki akrabalarının yanına gönderilmiştir. Saygı ile duyurulur. KAFFED Suriye Kriz MasasınanKaffed
Lazlar Dünyaya Seslendi
Türkiye ve Gürcistan Halklarına ve Dünya Kamuoyunap> Laz Halkı nezdinde Gürcistan’ın ve Gürcistan halklarının özel bir yeri vardır. Gerek kültürel, dilsel ve etnik akrabalığımız bulunan Megrel nüfusunu, gerekse de Laz tarihinin arkeolojik kalıntılarını barındırması bakımından Gürcistan’ın batısı, adeta Lazların anavatanı durumundadır. Lazların geleneğinde, geçmişinin önemli bir parçasını barındıran Gürcistan’a yaklaşımları asla menfî olmamış, gerek Türkiye’de gerekse Gürcistan’da yaşayan Gürcülere Laz halkı daima dostane duygular beslemiştir. Bununla birlikte, Lazların dilsel, tarihsel ve kültürel aidiyetine yönelik olarak Gürcistan’da bazı art niyetli, politik ve popülist söylemler Gürcü uluslaşma sürecinden itibaren sürekli dillendirilmiş ve Gürcistan’ın resmî politikası olarak benimsenmiştir. Bu söylemler son yıllarda daha da yoğunlaşarak Lazları rahatsız edici bir hal almış, kabul edilemez boyutlara ulaşmıştır. Gürcistan’ın resmî söylemi Megrel-Laz halkını müstakil bir unsur olarak görmeyerek onu Gürcü (ya da Kartveli, Georgian) ulusunun bir parçası, Lazcayı da Gürcü (Kartveluri, Kartuli, Georgian) dilinin bir diyalekti saymaktadır. Türkiyeli Lazlar, soğuk savaş döneminde yeterince bilgiye ve örgütlü yapıya sahip olmadıklarından dolayı Kartvelist söyleme tepkisiz kalmışlardır. Ancak, Kartvelist ideologlar bu suskunluğu "sükut ikrardan gelir" aforizmasına dayandırarak tacizlerini son 10 yılda sürekli arttırmışlar, özellikle konudan bihaber Lazlara kara propaganda, demagoji, kelime oyunları ve çarpıtmalarla bu akıl dışı iddiayı benimsetmeye çalışmışlardır. Gürcistan devletinin Kartvelist tezlerinden beslenen bu faaliyetler, bir bütün olarak Lazları son derece rahatsız etmekte, Gürcistan’a karşı antipati uyandırmaktadır. Gürcistan’da bu görüşü yaymaya çalışan kişi ve kurumlara açık ve net olarak şunları söylemek istiyoruz: 1. Lazlar Gürcü ulusunun bir parçası olmamıştır ve bugün de değildir. Lazlar Gürcü (Kartveli) değildir. Lazlar tarihin başından beri Laz’dır ve Laz olarak kalmaya azimlidir. Lazların dilsel, tarihsel ve kültürel aidiyeti hiçbir kişi ve kurumun tartışma konusu olamaz. Bunun sorgulanacak bir yanı yoktur! 2. Lazca Gürcücenin (Kartveluri) bir parçası, lehçesi, diyalekti, ağzı ya da Gürcü dillerinden (Kartvelian/Georgian Languages) biri değildir. Lazlar Kartvelian Language, SaertoKartveluri (Common Kartvelian) gibi Kartvelist ve politik terminolojilere karşıdırlar ve bunları reddetmektedirler. Bu terimler sebepsiz olarak Gürcüceyi ön plana taşımakta, Lazca ve Megrelceyi yazı dili olarak göz ardı etmektedir. Bunun bir sonucu olarak, Gürcistan’da Laz ve Megrel edebiyatı görmezlikten gelinmiş, hatta bölücü edebiyat olarak adlandırılmış ve alay konusu yapılmıştır. Bu yanlı terminoloji yerine, daha bilimsel ve apolitik olmak üzere "Güney Kafkas Dilleri (South Caucasian Languages)" teriminin kullanılması yerinde, doğru ve bilimsel bir tavırdır. Bununla birlikte anadilimiz Lazcanın, Gürcüce ve diğer Güney Kafkas dilleri ile olan tarihî ve kökensel yakınlığını reddetmiyoruz. Bu yakınlık Hint-Avrupa dil ailesinin Cermen grubundan olan Almanca ve İngilizce ile kıyaslanabilir. Söz konusu diller, birbirlerine, Lazca ile Gürcüceden çok daha yakındır. Ancak Almanlara İngiliz, İngilizlere de Alman denemeyeceği gibi bu yakınlıktan hareketle Lazlara Gürcü, Lazcaya da Gürcüce denemez! Bu yakınlığa bazı politik anlamlar yüklemek ise hezeyandır, abestir.p> 3. Lazlara kardeşlik adı altında yaklaşarak, bir takım kelime oyunlarıyla tarihi manipüle etmeye, yaşanmamış tarihî olayları sübjektif yorumlarla yaşanmış gibi göstermeye, bunları kullanarak Lazlara din ithal etmeye çalışan kişi ve kurumların bu tutumlarını samimi bulmuyor, kardeşlik ve dostlukla bağdaştırmıyoruz. 4. Laz kültürüne emeği geçmiş sembol kişilerin çarpıtma ve zorlama yorumlarla Gürcülüğe mal edilmeye çalışılmasını etik bulmuyor ve şiddetle kınıyoruz. 5. Gürcistan’da Lazcanın sadece bir "akademik araştırma dili" ya da "ev dili" çerçevesine hapsedilmiş olduğu gözlemlenmektedir. Ancak, biz biliyoruz ki Lazca yaşayan bir dildir ve Laz kimliğinin en belirgin unsurudur. Yaşayan bir edebiyatı vardır. Yaşamı ve dünyayı anlatmada aşılamayacak bir eksikliği bulunmamaktadır. Bu özelliğini devam ettirebilmesi için başta Türkiye ve Gürcistan’da gösterilecek her türlü çaba Lazların takdirini kazanacaktır. 6. Gürcistan ve Gürcistan’daki kurumlar eğer Lazların hoşnutluğunu, Gürcistan’a sempatisini arttırmak istiyorlarsa, Megrellere ve Svanlara kültürel otonomi, anadilde eğitim, bu dillerin güçlendirilmesi için teşvik ve destek sağlanması gibi konulara eğilmelidirler. Avrupa ya da başka bir siyasi gücün baskısıyla değil, Gürcistan ve kurumlarının kendi içinden gelen bir sorumluluk hissiyle bu dillerin anadil olarak tanınmalarına yönelik girişimlerde bulunulması Gürcistan için daha demokratik bir tavır olacaktır. Unutulmamalıdır ki Lazca, Megrelce ve Svanca dünya kültür mirasının bir parçasıdır. Bu dillerin yaşatılmasına yönelik çabalar insan hakları çerçevesinde tanınan evrensel ilkelerden güç almaktadır. Bu dillerin yok oluşu sadece konuşucularını değil, bütün insanlığı ilgilendiren bir sorundur. Bu unutulmamalıdır. Aşağıda imzası bulunan biz Laz aydınları ve sivil toplum örgütleri, Gürcistan’dan yönelen bu Kartvelist propagandaya ve Kartvelizme artık tepkisiz kalmamak gerektiği fikrindeyiz. Tek bir ağızdan ortak görüşlerimizi ihtiva eden bu metin, Gürcistan, Türkiye ve Dünya’da konuyla ilgili bütün kurum ve kuruluşları haberdar etmek amacıyla kaleme alınmıştır. Gola Kültür Sanat ve Ekoloji Derneği Karadeniz Ereğli Laz Kültür Derneği Laz Kültür ve Dayanışma Derneği Lazebura E.V. – Avrupa Laz Kültür Derneği (European Laz Culture Movement) Lazika Yayın Kolektifi Sima Doğu Karadenizliler Hizmet Vakfı Kaynak: http://lazca.orgp>nanKaffed
Soydaşlarımıza Antalya’dan Giyecek Yardımı
Antalyalı Hemşerimiz Sayın Yediç Bekir Özbaş Bey Meltem Ünüforma Firmasının sahibi Sayın Mehmet Atılgan Bey ile irtibata geçerek Suriyeli Soydaşlarımızın ihtiyaçlarında kullanılmak üzere toplam 24 koliden oluşan giyecek malzemesi (Yeni dikilmiş Pantolon,Gömlek,Yelek vs) temin etmiş, bu malzemeler Adana derneğimiz aracılığı ile ihtiyaç sahiplerine dağıtılmıştı. Ayrıca 3 koli giyecek de Antalya derneğimiz aracılığı ile Antalya'da ki Suriyeli kardeşlerimize iletildi. Sayın Mehmet Atılgan Bey bu kez de Düzce ve Bursa'daki Suriyeli soydaşlarımız için giyecek yardımında bulunmuş, malzemeler bugün kargoya verilmiştir. Giyecekleri bağışlayan Sayın Mehmet Atılgan Beye ve organizasyonu yapan Yediç Bekir Özbaş Beye teşekkürlerimizi sunarız. Saygılarımızla KAFFED SURİYE KRİZ MASASInanKaffed
KAFFED Kriz Masası ve Başkanlar Kurulu Toplantıları 7 Nisan’da
Suriyeli Soydaşlarımızın durumunun görüşüleceği, yeni yol haritasının belirleneceği toplantı ile 21 Nisan günü yapılacak Olağanüstü Genel Kurul Toplantısının değerlendirileceği KAFFED Kriz Masası ve Başkanlar Kurulu toplantısı 7 Nisan Pazar günü saat :10.00'da Federasyon merkezinde yapılacaktır. Saygılarımızla Kafkas Dernekleri FederasyonunanKaffed
Kaybolan Dillerin 18 Tanesi Türkiye’de
[HÜRRİYET GAZETESİ] Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nün Tehlike Altındaki Diller Dünya Atlası yenilendi. Daha önce 1996 ve 2001 yıllarında yayınlanan atlasın Mart 2013 versiyonunda dünyanın dört bir yanından 2 bin 500’den fazla dil yer alıyor. Bu dillerden 18 tanesi de Türkiye’de bulunuyor. Derleyen: Sevin TURAN seturan@hurriyet.com.tr Atlasta yer alan diller beş farklı kategoride değerlendiriliyor: 1- Kırılgan: Çocukların çoğu bu dilleri konuşuyor ancak genellikle sadece evlerinde aileleriyle kullanabiliyorlar. 2- Kesinlikle tehlikede: Çocuklar bu dilleri artık evde anadil olarak öğrenmiyor. 3- Ağır tehlikede: Aile büyükleri ya da yaşlı nesillerin konuştuğu diller. Ebeveynler dilleri anlasa da çocuklarıyla ya da kendi aralarında konuşurken kullanmıyorlar. 4- Ciddi tehlikede: Dili konuşan en genç bireyler büyük ebeveynler ve daha yaşlı nesiller. Onlar da dile tam hakim değil. 5- Yok olmuş diller: Dili konuşan son kişi de hayatını kaybetmiş. Dile sadece yazılı kaynaklardan ulaşılabiliyor. td> tr> Dilin ismi: Abhazcap> Durumu: Kırılgan Dünya genelinde konuşan kişi sayısı: Farklı tahminlere göre 125 bin Bölgeler: Abhazya, Türkiye, Rusya Federasyonu, Ortadoğu ve Batı Avrupa'daki diaspora toplulukları Konuşulduğu ülkeler: Abhazya, Rusya Federasyonu, Türkiye td> tr> Dilin ismi: Abazacap> Diğer isimleri: Tapanta Durumu: Kesinlikle tehlikede Dünya genelinde konuşan kişi sayısı: 2002 Schulz tahminlerine göre 31 bin Bölgeler: Rusya Federasyonu'nda Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti'nin bazı yerleri Konuşulduğu ülkeler: Rusya Federasyonu, Türkiye td> tr> Dilin ismi: Adığecep> Diğer isimleri: Adıgece, Batı Çerkesçe Durumu: Kırılgan Dünya genelinde konuşan kişi sayısı: Farklı tahminlerin ortalaması 300 bin Bölgeler: Rusya Federasyonu'nda Adige Cumhuriyeti ve komşu bölgeler, Türkiye, Ortadoğu ve Batı Avrupa'daki diaspora toplulukları Konuşulduğu ülkeler: Irak, İsrail, Makedonya, Rusya, Suriye, Türkiye, Ürdün. td> tr> Dilin ismi: Kapadokya Yunancası p> Diğer isimleri: Ürgüpçe, Anadolu Yunancası Durumu: Yok olmuş Dünya genelinde konuşan kişi sayısı: Bilinmiyor (2005 yılında Mark Janse ve Dimitris Papazachariou Yunanistan’ın kuzey ve orta kesimlerinde halen bu dili konuşan kişiler olduğunu keşfedene kadar dili konuşan kimse olmadığını düşünülüyordu.) Bölgeler: Nüfus mübadeleleri öncesinde Kapadokya, Konya'nın Sille, Kayseri'nin Faraşa köyü ve komşu köyler Konuşulduğu ülkeler: Türkiye td> tr> Dilin ismi: Gagavuzca (Güney Balkan) p> Durumu: Ağır tehlikede Dünya genelinde konuşan kişi sayısı: Elde veri yok Bölgeler: Makedonya'nın güneydoğusunda Strumica, Yunanistan'ın kuzeydoğusunda Evros (Meriç) bölgesi, Edirne'nin Surguç bölgesi Konuşulduğu ülkeler: Makedonya, Türkiye, Yunanistan td> tr> Dilin ismi: Hertevince p> Diğer isimleri: Hertevin Durumu: Ciddi tehlikede Dünya genelinde konuşan kişi sayısı: Bin Bölgeler: Siirt’in Pervari ilçesi yakınlarında bulunan Hertevin köyü (Bugün konuşanların neredeyse tamamı yurtdışında yaşıyor, Türkiye’de konuşan kişi dört kişi var) Konuşulduğu ülkeler: Türkiye td> tr> Dilin ismi: Hemşince p> Diğer isimleri: Homşetsi Durumu: Kesinlikle tehlikede Dünya genelinde konuşan kişi sayısı: Elde veri yok Bölgeler: Türkiye’nin kuzeydoğusu, önceleri Orta Asya’dan Gürcistan’a sınır dışı edilenler (Batı Ermenicesinin bir diyalekti olduğundan SIL International tarafından ayrı bir madde olarak değerlendirilmiyor) Konuşulduğu ülkeler: Türkiye td> tr> Dilin ismi: Ladino p> Diğer isimleri: Judezmo, Yahudi İspanyolcası, Sefaradca, Haketia (Fas’ta kullanılan ismi) Durumu: Ağır tehlikede Dünya genelinde konuşan kişi sayısı: 400 bin Bölgeler: Geleneksel olarak Yunanistan ve Türkiye, özellikle de Makedonya ve Trakya’daki tarihi yerler, Balkanlar, Kuzey Afrika’da Fas, Ceuta, Melilla, Cezayir; Türkiye’deki 10 bin civarında kişinin çoğunluğu İstanbul’un Balat ve Hasköy semtlerinde yaşıyor, Yunanistan ve Balkanlarda yaşayanların sayısı Holokost’tan sonra çok azaldı, Kuzey Afrika’da dil ortadan kayboldu. Konuşulduğu ülkeler: Arnavutluk, Bosna Hersek, Bulgaristan, Cezayir, Fas, Hırvatistan, Makedonya, Romanya, Sırbistan, Türkiye, Yunanistan td> tr> Dilin ismi: Kabardeyce p> Diğer isimleri: Kabarca, Kabartayca, Doğu Çerkesçe Durumu: Kırılgan Dünya genelinde konuşan kişi sayısı: Farklı kaynakların ortalaması 650 bin Bölgeler: Rusya Federasyonu’nda Kabardey-Balkar Cumhuriyeti ve Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti, Türkiye ve Ortadoğu’da diaspora toplulukları Konuşulduğu ülkeler: Rusya, Türkiye td> tr> Dilin ismi: Lazca p> Diğer isimleri: Lazuri Durumu: Kesinlikle tehlikede Dünya genelinde konuşan kişi sayısı: 2001 tahminlerine göre 130 bin (Şişirilmiş bir rakam olabileceği belirtiliyor) Bölgeler: Rize’nin Pazar, Ardeşen, Çamlıhemşin ve Fındıklı ilçeleri ile Artvin’in Arhavi, Hopa, Borçka ve Sarp ilçeleri, Sarp’ın bir kısmı Gürcistan tarafında Acar Cumhuriyeti’nin bir parçası, Sakarya, Kocaeli ve Bolu’da aynı zamanda 1877-78 Savaşı sırasında mülteciler tarafından kurulan Laz köyleri var. Konuşulduğu ülkeler: Gürcistan, Türkiye td> tr> Dilin ismi: Mlahsô p> Diğer isimleri: Batı Süryanicesi Durumu: Yok oldu Dünya genelinde konuşan kişi sayısı: Kısa bir süre önce tükendi (Konuşan son kişi İbrahim Hanna 1998’de hayatını kaybetti) Bölgeler: Diyarbakır’ın Lice ilçesi yakınlarında iki köy; tüm sakinler Suriye’ye göçtü Konuşulduğu ülkeler: Türkiye td> tr> Dilin ismi: Pontus lehçesi p> Diğer isimleri: Pontusça, Pontus Rumcası Durumu: Kesinlikle tehlikede Dünya genelinde konuşan kişi sayısı: 300 bin (Genel olarak bu rakam veriliyor) Bölgeler: Türkiye’de ve Gürcistan’da Karadeniz kıyıları, Of ve Sürmene’de halen konuşanlar var ancak çoğunluğu Yunanistan’a göçtü; Rusya’nın güneyi ve Kafkasya’da da göçmüş bazı gruplar yaşıyor Konuşulduğu ülkeler: Ermenistan, Gürcistan, Rusya, Türkiye, Ukrayna, Yunanistan td> tr> Dilin ismi: Romanca p> Diğer isimleri: Çingenece, Romani, Romca, Çingene dili Durumu: Kesinlikle tehlikede Dünya genelinde konuşan kişi sayısı: Matras 2002 tahminlerine göre 3 milyon 500 bin Bölgeler: Birçok Avrupa ülkesi özellikle Doğu-Orta ve Doğu Avrupa, Balkanlar Konuşulduğu ülkeler: Arnavutluk, Avusturya, Belarus, Birleşik Krallık, Bosna Hersek, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Hırvatistan, Hollanda, İsviçre, İtalya, Karadağ, Letonya, Litvanya, Makedonya, Polonya, Romanya, Rusya, Sırbistan, Slovakya, Slovenya, Türkiye, Ukrayna td> tr> Dilin ismi: Suret p> Diğer isimleri: Asuri Yeni Aramice, Keldani Yeni Aramice, Süryanice, Yeni Süryanice Durumu: Kesinlikle tehlikede Dünya genelinde konuşan kişi sayısı: Poizat ve Sibille’in verileri üzerinden 2008 tahmini 240 bin Bölgeler: Irak Kürdistan’ı, Batı İran Azerbaycan’ı ve Kürdistan’ı, Suriye’nin Türkiye sınırı yakınları; Türkiye’de konuşan yok; konuşanların çoğunluğu Avrupa, Kuzey ve Güney Amerika ve Avustralya’da diasporada yaşıyor Konuşulduğu ülkeler: Ermenistan, Irak, İran, Suriye, Türkiye td> tr> Dilin ismi: Turoyo p> Durumu: Ağır tehlikede Dünya genelinde konuşan kişi sayısı: Poizat ve Sibille’in verileri üzerinden 2008 tahmini 50 bin Bölgeler: Geleneksel olarak Mardin’in Midyat ilçesi civarında konuşuluyor; konuşanların çoğu İsveç ve Almanya’ya göçmüş durumda Konuşulduğu ülkeler: Suriye, Türkiye td> tr> Dilin ismi: Ubıhça p> Durumu: Yok oldu Dünya genelinde konuşan kişi sayısı: Son konuşan kişi olan Tevfik Esenç 1992 yılında hayatını kaybetti Bölgeler: 1864’ten bu yana göçmen topluluklar; Esenç Manyas’ın Hacı Osman köyünde yaşıyordu Konuşulduğu ülkeler: Türkiye td> tr> Dilin ismi: Batı Ermenicesi p> Durumu: Kesinlikle tehlikede Dünya genelinde konuşan kişi sayısı: Farklı kaynaklardan elde edilen tahminlere göre 50 bin Bölgeler: İstanbul, Hatay’ın Samandağ ilesinin Vakıflı köyü Konuşulduğu ülkeler: Türkiye td> tr> Dilin ismi: Zazaca p> Diğer isimleri: Zâzâ Lisânı, Dımılki, Zazaki, Kırmancki, Kırdki, Sobé, Zonê Ma Durumu: Kırılgan Dünya genelinde konuşan kişi sayısı: 1998 Paul tahminlerine göre 2 milyon Bölgeler: Tunceli, Erzincan, Elazığ, Bingöl, Erzurum’un Hınıs ilçesi, Sivas’ın doğusu Muş’un Varto ilçesi, Kayseri’nin Sarız ilçesi, Diyarbakır’ın kuzey ve batı kesimleri, Şanlıurfa’nın Siverek ilçesi ve komşu ilçelerde bazı küçük alanlar; Avrupa’da bu dili konuşan çok sayıda göçmen var. Konuşulduğu ülkeler: Türkiye td> tr> http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/galeridetay.aspx?cid=67457&rid=2&p=1p> td> tr> tbody> table> nanKaffed
Irak Çerkesleri
Çarlık Rusyası’nın Kuzey Kafkasya’yı işgalinin tamamlandığı tarih olan 1859-1865 yılı sonrasında yaşanan sürgün ile birlikte Osmanlı Devleti sınırlarındaki Irak’a da Çerkes iskanı yapılmıştır. Yaklaşık 1 milyon 400 bin Çerkes Kuzey Kafkasya'dan zorla göç ettirilmiş, bunun yaklaşık 1 milyon 100 bini Osmanlı topraklarına yerleşmiştir. Bunların içerisinde yaklaşık 5 bin Çeçen ailesinin bulunduğu (bazı kaynaklar Çeçen nüfusu 39 bin kişi olarak ifade etmektedir) söylenmektedir. Önce Sivas ve çevresine yerleşen Çeçenler daha sonra Suriye ve sonunda Irak topraklarına göç etmişlerdir. Önce Musul’a giren aileler daha sonra Irak’ın orta bölgelerine doğru inerek Tikrit’in karşı yakasında bulunan Dicle Nehri’nin batısındaki Kelek bölgesine yerleşmişlerdir. Buradan Irak’ın çeşitli bölgelerine yayılan Çerkesler, Kerkük, Diyala, Anbar (Felluce) ve Bağdat çevrelerinde yaşamaya başlamışlardır Bunun yanı sıra, zorunlu göç öncesi ve sonrasındaki kısa sürede Kuzey ve Güney Dağıstan’dan göç eden aileler de Duhok, Erbil ve Süleymaniye’ye yerleşmiştir.p> Irak topraklarında yaşayan Çerkesler, Osmanlılar ile Ortadoğu’ya gelen askerler olarak anılmaktadır. Birçok Arap milliyetçisi tarafından “kendi göğüslerine saplanmaya hazır olan Osmanlıların hançerleri” olarak nitelenen Irak Çerkeslerine karşı şiddet ve asimilasyon politikaları uygulandığı bilinmektedir. Dağıstanlı Mehmet Fazıl Paşa ile Kazım Paşa dönemlerinde Çerkesler Felluce kentini kurmuştur. Felluce, Arap aşiretlerinin yerleşim yeri olarak bilinmekle birlikte şehirleşmiş bir yapıdan uzaktır. Ancak, Kazım Paşa’nın emri doğrultusunda burada bir askeri bölge kurulmuş ve Çeçenler getirilerek Felluce’ye yerleştirilmiştir. Daha sonra gelen göçlerle birlikte burası bir şehre dönüşmüştür. İçindekiler Takdim Özet Giriş 1. Nüfus Hacmi ve Coğrafi Dağılım 1.1. Zindan Köyü (El-Hamidiye) / Diyala 1.2. Çeçen (Carşlu) Köyü / Kerkük 1.3. Yengice (Bablan) Köyü / Selahaddin 1.4. Felluce İlçesi / Anbar 1.5. Süleymaniye 2. Irak’taki Çerkeslerin Toplumsal Özellikleri ve Kültürel Yapıları 3. Irak’ın Siyasi ve Toplumsal Yaşamında Çerkeslerin Rolü 3.1. Muhammed Fazıl Paşa El-Dağıstani 3.2. Gazi Muhammed Fazıl El-Dağıstani 3.3. Timur Ali Beg 3.4. Safa Şemseddin Halis 4. Iraklı Çerkeslerin Varolma Çabası: Iraklı Çeçen Dağıstanlı ve Çerkes Aşiretleri El-Tadamun Derneği 5. Sonuç Ek: Iraklı Çeçen Dağıstanlı ve Çerkes Aşiretleri El-Tadamun Derneği Başkanı Ahmet Katav ile Söyleşip> Metnin Tamamı td> tr> tbody> table> +''+nan+''+Kaffed
Suriye’de arada ölmek…
Damdan düşenin halinden anlamak için damdan düşmek gerekmez…strong>p> Yirmi bir Mart günü Türkiye, otuz yıldır süren iç savaşın sona erdirilmesi ile ilgili güçlü bir barış adımı attı gibi görünüyor. Yirmi iki mart gününden başlayarak barıştan çok, Diyarbakır’da bir milyonun üzerinde katılımla düzenlenen kutlamada sahne düzeni, asılan-asılmayan bayraklar tartışılıp duruyor. Muhalefet partileri beş bin kişilik miting bile yapamazken; Diyarbakır’da Kürtler Newrus kutlamasında beş bin kişi görev yapmış, bir milyonun üstünde kişi katılmış. BDP son seçimlerde iki milyon civarında oy almış. Seçmenlerinin neredeyse tamamını bir merkezde toplayarak etkinlik yapabilen başka bir siyasi parti dünya da var mı şüpheliyim. Bu durum herkese, Türkiye’de barış isteğinin Kürt tarafının ne kadar güçlü bir istek halinde olduğunu göstermez mi… Abdullah Öcalan’ın mektubu etkinlikte Kürtçe ve Türkçe okundu. Mealen dedi ki, Dağda değil düzde siyaset yapınız. Silahla değil, demokratik kazanımlarınızı kullanın. Silahlarınızı bırakın, ülke dışına çıkın, Misak-i milli sınırlarda her milletten halklarla geleceği yeniden kuralım… Oysa, Arap diyarında iki yıldır süren siyasi dalgalanma bir türlü durulmadı. Araplardaki bu dalgalanmaya, ‘bahar’ diyenler olduğu gibi, bunu ret edenler de. Ancak ilk günden itibaren şiddetin çok hızlı tırmandığı ve kan gölüne dönüşen Suriye’de ne olacağı belirgin değil gibi. Geçen iki yıllık süreçte, Kürtler otonom özerklik kazanmış, yüz bin civarında -çoğu sivil- insan hayatını kaybetmiş, iki milyona yakın insan yerini-yurdunu kaybedip, Suriye dışına kaçmak zorunda kalmış, beş yüz bini de Türkiye’de yaşadığı bilinmektedir. Diğer Arapların yaşadıkları siyasi çalkalanmaya ‘Bahar’ dense de, Suriye’de yaşananlara bahar değil, Karakış demek bile açıklamaz gibi… Tam bir tıkanma ve belirsizlik, rutin haline gelmiş gibi… Yine bu iki yılda, Suriye’de mevcut yönetim ile İran arsında sıcak yakınlaşma ve İran’ın açık desteği, Özgür Suriye Ordusu denilen muhalif silahlı İslami gurupların oluşması, İsrail ile ABD taraf olmak yerine, izleyelim görelim moduna, kendi salınımına bırakmış görünüyor. Oysa, Suriye iç savaşının çözümünde kilit rol, İsrail ile ABD’de denilebilir. Mevcut yönetimin iş başında kalması, İsrail’in sınırına İran nüfuzunun taşınması anlamına gelirken, Muhalefetin kazanması da İsrail’in sınır komşusu başka bir Hizbullah ya da Müslüman kardeşler ve El Kaide’nin egemenliği anlamına gelecek ki, işlerine gelmemektedir. O zaman, var sayılan ya da görünen çözüm senaryoları dışında çözüm arayışlarından söz edilebilir.p> Suriye’nin yakın geleceği ile ilgili ; [1] Mevcut yönetimin reformlar ve yeni bir seçim yaparak iktidarda kalması,[2] muhalefetin iktidarı devralması, [3] Suriye’nin parçalanarak, Türkiye sınırında Kamışlı merkezli Kürt, Lübnan sınırında Şam merkezli Dürzi, Antakya sınırı boyunca Laskiye merkezli Şii ve geri kalan kısımda da Sünni Arap devletçiklerinin kurulması… [4] Bir başka senaryo da, Suriye parçalansa da yapısını korusa da; İran, Irak , Suriye ve Türkiye topraklarında paylaşılmış Büyük Kürt Devletini kurmak. Daha çok Pentagon çıkışlı bu projeninmerkezin neresi olacağı çok önemli. Uluslararası ve bölge ülkeleri dengeleri açısından Kuzey Irak merkezli bir devlet ihtimal dışı değilse de pek uygun görünmüyor. Bu durumda Türkiye merkezli bir federasyon devleti hem orijinal Misak-i Milli sınırları çerçevesinde daha meşru görünmekte olup, İran’a karşı direnebilecek güçte olması dışında, bu günkü iktidarın da yayılma isteğine ve iştahına uymaktadır. Son on yılda ciddi büyüme gösteren Türkiye bu tür bir eğilime yabancı değil gibi görünüyor. Belki de Suriye’de kurulacak devletçiklerden birini de bu federasyona katmak mümkün olabilir. Bu anlamda, Suriye coğrafyası da hegemonya altına alınmış olmaz mı… İran’ın kendi coğrafyasına kilitlemek anlamında bu proje İsrail için son derece uygun gibi görünmektedir. Öte yandan, Dört parçalı Kürt devletinin oluşması ya da bir federasyon şekline getirilmesi İran’ın kabul etmeyeceği biliniyor. Bu durum, üç parçadan kurulacak Kürt devleti hem İran-İsrail arasında bir tampon alan hem de kurulacak Kürt devletinin dördüncü parçası için İran’la sürekli gerilim haline gelecek. Ama Türkiye merkezli oluşacak genişlemiş federasyon devlet , İsrail için daha da iyi bir çözüm gibi görülmektedir. Alelacele, açık zorlamalarla Erdoğan yönetiminin Kürt sorununu siyaseten çözmeye çalışması bundan olabilir mi acaba. Zira bu düşüncenin ortaya çıkmasından itibaren Türkiye NATO’dan bir koridor açılmasını zorlamış ama başaramamıştı. Öcalan bu paradokstan yararlanıp ciddi kalıcı ve lehte siyasi bir hamle için fırsatı görmüş olabilir mi? Zira, İmralıTBMM’nin alt komisyonu gibi çalışmakta, ‘ bebek katili ‘ dedikleri Öcalan, Öcalan konumuna yükseltilmiş; şimdilik yazılı olarak, ama kısa süre sonra da, Tv lerden ‘ulusa sesleniş’ yaptırılırsa şaşmamak gerek… Savaşın diliyle yıllardır oluşturulan Kürtleri ve PKK yi aşağılayan psikolojik harp faaliyeti olarak oluşturulan kamu bilincindeki kötü imaj, yani; Kürt ve PKK ihanetinin kamu oyu belleğinden silinerek, barışın dilini yerleştirmek süreci yaşanmaktadır gibi… Otuz yıldır oluşturulan kara propagandayı tersine çevirme işi yine aynı kuruma düşmüştür. Reel politikada her şey her zaman tersine dönüşebilme olasılığına örnek olabilir bu durum…p> Suriye’nin kadim dostu Rusya Federasyonu ise Esat yönetiminin arkasında durmaktadır. Bölgedeki, hatta tek dış askeri üssünün bulunduğu Suriye’nin kısa orta gelecekte bir istikrar umudu olmamasından mı, askeri üs talebi ve ekonomik yatırım ( doğal gaz arama) anlamında Güney Kıbrıs’a yöneldiğini söylemek mümkün. Rusya federasyonu Deniz Kuvvetleri Komutanı, Viktor Çirkov, ‘Akdeniz Filosu oluşturduklarını’ basın önünde açıklamıştır. Bu gücün uğraklarından biri olacak olan ve birden çok ülkenin çıkar çatışması alanı olan Suriye-Laskiye’deki askeri üssünü korumak istese de, güney Kıbrıs’ta kurulacak yeni bir askeri üs daha cazip ve akılcı gelmektedir. İran’ın amaç ve hedefleri Suriye’deki şii yönetimi korumak dışında daha çok, İsrail merkezli olup, Suriye ile ilgili sonuç hayati önem taşırken; İran-Rusya Federasyonu ikilisi ile hareket eden Çin, daha çok bölgede varlığını hissettirerek sürdürmek olarak sınırlıdır denilebilir. Sonuç olarak Suriye’de kısa-orta vadede siyasi ve barışçı bir çözüm görünmemektedir. Kısa sürede çözülse dahi, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, Suriye’nin ve bölgenin toparlanması uzun yıllar alacak gibi görünmektedi. Bu senaryoların hiç birisi kısa ve orta vadede Suriyedeki Çerkesler için mutlu bir gelecek umudu taşımamaktadır demek yanlış olmaz sanki… … Suriye’nin etnik yapısı:% 77-83 Arap ,% 7-8 Kürt ,% 12-14 Türk ,% 2 Ermeni,% 1 Çerkez,% 1 diğer, ayrıca Filistin ve Iraklı mülteciler. Dini gruplar ise: Sünni %85, Nusayri %8, Hristiyan %3, Dürzî %3 ve az sayıda diğer İsmaili, Caferi, Yahudi ve Yezidiler şeklindedir. Suriye nüfusunun Yaklaşık olarak yirmi milyon olduğu düşünülürse, Çerkes sayısı: iki yüz bin olarak düşünülebilir. Bu sayı minimum yüz elli bin olarak ifade edilmektedir. Çerkesler, kendi içinde oran sıralaması olarak Abzeh, Bjeduğ, Kaberdey ve Şapsığ şeklinde sıralanabilir. Nüfusun çok büyük kısmı başta Şam olmak üzere, Halep ve Humus kentlerinde yaşamaktadır. Kent dışında yaşayan Çerkesler, Şam’ a bağlı on iki köy, Humus’a bağlı sekiz ve Halep’e bağlı dört köyde yaşamaktadırlar. Golan bölgesini bin dokuz yüz altmış yedi de İsrail işgal edince, orada yaşayan Çerkesler daha çok Şam (Damask) a yakın yerleşmişlerdir. Sayıları, dört köyde bin aile civarındadır. Suriye Çerkeslerinin Aile-sülale isimleri de kendine özgün farklılık gösteriyor. Eski sülale isimleri dışında, aynı sülaleden dedesinin adıyla farklı aile isimler oluşmuş. Bu daha çok Arap geleneğinde olan (Ahmet oğlu Mehmet) gibi isimlendirmeden kaynaklanıyor gibi. Örneğin, Duğujlar yüzün üstünde farklı aile simine sahipler. Bu anlamda sülale-aile isim sayısı dört binin üzerinde olduğu söyleniyor. Ancak orijinal sülale isimlerini de terk etmemişler. Anavatandaki ya da diasporadaki akrabalar Suriye’deki akrabalarıyla ilgilenmek isterlerse diye bu isimlerden başlıcalarını buraya almak istedim. Yazılış hataları olabileceği gibi eksik de olabilir. Ancak var olanlardan bir ilişki bile kurulup yardımlaşma sağlanabilirse, bu da küçümsenmemeli. Beşmak, Pşımaxha, Barıbay, Stass,Kedeköy, Mazuxh, Kozerweş, Şoke, Kankuş, Maşpeş, Wefey, Natuğ, Wa tuğ, Bağ, Woğesel, Thxaxaq,Besmoğ, Yenelıka, Lawıj, Wıguhx, Agoşa, Batırdag, Kamılmaz, Kat, Şıhxıj, Lawış, Abış, Golfagc,Alfedeka, Gatuğ, Bjeduğ, Weroka, Merzey, Semguğ, Ğuş, Jemuhxa, Karden, Kum, Pasf, Şobıth, Sumak, Kamuhx, Temıroka, Beşgur, Zade, Kankuş, Ahxkobik, Karadow, Psıbzuw, Duğuj, Gethxer, Şore, Şaguj,Tetej, Depçen, Şore, Şuman, Ğış, Hxocek, Luhxıç, Şık, Matuk, Şavq, Alfadoka, Şapsuğ, Q’ref, Makawa, S’ey, Talustan, Lxosten, Deer, Beram, A’bıda, Bulat, Hxud, Şoka, A’bışa, P’asf, Kocukan, Kojukar, Şukar, Boriyy, Merzey, Tukan, Araslanıka, Yender, Hxajımal, Kabartay, Daoq’a, Bat’ır, Adzuq, Şanqeriy, Şijj, Cemuq, Qajiy, Tiiz, Nağay, Hxajamad, Serke, Yamır, Wabiy, Hxatuğ, Besmuq, Hxapaq, Yemışa, Nasıp,Hxağur, Marzan, Hxıqbuhx, Bakmaz, Hxamıj, Baroq, Dade,Tamruş, Alıbzdoqa, Boşkan, Hxajamat, Kelimat, Baçuk, Marzan, Qiray, Ebisal, Yeğan, K’all, Nast’raqa, Blenğupse, Ancok, Lepserıq’e, Hxalaw, Beratar, Canuk, Afemğat, Batırdag, Hxunag, Nemt’uq, Alkas, Hxızıroqa, Canbulat, Kazan, Caşoka, Kımm, Carmıka, Yenem, Hxutej, Qojakar, Hxağur, Ketaw, Mastım, T’omuq, Leepseriqa, Makside, Şora, Nahxcıw, T’et’el, Ğış, Hxacamah, Yedık, Araslanıqa, Amışıqa, Somaf, Zebej, Mola, sihx, Perıt, Bat’ıj, Hxabırıka,Bağasa, Şawa, Abzehx, Hxacuk, Şiş, Becemuk, Nağayy, Hxapak, Cemuq.p> …p> Suriye Çerkeslerinin örgütlenme biçimlerinde de özgün yanları var. Her köy, biri başkan (Thamade) olmak üzere yedi kişilik Thamada gurubunu seçiyor. Tüm köylerin ya da bölge köylerin Thamade gurupları toplanıp, on beş kişilik yürütme kurullarını oluşturuyor. Bunlardan bir Thamade birini de sekreter olarak görevlendiriyorlar. Öte yandan, yedişer kişilik köy Thamade grupları üçer kişi seçiyor ve bu üçer kişi Resmi derneklerinin delegelerini oluşturuyor. Bu delegeler de, dernek yönetimini oluşturuyor . İç savaştan bu yana ise, ayrıca kurulan Kriz Masaları bulunmaktadır. Bunlar genel ve özel ihtiyaçlarının temin edilmesi ve günlük iletişimin sağlanmasında önemli görevler yürütmektedir. En büyük sorunlardan biri, savaş nedeniyle zorlaşmış olan iletişim ve günlük ihtiyaçların karşılanması. Çerkesler iç savaşta ağırlıklı olarak bir tarafın yanında yer almamışlar. Bireysel katılımlar olsa da toplam olarak ‘bizim savaşımız değil’ anlayışındalar. Devlet memurları işlerine gitmektedirler. Özel işletmeler tamamen durmuş, tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar da işsiz kalmış durumdalar. En çok etkilenenler bu son iki kesim. Ama, genel olarak günlük yaşam, Suriye dışında çalışan akrabalardan gönderilen yardımlarla sürdürmeye çalışıyorlar. Günlük ekmek tüketiminin bile çok zor sağlanabildiği koşullarda yaşamaktalar. Standartların ne kadar düşmüş olduğu tahmin edilebilir. Devlet tarafından eskiden bu yana ‘güvenilir halk’ kabul edilir. Bu düşünce değişmemiş görünüyor. Ancak, ‘gitmediğimiz, başvurmadığımız devlet kurumu kalmadı’ diyorlar. Fakat, ‘Çerkeslere yardım etmeyeceğiz ‘ cevabını almışlar. Rusya Federasyonun engel çıkardığını düşünüyorlar. ’Tarihi bir sorumluk içinde olduklarını’ düşünüyorlar. Genel eğilim olarak savaşın bitmesini beklemektedirler. Minimum kayıpla atlatmak genel politikaları durumunda denilebilir. Buna rağmen Bombalama, Köy baskınları ve benzeri durumlar sonunda; Nart Mouhammad Kheir Kardan, Alla Assad Hasan, Yaser Mahmood Al Saiegh, Ahmad Ebraheem Haj Omar (Varoqua), Ridwan Hameed Abaza, Syzar Abaza, Mothafer Sami Teez, Ahmad Srukh, Adel Habag, Mahmoud koki, Mahmoud Jarkas, Mohamed Khair Zakaria, Wais Ales Bek Dolly, Samer Akhoriq, Omar Yashar Rajab, Lina Saleem, Raja Zedo, Abd Al Raouf Farhan Thakoush, Nouri Ishaq Jaweesh, Maen Shora, Weam Daghestani, Bilal Jarkas, Nour Eddin Lakhuj, Hasan Koum AL Maz, Sameer Azmi Saleem, Basheer Dahdah, Mazen Mouhammad Sameer Daghestani, Ahmad Khaled Daghestani, Muhammad Khaled Othman Muhammad Shafeeq, Amer Asran, Haitham Afandi Bek, Waleed Ali Basha Daghestani, Wael Abd Al Razaq Daghestani, Eyad Zindaqi, Houssam Inal, Ghasan Haj Ahmad Balqar, Anas Ghasan Aziz Mashoka, Muhammad Saeed Tsy, Yanal Sameer Islam, Sameer Barhoum Varoqa, Omar Rajab Bouri, Adnan Tomoq, Vesim Şarruğ, Mentor Isaac, Fahmia Hanım(Deyrfol dan gelen misafir) yaşamlarını yitirmişlerdir. Bir çoğu yerini terkedip, ya daha güvenli yerlere ya da ülke dışına çıkmışlardır. Anavatana göç etme eğilimi nasıl sorusuna, yüzde on gibi bir kesim tereddütsüz, Anavatana göç edebilecek olduğundan söz ediliyor. Ancak temel sorun maddi durum ve iletişim. Yol parası, pasaport işlemleri vs. En kolay çıkış yolları Lübnan üstünden uçakla ya da gemiyle olmaktadır. Lübnan’dan Mersin limanına kişi başına gemi bilet fiyatı, yüz seksen beş dolar. Bir ailenin sadece kendilerinin mersine kadar gelmeleri bile ciddi bir para gerektiriyor. Ancak, anavatanın bir devlet politikası olarak gelenlere ilgilenmediklerini düşünüyorlar. Dolaysıyla barınma ve yaşamları için iş olanaklarının olmayacağını düşünüyorlar. Buna çocuklarının eğitimi ve dil sorununu da eklemek mümkün. Ayrıca birikimlri kalmamış, mülkleri de değer kaybetmiş durumdadır. Anavatan sınırları açıldığı zaman , Anavatana en yoğun göç Suriye’den olduğu biliniyor. İş olanakları, dil ve kültürel uyumsuzluklar nedeniyle büyük bir kısmı geri dönmüş. O zamanlar nispeten daha kolay olduğu için bir çoğunun Rusya Federasyonu pasaportları var. Bunlar Rus vatandaşı olarak Rusya federasyonuna başvurup, Rusya’nın vatandaşlarını tahliye etme olanaklarından yararlanmaya çalışanlar var. Çoğunluğu Türkiye’ye geliyor ya da gelmeye çalışıyor. Türkiye’deki Çerkeslerin KAFFED aracılığı ile olağan üstü gayretlerini ve başarılarını biliyorlar ve sonsuz şükranlarını belirtiyorlar. Ürdün’e giden çok az. Ürdün’de yaşayan Çerkeslerin hemen hemen hiç ilgilenmediklerini düşünüyorlar. Tek tük gidenler ise yakın akrabalarına gidenler olduğu söyleniyor. Ürdün Çerkesleri ve özellikle Çerkes dostu gibi yıllardır isim yapan kraliyet fertleri ile ilgili düşünceleri pozitif değil, hatta hayli sert diyebilirim. Bütün umutlarını Türkiye Çerkeslerine bağlamış gibiler…p> … Sonuç yerine; KAFFED’in iki yıldır yürüttüğü çalışmalar ve sonuçları açısından kutlamak gerek. Suriye’deki iç savaşta mağdur olan binin üzerinde kardeşimizi Türkiye’de, olabildiğince sorunlarını çözerek güvenli yerlere yerleştirmiştir. Anavatana gitmek isteyenleri de göndermiştir. Bu asla küçümsenmeyecek bir başarı olup, emeği geçenleri tekrar tekrar kutlamak gerek. Bütün bunları, kendi iç dayanışma olanaklarıyla yapmış olmasından da söz etmeden geçmemek gerek. Gerek sosyal medya üzerinden, gerekse reel yaşamda kurulu onlarca Çerkes gurup ve inisiyatiflerin olduğunu biliyoruz. Bunların katkıları ne kadar bilmiyorum ancak, her kişi ve inisiyatif tarih önünde ciddi bir sorumluluk sınavından geçen Çerkesler olarak kendimizi gözden geçirmek zorunda değil miyiz ki. Yirmi bir mayısta yas tutarken vicdani sorumluğumuzu, (Çerkesler için son büyük felaket olan) Suriye’deki kardeşlerimizle ilgili çabalarla ölçülebilir ancak.p> Suriye’den ayrılabilen savaş mağduru Çerkeslerin sayısı yaklaşık iki bin kişi kadar. Oysa, şartlar uygun olsa, yüzde onu hemen anavatana giderler diye tahmin ediyor konuştuğum bir çok thamade. Bu da, yaklaşık yirmi bin kişi demek. Bu durumda yapılan yapılması gerekenlerin çok azı değil mi… Hemen belirtmek gerekir ki bu süreçteki tarihi sorumluluk, sadece KAFFED’e ait değildir. Sorumluluk KAFFED’e havale edilip vicdanlar rahatlatılamaz. Her şeyden önce, asıl sorumluluk Anavatan parlamentolarımızın. Devlet düzeyinde bu işin asıl sahibi olması gerekmektedir. Anavatanda göç edenler yardım yapılıyor. Ancak bu daha çok, hatta tamamen kişisel yardımalar toplamı durumundadır. Bu durum, hem sorunun bir devlet sorunuolmasını istememeleri, Rusya Federasyonuna sorun aktarmamak için bir kaçış durumunda olması, yapılması gerekenleri sınırlamaktadır. Toplumsal bir sorun, kişisel inisiyatif, olanak ve vicdanlara indirgemektedir. Bu anlamda, Adıgey, Kaberdey, Osetya, Aphazya parlamentolarında güçlü ve karalı projeler haline gelmesi gerekmektedir. Aksi halde, yirmi bir mayısta sürgün ve soykırım günü parlamentoların samimiyetinden şüphe edeceğimi şimdiden söylemek isterim. Böyle düşünenler varsa da bu kanalın gerçek anlamda açılması için zorlamamız gerekmektedir sanırım. İkinci durum ise, nasılsa ilgilenenler var diye düşünülerek işi KAFFED e havale edilmiş görüntüsünden çıkıp, toplumsal bir kaygı ve fedakarlığa dönüşmesi gerekmektedir. Herkesin yapabileceği, yapması gereken şeyler vardır ve olmalıdır. Ortak toplumsal bir kaygı, endişe, fedakarlık ve faaliyet haline gelmesi bizi birleştirecek; toplum olarak iş yapma ve başarama bilincini güçlendirecektir. En çok eksikliğini hissettiğimiz bu bilince her zamankinden çok şimdi ihtiyacımız var diyebiliriz… Bir çok genel ve pratik öneriler ve projeler üretilebilir. Ancak; [1]Anavatandaki parlamentolar sorunu, ulusal bir sorun olarak Rusya Federasyonuna taşımalı, özel kararlar çıkartılmalı. Rusya Federasyonun geleneksel göç etmek isteyen, sıradan göçmen statüsü şeklindeki tavrı kabul edilemez. Sürgün ve soykırım sonucu sürülen soydaşların, savaş mağduru durumunda anavatanlarına geri dönmek istemeleri; kadim haklarının iadesini gerektirir, sınırlama kabul edilemez.[2] Rusya Federasyonundan çıkacak karaların zaman istemesi düşünülürse, durumun aciliyeti düşünülerek Aphazya parlamentosundan gerekli kararlar çıkartılabilir. Dolaysıyla toplanma bölgesi olarak Aphazya düşünülebilir. Ancak, tüm ekonomik ve projenin örgütlenmesi tüm Çerkes parlamentolarının oluşturacağı bağımsız bir üst kriz komitesi tarafından yürütülebilir. [3] Diasporadaki tüm birey, kurum ve inisiyatifler bu işte yoğunlaşmalı, Özellikle Dünya Çerkes Birliği (DÇB) üzüntü bildirmenin ötesine geçip işin bir yerinde devreye girmeli. Belki de tüm diaspora ile Anavatanda oluşturulacak merkezi kriz komitesi arsında volan kayışı görevini üstlenmelidir. [4] Şu anda durum; ortaya çıkan, iletilebilen ya da yurt dışına çıkabilenlerin sorunu çözülüyor durumdadır. Oysa asıl gereken iletilemeyen sorunları bulmak ve çözmek… [5]Sonuç olarak dünya Çerkesleri Suriye iç savaşındaki soydaşlarımızın mağduriyetleri ve Anavatana dönüşleri anlamında tarih karşısında, tarihi bir sorumluk içindedir. Sorun, tüm Çerkes dünyasının ortak görevi durumundadır. Yirmi bir Mayıs’ta gösterilecek yas ve isamimiyetin vicdanlardaki testi bu işten geçmektedir.p> Not: Bu yazı, savaş koşulları nedeniyle (isteğe rağmen) Suriye’ye gidilemediği için sosyal medya üzerinden görüntülü ve karşılıklı konuşmalarla yapılan söyleşiler sonucu yazılmıştır. Bazı bilgiler eksik ya da öznel olabilir. Her eksik bilgi tamamlanabilir olduğunu ve koşullar nedeniyle yapılabilirin de yapılması gerektiği düşüncesini taşımaktadır… Görüşülen kişiler, yerel ya da genel komitelerde aktif görev yapmaktadırlar. İsimlerinin verilmemesi güvenlik açısından anlaşılır bir durum olduğu kabul edilmelidir. © NART Dergisi 86. sayıdiv> nanMansur Balcı
Suriyeli 4 Kişilik Aile Ankara’ya Geliyor
Daha önceden geleceklerini Suriye Kriz Masamıza bildiren ve Ankara Derneğimiz tarafından kendilerine ev ayarlanan dört kişilik aile, İstanbul'a ulaşmış Kriz Masamız üyesi Sayın Erdoğan Yaşar Bey tarafından karşılanmış, ihtiyaçları giderilmiş olup bu gece yarısı Ankara'ya hareket edeceklerdir. Ankara Derneğimiz tarafından karşılanacak aile Sayın Mehmet ÇEVİK Bey'in tahsis ettiği eve yerleştirileceklerdir. Kamuoyuna saygı ile duyurulur. Saygılarımızla KAFFED SURİYE KRİZ MASASInanKaffed
Kaffed’den TRT’ye kınama
Abhazya'nın 35. Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği'ne davet edilmesinden sonra, TRT'nin baskılar sonucu tutumunu değiştirmesi ve Abhazya'dan gelecek çocukların şenliğe katılımının engellenmesi üzerine Kaffed TRT'yi şiddetle kınadı. Kaffed'in açıklamasını okuyucularımız ile paylaşıyor ve duyarlı herkesi TRT'yi kınamaya davet ediyoruz.p> 3 Nisan 2013 İbrahim Şahin Genel Müdür, TRT Turan Güneş Bulvarı 06109 Or-An Ankara e-posta: aktifhat@trt.net.tr Faks: 0312 463 2335 Sayın Şahin, TRT Çocuk Kanalı'nın düzenlediği 35. Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği, tüm dünyadan çocukların katıldığı, çocuklar arasında barış, sevgi ve dostluğun gelişmesine katkıda bulunan çok önemli bir etkinliktir. Bu yıl şenliğe davet edilen 47 ülke arasında Abhazya'nın da olmasından büyük bir mutluluk duyduk. Sadece ulusal egemenliğinin tanınmasını istediği için 1993 yılından beri baskı ve ambargo altında yaşayan Abhazya'nın çocukları için bu etkinliğin ne kadar önemli olduğu açıktır.p> 23 Nisan Çocuk Şenliği için TRT tarafından hazırlanan http://www.trt23nisan.com/ sitesinde "Katılımcı ülkeler" listesi altında Abhazya'nın ismi yer alırken, Gürcistan'dan gelen baskı sonucu "Abhazya" isminin 1 Nisan 2013 günü "Abhazya Özerk Cumhuriyet-Gürcistan" olarak değiştirilmesi büyük bir skandaldır. "Abhazya Özerk Cumhuriyet-Gürcistan" adı altında bir ülke olmadığı gibi, Abhazya adına 23 Nisan Çocuk Şenliği'ne katılacak çocukların hiçbiri Gürcistan vatandaşı değildir ve hayatlarında hiçbir zaman Gürcistan yönetimi altında yaşamamışlardır. Bu gerçeklere rağmen, bağımsız bir ülkenin resmi kuruluşu olan TRT'nin Gürcistan'ın baskılarına boyun eğmesi ve Abhazya'yı sanki bu devletin bir özerk bölgesi gibi göstermesi, hem tüm Abhazya halkına, hem de Türkiye'de yaşayaşan tüm Abhazlara ve Kuzey Kafkasya halklarına hakarettir. Dünya çocuklarının katılımıyla kutlanan 23 Nisan ruhunun kirli politikalara alet edilmemesini ve şenliğe davet edilen Abhazya'daki çocukların, ilgili sitede ilk ilan edildiği gibi, kendi isimleri ile şenliklere katılmasını talep ediyoruz. TRT haklı taleplerimize olumlu cevap vermezse, bu tutumunu Türkiye'nin her yanında örgütlü 54 derneğimiz ile birlikte protesto edeceğimizi ilan ediyoruz. Saygılarımızla, Vacit Kadıoğlu Genel Başkan Kafkas Dernekleri Federasyonu nanKaffed