28 Eylül-8 Ekim (2013) tarihleri arasında, Kartal Belediye Başkanı Altınok Öz’ün de yer aldığı kalabalık bir heyetle Abhazya’daydık. Zafer ve özgürlük günü kutlamalarına katıldık, devlet yetkilileriyle ve sivil toplum temsilcileriyle görüştük, dostlarla kucaklaştık, gezdik, gördük, gözledik. Yakın tarihini savaşlarla, tehditlerle, baskılarla ve ağır ambargolarla geçirmiş olan bu küçük ülke, son yıllarda heyecan verici bir gelişme içinde. Kıt kaynaklarına (ekonomik, teknik ve işgücü)rağmen olağanüstü bir kalkınma hamlesi başlatmış. Söz yerindeyse,‘az’dan ‘çok’ yaratıyor… Pso sınır kapısından girer girmez gelişmeyi hissediyorsunuz. Sohum’a kadarki anayol tamamen yenilenmiş ve ışıklandırılmış. Dahası, Gagra’nın yamacında onyıllar öncesi başlanıp kaba halde bırakılmış olan tünel ve çevre yolu bağlantısı gayet başarılı bir şekilde tamamlanarak hizmete açılmış, gerçekten büyük bir proje başarılmış. Anayolun Oçamçira, Tkvarçal ve Gal etapları da tamamlanmak üzere. Yanısıra şehir, kasaba ve köylerdeki yollar, köprüler, elektrik-telefon-su hatları, kamu hizmet binaları, okullar, hastaneler, müzeler,parklar, oteller, işyerleri, alışveriş merkezleri, evler vs. herşeyiyle ülke baştan sonahızlı bir restorasyona girmiş.Savaşla yıkılıp-yakılmış olan, yıllar süren kuşatmayla harabeye dönmüş bulunan Abhazya, sihirli bir el dokunmuşcasını, bir-iki yılda gençleşip güleryüzlü bir ülke oluvermiş. Nereden, nereye…p> Abhazya’nın bugünkü başarısı,Abhaz halkının yüzyıllardır edindiği ‘zorluklarla başa çıkma’ pratiğinin bir eseri. Bu, güçlü bir iradeyle hayata tutunmanın, boyun eğmemenin, organize olup iş becerme kabiliyetinin sonucu. İşte bu irade, kabiliyet ve deneyim sayesinde, yüzyıllardır nice savaşlar, kıtlıklar, salgınlar, sürgünler yaşamış olsa da, nice büyük devletlerin-imparatorlukların saldırısına, istilasına uğramış olsa da, nice kırılmış ve yokolmanın eşiğine getirilmiş olsa da, Abhaz halkı hayata tutunmayı ve kendi ülkesinde özgür ve bağımsız yaşamayı sürdürebilmiştir. Sadece şu son yüzyıla bir bakalım; 1900’lerin başında Abhazlar yenilmiş ve nüfusunun büyük çoğunluğu kırılmışken, sağ kalanların dörtte üçünü sürgüne vermişken, kalan 30-40 bin nüfusla, büyük bir imparatorluğun (Rusya) pençesi altında çaresizliğin sınırlarına itilmişken, yeniden silkinerek ayağa kalkmayı başarmış, Rusya’daki ve Kafkasya’daki büyük değişimi lehine çevirerek, Nestor Lakoba’nın öncülüğünde Abhazya’yı bağımsız bir ülke olarak tarih sahnesine yeniden çıkarabilmiştir. Sonra, parçası olduğu SSCB’de Stalin’in baskıcı rejiminin dayatmalarına direnmiş, en karanlık yıllarda dahi‘bir avuç’ Abhaz koca SSCB gücüne ve otoritesine meydan okuyarak haklarını koruma mücadelesi vermiştir. SSCB dağılınca Abhaz halkı yeni bir tehditle daha karşı karşıya kalmış, Gürcistan’ın ilhak saldırısına uğramıştır. Abhazya nüfus, askeri ve ekonomik güç bakımından kendinden kat be kat büyükolan ve dünyanın desteğini arkasına alan Gürcistan’a karşı direniş savaşına başladığında da tarihi deneyimine, kararlılığına ve becerisine güveniyordu. Kardeş Kafkas halklarının ve diyasporanın da desteğini sağlayarak, yine zoru başardı, ‘az’dan ‘çok’ yarattı ve Gürcistan’ı yenilgiye uğrattı. Bu sadece Gürcistan yönetimini değil, tüm dünyayı şaşkına çeviren bir zoru başarma destanıydı. Abhazya sonraki yıllar ağır bir ambargonun hedefi oldu. Dış dünya ile ilişiği kesildi, seyehat imkansızlaştı, ilaçtan gıdaya, akaryakıttan yedek parçaya hertürlü mal giriş-çıkışı bloke edildi. Sanılıyordu ki, Abhazya bu yolla teslim alınacaktı. Olmadı, Abhaz halkı direndi- dayandı, yine zoru başardı. Nihayet Rusya 2008’de Abhaz halkının hakkını teslim etti, Abhazya’nın bağımsızlığını tanıdı ve ambargoyu kaldırdı. İşte böylece Abhazya olağüstü dönemleri geride bırakarak bugünlere ulaştı. Büyük bir enkazdı, geride kalan. Devleti kurumlaştırmak, yerel yönetimleri yapılandırmak, ülkeyi yeniden imar etmek, eğitimden sağlığa tüm alanlarda hizmet üretmek, halkın gündelik ihtiyaçlarını karşılamak ve hayatı güzelleştirmek. Ve, tüm bunları başarmak için kaynak sağlamak… Abhazya şimdi bunun mücadelesini veriyor. Yine ‘az’dan ‘çok’ yaratarak… Kartal-Sohum kardeşliği…p> Geçtiğimiz Mayıs’ta İstanbul Kartal’da ‘Abhazya Kültür Günleri’ düzenlemiş ve Kartal-Sohum arasında kardeşlik köprüsü kurmuştuk. Bu imkanı bize sağlayan Kartal Belediye Başkanı Altınok Öz ve beraberindeki heyet, bu gezimizde ‘özel konuklar’ olarak aramızdaydı. Yanısıra Kaffed Abhazya Çalışma Grubu’ndan, Sakarya Kafkas Kültür Derneği’nden ve çeşitli bölgelerden gelen arkadaşlarla biraradaydık. Kartal Belediye Başkanı ve heyeti resmi protokol dahilinde ağırlandı, Sohum-Kartal kardeşliği alkışlandı ve yapılan görüşmelerle geleceğe dair işbirliği projeleri konuşuldu. Kaffed Abhazya Çalışma Grubu olarak da çeşitli temaslarda bulunduk. İlk görüşmemiz Geriye Dönüş Devlet Komitesi’nin yeni Başkanı Hrips Copua ile oldu. Karşılıklı bilgi ve görüş alışverişinde bulunduk. Copua, daha önce yapılan hataları-eksikleri bir kenara bırakarak diyasporadaki tüm kurum ve kuruluşlarla yapıcı diyalog ve sonuç odaklı işbirliği geliştirmek istediklerini, anavatana dönüş sürecini hızlandırmak üzere kapsamlı bir çalışma programı hazırlamakta olduklarını, en kısa sürede Türkiye’ye gelerek bu program üzerindetüm kesimlerle görüşeceklerini belirtti. Öncelik Kafkasya’da…p> Sonraki görüşmemiz Abhazya Dışışleri Bakanı Viacheslav Chirikba ile oldu. Chirikba bakanlığının yürüttüğü çalışmaları anlattı, kısıtlı bütçe ve kadro imkanlarına rağmen çokyönlü siyaset geliştirmeye ve uygulamaya çabaladıklarını belirtti. Kardeş Kafkas halklarıyla ilişkilerin Abhazya açısından hayati önem taşıdığını, bu amaçla başta Nalçik, Maykop ve Çerkesk olmak üzere tüm Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerinin başkentlerinde konsolosluk-temsilcilik açmak üzere çalışmalara başladıklarını söyledi, Türkiye’deki temsilciliğin de Ankara’ya alınarak yeniden yapılandırılacağını belirtti. Biz de Türkiye’de yürüttüğümüz çalışmaları anlattık, işbirliğini daha dinamik ve daha koordineli hale getirmek yönündeki düşüncelerimizi paylaştık. Öncelikle gençlere yönelik ortak projeler geliştirmek üzeremutabakata vardık. Diyasporadan beklentiler…p> Resmi görüşmelerimizin sonuncusunu Devlet Başkanı Aleksandr Ankvab ile yaptık. Gayet samimi, yapıcı ve verimli geçen görüşmedediyasporanın durumu, örgütlenme süreçleri, Kaffed’ın birlik yapısı ve çalışmaları, Abhazya’nın diyasporaile ilişkileri, Abhazya’nın kardeş Kafkas cumhuriyetleriyle ve halklarıyla ilişkileri, anavatana dönüş çalışmaları, Abhazya’nın öncelikli beklentileri vs. pekçok konuyu ele aldık. Akbalık’taki ‘Ayaayra’ kutlamaları ile Kartal’daki ‘Abhazya Kültür Günleri’ etkinliklerine de atıfta bulunarakKaffed’in Abhazya’ya desteğinden dolayı teşekkür eden Ankvab, diyasporanın Abhazya için büyük önem taşıdığını, çokyönlü ve sistemli bir işbirliği oluşturmaya ihtiyaç olduğunu belirterek, “diyasporadan daha çok girişimci, daha çok sermaye, bilgi, teknolojive insan bekliyoruz” dedi. Abhazya’da bulunduğumuz süre içinde Abhazya Devlet Müzesi’ni, Abhaz Dilini Geliştirme Vakfı’nı ziyaret ettik; gazeteci ve yazarlarla,Abhaz-Adige Gençlik Konseyi yetkilileriyle, Abhaz Devlet Spor Komitesi temsilcileriyle, Sohum Belediyesi Meclis üyeleriyle ve toplumun çeşitli kesimlerinden pekçok kişiyle görüşmelerde bulunduk. Velhasılı bizim için verimli, başarılı, dolu dolu bir Abhazya gezisi oldu. Sezai Babakuş, 20 Ekim 2013strong>p> {gallery}/haber/federasyon/2013/abhazya{/gallery} nanSezai Babakuş
Abhazya Dışişleri Bakanlığından KAFFED’e Bayram Kutlaması
Abhazya Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığının Federasyonumuza göndermiş olduğu bayram mesajı ekteki gibidir. DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI ABHAZYA CUMHURİYETİ Abhazya Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Türkiye Cumhuriyeti'ndeki Kafkas Dernekleri Federasyonu'nun Kurban Bayramını Müslümanlığın en büyük bayramı olduğunun bilincinde olarak içtenlikle kutlar. Kurban Bayramı Müslümanlıkta iyiliğin, dostluğun, saygının, sevginin sembolüdür. Abhazya Devletinde Kurban Bayramı devlet bayramıdır. Tatil günüdür. O, dinler ve halklar arasında dostluğu ve birliği sağlayan manevi köprüdür. Bu vesileyle tekrar altını çizerek Abhazya Dışişleri Bakanlığının Türkiye Cumhuriyetindeki Kafkas Dernekleri Federasyonuna verdiği değeri belirtiriz. Türkiye Cumhuriyetindeki Kafkas Dernekleri FederasyonunanKaffed
KAFFED Kabardey Balkar Cumhuriye’tinde Resmi Temaslarda Bulundu
KAFFED Genel Başkanı ve beraberindeki KAFFED heyeti 9-15 Ekim tarihlerinde Kabardey Balkar Cumhuriyeti Nalçik Kentine giderek burada bir dizi temaslarda bulundular. İlk olarak DÇB Başkanı ziyaret edilerek gündemdeki konular üzerine bir görüşme yapıldı. Daha sonra Kabardey Balkar Devlet Üniversitesi'ne bu yıl gidecek burslu öğrencilerimiz ile ilgili olarak Rodina Başkanı ve Üniversite Rektörü ile görüşüldü. Yine Kabardey Balkar Devlet Üniversitesi'nin kuruluş yıl dönümü kutlamaları ve Üniversite Dostları ve Mezunları Derneği toplantılarına katılındı. KBC Cumhurbaşkanı Arsen Konoko ile öğrencilerin durumu ve gündem görüşüldü. KAFFED heyeti tarafından Türkiye'ye davet edilen Cumhurbaşkanı Kanoko, ilk fırsatta Türkiye'ye geleceğini belirtti. Nalçik'te her yıl çocuklar için düzenlenen Yaz kampını organize eden Bakanlık yetkilileri ile görüşüldü. Önümüzdeki yıllarda yapılabilecekler konuşuldu. KAFFED tarafından 2-3 Kasım da yapılacak Gençlik Kurultayı'na Adıgey Kültür Bakanını ve Kabardey Yurt dışı soydaşlar ve Din işleri Bakanı Kumako Muhiddin davet edildi.nanKaffed
Kuruluş Yıl Dönümünde Adıgeydeydik…
KAFFED Adıgey Çalışma Grubu, Adıgey'in kuruluş yıldönümü nedeniyle Cumhuriyet kutlamalarına katılmak üzere 3-7 Ekim tarihlerinde Adıgey'e sonrasında 9 Ekim tarihine kadar da Kıyıboyu Şapsığ bölgesine bir gezi organizasyonu gerçekleştirdi. KAFFED Genel Başkanı Vacit Kadıoğlu, bir çok yönetim kurulu üyesi ve dernek başkanları ile birlikte 54 kişinin katıldığı gezi organizasyonu oldukça güzel ve başarılı geçti. Değerli ses sanatçımız Gülcan Altan'ın da katıldığı organizasyonda Tıj İlkay Dönüş Projesine destek verebilmek amacıyla Adıgey Çalışma Grubu ve Maykop'ta yaşayan hemşehrilerimiz tarafından Maykop'ta yemekli bir konser düzenlendi. Gülcan Altan, Adıge ve Abhaz dillerinde seslendirdiği birbirinden güzel parçalarla geceye renk kattı. Büyük değerimiz KBC halk sanatçısı Ghuche Zamudın de öğrencilerinden Paşte Gupsea ile halk müziğinden muhteşem örnekler sundu. Ahşap El Sanatçısı Nevzat Özbay'ın hazırladığı tablo büyük beğeni topladı ve projeye destek amacıyla açık arttırma ile satıldı. Diasporada ve anavatanda yaşayan dostlarımızın kaynaştığı gece, anavatana dönüşün gerekliliğine dolayısıyla da projenin gerçekliğine olan inancı bir kat daha arttırmış oldu. KAFFED Genel Başkanı, yönetim kurulu üyeleri ve dernek başkanlarının katılımı ile Adıgey Başbakanı Murat Kumpıl ile bir toplantı yapıldı, kendisine hediye taktim edildi. Hemen ardından Ekonomi bakanı ve bazı yetkililerle ticari amaçlı iş toplantısı yapıldı. Toplantıya ilgi hayli fazlaydı, katılımcı ilgisinden dolayı planlanandan uzun surdu. Bölgeye ilginin çokluğu, yeni yatırımlar ve ticaretin yeni bir anlayış, güven ve ivme ile yol alabileceği konuşuldu. Ertesi gün Slagho Asker'in yemek davetine katılındı. Genel Başkan Vacit beye dışe yıdağe ile işlenmiş bir Adıge Bayragı hediye edildi. KAFFED Genel Başkanı Vacit Kadıoğlu, eski başkan Cihan Candemir ve yönetim kurulu üyesi / Adıgey Çalışma grubu koordinatörü Yıldız Şekerci yakın zamanda kaybettiğimiz Adıgey Cumhuriyeti Eski Başbakanı Hağur Asfar'ın ailesini ziyaret edip, baş sağlığı dileklerinde bulundular. 5 Ekim tarihinde Maykop'ta Lenin meydanında düzenlenen Cumhuriyet kutlama törenlerine katılındı. Büyük bir coşku ile yapılan kutlamalarda Gülcan Altan bir konser daha verdi. Diğer iki gün Şapsığ Bölgesi ve köyleri gezildi. Şapsığ Xase başkanının yemek davetine katılındı. Coşkulu, yoğun ve oldukça zevkli geçen gezilerin ardından grup Türkiye'ye döndü. {gallery}/haber/federasyon/2013/adigey_gezi{/gallery}nanKaffed
Basından: “Çerkesler Başladı Bile”
[TARAF GAZETESİ] Anadilde eğitimde ilk adım Çerkeslerden geldi. Adana Valiliği ve Çerkes Derneği arasında imzalanan protokolle anaokulunda Adigece eğitim başladı p> Anadilde eğitimde ilk adım Çerkeslerden geldi. Adana Valiliği, Adana Milli Eğitim Müdürlüğü ve Adana Çerkes Kültür Derneği arasında imzalanan bir protokolle Çerkes dilinde anaokulu eğitimi verilmeye başlandı. Çerkes dili olarak bilinen Adigece’de eğitim veren anaokulunun tüm gereçleri ise Uniceff’in “Eğitimi Güçlendirme Projesi” tarafından karşılandı. Adana Çerkes Kültür Derneği, Adigece eğitim veren anaokulu projesi için çalışmaya 2012 yılında başladı. Okul için Uniceff’e başvuran ve bu kurumun desteğini arkalarına alan dernek yetkilileri Milli Eğitim Müdürlüğü’ne Adigece eğitim verecekleri anaokulu için başvuruda bulundu. Başvurunun kabul edilmesinin ardından dernekle Adana Valiliği arasında bir protokol imzalandı. Protokolde yer alan bir madde okulda verilecek anadilde eğitimin önünü açtı. Söz konusu protokolde “Anaokulda Milli Eğitim müfredatının işlenmesinin yanı sıra Adana Çerkes Kültür Derneği tarafından sağlanacak gönüllü öğretmenler nezaretinde dil eğitimi verilebilir ve farklı kültürel faaliyetler yürütülebilir” denildi. Protokolün ardından dernek tarafından Çukurova Güzel Yalı Mahallesinde iki katlı bir bina kiralandı ve okul 22 Eylül’de Ayşe Atıl İlkokulu’na bağlı olarak faaliyetine başladı. TÜM GÖREVLİLER ÇERKESp> Adigece eğitim verilen Kafkas Anaokulu’nda şimdilik 3-5 yaş aralığındaki 21 öğrenci bulunuyor. Bu öğrencilerden 15’i müfredatın ardından verilen Adigece eğitimine katılıyor. Taraf’a konuşan dernek başkanı İsa Elagöz kurdukları anaokuluna Çerkes ailelerin yoğun ilgisi olduğunu ve talepleri karşılamak için önümüzdeki günlerde ikinci bir sınıf açmayı planladıklarını söyledi. Adigece eğitim veren Kafkas Anaokulu’nda anadilde eğitim sabah okul servisinin çocukları evden almasıyla başlıyor. Adigece konuşan Çerkes görevliler servisteki çocuklarla anadillerinde konuşuyor. Öğleden sonra 14’e kadar Milli Eğitim Bakanlığı’nın belirlediği müfredata göre eğitim yapılan okulda saat 14:00’ten sonra Adana Çerkes Kültür Derneği bünyesinde çalışan gönüllü eğitmenler tarafından Adigece eğitim veriliyor. Çocuklar üç saat boyunca Adigece çizgi filmlerle ve oyunlarla bu dili öğreniyor. Okulda yemek saatinde de Çerkes yemekleri yeniyor. Veliler çocuklarının anadilde eğitim görmesinden memnun.p> EĞİTİM ANADİLDE DEVAM ETSİN Dört yaşındaki Surhay Diler’in annesi Setenay Diler oğlunun Adigece öğrenmesini “Çok mutlukuk verici bir olay” olarak değerlendirirken şunları söyledi: “Evde eşim dil bilmediğinden Adigece konuşamıyorduk. Çocuğum şimdi okulla birlikte Adigece öğrenmeye başladı. Artık çevrede gördüğü her şeyin Çerkesçesini öğrenmek istiyor. İlkokulda, ortaokulda, lisede de anadilinde eğitim görmesini isterim.” Beş yaşındaki İdar Janbot Kınık’ın annesi Songül Kınık da anadilde eğitimi ailece çok önemsediklerini belirterek, “Sabahtan öğlene kadar normal eğitim aldığı gibi öğleden sonra Çerkesçe eğitim alması çok güzel” dedi.p> DİL KURSUNDAN DAHA ETKİLİ Adana Çerkes Kültür Derneği Başkanı İsa Elagöz, okulu açma nedenlerini şöyle anlattı: “Çerkesler olarak dilimizi kültürümüzü öğrenmek istiyoruz. Bununla ilgili daha önce dil kursları açtık ama bu kurslara kayıt yaptıranlar iki hafta sonra gelmemeye başladı. Çünkü kendi okulu var, dersleri var. Adigece bunların yanında ikinci planda kaldı. Biz anaokulu açıp temelden bu eğitimi verirsek çocuklar daha iyi öğrenir diye düşündük.”p> SÜMEYRA TANSEL - 23.10.2013 p> http://www.taraf.com.tr/haber/cerkesler-basladi-bile.htmp>nanKaffed
Nart, Seteney ve Dığa
On yedi, on beş ve on bir yaşındalar… Adigelerin Şıjaja sülalesinden üç güzel can. Üç küçük ÇERKES YÜREĞİ… Yaktı birileri Suriye’deki evlerini, mecbur düştüler yollara…Üç güzel kardeş, anneleri ve babaları ile birlikte… Yanmasaydı evleri dayanırlardı mutlak bir süre daha başlamakta olan kışın ve devam eden savaşın tam ortasında… Düştü gündeminizden değil mi Suriye’de süre giden savaş? Yeni bayramdan döndük çoğumuz… Ziyaret ettik köylerimizi, bizleri bekleyen büyüklerimizi… Adetimiz olmadığından öpmedik bazılarımız kimsenin elini… Ama kucaklaştık çoğumuz yolumuzu gözleyenlerle… Kavuştuk hasretle, değil mi? Üç küçük can, üç Çerkes çocuğu, bizler kucaklaşırken sevdiklerimizle, onlar terk ettiler Suriye’de yakılan evlerini… Vedalaştılar ailelerinden geride bıraktıkları ile… SAHİ DÜŞTÜ GÜNDEMİNİZDEN SURİYELİ ÇERKESLER DEĞİL Mİ? ……………………………………………………………………………………………………………… Gaziantep Oto Garından Gaziantep dernek başkanımızı arayan Suriyeli Çerkes Aile, evlerinin yakılması dolayısı ile geldiklerini belirtmiştir. Gelen Ailenin kardeşi Göksun Anzurey Köyünde ikamet etmesi sebebi ile gelen bu Aile Anzurey Köyüne yönlendirilmiştir. Aile ihtiyaclarının giderilmesi için önce Gaziantep dernek başkanımızın evinde misafir edilmiş, Afşin Dernek Başkanımız bilgilendirildikten sonra Anzurey köyüne gitmeleri için araç kiralanmıştır. Gelen Ailenin ellerinde para olmadığı Federasyonumuza bildirilmiş, Araç bedeli 250 Tl ve harçlık olarak bir miktar para Federasyonumuz tarafından aileye teslim edilmiştir. Aile Bilgileri: Baba- Ayman- Şıjaja sülalesinden. 47 yaşında, Hanımı- Batrişa- Şarag sülalesinden. Oğlu- Nart 17 yaşında, Kızı- Seteney 15 yaşında, Kızı- Dığa 11 yaşında. Kamuoyuna saygı ile duyurulur… Kaffed Suriye Kriz Masasıp>nanAtlheskir Janberd Dinçer
M.E.B Adıgece ve Abazaca İlk ve Ortaokul Dinleme Metinlerini Yayınladı
T.C. Milli Eğitim Bakanlığı 2013-2014 eğitim öğretim yılı elektronik ortamda hizmete sunulan ilk ve orta öğretim dinleme metinlerini yayınladı. p> Adıgece ve Abazaca derslerinde içinde bulunduğu dinleme metinlerini(sesli dosya) ekteki linkten indirebilirsiniz. http://www.meb.gov.tr/duyurular/duyuruayrinti.asp?ID=10544div> div> div> nanKaffed
Bizim de Payımızda Güzellikler Düşecek
Kosta Hetagurov, 15 Ekim 1859-1 Nisan 1906 p> İnsan hakları ve demokrasinin gelişimi uzun ve engebeli bir süreç. İnsanlık bu kavramları belki de yüzyıllarca önce geliştirdi, ama günümüzde hala demokrasinin tam anlamda yerleştiği ve insan haklarına bütünsel olarak saygı gösterildiği bir ülke olmadığı söylenebilir. Ancak sabırla, kararlı bir mücadele sonucu demokratikleşme yönünde bir ilerleme sağlanabiliyor, insan hakları genişletilebiliyor. Doğal olarak demokrasi ve insan haklarının geliştirilmesi mücadelesinde, bu konudan en çok rahatsız olanlar, yani haksızlığa uğrayanlar, ezilenler, azınlıkta olanlar ön planda yer alıyorlar. Aynı şey Türkiye için de geçerli. Geçtiğimiz bir-iki ay içerisinde Türkiye'de yaşayan Çerkesleri ilgilendiren, Çerkes dili ve kültürünün korunması ve geliştirilmesi açısından biribirinden önemli 6 gelişme oldu. Bu gelişmelerin biri bile, çok değil, 5-6 yıl önce yaşansaydı, kimse yerinde duramaz, kimisi büyük bir coşkuyla, kimisi de büyük bir korkuyla ayağa kalkardı. Fakat son bir-iki ay içerisinde gerçekleştirilenler, hem alaca karanlıktaki Türkiye'nin yoğun gündemi arasında, hem de bir süredir devam eden alışkanlık ve kayıtsızlık ortamında hak ettikleri tepkiyi alamadı. Neydi bu gerçekleşenler? Türkiye'de ilk kez bir üniversitede Çerkes Dili ve Edebiyatı bölümü açıldı. Türkiye'deki üniversitelerde Çerkes dili ve edebiyatı bölümü açılması gündeme getirildiğinde, bunun için YÖK Başkanı ile görüşüldüğünde, seçilen üniversitelerin rektörlerine talepler ve projeler iletildiğinde, Kafkasya'daki üniversitelerle ders programı ve eğitmen desteği konusunda başvurular yapıldığında, Türkiye'de böyle bir şeyin olamayacağı, olsa bile eğitmen ve ders malzemesinin bulunamayacağı, bütün bunlar yapılsa bile öğrencilerin geleceği olmayan bu bölümleri seçmeyeceği söyleniyordu. Ama tüm bunlar gerçekleştirildi, Düzce Üniversitesi'nde “Çerkez Dili ve Edebiyatı” programı açıldı, normal başvuru dönemine yetişemediği için ek kontenjan açıldı ve bu kısa süreye rağmen 21 kişilik kontenjanın tamamı doldu. Çerkes Dili ve Edebiyatı programının ilk öğrencileri Anayurt'tan gelen eğitmenlerden derslerini alacaklar.p> Türkiye'de ilk kez bir üniversitede Kuzey Kafkasya konusunda uzmanlaşmak üzere bir araştırma merkezi kuruldu. "Türkiye ile Kafkas ülkeleri, özerk cumhuriyetleri ve Kafkas toplulukları arasındaki politik, ekonomik, kültürel işbirliğinin sürekli geliştirilmesi ve iyileştirilmesi amacıyla bilimsel araştırmalar ve çalışmalar yapmak, bu araştırmalar yoluyla bilgi birikimi oluşturmak ve bu bilgi birikiminin, Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda söz konusu ülke ve topluluklar ile Türkiye’deki ilgili kuruluşlarla paylaşımını sağlamak" üzere Sakarya Üniversitesi'nde Kafkas Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi açıldı.p> Türkiye'de ilk kez bir üniversitede, Boğaziçi Üniversitesi'nde, Abazaca seçimli ders olarak verilmeye başlandı. Boğaziçi Üniversitesi'nde bir kaç yıldır Adıgece seçimli ders olarak veriliyordu. Israrlı çalışmalar sonucu bu yıl Abazaca seçimli ders olarak verilmeye başlandı ve 9 öğrenci derse kayıt oldu.p> Türkiye'de ilk kez Adıgece ve Abazacaders kitapları orta eğitim müfredatı kapsamında tescil edildi. Kaffed tarafından hazırlanan kitaplar, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ortaokullardaki (5-8. sınıflar) Adıgece ve Abazaca eğitimi için ders kitabı olarak kabul edildi ve ders kitapları Milli Eğitim Bakanlığı web sitesinde yayımlandı. Böylece Adıgece ve Abazaca Milli Eğitim Bakanlığı orta eğitim müfredatının bir parçası olarak tescillendi.p> Türkiye'de ilk kez çocuklarımızın okul öncesi eğitimlerinde kendi dil ve kültürlerini öğreneceği bir anaokulu açıldı. Adana derneğimiz tarafından yürütülen çalışmalar sonucu Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) tarafından da desteklenen proje kapsamında Kafkas Anaokulu kuruldu. Büyük ilgi gören Kafkas Anaokulu, ilk öğrencileri ile birlikte bu yıl faaliyete başladı.p> İkinci Uluslararası Adıge Dili Konferansı Ankara'da toplandı. Dokuz ülkeden gelen 50 akademisyen, dilbilimci ve eğitimci, dil politikalarından, Nart Söylencelerinin Adıge dili eğitiminde kullanılmasına kadar pek çok konudabilgilerini ve deneyimlerini paylaştılar, yeni çalışmalar için yeni uzmanlar ile tanıştılar, Adıgecenin zenginliği ve yaşama gücü konusunda umutlarımızı güçlendirdiler. Ayrıca bu konferans nedeniyle, dünyadaki en önemli insan hakları belgesi olan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi de ilk kez Adıgece yayımlandı.p> Anaokulundan üniversiteye kadar eğitimin tüm boyutlarını kapsayan, İstanbul'dan Adana'ya kadar Türkiye'nin farklı yerlerinde gözlenen, Çerkescenin korunması ve yaşatılması açısından hayati önemde olan bu gelişmelerin hiç biri kendiliğinden gerçekleşmedi, havadan inmedi, lütuf olarak sunulmadı. Tam tersine, bütün bunlar, “Dilsiz ulus ölüdür” özdeyişini özümlemiş, anadilinin yaşatılması için derneklerimizde yıllardır bıkmadan-usanmadan, ısrarla ve kararlı bir şekilde çalışan yüzlerce insanın emeği, çabası, mücadelesi sonucu gerçekleşti. Kaffed ve üye dernekleri tarafından yürütülen çalışmalar sonucu son iki ayda elde edilen bu başarılar, birlik olunduğunda, herkes büyük imecede bir şekilde yer aldığında nelerin yapılabileceğinin güzel bir kanıtı.Bu gelişmeler sabırla, ısrarla ve hep beraber çalışıldığında bizim de payımıza güzellikler düşeceğini gösteriyor, geleceğe, geleceğimize umutla bakmamızı sağlıyor. Şairin dediği gibi, Yolverin kanatlı atlara Sürgünden dönen çocuklara Ateşler yakın doruklarda Geçit vardır yarınlarap> nanErol Taymaz
Siyasetçiler 36 Dilde Oy İsteyebilecek
Eskiden seçim dönemlerinde il il, köy köy gezerek vaatlerini sadece Türkçe anlatabilen siyasetçiler, bundan böyle seçmenden Bilecik, Eskişehir, Samsun, Amasya, Tokat ve Düzce'de Abazaca; Mardin, Siirt'te Arapça; İstanbul, Hatay, Diyarbakır ve Kars'ta ise Ermenice destek isteyebilecek. Dilerse, milletvekili veya belediye başkanlığı yolunda Karadeniz'de, seçimleri kazandığında gerçekleştireceği icraatlarını Lazca, Gürcüce ve Hemşince de anlatabilecek adaylar, bölge halklarıyla kendi dillerinden konuşma fırsatı bulacak. Bazı kaynaklara göre, Türkiye'de beli sayıda konuşucusu bulunan diller arasında Abazaca, Abhazca, Adigece, Arapça, Arnavutça, Avarca, Azerice, Boşnakça, Pomakça, Bulgarca, Romani, Domani, Ermenice, Gagavuzca, Gürcüce, Hemşince, Hertevince, Kabardeyce, Kazakça, Kırgızca, Kırım Türkçesi (Balkan Tatarcası), Kumukça, Kürtçe, Yahudi İspanyolcası, Ladino, Lazca, Osetçe, Özbekçe, Pontusça (Trabzon Rumcası), Yunanca, Süryanice, Tatarca, Türkçe, Türkmence, Uygurca ve Zazaca gibi 36 dil bulunuyor. Dil Bilim Derneği Başkanı Prof. Dr. Nadir Engin Uzun, yaptığı açıklamada, Türkiye'de 36 farklı dilin konuşulduğunu ancak rakamların güncellenmesi gerektiğini söyledi. Bu dilleri kimlerin nerelerde konuştuğuna dair güncel ve sağlıklı bilgilerin bulunmadığını anlatan Uzun, en son 1965 nüfus sayımında ülke genelinde insanlara hangi dili veya dilleri konuştuklarının sorulduğunu belirtti. Türkiye'de konuşulan dillerle ilgili en derli toplu bilgilere "SIL International" adlı uluslararası dilbilim enstitüsü tarafından yayınlanan kaynaklarda, özellikle de "www.ethnologue.com" internet sayfasında yer verildiğini anlatan Uzun, "Türkiye'de konuşulan dilleri iki gruba ayırabiliriz. Biri uzun yıllardır yerel olarak konuşulmakta olan diller, diğeri ise son dönemlerde göçler nedeniyle konuşulmaya başlamış olan diller. Yerel diller arasında Arapça, Ermenice, Kürtçe, Süryanice, Yunanca gibi diller bulunuyor. İkinci gruba ise Sırpça, Bulgarca, Arnavutça, Kırımca, Uygurca gibi diller örnek verilebilir " diye konuştu. "Güncel çalışmaya ihtiyaç var" Güncel rakamlara ulaşılabilmesi için kapsamlı çalışmalara ihtiyaç duyulduğunu vurgulayan Uzun, şunları söyledi: "Türkiye'de konuşulan diller hakkında yapılacak araştırmalar dünya mirası açısından da önemli. Ülkemizde konuşulmakta olan bazı dillerin yok olduğunu, bazılarının ise yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu biliyoruz. Biz de bu çerçevede bir adım atmak amacıyla Dilbilim Derneği olarak 2015 yılında Uluslararası Dilbilimciler Komitesi ile bütün dünyada kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya kalan dillerin ele alınacağı Tehlikedeki Diller Çalıştayı'nı yapacağız." Türkiye'de konuşulan diller Güvenilir kaynaklardan olan "Ethnologue"nin Türkiye'de konuşulan dillere ilişkin verdiği bilgilerin çoğunun 1965 genel nüfus sayımına ait olduğuna dikkati çeken Uzun, şöyle konuştu: "Sonraki yıllarda çeşitli araştırmacılar tarafından ortaya atılan rakamlara da yer veren Ethnologue'a göre Türkiye'de Türkçe dışında en çok konuşulan dil, Kürtçe. 2009 yılına ait bilgiye göre 15 milyon kişi tarafından Hakkari ve Şırnak'ta yoğun olmak üzere Türkiye'nin pekçok ilinde konuşulan Kürtçe, bir Hint-Avrupa dili. Bu dili, 1998 yılına ait tahmine göre 1 milyon 640 bin kişi tarafından ağırlı olarak Tunceli, Erzincan, Bingöl, Sivas, Diyarbakır ve Elazığ illerinde konuşulan Zazaca takip etmekte. Bu dillerin ardından 2005 yılına ait verilere göre ağırlıklı olarak Kayseri, Samsun, Amasya ve Çorum illerinde 1 milyona yakın konuşanı olan, bir Kafkas dili Çerkesçe geliyor. Bu sayıya bir başka Çerkes dili olan Adigeceyi ekleyebiliriz. Bu dili konuşan 278 bin kişi, 2000 yılındaki verilere göre başta İstanbul olmak üzere Samsun, Sinop, Tokat, Balıkesir, Bolu, Aydın, Sakarya, Çanakkale, Kayseri, Tokat, Çorum ve Amasya illerinde yaşamakta." Abhazca'nın 1980'deki bir veriye göre 4 bin kişi tarafından İzmit, Adapazarı, Düzce, Bolu, Bursa-İnegöl, Kütahya, Bilecik ve Eskişehir'de, bu dile çok benzeyen Abazaca'nın, Bilecik, Eskişehir, Samsun, Amasya, Tokat, Yozgat, Sivas, Kayseri ve Adana'da konuşulduğunu anlatan Uzun, sözlerini şöyle sürdürdü: "Arapça, Türkiye'de konuşulan diller arasında önemli bir yer tutmaktadır. 1992'de Arapça'nın iki ayrı lehçesini konuşan toplam 500 bin kişinin yaşadığı Mardin, Siirt, Diyarbakır ve Hatay, bu dilin konuşulduğu başlıca iller. Yerel olarak Mardin, Antakya, Şanlıurfa illerinin bulunduğu yörelerde konuşulan ama 1994 yılı için Türkiye'de 3 bin kadar konuşucusunun bulunduğu belirtilen Süryanice de Arapça ile akraba olan Arami dillerdendir. Bugün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan Hertevin aslen Siirt'te ama sonradan Türkiye'nin batısında dağınık olarak yaşayan toplam 1000 kişi tarafından konuşulan ve Arapça ile akraba olan bir Sami dilidir. Bulgarca en fazla kişinin konuştuğu göçmen dili olarak Edirne ve Bursa'da 300 bin kişi tarafından konuşulmakta. Arnavutça 30 yıl önceki bilgilere göre Türkiye'nin batı illerinde dağınık olarak 15 bin, Sırpça ise 20 bin kişi tarafından konuşulan bir dildir. Yine 25 yıl önceki verilere göre Balkan Romancası Trakya Bölgesinde 25 bin kişi, aynı dilin doğu lehçesi olan Domari ise 28 bin kişi tarafından Türkiye'nin batısında dağınık olarak konuşulmaktadır. Yahudi İspanyolcası olarak da bilinen Ladino, bugün çoğunlukla İsrail'de konuşulan karma bir dildir ve 2007 yılına ait bilgiye göre bu dili konuşan yaklaşık 10 bin kişi İstanbul ve İzmir'de yaşamaktadır. 'Ethnologue'da Yunanca konuşan kişi sayısı İstanbul ve İzmir'de 1993 yılı için 4 bin kişi olarak verilmektedir. Pontus Rumcası (Pontic) ise 2009 yılında verilen bir bilgiye göre Trabzon ve Doğu Karadeniz yörelerinde 300 bin kişi tarafından konuşulan ve Yunanistan'da konuşulan Yunancaya göre çok farklılaşmış bir dildir. Ermenice 1980 yılına ait veriye göre 40 bin kişi tarafından çoğunlukla İstanbul'da, dağınık olarak da Türkiye'nin doğu bölgelerinde konuşulmaktadır. Aynı yıla ait veriye göre Gürcüce 40 bin kişi tarafından Artvin, Ordu ve Sakarya illerinde konuşulmaktadır. Gürcüce ile aynı dil ailesinden olan Lazca yerel olarak Rize ve Artvin'de konuşulmaktadır. 2007'ye ait bir veriye göre bu dil, toplamda 20 bin kadar kişi tarafından konuşulan bir dildir." Türkiye'de konuşulan diller arasında çok sayıda Türk dili de bulunduğunu belirten Uzun, "Bunlar arasında Tatarca, Kırım Tatarcası, Uygurca, Özbekçe, Azerice, Gagavuzca, Kazakça, Kırgızca gibi diller yer almaktadır. Yunancanın bir kolu olan Kapadokya Yunancası, bir Kafkas dili olan Ubıhça ve bir Süryani dili olan Mlahsö Türkiye'de artık konuşucusu olmayan ölü dillerdir" diye konuştu.p> Anadolu Ajansı'nın 18 Ekim 2013 tarihli Radikal gazetesinde yer alan haberinden hiç bir değişiklik yapılmadan alınmıştır.p>nanKaffed
Bayramınız Kutlu Olsun
Kurban Bayramı'nın tüm halkımıza ve insanlığa sevgi, barış ve mutluluk getirmesi dileğiyle... Kafkas Dernekleri FederasyonunanKaffed