Tıj İlkay’ı Özlemle Anıyoruz

Tıj İlkay Ülker 1976 yılında doğdu. Dil, kültür ve tarih konularına küçük yaşlarından itibaren duyduğu ilgi, özellikle Çerkes dili, tarihi, kültürü ve müziği konusunda yoğunlaştı. İtükaf’ ın orkestrasına ve gelişmesine uzun yıllar büyük emek verdi. İstanbul’ da pek çok dernek ve dans topluluğu için müzisyenlik yaptı. Genç müzisyenlerin yetişmesine büyük katkıda bulundu. Anadolu’ da çalınan bazı Çerkes müziklerini mızıkadan akordeona taşıdı. Tıj İlkay Ülker Adıgey’de, Anayurdunda yaşamak için hazırlık içerisindeydi. Belli aralıklarla Kafkasya seyahatleri yapmaktaydı. Maykop'ta vatandaşlık işlemlerini yürüttüğü gün geçirdiği elim trafik kazasında hayatını kaybetti ve 14 Mart günü Maykop’ta defnedildi. Adı "Tıj İlkay Dönüş Yolu Misafirhanesi"nde sonsuza kadar yaşayacak sevgili arkadaşımızı özlemle ve saygıyla anıyoruz. Kafkas Dernekleri Federasyonu  nanKaffed

Okur-Yazar mısınız? Anadilinizde?

Anadilimiz ve kültürümüzün kaybolmak üzere olduğu herkes tarafından kabul edilen bir gerçektir. Dilimiz ve kültürümüzün yok olmanın eşiğine gelmesinin nedenlerini, Anavatanımızdan koparılışımızdan başlayarak, üzerinde yaşadığımız devletlerin politikaları, bizden önceki neslin tutumu ve halkımızın içinde bulunduğu duruma dek uzanan geniş bir yelpazede ele alabiliriz. Hatta bu sorunu yaratan devletlerden başlayarak bireysel olarak kendimize dek, en çok veya en az sorumlular sıralaması da yapabiliriz.   Fakat yokoluş gerçeğine rağmen, bu topraklardaki 151. yılımızda hala anadilimizi konuşabilen, okuyabilen ve yazabilenlerimizin olduğu gerçeği de önümüzde durmaktadır. Hayat bulduğu ve beslendiği vatanından kopartılmış anadilimizin, tüm olumsuzluklara rağmen bugünlere gelebilmesi için büyük mücadeleler verildiğini vurgulamak gerekir. Anadilimizin yaşatılması yolunda emeği geçen herkesi tarihimiz takdirle anacaktır. Günümüzde herkesin üzerinde anlaştığı diğer bir konu ise, devlet bir anadil politikası geliştirmedikçe, derneklerle veya özel kurslarla kaybolmak üzere olan bir dili yaşatmanın mümkün olmadığıdır. Devlet, yurttaşların dillerini ve kültürlerini korumaları için sadece izin veren değil, destekleyen bir konumda olmalıdır. Devlet anaokulundan başlayarak eğitim ve öğretim yaşamının her aşamasında anadilimizin öğrenilmesi için yasal zemini ve maddi imkanı sağlamalıdır. Bunlar ve benzeri talepler bireysel ve kurumsal olarak her zeminde mutlaka dile getirilmesi ve takip edilmesi gereken en temel insani haklarımızdır. Peki devletin bu taleplerimizi yerine getirmesini isterken veya beklerken bizler, bireysel ve kurumsal olarak neler yapabiliriz veya yapmalıyız? Anadilimizi korumanın ve yaşatmanın asimilasyon ve inkar politikalarına karşı bir duruş olduğunu anlamalı ve anlatmalıyız. Anadilimizin kaybolma sürecine dikkat çekmeli ve toplumuzda farkındalığı artırarak anadilin öğrenilmesi için gösterilen çabaların kat be kat artmasını sağlamalıyız. Toplum kendi anadiline sahip çıkar ve yaşatılmasını için elinden gelen çabayı gösterirse, bu toplumsal gayret ve irade, devleti bir anadil politikası geliştirme yolunda zorlayıcı etken olacaktır.   “Bir dil az sayıda insan tarafından konuşulduğu için değil, bilenler o dili konuşmadığı için yok olur.” em> Anadilimizin kaybolma tehlikesi karşısında anadilini bilen veya bilmeyen herkesin yapabileceği şeyler mutlaka vardır. Ancak anadilimizin yaşatılması ve geliştirilmesi yolunda en önemli görev anadilini bilen kardeşlerimize düşmektedir. Anadilini bilen herkesin azimle, özveriyle, mutlaka okur-yazar haline gelmesi toplumsal bir görev haline gelmiştir. Eğer anadilimiz yaşatılabilirse bunun onuru, anadilini konuşan, okuyan, yazan ve gelecek nesillere aktaran kardeşlerimizin olacaktır. Ve eğer başarabilirsek, dilimizin küllerinden doğuşunun destanı yeniden yazılmış olacaktır. Kaffed olarak anadilimizin kaybolma sürecine dikkat çekmek için “Anadilde Okuma- Yazma” seferberliği başlatıyor, anadilini bilen herkesi okuma-yazma öğrenmeye davet ediyoruz. Bu amaçla bir araya gelen anadil öğretmeni ve emekçileriyle birlikte, derneklerimizde devam etmekte olan kurslara katılımın ve devamlılığın sağlanması yolunda çalışmalar yapacağız. Kurs açılamayan ve dernek veya köylerde  kurs açılması için talep yaratmaya çalışacağız. Kurslarda kullanılabilecek, halihazırda ulaşılabilir durumdaki eğitim materyallerinin yeniden tanıtımı yapacağız ve farklı eğitim materyallerin oluşturulması veya temin edilmesi için çalışacağız. Anadilin, sosyal medya dahil her ortamda kullanılmasını teşvik edeceğiz. Anadilimiz konusunda kaygı duyan herkesi bu önemli davaya katkı sağlamaya davet ediyoruz. Kafkas Dernekleri Federasyonu  p> Notlar: Daha önce Kaffed tarafından iki ayrı yerde düzenlenen “Okuma/Yazma Öğrenme Kursları"nı talep edenlerin Kaffed ile iletişime geçmeleri rica olunur (e-mail: info@kaffed.org). İlgili kurs haberleri için lütfen burayı tıklayınız.p> Anadilimizi öğretmek amacıyla yazılmış kitapları Kafdav Yayıncılık WEB sitesinden sipariş edebilirsiniz. Bu kampanya dahilinde kitaplarda çeşitli oranlarda indirimler yapılacaktır.  Kitap listesi için tıklayınız.p> Sayın İlhan Aydemir tarafından, Adıgece (Doğu Diyalekti) öğrenmek için hazırlanmış olan derslerden faydalanabilirsiniz. Bu derslere ulaşmak için tıklayınız.p> İnternetten Adıgece (Batı Diyalekti) öğrenebilmek için Goethe-Verlag sitesinden yararlanabilirsiniz. Siteye erişmek için tıklayınız.  p>nanKaffed

Adıge Dil Günü K.Maraş’ta Kutlanıyor

АДЫГЭБЗЭМ И МАХУЭ... Gençlik Komisyonu ve dil grubunun ortaklaşa hazırlamış oldukları Program içeriği; Açış konuşması-Lisan ALKIŞ Günün anlam ve önemine dair konuşma Şarkılar Tiyatrolar 'Gençlerin gözünden dil' konuşması Sürpriz konuk sanatçımızdan şarkılar Yarışmalar... Şeklinde olacaktır..      nanKaffed

Adıge Dil Günü İstanbul’da Kutlanıyor

14 Mart Cumartesi Adige Dil Günü etkinlikleri kapsamında; İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nde Twillight of Hope (Сумерки надежд) adlı Adige filmini, ilk defa Türkçe altyazısıyla sunulacak film gösterimine tüm hemşehrierimiz davetlidir. Сумерки надежд (Twilight Of Hope) 1993 yapımı filmde; 19. yüzyılda Çerkes Rus savaşı (1763-1684) esnasında Prens Cambota Edica’ nın, Çerkesleri Rus İmparatorluğuna karşı özgürlük mücadelesi için birleştirme çabası anlatılıyor. Yönetmen Ruslan Hachemizov ve Cass HochegogunanKaffed

Adıge Dil Günü Samsun’da Kutlanıyor

14 Mart Adıge Dil Gününde, anadilimizi kutlamak, yaşamak ve yaşatmak amacıyla hazırlanan programa tüm hemşehrilerimiz davetlidir. İrtibat: Çiftlik Mah. İstiklal Sokak Gül Apartmanı S.O.S Restaurant Üstü 5.KatnanKaffed

Adıge Dil Günü Mersin’de Kutlanıyor

14 Mart Adıge Dil Gününde, anadilimizi kutlamak, yaşamak ve yaşatmak amacıyla hazırlanan programa tüm hemşehrilerimiz davetlidir. Yer: Yunus Emre Kültür Merkezi Saat: 19.00 (18:30'da dernekten servis kalkacaktır.)nanKaffed

14 Mart Adıge Dili Günü Kutlu Olsun

Adıge dilinde yazılmış ilk kitap 14 Mart 1853 yılındaБырсей Умар(Bırsey Wumar) tarafından yayınlanmıştır. Adıgey Cumhuriyeti 2000 yılında, bu anlamlı günün anısına, 14 Mart tarihinin Adıge Dili Günü olarak kutlanmasına karar vermiştir. UNESCO tarafından yayınlanan raporlara göre, bugün Türkiye'de 18 adet dil büyük tehdit altında ve yaşam mücadelesi veriyor. Maalesef, Adıgece ve Abazaca’da bu listede yer alıyor. Ubıhçayı kaybetmenin acısını henüz unutamayan biz Çerkesler için bu durum tarif edilemez bir üzüntü kaynağıdır. Her halkın kendi kimliğini ve kültürünü anadili ile sonraki kuşaklara ve geleceğe aktarması en doğal, doğuştan gelen insani haklardandır. Bir dili yok etmek, o dili konuşan halkı yok etmekle eşdeğerdir. 14 Mart Adıge Dili Günü, anadilimizin kaybolma sürecine dikkat çekme günleridir.               14 Martlar, anadilimizi korumanın asimilasyona karşı bir duruş olduğunu anlatma günleridir. Günümüzde genel kabül gören anlayışa göre; devletler-hükümetler, dil politikaları geliştirerek kaybolma tehlikesi yaşayan dilleri korumaya almalı, anadilin mensuplarınca öğrenilmesinin ve yaşatılmasının imkanlarını sağlamalıdır. Nitekim ülkemizdeki seçmeli dersler bu minvalde atılmış göstermelik adımlardan biridir. Bu konudaki toplumsal taleplerimizi yüksek sesle dile getirmeye devam etmeliyiz. Diğer taraftan anadilimizi yaşatmak için bireysel ve kurumsal olarak bizler de elimizdeki imkanları kullanarak, her türlü  çabayı  göstermeliyiz. *Anadilimizi sonradan öğrenenlerden daha ziyade, hali hazırda anadilini bilenler geleceğe taşıyacaktır. Bu nedenle anadilimizi konuşabilenler mutlaka okur-yazar hale gelmelidir. *Anadilini bilmeyenler ise basit de olsa okuduğunu anlayabilen, duyduğunu yazabilen, günlük hayatında anadilini kullanabilir hale gelmelidir.  *Ortaokullarda uygulanmakta olan Adıgece-Abazaca seçmeli dersi  çocuklarımıza verilmiş bir haktır. Bu hakkın kullanılması noktasında velilerimize önemli görevler düşmektedir. Adıge şairБещтокъуэ Хьэбас (Beştoque X’ebas) hepimize önemli bir çağrı yapmaktadır, lütfen kulak verelim. Dil yiterse millet biter. Çok zeka gerektirmiyor ki, Bu kadarcık anlayıp, Yaşarsan yeter. Dil tarih ile yoğrulup, Halkın kan, can kattığıdır. Dil korunsun istemeyen Düşmanın yarattığıdır.p> 14 Mart Adıge Dili Günümüz kutlu olsun.  Kafkas Dernekleri FederasyonunanKaffed

Türkiye Yaşar Kemal’ini Kaybetti

"Muhterem Üzeyir Bey Hazretleri, zatınıza hazretleri diyorsam kusuruma bakmayınız, siz hazretten de, beyden de, paşadan da daha âli bir mevkidesiniz. Biz sizin kim olduğunuzu bilerek huzurunuza geldik." Önce sesi titredi, karıncalandı, sonra düzeldi, sözcükler ağzından kolaylıkla akmaya başladı. "Sizi biliyoruz, yüce soyunuzu da, Han Hazretleri, ve bunun için de sizi diye geldik, huzurunuzda el pençe divan durduk. Kendimi takdime cesaret edebilir miyim acaba, biz Dağıstan’dan Anadolu’ya geldik, Toros dağlarının Uzunyayla’sına, yani Binboğa dağlarının, Kayserinin Pınarbaşı kazasının Kaynar nahiyesine yerleştik. Biz Kabartay Çerkesleriyiz. Ben Burakzade Hacı Rüstemin oğlu Poyraz Musayım. Buraya gelince duydum ki siz bir Çeçensiniz ve de Çeçen Hanlarının şecereli soyu, son Çeçen Hanının bihakkın evladısınız. Osmanlılarca mağdur edilmiş, Hanlığı elinden alınmış, bir âli şahsiyetsiniz. Ne yapalım, biz Çerkes milleti, bütün dünyaya sürüldük, dağıtıldık, perişan edildik. Tıpkı Yahudiler gibi, zulüm gördük, insanlığımız elimizden alındı… Gittikçe güzel konuşuyor, heyecanlanıyor, kendinden geçiyor, kendi sesine kendini kaptırmış, hem konuşuyor, hem de zangır zangır titriyordu. Nüfusçuysa hiçbir tepki göstermiyor, gene öyle taş gibi hiç kıpırdamıyor, gene öyle yüzü  donmuş kalmış, gene öyle bekliyordu. "Çarlar bizi Kafkastan Çine Maçine, bütün Orta Asyaya, Arabistana dağıttı. Kafkasın muhteşem kartalları, cesur şahinleri, hepimiz kuzgun olduk. Soyumuz çürüdü. Ama gene de başımızı dik tuttuk, kartal başı gibi, şahin başı gibi." Başımızı dik tuttuk derken Poyraz Musa, Üzeyir Beyin gözleri önce derinden gelen bir ışıkla parladı, sonra ıslandı, sonrada göz çukurlarına birer damla yaş geldi oturdu. Poyraz Musa da neredeyse kendi anlattıklarına ağlayacaktı.Kendini zor tutuyordu."Evet, Han Hazretleri, şimdi ben burada, bir kasabada nüfus memurluğunun küçük bir odasında, kurt yemiş, bacakları kırık bir masaya oturmuş âli bir Hanla karşı Karşı duruyor, heyecanımdan tir tir titriyorum. Bir Han ki, ne Çin, ne Türkmen, ne de Moğol Hanlarına benzer. O, ulu Kafkasın, ulu Çeçenin Hanıdır. Bizim Uzunyayla Türkmeninin Aşığı ne demiş, şahin kocamakla vermez avını, taaa eskiden kurt eniği kurt olur. Ben şimdi burada bir ulu Kafkas kartalının, Hanının karşısında hürmet ve sadakatle, bir teba olarak eğiliyorum." … Üzeyir Han baktı ki, Poyraz Musa kölesi perişan, ağlayacak. Bu sefer o başladı ulu Kafkası, Şeyh Şamili, öteki kahramanlıkları, İsmail Beyi uzun uzun, vakarlı, tane tane anlatmaya. Delikanlının kendine geldiğini görünce de sustu. ...p> Diye anlatır Yaşar Kemal Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana-Bir Ada Hikayesi'nde. Romanın kahramanı Poyraz Musa Çerkes ve şeref madalyalı bir savaş gazisidir. Bu tarihi romanında Yazar,  savaşın yıkıcılığını, halkın çilesini, mübadelenin hüznünü, yüzlerce binlerce yıldır beraber yaşayan halkların kardeşliklerini, kültürlerinin çeşitliliğini, güzelliğini ve uyumunu ustalıkla anlatır.p> İdris Bey otuzunda gösteriyordu. İnce, uzundu. Sarı gözleri, kartal gagası burnu, uzun yüzüyle bu dünyada yaşamayan,nasılsa bir kere uğramış, yırtıcı, yabanıl bir yaratığa benziyordu. Büyülü, kutsal bir yaratığa... Uzun bıyıkları düşmüştü. Parmaklan çok uzundu, güzeldi. Onunla ilk karşı karşıya gelen ne bedenini, ne altın gibi güzel gözlerini, ne sarı pırıltılı uzun bıyıklarını, ne saçlarını görürdü. Onunla ilk karşılaşan insan yalnızca onun uzun, güzel parmaklarını görür, hayran kalırdı. Bir Çeçen beyi olan babası Osmanlı devrinde ili aşiretiyle birlikte Kafkaslardan gelmişti, Anavarza kalesinin karşısına,Ceyhan ırmağının güney gecesine yerleşmişti. Kurdukları  köyün adına Akmezar demişlerdi. İlk önceleri Çukurova’da sinekten, sıtmadan, sıcaktan hastalanmışlar, kırılmışlardı. Üç dört yıl içinde Çukurova’ya alışmışlardı ama, sayıları da yarıya inmişti. Kafkaslardan getirdikleri atları da, öteki hayvanları da kırılmıştı. Çukurova’ya alışan Çerkesler Çukurova cinsi güzel atlar yetiştirdiler sonra. Ektiler biçtiler. Çukurova o zamanlar meyve bahçesi nedir bilmezdi, güzel, bakımlı meyve ağaçlan diktiler Çukurun sıcağına. Evleri ottan Türkmen  köylerinin yanma ahşaptan ve taştan, ikişer katlı güzel evleri olan, caddesi, sokakları olan bir köy kurdular.Bereketli topraklar üstünde mutlu bir yaşama düzeni kurdular. Bütün ovaya güzel atları, iri meyveleri, yiğit davranışlarıyla ün saldılar. Öteki Torostaki  Çerkesler gibi at hırsızlığı da yapmadılar. Beylerinin bir dediğini de iki etmediler. Geleneklerini, göreneklerini de Kafkastaki gibi korudular. Mutlulukları, düzenleri, yepyeni, siyah, Ford marka bir otomobilin gelip son beyleri İdris Beyin kapısında duruncaya kadar, yıllarca sürdü. Otomobil toza batmıştı. İri, toz altında kalmış gözleri Çukurova güneşi altında parlıyordu. O güne kadar Akmezar köylüleri, askerliğe gitmiş birkaç kişinin dışında, hiç otomobil görmemişlerdi. Köylüler, yaşlı genç, kadın erkek, çoluk çocuk, korkuyla, şaşkınlıkla, hayranlıkla bu koca, ışık gözlü tuhaf yaratığa baktılar. Kiminin yüreğine acı bir uğursuz korku girdi, çöreklendi. Kimisi de bu tuhaf yaratığı gördüğüne sevindi. Otomobilden iki kişi indi. Bir tanesi iri, kaim, kara kaşlıydı. Karalar içindeydi. Kara bir siyah lenger şapka giymişti. İri, kaim kara kaşlı adamın göbeğinin üstündeki bir deste altın kösteği ışıltı içindeydi. Dimdik, gerilmiş, arkaya doğru kaykılmış duruyor, yöreye yan gözle çok alçaltıcı bakışlar fırlatıyordu. Dağların taşların, cümle mahlukatın  yaratıcısı sanki oydu. Yöreye öyle bir hava veriyordu her davranışıyla. İdris Bey de onu bir tuhaf karşıladı. Bu yarı tanrı yaratığın önünde iki büklüm eğildi. Yaşlı Çerkesler hem bu işe çok şaşırdılar, hem de çok kızdılar. Kara giyitli adamın arkasından otomobilden inen boz giyitli adam da onun önünde ceketinin düğmelerini boyuna ilikliyor, eli ceketinin düğmesinde, arkasından geliyor, pür tetikte, ne diyecek diye bir alıcı kuş gibi hazır bekliyordu. Çerkesler bunun yepyeni, çok büyük, Çar gibi bir adam olduğunu anlamakta gecikmediler. Neydi, kimdi acaba? İdris Bey biraz şaşkınlık, daha çok korku, merakla onu konağa çağırdı. Konuk hiç konuşmuyordu. Konağa girince iri konuğun arkasındaki adam İdris’in kulağına bir ad fısıldayıverdi. İdris Beyin yüzü soldu, telaşı birkaç misli arttı: "Hoş geldiniz, hoş geldiniz, hoş gelip safalar getirdiniz Beyim. Bizim köyümüze şerefler bahşettiniz Beyim. Büyük şerefler..."İri adam tombul elini bir daha ağır ağır İdris Beye uzattı, idris Bey ele sarıldı ama öpmedi. İri adamın yüzünde bu yüzden bir hoşnutsuzluk belirdi. İdris Bey bunu gördü, sezdi,üzüldü. "Bizim soyumuz hiç kimsenin elini öpmemiştir, padişahın, çarın bile," diye içinden geçirdi. "El öpmeyi hiç kimse bizden beklemesin."em> Yaşar Kemal İnce Memed–II’de Çerkes İdris Beyi böyle anlatır.p> Yaşar Kemal verdiği bir röportajında her ne kadar  “Şimdi benim tüm romanlarımda Çerkes geçer. Niye böyle? Vallahi billahi bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum ama hep Çerkes oluyor” diyorsa da  bu satırları ile bizleri ta iyi tanıdığını  ve daha da önemlisi sevdiğini anlamak güç değil. Yazar’ın belki de bir Türkmen köyünde tek Kürt ailenin çocuğu olarak doğması evde Kürtçe  okulda Türkçe konuşmak zorunda kalması,  farklı milletler  ve kültürlerin varlığını  çocukluğundan itibaren  farkında olmasından kaynaklandığı söylenebilir. Biz Çerkes olarak Yaşar Kemal’i diğer  yazarlardan daha farklı  anlamalı ve anmalıdır.  Yaşar Kemal çok uzun yıllar önce eserlerinde  Çerkeslerden konu ve kahramanlar yerleştirme beceri ve cesaretini gösterebilmiş Çerkes olmayan Türkiyeli yazarlardandır. Her ne kadar Yaşar Kemal’in eserlerinde  Çerkesler de  yeni Türkiye’nin kuruluşundan beri savaşta ve barışta başları dik, alınları ak bir halk olarak anlatmış olsa da Türkiye’deki tüm halklar - Çerkeslerle birlikte Laz,  Kürt, Yezidi, Arap,  Süryani ve diğerleri- Yaşar Kemal’in eserlerinde  kendi kimlikleri ile yer alabilmişlerdir. O yüzden de yazının başlığı gibi  “Türkiye Yaşar Kemal’ini kaybetmiştir.” Anadolu’da yüzlerce yıl var olmuş bu halklarının sözlü olarak nesilden nesile aktardığı masallarla, öykülerle, ağıt ve türkülerle birlikte destanlarla, efsanelerle  usta romancılığını birleştiren Yaşar Kemal yazım  tarzı  ile her yönden özgün bir yazar olmuştur. Kullandığı dil,  benzetmeler, tasvirler, anlatım tekniği, imgeleme, yerel dil ve sözcükler, atasözleri dua ve ve beddualar, onun romanlarının ana unsurları olmuştur. Yaşar Kemal’in romanlarının şiirselliği olağanüstü  güzel anlatımı okuyucunun  gözü önünde  bir film  seyredercesine canlandırabilirken, kurduğu imge ve mit dünyası, benzetmeler, betimlemeler, doğanın tüm yönleriyle anlatımı, kullandığı dil, yerel sözcükler ve deyimler, atasözleri, yakarışlar, sövgüler onun anlatımını canlı ve etkileyici kılan özelliklerdir. Şiirsel üslubu, olağanüstü düş gücü, modern romanla epik anlatım biçimlerini başarıyla bağdaştırması onu özgün kıldığı kadar güçlü de kılan özellikleridir. Bir yandan tüm kitaplarında halkların kültürünü anlatırken,  diğer yandan da tarımdan sanayileşmeye geçilen  1950’li yıllarda, Çukurova’nın geniş biçimde makineleşmeye açılmasını,  verimli topraklar üzerindeki ağalar arası rant savaşımının kızışmasını, bunun yoksul Çukurova köylüsü üzerindeki sonuçlarını ilk romanlarının ana temasını oluşturmuş; köy ve köylü gerçeğini abartmadan destansı bir anlatımla yansıtmıştır. Zalime ve zulme karşı mücadeleyi savunan büyük usta Yaşar Kemal  Çukurova’nın bağrından çıkan bir kahramandır.  O geleneği yaşatmak ve anlatmak için uğraşırken, bütün halkların kendi dilleri, kültürlerini yaşatabilmesi için emek vermiştir. Onun içindir ki cenaze töreninde  tıpkı hayalini kurduğu dünya olduğu gibi Kürt, Türk, Arap, Laz, Çerkes her milletten insan omuz omuza yürürken,  köylüleri  de Yaşar Kemal’i kendi topraklarında Çukurova’nın bağrında yatırmak istediklerini ifade edercesine  doğduğu  köyden getirdikleri  toprağı mezarına atmışlardır. Nurlar içinde yatsın.  nanYe'lugh Gupse

Süleymanova için Acil Eylem

Uluslararası Af Örgütü 55 yaşındaki Arubika Süleymanova'nın Türkiye'den sınır dışı edilmesine karşı bir Acil Eylem başlattı. Acil Eylem kapsamında konuya ilişkin olarak bir basın açıklaması yapılacak ve Türkiye'deki yetkililere yönelik imza kampanyası yürütülecek.  Uluslararası Af Örgütü'nün Arubika Süleymanova'nın Türkiye'den sınır dışı edilmesine karşı başlattığı imza kampanyasına katılmak için tıklayınız. p>  nanKaffed

Adıge Dili Günü Ankara’da Kutlanıyor

14 Mart Adige Dil Günü çerçevesinde, 14 Mart Cumartesi saat 19:30'da Ankara Çerkes Derneği'nde etkinlik düzenlenecektir. Azmi Toğuzata'nın anadilimizde şarkılar seslendireceği, çocuk kursiyerlerimizin de yer alacağı programa tüm üyelerimiz davetlidir.  nanKaffed