Ortaokul Seçmeli Anadili Dersleri İçin Süreç Başlıyor

Federasyonumuz Anadili Komisyonu’nun Ortaokul Seçmeli Anadili Dersleri Alt Komisyonu, 4-22 Ocak tarihleri arasında ortaokullarda 2021-2022 eğitim yılı için yapılacak Anadili dersi seçimleri ile ilgili çalışmaları ele aldı. Ortaokul Seçmeli Dersleri ile ilgili daha önceki toplantılarda ele alınan konular ışığında, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 30 Aralık 2020 tarihinde yayınlanan yazıda belirtilen hususlar değerlendirildi. Nüfusumuzun yoğun olduğu yerlerde, daha önce sınıf açtırılan bölgelerin de tecrübelerinden yararlanılarak, daha fazla Seçmeli Anadili Dersi talebinin okullara iletilmesi için derneklerimiz ile birlikte yoğun bir şekilde çalışılması kararlaştırıldı. Sınıf sayısının artırılmasında karşılan engellerin aşılmasında ve Anadili öğretmenlerinin kadrolu olarak atanması konusunda Milli Eğitim Bakanlığı nezdinde girişimlere devam edilmesi kararlaştırıldı. Komisyon 4 Ocak 2020 Pazartesi akşamı tekrar toplanacak. {gallery}/haber/federasyon/2021/210102_Secmeli_Ders{/gallery}p>nanKaffed

Bir Yazar Bir Eser : HAFIZAM ÇERKESÇE – Sosyolog Doç. Dr. Ulaş Sunata

Türkiye’de, Çerkeslerle ilgili bugüne kadar yapılan en kapsamlı, en doyurucu “sözlü tarih çalışmasından” bahsetmek istiyorum.p> Büyük emek verilmiş, belgesel niteliğinde bir eserden; “Hafızam Çerkesçe” den.p> Çerkesleri yakından tanımak isteyenler, işte size harika bir eser! Çerkeslerin hafızasından süzülen en katışıksız, en saf, en berrak ifadeler.   “Hafızam Çerkesçe” de Çerkesler, yaralı yüreklerinde yaşattıkları Çerkesliği anlatıyor. Biraz ürkek, biraz çekingen…p> Kendi tarihlerini, kendi kültürlerini aktarıyor; Biraz gururlu, bir o kadar kurgulu…p> Anlatıcılar; duyduklarını, yaşadıklarını, hissettiklerini, acılarını, özlemlerini yüreklerinden akan sıcacık ifadelerle anlatıyor.p> Ancak bazı anlatılardaki ezberler, birbiriyle çelişen ifadeler, yanlışlar, eksikler ne yazık ki dikkatlerden kaçmıyor.p> PAHA BİÇİLMEZ BİR ÇALIŞMAp>  p> Ufku, dünyalar kadar geniş; yüreği, araştırma ve sorumluluk duygusuyla dolu; zarif, bir o kadar samimi insan Sayın Ulaş Sunata, paha biçilmez bir çalışma armağan etti Çerkes toplumuna.p> Çerkesliği, Çerkeslerle anlatan bu anlamlı proje, suskunların sesi olurken tarih ve kültür sevdalılarının nefesi oldu.p> Bu çalışmayla pek çok kapı aralandı, birçok sis perdesi açıldı, görüş mesafesi genişledi, köşe taşları iyiden iyiye belirginleşti.p> Yazarın, eserini anlatırken kullandığı kucaklayıcı dil, “ego” dan uzak mütevazı tavır, ziyadesiyle alkışı hak ediyor.p> SUNATA’DAN KÜLTÜRE BÜYÜK KATKIp>  p> Ulaş Hanım, iyi ki varsınız! İyi ki bu yola çıktınız, iyi ki bu konuyu seçtiniz!p> İyi ki bu toplumun gizli kalmış dünyasına ışık tuttunuz.p> İyi ki ortaya çıkan gerçekleri bizimle buluşturdunuz!p> İyi ki ekibinizle birlikte köy köy dolaşarak, kapıları çalarak, kaybolmaya yakın bilgi ve belgeleri derleyerek karanlıkta kalan pek çok gerçeği hayatla buluşturdunuz. p> Siz bu çalışmayla bu yaralı kültüre büyük katkı sağladınız! İyi ki sorumluluk bilinciyle, sosyal medyada ve çeşitli platformlarda bu kapsamlı projenin sonuçlarını paylaştınız!p> Çerkes toplumuna verilebilecek bundan daha güzel bir armağan olabilir miydi, ben bilmiyorum!p> Yüzünüzdeki mutluluk, yüreğinizdeki enerji hiç eksilmesin! Ailenizle, sıra dışı güzel eserlerinizle hep mutlu, hep huzurlu yaşayın.p> TÜBİTAK DESTEKLİ GENİŞ BİR ÇALIŞMA p>  p> “Hafızam Çerkesçe” Ulaş SUNATA’nın 2014-2015 yıllarında yürüttüğü TÜBİTAK tarafındanp> desteklenen “Türkiye’deki Diasporalar: Kuzey- Batı Kafkasya Halkları Örneği” isimli projenin bir ürünü.p> Bu çok zahmetli, oldukça başarılı saha çalışması, ilkleri de içinde barındırıyor.p> Bu eser, en kapsamlı saha çalışması olmasıyla bir ilk. Çerkesleri konu alan TÜBİTAK destekli çalışma olmasıyla bir ilk.p> Kapsamlı bir “Çerkes Diasporası Belgeseli” olması niteliğiyle bir ilk.p> Bir üniversitede düzenlenen “Çerkes Diasporası Konferansı” boyutuyla bir ilk.p> Bu son derece anlamlı çalışmanın mimarı değerli bilim insanı, sosyolog Sayın Doç. Dr. Ulaş SUNATA ve ekibine yürekten teşekkür ediyorum.p> İyi ki varsınız!   “BEN BU ÇALIŞMAYLA ÇERKES OLDUM”p>  p> “Ben Çerkes değilim ama bu çalışmayla Çerkesleştim” diyor Ulaş Sunata!p> Ve adeta “Kültürünüzün kıymetini bilin!” dercesine ilave ediyor  “Çerkesler, kültürü çok zengin bir kimlik sahibi”p> FARKLI BİR ÇALIŞMA FARKLI BİR ESER p>  p> Bu çalışmada, resmi tarihlerin, tarihçilerin ya da kahramanların dışında; yaşanan, gerçek tarihin peşinde koşulmuş.p> Sahaya gidilmiş, halkın içine girilmiş, köy köy gezilmiş, halkın duygu ve düşünceleri alınmış.p> Yani farklı bir tarih araştırma çalışması yapılmış.   Özellikle kırsal kesim, köyler seçilmiş, zira köyler, Sayın Sunata’nın da ifadesiyle tarihi ve kültürel değerlerin en iyi korunduğu mekânlar.p> “Bu projede Türkiye’nin Çerkes diasporasının yoğun yerleşik yaşadığı bölgelere gittik. Çalışma ekibimdeki öğrencilerimle 12 şehirde (Samsun, Çorum, Tokat, Sivas, Kayseri, Maraş, Adana, Osmaniye, Düzce, Bilecik, Eskişehir, Balıkesir) ve bu şehirlere bağlı 23 ilçede görüşmeler ve gözlemler yaptık.”p> “Toplam 342 kişiyle temas edildi. 5000 sayfalık önemli bir veri tabanı ve arşiv oluşturuldu.p> Saha çalışmasının tamamlanmasının ardından Çerkes diasporasının 17 önemli sivil toplum kuruluşunun temsilcileriyle ‘odak grup çalışması’ yapıldı. Odak grup çalışmasıyla, hedeflenen sahadan elde edilen veri ve bulguların STK temsilcileriyle tartışılması ve böylece sivil toplumun diasporik kimliğin inşasındaki etkilerinin açığa çıkması amaçlandı.”p>  “Böylece, özellikle köylerde yaşayan Çerkeslerin geçmişleri, hafızaları ve elbette ki bugünlerini nasıl kurduklarının anlatısı ortaya çıktı.”p>  p> Kitapta “Dinliyoruz” başlığıyla yaşları 82 ile 18 arasında değişen kadın ve erkeklerle yapılmış 30 görüşme aktarılmış.p>  p> “Yaşadıkları köyün tarihi, kendi kişisel tarihleri hatta hiç görmedikleri ama kendilerinden önceki kuşakların aktardıklarıyla anlatıya dönüşen görüşmeler bunlar.”p> Yapılan görüşmelerde Ulaş Sunata’nın yanı sıra Bahar Ayça Okçuoğlu, Sercan Saydam, Nazlı Hazar ve Narod Avcı da görüşmeci olarak yer almış.p>  p> EKİP ÇOK İYİ İŞ ÇIKARTMIŞp>  p> Ekip, ne tür sıkıntılarla karşılaştı bilinmez ama bilinen o ki bu ekip, çok iyi iş çıkartmış!p> Hangi taraftan bakılırsa bakılsın bu çalışma, çok büyük emeklerle oluşan farklı bir tarih okuması olmuş.p> KORKU VE ENDİŞE p>  p> Sunata, bir ifadesinde şöyle der, “Türkiye’de halkların çok farklı korkuları var. Bu yüzden konuşamıyorlar, duygu ve düşüncelerini rahat ifade edemiyorlar.”p> Kitapta aktarılan anlatıların detayına dikkat edilirse ifadelerdeki gizli korkular, endişeler ne yazık ki hemen fark ediliyor. İfadelerdeki farklılıklar, çelişkiler, tutarsızlıklar ezber, gurur, korku, endişe ve buram buram benlik de…p> Bilmem ki Çerkes toplumunun tarih ve kültür konusunda kafası hâlâ karışık mı?p> Zorunlu göç /sürgün ve kültürel değerlerle ilgili bilgilerin bu kadar farklı olması normal mi?  Anlatılar dikkatle incelendiğinde tutarsızlıkların yanında özellikle yaşlılarda kulaktan dolma ifade zenginliği, güncel siyaset, dinî olgular dikkatten kaçmıyor. p> Yazılı eserin çok az bulunduğu, okumanın oldukça zayıf olduğu bu dönemin özellikleri dikkate alınırsa ortaya çıkan manzara galiba çok da yadırganmamalı.p> SICAK TEŞEKKÜRLER UNUTULMAMIŞp>  p> Kitapta, zarif bir üslupla projeye katkı sağlayan tüm Kafkas derneklerine, muhtarlara ve katkısı olan diğer tüm kişilere tek tek teşekkür edilmiş.   “Ayrıca KAFFED’e bağlı derneklerin yöneticileri çok yardımcı oldular. Hatta bazı yörelerde dernek yoktu. KAFFED bizi o yörede çok aktif olan birisine yönlendirdi. Onlardan destek aldık, özveriyle çok yardımcı oldular bize.”p> Aynı zamanda Çerkes toplumunun örgütlülüğü övülmüş ve bu iletişim ağı kayda değer bulunmuş.p> KADIN KAHRAMANLAR p>  p> Hani zaman zaman duyduğumuz, “Çerkes kadınları, erkeklere göre çok daha cesur, onlar bildiklerini, duygu ve düşüncelerini çok daha açık yüreklilikle anlatır. Çerkes kadınları, sevgisini, nefretini, özlemini çok canlı tutmuş kişilerdir.” ifadesi bu eserle doğrulanmış gibi.p> BÂKİR BİR ALAN KEŞFETTİK p>  p> Araştırmayla ilgili bir soruya Sunata,“Biz bu çalışmayla bâkir bir alan keşfettik. Bu alan, çok verimli bir alan.” der.p> Son dönemde yaygınlaşan sözlü tarih çalışmalarıyla tarih daha gerçekçi bir şekilde aydınlatıldıkça gerçek tarih ortaya çıkıyor. Ayrıca, resmi tarihe göre sözlü tarih çok daha sıcak, çok daha samimi.p> VE ÇERKESLERİN ASIRLIK BOHÇASI AÇILDI p>  p> Uzun sözün kısası “Hafızam Çerkesçe” eseriyle Ulaş Sunata Çerkeslerin asırlık bohçasını açıyor. Bohçadan neler neler çıkmıyor ki: Zengin bir hafızanın ürünü asırların bilgi ve birikimi; acılar, özlemler, güzellikler, korkular, endişeler…p> Bohçadan çıkanlar, o acılı, o sancılı hikâyeler, o gülümseten anılar… Her şeye rağmen çok ama çok değerli.p> İyi ki bu bohça açılmış, iyi ki bu anılar ölümsüzleştirilmiş yoksa bu insanlık ve renkli kültür değerleri, bu birkaç asırlık kıymetli hazine, bohçada çürüyüp giderdi.p> Bir kez daha teşekkürler Ulaş SUNATA!p> Kitapta, uzun sayılabilecek oldukça anlamlı ifadelerin kullanıldığı bir ön sözle kısaca Çerkes tarihi özetlenmiş.p> Zengin dipnot ve geniş kaynakça ile canlı ve heyecanlı hale getirilmiş eser, gururla İLETİŞİM YAYINLARI logosunu taşıyor.p>  p> KAFDAV PROF. DR. HAYDAR TAYMAZ BİRİNCİLİK ÖDÜLÜ…p>  p> Eserde, “Diasporanın Sosyokültürel Hafızası Olarak Çerkes Köyü” çalışmasıyla Kafkas Araştırma Kültür ve Dayanışma Vakfı (KAFDAV) tarafından Prof. Dr Haydar Taymaz anısına düzenlenen “Sürgünün 150. Yılında Sosyokültürel Yönleriyle Çerkes Toplumu” adlı yarışmadan birincilik ödülü alan makaleye de yer verilmiş.p> Ayrıca kitabın sonunda Bahar Ayça Okçuoğlu imzasıyla “Sosyoloji Araştırmaları Dergisi” nde 2019 yılında yayınlanan “Türkiye’de Çerkes Diasporası: Kimlik İnşası ve Referansları” isimli çalışma da yer almakta.p> “EN BÜYÜK KAYIP DİL” p>  p> Çerkeslere, "bir bilmeyene anlatır gibi kendini, Çerkesliği" anlattırıyor.   Farklı yaş ve cinsiyet gruplarından, farklı coğrafi bölgelerden, kırdan ve kentten, farklı siyasi görüşlerden Çerkes bireyler, Çerkesler ve Çerkeslik hakkındaki algılarını yansıtıyor.p>  “Kültüre ait öğeler; düğünler, cenazeler, kadın-erkek ilişkileri, çocukların eğitimi, kölelik, thamadelik gibi bir dizi ortak konu biraz da nostaljik bir şekilde anlatılmış.”p> “Tarihin doğru ya da yanlışlığından ziyade bu tarihin Çerkesliklerine nasıl eklemlendiğini görmek çok ilginç.”   Anlatılara bakılırsa anlatıcılar, “Çerkes kültürüne ait en büyük kaybın dil olduğunu” düşünüyorlar.p>  p>  p> SOSYOLOG, DOÇ. DR. ULAŞ SUNATA KİMDİR?p>  p> 1975’te Antakya’da doğdu. 12 Eylül darbesi sonrası çocukluğunu İstanbul’da, 1992’den itibaren gençliğini Ankara’da yaşadı. ODTÜ’de istatistik lisansı yaparken çeşitli araştırma şirketlerinde çalıştı. Ardından ODTÜ Bilgi İşlem’de araştırma görevliliği sırasında sosyoloji yüksek lisansını tamamladı ve sosyoloji alanında doktora yeterliliğini aldı. Doktora çalışmasını DAAD ve Hans Böckler burs ödülleriyle Osnabrück Üniversitesi’nde Göç Araştırmaları ve Kültürlerarası Çalışmalar Enstitüsü’nde (IMIS) 2010 yılında bitirdi. Halen Bahçeşehir Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde tam zamanlı öğretim üyesi olarak çalışıyor.p> Türkiye’den giden göçlerin yanı sıra “Türkiye’deki diasporalar” başlıklı bir proje kapsamında Çerkes diasporası ve Suriyeli mülteciler üzerine araştırmalar yapıyor. Göçün ve kentin ilişkiselliği içinde disiplinlerarasılığı ve takım çalışmasını daha güçlendirmek amacıyla 2014’te kurulan Bahçeşehir Üniversitesi Göç ve Kent Çalışmaları Merkezi’nin (BAUMUS) kurucu direktörüdür. Ağırlıklı çalışma alanları toplumsal cinsiyet ve sınıf perspektifli göç ve diaspora konularıdır. Bu konularda yayımlanmış kitapları: Not a “Flight” from Home, But “Potential Brain Drain”, VDM Verlag Dr. Müller, 2010; Highly Skilled Labor Migration: The Case Study of ICT Specialists from Turkey in Germany, LIT Verlag, 2011. Bunların yanı sıra çok sayıda akademik makalesi yayımlanmıştır.p> ÇERKES ETHEM ve KAYBOLAN DİLp>  p> Yapılan görüşmelerde neredeyse herkesin üzerinde uzlaştığı iki başlık var. Bunlardan ilki Ethem Bey’e yapılan haksızlık, diğeri de kaybolan dil.p> “Ethem Bey, bir kahramanken bir anda ihanet eden Çerkes Ethem’e dönüşmüş. Bu da Çerkesler için bir tür ötekileştirme anlamı taşıyorp>  p> KÜRT SORUNUNA BAKIŞp>  p> Anlatılara bakılırsa genç Çerkeslerin Kürtler ve Kürt sorunu üzerine yaklaşımları yaşlıların yaklaşımlarından çok farklı.p> Yaşlılar, bizi asla Kürtlerle karıştırmayın biz bölücü değiliz derken gençler, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümüne yaşlılara göre çok daha olumlu yaklaşıyor.p> ÇERKES KADINLARIp>  p> Kadınlar, çok daha açık ve deyim yerindeyse “dobra dobra” bu konu hakkında konuşabiliyorlar.p> Karşılaştırmalı baktığınızda kadınlar erkeklere göre bu konuda konuşmaya çok daha açıklar.   ÇERKES MİSAFİRPERVERLİĞİ EKİBİMİZİ ŞİŞMANLATTIp>  p> “Çerkesler’de gelenek olarak bir misafirperverlik vardır bilinen. Bunun üzerinden “bizim misafirperverliğimiz çok iyidir” ispatı çabası da yaşanır. Biz de bu misafirperverliğe nail olduk, gayet güzel karşıladılar. Bol miktarda “haluj” yedik, zaman içinde ekip şişmanladı…”p> “VATANDAŞ TÜRKÇE KONUŞ!”p>  p> “Çerkesçe’nin yok oluşu, dilin tükenişi, “Vatandaş Türkçe konuş!” kampanyalarından sonraki halleri, ilkokula başlayış hikâyeleri, çocuklarına Çerkesçe isim verememe hikâyeleri bunların hepsi bir anlam bizim için, oradan çıkan bir tarih var.”p> “Yani diasporanın kendi içinde bir tarihi var. O tarih içinde de farklılaşmalar oluşuyor tabi.p> Bu kimlik tanımlama serüveninde, kişinin daha çok Müslüman kimliği, dini kimliği ön plana çıkabiliyor ya da milli kimliği, etnik kimliği gibi çeşitlenebiliyor.”p>  p> ÇALIŞTAY BÜYÜK İLGİ GÖRDÜp> “Diaspora örgüt temsilcilerinin katılımıyla yaptığımız çalıştayda mümkün olduğu kadar farklı görüşten kurum, dernek, inisiyatif ve vakıftan kişilerle görüşmeler düzenledik.p> Amacımız, sivil toplumun diasporik kimliklerini nasıl inşa ettikleri, kendilerine nasıl bir kimlik düşündükleri ve taleplerinin neler olduğu üzerinden gelişti.”p>  p> KİTAPTAKİ İLGİ ÇEKİCİ BAZI KÜÇÜK BAŞLIKLARp>  p> Düğünlerimiz, / Asimilasyona İnat Adetlerimiz / İtaatkârdık İhanetle Suçlandık / Çerkesçe Eğitim Dili Olmalı / Kölelik / Çocuklarımıza Çerkesçeyi Öğretemedik / Wunafe /  Thamade / Çerkes Milliyetçiliği / Soykırım / Türkiye’de Çerkes Kızı Olmak / Çerkesler Medeniyet Getirdi / Aynı Ağacın Dallarıyız / Vatandaşım Ama Çerkesim / Dil de Xabze de Kalmadı / Köleden Kız Alınmaz / Ermenileri Sürmüşler / Devlet Bizden Korkmasın / Çerkes Ethem / Çerkesliği Evde Kullan / Yeter ki Kültürümüz Asimile Olmasın / Bu Vatan ve Devlet Benim / Ermeni Köylerine Yerleştik / “Çerkesim!” Demek Yasaktı / Kadına Saygı / Okulda “Çerkesim!” Demekten Utanıyorduk / Siyasette Temsiliyet / Göç Değil Sürgün / Yabancıyla Evlenmek / Yazılı Olmayan Anayasamız Var / Sülaleler ve Armalar / Sürgünden Sürgüne / Kaşenlik / Xabze Eskisi Gibi Uygulanmıyor / Sesimizi Kürtler Sayesinde Duyurduk  p> KİTAPTANp>  p> Osmanlı İmparatorluğu’nun muhacir kabul siyasetine ilişkin üç ayrı görüş göze çarpmaktadır ilk görüş: Osmanlının İslamiyet ve insaniyet adına muhacirleri kabul ettiğidir.p> İkincisi: Osmanlının göçmenleri istememesine rağmen onları kabul etmek zorunda kalmıştır.p> Bu görüş nüfusunu arttırmak için göçün teşvik edildiği iddiasını doğru bulmaz. Son görüş ise Osmanlı idaresinin güçlü bir kaynak olarak gördüğü muhacirlere gayet davetkâr davrandığı yönündedir. (s.33)p> “Şimdi mesela Başbakan Kürtçe radyo, televizyon kanalları ilan etti. Bizim Çerkesler de Çerkesçeyi öğretmen bulunursa okutmaya başladılar. Tabii ki biz de bunu destekliyoruz, onlar destekleniyor da niye bizim Çerkesler desteklenmesin?” (s.54)p> “Eskiden bizim düğünlerimiz iyiydi çok güzeldi, şimdi de iyi yapıyorlar ama evvel düğünlerimiz daha güzeldi. Büyük ayrıydı, küçük ayrıydı saygı vardı yavrum. İçki yoktu! Şimdi millet biraz içkiye veriyor kendini.” (s.59)p> “Bey sülalesiydi bunlar. Ağalar ayrı, köylüler ayrı bizde...” ( s.61)   “Atatürk Samsun’a çıktığında kaç kişi vardı yanında biliyor musun? Beş kişilerdi. Atatürk hariç, dördü Çerkesti. Vatana ihanet eden bir tane Çerkes bulamazsın!” (s.67)p> “Ethem’in ölüsü... Ethem’in mezarı nerede? Ürdün’de Çerkes Camisi avlusunda. Niye kalmadı Yunanistan’a kaçtıysa Yunanistan’da? Ethem, kaçmadı, Etham’i yaşatmayacaklardı, mecburen çıktı. Siyasetti hepsi.” (s.68)p> “Her Türk köyünde üç beş hane Çerkes var... Çerkesleri Rumlarla Türklerin arasına yerleştirmişler. Bizim üst tarafımız Rum köyü…” (s. 69)p> “Çerkeslerde yaşlılara Thamade dederler, yaşlılar ne derse odur, gençler ona uyar. Biz Çerkeslerin bir anayasası var, değişmez ““heynape” -ayıp- dedin mi giden kurşun durur” derlerdi.” (s.71)p> “Ben Çerkesçe biliyorum ama kullanmıyoruz pek! Aile içinde hiç konuşmadık, onun için çocuklar da hiç öğrenmedi. Çok büyük bir yanlışlık yaptık… Evde hiç konuşmadık, konuşulmayınca da kayboldu...p> Gençler bilmiyor, yaşlılar da tercih etmiyor. Türkçe daha kolayımıza gidiyor.” (s.73)p> “Çerkesçenin kaybolmaması için eğitim dili yapılması lazım, yapılmazsa zaten biter bu dil, bu kültür.” (s.74)p> “Biz Çerkesiz ama Türk vatandaşıyız, Türkiye’ye bağlıyız. Dedemiz burada doğmuş, babamız burada doğmuş, biz burada doğmuşuz, biz burayı vatan olarak kabul ettik.” (s.75)p> “Buraya geldiklerinde burada birkaç hane Türkmüş. “Gözleri mavi göğ göğ Çerkesler. Giydikleri deri, yedikleri darı, gözleri göğ göğ” diye söylenmiş de korkup kaçmışlar Çerkeslerden. “Ayrı bir mahlûk geldi.” Demişler.” (s.76)p> “Benim en ufak oğlum Çerkesçeyi anlıyor ama konuşunca Türkçe cevap veriyor. Dili dönmüyor, düzgün söyleyemiyor. Diğerleri güzel Çerkesçe konuşuyor en ufağı beceremiyor...p> Benim torunlar da diyor ki “Babaanne, ne olursun, bize Çerkesçe öğret!” “ (s.79)p> “Çerkeslerde ayıp var, günah yoktu. Evlat sevmemek ne demek, böyle sanki yabancı gibi davranırlar.” (s. 83)p> “Biz çocuktuk, aklımız ermedi ki dedelerimize, “Ne zaman geldiniz, nasıl geldiniz?” diye soralım, öğrenelim şimdi pişman oluyorum. Büyükler şimdi olsa da öğrensek, sorsak diyorum. O zaman hiç aklımıza böyle şeyler gelmedi.” (s 88)p> “Düğünlerimiz davullu zurnalı oluyor ama eskiden Çerkeslerin düğünü mızıkalı olurmuş, mızıka çalarak gençler, kızlar erkekler toplanıp böyle halka olurlarmış.” (s. 91)p> “Aynı sülaleden evlenmeme eskidendi. Şimdi kalktı. Böyle bir şart aranmıyor. Kim kimi beğenirse, kim kimi severse, kim kimi isterse evleniyorlardı.” (s.92)   “Okulda Çerkesçe konuşmamız yasaktı, o yüzden pek konuşamıyorduk, hocalarımız kızarlardı bize. Ara sıra ağzımızdan Çerkesçe bir kelime kaçtı mı hemen bize vuruyordu. Bizi Çerkesçe konuşturmuyordu. Hoş tabi öyle olmasa Türkçeyi nereden bilecektik? Gerçi öğrenirdik ama işte küçüklüğümüzde öğrendik Türkçe’yi...” (s.98)p> “Bana kalırsa hepimiz Türküz ama dilimizi sorarlarsa Çerkes demeliyiz.” (s. 99)   “ “Dilimizi, kültürümüzü kaybettik” diyenlerin çocuklarına git, hiç birisi Çerkesçe konuşamıyor. Dil konusunu devletten istemeyeceksin, kendin isteyeceksin. Sen kendin çocuğuna dilini öğretmezsen, öğretemezsen devletten istemeyle olmaz o.” (s.103)p> “Tabi biz ne kadar Çerkesiz desek de kendimize aslında biz, Türk asıllı, Osmanlı Müslüman destekli bir grubuz… İşte burada yaşıyoruz Türk asıllı olarak. Türk nüfus kâğıdı taşıyoruz Çerkes özelliklerimiz de var.” (s.108)p> “Şimdi bu köyün içerisinde bu evlerde Çerkesçe konuşulmayan ev yok ancak torunlar falan okula gidenler gelince biz de Türkçe konuşuyoruz.” (s. 111)p> “Ben Türkiye’de Çerkesçeyi eğitim dili olarak görmek istemiyorum… Çerkesçe eğitim gördüğün zaman milli eğitimde bir ayrımcılık çıkar. Bu geminin içinde hepimiz varız, geminin delinmesi bize gelmez.” (s.112)p> “Herkesin hakkına saygılı olacaksın. Ben Kürdüm Kürtçe konuşacağım, ben Çerkesim, ben mızıka çalacağım sesimi dinleyeceksin, öyle bir şey yok! Kendi görüşlerini kendi kulağın duyacak kadar söyleyeceksin! Halkın özel bir sesi var, sokakta olmaz.” (s. 113)p> “Kendine sadece Türk deyip Çerkesliğini kabul etmeyen insanlar var... Çerkesler de Türk boyundan, neticede Türklerden ayrı bir boy değil Çerkesler.” (s.114)p> “Bizim Çerkesler çok büyük zulüm çektiler... Çerkeslere ne işkenceler yapıldı. Kızlarını aldılar, Osmanlı padişahına peşkeş çekildi.” (s. 115)p> “Çerkes milleti, dünyaya güneş gibi doğan, medeniyeti saçan, yayan ve millete millet olduğunu bildiren bir millet...” (s.116)p> “ “Türküm, doğruyum, çalışkanım!” hepimiz okuduk. Kürtler buna karşı çıktı. Ya ben Kürt’üm diyor adam…” (s.119)p> “Düğünlerde öküz arabasına bir koyun koyarlardı, bir de “haluj” ile “metaz” yaparlardı hepsini arabaya koyup o akraba haneye yardım götürürlerdi.” (s.133)p> “Bizim toplumumuzdaki en önemli şeylerden biri thamadelerdi. Thamade demek o toplumun başı demek. Bir büyük olarak thamadelere çok saygı duyulur, sevgi duyulurdu.” (s.146)p> “Çok zengin Çerkes bulamazsınız ama evine girince “Nereye otursam?” diye düşünmeyeceğiniz kadar temizdir bir kere Çerkesler...” (s.185)p> “Mesela Uzunyaylada 65 pare köyün diyebilirim beşte biri kaldı. Büyükşehirlere göç ettiler, göçüp gittikten sonra da tabi evlilik de anne de usul de pek kalmadı.” (s. 202)p> “O güne kadar Ethem Bey olarak anılırken sonra Çerkes Ethem oluyor. Ethem’in bütün sülalesi buradan sürüldü... Bütün Çerkesleri etiketlediler ama artık biz Ethem’in nâşının bir an önce Türkiye’ye getirilmesini istiyoruz.” (s.210)p> “E ben de kendi dilimi unutmak istemiyorum. Kürtlerin bu anlamdaki istek ve taleplerini de gerçekten destekliyorum. Şu da bir gerçek Kürtler kadar biz dilimizi koruyabilmiş değiliz çünkü onlar kadar toplu hallerde şehirde yaşamıyoruz.” (s.224)p> “Çerkeslerde büyüklerin yanında çocuklar sevilmez, kucağa alınmaz…p> Ben hayatta babamın bize sarıldığını yanına oturttuğunu görmedim. Hiçbir zaman bir sevgi eksikliği görmedik. Sevdiğini biliyoruz yani sözleriyle, bakışlarıyla hissettiriyorsun.” (s.228)p> “Çerkesler toplumda sevilir, sayılır ama mutlaka bir ayrımcılık vardır. Bunu direk yüzümüze söylemezler ama hissedersin.” (s.231)p> “Hiç Çerkes ismi ile anılan köy yok. Köyümüzün daha önceki ismini bilmiyorum. Çünkü zaten bizden önce buralar Ermenilerinmiş. Çerkesçe isim koydularsa da şu anda yok.” (s.233)p> “Osmanlı bizi kabul etmiş sağ olsun ama bizi en kötü yerleri yerleştirmişler. Sazlık, bataklık, sivrisinek dolu…” (s.233)p> “Bir de biz Çerkeslerde küfür yoktur. Hele de bir kadının yanında çok ayıptır, asla küfür edilmez... Bizde misafirin dili, dini, ırkı fark etmez, başımızın üstünde yeri vardır yani ne olursa olsun çok değerlidir.” (s.235)p> “Şimdi derneklerde bilinçli olan gençler olarak etkinlikler yapmaya çalışıyoruz. Üniversitelerde etkinlikler yapmaya çalışıyoruz. Çerkes gençlerine kültürü hatırlatmaya çalışıyoruz… Biz büyüklerimizden bu bayrakları devraldık, bu şekilde bizden sonraki nesle taşıyoruz.” (s.248)p> “Osmanlının bizi alma sebeplerinden birisi asker olarak kullanmasıydı. Çünkü Çerkesler buraya 150 yıl önce geldiği zaman Osmanlının çöküş, yıkım dönemiydi. Askere ihtiyacı, güce ihtiyacı vardı.” (s.249)p> “Çerkesler Osmanlıyı İslam âleminin merkezinde gördükleri için geldiler. Kurtuluş Savaşı’na giderken bile çok doğru düzgün Türkçe bilmiyorlardı.” (s.256)p> “ “Çerkesim, ben Çerkesim kardeşim!” Dediğin zaman bu vatana ihanet edeceğini düşünen insanlar var.” (s.257)p> “Kurtuluş Savaşında herkes yan yana savaştı. Çerkesler de vardı, Türkler de vardı, Lazlar da vardı, Kürtler de vardı. Herkes birlikte savaştı o zaman herkes kahramandı.” (s.258)p> “Çerkeslerin mahkemeleri ve cezaevleri olmaz. Yani orada böyle bir şey yoktu.” (s.259)p> “Yani benim aileden gelen bir görüşüm, Çerkes ile Çerkes evlenmeli ki senden sonraki nesil de senin gibi yetişsin... Dışarıdan evlilikler, kültürü fazlasıyla etkiliyor…” (s.262)p> TEMENNİp>  p> “Hafızam Çerkesçe” nin çok daha fazla kişiye ulaşması, çok daha fazla kişi tarafından okunması, eserden toplumumuzun âzâmi derecede istifade etmesi temennisiyle...p> nanYemuz Nevzat Tarakçı )

Güney Osetya Cumhuriyeti Türkiye Tam Yetkili Temsilcisi Remzi Yıldırım’ı Kaybettik

İstanbul Kafkas Kültür Derneğimizin önceki Başkanlarından ve Güney Osetya Cumhuriyeti Türkiye Tam Yetkili Temsilcisi ХЪАНЫХЪУАТЫ Remzi Yıldırım’ın vefatını büyük bir üzüntü ile öğrenmiş bulunmaktayız. Beylikdüzü Çakmaklı Mezarlığı’nda saat 15:30 da kılınacak cenaze namazı sonrası defnedilecektir. Merhuma Allah'tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve toplumumuza sabır diliyoruz. Kafkas Dernekleri Federasyonu Taziye: +90530 524 13 54 Pınar Yıldırım   (Kızı) +90532 788 30 05 Vildan Yıldırım (Kızı)  nanKaffed

Tsipine Aslan’ı Saygıyla Anıyoruz

Çerkes folkloru konusunda en önemli araştırmacılardan biri olan, geleneksel Çerkes kültürünün derlenmesi ve anlaşılmasına yönelik kapsamlı bilimsel çalışmalar yapan Kabardey Balkar Cumhuriyeti’nin önemli bilim insanlarından Tsipine Aslan, 29 Aralık 2010’da katledildi.   Tsipine Aslan, Kabardey-Balkar Beşeri Araştırmalar Enstitüsü'nde Çerkes Folkloru Bölüm Başkanıydı, Uluslararası Adıge Akademisi üyesiydi. "Çerkeslerde Mit ve Epik Gelenekler" üzerine doktora tezi vardı.    Çalışmaları sadece bilimsel dergilerdeki makalelerde, konferans tebliğlerinde, gazete yazılarında kalmamış unutulmaya başlayan geleneksel Çerkes kültürünün korunması ve yaşatılması konusunda olağanüstü yaratıcı ve etkili çalışmalar gerçekleştirmişti.    Tsipine Aslan’ın ısrarlı çabaları sonucu Çerkes takvimine göre Yeni Yıl 22 Mart günü Nalçık'taki Abhazya Meydanı'nda binlerce kişi tarafından kutlanılıyor, artık düğünler Çerkes gelenek-göreneklerine göre yapılıyor. O, bir siyasetci değildi. Sadece halkına ve kültürüne aşıktı. "Çerkes isen Çerkes gibi davranmalısın" diyen, halkı ve kültürü için çalışan bir bilim insanıydı...   29 Aralık 2010 tarihinde katledildi. O gün Çerkesler iyi bir insanı, değerli bir akademisyeni, büyük bir kültür hizmetkârını kaybetti.    Saygıyla ve özlemle anıyoruz.nanKaffed

Aslan Bjaniya’ya Geçmiş Olsun Diliyoruz…

Abhazya Cumhurbaşkanı Sayın Aslan Bjaniya'ya koronovirüs pozitif tanısı konulduğunu üzülerek öğrendik.Abhazya Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İdaresi tarafından bugün yapılan açıklamaya göre görevini Sohum'daki resmi konutunda uzaktan yerine getirmeye devam eden Sayın Aslan Bjaniya'nın hastalığı en hafif şekilde atlatıp, sağlığına bir an önce kavuşmasını diliyoruz.Аҧсны Аҳәынҭқарра Ахада,Аслан Георгиевич-иҧа Бжьаниа,Аҿкы чмазара имариаӡаны ихигап, нас,Лассы аамҭа игәыбзиарахь дхынҳәып ҳәа Анцәа ҳаиҳәоит.p>nanKaffed

Gençlerimiz İçin Dış Ticaret Eğitimi

Kafkas Dernekleri Federasyonu bünyesindeki KAFFED Girişim & İstihdam Komisyonu  gençlere ve iş insanlarımıza yönelik eğitim & girişimcilik çalışmaları kapsamında 3 haftalık Sertifika programı hazırlamıştır. Konusunda uzman eğitmenimiz Sayın Turan AKIN tarafından verilecek eğitimde gençlerin global ticaretin değişkenlerine adapte olması ve katkı sunması, kadın ve genç istihdamına destek, güvenli dış ticaretin yolları ve ihracatın geliştirilmesi konusunda bilgi alışverişinde bulunulması amaçlanıyor.     Seminere Derneklerimizdeki gençlerimiz, üniversitelerdeki öğrenci toplulukları, üye derneklerimizdeki tüm girişimcilerimiz ve iş insanlarımız katılabilir. 2 saatlik toplam 3 modülden oluşan eğitimlere katılım için kayıt olunması gerekmektedir. 02 Ocak Cumartesi başlayacak program için son başvuru tarihi 31 Aralık 2020 Perşembe’dir. Temel konu başlıklarımız ; * İhracata nasıl başlarım ? * Temel müşteri / tedarikçi bulma yöntemleri * Dış ticarette sözleşmenin önemi * INCOTERMS 2020 * Ödeme yöntemleri ve yaşanmış örnek olaylar   * Alternatif ve güvenli ihracat yöntemleri Eğitimlerin yüzde 90’ına katılanlara sertifika verilecektir. Etkinlik Zamanı: 02 Ocak - 16 Ocak 2021  / 3 Hafta Seminer KAFFED Zoom üzerinden yapılacaktır. Bize (+90) 537 741 66 56 numaralı telefondan ve girisim@kaffed.org e-posta adresinden ulaşabilirsiniz.p> Zoom'da 100 kişilik katılım sınırı olması nedeniyle sıralama formu doldurma sırasına göre yapılacaktır. Kayıt için; https://forms.gle/YjoT9KZXtuqYWKu86strong>p> nanKaffed

Martin Koçesoko Duruşmada Yaşadıklarını Anlattı

Kabardey Balkar Cumhuriyeti’nde faaliyet gösteren Xabze Xase (Xabze Derneği) Başkanı Martin Koçesoko’nun, haksız bir uyuşturucu suçlaması ile yargılandığı davanın bugün 8. duruşması görüldü.p> Önceki duruşmalarda savcılık ve savunma şahitleri dinlenmişti. Bu duruşmada ise Martin Koçesoko bu süreçte yaşadıklarını ve uğradığı haksızlığı detaylı bir şekilde anlattı.Davanın sonraki duruşması 20 Ocak 2021 tarihinde görülecek.p>nanKaffed

Nart Akademi Kültür ve Kimlik Atölyesi İle Devam Ediyor

Nart Akademi 2020-2021 dönemi üçüncü atölyesi, 24 Aralık 2020 Perşembe akşamı, Antalya AKEV Üniversitesi Sosyal Hizmetler Programı Öğretim Görevlisi Mehmet Eser öncülüğünde, derneklerimizden ve üniversitelerdeki öğrenci topluluklarımızdan gençlerimizin katılımları ile gerçekleşti. KAFFED Yönetim Kurulu Üyesi Filiz Çelik tarafından yapılan sunuş konuşmasının ardından Mehmet Eser, Kültür ve Kimlik başlıklı sunumunu katılımcılarla paylaştı. Kimlik kavramının, “ben kimim?” ve “biz kimiz?” gibi sorulardan meydana geldiğini ve akabinde toplumsal gelişme sürecinde oluşturulan kültürün, dinamik bir yapıya sahip olduğunu belirten Eser, kendi gerçekliğimiz doğrultusunda düşünsel, davranışsal ve üretken zihniyetin ortaya konulması gerektiğini ifade etti. Aynı zamanda bölündükçe çoğalmayacağımızın, farklılıklarla barış içerisinde yaşamayı öğrenmemizin ve diğer kültürleri değersizleştirmememizin önemine vurgu yapan Eser, kültürün özgürlük bağlamına ihtiyacı olduğunu ve bu gibi bağlamların oluşumunun devlet gibi üst yapı kurumlarının sorumluluğunda olduğuna işaret etti. İkinci yarıda ise katılımcıların soru ve katkılarıyla atölye sona erdi. Nart Akademi gelecek ay yeni konu başlıkları ve konuklarıyla devam edecek. (Haber:Elifnur Demirhan) {gallery}/haber/federasyon/2020/201224_Nart_Akademi{/gallery}p> nanKaffed

SİVİL TOPLUM DAHA FAZLA BASKILANMAMALIDIR

Yeterli danışma süreçleri işletilmeksizin 16 Aralık 2020 tarihinde TBMM’ne sunulup hızlı bir şekilde Genel Kurul gündemine alınmış olan “Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi”, örgütlenme özgürlüğüne ilişkin içerdiği kısıtlayıcı düzenlemeler nedeni ile birçok sivil toplum kuruluşunda olduğu gibi Federasyonumuz bünyesinde de tepki ile karşılanmıştır. Yasa teklifi ile öngörülen düzenlemeler anayasal güvence altındaki insan hakları standartlarına aykırı olduğu gibi son yıllarda daralan demokratik alanı daha da daraltacak, sivil toplum kuruluşlarını büyük bir tedirginlik ile karşı karşıya getirecektir. Teklifin yasalaşması halinde, kesin bir hüküm olmaksızın, sadece soruşturmaya dayanılarak, yeni anayasal yönetim sisteminde atanmış bir kamu görevlisi olan İçişleri Bakanına, yani idareye, bir sivil toplum kuruluşunun yöneticilerini görevden uzaklaştırma ve hatta daha da ileri giderek STK nın faaliyetlerini durdurma yetkisi verilmiş olacaktır. Yasanın bu karara ilişkin öngördüğü yargı yolu da AİHM standartlarında etkin bir yargı yolu değildir. İçişleri Bakanı bir kişi hakkında soruşturma açıldığı gerekçesiyle bir derneğin faaliyetlerini durduracak, bu kararı inceleyen hâkim de bu ara kararı esasa girmeksizin inceleyecektir. Bir başka deyişle, hâkim uygulamada sadece İçişleri Bakanının kararının gerçekten bir adli soruşturmaya dayanıp dayanmadığına karar verecektir. Böylece belki de yıllarca sürecek bir soruşturma nedeniyle, derneğin faaliyet göstermesi mümkün olmayacaktır. Bu düzenleme yasalaşırsa dernek yöneticilerinin seçme ve seçilme yoluyla güvencede olan örgütlenme özgürlükleri de İçişleri Bakanlığı’nın siyasi vesayeti altına alınmış olacaktır. Teklif, Anayasanın 13. Maddesinde temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunulamaz hükmüne rağmen, dernek üyelerinin daha önceden terör suçları veya kanunda belirtilen suçlardan mahkûm olmaları halinde cezalarının infazından sonra bile dernek yöneticisi olamayacaklarına dair sürekli bir hak mahrumiyeti getirmektedir. Teklifle, Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun’unda belirtilen fon sağlanması veya toplanması yasak fiillerin ortaya çıkması halinde, fiili gerçekleştiren dernek veya vakıfların mal varlığının dondurulmasına Cumhurbaşkanı karar verebilecektir. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile bu karar Resmî Gazetede yayınlanır yayınlanmaz gecikmeksizin uygulanacaktır. Hiçbir yargısal denetime tabi olmaksızın dernek faaliyetinin engellenebilmesi, örgütlenme özgürlüğü ile mülkiyet hakları bakımından anayasal ve uluslararası sözleşmelerde düzenlenen güvencelerin yok edilmesi anlamına gelecektir. Yurt dışına yapılacak yardımlar ile ilgili getirilen bildirim yükümlülüğünün ve daha sonra çıkartılacak yönetmelik ile getirilecek düzenlemelerin, anavatanı ile yakın ilişkiler içerisinde olan toplumumuz, üye derneklerimiz ve Federasyonumuz açısından yeni bir engele dönüşmesi endişesini taşıyoruz. Teklifle, Dernekler açısından İçişleri Bakanlığı, Maliye ve Hazine Bakanlığı’nın oluşturduğu komisyonca görevlendirilen denetçilerin yanı sıra İçişleri Bakanının gerekli gördüğünde denetim yetkisi verdiği kamu görevlilerinin de her an denetleme yapma yetkisi oluşturulmaktadır. Ancak, bu kişilerin niteliklerine dair bir kriter getirilmemiştir. Denetimin kapsamı da tamamen belirsizdir. Özel ve tüzel kişilerin yardım toplama usulleri 2860 sayılı Yardım Toplama Kanununda düzenlenmiştir. Bu yasa ile yardım toplama konusundaki şartlar zorlaştırılırken, yardımlara el konulması, buna ilişkin yetkinin vali ve vali yardımcılarına bırakılması gibi sorunlu düzenlemelerin yanı sıra ülkemiz şartlarında pek çok derneğin fiilen kapanması anlamına gelebilecek şekilde para cezaları 200.000 TL ye kadar yükseltilmektedir. Örgütlenme özgürlüğünün özünü zedeleyen bu teklif geri çekilmeli ve gerekli demokratik katılım süreçlerinde konunun tüm tarafları ile birlikte tartışılarak evrensel ve anayasal insan hakları standartlarına uygun şekilde yeniden düzenlenmelidir. Kafkas Dernekleri FederasyonunanKaffed

“Aidglara Atsha Vakfı” Abhazya’da Kovid-19’la Mücadele Kampanyası Düzenledi

Abhazya’ya dönenlerin, Türkiye diasporası ile Abhazya arasındaki bağları güçlendirmek için kurduğu Aidglara Atsha Vakfı, Abhazya'da Covid-19 ile mücadele için bir bağış toplama kampanyası düzenledi. “Koronavirüsle Mücadelende Yalnız Değilsin Abhazya’m” sloganıyla 28 Ekim 2020 tarihinde başlatılan bu insani yardım girişiminin, 31 Aralık 2020 tarihine kadar devam edeceği bildirildi. Vakıf Başkanı Behice Bağ kampanyayla ilgili şu bilgileri verdi: “Hastanelerimizdeki tıbbi ekipman yetersizliği nedeniyle Abhazya’nın artan vaka sayısıyla mücadele etmekte ne kadar zorlandığını gördük ve bir bağış kampanyası başlattık. Kampanyanın ilk gününden itibaren Türkiye Kafkas Dernekleri Federasyonu desteğini bildirdi ve özellikle Abhazya Çalışma Grubu’nun çalışmaları ve enformasyonları sayesinde kampanyamızı Abhaz-Adige diasporamıza duyurabildik. Bu şartlarda olabilecek en başarılı sonuca ulaştığımızı düşünüyorum, bağış sahiplerimize ve emeği geçen herkese müteşekkiriz. Diğer yandan pandemi başladığından bu yana etkili yardım kampanyaları düzenleyen Abhazya sivil toplum kuruluşu İnsani Programlar Merkezi ile bir görüşme gerçekleştirdik, sağlık kurumlarının acil tıbbi ihtiyaçlarını tespit etmek, satın almak ve teslim etmek konusunda işbirliği yaptık. Merkez çalışanları bu önemli ve acil görevi gerçekleştirmek için hiç zaman kaybetmeden harekete geçtiler, Moskova Abhaz diasporasının da çabalarıyla siparişleri gerçekleştirerek ilk grup ekipmanın önceki gün hastanemize teslim edilmesini sağladılar. Kendilerine ne kadar teşekkür etsek azdır. Ay sonuna kadar hayır sahiplerinden gelen bağışları bekleyeceğiz ve alacağımız bir kaç ek malzemeyle, daha çok sayıda hastaya şifa olacağımızı umuyorum...” Bağışların yardım malzemesine dönüşmesi çalışmasında, önce Gudauta Hastanesi, Sohum tedavi merkezi ve Agudzera askeri hastanesinin doktorlarıyla görüşmeler yapıldığı, kovid hastalarının tedavisi için gerekli olan tıbbi ekipman, ilaç ve koruyucu malzemelerin listesinin hazırlandığı, toplanan bağış miktarı ile orantılı olarak derlendiği, gerekli belgelerin düzenlenerek siparişlerin gerçekleştirildiği ve sınırdan teslim alma işlemlerinden sonra kargoların hastaneye ulaştırıldığı bildirildi. Yapılan çalışmalar sonunda Moskova'dan gelen ilk grup tıbbi ekipman kargosu, 18 Aralık Cuma akşamı geç saatlerde Gudauta Hastanesi başhekimi Hajarat Şamba’ya teslim edildi. Ekipman, 10 litre kapasiteli iki oksijen konsantratörü-solunum cihazı, iki nabız oksimetre sensörlü yatak başı monitörü ve 10 tıbbi nabız oksimetresinden oluşuyor (toplam maliyeti 429 bin ruble). Teslim alınan tüm ekipman aynı gece kuruldu ve acil hastaların tedavisi için hemen kullanılmaya başlandı.   Sipariş verilen ikinci grup tıbbi ekipman kargosunun da önümüzdeki hafta sonunda Gudauta pandemi hastanesine ulaşması bekleniyor. Bu malzemelerin tıbbi ağız ve burun maskeleri (diğer adıyla CPAP'ler) ile acil ihtiyaç duyulan bazı tıbbi materyallerden oluştuğu bildirildi (toplam maliyeti 452 bin ruble). Toplanan bağışlarla geçtiğimiz günlerde Sohum tedavi merkezine acil gerekli olan ilaçlar, koruyucu ekipman ve yatak malzemeleri yardımı sağlandığı da gelen bilgiler arasında (toplam maliyeti 61 bin ruble). Diğer yandan, koronavirüs hastalarının gündüz test ve tedavilerinin yapıldığı Agudzera askeri hastanesi için ihtiyaç olan monitörler, oksijen konsantratörleri, bir elektrokardiyograf ve diğer tıbbi ürünlerden oluşan ekipmanın siparişinin de dün (21 Aralık 2020) gerçekleştirildiği öğrenildi... nanKaffed