Çerkes Derneği Hanımlar İçin Çay Saati Düzenlendi

[ANKARA] 9 Şubat Cumartesi günü Çerkes Derneği’nde hanımlar için çay saati düzenlendi. Kadın Komisyonu kurucusu Suzan ARI ve geçmiş dönem başkanlık yapmış büyüklerimizin de katıldığı çay saati eski dostların hasret giderdiği, yeni yüzlerin de katılımıyla zenginleştirdiği güzel bir gün olarak gerçekleşti. Çay saatinde kadın komisyonunun kuruluşu, bugünü ve yarınında neler yapılabileceğine dair fikirler paylaşıldı. Kadın Komisyonunda el sanatları konusunda hocalık yapmış, pek çok öğrenci yetiştirmiş, Ankara başta olmak üzere il dışı ve anavatanda da başarılı sergilere imza atmış olan Sayın Üner ÖZBAY ve Sayın Zehra YAĞAN anıldı. Düzenlenen çaya katılan değerli büyüklerimize, komisyonun farklı gruplarında çalışmış emektarlarına, oluşuma destek için yeni adım atan tüm kadınlarımıza teşekkürlerimizi sunuyor, yeni dönem çalışmalarında başarılarının devamını diliyoruz. ÇERKES DERNEĞİ / ANKARA   {gallery captions=boxplus.caption}/haber/diaspora/2013/ankara/100213_hanimlar{/gallery}    nanKaffed

Maraş Derneğinde Arslanbey Özel Programı

Kahramanmaraş'ın düşman işgalinden kurtuluşunun 93. Yıldönümü münasebetiyle 10 Şubat pazar günü derneğimiz üst salonunda "Milli Mücadele Ve Çerkesler" konulu özel program düzenlendi. Programa Merhum Arslan Toğuzata (Arslanbey)'nın hayatta kalan tek oğlu olan Sayın Mahmut Toğuz davetlimiz olarak Ankara’dan iştirak etti. Ayrıca Kahramanmaraş belediye başkan yardımcısı Sayın Cevdet Kabakçı, İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Sayın İbrahim Özdemir ve Emekli Öğretim Görevlisi İlahiyatçı Sayın Mücahit Arslan da konuk oldular. Ayrıca programa Göksun Belediye Başkanı Sayın Yrd.Doç.Dr.Ramazan Hurç da dinleyici olarak iştirak etmiştir. Sunuculuğunu derneğimiz gençlik komisyonu başkanı Semih Canbolat'ın yaptığı program öncesinde programın ruhuna uygun olarak gençlerimiz müzik dinletisi sundular. Saygı duruşu ve istiklal marşıyla başlayan programda, Canbolat açılış konuşmasını yaparken konuşmalarında şu ifadelere yer verdi: "Tarih bilimi, insanları üçe ayırır: tarihi araştıran bilim insanları, tarihi okuyanlar ve tarihi yazanlar. Bizler şüphesiz ki tarih yazan bir ceddi torunlarıyız. Bir tarih yazıldı ki Maraş'ta; düzenli ordularla, son teknolojilerle silahlarla değil, kalplerindeki iman yüreklerindeki cesaret ile attı düşmanı atalarımız topraklarımızdan. Önce Yüce Allah'ın inayeti sonra Sütçü İmam'ın çaktığı ilk kıvılcım, Rıdvan Hoca'nın imanları parlatan coşkunluğu ve büyük komutan Arslanbey'in üstün askeri ve siyasi liderliği sayesinde Maraş'ımızın her biri kahraman olan halkının yazdığı destanı ve yurt sathında düşmana karşı büyük mücadeleler vermiş ve zaferler kazanmış büyüklerimizi bir kere daha hatırlamak için buraya toplandık..."strong>p> Dernek başkanımız Sayın Lisan Alkış'ın teşekkür konuşmasının ardından konuşmalarını sunmak üzere sayın Cevdet Kabakçı'ya söz verildi. Kabakçı, kurtuluş mücadelesinde yaşanılan olaylardan bahsederken, büyüklerinden duyduğu hatıralara da yer verdi. Daha sonra sayın İbrahim Özdemir'in "Milli Mücadele Ve Çerkesler" konulu sunumlarını projeksiyon eşliğinde gerçekleştirdikten sonra, onur konuğumuz sayın Mahmut Toğuz'a söz verildi. Toğuz da babası merhum Arslanbey'in milli mücadeledeki rolünü doyurucu bilgilerle anlattı.  Derneğimizin inşaa aşamalarında desteklerini gördüğümüz ve 11 şubat 2005 tarihinde katılmış olduğu bir programda "Sakarya" adlı şiiri okurken kalp krizi geçirerek vefat eden Kahramanmaraş Belediyesi Eski Bşk.Yrd. Merhum Necmettin Gevri'nin de anıldığı program, Sayın Mücahit Arslan hocamızın güzel sesinden okumuş olduğu Kur'an-I Kerim tilaveti ile sona erdi. Derneğimiz yönetim kurulu olarak, programımıza iştirak eden ve verdikleri doyurucu bilgilerden Dolayı Sayın Mahmut Toğuz'a, Sayın Cevdet Kabakçı'ya, Sayın İbrahim Özdemir'e, Kur-An'ı Kerim Tilavetinden Dolayı Sayın Mücahit Arslan'a, Göksun Belediye Başkanı Sayın Yrd.Doç.Dr. Ramazan Hurç'a ve katılan tüm hemşehrilerimize teşekkürlerimizi sunarız. KAHRAMANMARAŞ KAFKAS DERNEĞİ nanKaffed

Çerkes Reşid Bey’den Gazi’ye Kürt Açılımı Mektubu

[STAR GAZETESİ] Herkes Ethem’in yeğeni, Çerkes Reşid Bey’in kızı Güner Kuban Hanımefendi, babasının yaklaşık 80 yıl önce, “Gazi Hazretleri”diye başlayan mektubunun özetini ve de birinci sayfasının fotokopisini lütfedip göndermiş. Güner Hanımefendi, “Reşid Bey’in mektubunun aslı Cumhurbaşkanlığı Arşivi’nde A VII/I D 86 F I-90-91 sıra numarasıyla kayıtlı. Mektup strong>ilk kez Şam’da yayınlanan ‘El Kabes’ gazetesinde Arapça olarak basılıyor; Dışişleri Bakanlığı Basın Müdürlüğü Türkçe’ye çevirerek Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya arz ediyor.strong>p> Mektup daha önce Mete Tunçay tarafından ‘Tarih ve Toplum Dergisinin’ Ekim 1992 sayısında yayınlanmıştır. Ancak yolladığım gazete kupürü dikkate alınmadığından metin strong>tam olarak yansıtılmamış” strong>dedikten sonra devam ediyor:strong>p> “Mektubun yazıldığı tarihte Türk kamuoyu biri Doğu’da, öbürü Batı’da olmak üzere, iki olaya gömülmüş durumdadır. Bunlardan biri Türk siyasetinde fırtına gibi esen Serbest Fırka’nın kuruluşu, öbürü de peş peşe çıkan beş Kürt isyanının kara bulutları. Mektup, batısında yeni bir umut ışığının yandığı, halkın CHP’den kurtulma umudunun doğduğu, doğusundaysa en büyüğü Ağrı’da gerçekleşen Kürt isyanlarının peş peşe patladığı bir ortamda yazılmıştır. Reşid Bey, son çare olarak Atatürk’e ‘Kürt Açılımı’ tavsiyesinde bulunuyor, namını Türkiye’nin iki halkı, Türkler ve Kürtler arasında yükseltmek ve ebedileştirmek istiyorsa, gerekirse kendisini feda etmesini istiyordu.p> ‘Sertlikle, baskıyla Kürtleri yola getiremezsiniz’ diyor ve ekliyordu mektubunda:p> Tek çare ılımlı bir yönetimi iş başına getirip her iki millete de hak ve özgürlükleri tanımaktır. İşittiklerime ve gördüklerime dayanarak şunu söyleyeyim ki, hem Kürtlerin dinlerine tutkulu bağlılıklarına, hem de kamuoyunun vicdanına aykırı olan mevcut durum, bu necip milleti tehlikelere ve savaşlara sürüklemektedir. Kanlar akmakta, canlar yok olmakta, hırs uyanmakta, intikam sevdası kalplerde kök salmaktadır. Dahası... Türk gazeteleri bu ayaklanmayı muhaliflerden yalnız birkaç kişinin üzerine yıkmaktadır. Kürtlerin zulme gelmeyeceği şüphesizken... Kürt Beylerinin - Seyyid Abdülkadir de onlardandır- idamlarıyla sonuçlanan Şeyh Said İsyanı’nın (1925) ikinci bir isyan doğurmayacağını mı sanıyorsunuz? Çeşitli vesilelerle ve özel olarak tarafınıza, Kürtlerin geleneklerine ve dinen kutsal bildikleri şeylere hücum etmenin, ülkemizin çöküşüne neden olabileceğini açıklamıştım. Ne var ki, hükümetin başı (İsmet Paşa) ve yoldaşlarının Türk milliyetçiliğinde ve ülkenin harap ve bitap düşmesinde ısrar, hatta inat ettikleri görülüyor. Ey Gazi, şu an bu fırsattan yararlanmak için size büyük görev düşüyor: 1. Mert Kürt milletini harcamayın (zayi etmeyin) ve düşmanlığın devamına izin vermeyin. 2. Korkarım, tarih bizim geçmişteki beraberliğimizi tescil etmiş bulunuyor... Ülkenin bölünmesinden kaygı duyuyorum. Unutmayın ki, en büyük ve en uzun ömürlü şöhret, tarihin tescil ettiği şöhrettir... Kürtlerin dine tutkunlukları ve milli asaletleri, onları Türklerden ayırmaktan men ediyor. Ancak bir şartla; Yönetimi, halktan ılımlı ve hür bir gruba teslim etmeniz gerekir. Böyle yaparsanız himayeniz altında Türkler ve Kürtlerin özgürlüğünü temin ve ülkemizin selametini muhafaza etmiş (olur), böylece de tarihe büyük bir ad ve şöhrete nail olarak geçersiniz. Mektup burada bitiyor. Sahiden de bitiyor mu acaba? İsmet Paşa ve yandaşlarının bugün de aynı kafada olduklarını gördükten sonra bu mektup hiç bitmez dostlarım.” Güner Hanımefendi’ye teşekkür ediyorum bu mektubu gönderdiği ve yayınlamama izin verdiği için. Rahmetli Çerkes Reşid Bey’in ne kadar öngörülü olduğu bir yana, zamanında kolayca çözülebilecek bir sorunun nasıl bu hale geldiğini, onca şehidimizi gözyaşları içinde toprağa verdiğimiz günleri, nice ananın babanın gözyaşlarını düşündükçe insan söyleyecek söz bulamıyor. İnşallah açılım bu kez başarıyla sonuçlanır diye dua etmekten öte... Aziz ÜSTEL div> Kaynak: http://haber.stargazete.com/yazar/cerkes-resid-beyden-gaziye-kurt-acilimi-mektubu/haber-726106div>nanKaffed

Saakaşvili Konuşacak Yer Bulamadı

Gürcistan'da Ocak ayında görev süresi dolacak olan Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili'nin mecliste ulusa seslenişine izin verilmedi. Saakaşvili konuşmasını ofisinde yapmak zorunda kaldı.p> Meclisten halka seslenmesine izin verilmeyen Gürcistan Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili, konuşmasını başkent Tiflis'teki kütüphaneden yapmak istedi. Saakaşvili kütüphane önünde de muhalefet ve hükümet yanlılarıyla karşıya geldi. Cumhurbaşkanı Saakaşvili'nin destekçileri ile Başbakan Bidzina İvanişvili yandaşları yumruk yumruğa geldi. Başkent Tiflis'deki ulusal kütüphanede de konuşamayan Gürcistan Cumhurbaşkanı Saakaşvili ofisinde kameraların karşısına geçti. Ulusa sesleniş konuşmasında Başbakan İvanişvili'ye sert eleştiriler yönelten Cumhurbaşkanı Saakaşvili, "Dünya üzerinde bir devlet başkanının halka seslenmesinin, konutundan çıkmasının engellendiği bir demokrasi bulunmuyor. Bugün hepinizden kendinize şu soruyu sormanızı istiyorum. Biz böyle bir demokrasi mi istiyoruz?" şeklinde konuştu. Gürcistan siyasetinin son 9 yılına damgasını vuran Saakaşvili geçtiğimiz yıl yapılan seçimlerde meclisteki çoğunluğu Gürcistan Başbakan Bidzina İvanişvili'ye kaptırmıştı. İvanişvili liderliğindeki yeni yönetim, cumhurbaşkanının yetkilerini kısıtlamak istiyor. Gürcistan anayasası, görev süresi ocak ayında dolacak olan Saakaşvili'nin bir kez daha cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmasına izin vermiyor. Kaynak: T24 (www.t24.com.tr)p>nanKaffed

Suriye’den Gelen İki Çerkes Aile Karacabey’de

[CİHAN HABER AJANSI] 148 yıl önce Anavatanları Kuzey Kafkasya'dan Suriye'nin Golan bölgesine sürülen Çerkesler şimdi de iç savaş yüzünden yeniden topraklarını bırakmak zorunda kalıyor. Suriye’de süren iç savaş nedeniyle gelen iki aile, Bursa Karacabey ilçesine geldi.p>   Ülkede yaşanan şiddet olayları nedeniyle yaklaşık bin 400 Çerkes Suriye'yi terk etti. Suriye'de yaşayan yaklaşık 130 bin Çerkes, ağırlıklı olarak Hama, Humus, Halep ve Şam'da ikamet ediyor. Ancak çatışmaların yoğunlaşmasıyla ülkeyi terk etmeye başlayan Çerkesler, bir yandan da anavatanları Kafkasya'ya dönmenin yollarını arıyor. Bu konuda Rusya yönetiminden talepte bulunan, ancak Çerkesler bir sonuç alamadı. Bu savaş sürecinde ise yaklaşık 400 Çerkes Kafkasya'ya giderken, 700 civarında ailenin de Türkiye'de olduğu belirtildi.   KİMİN KİMİ VURDUĞU BELLİ DEĞİLdiv>   Suriye’nin Golan bölgesinden iki aile Karacabey ilçesine geldi. Karacabey Hayırlar köyüne ailesiyle birlikte gelen Selahaddin Muhammed Emin, Golan Bölgesi Berajam köyünden bir hafta önce geldiklerini belirterek, “Geldiğimiz Hayırlar köyünün ilgisinden memnunuz. Suriye'de ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Can güvenliğiniz yok, kimin kime vurduğu belli değil. Karşınızda savaşacağınız kişi belli değil, herkesin canı tehlikede. Çocuklarınız dışarı çıktığında acaba sağ salim dönebilecekler mi endişesi yaşıyorsunuz.” dedi.   Göçmen ailelerden Sena Abdülkerim Emin ise çocuklarının başına bir şey gelmemesi için Suriye’yi terk ettiklerini belirterek, “Biz oradan mümkün olduğu kadar çocuklarımızı uzaklaştırmayı çalıştık. Suriye'de içinde bulunmadığımız bir savaş yaşanıyor. Bizi muhalif veya değil hiç ilgilendirmiyor. Biz Çerkes toplumu olarak sadece canımızı kurtarma ve yaşama derdindeyiz.” şeklinde konuştu.    “GÜNEY MARMARA BÖLGESİNE SURİYE’DEN 27 AİLE GELDİ”div>   Kafkas Derneği Federasyonu Güney Marmara Kriz Komitesi Başkanı Levent Turgut ise 150 yıl önce yaşanan savaşlarda Suriye’ye sürgüne gönderilen Çerkeslerin bu gün de aynı sıkıntıları yaşadığını aktardı.   Türkiye'de yaşayan Çerkesler olarak Suriye’deki duruma sessiz kalamadıkları için Kafkas Derneği Federasyonu olarak kriz yönetimi komitesi oluşturduklarını aktaran Turgut, şunları söyledi: “Federasyona bağlı 61 dernek kendi bölgesinde çalışmalara başladı. Çerkes köylerindeki boş evlere Suriye'den gelen aileleri yerleştirmeye başladık. Güney Marmara bölgesine şu an için 80 kişilik 27 aile yerleşmiş durumda. Biz hepsini ziyaret edip gerekli ihtiyaçlarını da karşılıyoruz.”   Bursa Abhaz Derneği Başkanı Cengiz Koç ida Suriye'den göçmek zorunda olan Çerkeslere yardımcı olmak için Bursa bölgesindeki tüm Kuzey Kafkas kökenli derneklerin işbirliği yaptığını söyledi.     Kaynak: http://www.cihan.com.tr/news/Suriye-den-kacan-iki-Cerkez-aile-Bursa-Karacabey-de-CHOTMxMzQ4LzE=div>  nanKaffed

Anavatanlarından Ölüme Sürgün Edilenler

[NTV TARİH] Osmanlı İmparatorluğu, Kırım ve Kafkaslardaki topraklarını kaybettikçe yerini Rus İmparatorluğu aldı. Ancak yeni gelenlerin “tehlikeli” ev sahiplerine yönelik ürettiği çözüm topraksızlaştırma oldu. Sürgün, Çarlık Rusyasından sonra Sovyetler Birliği döneminde de bölgedeki halkların kaderi oldu. Ne anayurtlarında ne sürüldükleri yerde huzur bulabilen, ne de evlerine dönebilen bu talihsiz halkların günümüze uzanan acı dolu hikayesi... Siyasi baskının ve toplum mühendisliğinin en önemli araçlarından biri her zaman sürgün veya zorunlu göç oldu. Ancak insanlık tarihinde acı dolu sürgünlerin pek azı son 150 yılda Kırım ve Kafkaslarda yaşananlar kadar gözardı edilmiştir. Özellikle 1768-1774 yılları arasındaki Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından Kırım Tatarları ve Kafkaslardaki Ahıska Türkleri, Çerkes, Karaçay, Balkar, Çeçen ve İnguş halkları yüzyıllar boyu Osmanlı topraklarına göç zorlandılar. Bolşevik Devrimi’yle Rus İmparatorluğu devrilse de bölgedeki halkların kaderi değişmedi. İkinci Dünya Savaşı sırasındaysa Sovyet Rusya, “Nazilerle işbirliği yapmakla” suçladığı halkları Orta Asya ve Sibirya’ya sürdü. NTV Tarih, Şubat sayısında 5 halkın gözardı edilen acılarını inceliyor. Çerkes terimi, dar anlamıyla Adige ve Abaza gruplar için kullanılırken Kuzey Kafkasya halklarının bir üstkimliği olarak değerlendirilebilir. Çerkesya’nın kaderi, Rus ordusunun 1856’daki Kırım Savaşı’ndan zaferle çıkması ve Şeyh Şamil liderliğindeki “Mürid Hareketi”ni bastırmasıyla değişti. Sadece 1860-1865 yılları arasında 750 bin Çerkes ve 100 bin Abaza, göç ettikleri Osmanlı topraklarının dört bir yanına dağıldı. En büyük dalga Mayıs 1864’te yaşandı. Yüzyıllar sonra 1990’larda anavatanına dönenler, uyum sorunu ve etnik çatışmalarla karşılaştılar. Bundan, Kafkaslara dair “yeryüzü cenneti” algıları da zarar görmüştü. Kırım Tatarları, Rus İmparatorluğu’nun ele geçirdiği Kırım’ı Slavlaştırma politikasının acısını yaşadı. Topraksızlaşan Tatarlar, Osmanlı topraklarına göç etti. Arkalarında yüzyıllar boyunca şekillenen derin bir kültür ve edebiyat bıraktılar. Tatarlar, günümüzde Kırım nüfusunun ancak %13’ünü oluşturmaktadır. Karaçay-Balkar aynı etnik kökene dayanan Türkçe konuşan bir halktı. Ancak Sovyet Rusyası döneminde yeniden düzenlenen idari yapılanmayla birbirinden koparılan Karaçay-Balkar halkı ikiye bölündü. 8 Mart 1944’te Nazilerle işbirliği yaptıkları için toplu sürgüne tabi tutuldular. Çeçenler ve İnguşlar, geçmişi binlerce yıl öncesine uzanan, etnik ve kültürel benzerlikleri nedeniyle birarada anılan halklardır. 1859’da Şeyh Şamil liderliğindeki direniş ezildikten sonra Ruslar bölgeyi ele geçirdi. 1930’lara gelindiğindeyse Sovyet Rusyası, bölgedeki geleneksel toplumsal yapıyı zorunlu göç ve idari değişikliklerle dönüştürmeye girişti. Çeçenlerin gösterdiği direnç, günümüzde devam eden çatışmaların en önemli sebeplerinden. Ahıska Türkleri, sürgün acısını en çok yaşayan halklardan. Anavatanı günümüzdeki Türkiye-Gürcistan sınırından sadece 15 kilometre olan bu halk, Sovyetler döneminde Orta Asya’ya sürüldüler. Arkalarında ne bir ev ne bir cami kaldı. Ancak sürüldükleri yerde de huzur bulamadılar, özellikle Özbekistan’da 1989’da etnik saldırılara maruz kaldılar. Bir kez daha evlerinden ayrıldıklarında, gittikleri Sovyet Rusya’da kimliksiz, pasaportsuz kaldılar. Sürgüne zorlanan pek çok halkın mecburi rotası Orta Asya olmuştu. Ancak zorunlu olarak biraraya gelen bunca halk, onlarca yıl boyunca bir türlü kardeşliğe eremedi. Ahmet Yeşiltepe, Orta Asya’daki bu etnik bölünmüşlüklerin trajedisini yazdı.       Yeni Cami önünde Çerkesler, 19. yüzyıl sonları. Muhacirlere barınmaları için büyük cami ve medreseler tahsis edilirdi.div>         Abdullah Biraderler’in objektifinden 1890’larda Çerkes savaşçılar ve bir Osmanlı memuru.       Kırım’a münferit olarak döndükten sonra tekrar sürülen bir Kırım Tatar ailesi, 1970’ler, Hakan Kırımlı arşivi.   Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/id/25420229div>  nanKaffed

Suriye’den Gelen Yeni Kafile Kayseri’de

Gaziantep Dernek Başkanımız  Hakan Bey tarafından karşılanan 15 kişiden oluşan Suriyeli soydaş ailelerin tüm ihtiyaçları ve ulaşım giderleri Kriz Masamız tarafından karşılanarak Kayseri'ye yolcu edilmişlerdir. 9 kişilik aile Pınarbaşı Karakuyu Köyü Muhtarı Sayın Erdal Altıok tarafından karşılanmış ve kendilerine Karakuyu köyünde  tahsis ettiği evlere yerleştirmiştir. Diğer 6 kişilik aile ise Kayseri Kriz Masası üyesi Sayın Zafer Bolat tarafından misafir edilmekte olup kısa bir süre sonra kendileri için hazırlanan eve yerleştirileceklerdir. Yalınızca bu hafta içinde Türkiye'ye gelen ve  Kriz masamız ile bağlantılı olarak 10 Şubat tarihine kadar gelecek kişi sayısı  70 kişidir. Tüm Türkiye Çerkesleri bu tarihsel sorumlulukta yerini almalı Kriz masamıza küçük, büyük demeden vereceği destekle duyarlılığını göstermeli Suriye Çerkeslerine yalınız olmadıklarını göstermelidir. Saygı ile Duyurulur. KAFFED SURİYE KRİZ MASASI  nanKaffed

Güreşçilerimizin Zaferi

Kahramanmaraş Belediyesi’nin düzenlemiş olduğu 7. Uluslararası kurtuluş Güreş Turnuvası'na Adığe güreşçilerimiz damga vurdu. Gündüz saatlerinde yapılan elemelerde toplam beş güreşçimizden dördü finallere yükselmişti. Akşam 19.00'da başlayan final müsabakaları sonucunda 66 kg'da Azamet Khubıy ve 74 kg'da arsen Zakuıy birinci, 55 kg'da Rasul Mashej ve 120 kg'da Ratmır Tauw ikinci oldular.p> Müsabakalarda gençlerimiz pşıne eşliğinde coşarken, müsabakaların sonunda piste inen gençlerimiz güreşçilerimizle birlikte ceug yaparak zaferi kutladılar. Madalya törenleri bitiminde Kahramanmaraş Belediye Başkanı Sayın Mustafa Poyraz da ceug izlerken, alkışlarıyla desteğini gösterdi. Dernek yönetim kurulu olarak organizasyonda emeği geçen Sayın Bayazıt Tarakçı başta olmak üzere, gençlerimize sonsuz teşekkürlerimizi sunarız... KAHRAMANMARAŞ KAFKAS DERNEĞİ nanKaffed

Suriye’den İstanbul’a Gelen Kip Ailesi M.Kemalpaşa’ya Yerleştiriliyor

05.02.2013 tarihinde sabah erken saatlerde Suriye'den İstanbul Sabiha Gökcen Havaalanı'na ulaşan 8 kişilik Kip ailesi İKKD GENÇ üyeleri tarafından karşılanmış, İstanbul Bağlarbaşı derneğimize  getirilerek  ihtiyaçları karşılanıp, istirahatleri sağlandıktan sonra kendileri için  Mustafa Kemal Paşa Derneğimizin tahsis ettiği eve yerleşmek üzere Bursa Mustafakemalpaşa ilçesine uğurlanmıştır. Aile  Mustafakemalpaşa dernek başkanımız Ercan Bey  tarafından karşılanarak Kadirçeşme köyünde  hazırlanan eve yerleştirilecektir. Saygılarımızla KAFFED SURİYE KRİZ MASASInanKaffed

Sırrı Sakık’a mektup

[HÜRRİYET] Medyadan takip ettiğimiz kadarıyla siz Kürt halkının anayasal haklarının sağlanması konusunda gerek meclis içinde gerekse meclis dışında çalışmalar yapan bir insansınız. Meclis kürsüsünde yapmış olduğunuz üslubu ve içeriği tamamen yanlış ve kışkırtıcı olan konuşmanıza birkaç cümle ile aydınlatıcı bir cevap vermek istiyorum. Ancak hiçbir şekilde kışkırtıcı, tahrik edici yalan yanlış cümlelerle başka halkları tahkir eden bir düşünceye ve bir üsluba asla yer vermek istemiyorum. Esasen mensubu bulunduğum Çerkes halkının yaratmış olduğu kültürde sizin kullandığınız gibi bir ifade tarzının kullanılmasına yer yoktur. Bu bizim ne kültürel terbiyemize ne ahlakımıza uymaz. Şimdi size birkaç hatırlatmada bulunmak istiyorum. Anadolu ile ve Anadolu’da devlet kurmuş olan Hititlerle Çerkesler arasındaki bağın ve ilişkinin gerçeği ve mahiyeti sizin bilgi ve uğraşı alanınız değildir. Sizin yerinizde olsam böyle bir polemiğe asla girmezdim. Konu hakkında Hititologlarca yapılan sayısız araştırma ve eserlerde Hititlerin kurucu unsurlarını oluşturan Hattilerin, Kafkas kökenli oldukları tartışmasız olarak kabul edilmektedir. Kaynakları saymak bir makalenin hacmine uymaz ancak Türkiye’nin yetiştirdiği en iyi Hititologlardan olan Ahmet Ünal’ın bir cümlesini size hatırlatmakla yetineceğim. Hititlerle ilgili iki ciltlik kitabında "Hititler Olmadan Kafkasya’yı Kafkaslılar olmadan da Hititleri anlamanın imkanı yoktur" vurgusunu yaptıktan sonra bu iki kültürün aynı kökenli bir kültür olduğunu açıkça ifade etmektedir. Diğer taraftan 1883 yılında çıkan Natianol Geographıc ilk sayılarında Arien ırkının (beyaz ırkın) kökeninin Kafkasya olduğu vurgulanmaktadır. Bu nedenle medeniyet hazinesine gerçekten kalıcı bir kültür katmış olan Çerkes halkına dağdan inmiş gibi küçültücü bir vasıfla temas etmenizi gerçekten size yakıştıramadık. Diğer taraftan eğer gerekirse demografik etütler yapılabilir Çanakkale Savaşı’na hangi halkın insanlarının daha fazla katıldığı ve orada öldüğü şehit olduğu kolaylıkla tespit edilebilir. Ne var ki daha Osmanlı döneminde Diyar-ı Bekir adıyla Kürdistan olarak anılan bir anlayışla Kürt kökenli halktan giden ve Çanakkale’de ölen kimselerin kimliği kendi kimlikleri ile tarihe geçirilmeye çalışıldığı gibi... Kafkasya’dan Osmanlı’ya bir sürgün sonu gelmiş olan Çerkeslerin politika olarak siyasi düşünce olarak ve davranış olarak Osmanlı ile ve Türkiye Cumhuriyeti ile uzlaşma içerisinde hareket ettikleri için Çerkes adını Çanakkale Savaşı’nda tescil ettirme geleneğini bile duymadılar. Sayın Sakık anayasal haklarının hiçbir ayrımcılık yapmadan sağlanması ve savunulması mücadelesi verilirken, sizin gibi bu mücadelenin aslı elemanı olması gereken bir kimsenin başka halkları ve onların haklarını tahkir etmeye ve onlara saygısız davranmaya hakkı yoktur. O zaman şu soruyu soruyorum size: Kürtlerle Türk’leri hiç kimse eş değerde ve eşit olarak göremez diye mecliste konuşma yapan CHP İzmir milletvekili ile aranızda ırkçılık ve faşizan yaklaşım için ne fark kalıyor. Bunu merak ediyorum. Nilhan AYDIN http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/22510956.asp?fb_action_ids=10151396915389729&fb_action_types=og.recommends&fb_source=timeline_og&action_object_map=%7b%2210151396915389729%22:525341470819486%7d&action_type_map=%7b%2210151396915389729%22:%22og.recommends%22%7d&action_ref_map=%5b%5dp>nanKaffed