KAFFED Suriye Kriz Masası Harcamaları

KAFFED Kriz masası aracılığı ile Suriyeli Soydaşlarımız  için 01.01.2013—31.01.2013 tarihleri arasında yapılan yardımı ve yardım tutarlarını aşağıda duyarlı insanlarımızın bilgisine sunarız.   Saygılarımızla KAFFED SURİYE KRİZ MASASI     BEDRİ TOKUÇ HAVALE GÖKSUN td> 750,00 TL. td> Saraycık köyündeki yeni doğan çocuğun masrafları ve ailesi için gıda yardımı vs olarak Bedri TOKUÇ'a havale td> 02.01.2013 td> tr> BETÜL DİNÇER  MNG KARGO REYHANLI td> 659,00 TL. td> Manisa'dan gelen kıyafetlerin Reyhanlı'ya gönderilmesi MNG kargoya ödeme td> 07.01.2013 td> tr> HAKAN AYDEMİR'E HAVALE td> 300,00 TL. td> Gaziantep'ten Tokat'a gönderilen 5 kişilik  ailenin bilet vs. masrafları için havale edilen  (Antep Derneği) td> 08.01.2013 td> tr> UĞUR PİHAVA REYHANLI BAŞKANI td> 3.000,00 TL. td> Reyhanlı'daki Suriyelilerin ihtiyacı için talebe istinaden Reyhanlı Derneği'ne havale edilen td> 11.01.2013 td> tr> ERDOĞAN YAŞAR HAVALE td> 1.090,00 TL. td> İstanbul'daki 4 kişilik aileye Sakarya'dan oturum alınması  dönüş işlemleri için havale edilen td> 14.01.2013 td> tr> HAKAN AYDEMİR'E HAVALE td> 500,00 TL. td> Gaziantep'ten Saraycık'a gönderilen 4 kişi  için masraf olarak talebe istinaden havale edilen (Antep Derneği) td> 14.01.2013 td> tr> RAMAZAN CANBOLAT  M.BEY MUH td> 500,00 TL. td> Mehmet Bey Köyünde olanlar için yakacak ve gıda alımı için Mehmetbey Muhtarına havale edilen  td> 16.01.2013 td> tr> ZAFER BOLAT KAYSERİ KRİZ MASASI td> 2.127,00 TL. td> Kayseri'de misafir edilen 26 kişi'ye oturum izni alındı harç parası olarak Kayseri'ye Mükremin Öner'e havale edildi td> 18.01.2013 td> tr> ERDOĞAN YAŞAR HAVALE td> 120,00 TL. td> Havaalanından alınıp Balıkesir'e gönderilen 4 kişilik ailenin yol parası olarak havale edilen td> 18.01.2013 td> tr> İBRAHİM BURCU MERSİN HAVALE td> 2.000,00 TL. td> Taşucuna gelen 39 kişinin Mersin'e nakilleri ve iaşeleri için havale edildi td> 18.01.2013 td> tr> FERGÜN DENİZCİLİK HAVALE td> 5.087,00 $ td> Lübnan üzerinden gelen 39 kişinin Lübnan Taşucu arası gemi taşıma ücreti olarak havale edilen td> 21.01.2013 td> tr> İSA ELAGÖZ ADANA BAŞKANI td> 2.500,00 TL. td> 39 kişi için Mersin Biga Otobüs parası  yolluk bedeli olarak İsa Elagöz'e Havale Edilen td> 21.01.2013 td> tr> RAMAZAN CANBOLAT  M.BEY MUH td> 1.000,00 TL. td> Mehmetbey köyünde olan 7 ailenin elektirik parası olarak talebe istinaden Mehmetbey Muhtarına havale edilen  td> 23.01.2013 td> tr> ERDOĞAN YAŞAR HAVALE td> 140,00 TL. td> İstanbul 'a gelen 4 kişilik ailenin Karacabey'e otobüs parası olarak havale edilen td> 28.01.2013 td> tr> HAKAN AYDEMİR'E HAVALE td> 200,00 TL. td> Gaziantep'ten Kayseri'ye gönderilen 3 kişilik ailenin Bilet  vs masrafı için havale edilen (Antep Derneği) td> 28.01.2013 td> tr> GUPSE ALTINIŞIK'A HAVALE td> 160,00 TL. td> Nalçik'e gönderilen gencin davetiye vs.  masrafları için Gupse Hanım'a  havale edilen td> 28.01.2013 td> tr> MERSİN DERNEĞİNE HAVALE td> 1.200,00 TL. td> Mersin'deki ailelere oturum alınması için Mersin Derneği Hesabına Havale edilen td> 31.01.2013 td> tr> tbody> table>      nanKaffed

Düzce Derneği Suriyeli Çerkeslerle Dayanışma Gecesi Düzenliyor

  Düzce Kuzey Kafkas Kültür Derneği Suriyeli Çerkesler için Dayanışma gecesi düzenliyor.  Bu akşam düzenlenecek olan Dayanışma Gecesi'ne Suriyeli Çerkesler ve durumları, yardım kampanyası konularında bilgi vermek üzere KAFFED Genel Başkanı Vacit Kadıoğlu da katılacak.  1 Şubat 2013 Cuma günü Durmazlar Düğün Sarayı'nda gerçekleşecek. nanKaffed

Kaybolan Dil 93 Yıl Sonra Canlandırıldı

[DİPNOT TV] Avustralya’nın sömürgeleştirilmesi sırasında, kültürel baskı altında yok olan Aborijinlere ait bir azınlık dili yeniden canlandırıldı. Dilin canlandırılması, araştırmacıların ve 19. yüzyıl Alman Misyonerlerinin kayıtları sayesinde gerçekleşti. Bir zamanlar Adelaide kentinde Aborijinler tarafından konuşulan Kaurna dili, Güney Avustralya’da 1860′lı yıllardan itibaren kaybolmaya başladı. Kaurna dilini konuşan son kişi olarak görülen, Ivaritji de 1920′lerin sonlarında ölmüştü. Dili konuşan son kişinin ölümünden 80 yılı aşkın bir süre sonra, Kaurna dilinin özgün sesleri yeniden duyulmaya başladı. Aborijinler ve yerli olmayan öğrencilere akşamları dil kursları veren Vincent “Jack” Buckskin, “Bu bireysel kimlik ve kültürel kimlikle ilgili” diyor. Buckskin, dili öğrenmenin başta oldukça zor olduğunu, İngilizce‘ye hiç benzemediğini de söylüyor. Kaurna dilinde “Merhaba” demek için “Niimarni” sözcüğü kullanılıyor. Fakat bu sözcük, “Sen de iyi misin?” anlamına da geliyor. Dillerinin 1800′lü yıllarda yasaklandığını belirten Buckskin, 1980′li yıllarda bir dil bilimcinin dilin canlandırılması ile ilgili doktora çalışmasına başlamasıyla birlikte gelişme kaydedildiğini de ifade ediyor. Araştırmacılar, bu eski dili, sömürgecilik döneminde çalışmalar yürüten dini grupların derlediği belgeleri kullanarak canlandırabildi. Dedektiflik çalışmasına benzeyen bu araştırmanın sonuca ulaşmasında, iki Almanın, Christian Teichelmann ile Clamor Schurmann’ın büyük payları var. Misyonerler, Güney Avustralya’ya vardıkları 1838′in sonraki 18 ay içinde, 2000 Kaurna sözcüğünü ve tercüme edilmiş 200 cümleyi ve ayrıca dil bilgisi kurallarını içeren bir çalışma üretmiş. On Emir, yarım düzine Alman ilahisi ve bir okul duası da Kaurna diline çevrilmiş. Bu iki kişi, Kaurna dilini, altı yıl boyunca eğitim dili olarak da kullanmış. Bu sürenin ardından, yetkililer okulu kapatmış ve yalnızca İngilizcenin kullanılmasına izin vermişler. Ulusal Avustralya Üniversitesi’nin Ulusal Yerli Araştırmaları Merkezi’nden Dr. Bill Fogarty, “Sömürgecilikle birlikte, yerel diller de, kasıtlı olarak bastırılmaya başladı.” diyor. Fogarty’nin araştırmalarına göre, sömürgecilerin Avustralya’ya gittiği dönemde, kıtada 250 ile 300 arasında yerli dili konuşuluyormuş. Bugünse bu rakam 150 civarında ve bunların yalnızca yüzde 6′sı, güçlü bir şekilde, “ana dil” olarak konuşulmaya devam ediyor. http://www.dipnot.tv/kaybolan-dil-93-yil-sonra-canlandirildi/p>nanKaffed

Tek İstediği Sadece Çayını Demlemek, Sevdirmekti…

[YEŞİL GAZETE] İstanbul doğumlu ve bu kentte büyümüş yazar, gazeteci Mahmut Şenol’un taşraya ait gözlemlerine dayanan romanları ardı ardına devam ediyor. Şenol’un Capon Çayevi adlı son romanı Ayrıntı Yayınları tarafından basılıp geçtiğimiz günlerde yayımlandı. Capon Çayevi’nde Çerkes asıllı bir naif insanın acıklı hayat hikâyesi, 1950-80 arasına yayılan bir dönem anlatılıyor.p> Mahmut Şenol’un daha önce yayımlanmış ¨Çerkes Âdil Paşa’nın Tahsildarlık Günleri¨ başlıklı bir başka romanıyla kesişen öyküler içermesi bakımından Capon Çayevi edebiyat eleştirmenlerince  bir dönem romanı olarak değerlendiriliyor.p> Capon Çayevi’nde Nuridin adlı bir çaycının acı sonla biten hikâyesini toplumsal eleştiri terazisinde tartıp insanın iç dünyasındaki sarsıntıları ele alan Şenol, bu roman kahramanını tanıtırken, ¨Hiç kimse asla masum değildir, herkesin işlediği veya işleyeceği bir günâh vardır!¨ diye konuşuyor. Capon Çayevi, Ayrıntı Yayınları tarafından, yazarın ¨Mahmudiye Üçlemesi¨ olarak hazırlanmış nehir romanlar dizisinin ikinci kitabı. Roman yazarı Mahmut Şenol şu sıralarda dizinin üçüncü kitabı olacak¨Tahirovalı Çerkes Fadıl Bey¨ adlı  kitabı üzerinde çalışıyor.p> Mahmut Şenol kendi romanları konusunda da şunları söylüyor ¨Benim romanlarım bir ölçüde Pieter Bruegel’in resimlerini kâğıda aktarıp temize geçmek gibidir. Hollandalı ressamın tablolarını görüyorum kendi yazdıklarımda ve kitaplarımdaki hikâyeler, karakterler, mekân ve zamanın ilişkisi, hatta kullandığım dil Bruegel resimlerine benzer; şenlikli ve zalimânedir her şey… Berbat ve şâhane, zor ve kolay, yalan ve dürüstlük, ihanet ve sadakat, alay ve gurur, âdi ve yüce, hatta dev ve cüce içiçedir bende…¨p> Şenol’un Biga kasabasında, köylerinde ve roman kahramanının İstanbul’un Tophane semtinde çaycı olarak çalıştığı zamanları da kapsayan 40 yıla dağılmış bir hikâyeyi romanda yansıtması trajik bir sonla tamamlanıyor. Çaycı Nuridin adıyla bilinen roman kahramanı, ¨karınca ezmez tabiatlı¨ biri olarak okurla tanıştırılmasına karşılık, naifliği, etliye sütlüye karışmaması, sadece çay demlemekten başka bir zevki olmayan basitliğine rağmen birgün bir cinayetle kendi yaşamını da sonlandıracaktır. Komiğin ve dramın yanyana yansıtıldığı roman, özellikle Osmanlı tarihinin son zamanlarında Biga ve havalisine yerleştirilmiş Çerkeslerin kültür ve tarihe ait olgularını da işliyor. Capon Çayevi Mahmut Şenol Ayrıntı Yayınevi 320 sayfap> http://www.yesilgazete.org/blog/2013/01/12/tek-istedigi-sadece-cayini-demlemek-sevdirmekti/p> blockquote>nanKaffed

Çokdilli Eğitim Sempozyumu

[TİME TURK] Eğitim-Sen İstanbul 3 No'lu Şube tarafından düzenlenen "Anadili Temelli Çokdilli Eğitim Sempozyumu", "Çok Dilli Eğitim: Talepler, Süreçler ve Sorunlar" başlığıyla devam etti. Bu bölümde Laz Kültür Derneği Başkanı Mehmedali Beşli, Sınıf Öğretmeni Yusuf Arış, İstanbul Kafkas Kültür Derneği'nden Sinem Vatanartıran, İstanbul Kürt Enstitüsü Başkanı Zana Farqini ve MEZO-DER'den Muzaffer İris konuşmacı olarak yer aldı. YER İSİMLERİNİN İADESİ SAĞLANMALI Beşli, dernek olarak çalışmalara başladıklarında ilk olarak yer isimlerinin iadesini istediklerini söyledi, "Bu talebimiz hala geçerli" dedi. Beşli, ikinci taleplerinin devlet televizyonunda Lazca'nın da yer alması ve üçüncü taleplerinin ise anadilde eğitim olduğunu söyledi, "Bu kısmen karşılandı. Ancak süreç içinde gördük ki, devletin ortaya koyduğu bir dersinin müfredatını biz hazırlayacaktık. Biz bunu okullara Lazca için başvuru yaptığımızda öğrendik. Dolayısıyla şimdilik bir rüya başlamadan bitmiş oldu" dedi. SB'ndeki dil çalışmaları hakkında bilgi veren Beşli, "Bu tarihsel çalışmalar bizler için çok önemli. Çünkü dilimizin sahipleri tarafından yazıldığı dönemler" diye konuştu. Beşli, şöyle devam etti: "Anadil konusunda hepimizin bir eksikliği var. Anadilinde eğitim istiyoruz. Anadilde eğitim isterken önce çocuğumuza anadilinin öğretilmesini istiyoruz. Kürtçe'yi bunun dışında tutabiliriz, Kürtçe'yi öğreniyor çocuklar evlerinde. Anadiliniz varsa, o anadilini evinizde konuşmanız, anadilinize karşı en büyük sorumluluğunuz." Lazca'nın yaşatılması için çalıştıklarını söyleyen Beşli, "Lazca evde konuşulmayan bir dil haline geldi. Burada TRT'nin Lazca yayın yapması önemli bizce" dedi. Türkiye'de iyiye giden şeyler olduğunu savunan Beşli, "Milli Eğitim Bakanı'nın ağzından Lazca kelimesini duymak önemli bizim için. Çünkü yok sayılıyoruz. Şimdi biz bu sözün takipçisiyiz" dedi. ARTIK ANNELER ARAPÇA NİNNİ SÖYLEMİYOR Arap sınıf öğretmeni Yuşa Arış, Arapların kendi anadillerinden isteyerek vazgeçilmesi yanılsamasının yaratıldığını söyledi, "Biz de okullarda baskıyla yetiştirildiğimiz için, şu anda hiçbir anne Arapça öğretmiyor. Kendi çocuğuna Arapça ninni söylemiyor. Bir tek ağıtlarımız Arapça kaldı. O da çözülüyor" diye konuştu. Hatay'da okulda Arapça seçen bir tek öğrenci olmadığına dikkat çeken Arış, şöyle konuştu: "Bu çok acı. İnsanlar gördükleri şiddet nedeniyle bu hale geldi. Arapça konuşmanın bizim için büyük bir dezavantaj olduğu fikriyle büyütüldü. Arapçayla hayata başlamanın dezavantajlı olduğu düşünüldü. Kişisel seçimimiz olarak görülmekle beraber 1940'lardan başlayarak sallanan sopanın sonucuydu. Bugün de laiklik sopasıyla eğitiliyoruz. Seçmeli Arapça derslerini destekleyenler çok az. Çünkü, bu bizi irticaya getirir diye düşünüyorlar. Eğitim-Sen içinde bile var bu anlayış. Hatay'daki insanların dillerini unutmaları için tüm koşullar var." ÇERKESÇE YOK OLMA TEHLİKESİYLE KARŞI KARŞIYA Sinem Vatanartıran, göç nedeniyle çok geniş bir coğrafyaya yayıldıklarını hatırlattı, "Ben 3. nesilim. Benim neslimin büyük bir kısmı kendi anadilini konuşamıyor, benim gibi" dedi. Okulda anadilin seçmeli olarak okutulmasını önemli bir gelişme olarak değerlendiren Vatanartıran, ekledi: "Ancak tabi ki eksiklikler içeriyor." Osmanlı döneminde bir Çerkes okulu açıldığını hatırlatan Vatanartıran, "Anaokulu vardı, derslerin çoğu Çerkesceydi. Kız ve erkek çocukların bir arada okuyamadığı dönemde, Çerkes kız ve erkek çocukları bir arada okudu. Ancak 1923 yılında kapatıldı. Bizim de çocuklarımıza anadilimizde eğitim verme maceramız bitmiş oldu" diye konuştu. Çerkesçe'nin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğuna dikkat çeken Vatanartıran, şöyle konuştu: "Seçmeli ders sürecinde biz de çok sıkıntılar yaşadık. Herkes çok hazırlıksız yakalandı. Bir müfredat hazırlayıp, sunduk, kabul ettirdik. Göstermelik gibi oluyor. Bir hak var, ancak hayata geçirilmesinin şartları hazırlanmıyor. Tokat ve Düzce'de olmak üzere sadece iki sınıf açıldı. Çerkez öğretmenler derslere giriyor. Ancak dili nasıl öğreteceklerini bilmiyorlar. Öğretmenlerin yetiştirilmesi, öğretmenlik bölümlerinin açılması gerekiyor" dedi. 'KÜRT SORUNU ÇÖZÜLMEDEN EĞİTİMLE BU İŞ ÇÖZÜLMEZ' Zana Farqini, "Burada sabahtan beri anlatılanlar, etnik olarak öteki diye adlandırılanların kaderinin, yaşadıkları baskıların ortak olduğunu gösterdi" diye söze başladı. Farqini, ulus devlet anlayışı nedeniyle tek tip insanların yetiştirilmesinin amaçlandığını belirterek, şöyle konuştu: "Büyüklerimiz de bize derdi, okuyun adam olun. Adam olmak, Türk olmaktı, Türkçe konuşmaktı. Türk etnik olmayan herkese bu politikalar uygulanmıştır. Kürtlerin farkı şu: Kürtler hep direndi, direniş kültürü vardı. Asimilasyona karşı direndi, bedelini de ağır bir şekilde ödedi, ödemeye devam ediyor" dedi. Kürtlerin kendi coğrafyasında kendi kimlikleriyle özgürce yaşamak istediğinin altını çizen Farqini, "Kürt dili, kürt sorunundan bağımsız değildir. Kürt sorunu çözülmeden, eğitimle bu iş çözülmez" dedi. Dillerin okullarda öğretilmesinin yetmediğini, yaşam alanlarının oluşturulması gerektiğini belirten Farqini, "Ne demek yaşayan diller? Egemen ulus kibrinin örneğinden başka bir şey değildir" dedi. Asimilasyonun bugün de sürdüğüne dikkat çeken Farqini, şöyle devam etti: "Asimilasyon bugün inceltilmiş bir şekilde devam ediyor. TRT Şeş örneğin Kürtçe yayın yapmıyor. Bize göre yabancı dilde yayın yapıyor." SÜRYANİCE'Yİ ANCAK KİLİSEDE ÖĞRENİYORLAR Süryani Muzaffer İris, anadilini konuşmadığını hatırlattı, "Eşim çok iyi Süryanice konuşuyor. Ancak çocuklarımıza öğretme olanağımız olmadı" dedi. Lozan Anlaşmasını hatırlatan İris, "Lozan'ın hiçbir maddesinde Ermeni, Rum demez. Türkiye'de yaşayan gayri müslimler anlatılır. Bunlar da bellidir zaten. Bizim Süryaniler, bu haklardan da faydalanamadılar" diye konuştu. Süryani okullarının 1918'e kadar açık olduğunu hatırlatan İris, şöyle konuştu: "Bu okullar, o şartlara göre çok iyi eğitim veriyorlardı. Lozan'dan 3 yıl sonra bu okullar kapandı. Ancak kapanma nedenlerine ilişkin bir belge yok. O günden bu yana okulumuz yok. Çocuklarımız nasıl dillerini öğrenecek? Kiliselerden. Benim eşim ve çocuklarım Cumartesi günü kiliseye giderek, Süryanice öğrenmeye çalışıyor." SÜRYANİLERE 'ASLİ UNSUR' DİYEREK OKUL AÇMADILAR Süryani Vakfı'nın anasınıfı açma talebine, Milli Eğitim Bakanlığı'ndan "Siz asli unsursunuz, okullarda çalışmanızı sürdürün" yanıtı verildiğini hatırlatan İris, "Bu nasıl bir asli unsurluk. Anadilinizde bir anaokulu bile açamıyorsunuz" dedi. İris, Suryanice'nin yok olduğuna dikkat çekti, "Dünyanın en eski dillerinden biri olan bu dilin yok olması büyük bir acı. Bu dilin korunması gerekiyor" diye konuştu. Süryanice'nin seçmeli ders olarak okullarda verilebilmesi için en az 10 öğrencinin aynı okulda olması gerektiğini söyleyen İris, "Başvuru yapmak için araştırma yaptık. Baktık ki, öğrencinin biri Bakırköy'de, biri Beylikdüzü'nde, biri de Kadıköy'de... Bunları nasıl bir araya getireceğiz" dedi. Sempozyum, "Yaşayan Diller ve Lehçeler: Seçmeli Ders Tartışmaları" oturumuyla devam etti. (etha)p> http://www.timeturk.com/tr/2013/01/06/cokdilli-egitim-sempozyumu.htmlp> nanKaffed

Haydaaa…

Bir söz vardır ,’’ bir deli bir kuyuya taş atmış kırk akıllı çıkaramazmış…’’ Bu söz değişmeli. Kuyuya bir deli taş atmış, tüm deliler taşı çıkarıp çıkarıp tekrar kuyuya atıyorlar… CHP Isparta Milletvekili Ali Haydar Öner, 31 Ocak 2013 Meclis Genel Kurulunda, Diyarbakır’da Selahaddin Eyyubi Vakıf Üniversitesi’nin kuruluş görüşmelerinde yaptığı konuşmada ''Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için varız. Türk, Kürt ikizdir'' demiş. Çok milletli çok kültürlü Mozaik Anadolu söyleminden vazgeçip, ülke nüfusunu iki millete indirgemesinde bir kötü niyet aramaktan çok; son günlerde CHP'nin saklamaya, halının altına süpürmeye çalıştığı kafatasçı, şoven konuşma. Bu konuşma nerde yapıldı? TBMM de CHP milletvekili Birgül Ayman Güler tarafından yapıldı. CHP milletvekili Ali Haydar Öner’in bu düzeltme çabasına, AK Parti sıralarından, ''Birgül Ayman Güler öyle demiyor'' şeklinde söz atıldı. Öner ise ''Birgül Ayman Güler de çok doğru söyledi. Türk ulusu ile Kürt milliyeti bir değildir. Türk ulusuyla Türk milliyeti de bir değildir. Türk, Kürt ikizdir. Cumhuriyeti kuranlar kardeştir'' diyerek sözüm ona kelime oyunu denilebilecek bir araba laf etti. Bu konuşmadan sonra söz alan BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, CHP'yi ırkçılık yapmakla suçladı. İsmet İnönü'nün 1925 yılında yaptığı bir konuşmadan da örnek veren Sakık, hızını alamamış, ''Siz Cumhuriyetin kuruluşunda(n) bugüne kadar ırkçısınız, milliyetçi ve tekçisiniz. Halka zulmeden bir gelenekten geliyorsunuz. Her gün burada, atalarınızın söylediklerini sizin yüzünüze vuracağız. Ya geçmişte yapılanlardan dolayı Kürt halkından, diğer halklardan özür dileyeceksiniz ya da her gün bizi karşınızda göreceksiniz. Dedikten sonra daha da hızlanmış, ‘’Çanakkale'ye bakın. Orada sadece sizin atalarınız savaşmadı. Sonradan bu ülkeyi kendisine vatan edenler, Kafkaslardan, Boşnaklardan gelenler, siz bu ülkenin sahipleri değilsiniz. Haddinizi bileceksiniz. Oradan gelip, hele dağdan gelip bağcıyı kovma hakkına sahip değilsiniz. Hiç kimsenin bir tek halka hakaret etme hakkı yoktur.'' dedikten sonra, CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan ise S. Sakık'ın konuşmasını eleştirirken, ''Meclis kürsüsünün böylesine iğrenç, utanmaz, ahlaksızca ifadelerle işgal edilmesini kınıyorum'' dedikten sonra eleştirilerini sıralamış… Şimdi deli belli, yer ise TBMM. Konuşmalara ve bunu deli gibi alkışlayanlara bakılırsa deliler de aynı çatı altında değil mi dersiniz. Her konuşan, taşı kuyudan çıkarıp; tiradını kendi meşrebince attıktan sonra taşı kuyuya geri atıyor… Hakaret, saldırı, küfür ve deli zırvası konuşmaları görünce, insan, bu nasıl bir Genel Kurul, bu nasıl bir idare edenler zümresi demeden edemiyor… Bunların içinde Emine Tarhan’ın küfürlü konuşması, bir tarafa, mağdurları temsilen konuşan Sırrı Sakık, siyasi muarızlarına karşı güçlü cevap verme telaşından mı bilinmez birden Kürtler dışındaki milletleri harcayıvermiş. Irkçı söylemin sahibinin Balkan Göçmeni olması nedeniyle Balkan Göçmenlerini aynılaştırmış, Kafkas kökenli olanları da yanına ekleyip, harcayıvermiş… Yani Güler Ayman’ın söylediğiırkçı söylemi, Kürtlerin tarafından kendi meşrebince yeniden söylemiş oldu… Soru şu; tüm Balkan Göçmenleri CHP milletvekili Güler Ayman’la aynı mı düşünüyor? Daha da vahim tarafı, Kafkas Göçmenleri nerden aklına geldi ki vekilin. Güler Ayman’ın ırkçı söylemiyle ilgisi nedir? Öte yandan, Kafkas kökenli göçmenlerin Anadolu’da bir toprak talebi mi var ki? Peki, aynı ırkçı söylemi farklı dillerle tekrarı olan bu çirkef kapışmaya, kaba tartışmaya soykırım mağduru Kafkas kökenli yurttaşları bulaştırmanın amacı ne olabilir… BDP milletvekili Sırrı Sakık’ın Kafkas ve Balkan göçmenlerine karşı ciddi bir özür borcu var şimdi. Üstelik bunu, hepimizin anlayacağı Türkçe yapmalı…

Rusya Vatandaşı Suriyeli Çerkesler Nalçık’ta

Rusya Federasyonu, Suriye'deki vatandaşlarının bir kısmını tahliye ediyor. 23 Ocak günü Rusya Acil Durumlar Bakanlığı'na bağlı bir uçakla Beyrut üzerinden 77 Rusya vatandaşı ve aileleri Moskova'ya getirildi. Moskova'ya getirilen bu ailelerin ikisi (altı kişi) Suriyeli Çerkeslerle evli Kabardey Balkar vatandaşlarının aileleriydi. İki aile 28 Ocak günü Nalçik'a geldi ve Dağ Kaynağı Senataryum'una yerleştirildi.nanKaffed

Abhazya Cumhuriyeti Facebook’da

Abhazya Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Facebook'taki Türkçe sayfası ile diasporaya doğrudan seslenmeye başladı. Abhazya Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı sayfası 24 Ocak günü açılmasına karşın, şimdiye kadar 12,000'den fazla kişi tarafından ziyaret edildi, 750 kişi de sayfaya abone oldu. Apsnypress'in haberine göre Türkiye'deki Abhaz ve Adige diasporasının temsilcileri Abhazya'daki yaşam, ülkenin politik durumu, dış politikası, ekonomik ve sosyal gelişimi gibi konularla yakından ilgileniyor. Abhazya Dışişleri Bakanlığı bu sayfa ile diasporadaki soydaşları ile doğrudan iletişim kurabilecek. Bu kapsamda Abhazya Dışişleri Bakan Yardımcısı Irakli Khintba, yeni Facebook sayfasında okuyucuların sorularını yanıtlıyor.p> Abhazya Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Facebook sayfasına www.facebook.com/AbhazyaDB adresinde erişebilirsiniz.p>  nanKaffed

Kabardey Balkar Suriyeli Çerkesleri Yeniden Alıyor

Ocak ayında iki Suriyeli Çerkes aile Kabardey Balkar Cumhuriyeti'ne döndü. Ailelerin izin işlemlerini gerçekleştiren Perit Derneği Başkanı Ahmet Stash, geçen yıl Kabardey Balkar Cumhuriyeti'nin göçmen kotasının dolmasından dolayı dönüş sürecinin durduğunu, fakat bu yıl göçmen kotasının 450'den 1000'e çıkarıldığını söyledi.p> Perit Derneği Başkanı Stash'a göre, çatışmaların başlamasından sonra Kabardey Balkar'a 500 Suriyeli Çerkes döndü. Ailelerin önemli bir kısmı Nalçık'taki senatoryumlarda kalırken, bir kısmı akrabalarının yanına yerleşti. Dönenlerin bir kısmı da Adığey ve Karaçay Çerkes cumhuriyetlerine yerleşti. 200'den fazla kişinin Rusya vatandaşı olmak için ilk aşamayı geçtiğini söyleyen Stash, Ocak 2013'de Perit Derneği tarafından 35 kişinin daha geçici yerleşme izni için başvurusunun yapıldığını belirtti. Stash, Suriye'den yapılan uçak seferlerinin durması sonucu gelenlerin sayısında bir azalma olduğunu, Suriyeli Çerkeslerin, kendilerine yardım eden büyük bir Çerkes diasporasının olduğu Türkiye'ye daha rahat gidebildiklerini söyledi. Kaynak: www.elot.rusmall>p>  nanKaffed

Rusya’dan Türkiye’deki Çerkeslere Vatandaşlık

[CİHAN HABER AJANSI] Rusya parlamentosu alt kanadı Duma'da hazırlanan yeni yasa değişikliğine göre, Çarlık Rusyası kökenli Çerkes halkları da Rus pasaportu alabilecek. Konuyla ilgili açıklama yapan Duma Milletler Komisyon Başkanı Gadjimet Safaraliyev, yasa tasarısının vatandaşlık işlemlerinin kolaylaştırılmasını ve bu kapsama Rusya İmparatorluğu kökenlilerin torunlarının da dahil edilmesini öngördüğünü belirtti. Dağıstan kökenli Rus milletvekili, Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Aralık ayında Federal Konsey toplantısındaki konuşmasından yola çıktıklarını ifade etti. Putin, konuşmasında Rusya İmparatorluğu'nda doğanların torunlarına Rus vatandaşlığı prosedürlerinin hızlandırılması talimatında bulunmuştu. Safaraliyev, "Rusya İmparatorluğu kökenlileri her şeye rağmen tek ulus ve tek uygarlığa ait. Afrika'dan birilerine vatandaşlık vermektense en iyisi onlara vatandaşlık verelim." dedi. Rus milletvekiline göre, yasanın kabul edilmesi durumunda 19. yüzyılda Kafkasya savaşlarının ardından Türkiye ve Suriye başta olmak üzere yurtdışına göç eden Çerkes halklarına da Rusya vatandaşlığı verilebilir. Safaraliyev, "Bunlar Türkiye ve Suriye'ye göç eden Çerkesler olabilir. Bunlar Rusya İmparatorluğu'ndan çeşitli nedenlerle kopan haklar da olabilir. Şu anda Suriye'de savaş var. Orada ise çok sayıda Çeçen ve Dağıstanlılar yaşıyor. Onlarla ilgili ne yapmamız lazım? Onları orda mı bırakalım? Amerikalılar tek bir vatandaşının bile yardımına koşarken, biz halkın yarısını zor günlerinde yalnız bırakıyoruz." şeklinde özeleştiride bulundu. Yasa değişikliğini meclise sunacaklarını tekrarlayan Safaraliyev, arşiv belgelerine atıfta bulunarak Rusya İmparatorluğu kökenli şahıslarla akrabalık ilişkilerinin kanıtlanabileceğini de sözlerine ekledi. Rus milletvekiline göre, bu çalışmalarda yurtdışındaki Kafkas topluluklarına da görev düşüyor. Fuad Seferov, Moskova, Cihan  nanKaffed