Reyhanlı Çerkes Derneği 150.Yıl Basın Açıklaması

Reyhanlı Çerkes derneği 21 Mayıs Çerkes soykırımı anma haftası etkinlikleri çerçevesinde basın açıklaması ile etkinlik düzenledi. Dernek başkanı Uğur Pihava'nın Rus Çarlığının emperyalist emellerle köleleştirmek isteyip soykırım uygulayarak sürgüne gönderdiği ve çerkes halkının kaybettiği ataları, Kapitalizmin hırsı sonucu Soma'da yaşanan kayıplar, Suriye savaş kıskacında Reyhanlıda katledilen 53 kişi adına bir dakikalık saygı duruşuna davetiyle başlandı. DÜNYA KAMUOYUNA; İnsanlık tarihinin en eski, en köklü, en bilinen coğrafyası, hemen tüm dünya dillerinde, tüm dünya masallarında, mitolojilerinde yer alan, ölümsüzlüğün çaresinin bulunduğu yer; ulaşılmaz, efsunlu, gizemli, renkli düşler ülkesi, Çerkes halkının kutsal anayurdu, onurlu insanları: Bugün bize, aramıza katılarak onurlandıran ve cesaretlendiren değerleri Çerkes dostları sizleri aramızda görmekten mutluyuz, onurluyuz, gururluyuz. Aramıza hoşgeldiniz. Sizleri selamlıyoruz. Çerkesler 150 yıl önce imparatorlukar çağının güç ve paylaşım savaşlarına kurban edilen bir halktır. 1552 ‘den 1864 yılı 21 Mayısına kadar, Çerkesler için bir ulusal varoluş mücadelesi, Rus çarlığı için sıcak denizlere hakim olma, o dönemin ticaret yollarını ele geçirme, Osmanlı, İngiltere, Fransa ve İran içinse bu pastayı görünürde Rusya ya, fakat gerçekte diğer rakiplere kaptırmama mücadelesi olan ve bu mücadelelerin tam ortasındaki Çerkesya coğrafyası ve Çerkesyanın otokton ( yerli ) halkı Çerkesler; 1552 yılında Kırım-Tatar Hanlığının saldırılarına karşı Rus Çarı korkunç İvan’ la bir anlaşma yapan Çerkesler kuzeyden güneye doğru inmeye çalışan Rusların ilgi ve iştahını kabartmış o tarihten sonra Rus çarlığı Çerkesya’yı rahatsız etmeye başlamıştır. Bu savaşların en şiddetlileri ise 1763 – 1864 yılları arasında yaşanmış olup, Çerkesler için bir ölüm-kalım, Rus çarlığı için bir imha savaşına dönüşmüştür. Çağının en gelişmiş teknoloji ve donanımına sahip muazzam bir güce ve sayıya sahip Çarlık ordusu ve bunun karşısında sayıca teknolojik donanım ve silah gücü olarak mukayese götürmez bir eşitsizlikte olan, fakat kendilerini Çerkeslerin dostları olarak lanse eden, desteklerini sunacaklarını söyleyerek Çerkesleri sürekli kendi çıkarları için savaştıran, fakat hiçbir zaman beklenen desteği vermeyen Osmanlı, İngiltere, Fransa gibi dünyanın diğer emperyalist güçleri. Bu sürekli beslenen ve pompalanan umutlarla Çerkesler 21 Mayıs 1864 gününe kadar aslında bir intihar mücadelesinden başka bir şey olmayan ulusal kurtuluş mücadelelerini sürdürdüler. Eşit olmayan güçlerin yaptığı bu savaş Çerkesler için bir soykırımdı. Bu uzun süren savaşta milyonlarca insan öldü. Savaşın bittiği gün olan 21 Mayıs 1864 günü Çerkesya’nın tarihi başkenti Soçi’de, Rus çarlığı büyük bir zafer kutlaması yaparken Çerkes halkı, yenilmiş, yıkılmış, umutlarını tüketmiş, bunun yanında binlerce yıldır yaşadığı vatan topraklarından, hiç tanımadıkları coğrafyalara darmadağın, perişan ve bir daha geri dönmemek, yok olmak üzere bir bilinmezliğe, ölüme gönderiliyordu.  Çerkesler 150 yıl önce sürgün bir halk oldular, balkanlarda, anadoluda, suriyede, ürdünde, israilde ve bugün dünyanın 50 ülkesinde yaşamaya mahkum edildiler.  1864 yılının 21 Mayıs’ında vatanlarından zorla sürgüne gönderilen Çerkesler, sürgün yollarında nüfuslarının yarıya yakınını kaybettiler. Bugün dünyada yaşayan Çerkesler karadenizden balığı (Atalarımızın eti ve kanıyla beslenmişler) diyerek yemezler. Çünkü, yapılan araştırmalara göre 500.000 soydaşımız hastalık ve ölüm gerekçesiyle gemi kaptanları tarafından karadenizin sularına bırakılmıştır.  Ölümler burada da bitmemiş, Osmanlı devleti sürgünleri kabul edeceğini söylemişse de ekonomisi ve örgütlenmesi buna uygun ve yeterli olmadığından Çerkes mülteci merkezlerinde çıkan salgın hastalıklar binlerce kişiyi yok etmiştir. Yukarıda bahsettiğimiz Rusya karşıtı Çerkes dostu ülkeler bu zavallı halk için hiçbirşey yapmamıştır. Osmanlı devleti, Çerkesleri 20 yıl askere almayacağını vadetmiş olmasına rağmen sözünü tutmamış, bu çaresiz insanları hemen askere almış, çeşitli bölgelerde savaştırmıştır. Delikanlılar ve genç kızlar köle pazalarında satılmış, saraya peşkeş çekilmiştir. Arşivlerden edindiğimiz bilgilere göre Osmanlı ve Rus çarlığı tarafından yapılan anlaşmaya göre sürgüne gönderilen Çerkesler Rus sınırına yakın hiçbir yere iskan edilmemiş;  Marmara bölgesi ve İstanbul çevresine yerleştirilenler padişahın tahtı için güvence kabul edilmiş, Samsun-Amasya-Tokat-Kayseri-KahramanMaraş hattına yerleştirilenler Kürtler ve Ermenilere karşı kullanılmıiş, Gaziantep-Reyhanlı-Halep-Şam-Ürdün-İsrail(Filistin) hattına yerleştirilenler, Osmanlı-Hicaz demiryolunun Arap soygunculara ve saldırganlara ve batılı emperyalist güçlere karşı kullanılmış, Balkanlara yerleştirilen kısım ise ozamanlar Rus çarlığının ve avrupanın desteklediği Bulgar ve diğer Slav milliyetçiliğini bastırmak üzere kullanılmıştır. S Nitekim Osmanlıllarla Rus Çarlığı arasında süren savaşı ( 93 Harbi ) Rusyanın kazanması üzerine Avrupa ülkeleri ( İngiltere-Fransa ) araya girmesiyle imzalanan Edirne, ardından AyaStefanos Barış Antlaşmasıyla Balkanlardaki Çerkes nüfus bir daha sürülerek Ortadoğu topraklarına yerleştirilmiştir.  Biz, 150 yıl önce imparatorluklar çağının güç savaşlarına kurban edilen bir halkız. Biz, imparatorluğun genişleme iştahına, bir diğerlerinin nüfuz hevesine yenik düştük. Kimi zaman cesaretin ateşinde yandık, kimileyin korkunun gölgesine sığındık. Gafletide gördük, ihanetide. Yenildik, kırıldık, bölündük. Daha dün gibi hatırladığımız, ağıtlar yakıp öyküler anlattığımız bir sürgünün, bir soykırımın çocuklarıyız. Biz halkız. Biz sürgünde bir halkız.  Biz halkız savaş ta bizim için sürgün de . Kiminin toprağımızda gözü vardı. Çar hükmetti: Gidin! Kiminin insanımızda sözü vardı.Sultan Lütfetti: Gelin! Kiminin stratejik hesabı vardı: Kraliçe vazgeçti : Çekilin! Kaybeden Biz olduk. Çok azımız vatanında kalabildi. %90 çoğunluk sürgün yollarına düştü. Darmadağın edildi. Anavatanımız Çerkesya bugünde uluslararası güç odaklarının merkezi halinde. Diasporada asimilasyona karşı kimliğimizi korumakta zorluk çekiyoruz. Dilimizi, kimliğimizi, kültürümüzü hergeçen gün biraz daha yitiriyoruz. Dünyadaki Çerkesler olarak; insan hakları ve adaletten yana olan dünyadaki tüm halklara, ülkelere ve uluslarası örgütlere sesleniyoruz; Varlığımızı korumamız için bize destek olun. Wubıhça gibi Çerkes dilinin de yok olmasına izin vermeyin. Sürgünde rol oynayan imparatorlukların bugünki mirasçıları Türkiye Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu'na sesleniyoruz; Uğradığımız bu tarihi haksızlığı sona erdirin! Anavatanımızla yeniden kucaklaşmamız için önümüzü açın. Anavatan dönüşümüzü kolaylaştırın. Bize çifte vatandaşlık verin. Anavatanımız da barış ve istikrar içinde yaşamamıza fırsat tanıyın. Güzel yurtlarımız vardı…… Ve rüzgar kanatlı atlarımız…. Güzel şarkılarımız vardı ve sonsuz düşlerimiz…. Rusya Federasyonuna sesleniyoruz. Çerkesler intikam peşinde değil adalet istiyor, savaş istemiyor. Sizden, tarihle barışarak Çerkes halkının, yarım kalan düşlerini yeniden görmelerini sağlamanızı istiyoruz.  Amerika Apaçilerden,  Almanya Yahudilerden, Avustralya Aborjinlerden özür diledi. Sizin için bu kadar zormuydu ki bunu Soçi olimpiyatlarında yapma fırsatı yakalamışken, hatta bunu yapacağınızı vadetmişken, bütün Çerkesler bunu bekliyorken, bizleri hayal kırıklığına uğrattınız. Emin olun büyük devlet olmanın en büyük erdemiyle onurlanacaktınız. Fakat olimpiyatlardaki tavrınızla bütün beklentileri boşa çıkardınız. Fakat bizler, gelecekten yine de umudu kesmek istemiyoruz. Bugün dünyanın her tarafında meydanları dolduran Çerkes halkı ve dostları olarak; Halkımzın yaşamış olduğu soykırım ve sürgünü unutmayacağız ve unutturmayacağız. İntikam değil Adalet istediğimizi Soykırımın ve sürgünün dün olduğu gibi bir insanlık suçu olduğunu,  Umudumuzu hiç kaybetmeden Çerkes halkının ulusal, demokratik mücadelesini sürdüreceğimizi Dünyadaki demokrasi ve özgürlük mücadelesi veren, ezilen halkların yanında olacağımızı buradan tüm dünya kamuoyuna duyuruyoruz. Yaşasın Çerkes halkının onurlu mücadelesi! Yaşasın Halkların Kardeşliği! Yaşasın Özgürlük! Tanrı, Tüm ulusları özgür ve mutlu kılsın fakat Çerkesleri de unutmasın. 18 Mayıs 2014 REYHANLI ÇERKES DERNEĞİ ADIĞE KHASEp> nanKaffed

Kaffed 21 Mayısta Cem TV ve Karadeniz TV’de

Kaffed saat 14:15 - 15:30 saatleri arasında Cem TV ve 17:00 - 18:00 saatleri arasındaki Karadeniz TV de canlı yayında 21 Mayıs ile ilgili görüşlerini kamuoyu ile paylaşacaktır. Cem TV'deki programın tekrarı 22.05.2014 Saat 00:30'da yayınlanacaktır. Karadeniz TV'deki programın tekrarı 22.05.2014 Saat 00:40'da yayınlanacaktır.   CEM TV: p> Turksat 3-A 12729MHz 30000(Horizontal), D-SMART 242 ETUS IP TV   Karadeniz TV:p> D-Smart 151. Kanal Ve Türksat 3A 11096 Vertical 30000nanKaffed

Çerkeslerin Sürgünü: Dün, Bugün, Yarın Konferansı Yapıldı

17 Mayıs tarihinde Ankara TOBB Ünv. TEPAV Konferans salonunda "Çerkeslerin Sürgünü: Dün, Bugün, Yarın" adlı bir konferans, YK üyemiz Melike Atlay’ın moderatörlüğünde gerçekleştirildi.p> Konferans Prof. Dr. Wulf Köpke’nin konuşması ile başladı. Köpke, Almanya, Hamburg Etnoloji Müzesi'nde açılan ve 25 Mayıs tarihine kadar ziyaret edilebilecek olan Çerkes Müzesi hakkında bilgi verdi. Müzede sergilenen materyallerin bir araya getirilmesinin kolay olmadığını belirten Köpke, sergideki orijinal savaşçı kıyafetinin herkesi çok etkilediğini söyledi. Günümüzde Çerkes sürgün ve soykırım tanınma sürecinin zorlu bir dönem olacağını belirtti. Doç. Dr. Cahit Aslan, Soykırımın bir ulusun kendini yeniden yaratma gücünü kırdığını, Rus- Kafkas savaşının çeşitli dönemlerde hem göçün yaşandığını hem de soykırımın ve sürgün yaşandığını söyledi. Osmanlı-Rus Çarlığı arasında 1829 yılında imzalanan, Edirne Anlaşması ile Rus Çarlığı tarafından 1857 yılında hazırlanan planın dönüm noktaları olduğunu belirtti. Aslan, ayrıca Çarlık rejimi savaşmak ile birlikte Çerkesleri “Dağlı, vahşi savaşçılar” gibi tanımlayarak, bölge devletlerinde bir algı yönetimi oluşturduğunu vurguladı. Radikal Gazetesi Dış Haberler Müdürü, Gazeteci Fehim Taştekin ise Kafkasya’da 90’lı yıllardan başlayan Çerkes örgütlerin talepleri ve nitelikleri Rusya Federasyonu davranışları konusundaki görüşlerini paylaştı. Bir dönem milliyetçi Çerkes hareketlerinin öne çıktığı Kafkasya coğrafyasında, günümüzde artık Kremlin tarafından belirlenen politikalar uygulandığını belirten Taştekin,  Çerkes örgütlerinin taleplerini dile getirirken daha dikkatli ve seçici olması gerektiğini vurguladı. Kaffed adına toplantıya katılan Gen. Sekreter Zeki Kartal, 90’lı yıllardan günümüze kadar Çerkes örgütlenmelerinin hak talep etme sürecindeki değişimleri özetledi. Rusya Federasyonu ve Türkiye Cumhuriyeti politikalarındaki her değişikliğin Çerkes örgütlerinin davranışını etkilediğini vurguladı. Konuşmalar sonrasında soru cevap bölümüne geçildi. Katılımcılar, konuşmacıların tarihsel ve güncel içerikli sorularına cevap verdi. Daha sonra kürsüye gelen Kaffed Genel Başkanı Yaşar Aslankaya, yaptığı kısa konuşma sonrasında konferansa katılan Sayın Köpke, Aslan ve Taştakenin’e Çerkeslerin sorunları konusunda yaptıkları çalışmalardan dolayı teşekkür plaketi verdi. nanKaffed

Kaffed Gençliği Nalçik’te Panele katıldı

Kaffed Gençliği Nalçik'te Panele katıldı. 2014 Mayıs 13-16 tarihleri arasında Nalçik’ de DÇB ile Gorçakov Vakfı’nın birlikte düzenlemiş olduğu “2014-Oşhamaxue’nın Zirvesinde  Bilgi Alışverişi” isimli dünya halkları kültür paneli düzenlendi. Toplantıya Türkiye'den Mehmet Tav ve Onur Eyerci katıldı. Dünyada işbirliği, halklar arası anlaşma ve kültürel ilişkiler, toplum siyaseti gibi konularda bilgilendirme yapılan toplantıda ele alınan konular:p> * Kuzey Kafkasya ve Rusya; Tarihi, bugünü. * Bugünkü yaşamımızda toplum siyaseti. * Ülkenin ve milletin kalkınması konularında çözüm önerileri. * Toplum ve Dünya siyaseti ilişkilerinin geliştirilmesi konusunda proje çalışmaları. * Halkların ilişkilerinin geliştirilmesi konusunda siyaset geliştirilmesi. Katılımcılar için Nalçik şehrinin müze ve turistik yerlerine kültür gezisi düzenlendi. p> nanKaffed

Ankara Çerkes Derneği El Sanatları ve Resim Sergisi Açılışı Yapıldı

Ankara Çerkes Derneği Kadınlar Komisyonu tarafından Çerkes Sürgününün 150. yılı anısına organize edilen El Sanatları ve Resim Sergisinin açılışı yapıldı. Yoğun bir ilginin olduğu serginin açılışında Kadınlar Komisyonu Başkanı Sayın Ayşe Özbay'ın konuşmasının ardından Ankara Çerkes Derneği Başkanı Sayın Yinal Kozok ve KAFFED Başkanı Sayın Yaşar Aslankaya misafirlere hitaben kısa birer konuşma yaptılar. Ahşap işçiliği, el işlemeleri, kamçılar, çeşitli süs ve giyim eşyaları gibi eserlerden oluşan koleksiyon ziyaretçiler tarafından büyük beğeniyle izlendi. Uzun bir süre boyunca sarf edilen yoğun emekler sonucunda ortaya çıkan ve her biri birer sanat eseri olan ürünlerin görülebileceği sergi 17-20 Mayıs tarihleri arasında ziyarete açık olacak. Emekleriyle yarınlarımızı işleyen kadınlarımıza sonsuz saygılarımızı sunuyoruz.    nanKaffed

‘Kafkasya’ Konseptli Karma Resim Sergisi

  ‘KAFKASYA’p>   Sürgünün 150 yıl anısına düzenlenen  Anavatan Kafkasyadan ve Türkiyeden Çerkes Ressamların katıldığı  ‘Kafkasya’ konseptli karma resim sergisinin açılış kokteylini onurlandırmanızı dileriz. Katılan Sanatçılar:p> Abdullah Bersirov,  Ahmet Özel , Belgin Aka Özbağ,  Erol Yıldır, Feliks Petuvaş,  Faruk Kutlu,  Kat Teuçej,  Kenan Özgür,  Keramettin Dönmez,  Mine Bağ,  Nurbiy Lovpaçe,  Ramazan Huajev, Sultan Umarov,Tevçej Kat, Tanju Yağanp> 20-31 Mayıs 2014p> Kokteyl: 20 Mayıs Salı 18:00p>     İSO Sanat Galerisip> İstiklal Cad. No:142/1 Odakule İş Merkezi , Beyoğlu /İSTANBULp> (0212) 2514631 p>nanKaffed

150 Yıllık Çerkes Sürgünü’nün 1920-1923 Dönemi

24 Mayıs'ta Kartal'daki Sürgün Anıtı'nda 'Çerkes Soykırımı'nın 150. Yılı' vesilesiyle bir anma töreni gerçekleştirilecek. Ben de bu haftaki yazımı Milli Mücadele ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında Kemalistlerle Çerkeslerin ilişkilerine ayırdım. Geçen günlerde Soma'da işverenin, hükümetin, sendikaların kolektif suçu saydığım bir facia yaşandı. Kaybımız, acımız çok büyük. Öfkemiz de çok büyük. Hepimizin başı sağ olsun. Bu hafta Soma ile ilintili bir yazı yazmak istemedim. Çünkü bu, hem konunun istismarı gibi görülebilirdi hem de duygusal açıdan sizleri yorabilirdi. Ama söz veriyorum önümüzdeki haftalarda mutlaka emek tarihinden konulara değineceğim. Gerçi tarihte 'duygusal açıdan' yorucu olmayan bir konu bulmak da kolay değil. Nitekim bu yazım da hüzünlü bir geçmişe dair. Geçen yıl bu günlerde, '21 Mayıs 1864: Çerkeslerin kara günü' başlıklı yazımda bu acı sürecin, Osmanlı dönemindeki tarihçesinin bir özetini yapmıştım. Yazımı şöyle bitirmiştim: "Önümüzdeki yıl 'Çerkes Soykırımı'nın 150. Yılı' dolayısıyla Rusya Federasyonu, iki yıl sonra da 'Ermeni Soykırımı'nın 100. Yılı' dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti epey sıkıntılı günler yaşayacak." Aradan bir yıl geçti. Türkiye çoğu kesimi tatmin etmese de 99 yıllık resmi tutumdan ayrılan bir açıklama yaptı ama Rusya Federasyonu'ndan olumlu bir ses çıkmadı. Türkiye'deki ve dünyadaki Çerkes toplumları, gerek Rusya'nın, gerekse uluslararası toplumun dikkatini bu olaya çekmek için önümüzdeki dönemde bir dizi etkinlik düzenleyecekler. Bunlardan biri de 24 Mayıs 19.00'da Kartal'daki Sürgün Anıtı'nda yapılacak anma töreni. Ben de bu haftaki yazımı Çerkeslere ayırdım. Geçen yılki yazım 1850'lerden Birinci Dünya Savaşı'nın sonuna kadarki dönemi kapsıyordu. Bu yazıda bıraktığım yerden devam edeceğim. İki Çerkes karşı karşıya Aynen II. Abdülhamit ve İttihat ve Terakki dönemlerinde olduğu gibi Milli Mücadele yıllarında Çerkeslere gerek İstanbul gerekse Ankara, önemli görevler yükledi. Örneğin Sivas Kongresi'nden sonra, İstanbul Hükümeti, Kuvayı Milliye hareketini bastırmak için 7 bin kişilik bir Hilafet Ordusu (resmi adıyla Kuvayı İnzibatiye) kurmuştu. Ordunun başına getirilen Bigalı Ahmed Anzavur, bir Adige ailesindendi. Kız kardeşinin II. Abdülhamid'in sarayında cariye olmasından dolayı jandarma zabitliğine getirilmişti. Bu dönemde bazı yolsuzluk olaylarına karıştığı için gözden düşerek görevinden ayrılmak zorunda kalan Anzavur, Birinci Dünya Savaşı yıllarında Biga'da at yetiştirmiş ve at yarışlarına katılarak geçimini sağlamıştı. Savaş sonunda İzmit Mutasarrıflığı ve Karesi Mutasarrıflığı görevinde bulunan Anzavur 1919 başlarında İstanbul Hükümeti tarafından affedilerek Bursa, Çanakkale ve Balıkesir Umum Jandarma Mıntıka Kumandanı Hamdi Bey'in yardımcılığına getirildi. 18 Nisan 1919'da Halife Ordusu'nun başına getirildi ve Kuvayı Milliyecilerin dine ve Halife'ye karşı olduğu propagandası ile Marmara ve Kuzey Ege Bölgesi'nden (ağırlıklı olarak Çerkeslerden) topladığı birlikler ile Ankara'ya korkulu anlar yaşattı. Ankara'nın Anzavur Ahmed'i durdurmak için görevlendirdiği kişi de bir başka Çerkesti. Ethem ve ağabeyi Reşit Bey'i Millî Mücadele'ye davet eden kişinin Rauf (Orbay) Bey, Bekir Sami (Günsav), Kâzım (Özalp) ile Hacim Muhittin (Çarıklı) Bey olduğuna dair kaynaklar var. Sonuçta Ethem Bey, Ayvalık Mıntıka Komutanı Yarbay Ali Bey'in talebiyle mayıs sonlarında Ayvalık Cephesi'ne intikal etmişti. Ethem Bey burada bazı sorunlar yaşadığı için Salihli'ye geçti. Ethem Bey, Gönen, Balıkesir, Kirmastı, Bandırma ve Bursa'da sözünü geçirdiği Çerkeslere çağrıda bulunarak Kuvayı Seyyare'ye katılmalarını istedi. Bazı Çerkesler daveti kabul edip Salihli'ye geldiler. Daha sonra bunlara bölgenin 'efe' denilen önemli çetecileri eklendi. Ardından Ethem Bey, bölgedeki hapishaneleri boşalttı ve mahkûmları da vurucu güç olarak yanına aldı. Bu güçlere 'Kuvayı Seyyare' (gezici güçler) adı verildi. Bunlar olurken ortada Ege'yi işgal eden Yunan kuvvetleriyle savaşacak düzenli ordu diye bir şey yoktu. Hal bu iken, Ethem'in 'Kuvayı Seyyare'si, resmi tarihteki adlandırma ile Anzavur Ahmed isyanlarını, Bolu, Düzce Adapazarı isyanlarını ve Yozgat Çapanoğlu isyanlarını çok kanlı usullerle bastırdı. Burada bir parantez açmak istiyorum. Ethem Bey, hatıratında adının başına 'Çerkes' eklenmesini, kendisine yapılmış en büyük haksızlıklardan biri olduğunu yazmıştı. Hakikaten de, Ethem Bey'in Çerkeslerin etnik duyarlılıklarından yararlandığını, birliklerini oluştururken Çerkesliğini öne çıkardığını, Çerkeslere yönelik siyasi bir projesinin olduğuna dair bir bilgi yok. Nitekim Ahmed Anzavur'un birlikleri Ethem Bey'in çeteleri tarafından yenilgiye uğratılırken Ethem Bey'in aşırı bir şiddet uygulaması, Çerkes toplumunda etkileri günümüze kadar süren bir bölünmeye yol açmıştır. İsmet İnönü'nün 28 Nisan-6 Mayıs 1968 tarihleri arasında Ulus gazetesinde yayımlanan 'Hatıralar'ında bir anekdot vardır. İsmet Bey, bir gün Reşit Bey'e şöyle demiştir: "Siz gittiğiniz yerde vuruyorsunuz, kırıyorsunuz, yağma ediyorsunuz, sonra da bu halkın içinden bu halkın çocuklarını alıyorsunuz ve bunlar sizin sadık adamlarınız oluyor. Nasıl yapabiliyorsunuz bunu?" Reşit Bey gülerek şu cevabı vermiştir: 'Usulü vardır onun. Gidersin, işin gereğini yaparsın, düşmanı olanlara düşmanlarını vurdurtursun. Suça bulaşmış olurlar. Artık bunlar köylerine gidip de vatandaşları ile doğal ilişkiye giremez duruma gelirler. Bütün yaşamları boyunca kurtuluşları size bağlılıktadır.' Reşit Bey ardından İsmet Bey'e "Bunları yapabilir misiniz?" diyecek, İsmet Bey de "Sizin yaptıklarınızın hiçbirini yapamayız" cevabını verecektir. Ethem-Mustafa Kemal çatışması Ancak Kuvayı Seyyare yıllarında öyle olaylar yaşanmıştı ki, Mustafa Kemal, o ana kadar son derece 'kullanışlı' bir figür olan Ethem Bey'in kendi yerine göz koyduğunu anlamıştı. Bundan sonra taraflar arasında yaşanan taktik ve strateji savaşının ayrıntılarını anlatmaya yerimiz yetmez ama 1921 Ocak'ında Ankara ile Ethem Bey kozlarını silahla paylaşacak hale gelmişlerdi. Ethem Bey'in Kuvayı Seyyare'nin mevcudu 4.650 askerdi. Kendisini teslim almak için gönderilen Kuvayı Milliye tümenlerinin toplam mevcudu ise yaklaşık 15.311 asker idi. Ayrıca silah ve hayvan sayısı açısından da büyük dengesizlik vardı. Durumun aleyhine olduğunu anlayan Ethem Bey, muhtemelen Yunanlarla ilk olarak bu günlerde görüşmelere başladı. Önce 1. Kolordu Kumandanı General Nider'e başvurdu. Esasını Türklerin teşkil ettiği bir kuvvetin Mustafa Kemal'e karşı savaşmasının Yunanlar için ne kadar faydalı olacağını sezen Nider, Ethem Bey'e mühimmat, haberleşme araçları ve ilaçların verilmesi için Küçük Asya Ordusu'nun idaresini üstlenen General Papulas'a ricada bulundu. Ethem Bey, önce emrindeki 159. Alay'ın askerlerine terhis tezkerelerini verdi, geriye kalan 2.326 adamına düzenli orduya teslim olmak; dağa çıkmak ve Yunanlara sığınmak şeklinde üç seçenek sundu. Askerî harekât sürerken Mustafa Kemal 8 Ocak 1921'de BMM'ye Ethem Bey Meselesi ile ilgili izahatta bulundu. Yapılan oylamayla Reşit Bey'in milletvekilliği düşürüldü. Aynı gün, (İsmet Bey'e soyadını kazandıran) I. İnönü Muharebesi'nin kazanılmasından sonra Ankara'nın elinin güçlendiğini gören Ethem Bey, 27 Ocak'ta, 64 adamı ile Yunanlara teslim olmak zorunda kaldı. Ethem hatıralarında "Ben, Yunanlılara sığınmadım onlardan, bir geçiş hakkı ve yolu istedim, nitekim İzmir'de sıkı bir kontrol altında hastalık günlerimi atlatıp yola çıkabilecek hale gelince vatanı terk ettim" diyecekti. 1919–1922 yılları arasında Anadolu'da Yunan işgal ordusunda görev alan ve 'bütün olayları yüksek bir mevkiden ve bizzat yaşamak imkânı bulduğunu' ifade eden Yarbay Kanellopulos'a göre Ethem Bey cephanesi bittiği, yaralı adamlarını tedavi araçlarına sahip olmadığı için Yunan ordusundan yardım istemeye mecbur olmuştu. 27 Ocak 1921'de Yunanlara teslim olduktan sonra İzmir'de hastaneye yatırılan Ethem Bey, oradan nisan ayının sonlarına doğru, 19 ay kalacağı Atina'ya, ardından da Almanya'ya götürüldü. (Ethem Bey, bütün heybetli görünüşüne rağmen çok ciddi sağlık sorunlarıyla savaşıyordu. Bedeninde savaşlardan kalma 17 kurşun yarası taşıyordu. Sık sık kanamalara varan ülseri vardı. Kırık kaburga kemiklerinin ciğerlerine batmasından dolayı kemik vereminden mustaripti.) Bu arada Ankara İstiklal Mahkemesi Ethem Bey ve kardeşlerini gıyaplarında yargıladı ve 9 Mayıs 1921'de verilen kararla vatana ihanet suçundan idama mahkûm etti. İstiklal Mahkemesi daha sonra THİF'ye ve Kuvayı Seyyare'ye katıldıkları gerekçesiyle mahkemeye sevk edilenleri yargıladı. Pek çok kişiye idam dahil ağır cezalar verildi. Suçu sabit olmayanlar sınır dışı edildi. Konformistler-Non konformistler Hayatının son yıllarını Ürdün'ün başkenti Amman'da hasta, yalnız ve yoksul biri olarak geçiren ve 1948'de öldüğünde Amman'daki Kabartay Mezarlığı'na gömülen Ethem Bey düşmana teslim olmasaydı bile muhtemelen tasfiye edilecekti. Çünkü çatışma her ne kadar Mustafa Kemal ile Ethem Bey arasında gibi görünüyorsa da aslında, eski düzende kendini daha güvenli hissedenlerle, değişimin kaçınılmazlığını görenler arasında geçmişti. Japon tarihçi Yamauchi Masayuki'nin ve Emrah Cilasun'un kullandığı bir kavram çiftiyle konuşursak, konformistler (asker-sivil yüksek bürokrasi, eşraf, burjuvazi vs.) ile non-konformistler (küçük rütbeli görevliler, köylüler, eşkıya takımı, sosyalistler vs) arasındaki çatışma olarak niteleyebiliriz. 1920 boyunca, Ethem Bey ve benzeri 'astığı astık, kestiği kestik' türden çetecilerin, Millî Mücadele'nin mali gücünü sağlayan servet sahibi yerel eşraf ve tüccarlardan zorla haraç alması gibi eylemleri, henüz yeni palazlanan 'millî burjuvazi'yi korkutmuş olmalı. Ayrıca tam o dönemde, Fransız ve İtalyanların ısrarı ile 21 Şubat 1921 tarihinde Londra'da toplanması planlanan konferansta, (resmi adıyla) Sevr Barış Anlaşması'nın Türkiye lehine değiştirilmesini uman Ankara'nın, Batılı güçlerin güvenini sağlamak için, Çerkes Ethem'in ilişkide bulunduğu Yeşil Ordu başta olmak üzere tüm komünist hareketlerle arasına mesafe koymak istemesi de Ethem Bey'in sonunu getirmişe benziyor.p> Milli Mücadele sonrasında Çerkeslerin tasfiyesi sürdü. 1923'te Lozan Barış Konferansı'nda gelecekleri tartışılan azınlıklar arasında Çerkesler de vardı. İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon Çerkeslere de azınlık statüsünün tanınmasını istiyor, İsmet Paşa aynen Kürtler için söylediği gibi "Çerkesler bizim öz kardeşimiz" diyordu ama 150'likler Listesi ile devam etti. 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Barış Antlaşması, birçok alt anlaşma ve sözleşmenin yanı sıra, 1 Ağustos 1914 ile 20 Kasım 1922 arasında işlenen savaş ve 'Ermeni Tehciri' suçlarına karışanlara genel af, yasa ve protokoller de içeriyordu. Bu maddeleri, İttihatçı gelenekten gelen mesai arkadaşlarını cezadan korumak isteyen Mustafa Kemal eklettirmişti ancak, dava arkadaşlarını koruyayım derken, 'davaya katılmamış/karşı çıkmış/ihanet etmiş' kişilerin cezalandırılması konusunda rejimin elini de bağlamıştı. Bu paradoksu çözmek Lozan Delegasyonu üyesi Dr. Rıza Nur'a nasip oldu. Büyük tartışmalardan sonra, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ne, Milli Mücadele sırasında İtilaf Devletleri'yle ya da İstanbul hükümetleriyle işbirliği yapmış 150 kişiyi af kapsamı dışında tutma hakkı tanındı. Ancak Türkiye bu kişileri herhangi bir şekilde cezalandıramayacak, sadece eğer halen yurtdışındaysalar bunların Türkiye'ye girmesini ya da halen Türkiye'de oturuyorlarsa, bunların Türkiye'de yaşamasını yasaklayabilecekti. Kimin 'hain', kimin 'milli mücadeleye karşı', kimin 'suçlu' olduğu kapalı kapılar ardında, kişisel kanaatlerle, şüphelerle 'tespit edildi'. Öncelikle Mustafa Kemal ve ekibinin iktidar mücadelesinde saf dışı bırakmak istediği çok kişi tespit edildi. Sonra, iktidara yakın milletvekillerinin, yöneticilerin veya önemli şahısların şu veya bu nedenle karşı oldukları, istemedikleri adamlar listeye eklendi. Liste şiştikçe şişti, sayı binlere vardı. Ardından 600'e indirildi, nihayet Lozan'da anlaşılan 150 sayısına çekildi. Bu listeye girenler on grupta toplandı. Altıncı grupta, 'Çerkes' Ethem Bey ve iki kardeşi (Reşit ve Tevfik Beyler) ile Ethem Bey'le hareket etmiş olan Teşkilat-ı Mahsusa'nın başkanlarından Kuşçubaşı Eşref ve kardeşi Hacı Sami ile Ethem Bey'in dört adamı bulunuyordu. (Yeri gelmişken belirteyim, Ethem Bey'in bu kongreye katıldığı iddiası doğru değildir.) Sürgünler Devlet listeye koyamadığı Çerkes köylülerini ise ülke içinde sürgün etme kararı aldı. Mayıs 1923'ten itibaren Gönen ve Manyas'a bağlı bazı köylerde yaşayan Çerkesler köylerinden çıkarıldı, mallarına el kondu. Afyon'a, Konya'ya, Niğde'ye, Malatya'ya gönderildi. Sürgünler bir yıl sonra evlerine dönmüşlerdi ama evlerinde Bulgar göçmenleri oturuyordu. Özetle, 1920-1923 arası da Çerkesler için tasfiye ve sürgün yıllarıydı. Milli Mücadele yıllarında Ankara güçlerine karşı isyan eden başka (Müslüman) gruplar da olduğu halde, sadece Çerkeslere bu kadar sert davranılmasının ardında muhtemelen savaşçı nitelikleri malum olan Çerkeslerden gerçekten ürkütülmesi vardı. Bugün Çerkes toplumu, sadece simgesel olarak 21 Mayıs 1864 tarihiyle başlattığı sürgünün yaralarını sarmaya çalışıyor. 1920-1923 arasında yaşananları kolektif bilinçaltına itmiş görünüyor. Bu da çok doğal, çünkü bu ikinci dönem yaşananlar, ilkinin yanında 'devede kulak'. Fakat 'Çerkes Ethem' olayı, koca bir Çerkes toplumunu vatan hainliği gibi taşınması çok zor bir yükün altına sokmuş durumda. Bu dönemin hatıraları da Rus Çarlığı dönemindeki hatıralar gibi rahatsız edici bir hal alırsa ne olur kestiremiyorum. Önümüzdeki hafta, 'duygusal açıdan yorucu olmayan' bir konuda yazmaya söz vererek yazıyı bitireyim.p> Özet Kaynakça: Emrah Cilasun, Bâki İlk Selam, Agora Kitap, 2009; Hakan Eken, "Ethem Bey Dosyası", Nart Dergisi, S. 47-54, ilgili sayfalar; Cemal Şener, Çerkes Ethem Olayı, Altın Kitaplar, 2007; Uluğ İğdemir, Biga Ayaklanması ve Anzavur Olayları, TTK Yayınları, 1989; Kazım Özalp, Milli Mücadele 1919-1922, TTK Yayınları, 1985; Rahmi Apak, İstiklal Savaşında Garp Cephesi Nasıl Kuruldu, TTK Yayınları, 1990; Kamil Erdeha, Yüzellilikler Yahut Milli Mücadelenin Muhasebesi, Tekin Yayınevi, 2001; İlhami Soysal, 150'likler Kimdir, Ne Yaptılar, Ne Oldular?, Gür Yayınları, 1988.p> [Kaynak: Radikal, 18 Mayıs 2014]p>nanAyşe Hür]

Çerkes Sürgünü Yarın Ulusal Kanal’da

ÇERKES SÜRGÜNÜ YARIN ULUSAL KANAL'DA KAFFED Abhazya Çalışma Grubu Üyesi Mimar Osman Güdü'nün hazırlayıp sunduğu Kent ve Yaşam Programında yarın Sürgünün 150. Yılında Çerkeslerve Kafkasya Politikaları işlenecek.  Program konukları: CHP Konya Milletvekili Atilla KART, KAFFED Eski Genel Koordinatörü Cumhur BAL TARİH: 17 Mayıs 2014 (Cumartesi) SAAT :17.00 (SOMADAKİ MADEN OCAĞI KAZASINA İLİŞKİN YAPILACAKOLAN "ÖZEL GÜNDEM" PROGRAMI NEDENİYLE ÇERKES SÜRGÜNÜ PROGRAMI ERTELENMİŞTİR.)p>nanKaffed)

Krasnodar’da Bir Çerkes Genci Öldürüldü

Krasnodar'da bir Çerkes genci öldürüldü Basında çıkan haberlere göre, 11 Mayıs gecesi Krasnodar'da bir kafede oturan 4 Çerkes genci ile çalışanlardan bazılarına, 40 kişilik bir grup ellerinde sopa ve demir çubuklarla saldırmıştır. Saldırıda başından ağır yaralanan Eşıne Timur isimli Çerkes kardeşimiz hayatını kaybetmiştir. Kafkas Dernekleri Federasyonu olarak bu olayı şiddetle kınıyoruz. Gerek Rusya Federasyonu ve gerekse Adıgey Cumhuriyeti resmi makamlarından, sorumlularının bir an önce adli makamlarca gereken cezaya çarptırılmasını talep ediyoruz. nanKaffed

150. Yıl Etkinliklerine Destek Kampanyası

21 Mayıs Soykırım ve Sürgünü anma etkinliğinin daha katılımlı, daha görkemli daha ses getirecek bir organizasyon olması için desteklerinizi bekliyoruzp> KAMPANYAYA DESTEK VERENLER 1 YAŞAR ASLANKAYA 1000 TL tr> 2 EROL TAYMAZ 1000 TL tr> 3 METİN KILIÇ 500 TL tr> 4 ERTAN KOYUNCU 500 TL tr> 5 RECAMİ BURSA 500 TL tr> 6 ÜNAL ULUÇAY 250 TL tr> 7 ZEKİ KARTAL 100 TL tr> 8 HÜLYA ŞAHİN 100 TL tr> 9 BETÜL DİNÇER 100 TL tr> 10 ADNAN ARSLAN 100 TL tr> 11 AHMET GAZİ SAYGILI 100 TL tr> 12 ESKİŞEHİR KUZEY KAFKAS KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ 1000 TL tr> 13 İSKENDERUN KAFKAS DERNEĞİ 100 USD tr> 14 UFUK ÇEVİK 100 TL tr> 15 İSMAİL AYDINGÜN 100 TL tr> 16 YUSUF BAHRİ AKIN BAL 150 TL tr> 17 CANEL ZAĞLI 100 TL tr> 18 HÜSNÜ ORMAN 1500 TL tr> 19 LÜTFİ BESDOK 5000 TL tr> 20 FETHİ ÖZLÜ 100 TL tr> 21 HANDAN DEMİRÖZ 1000 TL tr> 22 BANDIRMA KUZEY KAFKAS KÜLTÜR DERNEĞİ 1000 TL tr> 23 NAİM SARIGÜL 1000 TL tr> 24 TURAN AKIN 150 TL tr> 25 HAŞİM POLAT 100 TL tr> 26 ATİLLA MUTLU ALKIŞ 100 TL tr> 27 MELİKE MERYEM ATLAY           100 TL tr> 28 LEVENT KAPLAN 20 TL tr> 29 İLYAS ÇELİK 200 TL tr> 30 KAHRAMANMARAŞ KAFKAS KÜLTÜR DERNEĞİ 1000 TL tr> 31 KAYSERİ KAFKAS DERNEĞİ 1000 TL tr> 32 ATAY  CEYİŞAKAR 1000 TL tr> 33 MUZAFFER DİNÇER 100 TL tr> 34 SAKARYA KAFKAS KÜLTÜR DERNEĞİ 1000 TL tr> 35 ABHAZYA ÇALIŞMA GRUBU 1000 TL tr> 36 HAYAL DEMİROLUK 1000 TL tr> 37 BALIKESİR ÇERKES KÜLTÜR DERNEĞİ 1000 TL tr> 38 HAMİT CEVAT BAGE 250 TL tr> 39 FİLİZ ÇELİK 100 TL tr> 40 ARZU ÖZCAN 100 TL tr> 41 NAHİT SERBES 500 TL tr> 42 HARUN CANBERK AYDEMİR-ÖZLEM AYDEMİR-PERİT JAN AYDEMİR 150 TL tr> 43 YILDIZ ŞEKERCİ 100 TL tr> 44 HASAN SEYMEN 500 TL tr> 45 BESLAN ÖZDEN-DOĞAN ÖZDEN 2000 TL tr> tbody> table>  nanKaffed