Konferans: 2015 Genel Seçimleri ve Çerkesler

Türkiye Haziran ayında yapılacak genel seçimin atmosferine giriyor. Siyasi partiler ve adaylar seçim hazırlıklarına başladılar bile. Kritik bir döneme denk gelen ve bu ülkedeki siyasi yapılanmaların geleceğini belirleyecek olan genel seçimlerin, kimlik ve kültürel varoluş mücadelesi veren biz Çerkeslerin geleceğini de önemli ölçüde etkileyeceği açıktır. Bu nedenle Çerkes ulusal bilincine sahip, kendi bireysel dünya görüşü ve siyasi anlayışına göre oy kullanacak seçmenlerimizin sorumluğu bir kat daha fazla olacaktır. Bu ülkenin yurttaşı olarak daha demokratik ve daha müreffeh bir Türkiye için oy kullanırken, seçime katılan parti veya adayların Çerkes ulusal sorununa bakış açıları, bu sorunların çözümüne dair plan ve projeleri ve bu plan ve projeleri yerine getirme iradeleri açısından da değerlendirilmesi gerekecektir. Kafkas Dernekleri Federasyonu olarak 7 Mart 2015 Cumartesi günü Ankara’da, Çerkeslerin demokratik taleplerinin gündeme getirilmesi ve seçim sürecinde siyasi partiler ve adayların bu taleplere ilişkin yaklaşımlarının kamuoyu ile paylaşılmasını sağlamak amacıyla 2015 Genel Seçimleri ve Çerkesler konferansını düzenliyoruz.p> Konferans iki panelden oluşacaktır. İlk panelde, TBMM'nde grubu bulunan siyasi parti temsilcileri, 2015 Genel Seçimleri ve Çerkeslere ilişkin partilerinin görüş ve yaklaşımlarını sunacaklardır. İkinci panelde, Çerkeslerin sorularını ve taleplerini önemseyen, bunları siyasi gündemlerine alan adaylar, bu konudaki programlarını ve beklentilerini kamuoyu ile paylaşacaklardır. Bu konferansın aktif katılımlarla gerçekleşmesi, Çerkeslerin demokratik taleplerinin kamuoyuna duyurulmasını sağlayacaktır. Ayrıca bu konferansın, seçimde ortak bir siyasi tavır belirlenmesi ve demokratik hak mücadelesinde ortak akıl oluşturmasına katkıda bulunacağını umuyoruz. Çerkeslerin demokratik taleplerine duyarlı herkesi konferansımıza davet ediyoruz. Kafkas Dernekleri Federasyonu  Not: Konferansın ikinci panelinde yer almak isteyen milletvekili adaylarının en geç 2 Mart 2015 günü  saat 17:30'a kadar Kaffed Genel Merkezi'ne telefon veya e-posta ile başvurması gerekmektedir. Konferans programı için tıklayınız. strong>p> Tel: (312) 222 8589 e-posta: info@kaffed.orgp>nanKaffed

Kaffed Abhazya Demografya Yetkilileri İle Görüştü

Abhazya Cumhuriyeti Geri Dönüş Devlet Komitesi-Demografya Başkanı Hırıps Capua ve Cansu Lazba 24 Şubat günü Kaffed ile Federasyon Genel Merkezinde görüştü. Toplantıya Kaffed adına Genel Başkanı Yaşar Aslankaya ile Yönetim Kurulu ve Abhazya Çalışma Grubu üyeleri katıldı. Yapılan görüşmede bugüne kadar yapılan çalışmalar karşılıklı olarak dile getirildi, birlikte çalışmanın önemi vurgulanarak önümüzdeki dönemde muhtemel işbirliği konularında görüş alışverişi yapıldı. Bundan sonra daha sık bir araya gelmek ve kurumsal ilişkileri geliştirmek konusunda görüşbirliğine varıldı.  nanKaffed

21 Şubat Dünya Anadili Günü Hendek’te Kutlandı

21 Şubat Dünya Anadili Günü Hendek Kafkas Kültür Derneğinin öncülüğü; Sakarya Kafkas Kültür Derneği ve Kocaeli Kafkas Kültür Derneklerinin katkıları ile Hendek Ticaret Merkezi Konferans Salonunda düzenlenen bir etkinlik ile kutlandı. Şu ana kadar resmi devlet okulunda ilk ve tek Abazaca sınıfının açıldığı Hendek'te bu etkinliğin yapılması ayrı bir önem taşımıştır. Açılış konuşmasını yapan Hendek Kafkas Kültür Derneği başkanı Atrışba Kamil “ Abazacanın resmi olarak öğretildiği bir sınıf açarak ilke imza atmaktan büyük memnunluk duyduklarını; başta çocuklarını anadil öğrenmeye teşvik eden ailelerine, anadil öğretmenimiz İrfan Okuyucu'ya, Abazaca eğitimi müfredatını Milli Eğitim Bakanlığı'na kabul ettirerek bize materyal desteği sağlayan KAFFED'e teşekkür ediyorum” dedi. KAFFED Genel Başkanı Yaşar Aslankaya'da yaptığı konuşmada “bir ilki gerçekleştiren Hendek Kafkas Kültür Derneğine, anadil öğretmenlerine, ailelere ve emeği geçen herkese teşekkür ettiğini” söyledi. Abhazya'nın Türkiye tam yetkili temsilcisi İnar Gitsba ise Abhazca yaptığı konuşmada “anadilin önemini, unutulmaması için üzerimizi düşen görevleri ve yaşatılması için yapılması gerekenleri “anlattı Yıldız Teknik Üniversitesi öğretim görevlisi Dr. Setenay Nil Doğan Anadili konusunda bir sattlik bir sunum yaptı. Genel olarak Dünya'da ki dillerin durumunu analiz eden Nil Doğan; Adıgece ve Abazacanın durumu ile ilgili somut tespitler ortaya koydu. Dr. Setenay Nil Doğan'ın sunumu katılımcılarca ilgi ile izlendi. Abhazya savaşına katılan Adıge savaşcılarının söylediği ve Eric Mikaa'nın hem Adigece hem de Abaza'ca seslendirdiği “Adıge Nısa” şarkısı görüntüler eşliğinde dinlettirildi. Şarkının peş peşe söylenen Adıgece ve Abazaca versiyonuna izleyicilerde eşlik ettiler. ”Son Sesler” belgeselinin de gösterildiği program Azar Grubunun her zaman olduğu gibi tempolu ve coşkulu mahalli dans gösterisiyle son buldu.  KAFKAS DERNEKLERİ FEDERASYONU {gallery}/haber/diaspora/2015/21subat{/gallery}nanKaffed

Doğum, Vahşet, Sürgün ve Ölüm

Bugün, Onlarca yıldır hep yüreğimin bir yarısının bahar, bahçe, börtü böcek,ümit ve sevinç dolu, diğer yarısının kıpkızıl kor,alevlerle isyan ateşiyle yanıp durduğu gündür. Gönlümün bir yarısının hazan diğer yarısının tipi, kar, boran, zemheri olduğu gündür. Bugün 23 Şubat. Yarım asrı birkaç adım geçen ömrümün bir sene-i devriyesi.Yarım asırdan fazla zaman önce hayat verdikleri eserleri için ebeveynlerimin yüreklerinin ve gönüllerinin bayram ettikleri gündür herhalde. Kim bilir belki de gönüllerinin yarısının sevinç ve neşe ile dolduğunda diğer yarısının yanmakta olduğunun bilincinde olup olmadığını. Yakınlarında ki can ciğer oldukları Çeçen dostları ve arkadaşlarından dolayı. Belki de ne kendileri ne de Çeçen dostları bile hatırlamamışlardı. Benim ömrümün ulusal bilincimin duygusallıktan bilinçlenmeye çevrildiği en az yarısında 71. Yılı dolduran kabuk bağlamaya yüz tutmuş bir yaranın kenarından incecik bir kan sızıntısı acıyı ,vahşeti hep hissettirdi beynimde, dimağımda. Evet bugün 23 Şubat sevinçlerimi buruk yarım yamalak yaşadığım gün. Her 23 Şubat Çeçen Dostlarım, ağabeylerim Hüseyin amcaları, Mustafa’ları, Medet’leri, Ali’leri aklından çıkaramadığım gün. Abhazya savaşında ve aslında kendi savaşında Şahin’in duygusallığının radikal dirence eyleme dönüşü yansıttığı dizelerini hatırladığım  gün. Refik in “Deniz Kızı ve Yaşlı Balıkçı'sını okuduğum ve direncimi bilediğim gün. Ve de 23 Şubat benim bu dostlar gibi direnen, bir Çeçen olmayı en çok istediğim Onlara gıpta ettiğim gündür. Bundan 71 yıl önce aynı kökenin kolları olduğumuz soydaşlarımız Çeçen İnguş  halkının Sibirya çöllerine sürüldükleri bir gün. Tarih boyunca hakların ve dünyanın başına getirilen felaketler hep sudan bahanelerle olmuştur.Çeçen-İnguş kardeşlerimizde 2.Dünya savaşında Almanlarla işbirliği ile suçlanarak vagonlarla Sibirya Çöllerine sürülmüşlerdir.Bırakın Almanlarla işbirliği yapmayı Almanlara karşı  savaşmış ,direnmiş ve yaralanmış ve b de başarılar elde edenlerin ve ailelerinin dahi olması sudan bahanenin apayrı bir göstergesidir. Bu nedenle de bu bahaneyi anlayabilmek mümkün olmamıştır. Bence Kafkasya Tarihinin ve Kafkas halklarının uğradığı zulmün,sürgünün ve trajedyanın en büyük ikincisidir Çeçen İnguş Sürgünü. Kafkas tarihinin en müphemi,en gizemlisi,en karanlıkta kalmışıdır.Bu yazı dahil hamasi bir çok yazı dışında akademik olarak sebeplerini ve sonuçlarını ortaya koyan bir tarafsız bir inceleme ve araştırmanın yapılmamış olması ve yayınlanmamış veya yayınlanamamış olmasıdır.Bunda Sovyetlerin yakın tarihine ilişkin arşivlerin açıklanmamasının araştırılamamasının en büyük etken olduğu  gerçekliği de ortadadır. Bunun içindir ki bu konudaki bilgiler söylencelere ve anlatımlara dayalı tek taraflı yazılar olmuştur. Bir diğer neden ve kardeş Kafkas halklarının soğuk durma nedeni de taa eski özgürlük savaşlarından günümüzün bağımsızlık savaşına ve mücadelesine kadar verilen ulusal öğeler taşıyan mücadelenin dinsel kimlik ve dinsel öğelerin ön plana çıkarılmasıyla yapılan dinsel setrelemedir. Bu  da tamamen bu katliama,vahşete ve sürgüne bakışın tek taraflı neden olmasıdır. Her ne kadar 1950'li yılların sonunda sürgüne gönderilen yüz binlerin ancak hayatta kalan dörtte birine vatanlarına dönmelerine izin verilmiş ise de bu vahşetin yaraları sarılmamış ve kan sızdırmaya devem etmiştir. Bu durumu da hiçbir Çeçen belleğinden silip atamamış ve unutmamıştır. Nesillerce de unutmayacakları ve unutturmayacakları da bir realite olarak durmaktadır. Unutmamalıdırlar da. Kadem kadem ilerlediğimiz yok oluşumuzun her direnme noktasında yanımızda olan bizlerle birlikte ve kimi zaman bizden önce can veren, kan veren Çeçen Kardeşlerimiz gibi bizlerde unutmamalıyız, unutturmamalıyız.Tıpkı yaşadığımız o büyük sürgünü unutmadığımız,unutturmadığımız gibi. Birileri çıkarda size ne oluyor derse eğer; Nazım Hikmet’in değiştirilmiş dizeleriyle haykırmalıyız suratlarına : “Kardeşlerim bakmayın Abaza olduğuma, Ben Çeçenistan’lıyım, Kardeşlerim bakmayın Adığe olduğuma, Kabardey olduğuma, Ben İnguşyalıyım, Ben Vaynakh’ım “ diye.p>  nanLaçış Mustafa Aziz

Tarihte Bugün – 23 Şubat 1944 Çeçen-İnguş Halklarının Sürgünü

1944, Şubat…p> O yılın kışı işte, o yılın, Sivri kama misali, İnsanın bağrına saplanıp da yaşanan Kışı işte o yılın! O yılın hiç yazı olmadı ki… Kanayan yüreğimin yarası kapanmadı ki hiç! İçimi kavurarak süren o yılın kışı On üç buzlu ayaza dönüştü Ve daha bir başka soğudu Tamı tamına on üç kez! Sibirya’da dona dönmüş on üç yıl Saplanır içime on üç anıt misali. On üç yıldan uzun süren o tam on üç yaraya Deva olmaz zaman denen sonsuzluk!                       Zelimhan Yandarbiyev   1944 ÇEÇEN-İNGUŞ HALKLARININ SÜRGÜNÜp> 1941 yılının Haziran ayında Sovyetler Birliği’ne karşı saldırıya geçen Almanlar, hızla ilerleyerek Kafkasya’ya doğru yöneldiler. 1941–42’de, Kafkasya’daki petrol üretim bölgelerine sahip olmayı amaçlayan Almanlar, Sovyetler Birliği’nin Azerbaycan’dan sonraki en zengin petrol rezervlerine sahip Çeçenistan’ın Grozni petrol bölgesini ele geçirmek için harekete geçtiler. Alman birlikleri, 1942 sonbaharında Çeçen-İnguş Cumhuriyeti’nin bazı bölgelerini işgal etmelerine rağmen Grozni’ye girmeyi başaramadılar ve Stalingrad yenilgisinden sonra Kuzey Kafkasya’dan çekildiler. Ancak, Almanların Kafkasya’dan çekilmesinin hemen ardından yerel nüfus büyük oranda Kızıl Ordu’ya bağlı kaldığı halde yerel Komünist Partisi saflarında ve devlet kurumlarında hızlı bir tasfiye hareketi başladı. Sovyet yönetimi, Almanların Sovyet topraklarındaki ilerleyişinden başta Çeçen ve İnguşlar olmak üzere Kalmıklar, Balkarlar, Karaçaylar, Mesket Türkleri, Kırım Tatarları ve Volga Almanlarını sorumlu tuttu ve onları ihanet içindeki halklar olarak topraklarından sürme kararı aldı. 7 Mart 1944’te ülkede yaşayan tüm Çeçen ve İnguşların sürgün edilmesi kararı yayımlandı ve Çeçen-İnguş Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin (ÖSSC) feshedilerek yerine Grozni Oblastı’nın kurulduğu açıklandı. Kararın gerekçesi ise şu şekilde ifade edildi: “Büyük Anavatan Savaşı’nda, özellikle Nazi Almanlarının Kafkasya operasyonları sırasında Çeçen ve İnguşların çoğunluğu anavatana ihanet ederek faşist işgalcilerin tarafına geçmiştir. Çeçen ve İnguşlar, Almanların talimatı üzerine Sovyet yönetimine ve güçlerine karşı savaşmışlar ve uzun zamandır komşu bölgelerdeki kolektif çiftliklere karşı haydutça saldırılar düzenleyerek Sovyet vatandaşlarını soymuşlar ve öldürmüşlerdir. Bundan dolayı Yüksek Şura Kurulu, Birinci Çeçen-İnguş ÖSSC’sine bağlı ve komşu bölgelerdeki Çeçen ve İnguşları SSCB’nin diğer bölgelerine göndermeye ve Çeçen-İnguş ÖSSC’sini lağvetmeye karar vermiştir.” Kararın ardından, 23 Şubat 1944’te Kızıl Ordu birlikleri Çeçen ve İnguşların yaşadıkları bölgeleri kontrol altına alıp sürgünü başlattılar. SSCB’den Avrupa’ya kaçarak İngiltere’ye sığınmış olan Albay G. Tokayev, sürgünün başlangıç hadiselerini şöyle anlatmaktadır: “Daha 1944 yılında Kuzey Kafkasya, özellikle Çeçen-İnguş bölgeleri, NKVD (Stalin’e bağlı İçişleri Bakanlığı Halk Komiserliği) mensupları ile doldurulmaya başlanmıştı. Ertesi gün, Kızıl Ordu Günü arifesinde her tarafta mitingler düzenlenmişti. NKVD albayı kürsüye gelerek şöyle dedi: “Esas mevzua girmeden evvel şunu haber vereyim ki, miting NKVD birlikleriyle çevrilmiştir ve bütün firar teşebbüsleri derhal ve yerinde kurşuna dizilerek cezalandırılacaktır.” Ahali neye uğradığını bir türlü anlayamıyordu. Albay elini kaldırarak başının üzerinde bir daire çizdi. Bu bir işaretti. Etraftan mitralyözler şakırdayarak onun sözlerini teyit etti. Birkaç kişi hançerini çekerek albayın üzerine atlamaya teşebbüs etti ise de makineli tüfeklerin ateşi onları bir yaprak gibi düşürdü. Birisi firara kalktı ise de, onu da mitralyöz ateşi biçti. Genç bir İnguş mitralyözcünün üzerine atıldı. O da aynı akıbete uğradı. Sağ elinde bir tabancayı, sol elinde de Milli Emniyet Komitesi’nin kararnamesini tutan albay sözlerine devam etti: “Adil ve âkil Stalin siyaseti sizin çok milliyetli sosyalist vatanında inkişâf etmeniz için her şeyi yaptı.” Herkes başları önünde bu mutat sözleri dinliyordu. Fakat albay bütün Çeçen-İnguşları Almanlarla iş birliği yapmakla suçlayınca, bütün halk bir ağızdan bağırmaya başladı: “Yalan, iftira! Biz Almanlara yardım etmedik!” Tokayev’in bu anlattıkları, 1954 yılında Batı’ya iltica etmiş sabık NKVD subayı Yarbay Grigori Stepanoviç Burlutskiy tarafından da doğrulanmaktadır. Burlutskiy’e göre alay kumandanı muavini kürsüye çıkmış, kısa ve kuru nutkunda Komünist Partisi ile Sovyet Hükümeti’nin kararını ilan etmiştir. Kararın muhtevası şu şekildedir: “Sovyetler Birliği toprakları Alman faşist orduları tarafından işgal edildiği zaman Çeçen-İnguş Muhtar Sovyet Cumhuriyeti ahalisi Çeçenler ve İnguşlar Alman ordularına yardım ettiler. Bunu nazara alan Komünist Partisi ve Sovyet hükümeti, Çeçen-İnguş ÖSSC halklarını Sovyetlerin başka bölgelerine göç ettirme kararı vermiştir. Herhangi bir mukavemet ve emirlerimizin icrasında boyun kaçırmak yolundaki teşebbüsler partinin ve Sovyet hükümetinin kararlarına itaatsizlik telakki edilecek ve ordu ikaz etmeden silah kullanacaktır.” Her aileye 20 kg bagaj için izin verildi ve arkalarında kalan evleri, toprakları ve büyükbaş hayvanlarına Rusya Sosyalist Federatif Sovyetler Cumhuriyeti (RSFSC) tarafından el konuldu. Stalin’in verdiği emir gereğince 500 bin ila 700 bin Çeçen-İnguş, yük trenlerine bindirilerek başta Sibirya ve Kazakistan olmak üzere Orta Asya’ya sürüldü. Yalnızca 2,000 kişi dağlara kaçabildi. Birkaç gün su ve yiyecek verilmeden hayvan vagonlarında yapılan yolculuk sırasında insanların yaklaşık %20’si hava koşulları ve açlık nedeniyle hayatını kaybetti. Sürgünün ilk yıllarında iklim koşulları, ağır çalışma ve salgınlar sonucunda pek çok kişi daha hayatını kaybetti ve Çeçen ve İnguş halklarının nüfus kayıpları arttı. Her 10 eve bir gözlemci verilmek suretiyle polis devleti mantığı ile kontrol edilmek istenen Çeçen ve İnguşların her ay kendilerini kaydettirmeleri de zorunluydu. Sürgünde dahi rahat bırakılmayan bu insanların birçok şey için polisten izin alması gerekiyordu. Bulundukları mekandan yalnızca üç kilometre uzaklaşmaları dahi yasaktı. NKVD tarafından gerçekleştirilen sürgün büyük bir gizlilik içinde yapılmıştı. Olaydan ancak iki yıl sonra, 26 Haziran 1946’da zorunlu göç “İzvestiya” gazetesinde küçük bir haber olarak yer aldı. Bununla birlikte, sürgün yerleri ve durumları ancak 11 yıl sonra, yani 1955’te anlaşılabildi. RSFSC Üst Konsey Prezidyumu, Prezidyum Başkanı İ. VIasov ve Sekreter P. Bahmorov’un imzaladıkları bir bildiriyle Kırım Tatarları ve Çeçenlerin SSCB’nin değişik yerlerine sürüldüğünü onayladı. 26 Kasım 1948’de yayınlanan bir bildiri ile de, sürgünlerin yurtlarına geri dönme haklarından mahrum olarak, süresiz sürgünde kalacakları bildirildi. Sürgün yerleri, durumları ve yaşayışları hakkında bilgi ancak sürgünden 11 yıl sonra verildi.23 Şubat 1944’te başlayan ve üç günde tamamlanan sürgün Çeçen-İnguş halkının maruz kaldığı en büyük felaketlerden biri olarak tarihe geçti. Cephede savaşan Çeçen ve İnguşların henüz evlerine bile dönmediği bir sırada gerçekleştirilen böylesine bir sürgünü meşru gösterecek herhangi bir delil mevcut değildi. Nitekim, Stalin’den sonra Sovyetler Birliği’nin başkanlığına gelen Kruşcev 25 Şubat 1956 tarihinde Parti’nin 20. Kongresi’nde yaptığı konuşmada “Aklı başında bir insanın; kadın, çocuk, yaşlı, komünist ve komsomol ayrımı yapmadan tüm milleti, bireylerin veya bir grup insanın yaptığı hareketlerden sorumlu tutmak suretiyle toplu halde sürgün ederek cezalandırmasını anlaması zordur.” ifadesini kullandı. Kararın gerekçesi olarak “Nazi iş birlikçiliği” öne sürülmüştü; ancak Stalin’in amacı geçmişteki isyanlarından dolayı Kuzey Kafkasya halklarını cezalandırmak ve onların Türkiye topraklarına planlı göçünü engellemekti. Haybah Katliamıp> Bu sürgün sırasında çok sayıda katliam gerçekleştirildi. Bunlardan biri de Haybah köyünde gerçekleştirilen ve çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere 700 kişinin ölümüne neden olan katliamdı. NKVD polisleri Haybah köyü halkını kadın, erkek, ihtiyar, çocuk ayrımı yapmaksızın ahırlara doldurarak diri diri yaktılar. Adalet Bakanı eski yardımcısı iken, buraya gönderilerek askeri birliğe katılmaya zorlanan Ziyaudi Malsagov, 27 Şubat 1944 günü Haybah’da gerçekleştirilen katliamı şöyle anlatmaktadır: “Cumhuriyet’in diğer bölgelerindeki Çeçenlerle İnguşlar vatanlarından sökülüp Kazakistan’a yollanmaktaydı. Fakat buradakileri nakletmek mümkün değildi. Çevre avullardan toplanan halk yola çıkarıldı. Hastalar, yaşlılar ve zayıflar, ertesi günü helikopterlerle taşınacakları söylenerek arkada bırakıldılar. Kadın, çocuk ve gençlerin bir kısmı da onlarla kaldı. Kalanlar 650-700 kişi kadardı. 27 Şubat 1944 günü sabah saat dokuzda çevre avullardan ve Haybah’tan toplanan bu insanlar bir ahıra sürüldü. Bu ahıra,Lavrentiva Pavloviça Beriya’nın “Örneklik Beygir Ahırı” denilmekteydi. Bu ahıra daha önce, dışardan ateşlenince içeriyi tutuşturacak şekilde kuru ot ve saman yığılmıştı. Bu insanlar ahıra sürülüp üstlerine kilit vuruldu. Ardından ahır ateşe verildi. Ateş tutuştuğu zaman ben fazla uzakta değildim. İnsanlar ahırın kapısını zorlayıp kırdı ve dışarıya çıktı. Gvişiani de o an emretti: “Ateş!” Meğer otomatikler daha önce mevzilenmiş. Otomatların biçtiği ceset yığınları kapı çıkışını tamamen kapattı. Bir iki kişi firara kalkıştı. Onları da öldürdüler. 650-700 insan ahırın içinde cayır cayır yakılarak öldürüldü.” Sürgün sırasında çok sayıda Çeçen’in ölümüne neden olan bir başka hadise de Sotni köyünde yaşandı. Çeçen ve İnguşları sürmekle görevlendirilen Kızıl Ordu askerleri ve NKVD polisleri, Sotni köyü erkeklerini topladıktan sonra, yine çoğunluğu kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşan çok sayıda Çeçen’i, buzun onları taşımayacağını bildikleri halde buz tutmuş Galanşoh gölünü geçmeye zorladılar ve binlerce Çeçen, Galanşoh gölünde can verdi.nanKaffed

Dirmit Gulya’yı Saygıyla Anıyoruz…

Abhaz edebiyatının kurucusu DİRMİT GULYA'yı 141. doğum gününde saygıyla anıyoruz....p> Abhaz edebiyatının kurucusu, Abhaz alfabesinin babası, ilk tarihçisi, etnografı, ilk Abhaz gazetesinin kurucusu ve editörü, ilk Abhaz topluluğunun organizatörü, lider ve halk adamı Dırmit Gulya'yı doğumunun 141. yılında saygıyla anıyoruz. Dırmit Gulya, yaşadığı tüm zorluklara rağmen hayatını halkına hizmete adamış, Abhazya'nın kültürel anlamda en büyük kahramanıdır. Henüz 17 yaşındayken Abhazca alfabeyi hazırlayıp, köy köy dolaşarak halkını eğitme, aydınlatma görevini üstlenmiştir. Anadille yayınlanan "Apsnı" gazetesini çıkarmış, Apsuva tarihi, Abhazya'nın sınırları ve coğrafyası, ana dilde eğitim ve okulların önemi, Apsuva edebiyatı masal şiir ve destanları, Apsuva tiyatrosu, kümes hayvancılığı hastalıkları ve tedavileri, hayvancılık ve hayvanlarda gebelik süreleri, tarım ve gübre, tarım ve sulama, ulaşım, bir yıl, aylar uzun ve kısa günler, hava durumu ve tahmini, salgın hastalıklar ve korunma yolları gibi muhtelif konularda 260’dan fazla eseri Abhazya’ya kazandırmıştır. Gürcü, Rus ve Oset yazarların yapıtlarından Abhazca'ya kazandırdığı birçok çevirisi de mevcuttur.   CANIM YURDUM Benim tatlı, canım yurdum, Ne var? Ne oldu? Ne arıyorsun? Bir şeyini mi kaybettin? Neden böyle üzgünsün?!   Karşıya gidenleri mi dert ediyorsun? Yoksa denizin ötesindekiler için mi kaygılısın? Işığım, canım yurdum! Neden böyle üzgünsün?   Okuma-yazmam yok diye mi utanıyorsun? Yoksa başka bir şeye mi içerliyorsun? Işığım, canım yurdum! Neden böyle üzgünsün? D.GULYA,1920nanKaffed

21 Şubat Anadili Gününü: Anadilinizi Unutmayın!

Her dil ait olduğu toplumun belleğidir, bilgeliğidir, özgürlüğüdür. Dil insanı insan, toplumu toplum edendir. Konuşmadır, şiirdir, destandır, ağıttır, şarkıdır, yaşama dair her şeydir. Diller insanlığın kültür mirasının ve belleğinin korunmasını ve kültürler arasında köprüler kurulmasını sağlayan en güçlü araçlardan birisidir. Bir ülkede yaşayan ve yaşatılmaya çalışılan bütün dil, kültür ve inançların var olma, kendini geliştirme ve yarınlara taşıma hakkı vardır. Bilindiği gibi, UNESCO Genel Kurulu Kasım 1999 tarihinde 21 Şubat’ı “Uluslararası Anadili Günü” olarak kabul etmiştir. Ve 2000 yılından beri de “21 Şubat Uluslararası Anadili Günü” olarak anılmakta ve kutlanmaktadır. Türkiye'de yaşayan etnik halkların dillerin kaybetme süreci 1930'lardan itibaren devlet eliyle sistemli olarak yürütülen “tek dil” politikaları ile başlamıştır. Tüm engellemelere ve yasaklamalara karşın, büyük kısmı kırsal kesimde bir arada yaşayan toplumlar, kendi dillerini özel alanlarında korumaya çalıştılar. Ancak 1960’lı yıllarda hızlanan köyden kentlere dağınık göçlerin ve yükselen kentleşme sürecinin doğal sonucu olarak, bu dillerin yaşama iklimi büyük ölçüde yok olmuştur. Ve günümüzde Türkiye'de konuşulmakta olan 34 dilden 18 dil kaybolma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Son çeyrek yüzyılda ise Ubıhça ve Kapadokya Yunancası yok olmuştur. Artık herkes kabul etmektedir ki kaybolmakta olan dilleri yaşatılabilmesinin yegane yolu, anadilde öğrenimin okullarda sürdürülmesi, bunun da devlet eliyle ya da devlet desteğiyle yapılmasıdır. Bununla birlikte Çerkes toplumu olarak hepimize düşen bazı görevler de vardır. Öncelikli olarak dilimizi her ortamda konuşmak, okuma-yazmayı öğrenmek, çocuklarımıza ve bilmeyen erişkinlere ısrarla öğretmeye çalışmalıyız.  Anadilimizin kaybolma sürecine dikkat çekmeliyiz ve toplumsal bir bilinç yaratmalıyız. Anadilimizi korumanın asimilasyon ve inkar politikalarına karşı bir duruş olduğunu anlatmalıyız.  Anadilde eğitim alma hakkına yönelik mücadele bilincini üyelerimize kazandırmak için etkinlikler düzenlemeliyiz. Seçmeli Adıgece ve Abazca derslerine katılım konusunda daha fazla hassas olmalıyız. Ve bilinen Bask atasözünü hiç aklımızdan çıkarmamalıyız: “Bir dil az sayıda insan tarafından konuşulduğu için değil, bilenler o dili konuşmadığı için yok olur.”p> 21 Şubat Uluslararası Anadil Dil Gününüz kutlu olsun.p> Kafkas Dernekleri Federasyonu  nanKaffed

Gürcistan Yine Nota Verdi

Abhazya Dışişleri Bakanı V. Çirikba'nın Türkiye seyahatı Gürcistan'ın büyük tepkisine yol açtı. Gürcistan Dışişleri Bakanlığı 18 Şubat günü Türkiye'nin Tiflis Büyükelçiliği'ne bir nota vererek seyahat hakkında açıklama istedi. Türkiye Büyükelçiliği'nden yapılan açıklamada "Abhazya Dışişleri Bakanı Çirikba'nın ziyareti tamamen informal formatta yapılmıştır, resmi bir görüşme olmamıştır. Gürcistan'ın bölgesel bütünlüğünü destekleme ve Abhazya'yı tanımama politikamızda bir değişiklik yoktur" denildi. Gürcistan'ın Ankara'daki Büyükelçisi Irakli Koplatadze, Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Yasin Aktay ile görüştüğünü, Aktay'ın verdiği bilgiye göre böyle bir görüşmenin planlanmadığını, Aktay'dan Abhaz kökenli bir grubun görüşmek için randevu aldığını, ileride benzer bir durumla karşılaşılmaması için tedbir alınacağını iddia etti. Gürcistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Gigi Gigiadze de, bu konuyu Türk meslekdaşları ile yapılacak görüşmelerde gündeme getireceğini ve Abhazya'dan Türkiye'ye yapılacak ziyaretlerin ciddi sonuçları olacağını söyledi. Kaynak: abkhazeti.infop>  nanKaffed

Abhazya’nın Ankara’da Ticari Temsilcilik Açması İçin Prensipte Anlaşıldı

Abhazya Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Viyaçeslav Çirikba başkanlığındaki heyet, Abhazya Cumhuriyeti Türkiye Tam Yetkili Temsilcisi İnar Gitsba'nın da katılılmıyla 10-15 Şubat 2015 tarihleri arasında Türkiye'de siyaset ve iş dünyasından önemli isimlerle bir dizi temasta bulundu. Türk işadamları Abhazya'daki turizm, tarım ve enerji sektörlerindeki yatırım olanakları ile Trans Kafkasya Demiryolu, Abhazya-Kuzey Kafkasya Otoyolu projeleri ile yakından ilgilenirken hiç şüphesiz sonuçları itibariyle en önemli toplantı Abhaz Dışişleri Bakanı Viyeçeslav Çirikba ve Türkiye'nin iktidardaki partisi AKP'nin uluslararası ilişkiler temsilcisi ve genel başkan yardımcısı Yasin Aktay arasında gerçekleşen görüşme oldu. Bu toplantıda Abhaz tarafı, Abhaz pasaportunun Türkiye tarafından tanınması, Abhazya-Türkiye arasında denizden yolcu taşınmacılığının yeniden başlaması ve Abhazya'ya Türkiye'den yatırım yapılmasının teşviki gibi konuları masaya getirdi. Yapılan müzakereler neticesinde Abhaz-Türk ilişkilerinde pozitif bir adım atılması ve bu bağlamda Abhazya'nın tıpkı Tayvan gibi (Türkiye onu da tanımıyor) Ankara'da ticari bir temsilcilik açması noktasında prensipte fikir birliğine varıldı. Kaynak: Altınpostp>nanKaffed

2015 Genel Seçimleri Üzerine

Sivil toplum ve onun örgütlenmiş yapıları olan Sivil Toplum Kuruluşları bir ülkede demokrasiye yaptıkları katkının yanında sosyal alanlarda da yaşamsal bir misyonu yerine getirmektedir. Sivil toplum kuruluşları kamuoyu oluşturarak toplumun taleplerinin dile getirilmesi ve dikkate alınmasında önemli işlevler üstlenmektedir. 2015 Haziran ayında yapılacak olan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) seçimlerine doğru Türkiye kritik bir dönemden geçmektedir. Demokratikleşme süreci, giderek artan bir siyasal ve toplumsal kutuplaşmanın baskısı altında tökezlerken, dünya ekonomisinde 2008'den itibaren yaşanan kriz Türkiye'de belirsizlikleri ve kırılganlıkları artırmakta, başta Orta Doğu ve Ukrayna olmak üzere Türkiye'nin yakın çevresin yoğunlaşan sıcak çatışmalar Türkiye'yi de doğrudan etkilemektedir. Önümüzdeki dönemde Türkiye'nin siyasi yapısını belirleyecek olan TBMM seçimleri, kimlikleri ve kültürleri ile varoluş mücadelesi yürüten Çerkesler ve tüm sivil toplum kuruluşları açısından özel bir önem kazanmıştır. Kaffed 2015 seçimlerine, tüm üyeleri tarafından örgütlü mücadelesi sonucu oluşturulan ilkeleri doğrultusunda yaklaşmaktadır. Hükümet dışı, gönüllü üyelik temelinde etkinlik gösteren bir sivil toplum kuruluşu olan Kaffed, herhangi bir parti veya siyasal gruba bağlı değildir. Bir sivil toplum kuruluşu olarak temsil ettiği toplumun talepleri doğrultusunda siyasi düzlemde demokratik hak mücadelesi yürütmektedir. Bu kapsamda Kaffed'in 2015 seçimlerine yönelik olarak iki temel hedefi vardır: 1) Daha önce çeşitli ortamlarda müteaddit defalar gündeme getirdiğimiz, Türkiye Çerkeslerinin Demokratik Taleplerinin yeniden dile getirilmesi, savunulması ve siyasi hareketlerce yaygın bir şekilde benimsenmesinin sağlanması, 2) Bu demokratik taleplerimizi benimseyecek ve hayata geçirilmesi yolunda çalışacak, samimiyetine inandığımız adayların TBMM'ne seçilebilmesi. Kaffed Genel Merkezi ve Derneklerimiz siyasi parti temsilcileri ve adaylar ile görüşerek ve Türkiye Çerkeslerinin Demokratik Taleplerini her ortamda ve her fırsatta gündeme getirerek, bu taleplerin siyasi hareketlerin programlarında yer almasını sağlamaya çalışacaktır. Türkiye Çerkesleri, kimlik ve kültürlerinin yaşatılabilmesi için Türkiye Cumhuriyeti'ndeki siyasi hareketlerden 8 başlıkta özetlenen taleplerinin karşılanmasını beklemektedir: 1. İnsana saygılı yeni bir anayasanın hazırlanması 2. Kimlik ve kültürel hakların güvence altına alınması 3. Anadili eğitiminin yaygınlaştırılması ve Anadilde eğitimin hayata geçmesi 4. Çerkesce televizyon ve radyo yayınlarının yapılması 5. Çerkes kültürüne yönelik sivil toplum kuruluşlarının desteklenmesi 6. Dönüş hakkının tanınması 7. Kuzey Kafkasya Cumhuriyetleri ile ilişkilerin güçlendirilmesi 8. Abhazya ve Güney Osetya'nın tanınması Kaffed ve Derneklerimiz siyasi partilere ve hareketlere eşit mesafededir ancak farklı kimlik ve kültürleri reddetmeyen, toplumumuzun sorunlarını ve taleplerini gündemine alan, bu yönde faaliyetler gösteren parti veya adayların TBMM'ne seçilmesi, Çerkeslerin demokratik hak mücadelesi açısından önemli bir kazanım olacaktır. Özellikle Çerkeslerin yoğun yaşadığı bölgelerdeki derneklerimiz, partiler ve adaylar ile görüşerek Çerkeslerin demokratik haklarına cevap veren adayların desteklenmesi konusunda bölgesel olarak ortak tavır belirleme yoluna gidecektir. Ayrıca toplumumuza mensup seçmenlerin davranışını etkilemesi muhtemel kanaat önderlerinin seçim sürecinde rol alması sağlanacaktır. Kaffed yukarıda sözü edilen siyasi alana katılım yöntemlerinin yanı sıra, demokratik zeminde farklı kimlik ve kültürel taleplerini demokratik yöntemler ile ifade etmeye çalışan toplumsal gruplar ile bir araya gelerek, siyasi alana müdahil olmak için gerekli girişimlerde bulunacaktır.  Çerkes toplumu olarak demokratik taleplerimizi dile getirme ve siyasi süreçlere etkide bulunma konusunda çekingen olduğumuz açıktır. Bu çekingenliğin en önemli nedeni, demokratik hak mücadelesi konusundaki deneyimsizlik ve siyasi yapılarda yeterince yer almayışımızdır. Bu nedenle özellikle gençlerimizin yerel birimlerden başlayarak siyaset kurumlarına katılmalarına ve siyasi kadrolarda yer almalarına örgütlerimiz özel çaba göstermelidir. Ayrıca siyasete girmek isteyen veya halen siyaset içinde yer alan gençlerimize de temel siyaset bilgilerinin verilmesinin yanı sıra Çerkeslerin siyasi talepleri ve takip yöntemleri konusunda eğitim ortamları sağlanmalıdır. Bu vesilelerle Çerkes toplumundan siyasete atılacakların kendi kimliklerini ve haklarını savunarak siyasete girmesinin altyapısı hazırlanabilecektir.   Kaffed olarak, seçim sürecini, yerelden başlayarak tüm ülkede, vatandaşların verilen kararlarda söz sahibi olduğu, yetkililerin hesap verdiği, herkesin kendi olarak kabul ve saygı gördüğü, farklı düşünce, yaşam tarzı ve inanca sahip herkesle bir arada barış içinde yaşandığı demokratik bir kültürün geliştirilmesi açısından önemli görüyoruz. Kaffed, tüm derneklerimiz ve üyelerimiz ile birlikte Türkiye'de demokratik bir kültürün yerleşmesi için üzerine düşeni yapacaktır.p> Kafkas Dernekleri Federasyonu Ek: Türkiye Çerkeslerinin Demokratik Talepleri 1. İnsana saygılı yeni bir anayasanın hazırlanması: Temel hak ve özgürlükleri temel alan, evrensel normlara uygun, sivil, çağdaş bir anayasa hazırlanmalıdır. Yurttaşların dillerini, dinlerini ve kültürlerini istedikleri gibi yaşamalarını engelleyen tüm yasaklar kaldırılmalıdır. İnsan hakları ile dil ve kültürel hakların geliştirilmesini güvence altına alan tüm uluslararası sözleşmeler hiç bir çekince konulmadan onaylanmalı ve uygulanmalıdır. Yeni anayasada yargı bağımsızlığını ve güçler ayrımını güvence altına alacak denge ve denetleme mekanizmaları kurulmalı, siyasi partiler kanunu değiştirilmeli ve tüm vatandaşların eşit temsilini sağlamak üzere seçim barajı kaldırılmalıdır. 2. Kimlik ve kültürel hakların güvence altına alınması: Çerkes kimliğinin ifadesi ve yaşatılmasına ilişkin her türlü engel ortadan kaldırılmalı, bir toplum ve kültür olarak Çerkeslerin varlığı kabul edilmelidir. Türkiye İstatistik Kurumu, Türkiye’de yaşayan Çerkeslerin sayısını ortaya çıkarmak için nüfus araştırması veya taraması yapmalı ve bu bilgileri kamuoyu ile paylaşmalıdır. Ayrımcılık ve her türlü ırkçılık ile aktif bir şekilde mücadele edilmeli, özellikle ders kitaplarından dil, din, etnisite ve cinsiyet farklılığı temelinde ayrımcılığı ve nefreti körükleyen tüm ifadeler çıkarılmalıdır. 3. Anadili eğitiminin yaygınlaştırılması ve Anadilde eğitimin hayata geçmesi: Devlet, yurttaşların dillerini ve kültürlerini korumaları için sadece izin veren değil, destekleyen bir konumda olmalıdır. Bu kapsamda seçmeli Adıgece-Abazaca ders uygulamalarında yaşanan sorunlar giderilmelidir. Anaokullarından başlanarak eğitim-öğretim yaşamının her aşamasında anadilimizin öğrenilmesi için yasal zemin ve maddi imkanlar sağlanmalıdır. Anadilde eğitim için gerekli yasal altyapı kurulmalı ve uygulamasına geçilmelidir. Halk eğitim merkezleri ve benzeri kuruluşlar aracılığı ile anadil kursları açılmalı, anadili öğretmenleri yetiştirilmelidir. Üniversitelerde talep edilen tüm dillerde akademik çalışmalara imkan tanınmalı, lisans ve lisans üstü programlar açılmalı, enstitüler kurulmalıdır. 4. Çerkesce televizyon ve radyo yayınlarının yapılması: Devlet televizyon ve radyolarında, münhasıran Çerkes dillerinde tam gün radyo ve televizyon yayını yapılmalıdır. Çerkesce yayın yapan özel basın-yayın organları desteklenmelidir. 5. Çerkes kültürüne yönelik sivil toplum kuruluşlarının desteklenmesi: Çerkes kültürünün korunması ve geliştirilmesine yönelik faaliyet gösteren tüm sivil toplum kuruluşlarına destek sağlanmalıdır. Özellikle halkımızın yoğun olarak yaşadığı yerlerdeki yerel yönetimlerde, Çerkesleri temsilini sağlayacak ve Çerkes kültürüne hizmet veren kişi veya kurumlara destek olacak özel birimler oluşturulmalıdır. 6. Dönüş hakkının tanınması: 21 Mayıs Çerkeslerin soykırım ve sürgününün simgesel tarihi olarak kabul edilmeli ve bu tarihsel gerçek tanınmalıdır. Çerkesler anayurtlarından sürgün edilerek zorla çıkarıldıkları için tarihsel olarak anayurtlarına dönüş hakkına sahiptir. Rusya ile çifte vatandaşlık anlaşması yapılarak Türkiye Çerkeslerinin anayurtları ile olan bağları yasal olarak da sağlanmalıdır. Kafkasya'ya dönerek yerleşmek isteyenlerin sosyal haklarının transferi sağlanmalı, bunun için Rusya ile Türkiye arasında sosyal hakların transferi anlaşması yapılmalıdır. 7. Kuzey Kafkasya cumhuriyetleri ile ilişkilerin güçlendirilmesi: Türkiye’de yaşayan Çerkeslerin akrabalarının bulunduğu Kuzey Kafkasya Cumhuriyetleri, özellikle Adıgey, Karaçay-Çerkes ve Kabardey-Balkar Cumhuriyetleri ile ekonomik ve kültürel ilişkiler geliştirilmeli, Kuzey Kafkasya’ya yerleşen veya iş kuran vatandaşlarımız desteklenmeli, buradaki üniversitelerde okuyan öğrencilere kredi ve burs verilmelidir. 8. Abhazya ve Güney Osetya'nın tanınması: Abhazya ve Güney Osetya egemen devletler olarak tanınmalı ve bu ülkelere yönelik izolasyonlar kaldırılmalıdır. Eskiden var olan Trabzon-Sohum gemi seferleri acilen yeniden başlatılmalı ve İstanbul-Sohum arasında uçak seferleri konulmalıdır. Gürcistan'a yapılan askeri yardımlar durdurulmalıdır. Abhazya, Güney Osetya ve Türkiye’deki kurum ve kuruluşlar arasında ekonomik, kültürel ve eğitsel alanda işbirliği geliştirilmelidir.  p>nanKaffed