Adıge Dil Günü Samsun’da Kutlanıyor

14 Mart Adıge Dil Gününde, anadilimizi kutlamak, yaşamak ve yaşatmak amacıyla hazırlanan programa tüm hemşehrilerimiz davetlidir. İrtibat: Çiftlik Mah. İstiklal Sokak Gül Apartmanı S.O.S Restaurant Üstü 5.KatnanKaffed

Adıge Dil Günü Mersin’de Kutlanıyor

14 Mart Adıge Dil Gününde, anadilimizi kutlamak, yaşamak ve yaşatmak amacıyla hazırlanan programa tüm hemşehrilerimiz davetlidir. Yer: Yunus Emre Kültür Merkezi Saat: 19.00 (18:30'da dernekten servis kalkacaktır.)nanKaffed

14 Mart Adıge Dili Günü Kutlu Olsun

Adıge dilinde yazılmış ilk kitap 14 Mart 1853 yılındaБырсей Умар(Bırsey Wumar) tarafından yayınlanmıştır. Adıgey Cumhuriyeti 2000 yılında, bu anlamlı günün anısına, 14 Mart tarihinin Adıge Dili Günü olarak kutlanmasına karar vermiştir. UNESCO tarafından yayınlanan raporlara göre, bugün Türkiye'de 18 adet dil büyük tehdit altında ve yaşam mücadelesi veriyor. Maalesef, Adıgece ve Abazaca’da bu listede yer alıyor. Ubıhçayı kaybetmenin acısını henüz unutamayan biz Çerkesler için bu durum tarif edilemez bir üzüntü kaynağıdır. Her halkın kendi kimliğini ve kültürünü anadili ile sonraki kuşaklara ve geleceğe aktarması en doğal, doğuştan gelen insani haklardandır. Bir dili yok etmek, o dili konuşan halkı yok etmekle eşdeğerdir. 14 Mart Adıge Dili Günü, anadilimizin kaybolma sürecine dikkat çekme günleridir.               14 Martlar, anadilimizi korumanın asimilasyona karşı bir duruş olduğunu anlatma günleridir. Günümüzde genel kabül gören anlayışa göre; devletler-hükümetler, dil politikaları geliştirerek kaybolma tehlikesi yaşayan dilleri korumaya almalı, anadilin mensuplarınca öğrenilmesinin ve yaşatılmasının imkanlarını sağlamalıdır. Nitekim ülkemizdeki seçmeli dersler bu minvalde atılmış göstermelik adımlardan biridir. Bu konudaki toplumsal taleplerimizi yüksek sesle dile getirmeye devam etmeliyiz. Diğer taraftan anadilimizi yaşatmak için bireysel ve kurumsal olarak bizler de elimizdeki imkanları kullanarak, her türlü  çabayı  göstermeliyiz. *Anadilimizi sonradan öğrenenlerden daha ziyade, hali hazırda anadilini bilenler geleceğe taşıyacaktır. Bu nedenle anadilimizi konuşabilenler mutlaka okur-yazar hale gelmelidir. *Anadilini bilmeyenler ise basit de olsa okuduğunu anlayabilen, duyduğunu yazabilen, günlük hayatında anadilini kullanabilir hale gelmelidir.  *Ortaokullarda uygulanmakta olan Adıgece-Abazaca seçmeli dersi  çocuklarımıza verilmiş bir haktır. Bu hakkın kullanılması noktasında velilerimize önemli görevler düşmektedir. Adıge şairБещтокъуэ Хьэбас (Beştoque X’ebas) hepimize önemli bir çağrı yapmaktadır, lütfen kulak verelim. Dil yiterse millet biter. Çok zeka gerektirmiyor ki, Bu kadarcık anlayıp, Yaşarsan yeter. Dil tarih ile yoğrulup, Halkın kan, can kattığıdır. Dil korunsun istemeyen Düşmanın yarattığıdır.p> 14 Mart Adıge Dili Günümüz kutlu olsun.  Kafkas Dernekleri FederasyonunanKaffed

Türkiye Yaşar Kemal’ini Kaybetti

"Muhterem Üzeyir Bey Hazretleri, zatınıza hazretleri diyorsam kusuruma bakmayınız, siz hazretten de, beyden de, paşadan da daha âli bir mevkidesiniz. Biz sizin kim olduğunuzu bilerek huzurunuza geldik." Önce sesi titredi, karıncalandı, sonra düzeldi, sözcükler ağzından kolaylıkla akmaya başladı. "Sizi biliyoruz, yüce soyunuzu da, Han Hazretleri, ve bunun için de sizi diye geldik, huzurunuzda el pençe divan durduk. Kendimi takdime cesaret edebilir miyim acaba, biz Dağıstan’dan Anadolu’ya geldik, Toros dağlarının Uzunyayla’sına, yani Binboğa dağlarının, Kayserinin Pınarbaşı kazasının Kaynar nahiyesine yerleştik. Biz Kabartay Çerkesleriyiz. Ben Burakzade Hacı Rüstemin oğlu Poyraz Musayım. Buraya gelince duydum ki siz bir Çeçensiniz ve de Çeçen Hanlarının şecereli soyu, son Çeçen Hanının bihakkın evladısınız. Osmanlılarca mağdur edilmiş, Hanlığı elinden alınmış, bir âli şahsiyetsiniz. Ne yapalım, biz Çerkes milleti, bütün dünyaya sürüldük, dağıtıldık, perişan edildik. Tıpkı Yahudiler gibi, zulüm gördük, insanlığımız elimizden alındı… Gittikçe güzel konuşuyor, heyecanlanıyor, kendinden geçiyor, kendi sesine kendini kaptırmış, hem konuşuyor, hem de zangır zangır titriyordu. Nüfusçuysa hiçbir tepki göstermiyor, gene öyle taş gibi hiç kıpırdamıyor, gene öyle yüzü  donmuş kalmış, gene öyle bekliyordu. "Çarlar bizi Kafkastan Çine Maçine, bütün Orta Asyaya, Arabistana dağıttı. Kafkasın muhteşem kartalları, cesur şahinleri, hepimiz kuzgun olduk. Soyumuz çürüdü. Ama gene de başımızı dik tuttuk, kartal başı gibi, şahin başı gibi." Başımızı dik tuttuk derken Poyraz Musa, Üzeyir Beyin gözleri önce derinden gelen bir ışıkla parladı, sonra ıslandı, sonrada göz çukurlarına birer damla yaş geldi oturdu. Poyraz Musa da neredeyse kendi anlattıklarına ağlayacaktı.Kendini zor tutuyordu."Evet, Han Hazretleri, şimdi ben burada, bir kasabada nüfus memurluğunun küçük bir odasında, kurt yemiş, bacakları kırık bir masaya oturmuş âli bir Hanla karşı Karşı duruyor, heyecanımdan tir tir titriyorum. Bir Han ki, ne Çin, ne Türkmen, ne de Moğol Hanlarına benzer. O, ulu Kafkasın, ulu Çeçenin Hanıdır. Bizim Uzunyayla Türkmeninin Aşığı ne demiş, şahin kocamakla vermez avını, taaa eskiden kurt eniği kurt olur. Ben şimdi burada bir ulu Kafkas kartalının, Hanının karşısında hürmet ve sadakatle, bir teba olarak eğiliyorum." … Üzeyir Han baktı ki, Poyraz Musa kölesi perişan, ağlayacak. Bu sefer o başladı ulu Kafkası, Şeyh Şamili, öteki kahramanlıkları, İsmail Beyi uzun uzun, vakarlı, tane tane anlatmaya. Delikanlının kendine geldiğini görünce de sustu. ...p> Diye anlatır Yaşar Kemal Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana-Bir Ada Hikayesi'nde. Romanın kahramanı Poyraz Musa Çerkes ve şeref madalyalı bir savaş gazisidir. Bu tarihi romanında Yazar,  savaşın yıkıcılığını, halkın çilesini, mübadelenin hüznünü, yüzlerce binlerce yıldır beraber yaşayan halkların kardeşliklerini, kültürlerinin çeşitliliğini, güzelliğini ve uyumunu ustalıkla anlatır.p> İdris Bey otuzunda gösteriyordu. İnce, uzundu. Sarı gözleri, kartal gagası burnu, uzun yüzüyle bu dünyada yaşamayan,nasılsa bir kere uğramış, yırtıcı, yabanıl bir yaratığa benziyordu. Büyülü, kutsal bir yaratığa... Uzun bıyıkları düşmüştü. Parmaklan çok uzundu, güzeldi. Onunla ilk karşı karşıya gelen ne bedenini, ne altın gibi güzel gözlerini, ne sarı pırıltılı uzun bıyıklarını, ne saçlarını görürdü. Onunla ilk karşılaşan insan yalnızca onun uzun, güzel parmaklarını görür, hayran kalırdı. Bir Çeçen beyi olan babası Osmanlı devrinde ili aşiretiyle birlikte Kafkaslardan gelmişti, Anavarza kalesinin karşısına,Ceyhan ırmağının güney gecesine yerleşmişti. Kurdukları  köyün adına Akmezar demişlerdi. İlk önceleri Çukurova’da sinekten, sıtmadan, sıcaktan hastalanmışlar, kırılmışlardı. Üç dört yıl içinde Çukurova’ya alışmışlardı ama, sayıları da yarıya inmişti. Kafkaslardan getirdikleri atları da, öteki hayvanları da kırılmıştı. Çukurova’ya alışan Çerkesler Çukurova cinsi güzel atlar yetiştirdiler sonra. Ektiler biçtiler. Çukurova o zamanlar meyve bahçesi nedir bilmezdi, güzel, bakımlı meyve ağaçlan diktiler Çukurun sıcağına. Evleri ottan Türkmen  köylerinin yanma ahşaptan ve taştan, ikişer katlı güzel evleri olan, caddesi, sokakları olan bir köy kurdular.Bereketli topraklar üstünde mutlu bir yaşama düzeni kurdular. Bütün ovaya güzel atları, iri meyveleri, yiğit davranışlarıyla ün saldılar. Öteki Torostaki  Çerkesler gibi at hırsızlığı da yapmadılar. Beylerinin bir dediğini de iki etmediler. Geleneklerini, göreneklerini de Kafkastaki gibi korudular. Mutlulukları, düzenleri, yepyeni, siyah, Ford marka bir otomobilin gelip son beyleri İdris Beyin kapısında duruncaya kadar, yıllarca sürdü. Otomobil toza batmıştı. İri, toz altında kalmış gözleri Çukurova güneşi altında parlıyordu. O güne kadar Akmezar köylüleri, askerliğe gitmiş birkaç kişinin dışında, hiç otomobil görmemişlerdi. Köylüler, yaşlı genç, kadın erkek, çoluk çocuk, korkuyla, şaşkınlıkla, hayranlıkla bu koca, ışık gözlü tuhaf yaratığa baktılar. Kiminin yüreğine acı bir uğursuz korku girdi, çöreklendi. Kimisi de bu tuhaf yaratığı gördüğüne sevindi. Otomobilden iki kişi indi. Bir tanesi iri, kaim, kara kaşlıydı. Karalar içindeydi. Kara bir siyah lenger şapka giymişti. İri, kaim kara kaşlı adamın göbeğinin üstündeki bir deste altın kösteği ışıltı içindeydi. Dimdik, gerilmiş, arkaya doğru kaykılmış duruyor, yöreye yan gözle çok alçaltıcı bakışlar fırlatıyordu. Dağların taşların, cümle mahlukatın  yaratıcısı sanki oydu. Yöreye öyle bir hava veriyordu her davranışıyla. İdris Bey de onu bir tuhaf karşıladı. Bu yarı tanrı yaratığın önünde iki büklüm eğildi. Yaşlı Çerkesler hem bu işe çok şaşırdılar, hem de çok kızdılar. Kara giyitli adamın arkasından otomobilden inen boz giyitli adam da onun önünde ceketinin düğmelerini boyuna ilikliyor, eli ceketinin düğmesinde, arkasından geliyor, pür tetikte, ne diyecek diye bir alıcı kuş gibi hazır bekliyordu. Çerkesler bunun yepyeni, çok büyük, Çar gibi bir adam olduğunu anlamakta gecikmediler. Neydi, kimdi acaba? İdris Bey biraz şaşkınlık, daha çok korku, merakla onu konağa çağırdı. Konuk hiç konuşmuyordu. Konağa girince iri konuğun arkasındaki adam İdris’in kulağına bir ad fısıldayıverdi. İdris Beyin yüzü soldu, telaşı birkaç misli arttı: "Hoş geldiniz, hoş geldiniz, hoş gelip safalar getirdiniz Beyim. Bizim köyümüze şerefler bahşettiniz Beyim. Büyük şerefler..."İri adam tombul elini bir daha ağır ağır İdris Beye uzattı, idris Bey ele sarıldı ama öpmedi. İri adamın yüzünde bu yüzden bir hoşnutsuzluk belirdi. İdris Bey bunu gördü, sezdi,üzüldü. "Bizim soyumuz hiç kimsenin elini öpmemiştir, padişahın, çarın bile," diye içinden geçirdi. "El öpmeyi hiç kimse bizden beklemesin."em> Yaşar Kemal İnce Memed–II’de Çerkes İdris Beyi böyle anlatır.p> Yaşar Kemal verdiği bir röportajında her ne kadar  “Şimdi benim tüm romanlarımda Çerkes geçer. Niye böyle? Vallahi billahi bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum ama hep Çerkes oluyor” diyorsa da  bu satırları ile bizleri ta iyi tanıdığını  ve daha da önemlisi sevdiğini anlamak güç değil. Yazar’ın belki de bir Türkmen köyünde tek Kürt ailenin çocuğu olarak doğması evde Kürtçe  okulda Türkçe konuşmak zorunda kalması,  farklı milletler  ve kültürlerin varlığını  çocukluğundan itibaren  farkında olmasından kaynaklandığı söylenebilir. Biz Çerkes olarak Yaşar Kemal’i diğer  yazarlardan daha farklı  anlamalı ve anmalıdır.  Yaşar Kemal çok uzun yıllar önce eserlerinde  Çerkeslerden konu ve kahramanlar yerleştirme beceri ve cesaretini gösterebilmiş Çerkes olmayan Türkiyeli yazarlardandır. Her ne kadar Yaşar Kemal’in eserlerinde  Çerkesler de  yeni Türkiye’nin kuruluşundan beri savaşta ve barışta başları dik, alınları ak bir halk olarak anlatmış olsa da Türkiye’deki tüm halklar - Çerkeslerle birlikte Laz,  Kürt, Yezidi, Arap,  Süryani ve diğerleri- Yaşar Kemal’in eserlerinde  kendi kimlikleri ile yer alabilmişlerdir. O yüzden de yazının başlığı gibi  “Türkiye Yaşar Kemal’ini kaybetmiştir.” Anadolu’da yüzlerce yıl var olmuş bu halklarının sözlü olarak nesilden nesile aktardığı masallarla, öykülerle, ağıt ve türkülerle birlikte destanlarla, efsanelerle  usta romancılığını birleştiren Yaşar Kemal yazım  tarzı  ile her yönden özgün bir yazar olmuştur. Kullandığı dil,  benzetmeler, tasvirler, anlatım tekniği, imgeleme, yerel dil ve sözcükler, atasözleri dua ve ve beddualar, onun romanlarının ana unsurları olmuştur. Yaşar Kemal’in romanlarının şiirselliği olağanüstü  güzel anlatımı okuyucunun  gözü önünde  bir film  seyredercesine canlandırabilirken, kurduğu imge ve mit dünyası, benzetmeler, betimlemeler, doğanın tüm yönleriyle anlatımı, kullandığı dil, yerel sözcükler ve deyimler, atasözleri, yakarışlar, sövgüler onun anlatımını canlı ve etkileyici kılan özelliklerdir. Şiirsel üslubu, olağanüstü düş gücü, modern romanla epik anlatım biçimlerini başarıyla bağdaştırması onu özgün kıldığı kadar güçlü de kılan özellikleridir. Bir yandan tüm kitaplarında halkların kültürünü anlatırken,  diğer yandan da tarımdan sanayileşmeye geçilen  1950’li yıllarda, Çukurova’nın geniş biçimde makineleşmeye açılmasını,  verimli topraklar üzerindeki ağalar arası rant savaşımının kızışmasını, bunun yoksul Çukurova köylüsü üzerindeki sonuçlarını ilk romanlarının ana temasını oluşturmuş; köy ve köylü gerçeğini abartmadan destansı bir anlatımla yansıtmıştır. Zalime ve zulme karşı mücadeleyi savunan büyük usta Yaşar Kemal  Çukurova’nın bağrından çıkan bir kahramandır.  O geleneği yaşatmak ve anlatmak için uğraşırken, bütün halkların kendi dilleri, kültürlerini yaşatabilmesi için emek vermiştir. Onun içindir ki cenaze töreninde  tıpkı hayalini kurduğu dünya olduğu gibi Kürt, Türk, Arap, Laz, Çerkes her milletten insan omuz omuza yürürken,  köylüleri  de Yaşar Kemal’i kendi topraklarında Çukurova’nın bağrında yatırmak istediklerini ifade edercesine  doğduğu  köyden getirdikleri  toprağı mezarına atmışlardır. Nurlar içinde yatsın.  nanYe'lugh Gupse

Süleymanova için Acil Eylem

Uluslararası Af Örgütü 55 yaşındaki Arubika Süleymanova'nın Türkiye'den sınır dışı edilmesine karşı bir Acil Eylem başlattı. Acil Eylem kapsamında konuya ilişkin olarak bir basın açıklaması yapılacak ve Türkiye'deki yetkililere yönelik imza kampanyası yürütülecek.  Uluslararası Af Örgütü'nün Arubika Süleymanova'nın Türkiye'den sınır dışı edilmesine karşı başlattığı imza kampanyasına katılmak için tıklayınız. p>  nanKaffed

Adıge Dili Günü Ankara’da Kutlanıyor

14 Mart Adige Dil Günü çerçevesinde, 14 Mart Cumartesi saat 19:30'da Ankara Çerkes Derneği'nde etkinlik düzenlenecektir. Azmi Toğuzata'nın anadilimizde şarkılar seslendireceği, çocuk kursiyerlerimizin de yer alacağı programa tüm üyelerimiz davetlidir.  nanKaffed

Adige Dil Günü Etkinliği – Düzce Üniversitesi

14 Mart Adige Dil Günü için Düzce Üniversitesi Çerkes Kültür Ve Tarihi Öğrenci Topluluğu olarak bir etkinlik düzenliyor. Tüm hemşehrilerimiz davetlidir. Etkinlik Planı: Açılış Konuşmalar Tiyatro Gösterisi Ve GÜLCAN ALTAN konseri Saat: 17:00 - 22:00 Yer: Düzce Üniversitesi Konferans SalonunanKaffed

2015 Seçimleri ve Çerkesler Konferansı Yapıldı

Kafkas Dernekleri Federasyonu-Kaffed tarafından düzenlenen ve çeşitli siyasi parti temsilcileri ile milletvekili aday adaylarının katıldığı “2015 Genel Seçimleri ve Çerkesler” konferansı 7 Mart 2015 tarihinde, Ankara’da Türk-İş Konferans Salonunda gerçekleştirildi. Konferans Kaffed Genel Başkanı Yaşar Aslankaya’nın açılış konuşması ile başladı. Daha sonra TBMM'de grubu bulunan siyasi parti temsilcilerinin genel seçimler ve Çerkeslere ilişkin partilerinin görüş ve yaklaşımlarını sundukları birinci panele geçildi. Oturum Başkanı Sayın Vacit Kadıoğlu panel açılış konuşmasında son zamanlarda kadınlara karşı şiddet konusuna dikkat çekti ve 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününü kutladı. Sayın Kadıoğlu, konferans çağrı yöntemi hakkında bilgi verdi. Konferansa, TBMM’de grubu bulunan partilere özel çağrı, diğer parti veya aday adaylarına ise Federasyon WEB sayfasından genel çağrı yapıldığını belirtti. Panelin ilk konuşmacısı CHP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Murat Özçelik sözlerine CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendisini, Çerkeslere selamlarını iletmek üzere görevlendirdiğini belirterek başladı. Çerkeslerin ikinci vatanlarında, vatan duygusuna vakıf kişiler olarak vatandaşlık görevlerini yerine getirdiğini belirterek, Çerkes halkının özgün gelenek ve görenekleriyle diğer birçok halk tarafından kıskançlıkla takip edildiğini söyledi. Türkiye’de Çerkeslerin özgün dilini kullanması veya kültürünü yaşayabilmesi  konularında yeterince adım atılmadığını vurguladı. Çerkes halkının bazı taleplerinin Türkiye Cumhuriyetinin dış politakasının ana unsurlarından olamadığını, söz konusu taleplerin ancak dış politikaya belli bir konseptin unsurları olarak yerleştirildiğinde anlamı olabileceğini söyledi. Türkiye’nin her geçen gün diktatoryal bir yapıya doğru evrildiğini belirterek bu amaçla çıkarılmak istenen yasanın görüşmelerinin TBMM’inde devam ettiğine dikkat çekti. 2015 seçimlerinin ana gündem maddelerinin ekonomik sorunlar ve özgürlükler olduğunu belirtti. CHP’nin Türkiye’deki eski imajını düzeltmeye çalıştığını ve partinin özellikle dış politikada ağırlığı olacağını vurgulayarak, resmi dış politikada kavramlarının içerisine K.Kafkasya ile ilişkiler bölümünün konularak görüşmelere açılması gerektiğini söyledi. Türkiye ve Rusya arasında yapılan ikili anlaşmalarda, Çerkeslerin taleplerinin ve  K.Kafkasya ile ilişkilerinin, dış politikanın ana unsuru haline gelmesini sağlamak için gerekli girişimlerde bulunacaklarını belirtti. CHP’nin Çerkeslerin talepleri konusunda çalışacağını ve özgür bir ülkede kültürel haklarını yaşayacakları, kendi kültürlerini dünyaya tanıtacakları siyasi koşulların yaratılması dileğiyle konuşmasını tamamladı. Sayın Özçelik’in konuşması sonrasında soru-cevap bölümüne geçildi. Bu bölümde izleyiciler tarafından Sayın Özçelik’e; Anadil eğitimi, bazı partililer tarafından daha önce dile getirilmiş söylemler, Gürcistan ile ilişkiler, Abhazya ve G.Osetya’nın bağımsızlığı ve Kaffed Demokratik Talepleri konularındaki görüşleri soruldu. CHP MYK adına konuştuğunu belirten Sayın Özçelik sorulara şu cevapları verdi: “…CHP’nin hedefleri Çerkes toplumunun taleplerinden farklı değildir. Kreşlerden, anaokullarından başlanarak çocuklara, anadil eğitimini resmi dil ile birlikte verilmelidir. Evrensel hukuka uygun olarak, Türkiye’deki tüm halklara bu haklar uygulanmalıdır. p> CHP içinde farklı gruplar vardır. Aday adaylarının örgüt içinden gelmesi önemlidir. Partinin herhangi bir etnik gruba karşı politika yürütmesine izin verilmemektedir. Evrensel hukuka uygun etnik kimlik politika anlayışı söz konusudur. p> Diplomatik çözüm için yeterince girişimlerde bulunulmadığından Abhazya veya G.Osetya Türkiye dış politikasında yer alamamıştır. İktidara geldiğimiz taktirde belli aşamalar halinde, TC-RF-Gürcistan nezdinde gereği yapılacaktır. Çerkesler gerekli siyasi güce ulaşamamıştır bunu sağlamak için sadece Çerkesler ile değil, Çerkesleri seven diğer halklar ile birlikte çalışılması ve işbirliği içinde olunması gerekmektedir…”p> Panelin ikinci konuşmacısı HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Sayın Alp Altınörs konuşmasına Kaffed tarafından gündeme getirilen demokratik taleplerin HDP parti programına uygun olduğunu söyleyerek başladı. Partisinin demokratik ulus anlayışından yana olduğunu, bu anlayışın etnik bir kökeni referans almayan eşit yurttaşlık temeline dayandığını söyledi. Ulus olmanın tasada ve sevinçte bir olmak olduğunu vurgulayarak, demokratik ulus siteminin etnik ve dinsel ayrım yapılmaksızın, herkesin kendisini bir parçası olarak hissedeceği bir sistem olduğunu belirtti. Türkiye Cumhuriyetinde tek millet anlayışına dayanan 90 yıllık paradigmanın çöktüğünü söyleyerek, günümüzde artık asimilasyon veya tekçi anlayışlarla ülkenin yönetilemeyeceğini, ancak demokratik ulus ve eşit yurttaşlık temelinde bir birlik sağlanabileceğini vurguladı. Partisinin anadil eğitimini Türkiye’deki tüm halklar için genelleştirileceğini vurguladı. Bölgemizde ciddi çatışmalar olduğunu ve bölge halklarının barış içinde bir arada yaşayabilmesine imkan  sağlayacak politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi. Müzakere sürecinin kapalı kapılar ardında yürütülmesinin AKP zihniyeti olduğunu belirterek HDP’nin bu görüşmelerin toplumsallaştırılmasını istediğini belirtti. Müzakere sürecinde açıklanan 10 madde konusunda AKP nin söylediği fazla bir şey olmadığını belirterek  AKP’nin başkanlık sitemine uygun bir anayasa yapılmasını istediğini vurguladı. Ve parti olarak Çerkesler  ile talepleri konusunda omuz omuza çalışacaklarını söyledi. Sayın Altınörs’ün konuşması sonrasında soru-cevap bölümüne geçildi. Bu bölümde izleyiciler tarafından Sayın Altınörs’e; Seçim barajı, HDP’nin Türkiye partisi olma yolundaki çalışmaları ve yerel yönetim modelleri konularında sorular yöneltildi.  Söz konusu sorulara Sayın Altınörs şu cevapları verdi: “…HDP barajı aşmadıkça başka partiler bunu indirmeyecektir. Baraj aşılamaması durumu dünyanın sonu değildir. HDP Türkiye’de ezilen tüm halklara elini uzatmış durumdadır ve ne yapacaklarsa Çerkeslerin yanında olacaktır. Partimizin yerel yönetim anlayışı, yerinden yönetimdir. Belediye Başkanlığı ve Valilik kaldırılacaktır. Yerel yönetimin temsilcisi seçilmiş bir kent yöneticisi olacaktır. Mahalle, köy, kasaba vb halk meclisleri kurulacaktır…”p> Oturum Başkanlığını Sayın Filiz Çelik’in üstlendiği ikinci panale, Tamer Apiş (Hatay-CHP), Yalçın Karadaş (İstanbul 2. Bölge Bağımsız), Mehmet Oğur (Hatay-HDP), Levent Turgut (Bursa-AKP) katıldılar. Panelde ilk olarak Sayın Tamer Apiş konuşma yaptı. Derneklerde aldığı görevler ve CHP içindeki siyasi yaşamı hakkında bilgi verdi. Mevcut siyasi durum ve sorunlar konusunda açıklamalar yaptı ve mevcut siyasi iktidar ile ilgili eleştirilerde bulundu. Seçildiği taktirde Çerkes toplumu için çalışacağını belirtti. İkinci konuşmacı Sayın Yalçın Karadaş yaptığı konuşmada; Türkiyede siyasetin olması gerektiği gibi yapılmadığını belirtti. Aday olma sürecinin toplumsal bir ihtiyaçtan ortaya çıktığını söyledi. Bu tip toplantıların yapılmasını kendisininde düşündüğünü ve önemsediğini vurguladı. Mecliste grubu bulunan iki partinin ve ÇDP’nin konferansa katılmamalarının çok büyük eksiklik olduğunu söyledi. TBMM’ne tam bağımsız olarak girmek istediğini belirtti. Adaylık süreci ile bazı haksız eleştiriler yapıldığını, çalışmalarına hiçbir kurum veya kuruluştan destek almadan devam ettiğini vurguladı. HDP’nin eğer seçim barajını aşamazsa, ne yapacağını dair net bir açıklama yapmaktan kaçındığını söyledi. Üçüncü konuşmacı  Sayın Mehmet Oğur yaptığı konuşmada; Türkiye Cumhuriyetinin tek uluscu diğer milletlere saygı duymayan bir devlet anlayışına sahip olduğunu belirtti. Buna rağmen Çerkeslerin devletçi düzen partilerini desteklemeye devam ettiğini vurguladı. Eşit vatandaşlık gibi siyasi taleplerin sadece dernekler vasıtasıyla yürütülmesi mümkün olmadığını, örgütlerimizin siyasi partilerle yakın ilişkiler içinde olması gerektiğini söyledi. Aynı zamanda sorunlarımızın tüm diğer siyasi hareketlerin de gündemine alınması yolunda çalışılmasını önerdi. Dilimizin ve kültürümüzün yaşatılmasının yerel yönetimlerle mümkün olabileceğini belirtti. HDP’nin tüm halkları kucaklayan bir şemsiye parti olduğunu belirterek etnik halkların kendi taleplerinin yanı sıra barış, istikrar ve huzur istediğini vurguladı. Dördüncü konuşmacı Sayın Levent Turgut, dernek yönetimlerinde yaptığı çalışmalardan söz etti. Kaffed ilkeleri doğrultusunda çalışacağını belirtti. Profesyonel  siyasetçi olmadığını ancak seçimlere bir Çerkes olarak katılmak istediğini söyledi. Siyasi partiler ve yerel yönetimlerde Çerkeslerin yer alması halkımızın temsiliyeti açısından önemli olduğunu vurguladı. Özellikle yerel kaynaklardan faydalanmanın derneklerimizin işlerini kolaylaştırdığını belirterek bu destekleri alabilmek için siyasetin içinde olunması gerektiğini söyledi. Konuşmalar tamamlandıktan sonra Ak Parti Kayseri aday adayı Sayın Seyfullah Kaplan ve Demokrat Partiden Sayın Burhanettin Şen, talepleri üzerine, siyaset, seçimler ve Çerkesler için önemi konusunda birer konuşma yaptılar. Daha sonra soru cevap bölümüne geçildi. Konferans soru cevap bölümünden sonra Genel Başkan Y. Aslankaya’nın katılımcılara teşekkür ettiği ve başarılar dilediği konuşmasıyla sona erdi. Konferansta yapılan tüm sunumlar en kısa zamanda sitemize yüklenecektir. {gallery}/haber/federasyon/2015/genel secim konferans{/gallery} div> Kaffed Genel Başkanı Yaşar Aslankaya'nın konuşmasını okuyucularımızın bilgisine sunuyoruz: Sayın Siyasi Parti temsilcileri,p> Saygıdeğer büyüklerim,p> Değerli katılımcılar, sevgili dostlar, p> Kafkas Dernekleri Federasyonu tarafından düzenlenen “2015 Genel Seçimleri ve Çerkesler” konferansına hepiniz hoş geldiniz.p> Son yıllarda Türkiye'de, bölgemizde ve dünyada, gerekli adımlar atılmadığı taktirde, Çerkesler açısından son derece olumsuz sonuçlara yol açma potansiyeline sahip gelişmeler yaşanmaktadır.p> Orta Doğu'daki savaşlar, tüm bölge halkları gibi Çerkeslerin de büyük acılar yaşamasına neden oluyor. Suriye’de Çerkeslerde ölüyor ve binlercesi şimdiden evini terk etmek zorunda kaldı. p> Ne zaman sona ereceği öngörülemeyen bu savaştan dolayı Ürdün ve İsrail Çerkeslerinin gelecek kaygılar artıyor. p> Ukrayna Savaşı ile birlikte Batı ve Rusya arasında yeni “Soğuk Savaş” döneminin başladığı iddia ediliyor. p> Kafkasya'da özlenen istikrar ve barış ortamı bir türlü kurulamıyor.p> Rusya'da merkeziyetçi ve  milliyetçi eğilimler güç kazanıyor. p> Türkiye’de demokratikleşme süreci, giderek artan siyasal ve toplumsal kutuplaşmanın baskısı altında tökezlerken, dünya ekonomisinde 2008'den beri yaşanan krizin de etkisiyle ülkedeki belirsizlikler ve kırılganlıklar artıyor. p> Haziran 2015 Genel Seçimleri, böylesine sıcak bir ortamda ve kritik bir zamanda yapılacak. Ülkenin geleceği açısından çok önemli olan bu seçime katılacak siyasi partilerin ve adayların çalışmaları olanca hızıyla başladı bile. p> Yapılan çeşitli açıklamalarda, seçimin muhtemel sonuçlarının, ülkenin siyasi sistemini değiştirme potansiyeline sahip olduğu, özellikle, vurgulanmaktadır. Herkesin bu denli önem atfettiği seçimler, doğaldır ki, ulusal varoluş mücadelesi veren biz Çerkesler içinde önemli olacaktır. Nitekim Çerkesler arasında seçim tartışmaları yoğun bir şekilde başlamış durumdadır.  p> Kafkas Dernekleri Federasyonu olarak böylesine önemli bir seçimin arefesinde;p> *Çerkeslerin demokratik taleplerinin gündeme gelmesini sağlamak,p> *Seçim sürecinde yer alacak siyasi parti ve adayların seçim programlarını ve Çerkeslere dair plan ve projelerini bizzat kendilerinden dinlemek,p> *Bu ülkenin ve Çerkeslerin sorunlarına duyarlı dostlarımızın, kendilerini mecliste temsil edecek vekil adaylarıyla yüz yüze konuşabilmelerine ortam sağlamak üzere,  bu konferansı düzenlemiş bulunuyoruz.p> Kaffed ilkeleri arasında, “Kaffed, hükümet dışı, gönüllü üyelik temelinde etkinlik gösteren bir sivil toplum kuruluşudur. Herhangi bir parti veya siyasal gruba bağlı değildir” maddesi yer almaktadır. Bu ilke çerçevesinde federasyon genel merkezi veya üye derneklerimiz, siyasete dair  çalışmalarında her partiye eşit mesafede durmaktadır.p> Kaffed veya benzer sivil toplum kuruluşları, bir ülkede demokrasiye yaptıkları katkının yanında sosyal alanlarda da yaşamsal bir misyonu yerine getirmektedir. p> Sivil toplum kuruluşları kamuoyu oluşturarak, siyasal ve sosyo-kültürel taleplerini dile getirmekte ve bu taleplerin dikkate alınması yolunda çalışmalar yapmaktadır.  p> Ancak Türkiye gibi mutlak çoğunluk sistemine dayalı seçim sistemlerinin bulunduğu ve partilerde liderlik sultasının olduğu ülkelerde, sivil toplum kuruluşlarının partiler ve adayları üzerindeki etkisi sınırlı kalmaktadır.p> Kaffed, 2015 seçim sürecini iki temel hedef doğrultusunda yürütmektedir:p> 1) Daha önce çeşitli ortamlarda gündeme getirdiğimiz, Türkiye Çerkeslerinin Demokratik Taleplerinin yeniden dile getirilmesi, savunulması ve siyaset kurumlarının programlarına dahil edilmesi, 2) Bu demokratik taleplerimizi benimseyerek , hayata geçirilmesi yolunda çalışacak, samimiyetine inandığımız adayların TBMM’ne seçilmesinin sağlanması.p> Bu amaçla Kaffed Genel Merkezinin ve Derneklerimizin, siyasi parti temsilcileri ve adaylar ile görüşmeleri devam etmektedir. Ayrıca en kısa zamanda, daha önce çeşitli etkinliklerde birlikte olduğumuz sivil toplum kuruluşlarıyla görüşerek, birlikte hareket etmenin yollarını aracağız.p> Bir rejimin temeli anayasasıdır ve maalesef  Türkiye’de bir anayasa sorunu vardır. Türk siyasal sisteminin anayasa dışındaki bir diğer önemli sorunu siyasal partiler kanunudur. Siyasi partiler kanunu demokratik değildir ve partilerin yapısı lider odaklıdır. Ayrıca seçim sistemindeki % 10 seçim barajı nedeniyle belli orandaki oylar mecliste temsil edilmemektedir. p> Türkiye’de demokratikleşmenin önünde engel teşkil eden önemli sorunlardan birisi de, farklı kimliklerin tanınmaması ve bunların taleplerinin dikkate alınmamasıdır. p> Bu sorun ancak farklı kimliklere yer açan, ulus ötesi anayasal vatandaşlık temelinde çözülebilir. Eşit yurttaşlık anlayışına dayanan böylesi bir çözüm hayata geçerse, farklı kimlik taleplerinin, anti-demokratik ve etnik-milliyetçi söylemlere bürünmesi de engellenmiş olacaktır.p> Türkiye Çerkesleri, kimlik ve kültürlerinin yaşatılabilmesi için Türkiye Cumhuriyeti'ndeki siyasi hareketlerden 8 başlıkta özetlenen taleplerinin karşılanmasını beklemektedir:p> 1. İnsana saygılı yeni bir anayasanın hazırlanmasıp> 2. Kimlik ve kültürel hakların güvence altına alınmasıp> 3. Anadili eğitiminin yaygınlaştırılması ve Anadilde eğitimin hayata geçmesip> 4. Çerkesce televizyon ve radyo yayınlarının yapılmasıp> 5. Çerkes kültürüne yönelik sivil toplum kuruluşlarının desteklenmesip> 6. Dönüş hakkının tanınmasıp> 7. Kuzey Kafkasya Cumhuriyetleri ile ilişkilerin güçlendirilmesip> 8. Abhazya ve Güney Osetya'nın tanınmasıp> Türkiye siyaset sahnesinde, kendi özgün kimlikleriyle yeterince yer alamayan biz Çerkeslerin bu talepleri, ülkenin kalabalık gündeminde, hakettiği ilgiyi maalesef görmüyor. p> Çeşitli dönemlerde, farklı isimlerle başlatılan “Süreçler  ve Çalıştaylar” ile toplumun bazı kesimlerinin sorunları dile getirilirken, Çerkeslerin yaşamsal sorunları göz ardı ediliyor. p> Tam bu noktada Çerkes ulusal bilincine sahip, kendi bireysel dünya görüşü ve siyasi anlayışına göre oy kullanacak seçmen kardeşlerimize önemli bir görev düşmektedir. Bu ülkenin yurttaşı olarak daha demokratik ve daha müreffeh bir Türkiye için oy kullanırken, seçime katılan parti veya adayları;p> Çerkes ulusal sorununa bakış açıları ve yaklaşımları,p> bu sorunların çözümüne dair plan, program ve projeleri, p> bu plan, program ve projeleri yerine getirme iradeleri açısından da değerlendirmesi gerekecektir.p> Siyaset sadece seçim dönemlerinde değil, her daim  siyasi yaşamın içinde fiilen yer alarak yapılmalıdır. Çerkesler arasında siyaset ile ilgilenen veya bu alanda akademik çalışmalar yapan gençlerimizin, yerelden başlayarak siyaset kurumlarına katılmaları ve aktif siyasi kadrolarda yer almalarını sağlamak için  özel çaba gösterilmelidir.p> Ayrıca halen siyaset içinde yer alan veya bu alana girmek isteyen gençlerimizin, temel siyasi konularda kendilerini geliştirirken, Çerkeslerin siyasi talepleri ve bunların takip yöntemleri konusunda da bilinçlenmelerini sağlamak zorundayız. Bu şekilde, Çerkes toplumundan siyaset yapanların, kendi siyasi hareketleri içinde Çerkes Kimliği ile de siyaset yapmasının altyapısı hazırlanabilecektir.p> Kaffed olarak bu seçim sürecini;p> yerelden başlayarak tüm ülkede vatandaşların verilen kararlarda söz sahibi olduğu, p> yetkililerin hesap verdiği, herkesin kendi olarak kabul ve saygı gördüğü, p> farklı düşünce, yaşam tarzı ve inanca sahip herkesle bir arada barış içinde yaşanacak demokratik bir kültürün geliştirilmesi açısından önemli görüyoruz.p> Kaffed, tüm derneklerimiz ve üyelerimiz ile birlikte Türkiye'de demokratik bir kültürün yerleşmesi için üzerine düşeni yapacaktır.p> Çerkes halkının varoluş mücadelesine destek veren, “bu çorbada benim de bir tutam tuzum olsun” diyerek konferansa katılan herkese tekrar teşekkür ediyor, bugünün yeni düşüncelerin geliştirilmesi ve yeni dostlukların kurulmasına vesile olmasını diliyorum.p> Hepinize saygılarımı sunuyorum…p> Konferanska ilgili basında çıkan haberler için aşağıdaki linkleri tıklayınız... http://www.demokrathaber.net/siyaset/hdp-cerkeslerin-esit-yurttaslik-talebinin-yanindayiz-h45876.htmlstrong>div> http://www.kafkasakademi.com/haberler/kaffed-39in-2015-genel-secimleri-ve-cerkesler-konferansi-gerceklestirildi-228.htmlstrong>div> http://www.etha.com.tr/Haber/2015/03/07/politika/altinors-cerkeslerin-esit-yurttaslik-talebinin-yan/strong>div>nanKaffed

Dünya Kadınlar Günümüz Kutlu Olsun

Kadınlarımız...p> Yaşamımızı anlamlandıran en önemli unsur...p> 8 Mart, kadınların hak ve eşitlik isteklerini dile getirdikleri, kadın olmaktan dolayı yaşadıkları sorunlarına dikkat çektikleri, örgütlenme, özgürleşme ve dayanışma  günüdür. Bu tarihin uluslararası düzeyde kabul gören bir hal alması 1970’ler olsa da, dünya kadınlarının ortak bir gün kutlama isteğinin gündeme gelişine dayanak sağlayan olay 1800'lerin ortasına rastlar. 8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi kadın, düşük ücret, uzun çalışma saatleri ve insanlık dışı çalışma koşullarını protesto etmek için bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin müdahalesi ile çıkan olaylar ve yangın sonucu 129 kadın hayatını kaybetti. 26 - 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka'nın Kopenhag kentinde II. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında, Almanya Sosyal Demokrat Partisi’nden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın "Dünya Kadınlar Günü" olarak kutlanmasını önerdi  ve öneri oybirliğiyle kabul edildi. Kopenhag kararından sonra ilk kez 19 Mart 1911’de Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre’de yüz binlerce kadın ve erkek değişik aktivitelerle “Kadınlar Günü”nü kutladılar. Daha sonra kadınlar oy verme ve seçme-seçilme haklarının yanı sıra meslek edinme ve mesleki eğitim görme haklarını da istediler. 1975’i  “Dünya Kadınlar Yılı” ilan eden Birleşmiş Milletler Örgütü, 16 Aralık 1977’de 8 Mart’ın, tüm kadınlar için “Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlanmasını kararlaştırdı. Ayrıca kadınlara eşit hakların verilmesinin dünya barışını güçlendireceği kabul edildi. Türkiye'de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında "Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlandı.  "Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı" programından Türkiye'nin de etkilenmesiyle, 1975 yılında "Türkiye 1975 Kadın Yılı" kongresi yapıldı ve o tarihten itibaren 8 Mart Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmaya başlandı.   Çerkes kadını Seteney Guaşe’den beridir toplumun gizli önderi, yol göstericisi, öğretmeni, geleceğinin mimarıdır. Kültürün, dilin, kısacası yaşamın taşıyıcısıdır. Dünyanın dört bir yanına dağıtılmış bir toplum olmamıza inat, Anadolu’da, Arap çöllerinde, Amerika’da, İsrail’de ve dünyanın birçok yerinde, bir araya gelip anlaşmışçasına hala aynı dili, aynı örf ve adetleri yaşatabiliyor olmamız Çerkes kadınının başarısıdır... Tarih boyunca pekçok konuda olduğu gibi, kadına verilen, hak ettiği ayrıcalıklı önem konusunda da diğer toplumlara örnek olan Çerkes toplumu, çok şey borçlu olduğu kadınlarını her zaman baş tacı etmiştir, etmeye de devam edecektir. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyor, dünyada kadına yönelik negatif ayırımcılıkların, aşağılamanın, tecavüzlerin, dayak ve töre cinayetlerinin son bularak, örf ve adetlerimizde Çerkes kadınlarına verilen önem ve değerin tüm kültürlere örnek olmasını diliyoruz.  KAFKAS DERNEKLERİ FEDERASYONUp> Dünya Çerkes Birliği’nin, Sürgünün 141. yılında kadınlarımıza hitaben yayınladığı mesajı bir kez daha bilgilerinize sunuyoruz.span>p> Kadınlarımıza… Saygın ve sevecen analarımız, bacılarımız! Şu koca dünyada Çerkes halkı varolalı beri ulusal ocağımızı tüttüren ateşimizi söndürmeyen, bebelere anadilimizi ilk dinleten ve öğreten, halkımızın törelerini, güzel değerlerini, yurt ve insan sevgisini onlara aşılayan aile mutluluğumuza, ulusal onur, gurur ve huzurumuza temel harcı olagelenler hep sizlersiniz; kadınlarımız analarımızdır. Eşsiz Çerkes töremizin yurt sevgisinden sonra en anlamlı ve önemli ilkesi olarak kendini gösteren yaşam pratiği, kadına verilen değer ve ona gösterilen saygıdır. Bilge Nart yiğitlerinin içlerine sindirerek her zaman Seteney Guaşe'ye danışma gereği duymaları, atalarımızın, (kadın lehine en önemi şeyden bile fedakarlık edilir, anlamında; kadını yücelten) "Bzılhxuğhem pşherıh xuşhane" söylemindeki anlayışın gereğidir. Erkeğin, evladın, köyün, hatta yurdun mutluluk ve esenliği, dün olduğu gibi bugün de kadının şiddetsiz ama sınırsız gücüne, tatlı diline, beşikteki ninnisine, tükenmeyen sevgisine bağlıdır. Dünyada darmadağın, kendi anayurdumuzda bölük pörçük olduğumuz, büyük ulusların gölgeleri altında kaldığımız, pek çoğumuzun anadilimizi, ulusal kültürümüzü ve değerlerimizi neredeyse kaybeder hale geldiğimiz, günümüzün bu acımasız ve karmaşık ortamında, halkımızın yeniden derlenip toparlanması, sağlıklı kuşaklar yetiştirebilmesi, ulusal varlığın ve değerlerin korunması bakımından güvenilebilecek tek güç sizlersiniz, kadınlarımızdır! Her zaman üzerimize titreyen analarımızdır. Kendimizi ne denli büyük görürsek görelim, ne denli yüksek makamlara ulaşmış olursak olalım, içimizde bir kadının, ananın hayat vermediği, onun beşikte kundaklamadığı kimse yoktur. Ailede dünyaya gelen her bebeğin nasıl bir insan olacağı, en çok annesinin anlayışına, onun kalbinden verebildiği gönül sıcaklığına bağlıdır. Halkımızın varlığını sürdürmesi de yok olup gitmesi de, kahramanlar yetiştirmemiz de içimizden korkak birilerinin çıkması da sizin elinizdedir. Dünya Çerkes Birliği III. Olağan Genel Kurul delegeleri olarak bizler, yukarıda belirttiğimiz ulusal kültürümüz, gelenek ve göreneklerimiz çerçevesinde, sizin gücünüze ve becerinize inanıp güvenerek, halkımız için bugüne değin yapageldiğiniz, halen de yapmakta olduğunuz büyük fedakârlıklar karşısında saygıyla eğilerek yalvarıyor ve diyoruz ki; “Şu yer yuvarlağının hangi köşesinde yaşıyor olursanız olunuz, ama anadilimizi çocuklarınızın ağzından düşürmeyiniz! Zira hangi ulusal adla anılıyor olursa olsun, anadilini kaybeden ulus, ulus kalamaz. Dikkat edin ve anadilinden yoksun kalan evlatlarınızın ahından kendinizi koruyun. Ulusumuzun huzurunda, herhalde cevabı ondan daha zor bir sorgu, cezası ondan daha ödenemez bir suç düşünülemez. Sizden, Çerkes ulusal onurumuzu yeni kuşaklara aktarmanızı diliyoruz, Zira, bizi diğer halklardan ayıran en belirgin özelliklerden biri, kendine hakim olmayı bilmesi, güzel ve onurlu yaşama geleneği, özsaygısı, aynı saygıyı başkalarına da gösterebilmesidir. Sizler ve evlatlarınız, nerede doğmuş, nerede yaşıyor olursanız olunuz, şunu asla unutmayınız ki; dünya üzerinde "Bu benim ata yurdumdur" diyebileceğiniz yegane toprak parçası Kafkasya'dır, Oşhamaxue’nin etekleridir, üç denizin çevrelediği vadilerdir. Sizleri hep kendi canından birer parça olarak gören soydaşlarınız, her zaman sizleri orada hasretle beklemektedir. Şu koca dünyada adı hep iyilikle, saygıyla, onurla anılan kadınlarımız! Sizlere sesleniyor ve diyoruz ki; binlerce yıllık tarihinde kendi öz gücü ve kahramanlıklarına, bizleri bugünlere kadar getirmiş olan ecdadımıza layık olabilmek; birleşip bütünleşmiş, çoğalıp güçlenmiş, onlara layık yeni kuşaklar olarak tarihteki yerimizi yeniden alabilmek ve bu yeri koruyabilmek için tüm gücümüzü ve olanaklarımızı seferber edelim! Bu konuda sizlere, yüce Tanrı’nın da yardımcı olmasını diliyoruz. Dünya Çerkes Birliği  nanKaffed

Fazıl İskender 86 Yaşında

Büyük Abhaz yazarı Fazıl İskender'in 86. doğum günü vesilesiyle Moskova'da yazarı ve eserlerini tanıtan bir sergi düzenlendi. Abhazya devlet başkanı Raul Hacımba yayınladığı mesajda, Fazıl İskender'in Abhaz edebiyatına yaptığı katkıları vurguladı ve büyük yazarın doğum gününü kutladı. Fazıl İskender 1960'larda yayınladığı eserleri ile tüm Sovyetler Birliği'nde tanınmaya başladı. 20. yüzyılın başlarından 1970'lere kadar bir Abhaz köyündeki yaşamı anlatan romanı Chegem'li Sandro bütün dünyada büyük beğeni kazandı. 1983'de İngilizce olarak da yayımlanan bu romanı ile Fazıl İskender New York Times'ta "Abhazya'nın Mark Twain'i" olarak tanıtıldı. İskender'in roman kahramanı Chik'in heykeli 3 Eylül 2011'de Sohum'da Muhacir Rıhtımı'na dikildi.p> Fazıl İskender'in eserleri Keçi-Öküz Yıldızı (Hürriyet Yayınları, 1974), Çil ve Puşkin (Milliyet Yayınları, 1996; Dünya Kitapları, 2004), Kafkas Öyküleri (De Basım Yayın, 2004) ve Sandro Dayı (Milliyet Yayınları, 1997) Türkçe'ye de çevrildi.p> 86. doğum gününde Fazıl İskender'i kutluyoruz.  nanKaffed