Vefat ve Başsağlığı / Ajund Şendoğan Kayıt

Abhazya Bağımsızlık Savaşı'nın yiğit gazisi, Hendek Kafkas Derneği eski başkanlarından değerli büyüğümüz Ajund Şendoğan Kayıt 14 Eylül 2018 günü vefat etmiştir. Abhazya'ya ve kültürümüze katkıları asla unutulmayacak olan değerli büyüğümüze Allah'tan rahmet, ailesi ve halkımıza sabır ve başsağlığı dileriz. KAFKAS DERNEKLERİ FEDERASYONUnanKaffed

Abhazya Başbakanı Gaguliya Hayatını Kaybetti

Abhazya Cumhuriyeti Başbakanı Gennady Gaguliya 8 Eylül gecesi geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetmiştir. Abhazya Halkına üst düzey hizmetlerde bulunan Gennady Gaguliya’nın kaybından derin üzüntü duyuyoruz. Merhuma Allah'tan rahmet, ailesine ve Abhazya Halkına başsağlığı diliyoruz. Kafkas Dernekleri Federasyonu Gennday Gaguliya 4 Ocak 1948'de Lıhnı köyünde doğdu. 1972'de Belarus Politeknik Enstitüsü'nden mezun olan Gaguliya, 1977-1986 yıllarında Ritsa Gölü'nde Gıda Kombinası'nda başkan yardımcısı olarak çalıştı, 1986-1991 döneminde Gudauta bölge tüketici kooperatifi başkanı oldu. 1991'de Abhazya ÖSSC Dış Ekonomik İlişkiler Devlet Komitesi üyesi, 1992-1995 yıllarında Abhazya Başbakan Yardımcısı ve 1995-1997'de Abhazya Cumhuriyeti Başbakanı olarak görev yaptı. 1997'den itibaren Rusya Devlet Meclisi Başkan Yardımcısı olan Gaguliya 2002'de Abhazya Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı oldu, 2002-2003 yıllarında ikinci kez Başbakanlık görevine getirildi. 2005'de tekrar Abhazya Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı olan Gaguliya, Nisan 2018'den itibaren üçüncü kez Abhazya Cumhuriyeti Başbakanı olarak görev yapıyordu. Suriye Cumhuriyeti'ne yapılan resmi ziyaretden dönen Gaguliya, 8 Eylül gecesi Gudauta yakınlarındaki trafik kazasında hayatını kaybetti.        nanKaffed

Vefat ve Başsağlığı / Guser Yaşar İsmail Baykan

Kafkas Dernekleri Federasyonu Yönetim Kurulu üyesi Sevinç Baykan Özden ile Bedriye Doğan ve Merhum Sönmez Baykan'ın babaları Guser Yaşar İsmail Baykan vefat etmiştir. Cenazesi 6 Eylül perşembe günü öğlen namazına müteakip Balıkesir merkez Orhanlı köyünde defin eedilmiştir. Merhuma Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine başsağlığı dileriz. KAFKAS DERNEKLERİ FEDERASYONUnanKaffed

Kendine Doğru Bir Yolculuk: Maykop

Küçüklüğüm; göç etttiğimiz topraklara dair anlatıları olan yaşlıları dinleyerek geçti. Kafkasya, dağları ve bereketi ile sanki masalsı Kaf Dağı gibi bir etki yaratırdı çocuk zihnimde. Kültürümüzün ve dilimizin, yaşadığımız coğrafyadan belirgin bir şekilde ayrı ve mistik bir tarafı vardı. Dedemin kendi elleriyle yaptığı büyük Adige evinde kocaman bir aile olarak,  kapısı herkese açık sımsıcak yuva kıvamında bir yaşantımız vardı. Düzce depremiyle evimiz kullanılamaz hale geldikten sonra sanki bir dönem kapandı. Üniversite ve iş hayatının beni başka bir düzleme çekmesiyle tempolu bir yaşam mücadelesine giriştikten sonra kültürüm biraz daha uzaklaştı benden. Bu sırada çeşitli vesilerle çokça seyahat etme imkanı bulmuştum. Hindistana dahi gitmiştim. Son iki yıldır ise ben kimim ve bu dünyada ne işe yarıyorum  gibi sorular zihnimde daha çok yer kaplamaya başladı. Pek çok farklı şeye baktıktan sonra bu kadar kimlik politikaları yapılan günümüzde kendi kimlik aidiyet sorunuma eğilmenin önemini kavradım. Ailemin büyüklerinin de katkısıyla Kaffed'in düzenlediği Maykop gezisine katılma kararı verdim. Eğer yolunuzu kaybettiyseniz size yolunuzu kökleriniz gösterebilir sanırım. Yolculukların ve gitmenin gücüne hep inanmışımdır. Her şeyi okuyabiliriz ya da izleyebiliriz lakin bir yerde bedenen bulunmak, o havayı içine çekmek, görmek, tatmak çok daha derin bir anlama imkanı sunuyor. Maykop yolculuğuna karar  verdikten sonra içimde bir ferahlık oldu. Gezi günü gelip çattığında ziyadesiyle heyecanlıydım. Grubumuzdakilerle havaalanında tanıştık. henüz havaalanında Anavatan havası üzerimize oturmuş müzik yapmaya başlamıştık. Bekleme salonundaki herkesin bize eşlik etmesi yolculuğun ne kadar güzel geçeceğini haber veriyor gibiydi.  Maykop‘ta bizi Adigey Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı‘na bağlı bir rehber karşıladı. Rehberimiz Suat gittiğimiz andan dönüşümüze kadar bizi bir an yalnız bırakmadı. Ben Anavatanımda çok iyi ağırlanmış ve gözetilmiş hissettim kendimi oysa cesit çeşit şehir efsaneleri duymuştum yaşam koşullarına dair. Yaşam koşulları açısından Maykop elbette çok gelişmiş bir şehir değil ama Adıge kültürünün yarattığı karşılıklı saygı ve güvenlik duygusunu hissetmemek mümkün değildi. Her şey son derece sade olmasına rağmen fonksiyonel ve estetikti. Doğa ve kültüre şahit oldukça aidiyet anlamında ruhumda, zihnimde taşların yerine oturduğunu hissetmek sanırım parayla satın alınamayacak kadar kıymetli benim için. Özellikle yeşil bir deniz gibi görünen dağlar, atalarımın nasıl bir ekolojinin içinde yaşadığını hissettirmekle kalmıyor adeta anlatıyordu.  Genel olarak hızla duygulanan biri değilim, sanırım bir araştırmacı hastalığı. Her zaman olan bitenden biraz kendimi ayırıp gözlem yapmayı tercih ederim. Lakin benim de çok duygulandığım anlar oldu. Mafehable ziyaretimiz esnasında çocukların kendi arasında Adigabze konuştuğu an, en duygulandığım andı. Kendi topraklarımda çocukların aralarında Adigabze konuşup şakalaşmalarını görmek gözlerimi doldurdu. Buna benzer duyguları Adige Xase’de çocuk tiyatrosunu izlerken de hissettim. Her ne kadar Adıgabze konuşulduğunda anlamasam da çocukların konuştugu Adıgabze bana hepsinden güzel gelmiş, onları dinlemekten büyük bir keyif almıştım.  Benim ailem Adıgabzeyi bizden gizli bir şey konuşmak istediğinde tercih ettiğinden hep az biraz anlamış ama asla bir mizah ve kendini ifade dili olarak kullanmamıştım. Benim geldiğim Düzce'de çoğunluklu sadece yaşlılar kendi aralarında Adıgabze konuşurdu. Ancak ne yazık ki çocukların konuşmadığı şakalaşmadığı, oyun dili olarak kullanmadıgı bir dilin sürdürülebilirliğinin zor oldugunu görmemiz lazım. Öte yandan böyle duygulanımlar, hem hüzün hem gurur içeriyor. Dilimizin canlılıgını orada görmek çok umut verici. Yine de şunu asla unutmamak gerektiğini de fark ettim. Bir noktada eger kalpler birlikte atıyor ve ortak kültürel zemin bizi bir tornado gibi çekiyorsa dil dahi bir bariyer olmaktan çıkıyor. Adige TV'den güzel dostlarımızla “google translate” üzerinden anlaştık mesela. Saatlerce ve sabırla google translate üzerinden birbirimizle konuştuk. Her gün spontan bir şekilde buluştuk. Bu da dilin dahi bir kültürün sonu olmadıgını gösteren çok güzel anlardı. Geziyi mükemmel bir şekilde yöneten Thamatemiz Adnan Arslan kaç yaşında olursak olalım dilimizi öğrenebileceğimize dair bizi cesaretlendiren, ilham veren bir yaşam örneği. Nitekim kendisi 40 yaşından sonra hem konuşmayı hem de yazmayı öğrenmiş.   Bizim grubumuz dans ve müzik konusunda ciddi bir potansiyele sahip olsa da grubumuzda Adıgabze konuşan sadece Şamil arkadaşımızdı. Kendi soydaşlarımızla çevirmenle anlaşmaya çalışmak üzücü ve yıpratıcı olsa da ziyaret ettiğimiz tüm Kurumlarda kapılarda karşılandık, en iyi şekilde ağırlandık, Masada hepimiz birbirimize bir şeyler aktarmaya çalıştık, akışta konuşamadık belki ama anlamanın idrak etmenin yollarını bir şekilde bulduk. Bir diğer duygulandıgım an müze ziyaretimiz sırasında oldu. Sanat her halkın sesidir derler ya, bana Adige olmanın ne oldugunu en iyi anlatanlardan biri de bu Adige sanatçı oldu. Adige evinin her halktan herkese günün her saatinde açık olmasını simgeleyen eserlerden, çok güçlü Adige kadınlarını anlatan tasarımlarına kadar bizim kültürümüzün dünyaya ne çok vaad ettiğini ve genlerimde ve tarihimde bu hediyelerin hazır paketler halinde bulundugunu hissetmek çok kıymetli. Bizim, cinsiyetler, yaşlar ve kültürler arasındaki ahengi ve saygıyı kapsayan son derece kıymetli bir kültürümüz olduğunu sayesinde bir kez daha idrak ettim.  Babamın anlattığına göre Adigeler Anadolu’ya ilk geldiği zamanlarda diğer halklar bize “siz ne enteresan bir halksınız yaşlılarınıza resmen tapıyorsunuz” demişler. Yaşlılara duyulan saygının kaybedildiği, halklar arasında karşılık tolerasın kaybedildiği şu çağda  kültürümüzün bize verdiği saygı kültürünün hem içinde yaşadığımız ülke hem de dünya için ne kadar kritik olduğunu ifade etmem gerek. Doğayla ve yaşamla daha sert bir ilişki kurmuş yaşlılarımızın deneyimlerini almadan ilerlemenin tüm dünyada çok mümkün olmadığını düşünüyorum. Kökleri derine inmeyen hiç bir ağacın dalları göğe yükselemezmiş.   Öte yandan Adige kültüründe gençlere ve kadınlara daha fazla alan açılması gerektiği konusunda bir aydınlanma yaşadım. Sonuçta her kültürün temel taşıyıcısı kadınlar. Bu konuda Adige erkeklerinin ikna olmaya çok hazır olduğunu gösteren genç ve ufuk sahibi gençlerle tanıştım. Gençlerimizin önünün açılmasının sadece bulundugumuz ülkeler değil dünya için kritik bir öneme sahip oldugunu hissettim. Halklar arasında, cinsiyetler ve jenerasyonlar arasında toleransa ve saygıya dayanan kültürümle gurur duydum. Şu an dünya mirasına Adige olarak ne sunabileceğimi daha fazla idrak etmiş bulunuyorum.   Grubumuzda pek çok insanın farklı anlarda duygulandığını biliyorum. Ben sadece kendi hislerimden bir kesit vermek istedim bu yazıda. Grubumuzdaki herkesin genel ruh halinden ve orada kurduğumuz tüm ilişkilerden memnunum, heybemi pek çok şeyle doldurmuş olarak döndüğümü söyleyebilirim. Birer yabancı olarak başladığımız gezimizde birbirinden kopmayacak dostlar olarak ayrıldık. En ufacık bir kargaşa yaşamadık, her şey su gibi aktı. Birbirimizi tanımasak da kültürel alt zeminimiz çok hızla sağlıklı ilişkiler kurulmasına olanak sağladı. Yardımlaşmamız, tartışmalarımız ve uyumumuz mükemmeldi. Elbette bu konuda thamatemiz Adnan Arslan‘ın çok payı var.  Kendi adıma çıkardığım bir kaç sonucu yazının sonunda paylaşmak isterim. 1. Kurumlarımıza destek olmak ve diaspora anavatan arasında köprüler kurma çabalarını bir kaç iyi niyetli insana yuklememek cunku halk olmak sorumluluk gerektirir. 2. Dil öğrenmek. 3. Adige olmaya dair kültürel kodları mesleğime, insan olma çabalarıma yansıtarak kültürümün hediyelerini hem ülkemle hem de dünyayla çağdaş biçimlerde paylaşmak. Son olarak bizimle ilgilenen tum Adige yetkililerine sonsuz tesekkur ederim. Ve dünyanın heryanına dağılmış adigelere kalbi sevgilerimi göndermek isterimnanAyça Zengin

30 Ağustos Zafer Bayramı Kutlu Olsun

İşgale karşı vatan savunmasını onurlarıyla gerçekleştiren ve zafere taşıyan Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını minnetle anıyor; tüm halkımızın 30 Ağustos Zafer Bayramını kutluyoruz. KAFKAS DERNEKLERİ FEDERASYONUnanKaffed

KAFFED Aile İçi Şiddeti Tanımak ve Önlemek Konulu Panele Katıldı

Ankara Yenimahalle Belediyesi Viyana Merkezli Avrupa Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü PS: EUROPE ile birlikte Ankara’da “Aile İçi Şiddeti Tanımak ve Önlemek” konulu panel düzenledi. Yenimahalle Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen panelin açılış konuşmasını Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar yaptı.   Panele CHP Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca, Ankara Barosu Eski Başkanı Sema Aksoy ve CHP İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil de konuşmacı olarak katıldı.   Yenimahalle Belediyesi'nin daveti üzerine KAFFED adına Panele Genel Başkan Yardımcısı Yıldız Şekerci ve Genel Sekreter Serpil Dizdarlar katıldı.   Panel’de aile içi şiddetin boyutları, devletin ve yerel yönetimlerin sorumlulukları, kadın sığınma evleri hakkında bilgi verildi. Aile içi şiddete maruz kalan ve hayata tutunan kadınlar tecrübelerini paylaştı.   nanKaffed

9. ULUSLARASI UZUNYAYLA ÇERKES KÜLTÜR FESTİVALİ ÜZERİNE…

Rakamları speküle etmenin hiçbir anlamı yok; 25.000 mi, 30.000 mi, 35.000 mi? Mahşeri bir kalabalığı o alana toplamak, gecenin yarısına dek 8-10 saat alanda tutmak dünyanın neresine giderseniz gidin organizasyonel açıdan büyük başarıdır. Anavatandan gelen misafirimiz Sokur Valeri “Muazzam bir kalabalık, inanın Nalçik’te böylesi bir kalabalığı toplamak mümkün değildir” diyerek ifade etti kalabalığın niceliğini. Organizasyon Komitesi Başkanı sevgili dostum Hanifi Akkan ve Kayseri Kafkas Derneği Başkanı kardeşim Boran Hayrettin Seyhan'ın şahsında emeği geçen herkesi tebrik etmek boynumuzun borcudur. Kuşkusuz bu organizasyonların görünen yüzü neşe, coşku, mutluluk, güzellikler ile katılımcıların hatıralarında yer bulurken; arka plan ve hazırlık aşamasındaki emek, stres, yorgunluk, yıpranmışlık vs. işin mutfağındakilerin bedenine ve ruhuna kazınır. Eleştiri yaparken de eleştiriyi alırken de bu perspektiften bakmak gerekir. Bu itibarla muazzam bir emek, başarılı bir organizasyon ve 1998 yılında Büyükgümüşgün köyündeki ilk festivalle karşılaştırdığımda her yönüyle “tekamül etmiş” bir festival gördüğümü rahatlıkla söyleyebilirim. Bazen “gereğinden fazla mı acaba?” dedirten çok ama çok dolu bir program taşındı sahneye. Lokal performans figürleri de vardı, uluslararası ağırlığa sahip sanatçılar ve gruplar da… Hepsinin sağlam kitleleri, sadık izleyicileri olduğunu gördük; bu herkes açısından sevindirici idi. Lokal ekiplerimiz de böylesi bir deneyimi iyi göğüslediler, onları da tebrik etmek gerekir. 30-35 000 kişinin karşısında adını söyleyemeyecek kişiler derin eleştirilere girişmesin boşuna. Ekipler, kişiler böyle olgunlaşır ve gelişir. Müzikalite açısından bence çok iyi bir gece idi. Tüm sanatçı ve grupların kendine has “tınısı” ve “tutkunu” vardı. İlgiyi hep diri tutmayı başardılar. Nehuş Kerim Uzunyayla’da da fenomen olmayı başarmış, geç saatte sahne almasına rağmen “sadık” izleyicisi ısrarla bekledi ve hedefe vardı bence. Sati Kazanova da Türkiye Çerkesleri ile ilk buluşmasında iyi bir sınav verdi, farklı bir vizyon açtı diyebiliriz. Ama Hatti bence gecenin tartışmasız “yıldız” grubu idi. Bir dünya markası olmayı hak ettiklerini düşünüyorum. Parça seçimleri de müzikaliteleri de üst seviyede idi. Yerel olanı da beynelmileli de bu kadar güzel yapan bizden bir grubun olması büyük bir şey… Her seferinde tekrar hayran oluyorum… Bu tür organizasyonlarda aksaklık, eksiklik, ufak tefek kusurların olmaması mümkün değildir. Burada da tabii ki vardı, bunları samimiyetle belirtmek gerekir. Benim en belirgin eleştirim “Organizasyon Thamadesi” olmaması idi. Bu bizim kültürel “Alamet-i Farikamız”dır. Muhtemelen geçen yılki olumsuz örnek sebebiyle gözardı edilmiş olabilir; ancak tam aksine bu yıl “doğru örnek” olmalı ve toplum “İşte budur” diyebilmeli idi. Katılımcıları idare etmek, hele ki bu sayıda katılımcıyı yönlendirmek zordur ama daha çok yönlendirme ve bilgilendirme yapılabilirdi; program içeriği el ilanları ile veya akıllı telefon uygulamaları ile kullanıma sunulabilirdi. Özellikle çevre temizliğine dikkat etmek ve “Çerkes duruşu” önemle vurgulanması gereken konulardı, bazen “Bize yakışmadı!” dediğimiz manzaralarla karşılaştık ki bu katılımcıların sorunudur büyük ölçüde. Alan çok büyük ve katılım çok fazla olunca özellikle arka taraflar olaydan koptular, ses sisteminin (ilave kolonlarla) arkaya da uzatılması gerekirdi. Protokol yer seçimi başlangıçta sıkıntılı idi sonra düzeltildi… Ali İhsan Varol’un programı hem uzun hem de içeriği itibarı ile en çok eleştiriyi hak eden program idi. Ancak canlı sahne performanslarında, hele hele “ünlüler” açısından bunu engellemek neredeyse imkânsızdır. Ben bir Çerkes olarak hem katılımcılara hem de “Veritl” Ali İhsan’a yakıştıramadım. Son olarak çok önemsediğim bir konu; gelecek yıllarda festivallerimizde ilgiyi devamlı diri tutmak açısından Adiğabze sunumu “gümbür gümbür” sunucularla ve teknik detaylarla (doğru ve iyi mikrofon kullanımı) sahneye taşıyabilmemiz, daha çok anadilimizle “sunum” yapabilmemiz gerekir. Kayseri’nin, Uzunyayla’nın hala bu potansiyeli var ve dilimizi kamusal alanda daha fazla ve doğru kullanmak hayati derecede önemlidir. Bu yazının amacı salt övgü olmadığı gibi salt eleştiri de değildir. Bizim olanın daha iyi, daha nitelikli olması için samimi değerlendirmelerimdir. Çok şey söylenip yazılabilir ama nihayetinde şunu açık yüreklilikle söylememiz gerekir: Kayseri Kafkas Derneği,  50. yılına yakışır bir festivali alnının akıyla başarmıştır. Sağolun varolun... Тхьэм фи щlэныгъэр, фи lэщlэгъэр йгъэбагъуэ. Ди хасэр илъэс мин и гъапсэу...nanKaffed

ANAVATAN VE DİASPORA: BİRLİKTEYSEK GÜÇLÜYÜZ

Adıgey Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı’nın daveti üzerine Türkiye’nin değişik şehirlerinde yaşayan dokuz gencimizle birlikte, 14-20 Ağustos tarihleri arasında Anavatandaydık.   Adıgey Cumhuriyeti’nin ‘Devlet Gençlik Değişim Programı’ dahilinde yaptığı davete başvuran kardeşlerimiz; Bitlis-Ahlat’tan Natho Mehmet Akif, Denizli’den Hağur Şamil, Düzce’den Kuke Ayça, Lıuj Nefin, Eskişehir’den Hejı Furkan, Ankara’dan Gorsogho Bahadır, Gofu Melike, Sakarya’dan Melişe Emre, Bandırma’dan Nemplukho Orhan ve refakatçi olarak Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) adına benim katıldığım ziyaretimiz 14 Ağustos gecesi başladı.   Ziyaret öncesi geçen bir aylık süreçte oluşturduğumuz WhatsApp gurubunda birbirimizi tanımaya çalışırken gençlerimizin Anavatan ile ilgili soruları yağmur gibi gelmeye başlamıştı ve bundan çok büyük mutluluk duymuştum. Nihayet 14 Ağustos gecesi Sabiha Gökçen Havaalanı’nda buluşup, tanışıp, pasaport işlemlerimizi tamamladıktan sonra bekleme salonuna geçtiğimizde Nefin’in pşınesini çıkartarak leperüj müziğini çalmaya başlaması, gençlerimizin eşlik etmesi ve sonunda salonda bekleyen yolcuların çılgınca ekibimizi alkışlamaları, daha yolculuğumuzun başında bu programın nasıl güzel geçeceğinin habercisiydi.    Vatan topraklarına ayak bastığımızın ilk gününde otelimize gelip istirahate çekildiğimizde saat 06:00’yı gösteriyordu. Gençlerimize kalsa hiç uyumadan hemen şehir turuna geçeceklerdi ancak üç saatlik bir uyku sonrası Maykop şehir turuna başladık. Adıgey Parlamento Binası, Flarmoni Binası, Maykop Camii, Ulusal Müze, Voncak Anıtı ziyaretlerinden sonra Adıge müzik aletleri imalatçısı Ğuçe Zamudin’in ustaca yaptığı eserleri inceledik ve nasıl yapıldığı hakkında bilgi aldıktan sonra hep beraber şarkılar söyledik.   Gezimizin ikinci ve dördüncü günlerinde Adıgey Devlet Üniversitesi, Maykop Devlet Teknoloji Üniversitesi ve Adıge Dil Enstitüsü ziyaretleri yapıldı. Hepimizin hemfikir olduğu konu, gerek anavatanda gerekse diasporada dilimizi konuşanların sayısının azalması ve bunun için alınması gereken önlemlerdi. Burada anlaştığımız ortak nokta, dilin bilenler tarafından, özellikle çocuklarımızla küçük yaştan itibaren evde konuşulmasının gerekliliği idi. Tabii dilin korunup geliştirilmesinde sorumluluk sadece ailelerle sınırlı tutulamaz, kurumların ve devletlerin de bu konuda üstlerine düşeni hakkıyla ifa etmeleri gerekir.   Üçüncü günümüzde ise, 1998 yılında Kosova’ dan gelen soydaşlarımız için kurulan Mafehable Köyü’nü ziyaret ettik. 20 haneyle kurulan köy bugün 62 haneye ulaşmış ve Suriye, Ürdün ve Türkiye’den gelen soydaşlarımızla sayı her geçen gün artmaktadır. Tabi ki köyde güzel karşılanmanın dışında ilk yapılan şey gençlerimizin hemen kendi sülalesinden olanları aramalarıydı.   Beşinci ve altıncı günlerimizde Adıgeyimizin doğa harikası mekanlarını,  Laga Naki Platosu, Rufabgo Şelaleleri, Kafkas Doğa Parkı ve Guzerilp Köyü’nü doyasıya gezdik. Şelaleleri gezerken bana hediye edilen ve önünde Adıge bayrağımızın olduğu tişörtü giymiştim, fotoğraf çekilirken yanımıza gelen dört kadından bir tanesi tişörtümü göstererek Adığabze, nereden geldiğimizi, dil bilip bilmediğimizi sordu ben de kendisine Türkiye’den geldiğimizi, dilimizi bildiğimi söyledim ve hoş sohbetten sonra “Buraya dönmek için daha ne bekliyorsunuz? Gelin sayıca güçlü olalım, birlik olalım” dedi, ki bu temennisine katılmamak mümkün değildi.   Bu ziyaret sonunda ekibimizdeki kardeşlerimin tek söyledikleri “En kısa zamanda buraya tekrar geleceğiz, göremediğimiz yerleri de göreceğiz” idi, hatta Hağur Şamil kardeşimiz liseyi bu yıl bitirdiğini ve eğitim hayatına önümüzdeki yıl  Adıgey Üniversitesi’nde devam etme kararını aldığını söylemesi de bu gezimizin anavatan ziyareti niteliğinin ötesinde, Devlet Gençlik Değişim Programına da katkısı olması açısından sevindiriciydi.   Her güzel şey gibi bir haftanın nasıl geçtiğini anlamadık ama sayılı günler çabuk geçti. Bu programın gerçekleşmesinde katkısı olan başta Adıgey Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı’na, bizlerden ilgi ve desteklerini esirgemeyen hep yanımızda olan ve anavatana ilk dönen soydaşlarımız Çetao İbrahim, Yediç Mehmet, Hızel Abdullah, Jane Bülent, Şhalako Adnan, Khuade Adnan’a ve bize tercümanlık eden öğrenci kardeşimiz Naş Oktay’a, Kosova’dan ilk dönen soydaşlarımızdan rehberimiz Tuğuj Suat’a, başta Adıge Xase olmak üzere, Adıge Tv çalışanlarına ve gittiğimiz tüm kurumlarda güler yüzlerini eksik etmeyen vatandaki soydaşlarımızın hepsine, ekibim ve KAFFED adına şükranlarımı sunuyorum.   Anavatanımıza gidiş gelişlerimizin daha da fazlalaşması, iletişimin ve kültürel-sanatsal alanlarda etkileşimin çoğalması için kurumlarımızı teşvik etmeliyiz. Marifet biraz da iltifata tabi; bu tip programların çoğalması için toplumumuzun ve özellikle de gençlerimizin daha fazla talepkar olmalarını umuyorum. Derneklerimizin de Eskişehir örneğinde olduğu gibi daha fazla gencimize bu tür Anavatan ziyaretlerine katılım imkanı sağlamasını öneriyorum. Önümüzde ilk etapta Adıgey Cumhuriyetinin Kuruluş Yıldönümü için Ekim ayı başında yapılacak ziyaret programı var. Ha Marje…   HUPŞI Adnan ArslannanKaffed

Adıgey Cumhuriyeti’nin Kuruluş Yıldönümü’nde Anavatandayız

ADIGEY CUMHURİYETİ KURULUŞ YILDÖNÜMÜNDE ANAVATANDAYIZp> 2 - 7 EKİM 2018 Pegasus Havayolları ilep> Kıyıboyu Şapsığ & Maykopp>   01.10.2018 Saat 21:00’da Sabiha Gökçen Hava Limanında Pegasus Kontuarı Önünde Buluşma   SALI02.10.2018p> td> tr> 02:40 td> Krasnodar Paskovski Havaalanında karşılama td> tr> 03:30 td> Büyük Kicmaya hareket Kıyı Boyu Şapsığ td> tr> 08:00 – 09:00 td> Tuapse de kahvaltı td> tr> 11:00 – 12:00 td> Büyük Kicmaya varış. Mezdah Otel’e yerleşme td> tr> 12:30 td> 33 Şelaleleri’ne tur td> tr> 15:00 td> Öğle yemeği ve dinlenme td> tr> 20:00 td> Mezdah Otel’de akşam yemeği + Adıge Ceug ve Gösteri td> tr> ÇARŞAMBA 3.10.2018p> td> tr> 08:00 – 09:00 td> Mezdah Otel’de kahvaltı td> tr> 09:00 td> Maykop’a hareket. Yol üzerinde Kutsal Ağaç ve Adıge köylerine ziyaret. td> tr> 17:00 td> Maykop’a varış ve Turist Otel’e yerleşme td> tr> 17:30 – 18:00 td> Turist Otel de akşam yemeği td> tr> 18:30 td> Adıge Kültür Festivali’nin açılışına ve A.K. Nehay in jubile konserine katılım td> tr> 20:30 td> Adıge Ceug ve en güzel Adıge kızının seçimi td> tr>   td> Turist Otel’e dönüş td> tr> PERŞEMBE 4.10.2018p> td> tr> 08:00 - 09:00 td> Turist Otel’de kahvaltı td> tr> 09:00 td> Guzeripl’e hareket. Doğa müzesi ve Dolmenlere ziyaret. Guzeripl köyünde gezinti. td> tr> 13:00 – 14:00 td> Öğle Yemeği (Piknik) “Plaj” Turistik Dinlenme Tesisi ve Restoran “Dakh” Alanlarında td> tr> 14:30 – 15:30 td> Rufabgo Şelalelerine Gezinti td> tr> 16:30 td> Maykop’a dönüş td> tr> 16:00 - 17:00 td> Festival kapanışı ve yarışmacıların derece alanlarına madalya verme töreni td> tr> 18:00 td> Flarmoni Binası’nda Konser td> tr>   td> Turist Otel’e dönüş td> tr> CUMA 5.10.2018p> td> tr> 08:00 – 09:00 td> Turist Otel’de kahvaltı td> tr> 10:00 td> Adıgey Cumhuriyet Günü Kutlamaları’na katılım td> tr> tbody> table> div>   22:00 td> Havai Fişek Gösterisi td> tr> 22:30 td> Turist Oteline Dönüş td> tr> CUMARTESİ 6.10.2018p> td> tr> 09:00 – 10:00 td> Turist Otel’de kahvaltı td> tr>   td> Hediyelik Eşya Alışverişi td> tr>   td> Tıj İlkay Misafirhanesi açılış programı td> tr> 23:00 td> Otelden ayrılıp Havaalanına yola çıkış td> tr>  PAZAR 7.10.2018p> td> tr>   03:55 td> Krasnodar Havaalanı Kalkış td> tr>   05:55 td> Sabiha Gökçen Havaalanı İniş td> tr> tbody> table>     Fiyatlarımıza Dahil Olan Hizmetler Pegasus havayolları ile Gidiş-Dönüş Uçak Bileti Gidiş : 00:05 Dönüş : 04:00 Havalimanı - Otel; Otel – Havalimanı Transferleri 5 Gece Oda Kahvaltı Konaklama 1 Gece Kıyıboyu Şapsığ’da konaklama 1 Öğlen 1 Akşam Yemeği Otel Maykop Merkez Transfer Panoramik Şehir Turu Rehberlik Hizmetleri Seyahat Sağlık Sigortası   Fiyatlarımıza Dahil Olmayan Hizmetler Yurtdışı Çıkış Harcı Vize Ücretleri Öğle ve Akşam Yemekleri Ekstra Turlar     KREDİ KARTINA 4 TAKSİTp>   2 KİŞİLİK ODAp> KİŞİ BAŞI 630 USDp>   nanKaffed

MAYKOP: BİR UMUT, BİR HEYECAN

Son dönemde önceki nesillerin yaşadıklarının genler aracılığıyla sonraki nesillere aktarıldığına ve bunun insan yaşamını etkilediğine dair bilimsel yayınlar, kitaplar görmüşsünüzdür. Bizim de hiç görmediğimiz halde Kafkasya’yı özlememizin, Atalarımızın özgürce atlarını koşturduğu, bereketli topraklara, eşsiz bir doğaya sahip anayurdumuzu içimizde taşımamızın bilimsel olarak açıklaması budur muhtemelen. Ben de, çok tuhaf -ama yalnız olmadığımı biliyorum- gözlerimi kapattığımda kutsal meşe ağacının altında buluyorum kendimi. Rüzgâra eşlik eden pşinenin sesini duyduğuma ve bizi koruyup kollayan ormanın bizimle birlikte el vurduğuna eminim. Kulağımda olan ve içimde sabırsızlıkla sese dönüşmeyi bekleyen Adıgabze’nin de sadece anneannem ve rahmetli dedemden duyduğum Adıgabze olmadığını, çok zaman önce, kadim zamanlarda dinlediğim masallardan hatırımda kalan sesler olduğunu biliyorum. Bir konuda daha yalnız olmadığımı düşünüyorum; ben çok istediğim bir şeye karşı garip bir mesafe koyuyorum; o şeyin hakkını verememekten, hayal kırıklığına uğramaktan, büyüsünün bozulmasından çekiniyorum. Kafkasya’ya gitmek de öyleydi benim için. Öyle çok istiyordum ki gitmeyi, fırsat yaratabilecek olmama rağmen 29 yaşıma kadar erteledim. Güzelliğine ilişkin zerre şüphem yoktu da ben o güzellik karşısında ne yapacaktım, hazır mıydım nefesimin kesilmesine, kavuşmanın heyecanı ile kirpiklerime üşüşecek gözyaşlarımı saklamaya? Eşsiz güzellikte bir doğaya sahip Kafkasya’da – elma diyarı Miyekuape’de – altı gün boyunca o kadar güzel ağırlandık öyle güzel karşılandık ki hislerimin tarifi pek mümkün değil. Bizleri gördükleri için gözlerinin içi parlayan dönüşçüler, sanki çok uzun zamandır tanışıyormuşuz ama bir süredir görüşemediğimizden özleşmişiz gibi muhabbet ettiğimiz Maykoplu Adıgeler… İyi ki varlar, çok yaşasınlar… Belki başka bir yazının konusu olmalı ama oranın da kendine has sorunları olduğunu, onların da diasporaya en az bizim onlara ihtiyaç duyduğumuz kadar ihtiyaç duyduğunu, dili yaşatmak için daha çok çalışmak gerektiğini ifade etmek gerek.  Hayallerimizi gerçekleştirmek adına “ama”lara sığınmadan, Kafkasya denildiğinde birçoğumuzun kalbinin başka türlü atmasını sağlayan duygularımızı akıl ile birleştirerek hareket etmek elzem. Bu yolda kurumlarımızın etrafında kenetlenmenin ve benzer duyguları taşıyanların birlikte hareket etmesinin önemi de yadsınamaz. Bu yolda gençlerimizin anavatan ile bağını canlı tutmak için elinden geleni yapması belki de hayati önem taşıyor. Üniversite çağındaki gençlerimizin Kafkasya’da okuması çok değerli; ancak bağların canlı tutulması yükünü yalnızca onların omuzlarına yüklemek bir miktar haksızlık. Diasporada kendi parasını kazanan, enerjisi olan, aldığı eğitim ile katma değer yaratabilecek gençlerin de bu yolda ellerini taşın altına koymaları gerekli. Başka bir deyişle oraya yerleşmek ya da sık sık gitmek için “emekli” olmayı beklememek lazım. Bir toplum ve tarih bilinci oluşturmak isterken nesillerimizi Kafkas dağlarından, Adigabze’nin eşsiz tınısından mahrum bırakmaya da hakkımız yok. Görmeden, işitmeden ve temas etmeden bir miras oluşturmak ve bunu nesilden nesile aktarmak imkânsız. Bu nedenle gitmenin türlü türlü yollarını aramak durumundayız. Nihayetinde; yaşattığı hüznün ve tarifi mümkün olmayan duyguların yanında düşündürdükleri ile de anlam dolu bir seyahat oldu. Tüm bunların gerçekleşmesini mümkün kılan Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) ile Adıgey Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı’na bin teşekkür az bile. Her iki Kurum’un da çok büyük bir özveri ile çalıştığına bizzat şahit olduğumu belirtmek isterim. Teşekkür sıralaması yapsam sayfalar yetmez… Ancak bana kalsa bir şekilde erteleyeceğim bu gezi için özellikle Yaşar Aslankaya, Ömer Atalar ve Adnan Arslan’a teşekkür etmeden geçemeyeceğim. Toprağına bir kere ayak basıp dağların arasından süzülen suyunu içtikten sonra kalbinizin orada kalacağına eminim... Anavatan da bizi bekliyor, O’nu daha fazla üzmemek gerek… Selamlar… Gofu MelikenanKaffed